P. 1
Osmanlı Cilt - 1 (ed. Güler Eren)

Osmanlı Cilt - 1 (ed. Güler Eren)

|Views: 75|Likes:
Yayınlayan: ftekin82

More info:

Published by: ftekin82 on Apr 06, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/06/2013

pdf

text

original

OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

e.. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih. YA-Res YEE Yz.e.. yazmalar .B.m. ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b. Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma. Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih. Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin.KISALTMAIAR a. BA BOA CA CD CH DİA DUİT E.g.ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr. S.g. İngiltere.g. OTAM RGD A s... HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı . . a. a. EHN EUM FO GMDTA h. a.y. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office.

M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R . D R . H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF. D R . PROF. D R . F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R . D O Ç . İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. D R . M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . O SM A N KÖSE m D R . D R . Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. D R . İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF. D R . H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. D R . D R .iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. PROF. O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D . D O Ç. D R . D R . A H M E T KAVAS ■ D R . D R . E N R IC O BA SSO W D R . A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . D R . D O Ç. D R . D R . E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. V10REL PA N A IT E ■ PROF. D R . G A B O R A G O ST O N m D R . P T R M E N T Z E L M Y R D . D R . SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . D R . H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. D R . D R . D R . D R . D Ç . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. D R . D R . R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . H E Y W O O D • PROF. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. D R . M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. PROF. M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. PROF. D R . A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R . D R . M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . D R . D R . D O Ç. D R . . D R . ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. PROF. D O Ç . H İR O K İ OD A KA D R . R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . D R . Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D . K A M E L F IL A L I» PROF. D R . D R . D R . PA L FO D O R * D R . D R . D O Ç . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D O Ç. D R . D R . M U STA FA B U D A K ■ Y R D . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . M E H M E T SA R A Y » Y R D . ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF. C O L IN J . D O Ç . M O N IK A M O L N A R U PROF. SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. D R . D R . R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. D O Ç. D R . İB R A H İM S E Z G İN ■ H .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. B U N E S » PROF.

Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. M İT H A T B A Y D U R ıı. N A D İR DEVLET ■ DO Ç. E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . D R . D R . F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. C E N G İZ HAKOV • DO Ç. D O Ç. D R . J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF.J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. D R . A H M E T T U R A N A L KA N m D R . DO Ç. M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . H A T İP O Ğ L U U Y R D . G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . D O Ç. DOÇ. D R . abdülhamid ve pan-islamizm PROF. D R . E N G İN A K A R L I ■ PROF. D R . DO Ç. M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . D R . D R . D R . D R . SON YEL ■ PROF. D R . balkanlar ve ötesi PROF. D R . D O Ç. D R . M E S U T A Y D IN ■ D O Ç. D R . D R .cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. D O Ç. D R . D R . D R . T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . D R . D R . D R . H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. D R . A. HALE ŞIV G IN ■ YRD. D OÇ. D R . D R . D R . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . M ERA L B A Y R A K m Y R D . H A K A N K IR IM L I m PROF. IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. D R . D R . YASAMEE ■ PROF. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . M E T İN H Ü L A G Ü m D R . abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. D O Ç. D R . M A H İR A Y D IN m D R . H AŞA N ŞA H İN ■ D R . HE E S 0 0 LEE • DO Ç. D R . D R . S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . D R . DO Ç. D R . G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. VEYSİ A K IN . D R . D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . DO Ç. D A V U T K IL IÇ m DO Ç. DO Ç. M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. D R . Ş. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. IG O R KA R PA Y E V U Y R D . H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. DOÇ. D R . DOÇ. F İK R E T A D A N IR m DO Ç. A L İ B İR İN C İ ■ D R . M U SA Q A S1M 0V m D R . ODILE M OR E A U ■ DOÇ. ISA B L U M l ■ D O Ç. A L İ A K Y IL D IZ m PROF. M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R . A Y TE N SEZER ■ YR D . D R . İL B E R ORTAYLI D R . BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . D O Ç. yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. D R . ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . ÖM ER B U D A K ■ Y R D . D R . M U R A T M . G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II. D R . D R . D R . SF. D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı. L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . SA LA H I R. B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . D R . D R . FE RO V Z A B D U L L A H K. D R . DOÇ. D R . D R . M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç. D R . DOÇ. ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. D R .

D R . D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . D O Ç. F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç. V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. D R . D R . D O Ç. D O Ç. DO Ç. A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. V A H D E TTİN E N G İN . D O Ç. D R . ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. D R . D O Ç. D R . D R . ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. D R . D R . D R . EROL ÖZVAR ■ D O Ç. D R . KA TE FL E E T ■ PROF.F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. ZA FE R T O P R A K • ASST. K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. D R . R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. D R . D R . R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . D R . ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. ulaşım ve demiryolları PROF. D R . A SLA N ERE N • Y R D . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . PROF. D R . N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. D R . D OÇ. O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . D R . D R . M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . D R . D R . D R . D A R L IN G • PROF. A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. D R . A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . PROF. İM M A N U E L W A LLERSTE IN . D R . F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ. D R . D R . D R . U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D . O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. D R . KLÂ RA H E G Y I ■ D R . M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. D R . DO Ç. S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R . SE RA P Y IL M A Z ■ YRD. D R . D R . EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . D R . M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . D R . L İN D A T. D R . D R . S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. D R . D R . D R . M Ü B A H A T S. D R . PROF. D R .cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF. D R . PROF. T İM U R K U R A N ■ PROF. SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF. D O Ç . VIOREL PA N A ITE ■ D R . H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. FE T H İ G E D İK L İ M D R . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . D R . D R . SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. E YAL G IN IO » Y R D . A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. D R . D R . D O Ç. D R . ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF. D R . D R . T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . Y IL M A Z K U R T » D O Ç . D R . C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. D R . M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. PROF. D R .

D R . D O Ç. D O Ç. SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. D R .. KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . D R. SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. D R . köylüler ve konar-göçerler PROF. D O Ç . GEZÂ DÂ V ID m YR D . ermeniler ve rumlar PROF. RECE P D Ü N D A R » Y R D . A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . G A Z M E N D SH PU Z A » PROF. D O Ç. SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . DOÇ. D R . D R . D R . D R . O SM A N T Ü R E R » PROF. D R . M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . D R . N U R İ A D IY E KE » D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. DOÇ. D R . D R . ALİ G Ü L E R ■ D R . D R . D R . M USTAFA A ŞKA R ■ DR. temelindeki manevî harç PROF. A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. D R . F E R İD U N M . DO Ç. M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . DO Ç. PROF. D R . D R . D R . D R . D R . A. N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. D R . İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . M E H M E T ŞEKER » D R . D R . O SM A N Ç E T İN ■ YRD. EM E CEN » YR D . D R . M . D R . İL H A N ŞA H İN m D R . D R . Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. DOÇ. S A İM SAVAŞ » PROF. L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . D R . DOÇ. DOÇ. BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC. CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . DOÇ. D R . M EN DERES C O Ş K U N » D R . D R . D R . REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . YAVUZ E RC A N » P R O F . D R . D R . D R . M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. PROF. DOÇ. D R . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. DOÇ. DOÇ. A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. M USTAFA KA RA » DOÇ. Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. DOÇ. ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. D R . M USTA FA D E M İR » YR D . D R . DOÇ. D R . D R . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. D R . M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. D R . F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. D R . D R . SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. A B D U L L A H SA YD A M » PROF. D R . A R SH I K H A N » P R O F . A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. MOSHE M A ’OZ » PROF. D R . İREN E M E L IKO FF » PROF. SA W SA N AGHA KA SSA B . Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D .cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . G A L İP E KE N » D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. D R . D R . D R. N E D İM İP E K ■ Y R D . EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. D R . D R . STA N FORD S H A W » P R O F . Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . D R. D R . D R .

ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . D R . D R . D O Ç. A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . D R . A H M E T C İH A N ■ PROF. D R . D R . D O Ç. FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. D R . D R . D R . BE H IYA ZLA TA R » PROF. D R . D R . N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. D R . D O Ç. D R . H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. D O Ç. U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D . T U R G U T C A N S E V E R » PROF. D R . F A H R İ U N A N » PROF. D R . D R . D R . D R . İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. D R . LEYLA K A P L A N » ASSOC. M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. D O Ç. D O Ç. R Ü Ç H A N A R I K » D R . ZİYA K A Z IC I * D O Ç. İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. PROF. E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . M EFA İL H IZ L I m PROF. D R . D R . S A L İH A Y N U R A L » Y R D . M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. D R . R U T H M . A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . D R . D O Ç. Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . D R . D R . D R . D O Ç. D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. A L İ A RSL A N M D O Ç. D R . İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . D O Ç. D R . H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. ZE H R A TO SKA » D R . ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç . D R . D R . ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D . N E C M E T T İN TO Z L U PROF. H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. D R . D O Ç.cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. D R . A H M E T M A K A L » D R . O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . D R . R O D E D * PROF. ENVER K O N U K Ç U » Y R D . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . ZİYA K A Z IC I » PROF. H A LİS A Y H A N » D R . T A H SİN Û Z C A N » Y R D . D R . R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. D R . D R . D R . D R . D R . Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . D R . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. D R . M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. M . D R . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . D R . D R . D R . D R . D R . M A D E LIN E C. S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç. T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. D R . D O Ç. D O Ç. D R .

GILLES VEINSTEIN ■ YRD. DOÇ. İD R İS BOSTAN * ASST. DR. DR. D R. DR. DOÇ. D R. D R. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ. YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . ATİLLA Ç E T İN * D R. ORHAN KIL IÇ * PROF. D R . D R . D R . N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. D R. D R. D R . M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. DOÇ. D R. SA LİM A Y D Ü Z * D R.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. D R . D R . D R. DR. harp sanayii ve teknolojisi PROF. şeyhülislâm ve kadı DOÇ. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. D R. D R . D R . OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. G A BOR AGOSTON * D R. DOÇ. M . ALİ Ş A F A K * YRD. C H R IST IA N R U M P F » PROF. H A M İT ERSOY ■ YRD. SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. DR. İLH A N YERLİKAYA * PROP. İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. DR. ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. D R . ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. PROF. D R. M E H M E T V . DR. D R. DOÇ. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. D R . DOÇ. DR. REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. EN GİN BE RBE R » DOÇ. SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF. SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. DOÇ. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. DOÇ. D R. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. RECEP AHISHALI * PROF. DR. DOÇ. D R. DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. D R . FEVZİ D E M İR * YRD. D R . D R . D R . D R. DOÇ. Ç E T İN VARLIK m DOÇ. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. D R. ALİ ÜNAL * PROF. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ. D R. A K İF A YD IN * ROF. D R . OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD . A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. Al. DR. D R. D R . D R. M . M U R A T ŞE N U D O Ç . M U SA Ç A D IR C I m YRD. Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. D R. DOÇ. D R. DOÇ. D R. ZEKERİYA TÜ R KM E N .

PA L M IR A B R U M M E T » PROF. M İK A İL B A Y R A M » PROF. C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . D R . İL B E R OR TA YL I ■ PROF. D R . M E H M E T A K G Ü N » Y R D . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . A Z M İ Ö Z C A N » D R . C A H İT T E L C İ » D O Ç . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. SA L İM KOCA » D R . D R . H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . B E K İR KO Ç L A R . SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. O R H A N F. M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . D O Ç . Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. D R . S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . İB R A H İM K A L IN » Y R D . D R . T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . D R . COR N E LL H. A H M E T Y. D R . Ş E R İF M A R D İN » D R . D R . S. J A K O B L A N D A U » PROF. B E R N A R D LEW 1S » PROF. H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF.ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . ZA H R A Z A K IA » Y R D . D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . D R . D O Ç . A Lİ B İR İN C İ ■ D . D R . M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . B E K İR K A R L IĞ A » D R . D R . D R . D O Ç. Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R . SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. D O Ç . D R . D O Ç. Y U R I A. B Ü L E N T TA N ÖR • D R . D R . NORA SE N İ » D O Ç. O C A K » PROF. D R . D R . D R . D R . D R . N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . B A K İ T E Z C A N ■ PROF. A B D U L L A H A L PE R E N » D R . P R O F D R . K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. H A Y R İ B O L A Y » D R . B A Y K A N S E Z E R » D O Ç . D R . D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç. RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . D O Ç. D O Ç . D R . D R . D R . S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R . D R . A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. D R . İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . D R . R E ŞA T G E N Ç » PROF. D R . T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. D R . D R . RAIA ZAIMOVA » PROF. E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. D R . D R . O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . E R C Ü M E N T K U R A N » PROF.cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. D R . D R . D R . D R . H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . D R . FL E ISC H E R » Y R D . Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . İ T E R T U R A N ■ PROF. ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. M E H M E T Ç E L İK » PROF. D R . D R . M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. D R . D R . H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . D O Ç. VEJDİ B İ L G İ N » PROF. İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. D R .

