OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

BA BOA CA CD CH DİA DUİT E.e. a.B.. .ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr. EHN EUM FO GMDTA h. ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b.. İngiltere..g. Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih. OTAM RGD A s. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office.e.y.. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı .KISALTMAIAR a. a.m. a. Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih. yazmalar .g. S.g. Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin. YA-Res YEE Yz. HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş.

R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . D R . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . D O Ç . TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF. N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. G A B O R A G O ST O N m D R . Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R . D O Ç . M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . D R . B U N E S » PROF. F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R .iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. PROF. H E Y W O O D • PROF. D R . H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF. D R . N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. PROF. D R . Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R . M E H M E T SA R A Y » Y R D . D R . D O Ç . D R . A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. PROF. E N R IC O BA SSO W D R . D R . D O Ç. R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . PA L FO D O R * D R . A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . . E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. H İR O K İ OD A KA D R . D R . İB R A H İM S E Z G İN ■ H . S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. PROF. M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. P T R M E N T Z E L M Y R D . O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D . D R . D R . ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. D R . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D O Ç . D R . D O Ç. D R . D R . D R . M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. D R . D R . D O Ç. D R . D R . M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. D R . ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . D R . İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. D R . PROF. R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. D R . D O Ç. D Ç . D R . H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. D R . Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. D R . D R . Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. D R . C O L IN J . D O Ç. K A M E L F IL A L I» PROF. D R . D R . H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. D R . D R . SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. D R . D R . D R . V10REL PA N A IT E ■ PROF. D R . D R . Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. D R . D R . O SM A N KÖSE m D R . D R . M O N IK A M O L N A R U PROF. M U STA FA B U D A K ■ Y R D . A H M E T KAVAS ■ D R . İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF.

D R . D R . D R . D R . D R . Ş. D R . D R . HALE ŞIV G IN ■ YRD. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. H A K A N K IR IM L I m PROF. G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II. J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF. M E S U T A Y D IN ■ D O Ç. C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . D R . A L İ B İR İN C İ ■ D R . abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. D R . D R . ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. M ERA L B A Y R A K m Y R D . F İK R E T A D A N IR m DO Ç. M İT H A T B A Y D U R ıı. DOÇ. DOÇ. D R . ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . abdülhamid ve pan-islamizm PROF. D R . D R . A Y TE N SEZER ■ YR D . YASAMEE ■ PROF. A. M E T İN H Ü L A G Ü m D R .J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D . D O Ç. D R . D R . DOÇ. M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . M U R A T M . D R . VEYSİ A K IN .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . D OÇ. DO Ç. D R . C E N G İZ HAKOV • DO Ç. DOÇ. BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . D O Ç. D R . DO Ç. SON YEL ■ PROF. DO Ç. F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. D R .cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. D O Ç. H AŞA N ŞA H İN ■ D R . D R . M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. D R . D R . D R . M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç. D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. H A T İP O Ğ L U U Y R D . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . A H M E T T U R A N A L KA N m D R . DO Ç. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R . D R . HE E S 0 0 LEE • DO Ç. D R . B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . D R . IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. D R . Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. İL B E R ORTAYLI D R . FE RO V Z A B D U L L A H K. D R . D R . ISA B L U M l ■ D O Ç. D R . DO Ç. H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. D R . D R . T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . D R . balkanlar ve ötesi PROF. C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . A L İ A K Y IL D IZ m PROF. BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. D R . D R . D A V U T K IL IÇ m DO Ç. D R . D O Ç. D R . N A D İR DEVLET ■ DO Ç. D R . D O Ç. D R . KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. SF. D R . yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. E N G İN A K A R L I ■ PROF. M U SA Q A S1M 0V m D R . G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. D R . D R . S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . IG O R KA R PA Y E V U Y R D . ÖM ER B U D A K ■ Y R D . D O Ç. D R . D R . SA LA H I R. E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . ODILE M OR E A U ■ DOÇ. M A H İR A Y D IN m D R . D R . D R . DOÇ. M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . D R . D R . D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı.

D R . D R . kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . T İM U R K U R A N ■ PROF. T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. D R . D R . D R . D R . D R . D R . D R . E YAL G IN IO » Y R D . D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . D R . D R . D O Ç. D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R . A SLA N ERE N • Y R D . Y IL M A Z K U R T » D O Ç . O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. D R . H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . V A H D E TTİN E N G İN . M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . D R . D R . R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. D R . D R . A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. D R . ZA FE R T O P R A K • ASST. V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. D R . D R . D A R L IN G • PROF. YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. PROF. D R . U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. D R . ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . D R . EROL ÖZVAR ■ D O Ç. D R . Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . D R . D O Ç. D R . İM M A N U E L W A LLERSTE IN . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. D R . T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D . D R . DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. D O Ç. M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. L İN D A T. S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . D R . M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. D O Ç. DO Ç. D R . S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. D O Ç. D R . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . PROF. SE RA P Y IL M A Z ■ YRD. PROF. D R . C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. ulaşım ve demiryolları PROF. DO Ç. D R . R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . D R . D R . D O Ç . A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . D R . PROF. D O Ç. FE T H İ G E D İK L İ M D R . D R . D R . D R .F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. KLÂ RA H E G Y I ■ D R . A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . D R . SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. D R . M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. D R . D R . D R . D R . D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . D R . KA TE FL E E T ■ PROF. D R . D OÇ. ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. D R . SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF. F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ. D R . PROF. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç.cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF. ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF. M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. M Ü B A H A T S. VIOREL PA N A ITE ■ D R . D R . D R .

DOÇ. M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. S A İM SAVAŞ » PROF. M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . M . D R . D R . D R . F E R İD U N M . D R . SA W SA N AGHA KA SSA B . D R . D R. D R . D R . D R . D R . D R . DOÇ. EM E CEN » YR D . F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. D R . DOÇ. D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. D O Ç . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. köylüler ve konar-göçerler PROF. BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC. D R . A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. YAVUZ E RC A N » P R O F . D R . D O Ç. D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. STA N FORD S H A W » P R O F . S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . M USTA FA D E M İR » YR D . D R . G A L İP E KE N » D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . D R . SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. DOÇ. D R . M E H M E T ŞEKER » D R . M USTAFA A ŞKA R ■ DR. D R. Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D . D R . B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. D R . D R . MOSHE M A ’OZ » PROF. D R . D R . D R . Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. D R . DOÇ. D R. N U R İ A D IY E KE » D R . D O Ç. A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. temelindeki manevî harç PROF. D R . ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. PROF. REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. ermeniler ve rumlar PROF. DOÇ. D R . D O Ç. DOÇ. M EN DERES C O Ş K U N » D R . DO Ç. N E D İM İP E K ■ Y R D . A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. D R . D R . GEZÂ DÂ V ID m YR D . D R . İL H A N ŞA H İN m D R . İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . D R . DOÇ. D R . D R .. RECE P D Ü N D A R » Y R D . Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. D R . CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. PROF. DOÇ. D R . B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . D R . ALİ G Ü L E R ■ D R . ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . D R . D R . D R . DOÇ.cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. D R . M USTAFA KA RA » DOÇ. SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. A R SH I K H A N » P R O F . DO Ç. D R . H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . D R . L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . D R . D R . Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. D R . SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. D R . A B D U L L A H SA YD A M » PROF. İREN E M E L IKO FF » PROF. O SM A N Ç E T İN ■ YRD. DOÇ. O SM A N T Ü R E R » PROF. D R . SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . D R . A. G A Z M E N D SH PU Z A » PROF.

U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . A H M E T M A K A L » D R . D R . D R . D R . H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç. N E C M E T T İN TO Z L U PROF. D R . D R . D R . R U T H M . N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D . D R . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . F A H R İ U N A N » PROF. H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. D R . D R . E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . D R . BE H IYA ZLA TA R » PROF. C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. D R . M A D E LIN E C. ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç .cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. D O Ç. D R . D O Ç. D R . H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. D R . R O D E D * PROF. Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . D R . FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. D O Ç. M . H A LİS A Y H A N » D R . İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . D R . R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . ZİYA K A Z IC I * D O Ç. ZİYA K A Z IC I » PROF. D R . D O Ç. M EFA İL H IZ L I m PROF. R Ü Ç H A N A R I K » D R . D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. D R . LEYLA K A P L A N » ASSOC. H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. D R . D O Ç. D O Ç. M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. D R . Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. D R . B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . D O Ç. D R . D R . D R . D R . D R . ZE H R A TO SKA » D R . D R . İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. D R . D R . D R . A H M E T C İH A N ■ PROF. ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D . D R . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . D R . D R . T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . D O Ç. D O Ç. D R . T A H SİN Û Z C A N » Y R D . D R . D R . A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . D R . D R . D R . D R . ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. D O Ç. D R . ENVER K O N U K Ç U » Y R D . D R . PROF. M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. S A L İH A Y N U R A L » Y R D . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. D R . D R . D O Ç. D R . Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. D R . A L İ A RSL A N M D O Ç. T U R G U T C A N S E V E R » PROF. D R . D R . D O Ç.

SA LİM A Y D Ü Z * D R. DOÇ. DOÇ. D R . DOÇ. D R . ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. DR. OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. D R . DR. ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. DR. C H R IST IA N R U M P F » PROF. D R. ATİLLA Ç E T İN * D R. D R. İLH A N YERLİKAYA * PROP. D R. D R. D R. ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. DR. Al. DOÇ. DOÇ. D R. D R . DOÇ. DR. D R. DOÇ. M . M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. M . ALİ Ş A F A K * YRD. DR. DR. SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. D R. GILLES VEINSTEIN ■ YRD. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. D R . DOÇ. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. harp sanayii ve teknolojisi PROF. Ç E T İN VARLIK m DOÇ. D R . FEVZİ D E M İR * YRD. D R. H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. ALİ ÜNAL * PROF. SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . D R . H A M İT ERSOY ■ YRD. DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD . D R. İD R İS BOSTAN * ASST. D R. D R. RECEP AHISHALI * PROF. TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. DOÇ. D R . YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. D R . D R . D R . D R . D R. D R. DR. N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. ZEKERİYA TÜ R KM E N . A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. DOÇ. D R. A K İF A YD IN * ROF. M E H M E T V . DOÇ. SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF. D R. D R. İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ. D R . D R. DR. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. D R. ORHAN KIL IÇ * PROF. PROF. G A BOR AGOSTON * D R. DR. D R . A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. şeyhülislâm ve kadı DOÇ. Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. EN GİN BE RBE R » DOÇ. D R. M U SA Ç A D IR C I m YRD. D R . REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. M U R A T ŞE N U D O Ç . DOÇ. D R .

D R .ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . D R . B E K İR K A R L IĞ A » D R . M E H M E T A K G Ü N » Y R D . D R . D O Ç. D R . D O Ç . ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. D R . M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . D R . T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . H A Y R İ B O L A Y » D R . D R . O C A K » PROF. H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . D R . D R . D R . SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. D R . D R . D O Ç. D R . D O Ç . D R . A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . E R C Ü M E N T K U R A N » PROF. M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . D R . S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R . D R . Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . İB R A H İM K A L IN » Y R D . D R . M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . COR N E LL H. Ş E R İF M A R D İN » D R . D O Ç. D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R . M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF. C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . D R . M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . J A K O B L A N D A U » PROF. D R . A Z M İ Ö Z C A N » D R . A Lİ B İR İN C İ ■ D . S. P R O F D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. D R . Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . O R H A N F. M E H M E T Ç E L İK » PROF. D R . D R . D R . C A H İT T E L C İ » D O Ç . D R . Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. D R . PA L M IR A B R U M M E T » PROF. D R .cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. A B D U L L A H A L PE R E N » D R . D O Ç. O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. NORA SE N İ » D O Ç. R E ŞA T G E N Ç » PROF. D R . D R . D R . SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. D O Ç . B E R N A R D LEW 1S » PROF. B A K İ T E Z C A N ■ PROF. İ T E R T U R A N ■ PROF. D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. D R . D R . İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . A H M E T Y. D R . D R . H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . D R . D R . RAIA ZAIMOVA » PROF. D R . SA L İM KOCA » D R . D R . B E K İR KO Ç L A R . A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. D O Ç . D R . N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. D R . İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . D O Ç. ZA H R A Z A K IA » Y R D . Y U R I A. A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . D R . S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . FL E ISC H E R » Y R D . B Ü L E N T TA N ÖR • D R . D R . VEJDİ B İ L G İ N » PROF. B A Y K A N S E Z E R » D O Ç . N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . D R . D R . D R . M İK A İL B A Y R A M » PROF. D R . İL B E R OR TA YL I ■ PROF.

A Ş K IN YAŞAR ■ D R . D R . D R . D R . D R .astronomi PROF. D R . R E M Z İ D E M İR . D R . A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. D R . A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF. D R . N A CER M IL O U D I » D O Ç. D R . A D N A N ATAÇ » PROF. H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp . T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . D O Ç . E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. B E Ş İR ATALAY » Y R D .diş hekimliği PROF.kimya . B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. N İL S A R İ ■ PROF. D R . FE ZA G Ü N E R G U N » D R . D R . D R . D R . N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R . D R . A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF. D R . D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF. D O Ç . D O Ç . G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF. D R . N İL S A R I » PROF. M U STA FA K A Ç A R » D R . H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. D R . D R . A Y ŞE G Ü L D . D R . S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. D R . SA L İM A Y D Ü Z » D R . O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . D R . D O Ç.PROF. D R . K L A U S K R E ISE R ■ D R . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. D R . D R . S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç. D O Ç. YAVUZ U N A T ■ PROF. H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . D R . İLT E R U ZEL » PROF. N U S R E T Ç A M » D R . S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. D R .D O Ç . D R . D R . M USTA FA K A Ç A R . D R . D R . İLT E R UZEL eczacılık PROF.cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF. D R . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. M .mantık D O Ç . E M RE D Ö L E N » PROF. R E M Z İ D E M İR fizik . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF. A S U M A N B A Y T O P . M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik . D R . D O Ç . D R . K O R K U T T U N A » PROF. D R . D R . D R . D R . H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . D R . SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R . D R . D R. D O Ç. D R . A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF. D R .biyoloji Y R D . A L İ Y A R D İM » PROF. R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . E R D İM İR • D O Ç. A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. D R . KE N A N İN A N » D O Ç . D R . E SİN KA H YA » D R . M E H M E T H. D R . A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF. T U R H A N B A Y T O P » P R O F. D R .M U T L U K IL IÇ » D R . R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. H U L U S İ L E KE SİZ » D R . D R . İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . D R . D R . G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. D R . D R . E R İŞ A S İL .

GÜN A Y K U T ■ PROF. D R . KA DİR ATLANSOY . DR. M U STA FA İSE N m D R . KA ZIM YETİŞ ■ PROF. A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. DR. D R . DOÇ. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. MUSTAFA U Z U N • YRD. D O Ç . F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç. A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . D R .ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. DOÇ. İSMAİL PARLATIR • PROF. ALEV SINAR ■ PROF DR. ALEMDAR YALÇIN • DR. DR. M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. N E C D E T E R T U Ğ * PROF. DR. M E H M E T A R SL A N » D R . DOÇ. DOÇ. D R. DR. DR. U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. DR. SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. DR. VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. DOÇ. D R . D R. DR. MERTOL TU L U M M PROF. NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V. DR. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. D R. M EH MET SA RI ■ YRD. MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. DR. D R . SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. DR. M EH MET ARSLAN M YRD. LATİF BEYRELİ • DR. DR. DOÇ. HAYATİ DEVELİ ■ D R. D R . TA D E U SZ M A JD A » Y R D . ALİ FUA T BİLKA N • YRD . Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. D O Ç . ERCİLASUN U PROF. ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. D R . D R . D R. DR. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. D R . N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . D R . NECAT B İR İN C İ ■ YRD. D R . DR. D R . GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. DR. DR. DR. Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. DR. M U Z A F F E R T U F A N M Y R D . KEMAL YAVUZ • DOÇ. VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF. D R . CEMAL KU R N A Z U PROF. DR. D R . DR. EN GİN SEZER ■ PROF. D R . N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. DR. DOÇ. 1.o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. DR. D R . H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. D R. N AZAN BEKİROĞLU • YRD. D R . D R . H A L U K D U R S U N • D R . B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. D R. DOÇ. DR. FATİH SE ZG İN M DOÇ. FAZIL GÖKÇEK . Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . A DNAN KA D RIÇ M PROF. R ID V A N C A N IM ■ PROF. SABAHAT DEN İZ ■ YRD. İSMAİL ÜNVER • DOÇ. DR. M E TİN ERG UN • YRD. Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. D R . M. D R. D R . A HM ET B. D R . DOÇ. DR. İ. DR. DR. DOÇ. DR. DOÇ. DR. ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. D O Ç . D O Ç. DOÇ. D R . ORHAN OKAY ■ PROF. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. D R. DR. DR. İSKENDER PALA ■ PROF. H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. İN C İ E N GİN ÜN M PROF. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R .

EMİNE K A R P U Z * PROF. MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. D R . D R . D R . D R . OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. RECEP U SLU M D R . A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. B E TÜ L B A K IR M Y R D . G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . M . DOÇ. JA L E N. T U R G U T CANSEVER M PROF. DOÇ. ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. D R . D O Ç. D R . DOÇ. SEMAVİ E YİCE M PROF. NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. PROF. D R . DOÇ. R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . D R . B Ü L E N T A K SO Y M YRD. D R . D R . D R . M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . D O Ç. D R . D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. RECEP USLU M D R . D R . D R . Z E K İ SÖN M E Z m PROF. DR. D R . N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF.cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . E R Z E N U D R . D R . D R . N U SR E T Ç A M M Y RD. D R . D R . D R . K A SIM İNCE ■ DR. DOÇ. SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. DOÇ. A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . DOÇ. D R . İSM A İL Y A KIT • P R O F . SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. OLUŞ A R I K * PROF. S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . D R . D R . N E JA T E R A L PM D R . DOÇ. D R . LEYLA BA YD A R ■ PROF. D R . PROF. DOÇ. SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. D R . D R . A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç . H A K K I A C U N M PROF. N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . D R . H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF. D R . DOÇ. H. EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ. K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. B Ü L E N T A K S O Y M D R . D R . DR. A YH A N ZEREN M Y R D . N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . D R . D R . Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF. D R . A. D R . Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . OLUŞ A R IK m PROF. NAJWA O T H M A N M YRD . A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . D R . D R . EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . D R . SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. D R . N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. D R . G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . H A K K I A C U N M PROF. B İR SE N ERA T M Y R D . ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . D R . PROF. D R . N U R İ Ö ZCA N • D R . D R . D R . D R .

SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D . U Ğ U R D E R M A N m P R O F . D R . H ÜSREV S U B A Ş I» D R . DOÇ. D R. ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. TE R CA N Y IL M A Z » Y R D . Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF. D R . D R . M . DR. D R . D R . D R . F. D R . FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. OKTA Y ASLANAPA * PROF. H A L İT ÇA L » YRD. halıcılık ve kilimcilik PROF. G Ü L N U R D U R A N » D R . SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. D OÇ. D R . R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF.D R . M E T İN A KA R » PROF. kuyumculuk PROF. D R .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. R Ü Ç H A N A R IK R D R . N İH A T BO Y D A Ş » DR. DOÇ. D R . H. Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . DOÇ. T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. D R . D OÇ. D R . D OÇ. D R . B E K İR D E N İZ »P R O F . D R . ZEREN TA N IN D I » Y R D . ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. D R . D R . M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. G Ü N SE L R E N D A » PROF. HÜLYA T E Z C A N » Y R D . A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . D R . ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. DOÇ. D OÇ. h . A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. M U H İT T İN S E R İN m P R O P . N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. D R . N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF. DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. D R . K IY M E T G İR A Y » D O Ç . D R . İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD.e. DOÇ.T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. D R . D R . D R . D R . Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . B A N U M A H İR ■ D R. ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . D R . T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . D R . D R . K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F . D R . ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. D R . D R . D R . D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. M . ARA A L TU N ■ D R . ENVER TÖRE » PROF. D R . D R . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . h . DOÇ. SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . DOÇ. D R . FA H Rİ SAKAL . D R .c. G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P . D R . D R . D R . H ATİCE A K SU » A. DOÇ. Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. D R .

B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D .o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . D R . D R . D R . K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T . K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F. DOÇ. D R .

DR. KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I .I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ.

.

Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. Bu genellemelerin başında. Daha da önemlisi bu büyüme. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde. . özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. XIII. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. H alil İnalcık.ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde. bizim amacımız. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir. Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz. Dr. m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir.

yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. Bu bölümde. İmparatorluğun XVII. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz. XVIII. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır. Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur.Daha sonra. mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. XVIII. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. Bu anlamda XVII. Yeni Türkiye . “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. ve XVIII. Öte yandan. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık.

MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. DÇ. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF. HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. DR. DR. DR. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD. DR. DR. DOÇ. MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. DR. DR. COLINJ. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. ORHAN F. DOÇ. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF. DR. DR. DOÇ. DR. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR.

PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. YÜZYILLAR) / DR. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . PROF. Dff. YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR.XVIII. DR. SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST. DR. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR. PROF. DOÇ. DR. JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. DR. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 . SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. YÜZYILDA I. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. DR. DR. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI.rumeli’ye geçiş SINIR. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF. KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. PROF.

DR. DR. M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II. NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR.1 7 0 1 ) / DR. AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF. CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A. HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF. ÖZBEK. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII. BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI. OSMANLI. B A RB A R O S PAŞA. DR. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . YÜZYILLAR) / PROF. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. DR. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF. DR. YÜZYILLARD A EFLAK. DR. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. DR. V. DR. VE XVII. DR. H0SKADEM HASANOVA / 509 . Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF. DR. YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK.

DOÇ. MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. DR. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII. DR. İBRAHİM AYKUN / 689 . Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. DR. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. DR. YÜZYILLAR) / PROF. ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. DOÇ. YÜZYIL SONU X X . YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX. DR. DR. DR. DR. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF.ALTINCI BÖLÜM XVIII. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. DR. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. DR. DOÇ. SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ. DR. YÜZYILLAR) / YRD. DOÇ. HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. DR.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

14. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. EySİYASET I. tüccar ve sanatkârlar da vardı. Bu göçmenler arasında şehirli halk. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz. yy. Bu süre­ ci. Bayat. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. Antalya. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır. ulem a.B. DR.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. sürmeye çalışıyorlardı. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. daha bu tarihten önce. 13. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. yüzyılda Anadolu. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir. Oğuzların kitle halinde batıya. Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. bölgeyi Turkmenia diye anar. 13. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına.da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. F. Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. 12. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. birincisi. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. Göç. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. Burada ilk in . Bölgede Çepni. saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli. yy.D. yy. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur. Asıl ikinci büyük göç. Ancak. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde. İlkin demografik etkeni. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir.

Moğol kontrolü. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. Bu f/f’larda daha 13. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. Galiba. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. Amasya. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. Siyasi güç. gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler.000 çadır. egemendi. yüzyıl içinde. Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler. Bu Türkmenler. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış. yy. Kü/ tahya’da 30. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar.mir. batı uc bölgelerine göç etmiştir. OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. Akdeniz. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. Orada savaşçı elemanlar Alplar.000 çadır. İlhanlı hüküm darlarının. Kütahya. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır. Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. Etrâk-i Vc. Her bölgenin başında. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. Maraga. Denizli (Tonguzlu). başlarında Denizli bölgesinde 200. Onlar. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. kutsal ganiSİYASET . Karahisar (Afyon). çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler.000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de. Kastamonu ucunda 100. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. Al-U m arî 14. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. dinsel yaşam­ da. Uçlarda. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. Avdan. Kastamonu. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri.

İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. Osm anlı beyliği gib i. 1299’da Nogay ölünce. dinsel yaşama. Keykâvûs halkının bir bölüğü. Orhan’ın donanmasından söz eder. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler. onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. 1261 tarihini. Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. Türkmen beyliklerinin. bölgede kurulan ilk beylikti (1269). İzzeddin Kevkâvûs. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. Baba Saltuk. bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET . Sarı Saltuk’un Türkm enleri. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. Kalanlar ise. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. Hamid oğulları. Sahib Ata oğulları. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. Aydın. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. Sonraları 14. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. bu Türkmen grubu. Aynı yılda Selçuklu sultanı II.metle yaşayan uc gazileri idi. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca. ettiler). Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. Bu tarihte Kantakuzenos. Paul W ittek ’e göre. Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti. Bizans topraklarına çevirdiler. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. Bu beylikler. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. 1284’de M oğolların. çoğu yok edildi. Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Kuruluş süreci. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. Bu hareket. Saruhan. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. Sonuçta. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. B atıy a göçen babaîlerdendir. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. Nogay. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu.

ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi. yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET . Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. gazâ. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. Osman G azinin bölgesi. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. İşte. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. yani Çoban oğullarına bağlar. Saruhan ili gibi. sakarya nehrine kadar feth et­ miş. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki. 1260). Ger­ çekten ilk savaşçı grup. Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Menteşe ili. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. öte yandan Mısır. Pachyme­ res. gazâ liderinin. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. Os­ man Gazi. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. Ali akınlarını durdurunca. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. Pachymeres. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. O zaman Osman Gâzî. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud. m ülkü gib i algılanır. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış. Bu kay­ nağa göre. hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu.

bu durum. kul­ lar olabilir. Germiyan tarafından gelen SİYASET . Başlangıçta Aygut Alp. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. Demek ki. Konur Alp. Olası budur kim . beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. meşru hükümdara. Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri. bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. Turgut Alp. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". İznik. Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. Türk-Moğol geleneğine göre “anda”. Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. Kastamonu emîrine. Os­ man. daha sağlığında. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. Bik (Bey) diye anılm ıştır. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. Kuşkusuz. “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. Böyle bir hareket. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. Selçuk Devleti kadrosunda. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. Başka deyimle. Osman. Osman’a teberrükte bulun­ muş. bir yandan “doyum”. ma’mûr olmaz. Siyasî otorite. Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. Osman G azinin nöker/yoldaşları. bu uc’da en atılgan. “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. Haşan Alp. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. Osman’ı ve onun gibi bu ucda. der ki. Lefke. gaza olmuştur. Akça Koca. o da Selçuklu sultanına. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. gâziyân için gösterdiği son hedef. Osman G azinin. Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. Buna karşı Osman. ileride gazâ). bak. Menâkibnâme geleneğinde. Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak. uc toplumunda. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. Herhalde Osman. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. Za­ manla onlar. Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. ileri­ de). bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı.Bab). Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. İslâm î kutsal savaş. zira Osman Gazi. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. Devletin doğuşunda ikinci aşama. gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. bu şehrümüz kim Karacahisardur. daim a sultanın yakınları olmuştur.

30a. Yarhisar. liderin ülkesi. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. Menâkibnâme. Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. tekvur Osman G aziye. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. lidere “an­ da” ile bağlanmış. devlet için dinî bir borçtur. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. kadı tayin ettiğini. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi. İl ve memleket. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. her şeyden önce. Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. Bab). ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. kabul edilirse âmân verirler. Rum halkı. Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. Devletin ku­ ruluşu. Yenişehir) kim aldılar. Eskişehir’den 7 km. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. İnegöl. kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. Menâkibnâme. “zim m î” haklarını kazanır. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. fakat ri­ vayete göre. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. Evvelâ. Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. (bak. 13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. bu aşamada Osman’ı. İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. Öyle görünüyor ki. istim âletin. Bundan sonra Osman. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. Başka deyimle. Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. Bab). Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. Bu fetihten az sonra. “İstim âlet”. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. yani Müslümanlara I SİYASET . Geyve fethinde (20. Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. Herhalde. Osmanlı kaynakları. vilâyetinde adlü dâd ettiler. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk.yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. Yarhisar. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. Karacahisar. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. Çoğu kez önemli bir zafer. 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. /''B u eski rivâyet. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. yazılışı II. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14. Tabii.

II. ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. Konya’da Sultan Mes’ud. Özetle. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. III. O. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. Görülüyor k i. (bak. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . Çünkü bu isyan sonucu. Komşusu güçlü Germiyanlılar. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). Osmanlı rivayeti. Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır.saldırmış. beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. 1300’de Osman. Osman öldüğü zaman (1324). 1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil. Öbür yandan. Bab) Herhalde. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. Bu koşullar altında Osman. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. Sülemiş isyanı (1299). İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. Âşık Paşazade 12. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. Keyhatu’nun gelişiyle. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. “Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. Öte yandan biliyoruz k i. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. 1298’de İlhan. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. III. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. Rivayete göre sultan. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. O sı­ rada. (Rivayet. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. 1288’de Germiyanlılar dahil. şehirleri. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır. 1299 y ılı­ na ait olaylar. Görülüyor k i. Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır.

“Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Bu belge. Osmanlı B eyliği. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır.gelm iştir. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır. Zaten. ala­ madan ölmüş. Pachymeres’e göre. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber.. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu. Bu ordu. Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir.. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi. Ede-Bali dahil birçok derviş. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. Kara yere döküldüler. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir. Arap Seyyahı İbn Battuta. Bazarlu.. Bu tasvir. Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere. 15. ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. Özetle. H am îd. Özetle diyebi­ liriz ki. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. Osman’ın. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü.. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder).. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge. Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. Yalo­ va’nın doğusundadır. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü. Kendisiyle orada buluştum . Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. Aydın B eyliği. M elik. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor. kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip. adı geçen oğlu Orhan. SİYASET .. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir. Fatma Hatun sıralanıyor. servet.. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır.. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”. BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. İmpa­ rator II.

Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. Kastamonu. Eğridir. Germiyan. Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. yy. etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz). Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. fakat bir netice alam am ıştı. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer. Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. beySİYA SFT . Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş. Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. Gaziler başarı gösteren ünlü liderler. karşıladığın gösterir. Bu beylik. Gerdebolu (Ge­ rede). Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir.İstanbul’dan gelen kuvvetler. Alanlar iyi savaşmış. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır. 15. O. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer. Orhan (Osmanlı). O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. Maramar Denizi. B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. Aydın’da Umur Bey. Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. Tonguzlu (Denizli) beyleri. Böylece 1300’lerde Osman. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. son­ larında tarihçi Neşrî. İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. Hamid oğulları. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım .

bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. SİYASET . Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. Saruhan. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük. saray edebiyatı. yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. Palamas’a. Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. onun bayrağı altına koşarlar. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. Alp-erenler. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. hususi bir kıyafet. Rodos şövalyeleriyle. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. rafızîler. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. uygun bir yoldaş. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. gayret. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G. etraflarına toplanırlar. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. 1330’larda Al Umarı Karesi. ok yay. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. Osman. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir. Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. gaza akınlarına başlamıştır. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı. iyi bir at. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). iyi bir kılıç. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. Köprülü. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister. 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. dünyaya mağrûr değillerdir. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti.ler. Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı.b a h r olarak tasvir eder. Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. onları himaye edeceğini. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. Din yoluna gayretlüdürler. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. m istik ve epik bir edebiyat. Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s. süngü.

Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. İbn Battuta (sh. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini. kurşun eklenmelidir. Onun Bursa’da yaptırdığı site. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. pamuk. safran. Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. Balat. Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. (429. balmumu. Buna kalay. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. bugün Sel­ çuk). İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. han. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. Bu bakımdan en anlam lı olanı. bize gazi demek lâyık olmazdı”. hamam. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. 448. Kantakuzinos. 435. Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. pirinç. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. üzüm.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. Bu şehir­ ler güzel çarşıları. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. Elimizde İslâm kılıcı vardır. yün. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir. 442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. şap. kenevir. 14. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. imaret. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. cami. 450). 449). Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. Sinanüddin Yusuf. buğday. Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti. W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir.

mıştır: M anisa’da U lu Cami. Ve­ fâî şeyhleri. Onun anlatım ında Ede-Bali. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. Şeyh Bedreddin. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. Aşpz. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını. Zira Babaîler. Osman Gazi’nin şeyhi. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. Kozagaç köyleridir. Orta Anado­ lu ’dan. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. 96). aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. M urada) sıfatı verirler. O. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. A li. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. 16016. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. Elvan Çelebi. 1300 tarihinde. farklıdır. Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. 96) Mahmud’dur. Ömer. sh. Abdal Musa. ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. Abdal Baba­ lar. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. Vefâî şeyhleri. Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak. Murad. Bu son kayıt önemlidir. Kayda değer k i. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. G eyikli Baba. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. Ahmed. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. Moğol kuvvetleri. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. uçların en uzak noktalarına. Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Aşpz. Mustafa fakılar). Mâliyeden Müdevver no. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375). Genelde dervişler. Meselâ. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. baba. Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375). 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı.

geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Orhan onu ziyaret eder. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. hay­ vanlarla arkadaş olan. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. ona “teberrükümüzdür. tarla açar. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. İsmail. vergilerden affetmesi. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir). dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. Baba “dayım onun yanına g e lir”. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. Sinan. Babâî dervişlerinden bir grup. Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir. geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. Meyve bahçeleri eklenmiştir. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. bahçe yapar. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. dervişler vaktini bekler. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. A li. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. son­ larında Aşpz. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). 5. hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. döndü. Onlar Babaîler diye bilinir. Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. G eyikli Baba’nın davranışları onun. L. Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. Derviş durma­ dı. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. Derviş bir zaviye kurar. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. Mustafa. Sultanlar bu va­ kıfları daima. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta. yy. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. der. Hasiy a se t . derviş kabul et­ medi. Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. köyler meydana çıkmaktadır. Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. Toprağı işlemede. 16. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. MM 16016.8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. Barkan. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan. Ağaç 15. Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. m utlak fakirliği seçen. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. Bu dervişlerden biri. Otman O SM A N LI □ Baba gib i.önemli kayıtlar elimizdedir. Avluya ağacı diker. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır.

yy. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. ilk yarısında. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır. in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı. sonuna kadar dayanmalı. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. eserin aslı 10. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. ve 14. bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak. ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. 14. Bu grup. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. T ekine göre. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). bu arada Ucat'ta.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. İslam bu yolda ölene şe- E3 . serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. Bu gib i eserlerde gazâ. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. yy. gazâ. tarihçinin ödevi. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. helâl n iteliği özellikle belirtilir. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir. sufîlik. fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti. gâziyân. yy. Ş. İslâm’ın em rettiği bir görev. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. başka deyim le dayanışma. alp la r adıyla anılmaktadır. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi. 13. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. Tekin’in incelemesine göre. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. GAZÂ VE GABİLİK 13. özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. ve 14. Bunlar. Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı. Batıda yazılan eser­ lerde. Selçuklu şehirlerinde.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla). Uc böl­ gesinde. Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. Risâle. b irlik sağlanm alı. 13. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. yy.

niçeri ordusunu oluşturdular. yılm azlık. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. atılganlık. kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır. Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. yeniçeri teşkili fikrini buldu. fırsat­ ları kollama. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. kendi­ ne güven. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. 94). İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. Bu beklentiler. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. yerinde metanetle durma. taşımada d ayanıklılık. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. 144 4 ’te Haçlılar. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi. I. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. n eftr-i âm ilân edilm iştir. Pencik her beş esirden biri. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. yeO SM A N U □ ALPLAR. PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . O ğlan­ lar. ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. K im in sam im î dindar. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. sab ırlılık.hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. Bayezid. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. Osman güdü­ SİYASET . 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. Bu son madde. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. güçlülük ve savaşganlık. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. Osman I. Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. II.

Osman “alınan vilâSİYASET . Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. yaş veya vasiyet. Konstantin-İli. Samsa Çavuş. Saltuk Alp. Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri. Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. vb). Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş.Bab). Konur Alp. Gördük ki. OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi. Aşpz. Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. Orhan. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. Başlangıçta alplar. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. yahut Moğolca nutug diye bilinir. 120). yu rt . onun beyliğini hazırlı­ yordu. Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor. Konur Alp’in adı geçer. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. öldürmüş. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. oraya “Turgutrİli derler”. 76). Osman. Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt. 90).lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. hizmetine girdiler. Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. her biri kendi yurtlu­ ğunda. Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. Nökerlik/Yoldaşlık. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır. so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. (Neşrî. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. Osman. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. 22. N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). bu dahi bahadır yoldaş id i”. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. Türklerde alplar.-16. Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. 10.I. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. Başka deyimle. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. 1324’te beylik tahtına oturdu. Akça Koca. Bu alplar. 19.

Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. M. Evrenuz. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. Büyük timar sahiplerinin zırhı. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). Gazi. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. 118). A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. Zırh. yani yay ve kılıcıdır. yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). Ahiyyân. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. cesurluk. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. Osman Gazi ile alplar. Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı. fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. Herkes onun gücünü görür ve sayar. Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. cesaret sahibi olmaktır. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. Düşman alpı atından tanır. soyluluk koşu­ ludur. Bu. Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. alpın zırhlı olmasıdır. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. zırhlı sürvari ordusudur. yani zırh­ lı sipahidir. Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. alpın silâhları. Avrasya tarihinde. Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir. Onun paralleli. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. tim arlı sipahi daima cebelii. Garîbnâme’ye göre alp. Ha­ cı Bektaş. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . “yağı görüp sim m iya”. İlk koşulu “muhkem yürek". Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. Uçüncüsü. göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. kan SİYASET . Beşinci koşul. M ihal oğulları. Abdâlân ve Bâciyân. onun “altını ve inci­ sidir”. bürüme zırhtır. meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar. Altıncı ve yedinci koşullar. kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. A lplık zırhla belli olur. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. alpın en değerli malıdır. Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı.

Alp. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. vilâ­ yet. Bu huylar havayîlikten doğar. Bu koşullar. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. tevekkül. dervişler) edinme. Bu süvari. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. C im rilik. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. Âşık. arkadaş. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. 13. kar­ g ı. ışk. düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. himmet (başkasına özveriyle yardım etme). Şeriat bilgisi. kifâyet (nefsini basmak). Ganimet ve fethedilen topraklar. spiritül nitelikler şöyle özetlenir. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır. İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. Siigü (Süngü)2 gerektir. Âşık Paşanın bu anlatım ı. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. lider tipini. dünya sevgisi havasına kapılm am alı. mızrak olarak tanımlanır. muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı.kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. Eski m etinlerde sügü. “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. A hiyyân I SİYASET . fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. yay. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. yy. riyâzet. ok. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. ilm . Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. doğru yâr (eshâb. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma).

(Aşpz. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. her menşeden gelen “garîb’le r. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. 120). gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. Babaîlerin. G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama. y iğ it yahut şeyh. Nöker. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. derviş. bugünde bir ziyâretgâhdır. sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı.için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. 13. Uc Türkmen toplum ları dahil. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. La societe feodale. 210-217). kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. yy. Battalııâme. başbuğa anda ile bağlanırlar. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir.3 Esir olan nöker. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. 10. bu dahi bir yarar yoldaş id i”. Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. Araştırıcılar. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. ahi. Nöker kurum u. A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. Osmaı. Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur. la formation des liens de dependance. Mevlevîlerin değil. Neşrî. Marc Bloch. Yiğitlik/centilm enlik. M ichel yay. Marc Bloch’agö re (s. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. U c’ta gâzîler. seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. gâziyân. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. Bu alp veya gâzî tasvirini. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. ahiyyan. I. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı. bey kulları (gulâm -i m îr). Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur. Yeniçeriler. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. 1968. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. dayanışma. Bab. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti. Moğol toplumunda nöker. Osman Ga­ zi de. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. Alp. 10. 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. Menâkibnâmeye göre (Aşpz. Aşık Paşa’nın alp tasviri. O. Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Bab). Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta. Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. Bu model. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. Kırşehir’de görkem li türbesi. soylu kişilerin. Paris: A. böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. I SİYA SET . İslâmî kutsal ganim et için her yandan. özveri. alp-erenlerin pîridir. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer.

İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur. Turbegi. Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. bir din adamına ihtiyacı vardı. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. Fakılar. Beyliği teşkilât­ landırma. Onun çocukları. Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. Meselâ. Süleyman. fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler. Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. fakîh’in kısaltılmışıdır). daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Ahi Evren. vezirler gelmekte idi. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı. Çandarlı Kara Halil. Bu âlimler. Daha yukarıda kadılar. yy. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. 13. Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. MM 16016. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. Murad. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. İslâm hukukunu. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. A li Ömer. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. Moğollarla mücadeleye giren II. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Ahi Evren (Evran). Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. daha bu zamanda. Bu kayıtlarda. OSMANLI . Nâsirüddin’in ahileri. Böylece. Hapisten kur­ tulunca. başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. fakılar daha ağır basmaktadır. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Köye yerleşen bir grubun. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. tabii. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. vakıfların kanıtladığı gibi. Yusuf. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir.

İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. hayvan takımları. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar. Evliya Çelebiye göre. Zaviyede onunla beraber olanlar. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. O. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. işçi grubunu oluşturmakta idi. Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. Ahilere ait zaviyeler. 1256). Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı. Sivas. evvelce söylediğimiz gibi. yabancılara yakınlık göster­ mekle.4 “Bu ahiler” diyor. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. vb. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. önüne kor. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte. ahi denir. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. Ahi Evren. Buna fütüvvet de denir. kendisini zaviyede konuk ederler. Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. Mevlevîlere verildi. evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. karşı çıkan esna­ fı. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. Tokat. Bir konuk gelmemişse. Zaviye üyelerine fityân. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. geti­ rirler. Gerçekten dericilik. onu halı. Ahi. şehir ve köyde rastlanır. devlet karşısın­ da en güçlü. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı. Onun. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. kendi sanatında çalı­ şanları. onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. Türkmenler arasına göç ettiler. Ahi. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. başlarına. Bütün bu olaylar.uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. bağımsız. deriden yapılırdı. Bir yerde I SİYASET . bir zavi­ ye bina eder. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. Şîraz ve Isfahan halkı. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. Dünyanın hiçbir köşesinde. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine.

Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik.” SİYASET . ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. B irgi’de M uhyiddin. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır. Ahilerin. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425). Sultanın doktoru bir yahudi idi. kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442). Cuk. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. Aydın Beyi Mehmed). bana büyük bir para gönderdi.. Bursa’yı. O. 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder. Kalacak yeri yoktur. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması.. Rumlardan babası fethetmiştir. üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Egridir’de fakîh M üslihiddin. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu. Bu sultan servetçe. beylik döneminde şehir­ de. Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler. geniş caddeleri.. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. Osman Gazi’nin Söğüd. sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği. refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. Kabristanda uyur. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. Özetle İbn Battuta. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü. (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. vecde gelip bayıldı. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin. Kastamon ili vâiz Alâeddin. Yüze yakın kalesi vardır. Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432). Konya’da ahi bir kadıdır. Gerçekten ulvî bir gece id i”. İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. Mezarı.sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı. İznik’te Alâeddin Sultanyükî.. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. Unutm ayalım ki. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. küçük demektir. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı. Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti. Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir. Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür.” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur).

güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. yiğit-b aşı. yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. Bu koşullar. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. olağanüstü bir konuk-severlik. Arab seyyahı. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur. fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. Öbür yandan mal kalitesini koruma. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. seyahatine devamla Geyve’de. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. esnafın. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. ah ilik “âdabı”. “İznik’te” diyor. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma. Noksan üretim ise. kalfa. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. Meselâ. Seçimden sonra kethüdâ. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. Bu yârân. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. sosyal dayanışma. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. hırsızlıktan. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. İşte bu koşullar. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. Osmanlı döneminde devlet. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. M udurnu’da.Seyyahımız.7 Fütüv­ vet. Devlet. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. beline. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir. Hatun. İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. büyüğe saygı. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. Talep sınırlıdır. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. çırak. idarecilerini kendisi seçer­ di. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. usta nizamı. her usta. fazıla” bir hanım dır”. Yenice’de. Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. ııakib ve şeyh. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. diline hakim olma). ahilik. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. ması gerekirdi. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. im tihanlarla sağlanırdı. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. Meselâ. özveri ve dayanışma. Ken­ disi “salihe. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. özveri.

Sonraki devirlerde. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. İmparator ordusuyla buraya. İznik açlıktan düşmek üzere. Osmanlı’nın eline geçecek. Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. Pelekanon’dan epey uzaktadır. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir. Kuşkusuz. 1 Haziran’da. İznik’in teslim olmasıdır. Osmanlılar. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. Savaş. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. Maltepe. kaçtı. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Açıkça maksat. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. İmparator. Bu durum. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. Savaşın ilk günü. Zaviyeye dükkan. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. Bu. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. tepelerden harp sahasını gözetliyor.” Bizans komutası. anlatılmamıştır. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız. Bunu öğrenen Orhan. Bu zaferin ilk sonucu. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. Orhan. Böylece. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu. Osmanlılar 1300’den beri Osman G. Böylece. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. Pelekanon Savaşı. Bu ara­ da Hereke dahil. dır. İki taraf orduları. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. Orhan Gazi.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. Oysa. İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. böylece. Pelekanon. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . Buııa karşı. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur. Oysa. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. Bursa. Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. vardır. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. İznik. İmpara­ tor yaralandı. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler.

(Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. Bunlar 4 tane kaledir. Haziran’ın ilk günlerinde biter. tam geçit yerindedir. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. iki yıl sonra. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Bu köprü-başı. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. Eskihisar’dır. Bizans ordusu da karşı çıktı. Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle. O. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). yani Daritzion Kalesi var. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. Dördüncü kale. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. yahut Flokren dediğimiz kaledir. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. büyük stratejik. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. Bu­ gün bu kale ayaktadır. İmparator ok­ la yaralandı. Bizans ordusunda panik başladı. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir. sonra geri kaçışa başladı. Birisi. oklarını serpti. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. 1352’de ilkin Tsympe. Orhan. fakat asker panik halinde kaçıyor. tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. çünkü anahtar bulunama­ mış. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş. Bu yalancı kaçıştan maksat. Öte­ ki. İstanbul’un fethi gibi. Bunun üzerine. Bizanslılar. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. Balkan fetihlerini haSİYASET . kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. Rumeli’de yer­ leşme. Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. Kale bur­ nunda Fkokrinia. Gerçekte. tepelere doğru çekmek. Sonra Darıca. Oysa. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. Ona karşı. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Sal hikâyesi. Bu bölge. Pelekanon Savaşı. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. Osmanlılar. Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. İmparator. Başlangıçta. paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. Bu zaferden sonra. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek.

Bu arada. hem İstanbul’daki rakipleri. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). İmparator Kantakuzenos. bu köprü-başını. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. Bizans İmparatoru Yuannis V. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. Bolayır’ı fethetmiştir. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. Şimdi. Umur Bey’e karşı Bizans. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Bu sayede. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. 1355 yılı sonuna doğru 6. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. İstanbul’da halk. Gazi Evrenos. Böyle­ ce. Tsympe deni­ len kalede. Kantakuzenos. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. O zaman. Gerek Umur. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. 1347’de. Bu tarihte. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. Ece Bey. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. Anadolu tarafından. ölmeden önce. Süleyman Paşa. İzmir’in düşmesinden sonra. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı. Türk yardımı. bir yandan Gelibolu. Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. Kantakuzenos’un. Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Bu olağanüstü olaylar. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. Süleyman Paşa. Osmanlı kaynaklarında. Umur. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. İstan­ bul’da Yuannis V. kıyıya çekiyor. Bi­ zans. Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. SİYASET . Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. Kantakuzenos için. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. Umur Gazi. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır.zırlayan ilk büyük gazi beydir. Edirne’ye gitti. lıafif donanmasını. gerek­ se Orhan. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. 13 54’te. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. aksine o. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. Bununla beraber. İmparator. Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. bu seferlerinde. Şimdi. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. Osmanlılar. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. Güçlü Haçlı donanması. ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. 1352 yılında. Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş. beklenmedik bir tabii olay. O. Kantakuzenos. Karesili Beyler. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. Bu arada Süleyman Paşa. (Sırpsındığı) Savaşı ile. Hacı Ilbeyi. Dönüşte. Depremi. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı.

Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. I SİYASET . Bizans. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. Fakat Karesili Gazi Beyler. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. Palaeologus’a başvur­ du. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. Bizans böylece. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. Orhan. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. Böylece Bizans. anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. Süleyman. köyler kurmaya başlamıştır. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. İmparator. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. İmparator. Murad hare­ ketsiz bekledi. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. esir edildi. fidye olarak. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. Bu anlaşma ile Osmanlılar. H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. Halil kurtarıldı.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. Orhan. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. O r­ han’ın dostu. Orhan. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. İmparator. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Rumeli’ye geçip yerleşmeye. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. Gerçekten. İstanbul’a getirilip. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. Rumeli’deki şehzade Murad ise. Bu arada Bizans diplomasisi. Gaziler yeni durum karşısında. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. Karesi’den halk. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. Bizans diplomasisi. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. Chalcocondyles ve Düsturnâme. Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. H alil’in Orhan’dan sonra. Bu arada 1358’de. Bu talihsiz olaylar. İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. Kesin olarak biliyoruz ki. Fakat sonuç alamadılar. 30 bin Venedik altını ödedi. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. rivayete göre. Buna göre Orhan. İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti.

en ileri uca. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. Bizans donanmasıyla. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır. Bu plan. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. Gregoras. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. tamamıyla birbirini tamamlıyor. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var. Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Birisi. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. 14-15. Bizans. mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti.Murad. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. Bizans İmparatoru. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. Haçlı için güçlü devlet Venedik. İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte. Bizans. Venedik denizden bu sefere katılacaklar. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. Macarlar karadan. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. Senato. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. Ertesi sene İmparator. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. büyük oğul olarak. Bu durum kendisi için. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. 1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. Bunun için İmparator. Bu sebepten Papa ikinci kez. imparator Yuannis. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. büyük gayret gösterdi. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti. çıkarılan I SİYASET . Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. Papa ise. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. Osmanlılara karşı. ordunun başına gönderilmişti. Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. Herşeyden önce. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. oğlu Manuel’i Avignon’a. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. Doğudaki kolonileri düşebilir. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor. İstanbul düşerse. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu.

Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. Tekir Dağı ve İpsala. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. Çorlu’yu aldıktan sonra. Murad’ın sultan olduktan sonra. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. Gerçekte Edirne. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Garip olanı. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler.1369 tarihleri verilir. 1364. 1352’de Süleyman Paşa. ondan on sene önce. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. Akıncılar. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. İstanbul surları önünde görünmüştür. şehzedeliği zamanında başarmıştır. Edirne’yi fethettiği inancıdır. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. Ondan önce. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. Murad ve Lala Şahin. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir. Halbuki. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . Edirne fethinin daha sonra. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Jireçek ve Uzunçarşılı. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. Bu tabii yanlıştır. Uzunçarşılı. Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. sabib alucat. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. Asıl amaç. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. Yani Murad bu fethi. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. Edirne idi. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa.

Amasya bölgesindeki küçük emirleri. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. Murad I. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti. Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. ayet 90). Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. O sırada Balkanlarda Sırp. son derecede önem vermekte idiler. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır.de bulunuyorlardı. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. Osmanlılar bil­ OSM AN1. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. Bulgar. Zira bir Müslümanın. Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Murad I. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu. Osmanlı Sultanları. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. Onlar. Bu iddia. Timur. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. Nisa suresi. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. siyasi gayelerle. İran ipek yolu üzerinde idi. Fakat Kadı. Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu. Başka ifade ile bu fetih. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler. Onlar. Osmanlılar. Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler.

Murad. tarafından istilâya uğraması. 1420’ye doğru Mehmed I. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması. Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı.1 I SİYASET . Sela­ nik. Niş 1386’da zaptolundu. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. O SM A N 1. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır. Türk yardımını kabul etmiştir. Şunu da ilâve edelim ki. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki. Kıral Şişman. seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. Oradan Sofya 1385’lerde. Meselâ. Memlûkleri yenen I. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber. sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler. 1387 Eylülünde teslim oldu. Özetle. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. Osmanlıları. vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil. onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. yıllık haraca bağlıyor. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları. Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler.

yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. bir iç harbi önlemek için. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. 1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). Bizans bazı yerleri. şehirleri aldı. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. gerçek merkezî bir SİYASET . Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. Yıldırım Bayezid. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. yani Aydın. Muhasara altındaki Nikopolis’e. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. ve İstanbul’u abluka altına aldı. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. Erzincan’a kadar uzandı. Saruhan. odun ve saman temini. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. Albistan vb. Murad I. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). Bizzat kumanda ettiği ordu. Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. Bu zafer. Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya. idam edildi.Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Bi­ zans önlerinde idi. Avrupa’da korku ya­ rattı. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). O zaman Bayezid. Şehri uzun bir. güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394). Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti. Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. Ba­ yezid.rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. Bayezid. Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. T İM U R DARBESİ. Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. Murad’ın ölümü haberi üzerine. Menteşe. ileride çitf-hane sistemi). Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. Topra­ ğa bağlı köylü. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid. Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. bu arada Selanik’i geri almıştı. Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi. Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar.

İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. çünkü. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir. l4 3 3 ’de B. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. elindeki büyük geliri kullanmak istese. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. Onu destekliyeıı Bizans. O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. Askeriidari saray âmirler. Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. Şiddetle ha­ reket etti. Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. Eflak. 1402'deki fetret geri gelmişti. Nihayet. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. Fa­ kat Murad. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. (Haziran 1422). Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. İstanbul’u almak. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. Anonimler (s. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. M U R A D II. Şehri toplarla döğdü. bu tecrübeden sonra Bizans. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. Fakat I SİYASET . Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. Uçların.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. Murad. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. bana da öyle geliyor. Bursa. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı. Murad. Anadolu beyleri. O. 99) bu “bazirganların”. Murad’ı tanımadılar. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Osmanlılar.

Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. Varna civarına kadar geldi. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. Daha Hunyadi. Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. bunun 1444’deki gibi. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). Murad aslında içkiye düşkün. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. Çandarlı. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). Macarlar. İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. Genç Sultan ve etrafındakiler. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. Gerçekten. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. kendi isteğiyle tahttan çekildi. Bizans ve Papa. tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. sanat. Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. Edirne’de panik baş gösterdi. II. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü. 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. Bizans’ın E3 SİYASET . Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. Haçlı or­ dusu. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. edebiyat ve musikiyi takdir eden. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti. karşı taarruza geçti­ ler. devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. Bu sözler. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı. 24 Kasım 1443).

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. OSM A N U Q . Genç ve muzaffer sultan. O. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. Bu şer’i bir ku­ raldı. O. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. Böyle bir şey. Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. Mehmed. gazilik ve kayserlikte. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. sen Roma­ lılar İmparatorusun. 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E. Sözde. Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. O hanlık. Sultan. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. Venedik donanması yola çıkmıştı. II. 1466’da G. işin bir an bitirilmesine bağlı idi. Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. Yerine Zaganuz geçti. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir.1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir. Türk karargâhında Çandarlı. Buna kar­ şı Zaganuz. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. Daha II. Bir kelime ile İstanbul fethi. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine. bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini. J. Fâtih. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. Fâtih’in. 83).” Bu sonuncu cümle. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. bu sıfatı siyasi bir vasıta. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır. Başarı.

Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. Fâtih ve Venedik. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. o. Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi. Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. Bu siyasi program. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. N i­ hayet. Fâtih. Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu.idi. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı. Müttefikler. Bu durum üzerine harp ilân olundu. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. Osmanlılar. 1463-1479 Venedik Harbi. İlkin. O. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. Ticaret serbestisi bağışlanmış. Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir.buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. Fâtih. Modon. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. Mora’da. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. Fâtih. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar. Venedik’le ittifak etmişlerdir. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. 1454. Fâtih. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. Bu amaçla. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. Trabzon Rum İmparatorluğunu. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti.

Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. Fâtih’in kovduğu beyler. Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. Mücadele II. Akçahisar (Kruye). izliyor. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. Papa. Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. En önemlisi. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra. Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478). Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. 1472’de Venedik. Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. Fakat Gedik Ahmed. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Müttefikler. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. Venedik barışa yanaştı. Venedik. İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. yarımadada. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. 1475 Kefe ve Sudak). 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor. 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET . Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. Mora geri alın­ dı. Bu zafer. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. bu arada Isfendiyar oğlu. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Uzun Haşan. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. Mesih ye­ nildi. Bunun üzerine Fâtih. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak.na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı). Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. 1472’de Uzun Haşan. Koron. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı. Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. Kıbrıs. Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. Lepanto. O. Timur’un siyasetini. Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı.

orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. 1436’da veziria­ zam olmuştu. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. Beylik zamanından beri kadıaskerler. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. Böylece. yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. Fâtih. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. Fâtih. Fâtih. Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. Sonra maaşlarını arttırmak. kendisine vezirlik teklif edilince. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. Çandarlı. Murad II. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. Bir çoklarını Ocaktan attı. Uçlar. kadıaskerliğinde. mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. yeniçeri ağalarını. Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. Fâtih. Fâtih. Bu garnizonlar. veziriazamlara. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. gelebilecek kötü hareketleri önler. Son­ radan Molla Gürânî. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. Bir kelime ile. kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. Karamanı Mehmed müstesna. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu. Sultanın eski hocası Mola Gürânî. Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih.

Bunun yanında. veziriazam. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. divanın aslî üyele­ ridir. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. Bu dört makam. Padişah adına emir yazma yetkisi. Daha doğrusu. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. O. yüzyıl başlarına kadar egemendi. timarlı sipahiler. Böylece valiler. İdarenin bu üç esas kolu. genel siyaset işlerin­ de vezaret. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. genel işlerde veziriazama. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. Bunlar. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. yani sivil bir kanunname ilânı. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. Buna karşı onlar. Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. onla­ ra nezaret ederdi. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. Bu suretle. Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. vezirleri. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. Devlete türe ver­ mek. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. Onlar haf­ tada dört gün. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. Fâtih. yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET . Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. mâliyede def­ terdarlara. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. Fâ­ tih. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. Ağa. Veziriazam. Osmanlılarda 17. Sağlığında. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. Öbür yandan. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. Fâtih Kanunnamesine göre. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. Padişah yalnız. kadıaskerler. İslâmî anlamda asıl kanun. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe.

Tekeller. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. 15 ve 16. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. 1. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir. Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. sabun. seferler için asker sağlamaktı. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. Bir de bu kaııanu yürütmek için. bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. Fâtih. şeyhler. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler. SİYASET . gerçek gümüş fiyatına almak. tuz. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu. Bu pren­ sipler. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. 2. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. Sonraları kanunnamesinde. Bu suretle devlet. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi.nı derecede hak sahibi saydırdı. böyle bir reforma girişebilirdi. Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. Fâtih. Cem ile Bayezid. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. Âşık Paşazade (s. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. 875. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. Para üzerindeki önlemleri. eski Türk Müslüman aileleri idi. mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. padişahın eyaletlere. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. 198) bunları. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. Fâtih. radikal önlemlere başvurmuş. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları. yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur.

Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. Öte yandan Bursa. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. Osmanh kaynaklarının. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını.y. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir. y. Gayrimüslim zımmîlerin. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. Fakat ikinci bir yol. Rumlar. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. Bu H int ajanları. Ermeniler ve Yahudiler. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. bu madde Eflak. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. Daha 1432’de B. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. Bu siya­ set. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Baharat. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. olarak artan devlet gelirleridir. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. 15. Adana. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. Genelde Osmanlı Devle­ ti. 15. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. yy. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. Floransalılar. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16. Edirne. onlardan gümrük almıştır. tahta. İtalyanların yerini al­ mıştır. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. Maringhi. i SİYASET . Bu kısa ve ucuz yol. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii.

Serez. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. Midilli ve Agriboz’daıı. Edirne. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. çeşme ve ha­ mamlar. nüfuslandırmak. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. 342 cami. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti. yani umuma mahsus binalar. vakıf müessesesi oynamıştır. Burada cami. ibadet. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi. köprüler. Gelibolu. Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. Filibe. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). Yenişehir. ” Osmanlı devleti. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. 110 medrese. Ma­ nastır. Kefe’den şehre Rum. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi. Foça’dan. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. Fâtih kendisi. Dar al-tâlim. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. Taşoz ve Sumatraki adalarından. Fâtih. Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. medrese. Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. Fâtih. Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. Amasra’dan. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. Ferye. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. Fâtih. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). gerçek bir metropolis haline getirmek. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. Osmanlılar. 1095 mescit. seyyahları barındıracak imaretler. 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. Patrik Gennadius’a göre. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. 625 büyük küçük zaviye. Aksaray. 75 büyük han ve kervansaray. imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. Da­ vut Paşa mahalleleridir. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. çocuklar için bir mektep. ticaret yerleri. fakat başaramamıştı. İstanbul’un imarından önce Bursa. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. Mora’dan. Trabzon’dan. İstanbul. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. İznik. Sofya. Üsküp. Konya. şehri yağmasız almaya çalışmış. Keza o yıl. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. Argos’dan. bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. Devlet O S M A N ll El SİYASET . Gedik Ahmed Paşa. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. Murad Paşa.

bir cerrah (opera­ tör). Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur. 987 ev. dört hanın.000’e ulaşmıştır. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. F. SİYASET . iki hastahane aşçısı. 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir.ettirdi. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). Ö. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. Başka bir deyimle. 51 hamam. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir. 32 bozahane. Barkan 400-500 bin. tütün. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. 14 umuma mahsus hamamın. işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler. sınaî bitkilere. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti. bir eczacı hazır bulunurdu. Fâtih. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi. Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. Galata’da 260 dükkan vardı. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. pamuk. astronomi. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. matematik) okunurdu. Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan. 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. bir kehhal (göz doktoru). Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. incir.L. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. Sultan Pazarı. Braudel ise 16. üzüm. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. pirinç. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili.

bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. İleride göreceğiz ki. Aslında. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. koca. hane. Buradan toplumumuzda bugün bile. Vazgeçilmez bir düzendir. Bir çift öküzü olan aile. yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. aile ekonomi­ sinin. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. Eğer dul kadın. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. bir işletme ünitesi oluşturur. Bu. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. müzevvec yani evli erkeğin. Aile emek ünitesini. Sabanın odun veya demirden olması. aile emeğini esas alır. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. kısaca reaya çiftliğini. Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. hububat ekiminde noksandan ileri gelir. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. Devlet. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. vergi-nüfus sayımı. kanunla garanti altına alınmıştır. bir çift öküz ile çekilen sabandır. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. İlkin mîrî arazi. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır. ge­ çimlik ekonomi. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. Mîrî arazi rejiminde. Devlet bu yüzdendir ki. bir çift öküzle çeki­ len saban.” Tarlaların devamlı işletimi. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. köylü ailesinin mülkü olarak. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. Mîrî toprak rejimi. ırgatla idare ede­ bilirse. Ekonomik örgüte hakimdir. kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. Bu raiyyet çiftliği. devlet daimi kontrol altında tutar. Bu rejimde. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. ordunun ve şehirlerin iaşesi. devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. Çünkü. Hayvanî enerji ünitesinin. büyük kitlelerin geçimi. Bu nokta. mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. Darlık ve açlık. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. SİYASET . Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. Osmanlı Devleti. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). Koca. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. tarla olarak kullanılan. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. hububat ekimine. hiç kuşkusuz. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. bağ ve bahçe haline getirilemez. tarla ziraatini. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır. mesela marginalist okul. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. O SM A N LI I Günümüzde toprak. arazidir. Özetle. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. işletmenin. traktörün uygulan­ masından önce. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. Bir­ çokları genel kanunnamede.

Düzen bozulur. Çünkü. bu bir açık artırma ile belirlenir. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. kesim. Osmanlı İmpara­ torluğunda. şehirli. Mukataa. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. tabi­ ri de buradan çıkıyor. Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. Bu sebeple. reaya tasarrufu dı­ şında. aksi halde. köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik. Kanunlarla. Üretim vasıtaları öküz. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. raiyyet çiftliği birimi. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. ke­ sişme ile. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. Tapu rejimine göre. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için. ile belli olur. Sonraki dönemlerde. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. Fakat 20. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız. Özetle. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. bu rejimi korumaktır. Bu gibi çiftlik. Zira. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. hatta asker de olabilir. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. Kira bedeli. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. Burada şahıs köylü olmayabilir. tapu sistemi yanında. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. Hizmetler. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. devlet bunu önler. Üretim işini. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. Kiralamayı yapan kim­ se. kendisi düzenler. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. es­ naf. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. Belki. Tapu rejimine göre. İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. Boş SİYASET . tasarruf edilen arazi. rantın miktarı belli olmaktadır. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. Tapuya verilmeyen. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. devlet elinde. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. m îrî mukataalı arazidir. karşılıklı bir anlaşma. genel anlamda bir iltizamdır. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. tapu sistemi. bu açıdan incelenmelidir. Çoğu zaman. Ekâbir. Bu. Bu çeşit topraklar­ da. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. Mukataa sistemi. Patrilineal irsiyet. satılamıyan.mukataalı arazi. mukavele. hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. Yahut. Devlet bu garantileri vermiştir. Örneğin. hibe ve vakf edilemiyen. yani yukarıda açıkladığımız gibi. köy arazisi için. angaryalar. Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. Mîrî tapulu arazi. Burada. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. mezraa. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. toprağın olduğu kadar.

bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. Başka deyimle. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük. Şimdi. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. Bu. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği. toprak olarak değil. İşte. yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. yazık ki. çift-hane sistemine geliyoruz. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. Bu ünite. Alınan çift resmi. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. belli bir üretim tarzı. tümü. Ekonomik bakımdan çift-hane. Çift-hane. bizzat topra­ ğı gösterir. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. çift aslında bir çift öküz demektir. çiftlik adı almaktadır. kişilerin tasarrufuna verir. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. Bazen Zeugarion. Bu sistem. Biz.kalacağına. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. Fakat çok az da olsa. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. Osmanlılar ise. Osmanlı çift-hane vergisi. köylü ailesidir. biz yeni tahrirlerde. birlikte. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer. Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. Bu süreç. Marginalist mektep. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. çift öküzü değil. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. Burada. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. toprağı. çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. Hane. Burada. kombine bir vergidir. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. Bunu. sadece şahsi (personal) vergi değildir. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. Daha çok. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. Bu ünite. Gerçekten.

fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. Fakat unutmayalım ki. bürokratların reçetesine uymaz. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. Clıayanov’a göre. Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. defterlerdeki terimi ile mücerred. mücerred. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. Devlet. İşte devlet bunlara. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır. hatta yaratmış olmaktadır. emek kapasitesine göre belirler. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. az toprak sahibi olanlar. çifte sahip köy­ lü ailesidir. Bu sonun­ cular. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. bu durumu fazla abartmamak gerek. Nihayet. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. Böylece. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. bağımsız kendine özgü. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. Bununla beraber. Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. yani bennakler. Bu sistemde bütün kır toplumu. topraksızlar. 18. Sonraki araştırmalarımız. ondan sonra evli olmayan. Sistemin. yy. Asya bürokrasileri için ideal ünite. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. Başka deyimle. işgücü kısıtlı olduğundan. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır. Evvela. Bekar erkek. bir estate. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. Oyle görünüyor ki. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. çift sahibi olanlar. Böylece. kır bölümünde köylü. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. mesela İran’da. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. değişime ve gelişmeye. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim. İmparatorluk bürokrasisi.

gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. Bununla beraber. bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. özel koşul­ lar altındadır. Marksist yoruma göre. Tabii. Fiziki ve etnik şartlar. kadının hükmü altında 40-50. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. Köylünün. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. kolaylıkla yer değiştirmesi. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. Me­ sela. daha doğrusu kiralamaları­ dır. belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. İmparatorluk bürokrasisi. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. Bir kelimeyle. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. Burada sorun. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. Bu bakımdan da. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. Seriyye sicilleri arasında. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. bu sa­ vaşın asıl konusu. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. Bu ideoloji sayesinde. kültür. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık. yerleşim şartla­ rı. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. nüfusunu.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz. Öyle anlaşılı­ yor ki. Tabii sebeplerle. Her kaza dairesi. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir. İmparatorluk düzeni. Bu ko­ laylık. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. yahut yol üzeri olması. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. Gerçek durumları incelemek için. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. kudret sahiplerinin. yani çölleşme. Devletin fiscal çıkarları. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. toprağa bağlılık prensibine rağmen. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir.

nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. Örneğin. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur. Özetle. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun.y. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy.olgusu. Tabii olarak köylü. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. Ostrogorsky’nin ve H. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız. daha garantili şartlar arar. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. ortaklaşa kullanılan çayırı. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. y. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir.y. Şu halde. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. vakıf köylerine gider. Bunun gibi. 16. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. tarlaları. özellikle 16. Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. Başka deyimle. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır. Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. Osmanlı köyü. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz. Devlet. 3) Osmanlı köyü. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. derbentçi. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. G. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi. Bir köy. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. ortak ormanı. Yahut. y. yaşamı için daha iyi. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. başka önemli bir amil olarak. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. Bununla beraber biliyoruz ki. harman yeri. Bunun en göze çarpan misali. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi.’da geliş­ me çağında. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir.vergiler koyması yüzünden köylü. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. ortak merası. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber.

sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. 1500. İnce­ lediğim belgeler. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . haklarını belirleyen bir birimdir. bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. Bu ce­ maat içinde. Sipahinin kendi hassa toprağında.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. yalnız bahçe ve bağlardır. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir. Böylece. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. O. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. örneğin vakıf­ lar karşısında. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. denebi­ lir. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. Bununla bir­ likte. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri. 1600 yıllarını kapsar. oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. Si­ cillerde. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. Bunun nedeni. Başka deyimle. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler. Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. bir para kabul eder. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. Özetle. Sipahi de izin verdiği için. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. başlıca. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. kanûnda olmasa bile. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır. çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Ferağda.

Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. İshak Paşa. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem. Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. ticaret yerlerini yağma ettiler. Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. Yeni Sultana. Doğu’da Memlûklere î SİYASET . böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. barışsever. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. Onlar. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. Bayezid. Babasının siyasetine karşıt olarak o. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. Fakat Bayezid. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. hoşgörülü bir idare getirdi. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. Bayezid. H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. Charles’a karşı Papa. Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. Bayezid. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). H ı­ ristiyan hükümdarlar. sonsuz iktidarı öğülmektedir. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. O. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. Cem. şimdi tahtına gerçekten sahipti. Konya’da vali şehzâde Cem. Bayezid. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler. babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama.uyguladılar. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. adına para bastırdı. yumuşak. İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. gelip Cem’i zorla aldıysa da. O. Bayezid. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler. başlıca Macaristan tarafmdan. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı.

nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. Macarlar. Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. Navarin ve K oronu aldılar. Venedik. Bayezidi teşvik ediyorlardı. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). Rodos şöval­ yeleri. 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Modon. Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. yardım va­ adinde bulundu. 1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Papa faaliyete geçti. Bayezid. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. Venedik’in Fransa ile ittifakı. Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. O SM A N LI I SİYASET . Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. Napoli ve Milano. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. Fransızlar. Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. VENEDİK HARBİ. Bayezid. Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. Bayezid’e baş vurdular. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. zihnini işgal ediyordu. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. Papa. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. Polonya. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar. Ferrara Mentua ve Floransa. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. gelerek tehditler savurdular. Osmanlı devleti. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi. Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. İspanyollar. 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. Sırbistan’a saldır­ dılar. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler. 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. Genelde bu Osmanlı zaferi.

13. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. Azerbay­ can. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. kontrol altına almak istemiş. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı. Şeriatı. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15. İstanbul. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. yy ilk yarısından beri bağlı idiler. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. II. Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. Doğu Anadolu. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. Özetle yörükler. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. Dulgadır Türkmenleri. Osmanlı devleti. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. Bazı aşiret beyleri. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. Gırna­ ta Müslüman devleti. büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. tarım eko­ nomisine dayanan. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz.iI<BA$ AYAKLANMASI. Bayezid’in en önemli başarıları arasında. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar. KI2. Ataları gibi gazilik m . miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir.

Bursa’yı tehdide başladı. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. yine barışa bağlı kaldı ise de. topçu kuvveti isti­ yordu. Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. Bu meydan okuma karşısında Bayezid. Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. İsmail. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. hasta. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). İsmail. 1502’de. Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü. İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. beylerbeyini katletti. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. 151 l ’de Şah-kulu. Selimşah. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. O. Çaldıran zaferi. 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu.iddiasında bulunan İsmail. Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. “düşman yok. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. 921/1515 baharında Yavuz. barışçı göründü. bu iş tamamlanınca. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş. Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. (24 Nisan 1512). Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. SayılaO SM A N U . fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). Şah. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. İsmail’e karşı bu seferi.

Türkmenler Boz Ulus. O zaman Bayezid. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. Bu yandan Portekizli­ ler. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. Öbür yandan 16. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. Yavuz. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar. Yan. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Portekizlilerin. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. Böylece. gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. Sekiz Kürd kabile beyi. Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi. Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi. Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum. ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin. 1432’de B. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. Se­ lim. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. yy. Mısır sultanına yardım göndermişti. özellikle o zaman Mezopotamya ile İran. Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). Portekizliler. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler.da İran. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). sünnî Şafiî idiler. kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. Kürdler. Osmanlılar. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler. Osmanlılar. Memlûkler. OSMANLI Osmanlılar. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu.

Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. Pâdişâh. Selim. Selim. Bu tehditler. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu.kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. Savaşı seçti. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. Araplar. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Tumanbay. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır. Tumanbay. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. Osmanh kuv­ vetleri. Gemi yapmak için'tahta ve zift. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. Özetle. Kahire’de panik havası vardı. Sinan Paşa. Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Mart 1516’da Osmanlılar. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Selim. Kahire’de panik yarattı. iki ordu. demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. Osmanlılar. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. Selim. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Mekke ve Me­ dine’yi almak. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Haleb’e giren Osmanh Sultanı. herşey Arap dünyasını. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. büyüklerin I SİYASET . Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Ertesi günü Hâlife Al-Mu. Memlûkler. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. Memlûkler idi. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Al Gavrî. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. Fakat hangi taraf kazansa. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir. Fakat. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. Halîfe’yi yanında oturttu. Selim.

Gerçekte. Selim. Osmanlılar. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını. O. Padişah’ın hizmetine girdi. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. Osmanlılar. Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını.hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu. Selim. Şahruh. Buna göre. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. Keza. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. 1517’de Portekizliler. Zengin hediyeler gönderdi. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525). Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Zubayr. 3 Galyata. Bununla beraber. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Vaktiyle Abd Allah b. Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır. Ata. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır.D’ohsson ve sonra M. Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. M. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. Selman. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti. Osmanlılar.

Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. onun devlet işle­ rine. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. ken­ dinde. Mekke Şerîfi cevabında... Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi. Burada dikkati çeken nokta. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. Böylece. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. Başka deyimle. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. onun. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. Süleyman. Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır. 1725 tarihlerinde. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. bu fiilî durumu. Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ. Selim.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir. Kanunî Süleyman. Eskiden örfi kaI SİYASET . Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı.kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması. O. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir.

Osmanlı Padişahı. Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529). İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. Fransız elçisi Jean Frangipane. O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. Selim ’in fütuhatı.çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. Osmanlı devletine. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. göstermeli idi. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. Batıdan yardım gelmedi. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Süleyman. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi. Milano. a u j iit e ş f . mücadele edecekler. Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). D i­ vanda derhal sefere karar verildi. François. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. Padişah.nun konusu olan meselelerin 17. adetti (Şubat 1528). Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. Zapolya. Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU . Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. Osmanlılar. Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti. hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur. Osmanlılar. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. Köylüler. Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. Budin’e girdi. Üç hafta sonra çekildi. Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. O. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı. kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. kiittab. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. Fakat Osmanlı. yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. çıkan fırsatı kaçırmadılar. Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li.

Zapolya. Kari V ise. padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. hatta kendi tebaasından gizlemekti. İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. daima Roma’ya Roma’ya diyor. Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. 1531’den itibaren François. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. Süleyman. İmparator. O sırada Kari. François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. Padişah tarafından imzalanmamıştır). Haber padişahı kızdırdı ise de. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. Ertesi yıl Padişah. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). Şimdi. Barbaros. Karla karşı harp ilân edildi. Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi. Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. 1532’de Venedik elçisine. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. (bu bir taslak halinde kal­ mış. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. 1535’de La Forest geldi. François’ya. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. İmparator görünmedi. yıllık bir vergi ödeyecekti. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. İran seferinden dönüşte Süleyman. François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Süleyman. François’nın kişisel gizli politikası. 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. Bu za­ fer. François. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. Koron geri alındı. Böylece. AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. Franço­ is. Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. Padişahla I SİYASET . Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. kendisine İmparator denmesini arzuluyor”.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. Osmanlı dev­ letine. kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). Kari. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti.

Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET . Kral. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Mustafa’nın katli (1553). Gran. Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. Osmanlı hükümeti. François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). Süleyman. Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros. Padişah. Padişah. Osmanlılar ise. Buna göre. Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı. 1550’den sonra Osmanlılar. Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu. Ferdinand.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Ferdinand. Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar. Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. Sonuçta Fransa. AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı.sıkı işbirliği politikasına döndü. fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). Nice şehrini muhasara etti. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. Ferdinand sulh istedi. Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. 1543’de Süleyman. kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı).

Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. onları putlara tap­ madıkları. da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Lefkoşa alındı.minle vaad ediyordu. Türklerİn SİYASET . Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. askeri yardım teklifinde bulunuyor. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. Müttefikler. Allah’ın birliğine inandıkları. 17. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. Özetle. Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. Osmanlı H üküm eti. Böylece. yy. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar. Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. yy. yy. 17. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. 16. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. 1571’de Osmanlı donanması. Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. Lutherci Melanchton. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu. Elizabeth Philip’in. nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur.

Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek. her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı. Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. Kıbrıs eyaleti. Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. Şarkta. savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. Buna karşı Talımasb. Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi. bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar. Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Bağdad’ı alamadılar. Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. Ve­ nedik. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Tebriz’i aldılar. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Venedik. Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. Doğu-AnadoOSM ANII . Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. Bitlis Kürd beyi Şeref Han. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Bu arada özellikle pareikosların. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546). İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi). Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. lu’da yerleşen Osmanlılar. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler.

Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler. 16. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. Tebriz’i almışlardır. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu. Padi­ şah. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. OSMANLILAR. Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. Pâdişâh. Bayezid III. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi. Eldred. Böylece gelecekte Kırım. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. SİYASET .sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589). Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. yy. ecza. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. 1554’te yalnız Venedikliler. Philip II. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. II. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. Son araştırmalar göstermiştir ki. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. Rû­ mî adı verilen bu birlik. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. 1583’de İngiliz J. Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. 15. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. yy. Osmanlı İmparatorluğu. Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. Orta Asya Hanlıkları. Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı. Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. Samarkand. İvan IV. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir. yy. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler.

Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti. Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. bu istekleri kabul eder göründü. Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. Dik­ kate değer ki. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. Moskof elçisi I. Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. I. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). steplerde büyük zâyiat verildi. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi.Süleyman. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581). Astrahan yolunun açılması. Çar. Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. andlaşmaya. Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. Bu andlaşma ile Osmanlılar. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. Don-Volga arasında bir kanal açmak. Han Moskova önüne kadar geldi. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. P. Kazakları. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti. İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). Buhara Hanı. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. şiddetli bir direnç gösterdiler. İran harpleri sırasında Moskoflar. şehri ateşe verdi. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. İran’ın karşı saldırıları. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. Ruslar. aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. Kafkasya’yı itaat altına al­ mak. 1583 denberi). Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. Padişah. Rus Çarına karşı Padişah. Taht-Algan unvanını aldı. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. Şeybânîlerden Abdullah Han. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi. Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed.

askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı.ler. Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi. yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti. Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. Osmanlı devleti. Buna göre. Bu tarihte İngiltere. HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. III. Bağdad’ı. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. Haber. OsmanlI­ ların Şirvan. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. 1632-1635 de Murad IV. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618). Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. Şah. fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. II. Avustur­ ya’ya karşı. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. Aşamada Şah. bu yerlerin Bağdad. Osman’ın katli (1622). Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi. İngiltere ve Fransa. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. İran’da para buhranı kendini gösterdi. Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). Kerkük. Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. Bursa’da iflâslar baş gösterdi. bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. Şehrizor. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. Osmanlılar Bağdad. İspanyayı meşgul edi­ yorlar. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi. İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. (Abbas. Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). Van. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu. En büyük güç­ lüklerden biri. Diyarbakır. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. II. İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya.

Osmanlı devletine. geri alındı (1605). Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında. Osmanlılar. küçük Asya’da (Anadolu. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Osmanlılar. Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun. Üsküp (Skopje). Saray-Bosna’da MüsSİYASET . Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler.425 hâne (hane halkı aile). her yerde. O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin. Başka deyimle. Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom. Esztergom. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re. Karaman. Yüzyılda yoğun olmuştur. kargaşa ve zaaf içindedir. hatta Bosna’da dahi. Rumeli’deki nüfusun 832. barışı sağlıyamadı. Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. fetihleri­ ni güvenlik altına almak için.meydana getirmeyi başardı.799 hanedir. Serez. Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu.105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. İstan­ bul’da asker. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. yani yüzde 18’i Müslümandır. Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. 14.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. Zulkadriye. Bu zafer. ilk futuhat döneminde. Türk göçleri.707 hanesi Hıristiyan. Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. Eski Osmanlı uc şehirlerinde. Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). nüfus. Yüzyılda çoğunluktadır. Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi. Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti. Bunun yanında. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi. Kanija. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur). 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı. Erdel (Transilvanya). Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. Yenişehir (Larissa). Osmanlılar. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. yeni tahta çıkan Mehmed III. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar. 194.958 hanesi. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. NÜFUS Aşağıda. Eflak.032. L. Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar.435 hanesi Yörük. yani göçebe Türkmen ve 12. Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması. O SM A N LI g g Savaş. fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. Budin’i gelip kuşattılar. Ö. Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir.111. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı.

Mustafa Akdağ’a gö­ re. nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik. Bu miktara bütün g g Sİ YASET . Serez 1093 hâne idi. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin).803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. Sofya. sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. Buna karşılık. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki. Niğbolu 1343. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. Balkanlar’ın. İstanbul. orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. tarım topraklarının genişle­ mesi.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. man çiftçiler. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. Öbür yandan. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 . yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı. bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi.0 0 (hepsi 27 . Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır. Artan para. Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır.017 kişi) Görülüyor ki. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında). Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. ücretli askerlik. uzun bir dönem için.468 kişi) 6 6 . Bursa ve Edirne. Rumeli’nin birçok bölgesine. Eski­ den Balkan tarihçileri. Bu iddiayı. 17. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur.5 166. Kalan paranın önemli bir kısmı da. Nüfiıs artışı. Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. Tahrîr defter­ lerinde.692 Voynuk. 16. Müslü­ gibi İstanbul.00 (R u m eli’de 17. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi. kale inşası ve onarımına.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. O zamanlar.00 (hepsi 23. do­ nanma giderlerine. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan.288 kişi. Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. bundan kalanı bina. büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır. 1500-1560 yılları arasında. Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. Atina 2297. bütün Türk şehirleri gibi. Selânik.

Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. 1536-1569’da Fransa. Osmanlılar. Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. çelik. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. Bu miktar. Şah Abbas I. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. hamam. Gümüş para darlığı. yalnız gizli bat. Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. Batı merkantilist devletlerine. mescid. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. yüzde 42. deri. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Türkiye’den. Osmanlı devleti. Kapitülasyonlar. Vakıf giderlerinin büyük kısmı. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. yani yeni bulunan vergi kaynakları. kalay. 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. güm­ rük ve madenler gelirinden). ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. Rumeli gelirinin yüzde 48’i. Böylece. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. han. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. mektep. medrese. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. Mer­ kezdeki hâzineye. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. kurşun. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. İran ipek ticareti. bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir. Bu sistem. demir. 1528-1548 malî yılı hesapları. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. Fransa (1569). imâret. çeş­ me. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. zâviye. Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. köprü. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. Şu bir gerçektir ki. Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. Öyle görünüyor ki. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. ca­ mi. Bununla beraber. Fakat gümüş. 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. barut ve kristal. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde.

hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. halı ve ipekli dokuyanlar. yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor. hânendeler (mutribân). Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. Daha 15. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. bugünkü geri kalmışlığı. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). Saray mimarları. bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. Eli emirlü. hümanizma ve rönesansın. Yine bu dönemde. anakronistik bir iddiadan ibarettir. yüzyıllarda görülecektir. Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. Bunlar. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. Balkan­ lı. gelişiyordu.makta devam etmiştir. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. Özellikle. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. Yabancı kültürlere özeniliyor. hatta Arap tarihçilerin. kuyumcular. Gazâ prensibinin. Nihayet. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. Birçok sanat kolları. Osmanlı kültürü. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. eserleri ötekiler için örnek olurdu. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. 16. hilat ve kaftan yapanlar. Osmanlılarda sivil yönetim. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. Her önemli şehirde. Kendi iç-değeri yanında. askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . nakkâşlar. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. donmuş bir kültür değildi. çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu. devletin mîrî toprak. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. şâir­ ler. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. bakayı. timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı. bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. İstanbul. O zaman kimse. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi. saraydaki baş-mîmara (. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir.

yüzyıl ortalarında. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. yüzyılın ikinci yarısında. gibi. Doğal olarak bunun dışında. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. Karaman.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. kendi isteği ile gi­ denler. Koçi Bey bunları. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. yönetim sanatının inceliklerini. yahut çırağı veya asistanı vardı. Bunun gibi. ulema dışında. Böylece. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. 1571-1610. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. çingene. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. 17. bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. Bürokratlar. doğrulamaktadır. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. Öbür yandan. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. Bu sonuncunun ayrıca. yevmlüler. Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler. 16. yüzyıl sonlarında. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. 5720 hâne olarak saptanmıştır. bü­ yük nüfus artışı. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. Küttâb. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. vakıf vb. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için. Kanunî dönemi başla­ rında. Bunun yanında. Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. Rûm (Amasya). yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. Daha 16. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. KÖKU) DEĞİŞÎM 16. bu varsayımı. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. Fakat birçok belirtiler. ma­ den. Genel­ de. dîvan kâtipleri 11. ecnebi adı altında “Türk. Kıbrıs’ın fethinden sonra. gümrük. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bunun yanında 1571 ’de adada. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü. toprak sı­ kıntısı çeken. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. Devlet bürolarının tümü. 23 şagirdi. bir taşma ve göç bölgesi.

bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. Şimdi. örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. Reaya aslından binler­ ce genç. kuşkusuz. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. 16. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. Bu görüş­ lerde. çök­ menin temel nedenini. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi.tar. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. bu dönemde arttı. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. Bunun en önemli sonuçlarından biri. Çok kez. Kürd. II. Saray nedim­ leri. yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. büyük bir gerçek payı vardır. Bu dönemde. Laz. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. Philip’in İspanyası gibi. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. Bunun başlangıcını. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. Öbür yan­ dan. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. Savaş. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. II. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. Böylece. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi.000 altına varmakta idi. Fakat. ok-yay. başka bir deyimle. Eskiden. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir.000 altın yardım yapmış. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. Hatırlamak gerekir ki. 9. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. An­ cak. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu. bu Osmanlı düşünürleri. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. I. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. Şunu da ekliyelim ki. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. Yörük” diye anar. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . kale muhafızı. Şeriatçılık.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu.

Fakat bu da yakıldı. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. 1600’de 240. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı. Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5. kitle halinde kaçmaya başladılar. Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı. Bu dönemde.1584’de 120 akçadır. nüfus ve talep artışı. bütün bu faktörler. yüzyıl savaş dönemlerinde. Bu dönemde. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. Önceleri. 17. Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir.627 kişiye ulaştı. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır.8 2. gümüş akçanın tagşîşi. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. bu soyguna katıldı.iken. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. Ancak. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. O S M A N II SİYASET . 1596’da 150. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı. Bu durum. Osmanlı Devleti. Sekban ve Samca. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. Anadolu baştan başa yıkıldı. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. Cizye. 1571’den sonra dev­ let. İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. 1630’da 240. Aslında. Öte yandan. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı. Anadolu’daki anarşi yüzünden. Osmanlı ordusu artık. ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. böylece bir çare bulunmak istendi. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı. Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. Bu durum. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. 1610’da 37. enflasyonu körükledi. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da.5 3 4. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. Kişi başına 1582’de 40.1583’de 6 0 . 1596 tarihli adâletnâme. Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. devleti kötürüm etti. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda.

18. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş. akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. ilk zamanlardan başlaya­ rak. kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. vergi. satmaktı. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. merkezî yönetim. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. Hıristiyanlar arasında knez. Bu dönemde. yüzyılda Evliya Çelebi. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. 16. Bu durum. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. son incelemeler gös­ termiştir ki. tefecilik yapar kimselerdi. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . 16. Aslında. 17. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. Anadolu Selçukluların­ da. İşte bu grup. Yalnız Müslümanlar arasında değil. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. O zaman. devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. Önce. Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. Osmanlı döneminde de şehirlerde. yüzyılda­ ki konumunda değildir. yani tekâlîf-i şakka. yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. Osmanlı Dev­ leti. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. kebe ve renkli velenseler işlemek. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. Hıristiyanlar arasında da zengin. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. Bu şiddetli sosyal. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. sözü geçer kişiler veya papazlar. Bununla beraber. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. Öbür yandan. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. yüzyıldan sonra. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı.

çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. Padişah kulu olarak onların birçok malî. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. bu bir bölgenin vergi geliri için. Böylece Ortodoks ruh­ ban. kazaî ayrıcalıkları vardı. hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. Valiler. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. Bunlar ise. yani mukata'lann değil. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. Zaten. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. Bu yönteme göre. Birçok âyân. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. kocabaşılar. Vergi iltizâmı. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır. m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. Yeni rejimde. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. Zamanla bu yöntem. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. çoğu zaman. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). daha çok. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. Yunanlıların. aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. M aktu (kesim) yöntemine gelince. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . birçok yer­ lerde. knezler. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. özellikle Anadolu şehirlerinde. vergi gelirini garanti ediyor. Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. genellikle yerli âyân idiler. bu pratik bir yöntemdi. yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. ülkede yayılmış bulundukları için. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar. devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir. Bu dönemde yerel knezler. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. Hükümet. 19. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı. Devlet. Kadıla­ rın da. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. Bu yöntem. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. mültezimlere hayat boyunca. Osmanlılar. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. daha çok yayıl­ dılar. Bu yolla. Büyük mültezimler. halkın temsilcileri olarak. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. gittikçe yayıldı. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. Bunlar. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. Hükümet böylece.

serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. kuzey Afrika vilâyetleri. İmparatorluk yöneticilerine. 18. Hat­ ta onlardan bazıları. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. Tanzimat. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. 19. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. 18. Merkezî bürokrasi. Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. 17. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. Batı devletlerinin. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). Tanzimat. yüzyıldan başlıyarak.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Malım udun 1815'ten başlıyarak. vergilerin kaldırılaca­ ğı. Reformun ana amacı. 18. Ayân. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. OSMANLI I SİYASET . II. âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. Böylece. Devlet ajanları. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. Yeniçeriler. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Bu sultan. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. yalnız vergi toplama. Bundan sonra. Böylece. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi. üstün bir kuvvet meydana getirdi. Padişaha imzalattıkları bir belge. Bu dö­ nemde. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. Mahmud. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. Ayân. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz.

L. L. 1 Bedri Noyan-M. Münir Aktepe. Akdağ. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. m edrese. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. M. Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi. Cilt XI (1950). 141-146. ve XVI. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. Barkan. 1960. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır.A. Kapitü­ lasyonlar. İstanbul 1959. Ali Akyıldız. Çağatay. Barkan. 1962. İstanbul 1970. İstanbul 1980. L. 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A. L. 4 5 H. Vladiminsov. Esin Atıl. "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. Barkan. Barkan. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. İs­ tanbul. Celâlî İsyanları. 1971. Belleten. 419-420. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. Ankara: TTK 1972-1979O. Meııgi Garıbnam m etni yay. 524569. Ö. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. Ankara 1988. Barkan. Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. Patrona İsyanı. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır. kuşkusuz. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj. Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. 145153. M. An­ kara 1983. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. Rumeli şehirlerinde. 2. Ö. Albanay. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. Kırk Gün Kırk Gece. Akdağ. New York 1987. İstanbul 1975. L. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . 1974. Berkes. 481-495. Cambridge. O. halkını endam. NY. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. O. L. The Travels O f İbn Battııta. pazarları. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. XV.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları. İstanbul: Eren Yay. Barkan. Barkan.R. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. Cilt. Felix Beaujour. yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil. 2 SügU. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. İmparatorluk hüküme­ ti. M. Ankara. 18. Patrona İsyanı (1730).meşine ve güçlenmesine. 2. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. Barkan ve Enver Meriçli. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. Washington DC. Tanzimat yönetiminin. L. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. bkz. Ankara 1963. Ayda Arel. 1991. Metin And. İs­ tanbul 1943. Bu dönemde dış politikada hükümet. Belgeler 1966 Ö. hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”. G ibb.'Türkiyat Mecmuası (1951). büyük ölçüde yar­ dım etmiştir. Ali İhsan Bağış. Ayverdi ve Ö. irene Beldiceanu-Steinherr. Ö. 15501557. L. Bu çıkmazdan Türkler. E. L. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder.133-134. Ankara. Formation of the Ottoman State. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. Türkiye’de Çağdaşlaşma. İstanbul 1958. Ö. Barkan. 2 Cilt. 1989. . Tarama sözlüğü V. Toplu Eserler. I. Beyler cami. İstanbul 1958. H. Bir Türk Kurumu olan Ahilik. II. tnan. 98. Baskı. îb n Battuta. International Journal of Middle East Studies (1975). Paris 1800. II. sünii. 1993. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. 1991. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. Ankara. çev. 413-469. SİYASET I . Bkz. N. Aktepe. İstanbul 1975. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N .

Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. 1600-1700. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century. The Turkish Letters. Y Önen. Ankara 1977. Christians and Jews in the Ottoman Empire. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. Finkel. SİYASET . İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. Histoire de la litterature turque. G. Tableau general de l’Empire Ottoman. M. Princeton: PUP 1986. M. die Geschichte der Pilgerfahrt. W. 1593-1606. 0 . Owford. Emmanuel. 1591-1611. A Social History. O SM A N LI I S. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. Faroqhi. E. İstan­ bul 1984. W. Ankara:TTK 1991. K. F. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. A. Findley. Dernschwam. Ankara 1992. The Economic History of the Middle East 18001914. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. Fleischer. Chicago 1966. Abdülbaki Gölpınarlı. Princeton: PUP 1980. C. Wien 1988. Stuttgart 1992. Chicago. 1995. Mecelle-i Umur-i Belediye. Çadırcı. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. 2 Cilt. M. 1450-1600. 4 cilt. Faroqhi. Oxfbrd 1968 . S. yay. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Crafts and Food Production in an Urban Setting. Paris 1968. Clayer. Dünya Kenti İstanbul. B. Çelik. New York 1973. 1957. A. Mustafa Cezar. N. D. Türkei. New York-Londra 1982. 1994. Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. İstanbul 1931. Faroqhi. Etat et Societe. Gibb. und 16. Braude and B. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. London 1978. H. H. İstanbul 1953. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. Londra 1972. East Encounters West. 1. S. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. Foster. S. D ’Ohsson. Dilger. Hasluck. Paris 1788-1824. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa. Cevdet. Cambridge 1987. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). Prin­ ceton: PUP 1989. Cambridge 1984. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. Boue. 8. A. Busbecq. C. 1898-1938. Mustafa Cezar. Işlamic Society and the West. Griswold. A. Cilt. İstanbul: Tarih Vakfı. İstanbul 199395. München 1967. İstanbul 1338/1992. Bombacı. Göçek. Lewis. Bowen ve H. Ottoman Civil Officialdom. İstanbul-World City. Z. Zürich 1990. Findley. Herrscher über Mekka. München. Roderic Davison. H. Population Pressure in Rural Anatolia. Cook. 1996. de Groot. Paris 1935. çev. Vienne 1954. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Melamîlik ve Melamîler. D. İs­ tanbul 1971-72. Eickhoff. Hütteroth. The Remaking of İstanbul. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. The Forgotten Frontier. C. Dalsar. Wien 1981. Hütteroth. Hess. Göttingen 1968. W. S. A. O. 10 cilt. Wien und die Osmanen. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. M. Leiden. İ. Men of Modest Substance. İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. Gül. Darmstadt 1982. Türkçe çev. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. R. Jahrhundert. Charles Issawi. Güçer. Christianity and İslam under the Sultans. S. The Great Anatolian Rebellion. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. W. Leiden 1973. London 1986. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. L. Abdülbaki Gölpınarlı. Cilt . Ergin. Danişmend. Coping with the State. Londra: Oxford University Press. İstanbul 1960. Venedig. Trade. H. F. F. İstanbul. H. Gerber. Faroqhi. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi.A. New York 1987. 15201650. Osmanlı Tarihinde Levendler. Oxford 1929A. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. J. The Sublime Porte 1789-1922. Mystiques. Ber­ lin 1983. Faroqhi. I. C. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. H. S. Jerusalem 1988. 1541-1600. A. İstanbul: ISIS yay.

Filaha. yay.. yay. 1360-1700. Kütükoğlu. Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period.. İstanbul: Eren Yayınevi. eds. Cambridge 1991. 1985. Paris 1962. Ernst. E. London 1993. Mantran. Neşrî Tarihi. Koçu. J. ed. Ghulam. Mustafa Alî’s. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. İstanbul: An Urban History. B. New York 1989Ş. İstanbul 1948. İnalcık. economique et sociale. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. İskender Beg. İstan­ bul. M. Lewis. Manifestations of Sainthood in İslam. Cambridge. Naff and R. A. The Genesis of Young Ottoman Thought. G. yay. 55-71. Hans-Peter Laqueur. İnalcık. İstan­ bul: 1940-1988. Kemal Karpat. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. H. Leiden 1994 C. Köymen. İs­ tanbul 1967. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. Kazıcı. Ceremonial and Power. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. İ. H. Timar. 1998. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History. 1987. 1 3 0 0 -1 6 0 0 . Ankara: TTK 1987. Kanun. Owen. Ankara 1969. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı. Eyalet. Paris: Fayard 1989. Enver Ziya Karal. Kafadar Necipoğlu. A Sketch of the Economic. Miller. essai d’histoire institutionelle. Mimar Koca Sinan. 1977. Dzizya. İslâm Ansiklopedisi. Lady Mary Wortley Montagu. İ. 1600-1700”. Kiel. Ankara 1981. H. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. H. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Princeton 1962 . Histoire de i'Empire Ottoman. Z. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. New York: New York University Press 1993. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. 2. McCarthy. İstanbul 1939R. Koçi Bey Risalesi. H. 1978. R. İstanbul. O SM A N LI m İ. Cambridge 1981 . Harir. İstanbul 1986. İ. Essays in Ottoman History. Orhonlu. Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. The Ottoman Empire: Conquest. Brill 1974. 3 cilt.K. C. 2 Cilt. Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. and Economy. Ortaylı. An­ kara: TTK 1976. İstanbul 1981. Unat ve M. Halil İnalcık with D. İnalcık. Boston: (Mass) 1982. Turkey and the Balkans.H. Le. The Ottoman State and its Place in the World History. London: Variorum Reprints. M. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. yay. Ankara: TTK 1954- 1962. T. İstanbul 1983. VI (1980). Imtiyazat. Maastricht 1985. Ortaylı. Mardin. Londra. Orhonlu. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. M. Jennings. Von Andreas Tietze. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. İstanbul 1993. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. R. İnalcık. yay. Konyalı. Articles by H. İnalcık. G.H. 1571-1640. Lon­ don: Variorum Reprints. 1993.A. McGowan. Mantran. ve İngilizceye çev. London. Konya 1964. Yurdaydın. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Aksüt. iden: Brill: Bayazid I. 1973. Counsel for Sultans of 1581. H. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. Jack und A. İnalcık. F. 1994. The Ottoman Empire: The Classical Age. J. Marcus. R. London: Variorum 1990. B. Mimar Sinan. C. Hüseyin G. Desai. Everyday Life in İstanbul. Architecture. 2 Cilt. Economic Life in Ottoman Empire. Kiel. İstanbul: Millî Eğitim Bak. 1982 . Ottoman Population 1830-1914. İnalcık. Turkish Embassy Letters. Konyalı. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. R. Gelibolu. İstanbul 1987. Archivum Ottomanicum. Smith ve C.R. M. New York and London H. Kemal Karpat. Quataert. edition. yay. SİYASET . State and Peasant in the Ottoman Empire. Kuran. İs­ tanbul: Eren yay. İnalcık. H. Wisconsin: Madison 1985. Bloomington. Rumeli. A. İslamoğlu-İnan. The Arab world. Doğan Kuban. H. Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. New York 1970. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. Leiden: E. Studies in Eighteenth Century Islamic History. 283-337. Wien 1978-1982. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı. Osmanlı Tarihi. Giray. Organization. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. Demographic and Social Characteristics. A. 13 cilt. İstanbul 1996.

David Urquhart. Runciman. H. Ankara: TTK 1945 İ. Harem. 1700-1850. Türk İktisat Tarihi. 1300-1750". yay. Louvain 1985. Rosenthal. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. Bilâl Şimşir. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). Londra 1743-1745. Berlin 1982. and E: Shaw. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Ç. Developpement socio-economique et demographique. reglements. Cambridge 1977. 1-38. Bakanlığı 1940.E. İ. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. Panzac. IREMAM/CNRS 1991. Raby. Cambridge 1987. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. Anka­ ra: TTK 1965. İsmail Soysal. R. B. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. Oxford 1993. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Mantran. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. activites et societes. Westport: Greenwood 1980. Londres and New York: Methuen 1981. Uzunçarşılı. Gelişme Dergisi. I. The Fail of Constantinople. Ankara 1984. Zilfı. The Middle East in the World Economy 18001914. İstanbul: M. Princeton University Press 1982. H. The District of Jerusalem in the l600s. Şam 1973-74. 2 Cilt. R. 4 Cilt. “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. Cambridge 1965. H. and of a Cruise in teh Black Sea. 28-30. Sultan II. Ş. Oxford: Clarendon 1905-1906. D. O SM A N LI m SİYASET . M. Yediyıldız. 1994. Uzunçarşılı. H. with the Capitan Pasha. 3 cilt. ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman. Mahmud ve Reformları Semineri. Panzac. Özel Sayı 1978. İ. H. Para Tarihi. Sahillioğlu. Leslie Peirce. La peşte dans l’Empire Ottoman. Paris 1980. M. Pamuk. Todorov. in the Years 1829. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. Bildiriler. 2. Tabakoğlu. G. Ursinus. yay. M. Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. Londres: Saunders and Otley 1832. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). H. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın. Ç. Uluçay. İstanbul 1971. İstanbul 1956. Andre Raymond. Pococke. S. Corps de droit ottoman: recueil des codes. The Imperial Harem. R. 1830 and 1831. Dürer and the Oriental Mode. Ankara: TTK 1985. İstanbul: Dergâh Yay. Ankara: TTK 1964. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. Haziran 1989. Mehmed Süreyya. İstanbul 1308-1315. Ankara: TTK 1985. Ankara: TTK 1984. A Description of the East and Some Other Countries. N. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. Tanzimat. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. D. İ. İslamoğlu-lnan. 4 cilt. Uzunçarşılı. London 1838. Ankara 1970. Sicill-i Osmânî. Georges Young. New York 1996. Osmanlı Tarihi. Renda. Records of Travels in Turkey. Greece ete. Pakalın.The Ottoman Empire and the World Economy. D. 18201913. Adolphus Slade. Pamuk. Venice. Uzunçarşılı. J. New York. Harem'den Mektuplar. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. St. Toledano. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993. Z. Ze’evi. A. Bucarest 1980 . An Ottoman Century. Minneapolis 1988. E. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Ş. Baskı. Roger Owen. Ankara: TTK 1982. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. Uluçay. Les villes dans l’Empire ottoman. London 1982. 2 Cilt. S.

1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. 1561) M u stafa (d. 1451) C em (1 4 8 1 . 1 495) Seninşah (d.OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 . F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d. 1 4 5 1 -8 1 ). K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. 1474) K o rk u d (d. 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d. d . H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ). 1513) A h m ed (d. Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ). 1326). 1553) . 1 511) A lem şah (d. Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). 1443) M ustafa (d. 1 389) M ustafa. 1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d.

Osmanlıların N iş’e girmesi. VI. İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. Filibe’nin fetihi. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. Osmanlıların İznik'i fethi. Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. 1369 1371 1373 V. Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. Murad’m Edirneyi fethi. Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. Orhan Bey’in ölümü. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. V. Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. I. John’un gelmesi. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. Saray Dükü VI. başlaması. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı. Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). Aydın. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi. I. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. son Sel­ çuklu Sultanı II. Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması. V. Bizans’da iç savaş.D. Murad’ın tahta çıkması. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. Osmanlı-Bizans ba­ rışı. 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. V. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması. kurulması.B. Um ur Bey’in son Balkan seferi. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Orhan Bey’in. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. John’un Roma’ya gelmesi. Osmanlıların Sofya’yı fethi. Osmanlıların Selanik’i fethi. Adronikos’un. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası. Mesut’un ölümü. 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. Çirmen'de. John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi. Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. DR. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). OSM A N LI I SİYASET . 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. Bizans'da iç savaşın çıkması. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. John Palaeologun. Saruhan. Andronikus’a karşı zaferi. Osmanlıların İzmit'i fethi. 1376 IV. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi.

Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. İzmir'in Osmanh topraklarına katılması. II. Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). Bayezid’in. Venedik ile an­ laşmazlık. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. Macaristan ve Bizans ittifakı. Macarların Belgrad’ı alması. Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H . I. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz). OsmanlıVenedik Savaşı. Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. I. Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. Boşnak ve Bulgar ittifakı. 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). I. Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. Sa­ ruhan.1388 Sırp. ması 1421 I. 1423 II. I. nu yok etmesi (29 Mayıs). Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. Mehmed’in Canik seferi. 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. 1414 1415 I. 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. M ora’ya akınlar yap­ maları. Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). Karamanoğullan’nın kuşatması. Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması. Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Osmanlılarla Macarlar arasında barış. Mehmed’in Batı Anadolu seferi. Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). 1416 I. I. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması. I. Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. Karamanoğullarmm yenilmesi. 1417 1418 1419 I. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. Aydın. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). Sigismundün. Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. Marıuel II. Yergöğii alması. Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi. 1406 1410 I. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması. I. Mehmed’in ölümü. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz). Bayezid’in tahta geçmesi. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. I. II.

1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). II. Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. Papa II. Mora’nın alınması. A napa. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. Ve­ nedik. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). II. Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. II. Murad’ın 2. İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). Sigism un dun ölümü. Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. II. Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. John H unyadi'm n Balkanları istilası. II. Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). Karaman’da iç savaş çıkması. Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. Seferi. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). Mehmed’in Sır­ bistan seferi. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). . 1462 1463 II. Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). Papa 11. II. Kıbrıs Krallığı. 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması. Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. Murad’ın tahtını oğlu II. 12 Haziran). Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. 1459 1460 1461 II. kez tahta çıkışı. Kupa ve Taman’m fethi. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. Amasra’nın fet­ hi. Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. II. Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. II. 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. II. Yergögii’nün yeniden alınması. 1446 1448 1449 1450 1451 II. John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. Bizanslılara savaş açılması. Pius’un ölümü (15 Ağustos). II. Mesih Paşanın Rodos kuşatması. II. II. Murad’m Ham idili’yi yeniden alması. II. 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. II. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. II. İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). II. Murad’ın ölümü (3 Şubat). Murad’ın Boğdan seferi. Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. II. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. Varna Savaşı (10 Kasım). Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. II. Ağustos). Murad’ın Semendre’yi alması. Kosova Savaşı (17-19 Ekim).1434 1435 1437 1439 Eflak. Elbasan Kalesinin inşası. Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran). seferi. II. Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). II. Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). Mehmed’e bırakması. Mehmed'in Sırbistan’a 2. Eflak seferi. Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). Venediklilerle savaş. 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. Pera’m a alınması. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi. Venediklilerle barış (18 Nisan). 1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos).

Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). Şıklos. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos). I. Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. İran’la savaş (Ağustos). I. Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . 1499-1503 Venedik ile savaş. Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. 1514 1515 I. 1535 1536 1537 I. Polonya ile savaş. Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. Süleyman’ın Bağdat’a girmesi.Gran’ın alınması. Mısır Memlükleriyle savaş. II. Macarların Osmanlılara karşı savaş açması.o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. Kemah’ın alınması (19 Mayıs). Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. Valpo. Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). V. İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. I. I. 1545 SİYASET I. Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. V. Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. Koron’un alınması (12 Ey­ lül). Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos). 1541 I. Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. Venedikliler ile savaşın başlaması. 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). II. Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). Selim’in Halep’t girmesi. İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. Zapolyai’nin ölümü. Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. Cem’in ölümü (25 Şubat). G ü n sü n alınması (28 Ağustos). Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. 1538 I. Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos). 1544 Vişegrad’m fethi. Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). İnebahtı’nın fethi. 1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. 1532 I. I. I. 1512-1513 I. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). I. Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). (14 Eylül). I. Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan). Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması. 1520 1521 1522 I. Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). I. Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). Dulkadiroğulları hanedanının sonu. I. Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II. Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak). Süleyman’ın Avusturya seferi. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). I. Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). 1512 I. Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Peşte. 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). Selim’in vefatı (21 Eylül). Polonya-Macar ittifakı. Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). Rodos’un fethi (21 Ocak). Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). Bayezid’in M oldavya seferi. Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş.

Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). Kıbrıs seferi. III. Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. Anadolu’da Celali Ayaklanmaları. Papa. Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). B uda’yı kuşatması. Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). I. Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. 1548 Ağustos). II. 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). ' I. Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). Avusturya ile savaş (Sonbahar). Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos). Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). I. Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. Lefkoşa Kuşatması. Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos). Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. Rusların Kazan’ı iş­ gali. Gür­ cistan. Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). 1596 III. 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart). 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. Beckerek. I. Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül). Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). Mehmed’in Macaristan seferi. Varad . 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak). 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. Süleyman’ın İran seferi. Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). Eflak. Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). Rusya’nın A straban’ı işgali. Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. girmesi. III. I. Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi. Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). Zigetvar önlerinde I. Süleyman’ın İran seferi. İran’la barış yapılması (21 Mart). Murad’ın ölümü (16 Ocak). Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). II. Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. Veszprem’in alınması (13 Ekim). 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. İnebabtı Savaşı (7 Ekim). Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs).tülasyonlar) verilmesi. Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak).