B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. M . M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik . D R . A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF. D R . D R . D R . K L A U S K R E ISE R ■ D R . D R .mantık D O Ç . D R . H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . D R . G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF. FE ZA G Ü N E R G U N » D R . KE N A N İN A N » D O Ç . D R . E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. D O Ç . D R . D R . D R . D R . N U S R E T Ç A M » D R . E R İŞ A S İL . A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF.biyoloji Y R D . T U R H A N B A Y T O P » P R O F. D R . D R . İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . İLT E R UZEL eczacılık PROF.kimya . D R . N İL S A R İ ■ PROF. R E M Z İ D E M İR . D R . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF. H U L U S İ L E KE SİZ » D R . D R . E SİN KA H YA » D R . A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. D R . D R . ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. D O Ç . D R . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. D R . S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. M E H M E T H. R E M Z İ D E M İR fizik . D R . A Ş K IN YAŞAR ■ D R . D R . D O Ç . D O Ç. STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. D R . D R . G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. D R . H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. D R . YAVUZ U N A T ■ PROF. R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . D R .PROF. D R . D R . D R . N İL S A R I » PROF. E M RE D Ö L E N » PROF. D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç. R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . B E Ş İR ATALAY » Y R D . M USTA FA K A Ç A R . D R . D O Ç . D R .cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF. D R . S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. D R . K O R K U T T U N A » PROF. SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R .diş hekimliği PROF. D R . SA L İM A Y D Ü Z » D R . D R .astronomi PROF. N A CER M IL O U D I » D O Ç. D R . D R . D R . FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp .M U T L U K IL IÇ » D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. D R . S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. A D N A N ATAÇ » PROF. A Y ŞE G Ü L D .D O Ç . A L İ Y A R D İM » PROF. M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF. D O Ç. D R. H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF. O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . A S U M A N B A Y T O P . B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . D R . A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF. M U STA FA K A Ç A R » D R . E R D İM İR • D O Ç. D R . A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R . R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. D R . D R . D R . İLT E R U ZEL » PROF. S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç.

DR.ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. M U Z A F F E R T U F A N M Y R D .o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. DR. A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . İSKENDER PALA ■ PROF. M E H M E T A R SL A N » D R . M U STA FA İSE N m D R . M EH MET ARSLAN M YRD. KEMAL YAVUZ • DOÇ. D R. ALİ FUA T BİLKA N • YRD . DOÇ. DR. DR.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. ALEMDAR YALÇIN • DR. H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. D R . ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. D R. D R . D R . D R . MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V. DR. DR. SABAHAT DEN İZ ■ YRD. LATİF BEYRELİ • DR. M EH MET SA RI ■ YRD. M E TİN ERG UN • YRD. DR. ERCİLASUN U PROF. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ. DR. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. GÜN A Y K U T ■ PROF. İSMAİL ÜNVER • DOÇ. R ID V A N C A N IM ■ PROF. M. KA DİR ATLANSOY . N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. D R. DR. D O Ç . DR. ALEV SINAR ■ PROF DR. DR. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. D R . TA D E U SZ M A JD A » Y R D . D R . KA ZIM YETİŞ ■ PROF. DR. DR. SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. DR. DR. VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . FATİH SE ZG İN M DOÇ. Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . DR. DOÇ. A DNAN KA D RIÇ M PROF. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. DR. N E C D E T E R T U Ğ * PROF. H A L U K D U R S U N • D R . SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. D O Ç. U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. D R . DR. M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. 1. DR. D R . VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF. D R . D R. NECAT B İR İN C İ ■ YRD. DR. D R . MUSTAFA U Z U N • YRD. D R . DR. DR. DR. İN C İ E N GİN ÜN M PROF. D R. DR. D R . DR. Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. D O Ç . N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. D R . D R . DOÇ. MERTOL TU L U M M PROF. İSMAİL PARLATIR • PROF. ORHAN OKAY ■ PROF. ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. İ. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R . DR. DOÇ. A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. D R . D R . DOÇ. F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç. D R . HAYATİ DEVELİ ■ D R. Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. D R. CEMAL KU R N A Z U PROF. DR. DOÇ. FAZIL GÖKÇEK . DOÇ. N AZAN BEKİROĞLU • YRD. DOÇ. D R . DR. A HM ET B. D R. D O Ç . DR. D R. EN GİN SEZER ■ PROF. DR. B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. D R . DR. D R . DR. DOÇ. DOÇ. D R . DOÇ. DOÇ. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. D R .

N U SR E T Ç A M M Y RD. A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . DOÇ. D R . D R . T U R G U T CANSEVER M PROF. DOÇ. PROF. Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . N U R İ Ö ZCA N • D R . K A SIM İNCE ■ DR. RECEP USLU M D R . D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . D R . EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ. DOÇ. N E JA T E R A L PM D R . NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. H A K K I A C U N M PROF. FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF.cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF. D R . E R Z E N U D R . D R . DR. Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. D R . DR. D R . D R . M . B E TÜ L B A K IR M Y R D . S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. DOÇ. D R . OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. D R . SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. İSM A İL Y A KIT • P R O F . D R . SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. A. EMİNE K A R P U Z * PROF. D R . ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. D R . G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . D R . EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. H. SEMAVİ E YİCE M PROF. D R . D R . A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. PROF. DOÇ. N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . D R . RECEP U SLU M D R . SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. D R . D R . D R . D R . G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . D R . D R . D R . DOÇ. D R . OLUŞ A R IK m PROF. B Ü L E N T A K S O Y M D R . D R . D R . N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . DOÇ. H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF. D R . OLUŞ A R I K * PROF. MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . Z E K İ SÖN M E Z m PROF. DOÇ. SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. D R . JA L E N. D R . D R . R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . D R . LEYLA BA YD A R ■ PROF. B İR SE N ERA T M Y R D . D R . R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. D R . D R . D R . D R . B Ü L E N T A K SO Y M YRD. A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç . M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . D R . D R . M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. NAJWA O T H M A N M YRD . PROF. ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . DOÇ. A YH A N ZEREN M Y R D . H A K K I A C U N M PROF. DOÇ. D R . D R . D R . A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . D R . D O Ç. M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. D O Ç. D R .

D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. D R . N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF. D R . Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. DOÇ. DOÇ. SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. H. T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . D R . D R . D R . DOÇ. K IY M E T G İR A Y » D O Ç . D R .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. D R . DOÇ. D R . D R . kuyumculuk PROF. DOÇ. R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF.D R . D R . D R . OKTA Y ASLANAPA * PROF. D R . H ATİCE A K SU » A. D OÇ. F. M E T İN A KA R » PROF. D R . D R . ARA A L TU N ■ D R . D R . H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. R Ü Ç H A N A R IK R D R .e. h . DOÇ. D R . A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. D R . D R . ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . D R . ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. D R . D R . D R . ENVER TÖRE » PROF. M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. D R . H ÜSREV S U B A Ş I» D R . D R. ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF. D R . T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. D R . DOÇ. DR. B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . D OÇ. ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. B A N U M A H İR ■ D R. D R . A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . D R . N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. G Ü N SE L R E N D A » PROF. M U H İT T İN S E R İN m P R O P . D R .T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. ZEREN TA N IN D I » Y R D . D R . SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . B E K İR D E N İZ »P R O F . h . D R . D R . İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD. D R . D R . DOÇ. D R . D R . A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. D OÇ. U Ğ U R D E R M A N m P R O F . N İH A T BO Y D A Ş » DR. halıcılık ve kilimcilik PROF. M . FA H Rİ SAKAL . G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P . G Ü L N U R D U R A N » D R . D R . Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F .c. SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . D R . D R . M . NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. D OÇ. HÜLYA T E Z C A N » Y R D . TE R CA N Y IL M A Z » Y R D . D R . H A L İT ÇA L » YRD.

K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F. D R . D R . R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T . D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D . DOÇ.o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . D R .

KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I . DR.I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ.

.

Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof. Dr. geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği. sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. Bu genellemelerin başında. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde. Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. XIII. Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. Daha da önemlisi bu büyüme. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. .ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. bizim amacımız. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz. H alil İnalcık. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır.

mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. XVIII. Öte yandan. İmparatorluğun XVII. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır. XVIII. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. Bu anlamda XVII. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. Yeni Türkiye .Daha sonra. “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX. yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık. Bu bölümde. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir. ve XVIII.

DR. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR. MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. DÇ. DR. DOÇ. DR. MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. DOÇ. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. COLINJ. DR. DR. DR. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. DR. DR. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD. DR. DOÇ. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD. KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. DR.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF. ORHAN F.

PROF. PROF. MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI. ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF. KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. Dff. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST. DR. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . YÜZYILLAR) / DR. DOÇ. PROF.rumeli’ye geçiş SINIR. JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . DR. DR. YÜZYILDA I. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 .XVIII. DR. YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR. SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. DR. DR.

HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. DR. ÖZBEK. YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . DR. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. DR. V. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF.1 7 0 1 ) / DR. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. DR.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF. VE XVII. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF. AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF. H0SKADEM HASANOVA / 509 . YÜZYILLAR) / PROF. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. DR. B A RB A R O S PAŞA. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. OSMANLI. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII. DR. DR. SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. DR. YÜZYILLARD A EFLAK. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR. Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. DR. M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II. AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI. DR. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A.

YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. DR. YÜZYILLAR) / PROF. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX. MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. DR. MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. DR. DR. DOÇ. DR. YÜZYILLAR) / YRD. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. DR.ALTINCI BÖLÜM XVIII. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. DR. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. DOÇ. DR. DOÇ. İBRAHİM AYKUN / 689 . SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . YÜZYIL SONU X X . DR. DR. DOÇ. HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. DR. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD. DR. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim. yüzyılda Anadolu.B. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. tüccar ve sanatkârlar da vardı. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. Antalya. Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. İlkin demografik etkeni. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. Bu göçmenler arasında şehirli halk. Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. bölgeyi Turkmenia diye anar. ulem a. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir. daha bu tarihten önce. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir. Göç. 14. Bu süre­ ci. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde. DR.D. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı. Bayat. Bölgede Çepni. Burada ilk in . sürmeye çalışıyorlardı. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına. 13. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. yy. yy. birincisi. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. Oğuzların kitle halinde batıya.da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. 12. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz. F. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. 13. Asıl ikinci büyük göç. Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. yy. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. EySİYASET I. Ancak.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli.

Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır.mir. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış. Al-U m arî 14. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. Kü/ tahya’da 30. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler. Kastamonu. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. Onlar. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. Her bölgenin başında. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. dinsel yaşam­ da. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. Siyasi güç. Denizli (Tonguzlu). Etrâk-i Vc. çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler. Orada savaşçı elemanlar Alplar. Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. başlarında Denizli bölgesinde 200. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. Kastamonu ucunda 100. Moğol kontrolü. Uçlarda.000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. İlhanlı hüküm darlarının. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri. Bu f/f’larda daha 13. Akdeniz. batı uc bölgelerine göç etmiştir. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri. Kütahya. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de.000 çadır. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. Amasya. kutsal ganiSİYASET . Bu Türkmenler. Karahisar (Afyon). yüzyıl içinde. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. Maraga. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar.000 çadır. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. Galiba. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır. yy. egemendi. Avdan.

bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET . Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. Osm anlı beyliği gib i. heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. İzzeddin Kevkâvûs. Paul W ittek ’e göre. Bu tarihte Kantakuzenos. Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. bu Türkmen grubu. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. Orhan’ın donanmasından söz eder. Bizans topraklarına çevirdiler. Bu beylikler. ettiler). B atıy a göçen babaîlerdendir. onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. Aydın. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. 1261 tarihini. Baba Saltuk. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. 1284’de M oğolların. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. dinsel yaşama. Sonuçta.metle yaşayan uc gazileri idi. Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). Sonraları 14. Keykâvûs halkının bir bölüğü. İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. Bu hareket. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Sahib Ata oğulları. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. çoğu yok edildi. Kuruluş süreci. Hamid oğulları. Sarı Saltuk’un Türkm enleri. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. Türkmen beyliklerinin. Saruhan. Nogay. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. bölgede kurulan ilk beylikti (1269). Aynı yılda Selçuklu sultanı II. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti. Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. 1299’da Nogay ölünce. Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir. Kalanlar ise. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu.

Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. Ali akınlarını durdurunca. Ger­ çekten ilk savaşçı grup. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu. yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. 1260). bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. Pachyme­ res. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. İşte. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. yani Çoban oğullarına bağlar. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. sakarya nehrine kadar feth et­ miş. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. öte yandan Mısır. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. gazâ. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET . yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti. m ülkü gib i algılanır. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. Pachymeres. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi. hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). Osman G azinin bölgesi. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum. Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. gazâ liderinin. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. Saruhan ili gibi. Bu kay­ nağa göre. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. O zaman Osman Gâzî. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. Menteşe ili. Os­ man Gazi. İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış.

gâziyân için gösterdiği son hedef. gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. Böyle bir hareket. bu uc’da en atılgan. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. Menâkibnâme geleneğinde. Başlangıçta Aygut Alp. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren. uc toplumunda. Devletin doğuşunda ikinci aşama. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri. Herhalde Osman. bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı. meşru hükümdara. Kastamonu emîrine. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır. Siyasî otorite. ileride gazâ). Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. Başka deyimle. Osman’ı ve onun gibi bu ucda.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. o da Selçuklu sultanına. Demek ki. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. Osman. Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. Konur Alp. Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. İslâm î kutsal savaş. daha sağlığında. Germiyan tarafından gelen SİYASET . ileri­ de). Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. Osman’a teberrükte bulun­ muş. Lefke. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. Za­ manla onlar. gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. Buna karşı Osman. Os­ man. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. zira Osman Gazi. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. Osman G azinin nöker/yoldaşları. “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. Osman G azinin. Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri. bir yandan “doyum”. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. der ki. bu durum. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. Selçuk Devleti kadrosunda. İznik. “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir. Olası budur kim . bu şehrümüz kim Karacahisardur. Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Haşan Alp.Bab). kul­ lar olabilir. gaza olmuştur. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. ma’mûr olmaz. Kuşkusuz. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. Akça Koca. Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. Bik (Bey) diye anılm ıştır. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. bak. daim a sultanın yakınları olmuştur. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. Turgut Alp. Türk-Moğol geleneğine göre “anda”.

Eskişehir’den 7 km. Çoğu kez önemli bir zafer. İnegöl. Evvelâ. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. lidere “an­ da” ile bağlanmış. Yarhisar. vilâyetinde adlü dâd ettiler. Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. yazılışı II. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). Öyle görünüyor ki. Osmanlı kaynakları. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. devlet için dinî bir borçtur. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. 13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. Geyve fethinde (20. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. Rum halkı. Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi. 30a. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. her şeyden önce. Yarhisar. Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. Bu fetihten az sonra. tekvur Osman G aziye. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk. “zim m î” haklarını kazanır. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. (bak. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. bu aşamada Osman’ı. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. “İstim âlet”. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. yani Müslümanlara I SİYASET . kabul edilirse âmân verirler. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14.yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. Bab). Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. Menâkibnâme. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. Herhalde. Bundan sonra Osman. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil. kadı tayin ettiğini. Menâkibnâme. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır. Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. fakat ri­ vayete göre. liderin ülkesi. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. Tabii. istim âletin. Başka deyimle. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. /''B u eski rivâyet. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. Bab). devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. İl ve memleket. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. Karacahisar. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. Devletin ku­ ruluşu. Yenişehir) kim aldılar. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı.

Görülüyor k i. Bu koşullar altında Osman. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. Öbür yandan. 1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil. Rivayete göre sultan. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. Bab) Herhalde. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. Keyhatu’nun gelişiyle. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. 1298’de İlhan. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. 1300’de Osman. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. III. 1299 y ılı­ na ait olaylar. Âşık Paşazade 12. Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. Çünkü bu isyan sonucu. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. III. İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. O. (Rivayet. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. Görülüyor k i. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. Sülemiş isyanı (1299). Öte yandan biliyoruz k i. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. Osmanlı rivayeti. 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. II. Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. Özetle. Osman öldüğü zaman (1324). 1288’de Germiyanlılar dahil. “Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. Konya’da Sultan Mes’ud. beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır. Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. Komşusu güçlü Germiyanlılar. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. O sı­ rada. (bak. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. şehirleri. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır.saldırmış. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı.

ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü. Bu tasvir. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor. Yalo­ va’nın doğusundadır. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır.. Ede-Bali dahil birçok derviş. BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir.gelm iştir. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. Osman’ın. İmpa­ rator II. Özetle diyebi­ liriz ki. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir. Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. SİYASET .. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. Fatma Hatun sıralanıyor. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler. kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip. Osmanlı B eyliği. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”.. H am îd. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar. Bazarlu. tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. Arap Seyyahı İbn Battuta. Özetle. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı. Bu ordu. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir. ala­ madan ölmüş.. Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır. M elik. “Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği.. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır... yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır. Zaten. servet. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder). Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere. Aydın B eyliği. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. Kendisiyle orada buluştum . 15.. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü. Kara yere döküldüler. adı geçen oğlu Orhan. Bu belge. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir. Pachymeres’e göre. Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır.

Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım . Aydın’da Umur Bey. Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. Kastamonu. Alanlar iyi savaşmış. Hamid oğulları. Tonguzlu (Denizli) beyleri. beySİYA SFT . O. Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. Böylece 1300’lerde Osman. Eğridir. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi. onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. 15. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. fakat bir netice alam am ıştı. B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. Orhan (Osmanlı). onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz). O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. Germiyan. Bu beylik. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu. Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. yy. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir.İstanbul’dan gelen kuvvetler. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. Gerdebolu (Ge­ rede). Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. karşıladığın gösterir. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. Maramar Denizi. Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han. son­ larında tarihçi Neşrî. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. Gaziler başarı gösteren ünlü liderler.

süngü. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. iyi bir kılıç. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s. Din yoluna gayretlüdürler. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. Alp-erenler. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). hususi bir kıyafet. m istik ve epik bir edebiyat. iyi bir at. ok yay. Köprülü. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. 1330’larda Al Umarı Karesi. ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. gayret. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. saray edebiyatı. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı. müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister.ler. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. uygun bir yoldaş. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. dünyaya mağrûr değillerdir. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı. Osman. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. gaza akınlarına başlamıştır. etraflarına toplanırlar. SİYASET . Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. onları himaye edeceğini. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. Rodos şövalyeleriyle. yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. Palamas’a. Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir. onun bayrağı altına koşarlar. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir.b a h r olarak tasvir eder. Saruhan. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. rafızîler.

üzüm. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. Bu bakımdan en anlam lı olanı. imaret. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. (429. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. pirinç. Buna kalay. bize gazi demek lâyık olmazdı”. Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir. cami. Onun Bursa’da yaptırdığı site.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. 442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle. Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. Balat. İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. pamuk. 435. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker. Elimizde İslâm kılıcı vardır. Bu şehir­ ler güzel çarşıları. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. Sinanüddin Yusuf. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. 449). Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti. Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. 450). Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. han. kurşun eklenmelidir. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini. bugün Sel­ çuk). Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. balmumu. yün. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. kenevir. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. şap. Kantakuzinos. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. 14. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir. İbn Battuta (sh. Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. safran. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. buğday. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. hamam. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. 448. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları.

Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. Ömer. baba. 16016. sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. Abdal Baba­ lar. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. Meselâ. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. 96). Kozagaç köyleridir. aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. Ahmed. Şeyh Bedreddin. Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. farklıdır. 1300 tarihinde. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375). uçların en uzak noktalarına. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Ve­ fâî şeyhleri. G eyikli Baba. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . Bu son kayıt önemlidir. dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını. Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. 96) Mahmud’dur. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. Elvan Çelebi. Aşpz. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. Murad. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak. Vefâî şeyhleri. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. Onun anlatım ında Ede-Bali. Mustafa fakılar). O. sh. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. Mâliyeden Müdevver no. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz. Orta Anado­ lu ’dan. Genelde dervişler. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir. Osman Gazi’nin şeyhi. Abdal Musa. M urada) sıfatı verirler. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. A li. Moğol kuvvetleri. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375).mıştır: M anisa’da U lu Cami. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. Kayda değer k i. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı. Zira Babaîler. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. Aşpz.

önemli kayıtlar elimizdedir. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. Hasiy a se t . Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. döndü. İsmail. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. Avluya ağacı diker. hay­ vanlarla arkadaş olan.8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. 5. geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. Ağaç 15. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”. yy. Orhan onu ziyaret eder. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. vergilerden affetmesi. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. der. Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. G eyikli Baba’nın davranışları onun. yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir. Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir). Mustafa. Babâî dervişlerinden bir grup. L. Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. Toprağı işlemede. Bu dervişlerden biri. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. Derviş durma­ dı. köyler meydana çıkmaktadır. G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). bahçe yapar. hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. Baba “dayım onun yanına g e lir”. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. Derviş bir zaviye kurar. m utlak fakirliği seçen. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. Otman O SM A N LI □ Baba gib i. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta. Sultanlar bu va­ kıfları daima. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. A li. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Barkan. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. tarla açar. o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. 16. Sinan. Meyve bahçeleri eklenmiştir. son­ larında Aşpz. derviş kabul et­ medi. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan. Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. Onlar Babaîler diye bilinir. ona “teberrükümüzdür. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. MM 16016. Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. dervişler vaktini bekler.

bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. 13. ve 14. Ş. 14. eserin aslı 10. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti. Batıda yazılan eser­ lerde. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. Risâle. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. başka deyim le dayanışma. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı. yy. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. gâziyân. sufîlik. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. GAZÂ VE GABİLİK 13. helâl n iteliği özellikle belirtilir. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. İslam bu yolda ölene şe- E3 . Bu grup. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. sonuna kadar dayanmalı. İslâm’ın em rettiği bir görev. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. b irlik sağlanm alı. yy. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi. yy. 13. tarihçinin ödevi. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. yy. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. gazâ. fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. Bu gib i eserlerde gazâ. ilk yarısında. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. Tekin’in incelemesine göre. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. Bunlar. alp la r adıyla anılmaktadır. Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. bu arada Ucat'ta. 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler. ve 14. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. T ekine göre. 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı. Uc böl­ gesinde. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. Selçuklu şehirlerinde. in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla).

atılganlık. II. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. taşımada d ayanıklılık. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. I. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. güçlülük ve savaşganlık. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. Osman I. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. fırsat­ ları kollama. ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı.hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. Bu son madde. niçeri ordusunu oluşturdular. Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır. Bu beklentiler. yılm azlık. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir. 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. sab ırlılık. n eftr-i âm ilân edilm iştir. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. Bayezid. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. yeniçeri teşkili fikrini buldu. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur. Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. yerinde metanetle durma. 144 4 ’te Haçlılar. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. Pencik her beş esirden biri. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. yeO SM A N U □ ALPLAR. 94). O ğlan­ lar. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir. kendi­ ne güven. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. K im in sam im î dindar. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . Osman güdü­ SİYASET . kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır.

Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. 19.Bab). Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. 22. Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. Orhan. her biri kendi yurtlu­ ğunda. Aşpz. Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı.lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. (Neşrî. Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. 90). M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt. Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri. Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor. 10. yaş veya vasiyet. Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır. vb). so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. Saltuk Alp. Osman. 76).I. Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. Konur Alp’in adı geçer. Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. onun beyliğini hazırlı­ yordu. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. Başlangıçta alplar. Konstantin-İli. N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu. Osman. Nökerlik/Yoldaşlık. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. yu rt . Türklerde alplar. Bu alplar. Başka deyimle. Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. bu dahi bahadır yoldaş id i”. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. Samsa Çavuş. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek. 1324’te beylik tahtına oturdu. Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. yahut Moğolca nutug diye bilinir. hizmetine girdiler. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi. kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. Konur Alp. Gördük ki. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır. “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş. Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. 120). Akça Koca.-16. Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi. öldürmüş. Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. Osman “alınan vilâSİYASET . oraya “Turgutrİli derler”.

Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı. Büyük timar sahiplerinin zırhı. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). bürüme zırhtır. Beşinci koşul. kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. Ha­ cı Bektaş. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. cesurluk. yani zırh­ lı sipahidir. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. A lplık zırhla belli olur. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. Herkes onun gücünü görür ve sayar. Onun paralleli. fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. onun “altını ve inci­ sidir”. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. M. Garîbnâme’ye göre alp. meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar. 118). alpın en değerli malıdır. karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur. alpın zırhlı olmasıdır. Bu. Uçüncüsü. Evrenuz. Avrasya tarihinde. Gazi. Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. Altıncı ve yedinci koşullar. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. soyluluk koşu­ ludur. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. Zırh. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). İlk koşulu “muhkem yürek". O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. M ihal oğulları. Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. zırhlı sürvari ordusudur. A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. Osman Gazi ile alplar. Düşman alpı atından tanır. tim arlı sipahi daima cebelii. yani yay ve kılıcıdır. Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. “yağı görüp sim m iya”. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. cesaret sahibi olmaktır. Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. Abdâlân ve Bâciyân. Ahiyyân. Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. kan SİYASET . Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır. alpın silâhları.

kifâyet (nefsini basmak). “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır. ışk. C im rilik. ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. doğru yâr (eshâb. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. dervişler) edinme. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı. dünya sevgisi havasına kapılm am alı. mızrak olarak tanımlanır. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. yy. vilâ­ yet. Bu koşullar. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. Alp. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. kar­ g ı. fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır. lider tipini. Ganimet ve fethedilen topraklar. Bu huylar havayîlikten doğar. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. Siigü (Süngü)2 gerektir. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. A hiyyân I SİYASET .kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma). himmet (başkasına özveriyle yardım etme). İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. Eski m etinlerde sügü. spiritül nitelikler şöyle özetlenir. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. ilm . Âşık Paşanın bu anlatım ı. arkadaş. tevekkül. ok. Bu süvari. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. Şeriat bilgisi. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. 13. Âşık. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. riyâzet. yay.

Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. Araştırıcılar. Bab). 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. Osman Ga­ zi de. Neşrî. kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. U c’ta gâzîler. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı. Babaîlerin. derviş. Uc Türkmen toplum ları dahil. 13. gâziyân. Osmaı. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. Yeniçeriler. y iğ it yahut şeyh. Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur.3 Esir olan nöker. Nöker. Menâkibnâmeye göre (Aşpz. seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. Kırşehir’de görkem li türbesi. başbuğa anda ile bağlanırlar. Marc Bloch’agö re (s. 1968. ahiyyan. la formation des liens de dependance. 120). G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. Nöker kurum u. 10. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir. Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. (Aşpz. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. Bab. Aşık Paşa’nın alp tasviri. her menşeden gelen “garîb’le r. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. bu dahi bir yarar yoldaş id i”. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. 210-217). I. onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. Moğol toplumunda nöker. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Mevlevîlerin değil. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. yy. I SİYA SET . alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. Alp. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. Marc Bloch. A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta. O. böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. M ichel yay. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. bey kulları (gulâm -i m îr). soylu kişilerin. alp-erenlerin pîridir. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer. Bu model. Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. dayanışma. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. Paris: A. ahi. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. bugünde bir ziyâretgâhdır. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. özveri.için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti. Bu alp veya gâzî tasvirini. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. 10. La societe feodale. Yiğitlik/centilm enlik. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. İslâmî kutsal ganim et için her yandan. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. Battalııâme. Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur.

Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Moğollarla mücadeleye giren II. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur. Böylece. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. Çandarlı Kara Halil. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. Nâsirüddin’in ahileri. Süleyman. fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. bir din adamına ihtiyacı vardı. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. A li Ömer. Fakılar. Yusuf. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı. Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. Ahi Evren (Evran). yy. Bu âlimler. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. 13. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. vakıfların kanıtladığı gibi. Daha yukarıda kadılar. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. Turbegi. Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Beyliği teşkilât­ landırma. Murad. OSMANLI . İslâm hukukunu. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. Meselâ. MM 16016. Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. vezirler gelmekte idi. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir. Ahi Evren. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. fakılar daha ağır basmaktadır. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır. Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır. Köye yerleşen bir grubun. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. Bu kayıtlarda. Onun çocukları. başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. Hapisten kur­ tulunca. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. daha bu zamanda. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. fakîh’in kısaltılmışıdır). daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. tabii.

Sivas. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. onu halı. karşı çıkan esna­ fı. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. Ahi. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. Ahilere ait zaviyeler. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar.4 “Bu ahiler” diyor. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. evvelce söylediğimiz gibi. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. Tokat. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. ahi denir.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. devlet karşısın­ da en güçlü. Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. Bütün bu olaylar. Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. O. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. vb. Gerçekten dericilik. Mevlevîlere verildi. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. Bir yerde I SİYASET . Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. Ahi. Buna fütüvvet de denir. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. önüne kor. 1256).uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. Şîraz ve Isfahan halkı. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. başlarına. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. kendisini zaviyede konuk ederler. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. deriden yapılırdı. işçi grubunu oluşturmakta idi. bir zavi­ ye bina eder. evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı. Dünyanın hiçbir köşesinde. Ahi Evren. Evliya Çelebiye göre. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. Bir konuk gelmemişse. yabancılara yakınlık göster­ mekle. hayvan takımları. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı. şehir ve köyde rastlanır. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. Zaviye üyelerine fityân. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. geti­ rirler. Türkmenler arasına göç ettiler. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. bağımsız. Zaviyede onunla beraber olanlar. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez. Onun. kendi sanatında çalı­ şanları.

küçük demektir. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin. Aydın Beyi Mehmed).. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik.. (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır. refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır. “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432). Gerçekten ulvî bir gece id i”. Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. Bursa’yı. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir. O. beylik döneminde şehir­ de. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti. İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. Özetle İbn Battuta. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425). Konya’da ahi bir kadıdır. Yüze yakın kalesi vardır. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır. Egridir’de fakîh M üslihiddin. Mezarı. Cuk. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir. Sultanın doktoru bir yahudi idi. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü.. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). Kastamon ili vâiz Alâeddin. Kalacak yeri yoktur. Osman Gazi’nin Söğüd. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu.” SİYASET . Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği.. 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı. Kabristanda uyur. sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur. Bu sultan servetçe. çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. bana büyük bir para gönderdi.” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur). üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda.sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür. ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması. Ahilerin. kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442). İznik’te Alâeddin Sultanyükî. geniş caddeleri. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. B irgi’de M uhyiddin. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. Unutm ayalım ki. öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. vecde gelip bayıldı. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır. Rumlardan babası fethetmiştir. Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler. İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı.

Hatun. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. olağanüstü bir konuk-severlik. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. sosyal dayanışma. Osmanlı döneminde devlet. usta nizamı. Ken­ disi “salihe. Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. İşte bu koşullar. M udurnu’da.7 Fütüv­ vet. beline. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. hırsızlıktan. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. Meselâ. ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. çırak. ııakib ve şeyh. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. Seçimden sonra kethüdâ. Arab seyyahı. kalfa. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. fazıla” bir hanım dır”. fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. ah ilik “âdabı”. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. Meselâ. esnafın. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. idarecilerini kendisi seçer­ di. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. seyahatine devamla Geyve’de. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı.Seyyahımız. yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. büyüğe saygı. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. Noksan üretim ise. Devlet. her usta. özveri ve dayanışma. Yenice’de. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. ması gerekirdi. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . Bu koşullar. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. özveri. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. “İznik’te” diyor. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. ahilik. diline hakim olma). Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. Talep sınırlıdır. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. im tihanlarla sağlanırdı. Öbür yandan mal kalitesini koruma. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. Bu yârân. Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. yiğit-b aşı. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı.

Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. dır. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. kaçtı. tepelerden harp sahasını gözetliyor. Bu durum. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. İznik. Bu. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. Savaşın ilk günü. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Zaviyeye dükkan. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. İmparator ordusuyla buraya. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. Açıkça maksat. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. Bu ara­ da Hereke dahil. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir. Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. İznik’in teslim olmasıdır. Buııa karşı. Böylece. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. Kuşkusuz. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır. Oysa. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız. Böylece. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. İmparator. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. İki taraf orduları. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. Savaş. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. 1 Haziran’da. Pelekanon Savaşı. Bunu öğrenen Orhan. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık. Osmanlılar. Pelekanon’dan epey uzaktadır. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Bursa. Bu zaferin ilk sonucu. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi.” Bizans komutası. İmpara­ tor yaralandı. İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. vardır. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. anlatılmamıştır. İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. Oysa. İznik açlıktan düşmek üzere. böylece. Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. Osmanlılar 1300’den beri Osman G. Osmanlı’nın eline geçecek. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu. Maltepe. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur. Orhan Gazi. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti.Sonraki devirlerde. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Pelekanon. Orhan.

oklarını serpti. Bunun üzerine.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Orhan. Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. Bizans ordusu da karşı çıktı. Birisi. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. Sonra Darıca. fakat asker panik halinde kaçıyor. Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. İmparator ok­ la yaralandı. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. Haziran’ın ilk günlerinde biter. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. Bu bölge. Osmanlılar. Dördüncü kale. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. tam geçit yerindedir. Oysa. Gerçekte. İmparator. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. tepelere doğru çekmek. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. çünkü anahtar bulunama­ mış. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. sonra geri kaçışa başladı. kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar. 1352’de ilkin Tsympe. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. Kale bur­ nunda Fkokrinia. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek. büyük stratejik. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. Bunlar 4 tane kaledir. O. Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. Rumeli’de yer­ leşme. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir. Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle. Eskihisar’dır. yani Daritzion Kalesi var. Sal hikâyesi. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. Balkan fetihlerini haSİYASET . daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi. İstanbul’un fethi gibi. öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. Bizans ordusunda panik başladı. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. Ona karşı. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. (Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. Pelekanon Savaşı. iki yıl sonra. Bizanslılar. Öte­ ki. yahut Flokren dediğimiz kaledir. Bu köprü-başı. Bu­ gün bu kale ayaktadır. tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. Bu zaferden sonra. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). Başlangıçta. Bu yalancı kaçıştan maksat. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir.

Umur Gazi. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. Kantakuzenos. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. İmparator. Kantakuzenos. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. İmparator Kantakuzenos. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. Şimdi. 13 54’te. Dönüşte. ölmeden önce. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Osmanlılar. İzmir’in düşmesinden sonra. Bizans İmparatoru Yuannis V. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. 1347’de. Süleyman Paşa. Bolayır’ı fethetmiştir. Edirne’ye gitti. gerek­ se Orhan. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. Bu olağanüstü olaylar. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. Ece Bey. ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. aksine o. Bi­ zans. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. Güçlü Haçlı donanması. Bu sayede.zırlayan ilk büyük gazi beydir. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. O zaman. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. Umur. bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. Osmanlı kaynaklarında. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı. Şimdi. Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir. Gerek Umur. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. (Sırpsındığı) Savaşı ile. SİYASET . bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş. bir yandan Gelibolu. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. beklenmedik bir tabii olay. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. 1352 yılında. Tsympe deni­ len kalede. Umur Bey’e karşı Bizans. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. Hacı Ilbeyi. Karesili Beyler. Süleyman Paşa. bu seferlerinde. İstan­ bul’da Yuannis V. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. O. İstanbul’da halk. Türk yardımı. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. Kantakuzenos için. Bu arada Süleyman Paşa. Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. bu köprü-başını. Bu arada. Depremi. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. lıafif donanmasını. Anadolu tarafından. Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. Böyle­ ce. Bununla beraber. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Bu tarihte. kıyıya çekiyor. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). Kantakuzenos’un. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. 1355 yılı sonuna doğru 6. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. hem İstanbul’daki rakipleri. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. Gazi Evrenos.

anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. Bu anlaşma ile Osmanlılar. Gerçekten. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. Fakat Karesili Gazi Beyler. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. Orhan. Palaeologus’a başvur­ du. Bizans. Rumeli’deki şehzade Murad ise. Kesin olarak biliyoruz ki. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. Bu arada 1358’de. Murad hare­ ketsiz bekledi. Bu arada Bizans diplomasisi. Süleyman. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. İmparator. Bizans böylece. Böylece Bizans.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. Karesi’den halk. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. köyler kurmaya başlamıştır. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. fidye olarak. Buna göre Orhan. Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. 30 bin Venedik altını ödedi. İmparator. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. Orhan. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. esir edildi. Bizans diplomasisi. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. Gaziler yeni durum karşısında. İmparator. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras. O r­ han’ın dostu. yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. Chalcocondyles ve Düsturnâme. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. Bu talihsiz olaylar. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. I SİYASET . İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. Fakat sonuç alamadılar. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi. Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. rivayete göre. Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Orhan. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. Halil kurtarıldı. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. H alil’in Orhan’dan sonra. İstanbul’a getirilip. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Rumeli’ye geçip yerleşmeye.

Macarlar karadan. Bizans. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. Bunun için İmparator. mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti. oğlu Manuel’i Avignon’a. Bizans İmparatoru. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. Herşeyden önce. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. Birisi. Bu plan. Doğudaki kolonileri düşebilir. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. Haçlı için güçlü devlet Venedik. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. Venedik denizden bu sefere katılacaklar. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Bizans donanmasıyla. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. 1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. 14-15. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. tamamıyla birbirini tamamlıyor. Bu durum kendisi için. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. en ileri uca. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. büyük oğul olarak. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik.Murad. İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. çıkarılan I SİYASET . Senato. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. Bizans. Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. ordunun başına gönderilmişti. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte. büyük gayret gösterdi. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. Papa ise. Bu sebepten Papa ikinci kez. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. imparator Yuannis. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. Gregoras. Ertesi sene İmparator. Osmanlılara karşı. İstanbul düşerse. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır.

o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. Jireçek ve Uzunçarşılı. Ondan önce. Garip olanı. Akıncılar. Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir. Gerçekte Edirne. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. Edirne fethinin daha sonra. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük. Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler. Murad ve Lala Şahin. Asıl amaç. Yani Murad bu fethi. Tekir Dağı ve İpsala. Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. ondan on sene önce. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. Murad’ın sultan olduktan sonra. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa. şehzedeliği zamanında başarmıştır. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. 1364. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. Halbuki. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Edirne idi. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır.1369 tarihleri verilir. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler. Uzunçarşılı. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. 1352’de Süleyman Paşa. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. İstanbul surları önünde görünmüştür. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. Bu tabii yanlıştır. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. sabib alucat. Edirne’yi fethettiği inancıdır. Çorlu’yu aldıktan sonra.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir.

Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler. Onlar. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. Başka ifade ile bu fetih. Timur. Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır. İran ipek yolu üzerinde idi. Osmanlılar. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. Osmanlılar bil­ OSM AN1. Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Amasya bölgesindeki küçük emirleri. Bu iddia.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. son derecede önem vermekte idiler. Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır. Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. siyasi gayelerle. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. O sırada Balkanlarda Sırp. devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu. ayet 90). Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. Zira bir Müslümanın. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. Onlar. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Bulgar. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . Fakat Kadı. hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Osmanlı Sultanları. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. Nisa suresi. Murad I. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti.de bulunuyorlardı. Murad I. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler.

sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. yıllık haraca bağlıyor. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. 1420’ye doğru Mehmed I. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. Şunu da ilâve edelim ki. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. Murad. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler. Memlûkleri yenen I. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki. O SM A N 1. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. tarafından istilâya uğraması. Türk yardımını kabul etmiştir. Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. Osmanlıları. seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu.1 I SİYASET . Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. Meselâ. Özetle. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu. Sela­ nik. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. Oradan Sofya 1385’lerde. Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. 1387 Eylülünde teslim oldu. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). Niş 1386’da zaptolundu. Kıral Şişman.

1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. Murad’ın ölümü haberi üzerine. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394).Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Ba­ yezid. Bizzat kumanda ettiği ordu. bir iç harbi önlemek için. İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. Bizans bazı yerleri. odun ve saman temini. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. Albistan vb. T İM U R DARBESİ. şehirleri aldı. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). Bi­ zans önlerinde idi. Topra­ ğa bağlı köylü. abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. gerçek merkezî bir SİYASET . ileride çitf-hane sistemi). Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti. Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. Erzincan’a kadar uzandı. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. Avrupa’da korku ya­ rattı. Şehri uzun bir. Yıldırım Bayezid. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. idam edildi. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı.rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. ve İstanbul’u abluka altına aldı. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. Muhasara altındaki Nikopolis’e. Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. Bu zafer. Saruhan. yani Aydın. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). Murad I. bu arada Selanik’i geri almıştı. Bayezid. O zaman Bayezid. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. Menteşe.

Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Şehri toplarla döğdü. Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. Fa­ kat Murad. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. Eflak. O. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. 1402'deki fetret geri gelmişti. O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. bu tecrübeden sonra Bizans. bana da öyle geliyor. İstanbul’u almak. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. Anadolu beyleri.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. Fakat I SİYASET . hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. elindeki büyük geliri kullanmak istese. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir. 99) bu “bazirganların”. Askeriidari saray âmirler. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. l4 3 3 ’de B. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. (Haziran 1422). Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. M U R A D II. Murad. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Şiddetle ha­ reket etti. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. çünkü. Anonimler (s. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. Murad’ı tanımadılar. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. Onu destekliyeıı Bizans. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Uçların. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı. Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. Osmanlılar. Nihayet. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. Bursa. İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. Murad.

Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. karşı taarruza geçti­ ler. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). Bizans ve Papa. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı. etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. II. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. Bizans’ın E3 SİYASET . devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. bunun 1444’deki gibi. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. Bu sözler. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Edirne’de panik baş gösterdi. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. Gerçekten. Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Varna civarına kadar geldi. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. edebiyat ve musikiyi takdir eden. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. Macarlar. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. kendi isteğiyle tahttan çekildi. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. Murad aslında içkiye düşkün. ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Çandarlı. sanat. Daha Hunyadi. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. Genç Sultan ve etrafındakiler. 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. 24 Kasım 1443). devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti. Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. Haçlı or­ dusu. Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü.

Venedik donanması yola çıkmıştı. II. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir. Böyle bir şey. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. Fâtih. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. Türk karargâhında Çandarlı. Bir kelime ile İstanbul fethi. O. O. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. OSM A N U Q . Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. gazilik ve kayserlikte. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. Fâtih’in. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir. Bu şer’i bir ku­ raldı. bu sıfatı siyasi bir vasıta. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu. sen Roma­ lılar İmparatorusun. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. 1466’da G.1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra. Genç ve muzaffer sultan. Daha II. Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. Sultan. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. Yerine Zaganuz geçti.” Bu sonuncu cümle. J. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. Mehmed. 83). hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor. Buna kar­ şı Zaganuz. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. Sözde. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. Başarı. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. işin bir an bitirilmesine bağlı idi. O hanlık. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E.

Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. Osmanlılar. Fâtih ve Venedik. Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. Bu siyasi program. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. Bu amaçla. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. Fâtih. O. Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor. 1454.buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. Müttefikler. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir. Modon. İlkin. N i­ hayet. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi. Venedik’le ittifak etmişlerdir. Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. Fâtih. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu. Ticaret serbestisi bağışlanmış. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. o. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. Trabzon Rum İmparatorluğunu. 1463-1479 Venedik Harbi. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. Fâtih. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. Mora’da. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür. 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia.idi. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. Fâtih. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. Bu durum üzerine harp ilân olundu. İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar.

Papa. izliyor. Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. Mücadele II. Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. 1472’de Venedik. Koron. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı. Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). yarımadada. Timur’un siyasetini. Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478). Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. 1472’de Uzun Haşan. Kıbrıs. Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra. Mesih ye­ nildi. Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). Müttefikler. 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor. Fakat Gedik Ahmed. Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı). Bunun üzerine Fâtih. Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. Uzun Haşan. En önemlisi. Bu zafer. Akçahisar (Kruye). Fâtih’in kovduğu beyler. Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. bu arada Isfendiyar oğlu. Mora geri alın­ dı. Venedik. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. O. daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. 1475 Kefe ve Sudak). Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET .na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. Venedik barışa yanaştı. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. Lepanto.

Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. Karamanı Mehmed müstesna. Böylece. Bir çoklarını Ocaktan attı. kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. Son­ radan Molla Gürânî. bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. 1436’da veziria­ zam olmuştu. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. yeniçeri ağalarını. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih. Fâtih. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. Uçlar. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. Çandarlı. Beylik zamanından beri kadıaskerler. gelebilecek kötü hareketleri önler. Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. kadıaskerliğinde. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. Murad II. Sonra maaşlarını arttırmak. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. kendisine vezirlik teklif edilince. Fâtih. Fâtih. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. Fâtih. veziriazamlara. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. Bu garnizonlar. Fâtih. Bir kelime ile. Sultanın eski hocası Mola Gürânî.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu.

Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. O. mâliyede def­ terdarlara. Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. İslâmî anlamda asıl kanun. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. Padişah yalnız. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. Bunlar. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. Fâ­ tih. yüzyıl başlarına kadar egemendi. Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. Onlar haf­ tada dört gün. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. Bu dört makam. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. genel işlerde veziriazama. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan. vezirleri. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. Veziriazam. Fâtih. bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. Devlete türe ver­ mek. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. Böylece valiler. Bunun yanında. Osmanlılarda 17. Sağlığında. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. genel siyaset işlerin­ de vezaret. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. Padişah adına emir yazma yetkisi. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. timarlı sipahiler. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. onla­ ra nezaret ederdi. Öbür yandan. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. yani sivil bir kanunname ilânı. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. divanın aslî üyele­ ridir. Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. veziriazam. Daha doğrusu. Fâtih Kanunnamesine göre. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. Bu suretle. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir. bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe. Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. Buna karşı onlar. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir. Ağa.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. İdarenin bu üç esas kolu. kadıaskerler. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET .

mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Âşık Paşazade (s. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. Tekeller. şeyhler. Bu suretle devlet. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. 875. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. Fâtih. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. Cem ile Bayezid. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. radikal önlemlere başvurmuş. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. Bir de bu kaııanu yürütmek için. Fâtih. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. seferler için asker sağlamaktı. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu. 198) bunları. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. padişahın eyaletlere.nı derecede hak sahibi saydırdı. SİYASET . Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. 1. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. 2. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. Fâtih. 15 ve 16. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. tuz. Bu pren­ sipler. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir. Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. sabun. Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları. eski Türk Müslüman aileleri idi. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur. Sonraları kanunnamesinde. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. gerçek gümüş fiyatına almak. bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. Para üzerindeki önlemleri. böyle bir reforma girişebilirdi. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur.

oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. Edirne. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. tahta. Floransalılar. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. onlardan gümrük almıştır. dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. i SİYASET . Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. Baharat. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. Gayrimüslim zımmîlerin. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. Ermeniler ve Yahudiler. Daha 1432’de B. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını. 15. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. Fakat ikinci bir yol. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. olarak artan devlet gelirleridir. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. y. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. 15. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Osmanh kaynaklarının. Öte yandan Bursa. Bu siya­ set. Bu kısa ve ucuz yol. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Maringhi. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. yy. bu madde Eflak. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. Bu H int ajanları. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. İtalyanların yerini al­ mıştır. Genelde Osmanlı Devle­ ti. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. Adana. Rumlar. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi.y. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır.

Midilli ve Agriboz’daıı. medrese. köprüler. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. yani umuma mahsus binalar. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. Kefe’den şehre Rum. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. İznik. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Burada cami. Argos’dan. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. 110 medrese. çocuklar için bir mektep. Yenişehir. Foça’dan. Trabzon’dan. Sofya. Serez. Gedik Ahmed Paşa. ibadet. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. çeşme ve ha­ mamlar. Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. şehri yağmasız almaya çalışmış. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. Aksaray. seyyahları barındıracak imaretler. 625 büyük küçük zaviye. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. Edirne. İstanbul’un imarından önce Bursa. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. 342 cami. Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti. Gelibolu. nüfuslandırmak. Ma­ nastır. Mora’dan. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. 1095 mescit. İstanbul. Filibe. ticaret yerleri. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Üsküp. fakat başaramamıştı. Fâtih. Murad Paşa. Da­ vut Paşa mahalleleridir. Fâtih kendisi. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. Dar al-tâlim. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. Osmanlılar. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi. ” Osmanlı devleti. Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. Amasra’dan. gerçek bir metropolis haline getirmek. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi. Ferye. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). Patrik Gennadius’a göre. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. 75 büyük han ve kervansaray. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). vakıf müessesesi oynamıştır. Fâtih. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. Konya. Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. Keza o yıl. imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. Taşoz ve Sumatraki adalarından. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. Devlet O S M A N ll El SİYASET . Fâtih.

işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler.L. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. tütün. Ö. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir. Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan.ettirdi. 14 umuma mahsus hamamın. F. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler. bir kehhal (göz doktoru). pamuk. Fâtih. DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. pirinç. Braudel ise 16. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. SİYASET . Barkan 400-500 bin. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. incir. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı. dört hanın. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti. Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili. üzüm. matematik) okunurdu. bir cerrah (opera­ tör). bir eczacı hazır bulunurdu. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. 32 bozahane. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. Galata’da 260 dükkan vardı. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. astronomi. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi. Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. Başka bir deyimle.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). iki hastahane aşçısı. Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur. Sultan Pazarı. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. 987 ev.000’e ulaşmıştır. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir. 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. 51 hamam. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. sınaî bitkilere. ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi.

Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. Darlık ve açlık. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur. Eğer dul kadın. aile emeğini esas alır. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. Çünkü. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. Mîrî toprak rejimi. tarla olarak kullanılan.” Tarlaların devamlı işletimi. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. hane. kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. hiç kuşkusuz. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. aile ekonomi­ sinin. Buradan toplumumuzda bugün bile. Bu nokta. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. O SM A N LI I Günümüzde toprak. Osmanlı Devleti. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. bir işletme ünitesi oluşturur. hububat ekimine. kanunla garanti altına alınmıştır. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. vergi-nüfus sayımı. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. ırgatla idare ede­ bilirse. bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. mesela marginalist okul. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. Bu rejimde. devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. bir çift öküz ile çekilen sabandır. arazidir. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için. müzevvec yani evli erkeğin. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. Vazgeçilmez bir düzendir. Devlet bu yüzdendir ki. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. İlkin mîrî arazi. SİYASET . yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. Aile emek ünitesini. Sabanın odun veya demirden olması. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. bağ ve bahçe haline getirilemez. Özetle. Devlet. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. traktörün uygulan­ masından önce. Ekonomik örgüte hakimdir. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir. Bir çift öküzü olan aile. büyük kitlelerin geçimi. hububat ekiminde noksandan ileri gelir. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. koca. Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. işletmenin. Bu raiyyet çiftliği. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. Mîrî arazi rejiminde. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. Bu. Bir­ çokları genel kanunnamede. devlet daimi kontrol altında tutar. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. Hayvanî enerji ünitesinin. tarla ziraatini. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. ordunun ve şehirlerin iaşesi. köylü ailesinin mülkü olarak. Aslında. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz. kısaca reaya çiftliğini. bir çift öküzle çeki­ len saban. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. İleride göreceğiz ki. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. Koca. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. ge­ çimlik ekonomi.

hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. rantın miktarı belli olmaktadır. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. Mukataa sistemi. hibe ve vakf edilemiyen. Tapuya verilmeyen. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. Tapu rejimine göre. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. devlet elinde. köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. Zira. karşılıklı bir anlaşma. şehirli. bu açıdan incelenmelidir. toprağın olduğu kadar. köy arazisi için. bu rejimi korumaktır. Bu sebeple. bu bir açık artırma ile belirlenir. genel anlamda bir iltizamdır. kesim. Kiralamayı yapan kim­ se. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. angaryalar. Fakat 20. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. Kanunlarla. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. satılamıyan. Belki. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. aksi halde. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır.mukataalı arazi. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. Tapu rejimine göre. ke­ sişme ile. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. Üretim işini. tapu sistemi yanında. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. Mukataa. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. Ekâbir. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. ile belli olur. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. yani yukarıda açıkladığımız gibi. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. Sonraki dönemlerde. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. Devlet bu garantileri vermiştir. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. devlet bunu önler. Bu. Patrilineal irsiyet. hatta asker de olabilir. Burada şahıs köylü olmayabilir. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. Çünkü. İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız. es­ naf. Bu gibi çiftlik. Çoğu zaman. raiyyet çiftliği birimi. Düzen bozulur. kendisi düzenler. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. Yahut. Üretim vasıtaları öküz. Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. mukavele. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. Hizmetler. Boş SİYASET . reaya tasarrufu dı­ şında. Kira bedeli. tasarruf edilen arazi. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. Özetle. mezraa. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. Burada. Mîrî tapulu arazi. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. Bu çeşit topraklar­ da. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. Osmanlı İmpara­ torluğunda. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. Örneğin. m îrî mukataalı arazidir. tapu sistemi. tabi­ ri de buradan çıkıyor.

jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. Burada. Ekonomik bakımdan çift-hane. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. sadece şahsi (personal) vergi değildir. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. İşte. Osmanlılar ise. Marginalist mektep. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. Gerçekten. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. Alınan çift resmi. bizzat topra­ ğı gösterir. çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. Bu ünite. biz yeni tahrirlerde. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği. Bu. toprağı. birlikte. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. Daha çok. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. Burada. çift öküzü değil. Hane. Şimdi. kişilerin tasarrufuna verir. Çift-hane. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. Bu sistem.kalacağına. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. çiftlik adı almaktadır. Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. Bunu. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. çift aslında bir çift öküz demektir. Bu süreç. Bazen Zeugarion. Başka deyimle. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. çift-hane sistemine geliyoruz. tümü. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. Biz. Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. yazık ki. Bu ünite. Osmanlı çift-hane vergisi. Fakat çok az da olsa. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. belli bir üretim tarzı. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. köylü ailesidir. toprak olarak değil. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. kombine bir vergidir. İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler.

ondan sonra evli olmayan. bağımsız kendine özgü. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. Bu sonun­ cular. İşte devlet bunlara. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. bu durumu fazla abartmamak gerek. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. değişime ve gelişmeye. kır bölümünde köylü. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. Böylece. bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. Oyle görünüyor ki. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. Bu sistemde bütün kır toplumu. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik. fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. Bununla beraber. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. çift sahibi olanlar. 18. Başka deyimle. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. Clıayanov’a göre. bir estate. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. defterlerdeki terimi ile mücerred. fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. mesela İran’da. Sistemin. çifte sahip köy­ lü ailesidir.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. Böylece. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . emek kapasitesine göre belirler. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. Asya bürokrasileri için ideal ünite. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. Fakat unutmayalım ki. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. Nihayet. Evvela. Bekar erkek. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. İmparatorluk bürokrasisi. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. yy. az toprak sahibi olanlar. hatta yaratmış olmaktadır. Devlet. topraksızlar. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. yani bennakler. işgücü kısıtlı olduğundan. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. bürokratların reçetesine uymaz. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. mücerred. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. Sonraki araştırmalarımız. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır.

daha doğrusu kiralamaları­ dır. Öyle anlaşılı­ yor ki. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. Tabii. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. Bununla beraber. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. Devletin fiscal çıkarları. gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. Köylünün. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. yahut yol üzeri olması. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. Bu ko­ laylık. Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. Bu bakımdan da. Bu ideoloji sayesinde. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık. Bir kelimeyle. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. kudret sahiplerinin. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. kültür. İmparatorluk bürokrasisi. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. Seriyye sicilleri arasında. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. Gerçek durumları incelemek için.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. bu sa­ vaşın asıl konusu. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. toprağa bağlılık prensibine rağmen. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. yerleşim şartla­ rı. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. Marksist yoruma göre. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir. Tabii sebeplerle. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. yani çölleşme. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. kadının hükmü altında 40-50. Burada sorun. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. Her kaza dairesi. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. Me­ sela. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. Fiziki ve etnik şartlar. İmparatorluk düzeni. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır. nüfusunu. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. özel koşul­ lar altındadır. Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. kolaylıkla yer değiştirmesi.

sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi.y. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy. 3) Osmanlı köyü. y. başka önemli bir amil olarak. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. Bununla beraber biliyoruz ki.olgusu. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. Yahut. ortak ormanı. ortaklaşa kullanılan çayırı. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. Örneğin. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. tarlaları. sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir. vakıf köylerine gider. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını.y. Tabii olarak köylü. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. özellikle 16. derbentçi. Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. Bunun en göze çarpan misali. Özetle. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar. Devlet. Ostrogorsky’nin ve H. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. Osmanlı köyü. Başka deyimle. daha garantili şartlar arar. yaşamı için daha iyi. y. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır. Bir köy. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. harman yeri.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. ortak merası. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır.vergiler koyması yüzünden köylü. G.’da geliş­ me çağında. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri. Bunun gibi. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız. Şu halde. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz. 16.

Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler. Bunun nedeni. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. kanûnda olmasa bile. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. Bu ce­ maat içinde. bir para kabul eder. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. Sipahi de izin verdiği için. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. Ferağda. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. Başka deyimle. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü. çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir. örneğin vakıf­ lar karşısında. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. Özetle. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. Bununla bir­ likte. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. Si­ cillerde. 1600 yıllarını kapsar. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. başlıca. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. İnce­ lediğim belgeler. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. Böylece. bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. yalnız bahçe ve bağlardır. O. denebi­ lir. 1500. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. Sipahinin kendi hassa toprağında. haklarını belirleyen bir birimdir. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı.

ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. yumuşak. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama. H ı­ ristiyan hükümdarlar.uyguladılar. Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. Bayezid. O. Babasının siyasetine karşıt olarak o. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). Bayezid. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. Yeni Sultana. hoşgörülü bir idare getirdi. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. Onlar. Bayezid. babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. barışsever. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. O. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. sonsuz iktidarı öğülmektedir. ticaret yerlerini yağma ettiler. Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. Bayezid. Doğu’da Memlûklere î SİYASET . İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. İshak Paşa. başlıca Macaristan tarafmdan. Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. Cem. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. Fakat Bayezid. Charles’a karşı Papa. Konya’da vali şehzâde Cem. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. gelip Cem’i zorla aldıysa da. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını. adına para bastırdı. Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. şimdi tahtına gerçekten sahipti. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. Bayezid.

Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. Bayezidi teşvik ediyorlardı. Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). İspanyollar. Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. O SM A N LI I SİYASET . Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Osmanlı devleti. Sırbistan’a saldır­ dılar. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. Fransızlar. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). Bayezid. yardım va­ adinde bulundu. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Navarin ve K oronu aldılar. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. Papa faaliyete geçti. Rodos şöval­ yeleri. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. 1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Genelde bu Osmanlı zaferi. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. Modon. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar. Napoli ve Milano. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Venedik’in Fransa ile ittifakı. Ferrara Mentua ve Floransa. gelerek tehditler savurdular. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri. Bayezid. Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. VENEDİK HARBİ. Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. zihnini işgal ediyordu. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Papa. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. Macarlar. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti. Bayezid’e baş vurdular. Venedik. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz. Polonya. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi.

Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. Osmanlı devleti. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz. Ataları gibi gazilik m . Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. Doğu Anadolu. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı. 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. tarım eko­ nomisine dayanan. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. Bayezid’in en önemli başarıları arasında. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. Gırna­ ta Müslüman devleti. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. Azerbay­ can. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri. II. Özetle yörükler. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı.iI<BA$ AYAKLANMASI. Dulgadır Türkmenleri. Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. yy ilk yarısından beri bağlı idiler.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. Şeriatı. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15. Bazı aşiret beyleri. 13. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. KI2. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar. İstanbul. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş. kontrol altına almak istemiş.

İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. topçu kuvveti isti­ yordu. Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. 1502’de.iddiasında bulunan İsmail. beylerbeyini katletti. İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. Bursa’yı tehdide başladı. Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. İsmail’e karşı bu seferi. Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu. Selimşah. İsmail. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. Bu meydan okuma karşısında Bayezid. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını. 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. 921/1515 baharında Yavuz. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). bu iş tamamlanınca. yine barışa bağlı kaldı ise de. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. Çaldıran zaferi. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. İsmail. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. O. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. Şah. özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. hasta. fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. “düşman yok. barışçı göründü. Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. 151 l ’de Şah-kulu. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi. (24 Nisan 1512). ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. SayılaO SM A N U . Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü.

Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. Sekiz Kürd kabile beyi. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. OSMANLI Osmanlılar. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler. Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. sünnî Şafiî idiler. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin. Osmanlılar. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi. Öbür yandan 16. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. 1432’de B. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Portekizliler. gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . Böylece. Türkmenler Boz Ulus. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. Se­ lim. Bu yandan Portekizli­ ler. Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Memlûkler. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. Osmanlılar. Yavuz. Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum. Yan. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. özellikle o zaman Mezopotamya ile İran. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Kürdler.da İran. Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar. Mısır sultanına yardım göndermişti. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. O zaman Bayezid. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. Portekizlilerin. Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış. yy. kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir.

Bu tehditler. Selim. Kahire’de panik havası vardı. Memlûkler. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. Sinan Paşa. Fakat. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Selim. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. Tumanbay. Halîfe’yi yanında oturttu. Kahire’de panik yarattı. Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. Selim. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. iki ordu. Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. Al Gavrî. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Haleb’e giren Osmanh Sultanı. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler. Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. büyüklerin I SİYASET . Mart 1516’da Osmanlılar. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Gemi yapmak için'tahta ve zift. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir.kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Osmanlılar. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. Araplar.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. Osmanh kuv­ vetleri. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Pâdişâh. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. Tumanbay. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. Selim. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. Özetle. Selim. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Memlûkler idi. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu. tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. Ertesi günü Hâlife Al-Mu. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. Mekke ve Me­ dine’yi almak. şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. Fakat hangi taraf kazansa. herşey Arap dünyasını. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. Savaşı seçti.

Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Osmanlılar. Keza. M. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. Şahruh. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. Vaktiyle Abd Allah b. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi.D’ohsson ve sonra M. Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. Selim. O. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . Selim. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır. Zubayr. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti. Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525). Selman. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı. Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını. 1517’de Portekizliler. Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Osmanlılar. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Bununla beraber. 3 Galyata. Ata. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. Gerçekte. Zengin hediyeler gönderdi.hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. Buna göre. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. Osmanlılar. ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını. Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. Padişah’ın hizmetine girdi. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti.

Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. Burada dikkati çeken nokta. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. bu fiilî durumu.. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. Kanunî Süleyman. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. Böylece. Mekke Şerîfi cevabında. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir. Eskiden örfi kaI SİYASET . Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. Süleyman. Selim. Başka deyimle. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. onun devlet işle­ rine. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ. onun. halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir. Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır. Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. 1725 tarihlerinde. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. O. Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu.. ken­ dinde.

Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. Selim ’in fütuhatı. kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . Budin’e girdi. hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı. İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Osmanlı devletine. Osmanlılar. Batıdan yardım gelmedi. Osmanlılar. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. adetti (Şubat 1528). Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529). Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). Fransız elçisi Jean Frangipane. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler. Köylüler. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. Milano. Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU . Osmanlı Padişahı. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. François. mücadele edecekler. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. D i­ vanda derhal sefere karar verildi. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. O. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. çıkan fırsatı kaçırmadılar. yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. a u j iit e ş f .nun konusu olan meselelerin 17. bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. Üç hafta sonra çekildi. Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. Süleyman. göstermeli idi. Fakat Osmanlı. Padişah. Zapolya.çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). kiittab. Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması. O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li. Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti.

Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. François’nın kişisel gizli politikası. AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. O sırada Kari. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. Zapolya. Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. Bu za­ fer.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. İmparator. fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. hatta kendi tebaasından gizlemekti. Karla karşı harp ilân edildi. Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. Osmanlı dev­ letine. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. yıllık bir vergi ödeyecekti. Süleyman. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. 1531’den itibaren François. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). Böylece. François’ya. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). Kari V ise. İran seferinden dönüşte Süleyman. daima Roma’ya Roma’ya diyor. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. François. Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. Padişah tarafından imzalanmamıştır). İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi. Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. Padişahla I SİYASET . François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. Barbaros. Şimdi. Haber padişahı kızdırdı ise de. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman. Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. (bu bir taslak halinde kal­ mış. Ertesi yıl Padişah. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. 1535’de La Forest geldi. Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. kendisine İmparator denmesini arzuluyor”. Franço­ is. Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti. İmparator görünmedi. 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. Süleyman. 1532’de Venedik elçisine. Koron geri alındı. sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. Kari.

Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. 1550’den sonra Osmanlılar. Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı). Nice şehrini muhasara etti. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. Süleyman. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Ferdinand. fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı. Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. Ferdinand sulh istedi. aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros.sıkı işbirliği politikasına döndü. Mustafa’nın katli (1553). Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. Osmanlılar ise. Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET . François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). Ferdinand. kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı. 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. Kral. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. Padişah. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. 1543’de Süleyman.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. Gran. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı. Osmanlı hükümeti. Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. Sonuçta Fransa. Buna göre. Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. Padişah.