K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım). Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). İran’a sefer. barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). I. tütün yasağı (16 Eylül). Zaporg Kazak­ larının akınları. Hotin kuşatması. Murad’ın cülusu (10 Eylül). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz). III. 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs). 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). 1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). İran’a sefer. Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim). 7 . Sultanahmed Camii'nin açılışı. Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül). Sipahilerin ayaklanması (Ocak). Vezirazam Nasûh’un idâmı. İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. Zorbaların saraya baskını (12 Mart). I. donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım). Mustafa sultan (22 Kasım). Mehmed’in ölümü (22 Aralık). Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. Ahmed Paşa’nın azli. H otin tes­ lim olunacak. Canibek Giray Han (31 Mayıs). Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). Davut Paşa sadrazam. İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). Ruslara karşı işbirliği. Ashaba küfür edilmeye­ cek. yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). I. Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). 1617 1618 I. Kazakların Sinop baskını (Ağustos). Osm anlıların G ran ’ı alması. Halil Paşa sadrazam. Erivan kuşatması (11 Eylül). Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül). Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı.m it’e saldırısı. Sultanahmed Camii temelinin atılması. Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. Hüsrev’in azli. Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). Sipahilerin kan davası. Kara Meh­ med Paşa sadrazam. Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). IV. Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). Osman’ın katli (20 Mayıs). 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan). Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. kardeşi I. Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). Ahmed’in ölümü (22 Kasım). Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). Şirvan ve Kars’ı fethi. E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). 1613 1614 İçki yasağı. kahvehanelerin kapatılması. İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Osman’ın cülûsu (26 Şubat). Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül).

1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). 1645 Girit Seferi (19 Nisan). 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi. Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). Kandiye kuşatması (26 Mart). 1635 IV. I. 1638 IV. 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos). Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). Ye- . Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). Bozcaada’yı Venedik işgali. Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran). Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). IV. Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz). Varat’ın fethi (27 Ağustos). Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim). içki yasağı (5 Ağustos). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz). IV. Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). sipahî zor­ balarını katliâmı. Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim).o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). 1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). IV. yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). Lehistan’la barış (Eylül). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). Murad'ın ölümü (8/9 Şubat).

Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). II. Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran). Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). Osmanlı O SM A N LI I f f J . Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. Süleyman’ın ölümü ve II. 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder.ni camiin halka açılması (8 Şubat). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Venedik. Rus­ ya’ya harp ilânı. Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). II. 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Osmanlı’ya karşı Avusturya. seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). Mehmed Belgrad’da. Avlonya’nın geri alınması. Mehmed’in tahttan indirilmesi. Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos). Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). Kandiye kuşatması (18 Ağustos). Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Preveze’nin düşüşü (28 Eylül). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran). Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. Macaristan. Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda. Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. Leh kıralı haraca bağlanmış. Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Sultan IV. AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Vasvar Barışı (10 Ağustos). Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). IV. Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. Salankamen Meydan Savaşı. Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). Niş bozgunu (24 Eylül).

III. -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). Gürcistan’da fetihler (Temmuz). Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). III. Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). İran Safevîlerinin sonu. 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). Banat Osmanlıya. Revan Fethi (3 Ekim). 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması. Mustafa’nın tahttan indirilmesi. Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak). Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. Hemedan Fethi (31 Ağustos). donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. Barış koşullarının imzası (21 Temmuz). Varadin bozgunu. matbaanın kabulü­ ne karar. Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül). büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). Tebriz (4 Aralık). Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Kameniçe. Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . Gence fethi (4 Eylül). Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. Aya Mavra adası Venedik’e. Ahmed’in ölümü. Patrona Halil isyanı (28 Eylül). G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. Mora ve Dalmaçya. I. Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. 1717 1718 II. Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). III. Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). 1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs). II. Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). Avusturya. Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. Ali Paşanın azli (12 Temmuz). Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). şâir N edîm ’in ölümü (Aralık).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. Bedesten yangını (3/4 Aralık). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). Naimâ’nın ölümü (Eylül). Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). 1723 1719 Ağustos). Mora’da harekât (Ağustos). büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). II. Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Doğu seferi. İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim).

1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). Silistre zafe­ ri (29 Haziran). Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık). II. 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. Uluslararası dengede değişme.1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). Musul tarafında başarılı ha­ rekât. Katerina Kırım ’da. Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). Mahmud’un ölümü. Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. kez sadrazam (15 Şubat). Hekimoğlu Ali Paşa 3. Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). ard-depremler. Yerköyü zaferi (12 Eylül). H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). Rusya seferi (27 Mart). Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). 1789 I. Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). H otin geri verilecek. AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan). Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. Kuzey Karadeniz’de Kerç. Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. İsveç’in Rusya’ya harp ilânı. Mustafa’nın ölümü. Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). Azak Rusya’ya bırakılıyor. RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). Büyük İstanbul yangını. Bender’e saldırısı (Ağustos). Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. Selim’in cülûsu (7 Nisan). Hıristiyan kiliseleri korunacak. 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos). Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). 1774 savunması (2 Ağustos). 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan). I. 1787 Rusya’ya harp ilânı. Rus yanlısı Şahin Giray Han. Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). Bulgaristan’ı Rus istilâsı. I. Kars’ı kuşatması (9 Ekim). III. Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). Fransa’da Büyük Devrim. Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). Azak bölgesi tarafsız bölge. Orsova bırakılıyor. Fokşan bozgunu (1 Ağustos). Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). Kartal bozgunu (1 Ağustos). Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). İstanbul depremi (2/3 Eylül). Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran). Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. III. Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması. III. Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). Yenikale. Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). Özü. Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat). reformlar. III. 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek. Taman yarımadası. Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). Buza bozgunu. Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). Özü O SM A N LI J g j SİYASF . III.

Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât. Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). IV. Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). II. Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz). Poti. Sened-i İt­ tifak (29 Eylül). Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül). N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). Yeni­ çeri isyanı. Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). Anadolu’da Anapa. İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). baskınlar (17 Kasım). İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. ağır harp tazminatı. Konya Savaşı (21 Aralık). Selim'in şehadeti. Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). ilk buharlı gemi. Sekban-i Cedîd (14 Ekim). IV. Atina’nın zaptı (5 Haziran). Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. III. Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). İstan­ bul’da anarşi. Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan). Sekban-Yeniçeri savaşı. İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). III. Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). Hocapaşa yangını (2 Ağustos). Padişah’ın Rumeli gezisi. Sırp isyanının bastırılması. 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. Ahıska. Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. 1813 Mekke’nin geri alınması. Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). Saray baskını. Rumeli'de Dağlı eşkiyası. “Kıyafet nizâmı” (3 Mart). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. Alemdar sadrazam.Rusya’ya bırakılıyor. Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). . IV. Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. Necd’de Vahhabî isyanı. Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). Yunan Devleti (15 Ağustos).

Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz). 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). Memleketyn katli (15 Temmuz). Kuleli Vakası. Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Cebel-i Lübnan sorunu. Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos). 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat). İnglitere. Alma zaferi (20 Eylül). Rusların Sinop baskını (30 Kasım). Traktir zaferi (16 Ağustos). Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Viyana Protokolü (1 Şubat). Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz).9 Eylül 1855). Memleketyn (Eflak. 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere. Ahıska bozgunu (26 Kasım). Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). Avusturya. Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Makâmât-i Mübareke sorunu. Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü. II. Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan). M ahmud’un ölümü. müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). Memleketeyn sorunu. Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. Ingiltere. ilk telgraf hattı (9 Eylül). Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos). Kılburun zaferi (17 Ekim). 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası. Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). Başvekâlet ihdâsı. İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Inkerman zaferi (5 Kasım). Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran).yabancı gemilere kapanması. 1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M . Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 .

Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Temmuz). Londra’da 12 Temmuz. İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz). Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Rusya'ya Batum. Abdülhamid savaşa karşı. Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). Sırbistan. İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Rus bitaraflığı. 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Budapeşte’de 31 Temmuz. Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran). G irit isyanı. Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Kars ve Ardahan verilir. Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). Murad cülûsu (30 Mayıs). 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran). Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran). Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Işkodra barışı (31 Ağustos). Rumlara gelecek için vaatler. Büyük Devletlerin müdahelesi. Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran). Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). V. Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). Özerk Bulgaristan. Romanya ve Karadağ bağımsız. 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos). Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II. Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart). Mısır’da İngiliz işgali. Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). Ali Suavi olayı (20 Mayıs). Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). 1873. Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). Berlin memorandomu (13 Mayıs). İstanbul’da 7 Ağustos. 1875 Hersak'te (13 Nisan). reform vaadleri. Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. İstanbul konferansı (12 Ekim). Girid idaresinde reform (15 Şubat). 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). 1867 1866.1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Ali Paşa sadrazam (11 Şubat).■1868 Girid isyanı. 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). Yunanistan’la birleş­ me kararı. Bulgaristan'a İngiliz desteği. Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder.-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). 1878 Tesalya’da isyan. 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran). Karadağ’ın harp ilânı (2 . Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan). Viyana’da 28 Temmuz. Paris’te 30 Haziran. Rus ultim atom u (31 Ekim).

Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler. sert tepki. Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık).Kasım). Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. II. 23 Rum. 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). Balkan harekâtı yeniden başlar. 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Çırağan yangını (19 Ocak). Makedonya. Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). 12 Ermeni. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim). Dömeke zaferi (12 Mayıs). Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). Edirne’nin düşüşü (26 Mart). Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). 4 Bulgar. 5 Yahudi. Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). Reformlar. Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). 1904 1905 V. Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. Girid’e özerklik (18 Aralık). 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim). Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). Yunan geri çekilişi (25 Nisan). Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). İngiliz girişimi. 1896 Girid isyanı. Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). Selânik. 25 Arnavut. Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). Osmanlı Devleti I. Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). Murad’ın ölümü. Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). 60 Arap. Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan). Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak). Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. V. Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan). Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak). Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). Müttefik- . 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. Rusya'nın tarafsızlığı. Dünya savaşına girer. İstanbul depremi (10 Temmuz). Almanya. Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). İstanbul Andlaşması (29 Eylül). 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). Sultan II.

Hicaz ve Mekke’nin kaybı. Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan).). Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. mebusların Anadolu’ya kaçmaları. 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). meclisin dağıtılması ve kapan­ ması. Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Saltanatın İlgası (1 Kasım). ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım)./18 Ma. 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz). İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım). İnönü Zaferi (31 Mart). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). Mudanya Mütarekesi (11 Ekim).). Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart). Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. II. Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May. Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). 1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). Tevhid-i Meskûkât Kanunu. Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim). G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri. m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım). Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım). Erzurum Kongresi (23 Temmuz). 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat).0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc. Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs). Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). Fransa ile barış (20 Eylül). Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart).

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. Samasur. Ma’den Derbent. XIII. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur. Ladik’te. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır.15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. Lü’lü’e. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır. Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama. Ma’denpazar.1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır.18 Belirtmek istediğim nokta. Akşe­ hir’de. Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. Ma’denşehir. Ankara’da.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. Fakat bu konuSİYASET . Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır. Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. Anadolu’da XIII. Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır. çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı. Maden. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır. İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır. yüzyıl sonları ve XIV. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar). Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur.

Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET . Profesör V. bunların yazılış şekilleri.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. yazıldı­ ğı ortamlar. bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde. geleneği ge­ riye XIV. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi. İkinci bir örnek olarak. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır. yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. Arazi. bina. Aynı zamanda. Bu metinler. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Fakat bunların. Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak. Burada. yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı. Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır. Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir. L.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız. Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır.19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır.

Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir. Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz.2 7 Pachymeres. Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken. kelimelerden kaynaklanmaktadır. yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır. sikkeler) doğru bir dolaştık. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler.23 Osmanlı tarihçilerinin XV.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri.25 XIV. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır. bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT . Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz. En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır.26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz. Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır. Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir. “devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır.

Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir. Gerçekte de günümüzde. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir. Babinger. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular. kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz.37 Bu erken dönem. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. oldukça ilginç bir konudur. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle. Gaziler önemliydiler.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. Terim.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı.. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir.dır. üzerinde durulmaya muhtaç. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine. 1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları. dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. Köprülü. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET . yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma. Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir. oldukça büyüleyicidir. Giese.

23-26 M ayıs 1983 (Ankara. 67-68. 1990). 1966). H . fol lOOr. İnal­ cık. Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . A ykut. Arnakis. 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . 8 9 E. İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. 282-289. H artm aıın'dır." Anatolİan Studies 40 (1990). O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . 1984). 10525. Zachariadou. 1929). “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . "Pelekanon." O . Zac­ hariadou (ed)." E. Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır. 69-112. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P. M organ’ın derlediği. “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. 15 Yazı için T. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. 19 V. 1999). L. The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non.204. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . 36 Colin Im ber. G r. Failler. neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. Philokrini. Ayverdi. sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. K arşıt yaklaşım için H . eds. 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. P. Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul. 10817. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih. “B eginning O tto m a n history". fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir. 1980). H . “B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. n.1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum . Frei. 29 F. Nicomedia. 8 8 . 5 Ö rneğin. Dakibziya. L. Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır. 2: 460. A k akçe (İstanbul. L.3). 7. 28 Cantacuzenus. “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. 23 24 Foss. Ritzİon. Taeschner ve R. A k akçe. The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul. 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir. 2000). 277288. 78 . 30 Colin Imber. 1: 341-363. 179185. Barkan ve E. Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss. 10817'ye bakınız. Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. L. Hoi protoi Othomanoi. 17 18 D em irbaş no. 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız. "per ton m aiantron" a sahiptir. 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . “The Legend o f O sm an G azi. A ykut. M enage. H. Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . 50-54. U zunçarşılı. 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994). 53-62. ed. F. G . İyi b ir V atikan elyazması Barber. Bonn. W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. O . Araştırma sonuçları toplantısı.: R. dem irbaş no.. C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği. 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. 33 İ. 14 Yazı için T. irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. 199-208. Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini. Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss. N ik itiato n . "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. A rtuk. 178. O kyar ve H . 1988)'dir. 16 (1963). dem irbaş no. Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. B onn. M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara. “The conquest of Adrianople by th e Turks." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). 127. 7798. Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. Lindler. Franz TaOSMANLl . A. P. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır. A. 70 yıl önce eserlerini yazan P. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. D irim tek in .” Studi Vcneziani 12 (1970). G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . Menage (İstanbul.: R.” Travaux et mmoires 1 (1965). 1992). ed. İstanbul. The Mongol empire and its legacys (Leİden. 2 0 -2 1 ’e de bakınız. D iğer bir nokta da. 333 1. Hoi protoi Othomanoi. Bkz. 24. İnalcık." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies. belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. Pachymeres. F. SİYASET 1 1 İ. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir. Nicomedia. W ittek . Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri. A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . Lindler. 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum . Giese (Leipzig. Bonn. 5 (1941). 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens. O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. ed. 16 Bkz." Belleten. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım .” Zachariadou’nun Emirate’inde. 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). 1993). 153. Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R. 46. "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke. Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997)." I. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. 27-33. 1994). K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır. A rnakis. Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır. I9 9 6 )'a bakınız. 439-461 ’e ve E. 211-2 1 2 'y e bkz. 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir.

sâdece siyasî bir deyimdir. bir Osmanlı ırkı. yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. bu rü­ yayı tabir eden kimse. Ancak bir gece Osman bir rüya görür. bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. oğlu doğmazdan bir saat önce. Gibbons’un ikinci büyük hatası. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur. kü­ çük bir aşiret. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. Tıpkı bunun gibi XIV. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. O R H A N F. Rüyaya göre. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. Ona göre. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. Ona göre. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I. Buradaki menkıbeye göre. Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. yeni bir ırk. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak.

Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak. Fuad Köprülü. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. Dr. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. Prof. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır. göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz. En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. 273 v. 1965’te benim. peşin hükümden ibarettir. Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir.1. milletini. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan. (Bu eserin. Köprülü. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti.d.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak. onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek. Buradaki men­ kıbede. bunların babalarının rüyasında. tekrar yayınladığım. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . bahis konusu konfe­ ranslarında. M. Her ne XV. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. Bu bakımdan. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir. yâni Osmanlı Devletini. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir.

kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere. I. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu. Salur.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur. yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. Selçuklu İmparatorluğu. XIV. Böylece daha XIV. Bayat.645. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre. Kalaçlar. İşte bu suretle. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar.000 allîm franga yükselmişti. Osmanlı tarihini.000 dinara. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. SİYASET . Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. yâni 16. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz. bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah.935. Avşar. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi. Marco Polo (Marco Polo. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. Bayundır. XIII. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu. yüzyıl ortalarından XIV. yüzyılın başlarında Türkleşiyordu. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı. Kıpçaklar. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir.

La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa. Bolu. Aydın. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. Kütahya’da yerleşmişlerdi. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. Düzce civarlarında. Marguandt. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. Manisa. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Birgi. Aygut Alp. XIII. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. Bunlardan birincisi. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. XIII. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. birincisi coğrafî mevkî. Eskişehir. Selçuk) dahil Aydınoğulları. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Bursa. Haşan Alp. Alpler veya Alperenler olup. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi. bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Gerede. KastamoS İY A S E T . Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. Gerek iç. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti. Kastamonu. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Milas. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. Balıkesir. Germiyan Beyliği XIV.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. Burdur. Mihaliç. Ladik. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. Gerede. baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Çorum. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu. Bolu. Çankırı. Geyve. Muğla. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. Amasya. Ödemiş. Tire. Burdur. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. İyonya (Birgi.

İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. yine I. Bizans imparatoru III. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. 1326’da Osmanlıların eline geçti. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. Osman’a karşı harekete geçirildi. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Esasen. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Orhan. I. zeki ve irade sahibi bir kimseydi. Bu suretle Orhan. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa. buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. Harbi kazanan Orhan Gâzî. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Bu sayede. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. Amdronic.nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. Bu suretle I. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. An­ cak Osman. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. XIV. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. Murad. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. Trakya. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa. Bu uç beyi.

sahil beylikleri de dahil olmak üzere. 2. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. İlk Osmanlı hükümdarları. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. Meselâ Osmanlılar. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. 4. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. kuvvetini arttırıyordu. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse. Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Aydın. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. Sahil beylikleri. Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. Bizans. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. Osmanlı Beyliği. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. hemen he­ men kayıp vermeden. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. 3. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. ve XIV. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri. Makalemizin başından beri XIII. devI SİYASET . Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. Papa başta olmak üzere. Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. Menteşe. bu talihsiz hükümdarın. 5. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. yalnız Bizanslılar’a değil. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. bu beylik. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır.

yüzyılda II. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. Gâzî Umur Bey. Böylece Osmanlı Devleti. kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. Sahil beylikleri halkından birçoğu. Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler. Devlet. Böylece Osmanlıların. orta Anadolu’dan ve Karesi. rekli olarak artırdı. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. Görünüşe göre I. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. daha küçük fıyef sahipleri. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. Ancak XV. Saruhan. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. 8. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. ilk Gelibolu seferine. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. Bu arada XV. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. Babasının ölümü üzerine. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. fakir köylüler. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. Murad zama­ nında başlamıştır. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur.let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. Özellikle XIV. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I . diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. 7. Aydın. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. 6.

kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. 11. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. Orhan ve I. Kendi çıkarları. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde.9. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı. 10. Osmanlı Devleti XIV. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur. bâ­ zı istisnalar dışında. bir devamı mâhiyetinde olup. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî. O SM A N LI H M SİYASET . Osmanlılar’ın daha XIV. Osmanlılar bu usûlü. yüzyılda. Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. Babadan oğula kalan bu sipahilik. Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine. sahaca nispeten küçük. yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü.

Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün. Yazıcızade Ali II. Umumiyetle.OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD. Ki bu gelenek. Ona göre. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir. böylece hakimiyetlerini. Fakat elbette ki. bağlı oldukları boy. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur. sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir.1 Bunun en önemli sebebi. Dolayısıyla bazı yazarlar. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI.4 R W ittek ise. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. Anadolu’ya geliş tarihleri. Gök. diğer Türk devletleI S İY A S E T . Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır. Hakimiyet. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Yazıcızade’nin.3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar.2 Oğuzname’ye göre. yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır. D O Ç . Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler. Murad döneminde. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. Elbette bu kabulleniş.5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. tamamen hayal ürünleri olmayıp. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır. yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. özellikle II. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV. tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. Ay ve Yıldız Han. DR.

Kara Han. Nuh Aleyhisselam. Yazıcızade’nin. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. Neşri. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz.10 Üste­ lik.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı.1 1 XV. Karay-tu.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Oğuz. Tu­ raç. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce. Tuğra. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü.9 Hz. Kayı onun torunudur. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). Sunkur. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır. Güc Beğ.1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek. Ay-kutluğ. Balcuk. Bay-beğ. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. Ay-kut­ luğ. Bulgay. Sakur. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET . Dib Bakoy. Cem Keymür. Tuğra. Korhulu. milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi. Kaz Han.14 Bu açıdan incelendiğinde. Süleyman Şah. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. Kara-tay. Turak. Bay-suy. Kara-oğlan.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Yafes. Kısa­ cası şecerelerde. Gök Alp. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır. Kurtulmuş. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur. Kızıl Buğa. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir. Süleyman Şah. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. Toğmuş. Tortumış. Bay-Temür. Bay-temür. Şecereler.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi. Artuk. Korhav. Yasak. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. Ertuğrul. Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte. Boz-luğan. Çemendür. Yasuv. Cumur-mir. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. Kızıl-buğa. Açıkçası. Sevine. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Komas. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin. Bulcas. Yalvaç. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. Kaya Alp. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır. Tuğra. XV. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır. Çarbuğa. Tok-temür.

bazı Türkmen cemaatleri. kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. Elbetteki böyle bir durumda. Henüz XI. Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Kısacası bu. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. Ancak.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar. Nitekim. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır. Mirza buyurdu ki. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. Verdiğimiz iki örnek. sadece Osmanoğulları’nın değil. Belki de. özellikle Moğol istilası döneminde. Korkut Ata’dan naklederler ki. sadece Kayıların değil. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. Ay Alp. Bu tesbit de. Alaaddin Keykubad’ın. Deniz Alp. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır. Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Oğuz dışındaki Türk. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir. Süleyman Şah’ın da. Moğol tehlikesine karşı.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır. Karaman. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. Gün Alp. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. Akrabalığın sebebi soruldu. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. onun ölümüyle birlikte. Aynı şekilde. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. Ancak. şecerelere yansıyan isimlerin.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir. Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Özellikle Türkmen­ lerin. Uçlardaki Selçuklu kontrolü. 1449’da II. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır. Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. Yer Alp. I SİYASET . Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir.. Beyleri Süleyman Şah.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir. hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik.. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. Yıldız Alp. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. adları Gök Alp. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır. Oğuz/Türk üst çatısının dışında.Ahlat. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. dimiş imiş ki. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar.

bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. Alplik. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu.29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler. Bilecik (s. Sivas ve Ankara’da. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. Sürmeli Çukura göçerler. Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır. Pasin ovasına. Sür­ meli çukuruna varıp. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ". Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir.. gelir Osman Gazi’nin koynına girer. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir. Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar.23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir. 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T .28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. gazilik ve erdem gibi. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi..25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi. Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir. her dağın dibinden sular çıkar.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer.24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul. Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı. Emanetlerin yine alurlardı. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”. Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar. Oğuz/Türk tö­ resinde.“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra). Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar.26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti. Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir.. Osman Gazi. Artık Osman Gazi.30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. Gölgesinin altında dağlar var. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”. konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. Kayıların Artuklu. Söğüt. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. 01 dahi kabul etdi. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir..

Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi. Şirvan Han b. aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. İnalcık. E K ö p rü lü . Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular. 251. onlar da yeni hedeflere yönelecektir. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”. 22)”.. memnun etmediği için. O SM A N L l IJT S II.. diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir. The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ).35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi. bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi. H . T fe Ottoman Empire. Eren yay.Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz. s. Saltuk Alp. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar. padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”.”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri. London 1973. konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b. S. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. Samsa Çavuş. Lütfı Paşa (s. M. Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/.33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik.. .. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması. Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. Oğuz H an’ım. Türkiyat Mecmuası.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir.baskı). “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999).. The Rise o f the Ottoman Empire. İnalcık. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa.31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. Ertuğrul b. 9 -2 2 . Nureddin b. 7 1 -7 9 .. D iv itçio ğ lu . Şeyh aydır “oğul Os­ man. 13-14. “Ertuğrul ile beraber. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. Al-i Selçuk isen.. p p . s. Gelür şeyhe haber virir. Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları. s. G iese. Turgut Alp. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. Kılıç Arslan b.34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye. yerleşik hayatı . G ibbons. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır. Sülemiş. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET . I (1925). Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri. W ittek . The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland . 1 5 1 -1 5 7 . İs­ tan b u l 1996. London 1965 (4. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. O xford 1916. ben dahi Mehmed Han b.Keyhüsrev b. beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi. Karaman b. Kürd ve Türkmen benimledir. The Foundation o f The Ottoman Empire. Yarhisar.: H . c. İstanbul 1981. “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi". H . Cümle Moğol. P.. N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir. 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir.ler akıdır. 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. Fr. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır. A. Anda yazlar kışlarlardı.

c. Tevarih-i A l-i Osman. Reşideddin Oğuznamesi. Kitab-ı Cihan-nüma.K oman). R.: E. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı.. s. s. K u­ ran. F. s. (yıl 1997..: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. 21-22 Lütfî Paşa s. c. kimesne ellerinden almağa. 1 (M art 1999). R ah' m eti (Arat). Krş. 260. 333P. 109-116. 9-22. 3. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. Osmanlı Tarihleri I. 693-94. Yüzyıla taşır. Divitçioğlu. aynı yer. diğer kroniklerin tersine. Tevarih-i A l-i Osman. bası­ lacaktır.m. 38. İbn-i Kemal. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe. “XVI. s. p. Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. Bu didügi Osman neslidür. B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir. Paul Lindner.A. ît. D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. A. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. Baltacı). Ancak. Şikarı. s. Asıl vatanlarına” . (Tercüman yay.g. kardeşleri­ dir. I (yay. 11. Tevarih-i A l-i Osman. s. a. s.e. s. 93. s.: M ...İnalcık. N. Aşıkpaşazade. K öprülü. B ulduk. s.Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi. Sahaifü’lAhbar. s. İstanbul 1981. Lütfi Paşa. Yinanç. Turan). A. Tevarih-i A l-i Osman. D TCF. Karamanoğulları Tarihi.57.: F. 6. Moskova 1959. Aşıkpaşazade. Atsız. s. İ. Veiidi Togan. c.bu göçer evli etrafa dağıldı. 4-5. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . S. Beyrut 1986. 129-139 Neşri. A.. Atsız.: Ü. Z. 50-51 (haz. 62-63. burada yazar. 24/4 (1982). 34 Neşri.. “E rtu ğ ru l”. Tarihsiz) s. Neşri bu olayı XI. R. bu konu üstünde durarak. (Kilisli N e ş r i) s. s. Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. Ankara 1970. burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. 73- 19 20 21 M. s. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. İstanbul 1332.D . s. M. “. 55-57. (çev. 4. H . 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil. 16-18. s. çvr. c. gitm edi. a. Aynı eser. Mesela H . 23 24 N eşri. Ü . Paul Lindner. “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”.. 141. Köym en). B ehpti’t-Tevarih. s. 3 S. s. S. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz. ahir zaman olup. İnacık. Beriyye. 80 (1992). 4. Bahadırlar. 4a (M. 90-91. s. 1. 26 27 Aşıkpaşazade. S. 19-20. 5.: W. 30). Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir..: Ş.Görüldüğü g i­ bi. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. 70. s. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. Defter. bir çok tarihçi bu görüştedir.. 93. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. Ertuğrul o anda kaldı. Ankara 1987. Bang-R. vol. Tercüme ve Tahlili. kıyam at kopınca. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”... O ğuz Kağan Destanı. Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır. yoldaşlığa yarar kişilerdi”. onların itaatim sağladığını b elirtir. H . 264-265. a. M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. s. s. s.”. (Atsız neşri)..e. M u’cemiI’l-BiUdan. 3. İstanbul 1949. 1. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri).m. T.. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır. 6 l. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. s.: M . Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir. 18 R uhi..g.g. A. D ivitçioğlu. s. 3 (Kasım 1997).Göyünç.melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır.. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. S. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri".Ergin) Ankara 1989. s. Neşri. s.Bulduk. 22. Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak. 382-383N eşri'den başlayarak. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History. s. (Ali Beğ neşti) s. Dede Korkut Kitabı 1. kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. Aşıkpaşazade. S... 26-27. İstanbul 1972. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü. s. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research). M üneccimbaşı. diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. Konya 1946 (hz. X III. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler. Mesela F.: Ü . Berlin 1932. 25 Bu konuda bkz. s. 37-52. 32-33. Tevarih-i A l-i Osman. Sümer. 90. OSM ANLI SİYASET . Tarih K ongresine sunulm uş olup. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler. İstanbul 1936. U nat-M . 51. 15. Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name.Tarih Araştırmaları Dergisi. M ahan. c. Ankara 1975. 35 36 37 38 H . Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır.A. 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. Die Leğende votı Oghuz Qagban. M. s. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır. v. Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri).g. Bulduk. 20-28.. Yınanç’a ait nüshadan). U . s. 22 Aşıkpaşazade. W ittek. İstanbul 194. Osmanlı Tarihleri î. Bayat?.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. IV. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. IV. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. 14. isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. SİY A SE T . askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi.OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans. Lâ­ kin bu devir Papaları. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. DR. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. Selçuklu Devleti sona ermiş. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. Bu tehlikeli altüst etmişti. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu.

İstanbul’a rakip. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. veren Kantakuzenos. devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. Zira. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi. Cenova. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. 14. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. Andronikos un (1328-1341). Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir.I I H J I . Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. onun erken ölümü ile yarıda kaldı. Rumların büyük bir'kısm ı. ülkede korkunç tahripler yaptı. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. III. hazine boştu. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. Mihael’in. Bir ara. Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. çok ağır problemler bekliyordu. Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. Sırplara. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. Önce İzmir Beyi Umur. Ancak. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu.Yeniden hayata kavuşan Bizans. VIII. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. Fakat. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı.

zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Bu olay. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. N ite­ kim Süleyman Paşa. Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. 2 Mart 1354 gecesi. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. Fakat. İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. Fakat. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Bizans başşehrinde panik yarattı. Kantakuzenos. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı. Zira. 1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. ülkeyi ve yollarını. Kantakuzenos hâla. Fakat asıl şimdi. Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Ancak. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. 14. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. Türklere umduklarından fazla imkân verdi. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı. Rum halkı. Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. Türk hükümdarı.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. Kantakuzenos. duruma rağmen.

Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . Zira Türkler. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. Cenova’lıların. Cenova’nm dostu ve müttefiki. Bu olay. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı. hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu. V. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. bu bölge halkının o esnada dinî. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. Kısacası. 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz. Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. olan Ostrogorsky. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. mukavemet etmeden Türklere teslim olur. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). Para değerini yitirmiş. İmparatorun aczi şimdi. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. Türkler artık. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. Tarihçiler genellikle. Macaristan. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. Zira. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. Venedik’in. durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. Modern bir tarihçi.

Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni. İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. Fakat Papa­ lık. 1371 Çirmen Zaferi. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. adayı onlara verdi. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. o da bunu yaptı. Neticede V. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. Sofya ve N iş zaptedildi. 1380’den 1388’e kadar Iştip. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. bir skandal ile son bulur. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. lik hizmetini yerine getiriyordu. Sultan annes. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. V. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. Bu sebeple. Ohri. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı. Sultan Murad. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı. Limni adasında hapse atılan Andronikos. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. Bir kaç yıl sonra V. Bizans. Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. Prilep. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. düşman ordusunu dağıtmış. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. Ioannes. V. Bundan başka İmparator. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. bir çok za­ fer kazınmış. V loannes ile oğlu Manuel. loiktidardan uzaklaştırıldı. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. İmpa­ rator için artık.nan Sultan Murad. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat.

İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. Osmanlıların. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Büyük Şizma. Doğu’da Bizans. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu. Bununla beraber Ba­ ti. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Türkler korkunç bir buh­ ranı. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. Bu sayede Osmanlı Devleti. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. B atidaki anarşi. Sonunda 28 O S A 1A N U . can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. Niğbolu seferi. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. Fakat. Türk sivil idaresinin. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. İngiliz harpleri. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. Bayezid. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi. Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. Bayezid. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. varlığını hâla koruyordu. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. daha bir müddet dayanabildi. Lâkin. Hussit harpleri. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. Hıristiyan devletler ancak şimdi. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur.

Diİstumame-i Enveri-Medhal.Zeit. bayzantina e t Franco-Fraecea. Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches.G ü n te r Prin zin g . 13291463... ed.. Schiltberger. A Magyarok Kronikdja. Teil 4. I 1960... Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487.Stolz. Pest 1853. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I . M ehm ed b. K onstantiıı M ihailoviç.. Cam b­ ridge 1943. R om a 1970. Sathas.. 1282-1341. M ishingan 1975. Dukas. A nkara 1949. F. M ünchen 1960.E. Umur Paşa ım d Orhan. Hieronimo Giustianı’ s History ofChios.. . Leipzig 1925... Tarib-i âl-i Osman. ... Hist.. Enveri. setzt von R enate Lachm ann. M irm iroğlu. A . Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg.. R -J. N . Bonn 1834. 39 (1 9 8 1 ). Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. P. T h iriet.and Notes by S.fogel . Paris 1899*1902... Reise in Europa. D u Codex Mosquensla 426. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos.Dethier. J. İstanbul Chronique Breve. Yinanç. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen. 3 vols. 2. Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei.. J . J .. Georgio Sphrantzes. by Ph.7896. La haye 1958-1961.v.. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . Bucureşti 1958.H . a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453). Grecu. V. M .. Asien und Africa 1394-1427.b. P. Radojeie. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle. N eşri. F. I*II Budapestini.. Charles R iggis... N . Dölger.. R -J. Tinııefeld. Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. B yz. A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century. trad. Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q. B ritish M useum nr. Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman.Comm.J M agolinas. Beldiceanu.” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193. yay.. N eu m ann.. E. Lorga. Gazavâi-ı Sultan Murad... Chalkandylae. transl. Vasiliev. II 1964.. Failler. Staııojevic. Bogdan. 1922-1927.. Tarihi. A... 1965. Bucureşti 1963. Memoirs o f a Janissary.. Kantakuzenos. İmperaior H istorianm Libri IV.Per. Chronikon Breve.. R obert Anhegger. J .. M üneccimbaşı A hm ed D ede.. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie.le a . Gecich. Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107.Grecu. J . G ras-W ien-K öln 1975. Decarraux.Giese.Babbinger. Giy.. Düstumame. Byzantine. D ocum ants 2. C ritobul. edd. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 . VI. Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade. K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann. Transl.. Laonici. Bruxelles 1953. Editİe de V.Grecu. Loenertz. İstanbul M I 1974. W erner. herausg.Et..Byz.... S.. M . Rev.Juhasz. Bucureşti 1966 . Rerum Ungaricarum Decades.. Bucarest 1915. Bibi. îstoria Turco-Byzantina 1341-1462... Thüry. ed-J. 1945.. F.von Fr.Monumenta Hungaria Historica X X I. I . von Friedrich Giese. Enveri. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar... M ükrim in H alil. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI.. P. F. Breslau 1922. Thurözcy. yayınlayanlar. Lipsiae 1936.. Miscellanea Byzantina Monacensia 6. 1800. “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri. Vie de Mahomet II. Teİl 5 .. Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi. Bonfmis.. A Jorg o f N uren b erg . B udapest 1893.. Editie Critica V. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris.uellen Budapest 1-938. K raelitz. Teleki.Trad...KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I. B udapest 1974.Schopen. Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks.. F. Cihannuma I. W Z K M 55 (1959). Loenertz. d in Domina lui M ohamedal î î. C ritobul din Im bros. . Hacı H alil-ü l-K u n ev i. Behişti.64 (1971). Byz..III Bonn 18281832.. Johannes Kantakuzenos. Gyöni. A. H alil İnalcık.. Tarih-i  l. 1451-1467. Paris 1954.Chr.. M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. F. D etro it 1975. Ü bersetzung. Le D estan d ’Ü m u r Pacha. M . Princeton 1954... J . . Texte... H . G . W ıttek . Editie Critica de Vasile Grecu.. Török Tortenetirok I. Budapest 1887. J ..add. 2 4 (1958) 155 ss. 6 (1931) 2 41-246.. O SM A N LI m1 SİYASET . H ovâth. by B.Darkö.Soucek. E inleitung u n d Uber- Charanis. M evlud O ğuz. İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar. Or.i Osman. Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines... G iustiniani. . Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere. N . J .. İstanbul 1332. Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra. Ann A rbor. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden. A rgenti. Szekely..1 3 4 1 -1 4 5 3 . Horvdth Janos Forditdsa.. Melikoff-Sayar. Ankara 1978. B yzantinon 13 (1938) 335-362. İstanbul 1930. B udapest 1978. K . H .Française A. M ünchen 1859Schreiner. Mehemmed Han. History o f the Mehmed the Conqueror. Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66.. Studien zu den Vrachea Chronica.. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). H onnover 1925... İstanbul 1928. et N otes par I. Die Altosmanischen A nonym n Chroniken. ed.Ivdnvi .... Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73. Sphrantzens. herausg. Demonstrations.. Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X . M ünchen 1967.

Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. yayla. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur. dağ bir başka kutsallaşıyordu. Bu sebeple Selçuklu Sultanları. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. DR. yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması. D O Ç . muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. Çağdaş bir yazara göre. Bu Türk göçleri. XI. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. Bizans İmparatorluğu arazisine. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler. kaza. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. Selçuklu Türkleri. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. Anadolu’nun fethi.4 SİY A SE T . Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi. Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler. her ova. her şehir. siyasi ve medeni faaliyetleri.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil. Türk tarihinin gerek siyasi. O za­ mandan günümüze kadar. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir. nehir.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. köy bir başka manalaşıyor. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı. Çünkü. Bütün Roma eyaletlerini. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak.

uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. Bu dediği Osman neslidir. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. Boz-okların büyük. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. Reşideddin. K ayının anlamı sağlam. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. Korkut A ta söyledi. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir.8 Ebulgazi Bahadır H an’da. 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. Herşeyden evvel uçlarda.V. bunların birin­ cisinin Kınıklar. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. Cami ut-Tevarih adlı eserinde. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre. edebiyata. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş.7 Kaşgarlı Mahmud. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi. Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir. Kimse ellerinden almayacak. Avşar. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi. Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir. en şerefli boyu olan Kayılar. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. Osmanlı Beyliğinin uçlarda.9 Oğuz elinin en asil. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi. işte sürüp gidiyor. Bartold. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Daha XI. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır.11 Dede Korkut. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur. Gaipten türlü haber söylerdi. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Gazanın. Ne derse olur­ du. Osmanlı tarihlerinde. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. bilhassa batı uc bölgesi. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET . ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. İkincisinin de Kayığlar.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan.

Yazıcızade Ali. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. . Müneccimbaşı. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan. Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez. Bu kayıtlara göre Kayı Boyu. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını.”1^ re gömülmüştür. sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . -şöyle belirledi. “Kanların atası. Anadolu Selçuklu Sultanı I.14 batıya doğru göç edip Ahlat. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”.sonra Alkaevli ve Karaevli. Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir. Konya’ya gönderip.töre oğulları­ na yol olsun diye . Mükrimin Halil Yınanç.0.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur. Herbert Adams Gibbons. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir. Edirneli Ruhi. sonra Bayat. Hüseyin Namık Orkun. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü. Lütfi Paşa. Frederik Giese. Hoca Sadettin Efendi. Halil Edhem. Selçuklu tarihleri. Kayıların tarihi. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim.şu şekilde Öğüt verdi . Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de.Baştan Kayı oturacak. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir. Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. Kayıların IX. fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir. ağırbaş­ lı. Pa­ ul Wittek. yolları ve yasaları. . . Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir. Lütfi Paşa tari­ hinde. sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz. çünkü ilk sıradaki boy. han olacağı için. : Sonra Kayı. . .19 Büyük Selçuklular. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine. OSM ANLI .0 da Bayındır olmalı — Töre.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Oğuz Han söyledi. Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir.Dedi. Aşıkpaşazade.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). Ahmedî. Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi. tö­ reyi. Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. Neşri.

Kastamonu. Denizli. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. Konya. hep Kayı bölgesidir. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Çankırı. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la. Hamid (İsparta). her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda. Bayındır. adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. Saru-Han. doğudan batıya ilerleyerek. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. Denizli. Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. Yazıcızâde Ali. At-Çeken (Konya). Ankara. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. Yer adlarında olduğu gibi. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. Bu yer adlarına. Nevşehir. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Düzce. Artukluların hâ­ kim olduğu. Ankara. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre. Kayı Boyu. Çepni. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir.26 . O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır. Mihaliç. Yörükler arasında. Kayı adlı oymaklara gelince. Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. Kı­ nık. Selçuknâme adlı eserinde. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. Fethiye. Sivas.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. Tarihi bir hakikattir ki. XVI. Aydın. Erzincan. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. İğdir. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak. 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Ödemiş. Burdur. Es­ kişehir.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar. Doğu Anadolu’dan çok.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir. Niğde. Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Afyon. Görülüyor ki. Diyarba­ kır. Menteşe. İsparta. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. Bolu. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar. Önce Van bölgesine.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. Bu Kayı oymakları. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. Salur. Döğer. Çorum. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu. Kara-Hisar (Afyon).

1328.1980. s. s. A nkara. 1975. İA. Agagjanov. M ü k rim in H alil Yınanç. Denizli. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin. I. İstanbul.340.432-433. X II/2 .112. İstanbul. cüz: 5. 1971. İstanbul. A dnan Erzi. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w . H erb ert Adam s G ibbons.1-2. Oğuzlar. “Kaydar”. Menderes. Türkiye Tarihi. 1341.l. Belleten. s .35-36. s.94101. M. 1992. Faruk D em irtaş. 1933.4 6 0 -4 6 l. 1989. Selçuklular Zamanında Türkiye.8-9O sm an Turan. s. s. s. 22 M ü k rim in H alil. s. 1939. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. s. s. 19 kenleri: Bir İnceleme”. Candar- Türkiyat Mecmuası. 1935. 1 Şerif Baştav.17. H alil İnalcık. Burdur. İstanbul. Ankara. s. s.25-27. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten. H oca Sadettin Efendi. İstanbul. H . “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-. s. neşr: Ali Bey. s.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla. Paul W ittek . Frederik Gıese. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. 1928. IX.163. Şecere-i Terâkime. İstanbul. A nkara. 1929. 1997.96. M. s.343.82-84. 1991» s. Yusuf Halaçoğlu. A nkara. "O sm anlılar” ÎA. A hm edî. A nkara. s.321-324. Tevârih-i  li Osman. s. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”.20. Ankara. 20 Faruk Sümer. Vekayi-nâmesi (952-1136). s. 1999. M oskova. Fuad K ö p rü lü . Osmanh Sultanları Tarihi. A ldo G allotta. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri.V. Oğuzlara Dair. Ankara.7.286-287. 1996. 19. s.303.245. Köylerimiz. Hakimiyet-i Milliye. s. IV.H. 1999.A hm ed N aci. İstan­ b ul. H üseyin N am ık O rk u n . M . “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler".3. Yay: İsm et Parm aksızoğlu. Ze­ ki Velidi Togan.17. Ankara. s.5 5. Socineniya.23. Ankara.39. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”.46. s. UmumîTürk Tarihîne Giriş. s. Haz: M ehm et Altay Köym en. Viad im ir A leksandroviç. XIV- XVII. Faruk Sümer. R eşideddin. s. Tevârih-i  l-i Osman. “Kayı M addesi”. Tacü ‘t-Tevârih. Fethiye. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. 1947. 1991. Cami’ül-tevârih.297. Haz: N ih a t A zam at. Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. İstanbul. Enverî. Lütfi Paşa. İstanbul. Türki­ îslâmiye.330. A nkara. Sapanca. Lütfi Paşa. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. 4 U rfalı M ateos. s.63-66. 1987. 1983. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu. 1981. “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”. Behçetü’t-Tevârih.8-9. İstanbul. Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200).27-28. X III-X V . Fuad K öprülü. Andreasyan. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri. s. Ankara. Ankara. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. İstanbul. Halil Edhem . s. Sayı:8. Dede Korkut Kitabı.26-31. 1968. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı.27Ğ. A nkara. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri". çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. s . IV/14-15. A. Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Osmanlı'nın Etnik Kökeni. çev: A tsız. 1963. Düz: Çiftçioğlu N . İkinci Ka­ DTCF Dergisi. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki.20. Anonim Tevarih-i  l-i Osman.28. 1948. A tsız. s . Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi.G. X III47. s. s . Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. s. Seri: II. M art 1953. İstanbul. s. 1949. Kafalı. İstanbul.245. Domaniç. Düveli İslâmiye. 21 Şahabettin Tekindağ. Avni Ali Candar. 1943. İstanbul. s. s. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. 1. 23 Fuad K öprülü. s. İstanbul. s. Anadolu’da İslâmiyet. çev: H ra n t D.V. 9 10 Ebulgazi Bahadır H an. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu. Türk Tarihi. İstanbul. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud. Diivel-i 26 27 nun. Atatürk Konferansları. İstanbul. İstanbul. S.62. s.35-39. H üseyin N a m ık O rk u n . A nkara. 1940. B artold. Atsız.8-9. s. Moskova. Lütfullah. çev: A zer Yarar A nka­ ra. Tahran. s. s. s.30-31.92-93. O SM A N LI yat Mecmuası. Fazlullah. 1992.144-145. VI. O rk u n . s. s. Türkler Anadolu’da. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi. Çoban Oğulları. İstanbul. Ankara. Tevârih-i  l-i Osman. 1995. Anadolu’nun Fethi. Danişm end. 1988.38-40. s. 1992. Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler.5475-576. Anadolu Selçuklu Devleti.575-580. 5 6 7 M ustafa Kafalı.176-178. Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu. İsm ail H akkı U zunçarşılı. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. 1927.25-27. 1973. B artold. Tarihde Türklük.l. IH I . 1996. 1980. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end. s . Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. X I /1. H alil Edhem . s. 1975. s. 2 3 O sm an Turan.71. Ankara. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. 1988. Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde. 18 Şükrüllah. s. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı. İstanbul. Sayı: 47. Aydın. 1971. 1984.320-321. K öprülüzade M ehm ed Fuad. s. s. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. Tayyib G ökbİlgin. I. İstanbul.65. 1996.87. Franz Babinger-M . İstanbul. 1988. D üz: N .271-275. Neşri Tarihi. 15 O sm an Turan. Selçuklu Devri 1. 16 17 Paul W ittek . 1934. 1988. sayı. İstanbul.21-23. İstan­ bul. 1946. A hm ed Refik. H alil İnalcık. “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". İstan b u l. 1995. V. s. A n­ kara. 1981. s . İstan­ b u l. s. s. İstanbul. V. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. s . Fuad K öprülü. s. M üneccimbaşı A hm ed b. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. Oğuzlara Dair. İsparta.248-249SİYASET İÜ . 1972. Osmanh Beyliği. Neşr: M ü k rim in H alil. s . İstanbul. I. Yaşar Yücel. I.58-59. 1992. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. B ir İn ­ celem e”. 1971. Kayıların. Çev: Besim Atalay. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan.329.26-28. M ehm ed Neşri. Câm-ı C m Âyîn.394. II. l. IV. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa.5 1. M uharrem Ergin. 1988.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. s. 1925. s. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî. 1988. 24 25 İçişleri B akanlığı. s. A nkara. s. 1-2. A n ­ kara. Ebulgazi Ba­ hadır H an. 138-139. “K a y ın ın B ölüntüleri". 1997. İA.319. N ihal . 1947. s. “O sm an I M addesi”. Ankara. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. Ankara. Faruk Süm er. İstanbul. İstanbul. s. VÎİI28. 1374. Osmanh Tarihi. Düsturnam e.

Dr. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim.5 Bu sebeple Prof. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. yaygın söylenti ve kanaatlere göre..”2 der.. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar. DR. rihi. sanatkârı. Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür.. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”.Biz. Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz. İnalcık. Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. peygam­ berleri. andığımız makalesinde ". en azından istiklâle bir adım. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir. Dr. Prof. komutanları. Prof. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir. Dr... aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m . şairleri.. Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. Dr. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD.. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr. 1 Prof. DOÇ. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür. tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara. ilim adamlarını. Prof.. ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını.. geleceğin de köprüsünü kurar. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. Prof. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması.. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dr.. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ". 6991M. söylenmektedir. basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der. tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını..

büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında. Fuat Köprülü. Osmanlı. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. Karacahisar ın alınışından sonra. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. Dr. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. hür devlet olma­ nın. yaşadığı çağın. istiklâl OSM A N LI . iyi bir ilim adamı. onların emrinde. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. istiklâlin ilânı idi. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. Bunların. Bu sırada. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. Dursun Fa­ kazanmasında. Bu yönüyle Dursun Fakih. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. fırsat buldukça.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. Herhalde. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. Prof. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey. devlet adamı olduğu kadar. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. Bununla birlikte. gönül ada­ mı. bağımsızlığın. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. XIII. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi. Osmanlı Devleti Tarihinde. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Orhan ve 1. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. Kayı boyunun bir bölümü I. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. Bu. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. M. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. Yine. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. O. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. içinde ye­ tiştiği kültürün. Onlar. tabî bir devlet gibiydi. yani XIII. küçük bir boy’un re­ isleri idiler.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı.

tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur. Dr. Ta­ rihî deliller. yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET .15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri. kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler.. onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. Uc beyleri de. Küçük Osmanlı Beyliğini. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir. İnegöl. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”. çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi.. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. Bu ai­ lelerin. Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti. kadınlı-erkekli. Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. Akyazı. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. Karacahisar’ı al­ mış. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi. Hendek.vayete göre 400 çadır’dan ibaretti. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada. çok eski bir devre ait olmalıdır. ganimet elde etmek için savaşmadı. Fakat bunlar. Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış. kısa za­ manda. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ". Bu şekilde. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti. istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi. DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak.. Bunu. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi. 14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi. Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti. Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki. gibi yerle­ Gene Prof. Prof. eğer Osmanlı ailesi. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği.. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi. Ancak hareketli. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. Kayı kabilesinden ise bu bağ. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı..... büyük bir devlet haline getiren de. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı. inançlı ve dinamik bir toplumdu. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür.. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler.. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından. artık şehirde oturmakta idiler. Geyve. Melikşah’ın 100. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü.. Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan. BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. Sultan Alâeddin. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar. Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin. ". o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da.000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. kendilerine ait bulunuyordu. Şimdiye kadar bunların. işte bu sırada Ertuğrul.. Bu duruma göre bir uc beyliği. Bilecik.. Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. Dr. bir aşi­ ret. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. birer aşiret reisi değil. H al­ buki kuruluşu. kendisi de. Bu arazi içinde oturan ister müslüman.

Semerkand.. Bunun temin edilmesinde.. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu. Türklük şuurunu.. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları. Bütün bu olumsuz şartlarda. dil ve inanca sahip yerli halk.. dilde.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı. Dodurgalar. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. Osman’a şikayet et­ ti. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle. Anadolu’da küçük beylikler oluştu. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki.. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. Peçenekler. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir. ve benzerleri) önce ovaları. mezheblerine mensup idiler. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. vadileri. Şeyh Edebâlî. Değişik ırk. Türk sofilerinin mürşidi. 17 Eylül 1176 tarihinde II. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti. Bayındırlar. Çepniler. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu.. işlerini göriip giderlerdi.1 7 tular. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. hoşgörülü. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. Çünkü Anadolu’da Rumlar. Osman Gazi. ezilip yok olmadılar. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. Os­ man Gazi. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp. Salurlar. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. Merv. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur. Eymirliler. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. adaletli ve tarafsız. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. kâfirlerin hakkını alıverdi. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur. 0 kâfir de gelerek. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak.. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi. Yazırlar. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. Ahmed YeI SİYASET . kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler. Bayatlar. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih. mallarının pazarlığını kendileri ederler. sanatta. Taşkent.. Ermeniler Gregoryan. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar.. Yüreğirler. Büğdiizler. bu arada Türk kültür. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur. Beydililer. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu... Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor. Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Rumlar Ortodoks. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi. giderlerdi. Düğerler. Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de. hoşgörülü ve adaletli davrandılar. ayrıca yasak edip. Ancak. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. hakkını vermedi. yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Ytvalar.. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı.Uc Beyleri tarafından yürütüldü. Süryaniler Ya’kubî. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi. Moğollar tarafından yerle bir edilen. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma. büyüdüler. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. edebiyatta. Gerçekten de çağlarında. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi.

. törenle aldı. disiplinli. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. hükümdarı. manevî eğitim görmüş. Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti. alınlarının teriyle geçinen. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici.22 0. kimseye el açmadan. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. Alp-Gazi. vatana. Ancak. Mecdî Mehmed Efendi’nin. at. istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. 0 kılıcı belinden çıkardı. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. davul. meslekî. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. pren­ sipli. kılıç. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. Osman Gazi. kucaklayıcı. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. Demek oluyor ki Dursun Fakih. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı.20 Ahmed Yesevî. İslâm dininin özü. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı. desteğini sağO SM A N 1I — di. İnsanlar arasında dostluğu. Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. sevgiyi ve birliği telkin eden. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. kılıç). ça­ lışkan. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz. aynı zamanda. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi.19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. Bactyan-ı Rum. sultan tarafından he­ diye edilirdi. töreye bağlı. Şam’da dinî eğitim gördü. toprağa. II. Kendi belinde götürürdü. Hadis. Bu anlattıklarımız. ahlâkî. onlara baskı yapmadılar. Abdalan-ı Rum. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî. devlete. ülkede bağımsız padişah olsun. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at.. A hiyan-ı Rum. Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. adlandırma­ Dursun Fakih. Bunlar. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı. ellerinin emeği. bayrak.. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar. Açabildiği yere kadar açsın.sevî (ö. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. şehzadeleri. onların desteğini sağladığını gösterir. bayrak.21 Hattâ. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. at. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular. Osman’ın kılıcı gelmişti. Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. dine. 1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler.. Sultan Alaeddin’den. örnek önderler idiler. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET . hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir.

onun adına hutbe okuyan. Merhum Prof.. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir. Yetkili. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş.. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. âyân erkânını süsledi.25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu.. onun eğitiminden geçmiş. kelâm ilmini. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. at. bir zat idi”. Şerafettin Turan. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. zahid. iç içe oldu. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. Sultanın. Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. disiplinli bir teşkilat idi. Prof. kös. bayrak. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş. Anası. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. sul­ tanlık divânını tertip etti. o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du. Dursun Fakih de. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu. Dr. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ". İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. bir akrabalık tesis edilmiştir. zil. Tefsir. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. Dr. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup.24 Beylerin. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih. hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı. Alim.. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. zahid. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş. Şehabettin Tekindağ. bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. tefsir. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem. nekkâre. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür.rak atanmasının bir belgesidir. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu. zurna ile çalınan bir nevî marş. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir. kılıç. ondan. tabi ve hık (yani hilâl.2 (> Böylesine âlim. mehter) çalınır oldu. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. hadis. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. dervişlerin ve adaletin yanında oldu. Os­ man Gazi zamanında Ahilik. Tefsir. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET .

. bayrak. Söğüd’ün Küre köyünde. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. metotsuz. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı. bayrak ve kılıç göndermişti. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı. keyfî bir şekilde değil. Sadettin Buluç un X. dedi. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi.nışma) bulunmuştur. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre.. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir. Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. Mehmed Neşrî. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. at.27 Köp­ rülü. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. dediler. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti. Osman Gaziye "davul.28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. Dr. gani­ met malının 115’ini ayırarak. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla. Ancak Osman Gazi. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. Os­ man. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan. Alaeddin ile buluşmak. Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. konik bir tepe üzerine defne­ dildi.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. failun) kaleme alınmış. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. failâtun. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. Prof. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. bu Sultan II. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. o da. 0. Osman’a davul ve bayrak gelince. Pazar kurdular. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. “Hülâsa. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım. fazla edebî özelliği bulunmayan. O da. mescidler yaptılar. Gerçekten de. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. Dursun Fakih’in büyük bir "M. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET . M. Sultan Alaeddin. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun. Dr.

onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç. Nimeti. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü.. Şehabettin Tekindağ. Osman Gazi’nin müşaviri. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır.33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir. velisi. Dursun Fakih. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır. Osman Gazi. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. inançlı. MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi. halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu. Prof. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. Cuma namazı kılınacak. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür.. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. Dr. Haşan Aksoy. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim.34 bir ilim adamı. ahlâklı. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. Abdalân-ı Rum. disiplinli. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. ıra SİYASET . Eğer o. Bu se­ bepledir ki. adına hut­ be okunacaktır. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. Bacıyan-ı Rum. korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Alperenler. yardım­ cısı olmuşlardır. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi. ihsanı eksik etme. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. O. Dr. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. hem Şeyh Edebâlî. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği. Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. O. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış.kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir.

İstanbul 1 9 7 5 . I. Yayınlayan: M. Yay: İ. Sadettin Buluç. I. 29 30 31 32 33 N eşrî. İlber O rtaylı. Yayınlayan: N . Süheyl Ünver.m. 2540. A. Doğu Bati. IV. Büyük Türkiye Tarihi. 495-497.1. MayısHaziran-Temm uz 1999. İstanbul 1970. H alil İnalcık. 113. X III. 135. 49. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Tarikte Usul. I. 3020. s. İstanbul 1980. V. s. s. X II-2. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. İstanbul. 45-52. M ecdi M ehm et Efendi. İA. 95-96. Yurdaydın. N eşri. X. Türk Edebiyatı Tarihi. aynı yer\ İnalcık. 111. Aitay Köym en.m. Fuad K öprülü. Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. Tarih Dünyası Dergisi. Osmanlı Tarihi. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. s. s. İstanbul 1998. Ortaylı. M . s. O SM A N LI m SİYASET .M. 21. 251. I. İstanbul 1980. Oruç Bey Tarihi. Şehabettin Tekindağ. Yılmaz Ö ztuna. Hadaik üş-Şakaik. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. İstanbul 1 2 6 9 . Hüseyin Gazi Yurdaydın. Hoca Sadettin Efendi.g. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. İstanbul 1977. Fuad K öprülü. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. s.m. Parmaksızoğiu. Aşıkpaşaoğlu Tarihi.1. U zunçarşılı. 32. Ankara 1964. s. 263. Neşrî. Tacü’t-Tevarih. İstanbul 1950. 56. N i­ san 1991. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. S. “Tarihin Işığında O rtadoğu”. Sam iha Ayverdi. 342. Zeki Velidî Togan. 93. X II-2 . N eşrî. “Tursun Bey". Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. 2. s. 561. İstanbul 1969. “Dursun Fakih”. s. “Din”. 11-22. X . 16. 9-22. S. Köymen. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. TD VİA. 263. M. “Tursun Bey". aynı yer. a. s. Neşri Tarihi. Yeni Forum Dergisi. s. II. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. İstanbul 1990. Sayı 19. II. s. 12. Şehabettin Tekindağ. 123. Ankara 1 9 8 8 . a. I. s. İnalcık. 56. Ankara 1979. Ahm et Yaşar Ocak. İnalcık. 57. İstanbul 1 9 8 3 . Yaz-1999. 342. A nkara 1970. İslâm Tarihi Dersleri. K öprülü. 34 35 H aşan Aksoy. H . 73. Aşıkpaşaoğlu. Atsız. s. s. 18. 7-8. Şemseddin Sami. 7. Türk Kültür Tarihi.g. 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ. Ortaylı. s. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). 123. 15. Şerafettin Turan. s. Cogito.1.1. 35. O ruç Beğ. s. s. S. İA. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. s. N eşrî M ehmed Efendi. Hoca Sadettin Efendi. Türk Edebiyatı Tarihi. 17 18 19 N eşri. s.g. a. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700.

bilim hiç bir soru­ ya mutlak. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. D O Ç. 1330/M. Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr . evrensel bir cevap veremez. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta. belki raportör demek la­ zım. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi. Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. Hadîkatü’l-Miilûk. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. DR. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır. Câm-ı Cem-Âyin.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. 699/M. “keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş. Fihris-i Düveli. İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. öncelikle eski tarihleri incelemiş. Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. Yazar. çünkü ister geriye doğru. Şemdânîzâ- atfetmektedir. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET . 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H. Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir.5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. öncelikle bu yüz­ den. ister eşzamanlı olsun. Müneccimbaşı Târihi. Resmî Sâlnâme (1330). bu yazı/rapor ortaya çıkar. Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü. Hayrullah Efendi Târihi. ve bunların mütala­ ası sonucu H. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. Encümen bu görevi müellifimize verir. Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. ' Önce. Heşt Behişt.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. İncelemesi sırasında ayrıca. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. Tâcü’t-Tevârîh. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz. M ir’at-i Kâinat. İlgili fıkraları tek tek gösterir. Derviş Mehmed b. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te.4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder.

Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti.doğrudur.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Encümen aynı za­ manda. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir. 3. Alâaeddin Keykubâd b. ama herhalde o. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra. Osman’a OSM ANLI . Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. Ebu’l-Fidâ. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki.9 Diyelim gönderildi. Alâeddin ilk saltanatında. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır. usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır. belirlemek mümkündür. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?). Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir. Fakat incelenen kaynaklar­ da. fakat önermesi. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır.ramaya başlar. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti. ba­ zı güçlüklere rağmen. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. tabi. 699’da. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir. 688’de. bir de gazete ile cevap verilmiştir. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. üçüncü bir yol olarak. konuyu. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. Cevap sahibi. Bir yıl kadar sonra da II. devletsiz gün olmayacağına göre. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. 2. sürgün bulunan III. Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. bu doğrultuda Osman’a tabi. ayı ve günü de.

s. 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française.. Yılında Amerika. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir. Varsovie 1961. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. 2733).: M. s. Do­ ğu Batı.12 Takvim düzenlemek. s. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. 700. “Zohar’a göre geçmişi ancak. II. s. H akkı Ü nal. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî.: M ehm ed A tâ. I-II. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar. s. II/7 (mayıs.: İ. E rtürk. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. s. 41-42). “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor. H . s. 13. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. O sm anlılar Özel Sayısı. 1071-1920. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur. Sorgulayıcı bir üslup için bkz. İs­ tanbul 1309. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. “D evletin A dı Yok .: Ella Landau-Tasseron.: Osm an Okyar. V/25 (N isan 1330). Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”. cogito. Boguslaw Leshodorski. 3. 59*60. çev. tırmalar.: Joseph H am m er von Purgstall. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl. \kkâ- y i’-i Târihiyye. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. tem m uz 1999).rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor. Aleksander Gieysztor. 33. “A hm ed Vefik Paşa”. çev. s. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. 19 (Yaz 1999). A. s. X I/66 (Haziran 1999).I. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. 62-63. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi. M atbaa-i K ütübhane-i Cihan. O SM A N LI |£ V H SİYASET . Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. 269. C. 2Ğ1-278. N eum ann. yüzyıllar Anadolusunun siyasî. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k . sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. Osman- lı Devletinin Kuruluşu. H âkim iyeti M illiye M atbaası. TOEM . çev. haziran. Paris 1935. II. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. Neumann bize asıl anlaşılması.Years of the Polish State. A nkara 1934. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. 36-48. zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. İstanbul 1994. s. trc. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. İstanbul 1336. 1492.devletin hangi ay ve günde. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K. s. I-II. s. s. haz. İstanbul 1999» s. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. Efdaleddin (Tekiner). Bkz. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. tertib -i cedit. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. I. Toplumsal Tarih .B ir A m blem in O kunm ası”. K ısım -I. bir kez daha önem kazanmış oluyor. s.14 Öte yandan Attali. sosyal ve ekono­ mik şartları”. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn. ve aynı şekilde. sivilize olmakla ilgili. O ğuz Tekin. İstanbul 1992. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. s. 40-41). bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". Devlet-i Osmaniye Târihi. aynı m a­ kale. 308. Şükrü [Akkaya}. alem/ sancak’ın -varsa. haz. G ieyszcor. Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi.lu Nüshalara Göre).: Ayşegül Sönmezsoy. 500. Kılıçbay.: R. D İA. haz. İs­ tanbul 1264-1265: I. Millenium: A Thousand. A. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M . înalcık’tan Kafadar’a. Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. K. 1 2 Siyah ‘An’lar. N eum ann. A nkara 1980. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”. Şevket Pam uk. modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını. Stanislaw H erbst. İs­ tanbul 1287. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No. Tüfekçioğlu. V I/4. Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. Le Millannaire de la Pologne. İstanbul 1999. İslâmî Araş­ Tarihi. takvime göre dönemle- mek. H alil İnalcık.kumaşının âdî.Venezia 1963. H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî. H alil İnalcık. s. Ecudes e t Maslanges. 279. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”. Târîh-i Cevdet.11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”.: Jacques A ttali. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler.: A h m et U ğ u r vd. 33. 268-280. Kayseri 1997.

Zachariadou. K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı. İstanbul 1998. Aslında m itoloji. Osmanlı Beyliği (1300-1389). aynı eser. s. B arthold. Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı. 118. s. 17-26. The Constructi- on of the Ottoman State. 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. X X II/1 (1999). s. Osmanlı Beyliği (1300-1389). 31-50. İstanbul 1997. Halil İnalcık. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". s.: Seyfettin Erşahin. S i O SM A N H f f l j SİYASET . says in Ottoman History. çev. “ 13. s. s. A ttali. Elizabeth A. tarihi yü­ rüten realitelerdir. J . “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”. k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. efsane. s. İslâmî Araştırmalar. G üven vd. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi. tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. çev. “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. ed.: G. Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.. Ç. 114. 10). M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına. 21). buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. Jacques Lefort. 68-7. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. Y üzyılda B itinya”. s.10 Meselâ bkz. Berkeley 1995. 207.

Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu. İktisa­ dî. Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. şeklinde tanımlamaya başlaması. buralardan milyonlarca insan aç. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. sebepler! SİYASET . bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya.1 İttihatçılar. Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi. DR. bu durumu düzeltebilmek için. yeniden ayağa kalkmaya. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir. Bulgar vb. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti. hatta 19. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. sis­ temi.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar. doğum yıldönümleri vb. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. sefil. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. dağılma süreci içine girmişti. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de. bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak. Yunanlı. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. Sırp. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç. Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken.

“Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. II. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd.. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün. çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün.2 İlk millî bayram. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip. bir kısım üyeler de her iki günü. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor. 8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir. Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında. bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir.

maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. yazıya şöyle devam etmektedir. Bu âmil. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde. Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. gü­ nün tesbiti konusunda oldu. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi. tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. bir müsâmere. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur. nereden gelip. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi. her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle.lemez. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. daha muhteşem. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı. Kutlamalara İlk İtiraz.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. nereye doğru gittiğini bilmek. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur.

” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. Hindistan sâhillerinde. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. Murad’ların. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı. daha çetin. konuşmalara geçilmişti. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. selâm. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. “ordu günü” hâline dönüşmüş. Gençliğin. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. ”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir. Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında. İSTİKLÂL. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler. şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine. Orhan’ların. Fâtih’lerin. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir. orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. “Ordu. Bu besinin.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. I SİYASET . Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor. daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak.

Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır. Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. niyâz ederim” demektedir..1335 tarihinde bütün vilâyetlere. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu. Memleketin çiftçi. Bunlardan biri de bay­ ramlardır.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay. esnaf. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi. Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET . istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi. Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı. bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek. 21. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da.12. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. şehitler için okutulan mevlitler.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış.7. haklarını aramalarını. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu.12.Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş.. Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek. Meselâ 30.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. Hey’et-i merkeziyemiz.22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir. millî heyecanı diri tutmak. memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak.

Açıksöz. köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. ”26 SONUÇ 20. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır.. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin. A na­ dolu. Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. Türk­ lüğün devamıdır. şimdi de Türk. Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu. ”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim.. Buna rağmen. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür. resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür. Bu savaş.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. aynı cinsten bir anlayışın. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . yarın da Türk olacaktı. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler.

6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”. İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir. H ey ’et-i Merkeziyeler.1988. F. Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı. D .y.l 8 "İstiklâl Günü". 15 M art 1915. F. 1336. a. no: 27 -7 5 . Donanma Mecmuası. K âzım Özalp. 1336/26 F 4-4. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi. 5 Yunus N adi. c.g. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle..m . “B undan takriben onbeş yıl evveldi. belediye reisle­ H arbiye. tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir... bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. s. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”. 7 A ğaoğlu A hm et. “İstiklâl Günii’'. nûn-ı evvel 1915. 20 ATAŞE K . Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. E rtem . 1336/26 F 4-77. (T ürk Yurdu.29. Yakup K adri. K .3-3 “Valilere. 2. 11 O sm an Ferid. Valiler. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. 43 s. sene 5.m . 18 K âııûn-ı evvel 1329. S. H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere. D. s. F. 30 Kânûn-ı evvel 1913. M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. Tasvîr-i Efkâr. Donanma Mecmuası. 16 17 A. F.1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak. 1919-1922. no: 103.1 3 3 6 /2 6 . s. M illî M ücâdele. K . A n k ara.T. 12 Efdaleddin. s. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır. 30 K ânûn-ı evvel 1913. D. D . “ İstiklâl-i O sm ânî”. no: 25. 31. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup. s. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K .29.29. K .29.: S. s. 418. D. no: 33-81.g.3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz. s. no: 27-75. kum andanlar. işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . s.. “İstiklâl ve İstikbal".12. m utasarrıflar. 13 14 Haşan Albayrak. D. 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir. " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası. Donanma Mecmu­ ası. 1336/26. İkbâl-i İstikbâle D oğru. 1979. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K . K . 30 A ralık 1921.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”. 3 K ânûn-ı sâ­ nî. Tücec.1 3 3 6 /2 6 .g. no: 103.29. 17 Kâııûn-ı evvel 1329). R.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz.1 3 3 6 /2 6 .3-4 18 ATAŞE. Tasviri Efkâr. "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. 4 1 8 ”. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. 15 Şubat 1915. Bu telgrafların altın d a valiler. 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. 579-582.1 David Kushner. 4 K âııûn-ı Sânî 1915.29. M ısır'da b u lu n uyordum . 80. D . 36. F. İstan b u l. 9- kü İhtifâli. 1. deki belgede K â­ SİYASET . K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. E Erdem . K ./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev.29. İzm ir'e D oğru G azetesi. “Müşahad-e ve Mülahaza. 32. 514. Tarih ve Top­ lum Dergisi. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir. 4 K ânûn-ı sânî 1915.29. 0 . S. “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. Tem m uz 1987. o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte. Tasviri Efkâr. 31. no: 37-85 s. Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır.1 3 3 6 /2 6 . 1336/26 F 4. 9 Oysa. 3 4 a.. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5. 18 K ânûn-ı evvel 1329. S. Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi.

3.1 . 1999. N u re ttin G ülm ez. F. Ankara. Yunus N adi. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir. Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün. D.1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder.zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. 1336/26 F 4-83. 1336/26. 31 Aralık 1920. 7. D. OSM A N LI J J J I SİYASET . S. ATAŞE. K -29. vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim . 4-2. Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan. deki belgede. 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. 263.” 23 ATAŞE K. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz.29.

.

SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR.

.

Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Bu­ nunla beraber. Bu yüzden bu makalede. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. Balkanların. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur. Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. Yani Osmanlının Avrupa sınırı. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder. Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. SİYASET .SIN IR. Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi. yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. Sugar. basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. PROF.B . Balkan­ ların. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir.D . PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . yüzyılın sonu ve XVIII. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır. “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. Bununla beraber. Aynı za­ manda. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. Sipahiler. DR. XVI. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır. Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. Ben. Osmanlı İmparatorluğu için. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. Sipahi adı verilen bu askerin. Diğer bir deyişle. Ama. Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. Sugar”dan aldım. F.

ve özellikle XVIII. XVIII. Sınır. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. Habsburg askerî sınırının tersine. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı. yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında. Bu yayıl­ manın anlamı. yüzyıla kadar süren. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. XVII. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu.XIV. Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan. Bu tarihten itiba­ ren XVI. Sınırlarda yaşayanlar. Anadolu’da XII. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi.Bu idari düzende. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. Bununla beraber. Habsburglar 1522’de. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı. ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil. yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. 1575-1683 yılları arasında. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır. imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. Balkan bölgesinin. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar. “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. Bu SİYASET . yüzyılda başlayıp XVII. Osmanh sınırları XVIII. Türk gazi savaşçıların..Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. Osmanlı uç beylerinin. XVI. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. Askerî sınır bölgeleri. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. Osmanlılar bu hattı XIX. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. XV. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi.

sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi.I I lulukları babadan oğula geçerdi. XV. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. Akıncı­ ların tersine. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar.sebeple. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar. Ay­ rıca önemli yolları. “Akıncı” terimi aslında. SİYASET . diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. ve XVI. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. akıncıların. ve XVI. Aslında önde gelen akıncı aileleri. Bunlar. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. Yine martulozlar gibi. Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. XV. başka görevleri de vardı. De­ liler. Deliler. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. XIV. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. XV. Martulozlar gibi voynuklar da. Bununla beraber. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. voynuklar da. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. hak ve sorum­ OSM AN1. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. Malkoçoğulları ailesi. Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. yüzyıllarda sayıları en az 40. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. Balkanların. Örneğin. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. martulozlar. 1577’de sayıları en az 80. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen. Bazı martulozlar. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı. yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. Diğer bir deyişle.000’di. Moldovya.000’di. Diğer Hıristiyanlar.

Bu genellikle. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. tıpkı azaplar gibi. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Kaptanlık XVI. Örneğin azaplar. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. Daha da derine inersek. Beşliler. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. Sırp-Hırvat. Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. Diğer taraftan. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. Bununla beraber. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. Bu kurallar. Aslında. Azaplar. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. aslında. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden. Dizdar. XIV. Her bir dizdar. Yerel nüfustan. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. Dizdar.Akıncılar. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı. askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. merkezi hâzineden maaş alırlarken. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı. Bunun yanı sıra. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. tı­ mar sahibiyken. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. Aslında. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı. Örneğin. Bu yüzden . Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. Sugar’ın belirttiği gibi. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. Bunlar. Macar ve Türk. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı.

çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları. Aslında. Öyle ki. değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. Sonuç olarak. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. Sonuç olarak. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. yüzyılın sonlarından XVII. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. sınır muhafaza kaleleSİYASET . Bu yüzden. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. martulozlar XVIII. XVIII. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. Osmanlı yetkililerini. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. Tüm bu yapılanma XVII. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. Osmanlı merkezî hükümeti. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. Karlofça Anlaşması. Daha da ötesi. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. mar­ tulozlar. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. yüzyıl. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. Bu olaylar. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. Aslında XVII. Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. yüzyıl boyunca da değişime uğradı. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. Örneğin. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. Özellikle. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. Bundan sonra. yüzyılda da görülmüştür. XVII. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi. “kale azapları”. “farisanlar”. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. martuloz birlikleri XVII. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. yüzyılda Osmanlı yetkilileri. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. Bütün bunlara ilave olarak. “beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. Diğer taraftan. Diğer taraftan. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı. mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. savunma amaçlı olarak kullanıldı. Osmanlı’da. XVIII.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur.

kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu.3’ü. Balkanların tamamına yayıldı. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. Osmanlı İmparatorluğu. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir. çoğunluk. Bu durum. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti. Bunların arasında birer tane İtalyan. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. Bu işlem. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. Bu süre içerisinde. Balkanlar. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir.ri ve sınır çitlerinin bakımı. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı. İdari bakımdan. yerel yerlilere kalmış oldu. Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Bir çoğu. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir. yüzyılın başlarında. Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu. Sonuç olarak. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler. hatta ayrılamazdı. Benzer olarak. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. bu m iktarın % 42.000 süvariye bakabiliyordu. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. Örneğin. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. Osmanlılar için Balkanların önemi. Diğer bir deyişle. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. En önemlisi. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. Ermeni ve Gürcü. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. Avrupa’ya yapılan saldırılar.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. XVI. bir sıgWjl SİYASET . 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. Bu yüzden. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. Örneğin. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. sadece yeniçeriler değil.

sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. Osmanlılar. kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. Bu yüzden. Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. Bu yüzden Osmanlılar. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. Balkanların. aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. M . Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar. Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. Osmanlıların. XVII. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. Osmanlı imparatorluğu. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması. Bu. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Balkanlara girdikten hemen sonra.

Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri.S. Mikhail. asırda. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. IX-XI. Lazgöl adlı hisarı fethetti. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere.000-6. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı.OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. Mese­ lâ. Türkiye Selçukluları zamanında. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. Daha M. Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. 6. IV. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. D O Ç . dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları. Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. asırda Macarlar. IX. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. asırlarda Peçenekler. VII. asırda Avarlar. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler. İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. Pa­ pa. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması.2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos.500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. VI. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti. Katalan lideri Roger de Flor. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. asırda Bulgarlar.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu. VI. XIV. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi. DR. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. ardından İzmir’i SİYASET . daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri.

tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir.1 7 Kantakuzenos. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Bu durum.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar. Diğer taraftan Osmanlılar. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier. İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara. Hayrabolu. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı. İstanbul istikametinde. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu.12 Kezâ. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin. Gelibolu. iki defa Rumeli’ye geçmişti. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi.23 Yine Konur Hisar. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Malkara.1 1 Ancak. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri. Yakub Ece Bey. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı. Anadolu’da. emrindeki gaziler. Çorlu.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi. üçüncü kol ise İpsala. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ. Fetih hareketleri. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede. batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi. Biga’dan Gelibolu’ya geldi.16 Osmanlılar. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa.19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti.10 Nitekim bu kumandanlar. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. Vize istikameti­ nde. Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi. Orhan Gazi.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine.2 5 SİYASET . N itekim. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber.9 Bu durum. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda. Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır.

bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler. Murad. esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış. kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i). göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. Anadolu’dan gelen göçmenlerle. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir. Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü. N i­ hayet. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması.34 Murad.26 İpsala. halkını esir etmesinin de rolü vardı.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi. Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi. Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57).35 Murad Hân. Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı.31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi. Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması. Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir.39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET . Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti. Mu­ rad. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti. N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı.

Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular. s. c. Bunun yanında bu mücadeleler. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular. 3 (1952). S.45 Tabiatiyle bu durum.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”. Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. XIX.: Poul W ittek . ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör. Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri. s. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır. Tutuklu bulunan Andronikos’u.44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır. Ancak. 63 9 -6 6 8 . Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. G D A A D . Ancak. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı. “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. İstanbul 1972. 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. yerli halka gösterdikleri müsamaha idi.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. 1.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması. yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber. S. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”. diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer. Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. XIV. 61. ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu.dığı zaferi ile bozguna uğratılması. s.47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı. halk arasında geniş kabul görmüş. 3 a. İstanbul’u kuşatan Andronikos. Bunun yanında deprem vb.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo. İmparator Ioannes V. SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. S. Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler. asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk.: Z errin G ünal Ö den. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı. 35. Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor. İstan b u l 1994. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır. 1 A fif Erzen. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri. Tarih Dergisi. bölge­ yi harâb hâle getirmişti. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır.

11. 176-177. Ostrogorsky. Erdoğan M erçil. 240. aynı madde. "Rum eli" m ad. aşhane. Defter. I. s. I. İstanbul 1997. 21-22.. Feridun M. V III. Sezgin. Tevârih-i  l-i Osman. 102-103). Aşıkpaşazâde. 17-18. 176-178. s. s. s. s. İstanbul 1961. 19-28. Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz. s. s. DİA. Balkanlar. 19 P Charanis. 17). Gelibolu. 173-182. 317). a.: F eridun M. 124. 16 17 18 İnalcık. 28. “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". s. s. s. 983. “R u m eli”. 12-13. s. Lutfı Paşa. A ııthony L uttrell. 141-144. M . “G elibolu" m ad. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad. s. R. U nat. ed: Elizakth A. Şerafettin Turan neşri. s. 477-478. 7 68-769.: H am di Can Tuncer.e. Atsız neşri. Yaz 1999. “A ydınoğulları” m ad.  dil. 290. 191). 69). s. 4 5 Enverî. “T ü rk le r ve Balkanlar". S. M ünir A ktepe. s.1. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. “Osmanlı Devleti”. VII. EI2. s. “O sm anlı D evleti.g. İstanbul 1949. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. s. ve XV. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad. İbn-i Kem al."Rumeli'nin iskânı”. İstanbul 1956. II.: Fikret Işıltan. 151. s. “T ü rk ler ve B alkanlar”. Bizans Devleti Tarihi. s. 10 11 İbn-i Kem al. s. İstanbl 1988. s. X. s. s. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. M arm ara İJniv. s. Byzantinoslavica. Tevârih-i A l-i Osman. İnalcık. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". İstanbul 1971. İnalcık. 123-124. Paris 1979. 239-240. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler... 15 M.g. Feridun Emecen. İlhan Şahin. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”.: E. s. 34 35 Aşıkpaşazâde. Osmanlı Beyliği 1300-1389.). 94 9 /3 8 8 . İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık.. 138. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz. 71 vd. Tevârih-i Âl-i Osman. K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş. İnalcık. BOA. 291. 211). 158. Şehabeddin Tekiııdağ. 25-45. 1. Leiden 1965. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". 156-157. 25). Travaux et Me'moires. H alil İnalcık. 495. Edirne’nin 600. "Edirne'nin Fethi”.. 499. s. 175. Prof. Bizans Devleti Tarihi. İnalcık.e. s. 768).. I. İnalcık. İstanbul Üniversitesi. A ltay K öym en neşri. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”. 127. s.: A ktepe. M ü n ir A ktepe. s. s.: Aşıkpaşazâde. “Osmanlı Devleti”. Bizans Tarihi. 12 13 14 Dukas. 117. “Tevârih-i Al-i O sm an”.O fj> 123-129. s. s. Claude Cahen. İstanbul 1989. Bizans Tarihi. “T ürkler ve Balkanlar". İs­ tanbul 1995. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. İstanbul 1928. İstanbul 1984. Osmanlı Beyliği (1300-1389). İm aretin vakfiyesi için bkz. s. “Süley­ rihleri. a.: H alil İnalcık. İstanbul 1971. 29 vd. 190-194. 299-300. İbn-İ Kem al. İbn-i K em al. III. A nkara 1 9 8 7 . "G elibolu". 4 8 8 . Çiftçioğlu N . aynı eser. s. İb n -i K em al. Tez nr. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. Diistımıâme. IX . G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. H az.g. a.: M. “Gazaya Dâir. s. Serhan Tayşi. 493-495. II. H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. “Rumeli”. 209. Önsöz ve İndeks M. Aşıkpaşazâde. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi. 101). Basılm amış D oktora Tezi. Âli Bey neşri. “Türkler (Osmanlılar)”. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET . Zachariadou. Tevârih-i A l-i Osman. 135-145.).. Kitâb-t Cihan-nümâ. D İA. İstan b u l 1993. s. 177. s. İbn-i K em al. Osm an Turan. H a k k ı Ayverdi. s. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz. I. S.e. nr. 151. “The Turks w ith the G rand Catalan Company. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. 6 7 M erçil. a. Ostrogorsky. s. s. D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz.: A tsız.. s. IV. İstanbul 1979. M ünir A ktepe. 140-144. Bizans Devleti Tarihi. s. İbn-i Kem al. 291. 983. Tevârih-i  l-i Osman. Tevârih-i Âl-i Os­ man. XIV.e. s. Emecen. İstanbul 1989. s. F. s. N ec­ d et Ö ztürk. “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad. Emecen. İstan­ bul 1998. Ankara 19842. Bizans Devleti Tarihi. OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”. 479Ostrogorsky. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. M ükrim in H alil. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız. VII. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. 16 vd. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. 137-159Şahin.. s. 14-15.. Emecen. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri". İstanbul 1968. “G elibolu” m ad. İA. s. s. 769. G. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. Tarih Sem iner K tb . “T ü rk ler ve Balkanlar”. F.e. II. N eşrî. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. 13. A n­ kara 1983. 16. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”.. s. Aşıkpaşazâde. 25-26. Edime. s. 173 vd. Dr. Türklük Araştırmaları Dergisi. s. s.. İsm ail H am i D anişm end. s. trc. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”. II. aynı m üellif. Hümaniter Bilimler. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. s. 19. Cogito. M irm iroğlu trc. s.g. s. II. 191-197. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". Doğuş­ 32 33 Kronolojisi. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin. Bizans Devleti Tarihi. 118).e. “Türkler ve Balkanlar”. trc. A k te p e . İstanbul 1991. s. 36 37 Aşıkpaşazâde. c. İstan b u l 1997. İbn-i K em al. II. aynı eser. Ostrogorsky. 136. s. s. İstanbul 1991. n. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi. ed. İstanbul 1997. a. 11. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. Ostrogorsky. H alil İnalcık. İstanbul 1999. Babinger neşri. D İA. X V ve XVI. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”. “XIV. Türkiyat Mecmuası.. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. II. Ankara 19955. 983. N ikolas O ikonom ıdis. “G elib o lu ”. X . 124. 126-127. A nkara 1965. İnalcık.: İ. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. s. 124. 12/11. 114-118. s. 10-11. İstanbul 1964. H annover 1925. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler. Selçuklular Zamanında Türkiye. s. İstanbul 1993. Dukas.. s. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”. 4. Tak­ vimler. 144. İstanbul 1949. İstanbul 1974. a.XIV. “O sm anlı Siyasi Tarihi”. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz.: EHzabeth Zachariadou. s. 110. s. 261 vd. "Edime”. “Türkler (Osmanlılar)”. O ruç b. l 6 (1955).g. s. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. 151. s. İA. s.-M . c. 12. N ecdet Ö ztürk. 299-312. M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. s. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. s. s. T D .g. Fetihler ilerledikçe. 148-149. İnalcık. s. II. 1 305-1312”.: İnalcık. 115-119. İstanbul 1953. H alil İnalcık. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı.: Tekindağ. İstanbul 1994. s. İnalcık. Takvimler. aynı eser. 505-509. Ostrogorsky. s. H ernandez. İstanbul 1990. Vakıflar Dergisi. H alil İnalcık. 8 9 H alil İnalcık. 131..r.

B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri. T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp. Teselya Yenişehir. faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. O hri ve çevresinde. topSİYASET . D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz. D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır. ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. akın yaptıkları bölgeler. Edirne ve çevresinde. H am zavi’n in eserinde I. yeni bölgelerin fethedilm esi. hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu . Serez. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir.ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H.2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir. Turhanoğulları. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar. Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir. üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik.4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. G üm ülcine ve L outra’da. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları.1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle. Evrenosoğulları. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş.

1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. I. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II. döğüş sanatının inceliklerini bilen. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. I. M urad (13601389) ve I. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir. yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. M urad’ın. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde. akıncılığın 15. Çete. ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler. haram ilik ve ak ın adı verilen. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. F. g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı. A kıncı def­ terleri. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte.9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz. F. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de. keşif. tarih in d e II. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz. Y apılan ak ının.18 O sm anlı öncesi.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT . B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r./1 4 6 4 M. b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar. K ö p rü lü . üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu. A ydınoğullarm ı k onu alan eser. 15. Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı.12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H .13 A. İ.17 A k ın c ılık . akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür.14 M. ve 16.

M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u . E v­ remiz G a z i dahi vardı. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. I.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . C ahen. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti. B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. ğ u çalışmalarda.21 I. ele gefirmeye yürekli serdarları. C. I. 78 6 H . İkincisi de akıncı bey­ ri. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır. devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. U zunçarşılı’nın Ilhanlı. d i­ ni. A şıkpaşazâde tarihinde. düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de. 11366 M . M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. “H an. akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların. A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır. ekonom ik.sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. İpsala’y ı fethetti. A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. . tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır.22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında. Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır. onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H .19 C. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. zapdetmekle görevlendirmişti. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da. B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti.. B. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler. T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler.20 S. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir. Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i. tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di.

ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. sultanın. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. I. getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. 8. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. 5. bağlılıkla rın ı belirtmişler. yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. tah rip ve talan yoluyla. Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. 7. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. Yağma. 6. m al ve esir alm ak. O sm anlı ordusu seferdeyken. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. Y ukarıda aktarılan bilgiler. D üşm anın önem li geçit. 9. M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. peri çehreli kızlar. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. Ü çüncü önem li nokta. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana. 12. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti. B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. yolları.11 3 8 3 M . G an im et. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış. yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. O layın ikinci önem li noktası. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak. 4. yüksek dağları. 3. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. 2. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. B irincisi. 10. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. 11. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C.

Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder. dar.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde.. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. hüner gösteresin. sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi. “. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. y ü z a k lığ ı edesin. H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır.. kıvanub buyurdu. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler.. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir.a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası. Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır. “. G erektir ki. k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi... 15. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın. Varub. ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı. ağanun neslindendir. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken. su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir. su ltan M urad. SİYASET . Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli. B ileğinin hünerini. hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp . N i ­ ce vilayetler fethetm işti. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken.. S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi. atın ın bastığı yerde ot bitmez.B a k a Evrenoz demişti. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I.. K endi sancak beğleri de geldi. M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise. ona göre a d ­ lanm ak.. “H a zır lık la r tam am landı. ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi.. On­ dan sonra düğüne başladılar. A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler. onların statülerine de yer v erildiği görülür. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. H ica z’a gitm işti. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir... B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler. ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi.. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “. yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir.. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas.. K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip.. Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler. sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler.

Erken O sm anlı dönem inde. Bu p o litika. B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti. I SİYASET D . M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında. B u bilgilerden. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin.. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. toprak yöntem inin. O sm anlı idaresinin.“.. m alum un ola ki. E rken O sm anlı dönem inde. Yalova’y ı da tim ar a verdiler. atam a r­ mağanısın. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır. Vergilerini adalet üzre toplayasın. riayet edip. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip. 16.. bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . Evrenüz. Sen. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim . devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından. Bilginlere. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam. to p lu m yaşam ının (dini. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. ”il ana şema üzerinde şekillenir..İm di. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı. tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması. tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. vardığın yerde durasın. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. A şıkpaşazâde’n in I. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı. Ahi teşkilatının.

36 b u insanların I. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. Orada göçer iller vardı. 34 Yazar I. K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler. O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz.. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir.. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki. . akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz. A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler. O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. . çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. A. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır.H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi./1 4 3 1 M. Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti.. M urad zam anın­ da. tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde. sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar. D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır. Serez iline geçirdi. M.. B u d u ru m a en iyi örneğim iz. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle. I. A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te.”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. H araç koyuldu. D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir. Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi.. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece. ”37 Şeklinde.39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. iskân ettiriim eO SM A N H . H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti. b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin.. A kdağ. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. B ununla b irlik te. Onları sürdü. 835 H . topraklara yerleştirilip.

V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti. k o nunun başında. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT .42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu.41 E. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da. A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. G elirler. B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın. şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır.40 N . E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. B unlardan birincisini. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir. M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş. A m a toprağı satm a. W erner. Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. Yazara göre. Bir g ru p seferde iken. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar. tim ar sitem inin. W erner. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu.

A .. Kappert). İ s ta n b u l. M. N e ş r i. s. Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz. 1 9 4 0 . B k z . 1 9 8 1 . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü . 1 2 7 . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 2 7 .g. B k z. Z . H . O SM A N LI f f f l SİYASET ... İ s ta n b u l. İ s ta n b u l.: a. a. H . Levend).: A n o n im . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır .g.g. s.: U z u n ç a rş ılı. H . A n k a ra . H.m. “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . İ s ta n b u l.da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. s. “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”.g. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası.: H a m z a v i.g.: Shaw .2 3 4 . İslam Ansiklopedisi..: A rs la n . 1 9 8 7 . “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I. " A k İn d jİ” m a d d e s i. s. s. E . 31 32 B k z . A n ­ k a ra . 2 2 9 . a. s. II.: E n v e ri.. 1 9 8 7 .. s. 1 9 5 6 . s. s. h .2 4 0 .g. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .g. B e lle te n .: K ra e lic z .e. 3 6 . s. W ie s b a d e n . Tacn’t Tevarih (çev.. s. I. 1 9 7 9 . E sk işe h ir. 7 3 -7 4 .. İ. Y . 2 3 1 . A n k a ra . a. “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” . 10 B k z . s. s. Y Y. Baştav). A n k a r a .e.g. 6 2 -7 3 B k z .e. 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i.. 7 B kz.m. 4 2 . s. M . M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r .: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i.: İn a lc ık .e.4 3 8 .: Y îııanç. I. I .: A k ın .: M. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . 7 /3 7 .1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a . Hulusi). R. 13 B k z. 4 3 2 . “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”. A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z . F.: İ.e. a. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid. B k z.g. 3.-X V . s. 1 9 1 4 /1 5 . B k z . Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz. 2 4 0 .. Parmaksızoğlu). D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n . Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F.4 0 .: U z u n ç a rşılı. 1 9 7 9 . a. 1 9 8 7 . 6 B k z. 3 0 4 2 .: C a lıe n . A kıncılar ve Mehmed II. 1 9 6 7 . Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal .: U z u n ç a r ş ılı. 197 3 . E se rin i 8 9 8 H . 2 4 2 . İ.: A.g... V. Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran).. 5 4 . Yinanç).m. 1 9 1 5 .: P a k a lın .. a.e.. C .. s. s. A tsız) İ s ta n b u l.. 3 0 4 0 .: O c a k .e.: a.1 0 . B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz .: Suzi Ç e le b i. 2 3 9 . 6 6 . Köymen). T i irk A kıncıları . O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n .g. 4 6 -7 2 .2 5 0 .. İ s ta n b u l 1 9 1 0 .5 5 . A lcın ay . I. 1 3 4 -1 3 5 ..: F e rid . mesi (yay.: T acaıı. A.1 4 6 .. 1 9 2 8 . s..: A şık p a şa z a d e .. 2 1 9 B k z . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .e. B k z.: G ib b s o n s . Dusturnâme (yay. İs ta n b u l. A. A. 42 B k z . .: O c a k . s. A . 1 9 8 2 .. I . B k z . s. a. A n ­ k a ra . manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri.: Ş. 4 3 3 .. İ. 1 5 5 -1 5 6 . 59B k z. 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z.: Asım ).m. s. s.g. A .. a . Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev.. a. İ s ta n b u l.. H . k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II .: M. Unat. I.: B e ld ic e a n u . A ta tü rk’e Armağan Kitabı.. E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z . 1 9 8 6 .. 2 0 2 . İ s ta n b u l. d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . 9 B ilg i için b k z . D e c e i. a. V. 3 4 0 .: A şık p a şa z â d e . 1 9 8 1 . B k z. T A C A N .e.: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı. Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz. B k z . Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev.: U z u n ç a r ş ılı. 3 . s. A . A n k a ra .. N . 37. 11 12 B İlgİ İçİn b k z . 2 3 9 . F. The Foundation o f the Ottoman Empire (çev. I . a. Bayezid II Zamanların­ 20 B k z. İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k . 1 4 2 -1 4 3 . 8 B k z. 23 9 B k z. The Encyclopaedia o f İslam. s. s.. 1 9 9 1 . 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir. a.. 3 9 . 3 1 .: A şık p a şa z a d e . 1 9 8 8 .e. A ğ u s to s 1 9 9 5 . a.. P. K ılıçbay). 43 Esen. s.. s.: Y. B k z . T ürk Ta­ şuyor Dergisi. Öner). s. . 1 0 5 . a.: N e ş r i.: A k d a ğ .. 1 9 8 5 .3 4 1 . M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . R . H .m. 1 9 2 8 /2 9 . 1 9 2 4 . N .Y. 1 9 8 3 . S. A . H o c a S a d e ttin E fe n d i. H . 1 9 9 2 .e. B k z . “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”.: H o c a S a d e ttin E fe n d i.g .: H a n h a n .I I . Os- rihi Encümeni Mecmuası. 8 5 ..m . A n k a ra . 8 2 . H . 1 9 7 0 . Ç . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev.4 3 .: K r a e litz .: N e ş r i. 6 6 7 . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .g. s. 2 3 9 B k z . 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . 1 9 8 1 . D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z .3 0 8 .. F. İ s ta n b u l 1 9 3 6 . M .g.: M. H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z .e. s.. İ s ta n b u l. Y . 1 9 3 3 .m. 4 6 . H . II. 5 B k z. .2 4 0 ../ 1 4 9 1 M . s. I-V . O . 2 8 ..: K ö p r ü lü . a.: W e rn e r. “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”.. O .. B k z. s.e. 1 9 6 0 . U z u n ç a r ş ılı. Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları. 4 B k z. Cam i-iil M aknunat (çev. Erken 0s~ 14 15 B k z . Osmanlı D evletinin Kuruluşu. S.7 5 9 . XIV.. s. t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir. Z . N . s. s. 2 9 7 . s. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası. Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi . M . M o- da A k ın la r. s.: O. 6 7 .. İ.g.: F e rid . s. H .g. a.. I I. X V I . “A k ın c ı” m a d d e s i. 2 3 1 . I. A şık p a şa z a d e . Y Y ’dan X V I.: A şık p a şa z a d e . Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”. 2 4 2 . İ.g.g. A n k a r a .g. I. Harmancı). 33 34 A.

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. Horasan Serbedarlılar. Bu sırada Anadolu’da. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti. Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. Bu yüzden o. Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. Dulkadıroğlu. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış. Kara Koyunlu. burasını ele geçir­ di. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. Musul. bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . DR. Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. Toga Timurlular. Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları. Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. Horasan’ın bu durumunu. Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. ve XIV. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. Erzincan’da Erzincan emirliği. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı.

giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü.3 O. Bu savaş Orta Asya. O. Delhi’yi ele geçirip. Ti­ mur. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. onu bertaraf et­ mişti. Hanzâde. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Berkuk. Zira artık Altın Orda hanları. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. kendisine katılacağını bildir­ mişti. Gürcüler üzerine yürüyerek. Karamanoğlu Alaaddin Beg. Bayezid. Toktamış üzerine.2 Kadı Burhaneddin. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder. N itekim o. beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. mektuSİYASET . Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. H int seferine katılmamıştı. Bu haber doğru olup. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. onlara ağır darbeler indirmiş. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. Zira o. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah.

Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar. az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. Kadı Burhaneddin. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. Konya. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. Azerbaycan. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. önce Musul’a. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. Bâ­ yezid’e sığındılar. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. Öte yandan ittifak üyeleri. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. Böylece dostluk. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan. bir süre Semerkand’da kalıp. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. tehditlere başlamakta. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu. Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi.4 I SİYASET . Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı.

Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak.5 Haleb. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. önce Sivas’ı geri almış. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. Timur bu cevaba karşı. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. Buna karşılık Bâyezid. kafirler ile mücadele edip. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek. Tâbi olup. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile. Esasen bu teklifler kabul edilse bile. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra.10 SİYASET . artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. Timur elçilere. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. yakıldı. düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. Timur. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. An­ kara’yı kuşatmıştı.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş. aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. oradan da Haleb’e geldi. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid. şehir yağma edilip. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. Bu yüzden o önce Behisni’ye. bu olmadığı takdirde. dostluk teklif ediyor. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. O. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. lâkin tekrar gelecek olurlar ise.

lâkin ona yetişemeyince.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. Osmanlı ordusunun 70. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar. Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu. bağlılığını bil­ dirmişti. batıda Kuşçu dağı. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. 17 Ağustos’ta. Rumeli’nde fetihler durmuş. beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar. XIV. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı. Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Çubuk. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. kuzey­ de Cankutaran. güneyde Karacaviran. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti. Aydınoğullarına bırakıldı. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu. Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. Hacılar köyü). Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış.000 kişi. Esenboğa. O.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Mire dağı. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı. kuşatmayı kaldırarak. Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. Bu yüzden Timur. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa. Zira Bizans İmparatoru Manuel. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. torunu Muhammed Sultan. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. Kışlacık deresi. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra. İzmir.1 5 Muhammed Manisa’da. Ova çayı.

318. II.: Alexatıdrescu Dersca. Praha 1937. 88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. 5 91-603.2 9 2 . La Campagne de Timur.dv. “XIV. 591-59919 H alil Edhem .: İb n Arabşah. 6 v. “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir. 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz.. II. Osmanlı Tarihi. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz. 14 Bu fetihnam eler için bkz. Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti. 348). 96 v. Acaibu’l- Makdnr. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403). 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. Şâmi. İ.. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. Ba­ yezid M ad. I. 308. 6 7 İsm ail Aka. İstanbul 1334. “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”. II. I. İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü. 62. Kara Koyunlular. Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. “ 1402 Ankara Savaşı". H .: Ö m er H alis (Bıyıktay).: İ. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı. X X X V II/l4 6 . 2 7 9 v. Yinanç (/. 1977. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”. Belgeler (1986). 24. paraları üzerine onun adını da koydurdu. “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi". M . 10. 310.: Yaşar Yiicel. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. 386).dv. aynı m üellif.dv. O . 63 v.dv. 4 Faruk Süm er. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti. Alexandrescu D ers­ ca. N r. 301 v. İstanbul 1934. B ucuresti.1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur. 1/2. Meskûkât-ı Osmaniyye.: İsm ail Aka. K ahire 1285. Zafemâme.: Zeki Velidi Togan.. 25 2 .. Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. Tahran 1336 h . Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip. A. U zunçarşılı. I. II. 350).: Fuad K öprülü. İ. ZDM G (1958). A nkara 1994. Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”. X I/1 5 . “T im urs O ste u ro p ap o litik ”. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi. H . s. H . La Campagne d-e Timur en Anatolie. 15 16 17 Yezdî. Belleten (1973). dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. I.A. Osmanlı Tarihi. Belleten (1937). M. İ. Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir. Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup.dv. 121 v. Mirza Şahrııh ve Zamanı. savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. 1-22.dv.dv.ş. Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş. 55. I.19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî. T im u r A kşehir’e gelince. 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz. Osmanlı Tarihi.: M uzaffer Erendil. 3 Bu m ek tu p için bkz. Uzunçarşılı. Yezdî. 327. Askeri Tarih Bülteni (1980).. I. V II/2 7 . 108 (33). 68 v. Zafemâme. 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz.: Yaşar Y ücel. Bayezid I M ad. U zunçarşılı.1 7 Yenilgi. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır. Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti.tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada.dv. 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. s. Zafemâme. l 6 l v. A nkara 1 9 6 i. Ayrılmadan önce. Belleten (1943). H . Uzunçarşılı.-XV.

DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI. HARAMEYN" .

.

YÜZYILLAR) 253 XV. YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 .-XVIII.FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII.

.

Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du. hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir. Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. Paradoksal olarak. sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti.3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse. Fatih olarak tanındı. Açıkça görülüyorki. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır. fakat XVI.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. DR. fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı.2 XVI. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. [JJJ SİYASET . B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir.

zenginliğimin ve talihimin yardımıyla.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. Bu şekliyle hikaye Papa II. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. “İskenderler. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. Yukarıda belirtildiği üzere. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır. 672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. Gençliğimin. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir. Sezar. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. projesini hatırlatmaktadır. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. Yazarları. II. Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. “Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir. belirtilmeyen bir tarihte. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir.9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir.

O zaman imparatorluk donanması 200 tekneden fazla değildi ve bunların sadece 92 ’si silahlı kadırga id i. Sonuçta Kritovoulos’un ifadesi­ ne göre Fatih’in ordusu “altm ış bin süvari ve seksen bin piyadeye” ulaşm ıştı. öncelikleri ve hedeflerini yorumlayabilmemiz için ip uçları vermek­ tedir. Macar sınırı boyunca mevzilenmiş akıncılarından büyük bölümünü Anadolu’daki müstakbel cepheye kaydırm a tedbirini almasından ve cö­ mert tim ar ve zeamet bağışları ile m üttefik kazanmaya çalışmasından da belli olm aktadır. Fatih’in askeri seferlerinin bir muhasebesi yapıldığında.. atalarından kalan topraklara yirmi ülkeyi daha katmış ve dünya fatihlerinden birisi oldu­ ğunun işaretlerini göstermişti. aynı zamanda he­ men bütünüyle başarılı askeri sicilinin onu sahip-kiran (Gezegenlerin uğurlu birleşim inin Efendisi) unvanına la­ yık gördüğünün bilincindeydi ki bu unvan İslam gelene­ ğinde ilahi onay ve destek ile efsanevi fetihler yapmış olan çok az karizm atik lidere layık görülmüştü. Belgrad (1456) ve Rodos’un (1480) başarısız muhasara­ ları ve Fatih’in sahip olduğu mütevazi ölçülerdeki do­ nanma XV. asrın üçüncü çeyreğinde Osmanlı gücünün gerçek sınırlarını ortaya koymaktadır. 147 5’de K ırım ’ın Osmanlı hakim iyeti altına alınması ile Osmanlı nüfusu Karadeniz’e ulaşmış ve Osmanlıların mevcut deniz gücü kapasitesinin daha da sınırlanmasına ve daha fazla kayna­ ğa ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. İşte onun bu mükemmel as­ keri sicili. Fatih’in askeri itibarını bozulmadan ko­ rumak istemesi kazanma şansı olmayan maceralara atıl­ masını önlemiştir. O ki metodik yaklaşım ı ve titizliğ i güçlü Türkmen lideri Uzun Haşan ile Ağustos 1473’te O tlukbeli muharebe­ sinde karşılaşmadan önce. H ristiyan Batı­ nın itaat altına alınmasının imparatorluğun gelecekteki gelişm esi ve em niyeti için sağlam bir temel atılm ası yö­ nündeki kapsamlı planın sadece bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. Fatih sadece B atı cephesinde Hristiyan Avrupa’ya karşı değil. ‘İstanbul’a ilave olarak. Fatih sadece başarılı bir komutan olarak tanınmak istemedi. lıarb ta­ raftarı lobinin onun normalde ihtiyatlı tabiatını fazla iyimser tahminler ile aştığını nispeten güvenilir kaynak­ lar belirtm ektedir. diğer çi olarak ne elde etmeyi ummuş ve amaçlarını gerçekleş­ önemli bir siyasi gücü olan M em lûklara yönelik olarak tirm ek için nasıl bir yol tutm uştur? Fatih askeri açıdan m ümkün olanı hedeflemiş ve bunu gerçekleştirmek için hiç bir şeyi şansa bırakmayan titiz askeri seferler hazır­ lanması konusunda ısrarcı olmuştur. Bundan öte.14 Bu tespitin ikinci bölümü müba­ lağa edilmiş olsa da. (sahip-kıran)!'11 halde Fatih Sultan Mehmet seferlerinden gerçek­ XV. Osmanlı ve Memluk toprakları arasındaki tampon bölge olan Karaman’ı Suriye ve Mısır’ın fethinin ilk aşaması olarak (vurgu yazarındır) almaya karar verdi. aynı zamanda Asya’da aşikar hedefi olan M emlûk Suriyesi’ne karşı da tekrar bü­ yük bir kara harekatına hazırlanıyordu. “Fatih.13 Ancak Fatih özel tekneleri bir şekilde donanmaya katarak 300 teknelik bir filoyu cepheye insan ve malzeme taşımak üzere denize çıkartabiliyordu. yüzyılın sonlarmda İslam Dünyasında. ”18 Şartlar izin verdiğinde Fatih’in M em lûk toprakları­ nın bütününü veya bir kısm ını alm a eğilim inde olduğu­ na dair ciddi işaretler vardı. öm­ rünün sonuna yaklaşırken.15 Fatih’in askeri seferleri planlamadaO SM A N U Fatih’in niyetini bize aynı tarihçi haber vermektedir. Bu konuda tüm kaynaklar birleşmektedir k i 1481 ilkbaharında.. Gerçekçi bakılırsa. 1480’de Rodos muhasarasının başarısız olmasına rağmen. Mesela bu titizlik . Sınırsız ihtirası ol­ masına karşılık.16 Bu kusursuz planlama ve güçlerini ustaca mevzilendirilm esi göstermektedir k i Fatih hem askeri zafer ka­ zanmaya azim liydi. hem de başarı oranını düşürecek risklere girmemeye kararlıydı. bize Fatih’in seferlerindeki düzeni. Meh­ m ed’in dünya fatihleri arasındaki statüsünün bilincinde olduğunu Fatih’in yakın çalışma arkadaşlarından tarihçi Tursun Beg 147 3’te işaret etmiştir. I SİYASET . Fatih’in bazan aşılamayan engel­ lerle karşılaştığı ve yenilmez olm adığı inkar edilemez. Venedik’le 25 Ocak 1479’da barış imzalanması beklenen fırsatı verdi. 1461’de Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden önceki hazırlıklarında net bir şekilde görülmektedir.la açıkça gurur duyuyordu. Osmanlı ilerlemesinin bir kaç cephede ayııı anda olması hüküm darlığının son on yılında m ali güçlükler doğurmuş ve imparatorluğun zaten azalmış olan insan ve m addi kaynaklarında ciddi ve toplumsal açıdanda yıkıcı sakıncalı tesirler meydana ge­ tirmiştir. II. büyük seferlere hazırlanırken Fa­ tih ’in riske atılm ayı sevmediği görülmektedir.

(2) ekonominin merkezileştirilmesi tü belirsizliği devam etmiştir. İstanbul’un İskânı İstanbul’u zap