Osmanlı H üküm eti. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar. yy. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). Elizabeth Philip’in. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. 17. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. 16. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. askeri yardım teklifinde bulunuyor. Allah’ın birliğine inandıkları. 17. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. Lefkoşa alındı. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. onları putlara tap­ madıkları.minle vaad ediyordu. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. Özetle. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu. 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. Müttefikler. Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur. Lutherci Melanchton. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi. yy. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu. Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. 1571’de Osmanlı donanması. Böylece. yy. Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. Türklerİn SİYASET .

Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek. 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Şarkta. Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Bağdad’ı alamadılar. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler. Doğu-AnadoOSM ANII . Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Venedik. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). Bitlis Kürd beyi Şeref Han. Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar. Ve­ nedik. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar. Bu arada özellikle pareikosların. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. lu’da yerleşen Osmanlılar. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. Kıbrıs eyaleti. İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi). Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. Tebriz’i aldılar. hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar. Buna karşı Talımasb. 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546).

15. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. SİYASET . Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. 1554’te yalnız Venedikliler. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. Rû­ mî adı verilen bu birlik. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). yy. Padi­ şah. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir. yy. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. Eldred. Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. Bayezid III. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı. Philip II. Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. 16. yy. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. 1583’de İngiliz J. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. Son araştırmalar göstermiştir ki. ecza. Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler. Böylece gelecekte Kırım. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. OSMANLILAR. İvan IV. Samarkand. Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır.sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu. Tebriz’i almışlardır. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589). Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. Pâdişâh. Orta Asya Hanlıkları. II. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. Osmanlı İmparatorluğu. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler.

I. Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581). Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed. aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri. Ruslar. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. Taht-Algan unvanını aldı. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. Buhara Hanı. Astrahan yolunun açılması. bu istekleri kabul eder göründü. İran’ın karşı saldırıları. şiddetli bir direnç gösterdiler. Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Dik­ kate değer ki. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi. Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi. Han Moskova önüne kadar geldi. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. P. Rus Çarına karşı Padişah. H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti.Süleyman. Padişah. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. Don-Volga arasında bir kanal açmak. Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti. İran harpleri sırasında Moskoflar. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. Moskof elçisi I. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). Kafkasya’yı itaat altına al­ mak. steplerde büyük zâyiat verildi. Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. şehri ateşe verdi. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. Şeybânîlerden Abdullah Han. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Kazakları. 1583 denberi). Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. andlaşmaya. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. Çar. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. Bu andlaşma ile Osmanlılar.

Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Osmanlılar Bağdad. Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi. askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). Şehrizor. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi. III. Haber. İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. Kerkük. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. 1632-1635 de Murad IV. kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. Osmanlı devleti. Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. bu yerlerin Bağdad. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618). Avustur­ ya’ya karşı. fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. (Abbas. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. En büyük güç­ lüklerden biri. Bu tarihte İngiltere. İspanyayı meşgul edi­ yorlar. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. Bağdad’ı. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti. Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi.ler. aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. Şah. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. Aşamada Şah. İngiltere ve Fransa. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . Bursa’da iflâslar baş gösterdi. Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. II. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya. HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. Diyarbakır. Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. Osman’ın katli (1622). İran’da para buhranı kendini gösterdi. Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı. OsmanlI­ ların Şirvan. Van. Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu. II. Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. Buna göre.

Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Rumeli’deki nüfusun 832. yani göçebe Türkmen ve 12. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar. 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı.958 hanesi. Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re. Başka deyimle. Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom.799 hanedir.meydana getirmeyi başardı. kargaşa ve zaaf içindedir. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. İstan­ bul’da asker. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi. L. Eflak.111. İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı.032. Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı. Bunun yanında. ilk futuhat döneminde. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Ö. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti.425 hâne (hane halkı aile). Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. 194. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. geri alındı (1605). Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler. Yenişehir (Larissa). Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur). Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. barışı sağlıyamadı. Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. Yüzyılda çoğunluktadır. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. Osmanlılar. Serez. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu.105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. Osmanlılar. Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin. Bu zafer. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar. Esztergom. Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1. 14. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler. Budin’i gelip kuşattılar. yani yüzde 18’i Müslümandır. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi.707 hanesi Hıristiyan. Karaman. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. küçük Asya’da (Anadolu. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. NÜFUS Aşağıda. Üsküp (Skopje). Osmanlılar. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış. Saray-Bosna’da MüsSİYASET . fetihleri­ ni güvenlik altına almak için. Zulkadriye. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. Yüzyılda yoğun olmuştur. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. nüfus. yeni tahta çıkan Mehmed III.435 hanesi Yörük. Osmanlı devletine. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. Kanija. Türk göçleri. O SM A N LI g g Savaş. Eski Osmanlı uc şehirlerinde. Erdel (Transilvanya). Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında. hatta Bosna’da dahi. her yerde. Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar.

Atina 2297. İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta.803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki. orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Balkanlar’ın. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. Sofya. Serez 1093 hâne idi. bütün Türk şehirleri gibi.692 Voynuk. Öbür yandan.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan. Bu iddiayı. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik.017 kişi) Görülüyor ki. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır.468 kişi) 6 6 . Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. Artan para. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler.00 (R u m eli’de 17. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması. Nüfiıs artışı. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi. yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı. Bu miktara bütün g g Sİ YASET . ücretli askerlik. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. O zamanlar. büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır.288 kişi. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. Tahrîr defter­ lerinde. Kalan paranın önemli bir kısmı da. do­ nanma giderlerine. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul. İstanbul. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu.0 0 (hepsi 27 . Buna karşılık. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında). bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. 1500-1560 yılları arasında. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 . Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır. Rumeli’nin birçok bölgesine. bundan kalanı bina. Müslü­ gibi İstanbul. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken. Bursa ve Edirne. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin). Niğbolu 1343. Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. 16. Selânik. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. uzun bir dönem için. Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. 17. kale inşası ve onarımına. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. tarım topraklarının genişle­ mesi. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur.00 (hepsi 23. sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır. man çiftçiler. Eski­ den Balkan tarihçileri. Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. Mustafa Akdağ’a gö­ re. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi.5 166.

ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. demir. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. çelik. 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. yüzde 42. ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. Rumeli gelirinin yüzde 48’i. güm­ rük ve madenler gelirinden). hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. kalay. 1528-1548 malî yılı hesapları. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. barut ve kristal. baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır. medrese. imâret. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. Türkiye’den. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. mescid. zâviye. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. Bu miktar. Şah Abbas I. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. Batı merkantilist devletlerine. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. köprü. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Osmanlılar. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. Vakıf giderlerinin büyük kısmı. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. Bununla beraber. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. Gümüş para darlığı. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır. ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. Fakat gümüş. 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. İran ipek ticareti. Kapitülasyonlar. hamam.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. Mer­ kezdeki hâzineye. Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. Osmanlı devleti. 1536-1569’da Fransa. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. Böylece. çeş­ me. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. Öyle görünüyor ki. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . ca­ mi. Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. yani yeni bulunan vergi kaynakları. deri. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. kurşun. Fransa (1569). Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. mektep. Şu bir gerçektir ki. Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. yalnız gizli bat. Bu sistem. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. han.

Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. devletin mîrî toprak. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . hânendeler (mutribân). yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor. Osmanlı kültürü. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. Osmanlılarda sivil yönetim. Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. hatta Arap tarihçilerin. gelişiyordu. Yine bu dönemde. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. Birçok sanat kolları. saraydaki baş-mîmara (. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. Daha 15. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. O zaman kimse. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. İstanbul. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir. Kendi iç-değeri yanında. 16. timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. Gazâ prensibinin. Yabancı kültürlere özeniliyor. bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. yüzyıllarda görülecektir. Her önemli şehirde. hilat ve kaftan yapanlar. donmuş bir kültür değildi. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır.makta devam etmiştir. halı ve ipekli dokuyanlar. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. kuyumcular. şâir­ ler. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. Balkan­ lı. Bunlar. bakayı. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. bugünkü geri kalmışlığı. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. Eli emirlü. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. nakkâşlar. Nihayet. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. Özellikle. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. eserleri ötekiler için örnek olurdu. Saray mimarları. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. hümanizma ve rönesansın. anakronistik bir iddiadan ibarettir. çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı.

Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. 23 şagirdi. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. Daha 16. Doğal olarak bunun dışında. 17. ecnebi adı altında “Türk. doğrulamaktadır. Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. toprak sı­ kıntısı çeken. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. yüzyılın ikinci yarısında. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. bü­ yük nüfus artışı. yahut çırağı veya asistanı vardı. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. bu varsayımı. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. yüzyıl ortalarında. yüzyıl sonlarında. 1571-1610. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. KÖKU) DEĞİŞÎM 16. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. Bürokratlar. gümrük. 16. yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. Kanunî dönemi başla­ rında. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. çingene. yönetim sanatının inceliklerini. Genel­ de. Kıbrıs’ın fethinden sonra. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. Rûm (Amasya). doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. Küttâb. Öbür yandan. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. dîvan kâtipleri 11. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. yevmlüler. bir taşma ve göç bölgesi. Devlet bürolarının tümü. Karaman. Bunun yanında 1571 ’de adada. Bunun gibi. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. Böylece. kendi isteği ile gi­ denler. Bunun yanında. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. Koçi Bey bunları. vakıf vb. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. 5720 hâne olarak saptanmıştır. ulema dışında. ma­ den. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. Bu sonuncunun ayrıca. gibi. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. Fakat birçok belirtiler.

örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. Saray nedim­ leri. Kürd. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. Philip’in İspanyası gibi. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. II. Hatırlamak gerekir ki. bu Osmanlı düşünürleri. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. Fakat. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. Bu dönemde.000 altına varmakta idi. Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. 9. I. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. büyük bir gerçek payı vardır. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. kale muhafızı. Çok kez. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. II. Bunun başlangıcını. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle. yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. Bu görüş­ lerde. Yörük” diye anar.tar. Savaş. Eskiden. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. Öbür yan­ dan. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. Şunu da ekliyelim ki. çök­ menin temel nedenini. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. kuşkusuz. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi. Bunun en önemli sonuçlarından biri. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. Şeriatçılık. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. Böylece. 16. Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. Laz. An­ cak. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi. bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. başka bir deyimle. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). Reaya aslından binler­ ce genç. bu dönemde arttı. ok-yay. Şimdi.000 altın yardım yapmış. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu.

bütün bu faktörler. O S M A N II SİYASET . İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. Bu durum. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. nüfus ve talep artışı. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. 17. Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. 1596’da 150. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir.8 2. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. yüzyıl savaş dönemlerinde. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır.1584’de 120 akçadır. Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı. Kişi başına 1582’de 40. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır.627 kişiye ulaştı.1583’de 6 0 . enflasyonu körükledi. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı. Bu dönemde. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. Sekban ve Samca. Ancak. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. Bu durum. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır. bu soyguna katıldı. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi.iken. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. Osmanlı ordusu artık. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. 1600’de 240. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir. 1630’da 240. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. Cizye. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça. Anadolu’daki anarşi yüzünden. böylece bir çare bulunmak istendi. Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. Anadolu baştan başa yıkıldı. Önceleri. Öte yandan. kitle halinde kaçmaya başladılar. 1610’da 37. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır. devleti kötürüm etti. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu. 1571’den sonra dev­ let. gümüş akçanın tagşîşi. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı. Osmanlı Devleti. Fakat bu da yakıldı. Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. 1596 tarihli adâletnâme. Aslında. Bu dönemde. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5.5 3 4.

halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. Aslında. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. Önce. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. ilk zamanlardan başlaya­ rak. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları. vergi. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. yüzyılda Evliya Çelebi. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. 16. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. Anadolu Selçukluların­ da. akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. Bu dönemde. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. Osmanlı Dev­ leti. 17. İşte bu grup. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. satmaktı. Bu şiddetli sosyal. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. Bu durum. tefecilik yapar kimselerdi. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. Hıristiyanlar arasında knez. yüzyılda­ ki konumunda değildir. yani tekâlîf-i şakka. Bununla beraber. Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. Osmanlı döneminde de şehirlerde. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. O zaman. 16. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. merkezî yönetim. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. yüzyıldan sonra. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. Hıristiyanlar arasında da zengin. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. kebe ve renkli velenseler işlemek. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş. devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. Öbür yandan. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. 18. Yalnız Müslümanlar arasında değil. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. sözü geçer kişiler veya papazlar. son incelemeler gös­ termiştir ki.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da.

Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. Valiler. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. daha çok. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. Bu yöntem. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı. Yunanlıların. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar. vergi gelirini garanti ediyor. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. halkın temsilcileri olarak. Bu yönteme göre. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. Hükümet böylece. 19. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. daha çok yayıl­ dılar. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. Bunlar ise. Osmanlılar. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. Zaten. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. Kadıla­ rın da. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. kazaî ayrıcalıkları vardı. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. bu pratik bir yöntemdi. aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. birçok yer­ lerde. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. Padişah kulu olarak onların birçok malî. Vergi iltizâmı. Yeni rejimde. kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. Bu yolla. Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. mültezimlere hayat boyunca. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. Bunlar. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. Zamanla bu yöntem. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. kocabaşılar. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. Bu dönemde yerel knezler. Birçok âyân. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. knezler. devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir. Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. çoğu zaman. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. M aktu (kesim) yöntemine gelince. Böylece Ortodoks ruh­ ban. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. Hükümet. aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. yani mukata'lann değil. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. genellikle yerli âyân idiler. Büyük mültezimler. Devlet. bu bir bölgenin vergi geliri için. gittikçe yayıldı. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. özellikle Anadolu şehirlerinde. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. ülkede yayılmış bulundukları için. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır.

Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. 17. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. Böylece. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. 18. II. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi. Hat­ ta onlardan bazıları. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. Bu dö­ nemde. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. Böylece.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi. Bundan sonra. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. Reformun ana amacı. âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. Ayân. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi. OSMANLI I SİYASET . Tanzimat. Tanzimat. İmparatorluk yöneticilerine. Malım udun 1815'ten başlıyarak. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz. Mahmud. Yeniçeriler. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. 19. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. Batı devletlerinin. yalnız vergi toplama. Merkezî bürokrasi. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması. Bu sultan. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. kuzey Afrika vilâyetleri. Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. Devlet ajanları. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. Padişaha imzalattıkları bir belge. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. vergilerin kaldırılaca­ ğı. yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. 18. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. 18. üstün bir kuvvet meydana getirdi. yüzyıldan başlıyarak. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. Ayân. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı.

International Journal of Middle East Studies (1975). 1971. M. New York 1987. Aktepe. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. Formation of the Ottoman State. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. Cilt XI (1950). hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. II. 4 5 H. Meııgi Garıbnam m etni yay. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. İs­ tanbul. 1962. 15501557. Akdağ. Felix Beaujour.L. tnan. 481-495. II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N . Bu çıkmazdan Türkler. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. Ayda Arel. Kapitü­ lasyonlar. İs­ tanbul 1943. 18. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. Cambridge. . çev. Albanay. Celâlî İsyanları. 1991. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. Barkan. M. Ö. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. Barkan. İstanbul 1958. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. XV. Ö. Berkes. Barkan. Bu dönemde dış politikada hükümet. "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. Barkan ve Enver Meriçli. 1974. halkını endam. 1 Bedri Noyan-M. Türkiye’de Çağdaşlaşma. irene Beldiceanu-Steinherr. 141-146. îb n Battuta. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi.meşine ve güçlenmesine. L. Ö. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. İstanbul 1980.'Türkiyat Mecmuası (1951). Ankara: TTK 1972-1979O. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. Bir Türk Kurumu olan Ahilik. Vladiminsov. Kırk Gün Kırk Gece. Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. Çağatay. 1989. Ayverdi ve Ö. m edrese. 1960. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. SİYASET I . Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir.A. sünii. Barkan. bkz. An­ kara 1983. Barkan. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. kuşkusuz. Ali Akyıldız. E. Barkan. L. Ankara 1963. G ibb. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. Belleten. Ali İhsan Bağış. İstanbul 1975. İstanbul 1958. İstanbul: Eren Yay. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. O. I. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır. The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. 2. İstanbul 1970. Patrona İsyanı (1730). Ankara. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. İmparatorluk hüküme­ ti. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . 524569. ve XVI. Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. pazarları. 413-469. 419-420.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder. Metin And. Ankara 1988. 1993. Ankara. Beyler cami. 2. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır. Esin Atıl. L. Barkan. 2 SügU. L. The Travels O f İbn Battııta. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. H. Patrona İsyanı. Washington DC. L. N. Baskı. Cilt. Ankara. 145153. Toplu Eserler. Akdağ. Ö. Belgeler 1966 Ö. L.R. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. 1991. Barkan. L. NY. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. O. M. Bkz. 98. 2 Cilt. Tanzimat yönetiminin. büyük ölçüde yar­ dım etmiştir. 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A.133-134. Paris 1800. Tarama sözlüğü V. İstanbul 1959. L. Münir Aktepe. yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”. Rumeli şehirlerinde. Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. İstanbul 1975. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj.

Ottoman Civil Officialdom. M. Chicago 1966. 1593-1606. M. Ankara:TTK 1991. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. S. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. Dünya Kenti İstanbul. Danişmend. İ. M. Princeton: PUP 1980. Population Pressure in Rural Anatolia. A. Findley. Faroqhi. Cilt. Dilger. London 1986. Mecelle-i Umur-i Belediye. A. 1957.A. Paris 1788-1824. 1996. J. Clayer. Busbecq. S. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa. Crafts and Food Production in an Urban Setting. Finkel. Londra: Oxford University Press. W. Roderic Davison. W. H. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. München 1967. İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. G. H. S. Fleischer. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. Wien 1981. Güçer. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. Çelik. Histoire de la litterature turque. Darmstadt 1982. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. de Groot. Tableau general de l’Empire Ottoman. Faroqhi. F. Göçek. New York 1987. Lewis. New York 1973. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. İstanbul 1338/1992. İstanbul. Hütteroth. Bombacı. Owford. S. Wien 1988. Z. Zürich 1990. W. H. Işlamic Society and the West. Hess. C. Oxford 1929A. yay. D ’Ohsson. L. 4 cilt. Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. D. Jerusalem 1988. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. C. İstanbul 1931. Mustafa Cezar. Dalsar. 1994. S. Leiden. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. Christianity and İslam under the Sultans. İstanbul-World City. 0 . C. 1600-1700. İstanbul 199395. Charles Issawi. D. The Remaking of İstanbul. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Boue. Trade. A. East Encounters West. 2 Cilt. Londra 1972. Gibb. A Social History. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. Cilt . Etat et Societe. Chicago. Abdülbaki Gölpınarlı. M. İstanbul: Tarih Vakfı. SİYASET . die Geschichte der Pilgerfahrt. 1995. 15201650. Mystiques. The Sublime Porte 1789-1922. Coping with the State. The Turkish Letters. Gül. N. O SM A N LI I S. İstanbul 1960. New York-Londra 1982. C. A. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Ergin. İstanbul 1953. çev. 1591-1611. Faroqhi. Foster. Y Önen. Türkei. İstan­ bul 1984. Venedig. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Mustafa Cezar. Christians and Jews in the Ottoman Empire. İs­ tanbul 1971-72. 10 cilt. Ankara 1992. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. Eickhoff. 1541-1600. Osmanlı Tarihinde Levendler. Jahrhundert. Cook. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). K. Wien und die Osmanen. R. Herrscher über Mekka. Faroqhi. H. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century. E. Braude and B. und 16. S. Türkçe çev. F. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. Findley. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. Ankara 1977. München. Cambridge 1987. H. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. Ber­ lin 1983. Griswold. Hütteroth. H. Paris 1935. F. Cevdet. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Prin­ ceton: PUP 1989. 8. Faroqhi. Bowen ve H. London 1978. 1898-1938. Vienne 1954. Melamîlik ve Melamîler. The Forgotten Frontier. Hasluck. B. A. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. The Economic History of the Middle East 18001914. Emmanuel. Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. 1450-1600. Abdülbaki Gölpınarlı. I. 1. Paris 1968. Stuttgart 1992. W. The Great Anatolian Rebellion. Çadırcı. Oxfbrd 1968 . Men of Modest Substance. Princeton: PUP 1986. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. Gerber. Cambridge 1984. O. Göttingen 1968. Leiden 1973. İstanbul: ISIS yay. Dernschwam. A.

Kuran. M. İnalcık. Paris: Fayard 1989. Orhonlu. Jack und A. Koçi Bey Risalesi. Osmanlı Tarihi. Articles by H. VI (1980). Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. G. 3 cilt. Kütükoğlu. Turkish Embassy Letters. yay. Kanun. Kiel. Jennings. Ghulam. Lon­ don: Variorum Reprints. 1600-1700”. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. Histoire de i'Empire Ottoman. H. Desai. İstanbul 1986. Koçu. Studies in Eighteenth Century Islamic History. London. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. Organization. New York 1970. Kemal Karpat. Ankara: TTK 1954- 1962. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Giray. İslâm Ansiklopedisi. B. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. A. H. Harir. Z. M. E. H. Quataert. 2 Cilt. An­ kara: TTK 1976. Leiden: E. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı. Ernst. Von Andreas Tietze. Cambridge 1991. New York and London H.. Maastricht 1985. Filaha. Dzizya. New York 1989Ş. İstanbul 1981. Lady Mary Wortley Montagu. Rumeli. yay. Köymen. Doğan Kuban. H. F. 2. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. The Arab world. 2 Cilt. Turkey and the Balkans. Lewis.H. Gelibolu. Archivum Ottomanicum. A. The Ottoman Empire: Conquest. Counsel for Sultans of 1581. J. 13 cilt. H. Kazıcı. Hüseyin G. R. ed. Ceremonial and Power. Londra. Smith ve C. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. McGowan. H. edition. Wisconsin: Madison 1985. Yurdaydın. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. Paris 1962. Architecture. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. Cambridge 1981 . State and Peasant in the Ottoman Empire. 283-337. İstanbul 1948. İstanbul: Eren Yayınevi. yay. Mimar Koca Sinan. Kemal Karpat. Aksüt. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. T. Leiden 1994 C. C. 1985. Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. yay. Le. London: Variorum 1990. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History. The Ottoman State and its Place in the World History. 1360-1700. R. H. Owen. Konyalı. 1571-1640. Manifestations of Sainthood in İslam. Ottoman Population 1830-1914. Mimar Sinan. İstanbul 1983.K.. İnalcık. 1977. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. Neşrî Tarihi. A. Brill 1974. essai d’histoire institutionelle. iden: Brill: Bayazid I. yay. İstanbul: Millî Eğitim Bak. İ.H. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı. 1987. 1998. Cambridge. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. Eyalet. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. economique et sociale. Ankara: TTK 1987. The Genesis of Young Ottoman Thought. İnalcık. Halil İnalcık with D. London: Variorum Reprints. 1973. New York: New York University Press 1993. Kafadar Necipoğlu. M. Marcus. H. Ankara 1969. O SM A N LI m İ. İnalcık. İ. Timar. M. J. Orhonlu. 1 3 0 0 -1 6 0 0 . Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. G. İs­ tanbul 1967. Princeton 1962 . and Economy. 1978. Enver Ziya Karal. A Sketch of the Economic. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Naff and R. B. Mustafa Alî’s. yay. The Ottoman Empire: The Classical Age. Mantran. R. Kiel. İskender Beg. C. İnalcık. 1993. R. İnalcık. Ortaylı.A. Unat ve M. İslamoğlu-İnan. Bloomington. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. 1982 . İstan­ bul. Mardin. Konya 1964. Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. İstanbul: An Urban History. Mantran. İnalcık. Hans-Peter Laqueur. Wien 1978-1982. London 1993. Miller. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. 55-71. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. Ankara 1981. İs­ tanbul: Eren yay. Everyday Life in İstanbul. İstan­ bul: 1940-1988. İstanbul. eds. Demographic and Social Characteristics. İstanbul 1939R. İstanbul 1987. İnalcık.R. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. Economic Life in Ottoman Empire. Boston: (Mass) 1982. 1994. İ. McCarthy. İstanbul 1996. Essays in Ottoman History. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. Konyalı. SİYASET . Imtiyazat. Ortaylı. İstanbul 1993. ve İngilizceye çev.

1994. in the Years 1829. yay. and of a Cruise in teh Black Sea. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. Cambridge 1987. 1-38. Pococke. Les villes dans l’Empire ottoman. Ankara: TTK 1985. ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman. H. Uluçay. IREMAM/CNRS 1991. Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. Berlin 1982. Mahmud ve Reformları Semineri. H. H. St. 1700-1850. Uzunçarşılı. yay. Venice. 18201913. İ. Uzunçarşılı. Haziran 1989. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. The District of Jerusalem in the l600s. 1830 and 1831. Baskı. Türk İktisat Tarihi. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. Minneapolis 1988. The Fail of Constantinople. Anka­ ra: TTK 1965. B. Ze’evi. 4 cilt. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Bucarest 1980 . H. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. Z. Pakalın. E. D. Roger Owen. Osmanlı Tarihi. Gelişme Dergisi. İstanbul: M. İstanbul: Dergâh Yay. Ankara: TTK 1985. Cambridge 1965. S. Oxford 1993. Ş. A Description of the East and Some Other Countries. Ankara: TTK 1945 İ. Ş. 28-30. Zilfı. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. M. Corps de droit ottoman: recueil des codes. 2. Dürer and the Oriental Mode. Louvain 1985. Panzac. activites et societes. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. Greece ete. Princeton University Press 1982. Sultan II. Tabakoğlu. İstanbul 1971. London 1838. 1300-1750". 4 Cilt. İstanbul 1308-1315. İsmail Soysal. 2 Cilt. İstanbul 1956. Ankara: TTK 1984. İ. The Imperial Harem. Uzunçarşılı. Pamuk. Andre Raymond. Tanzimat. Toledano. R. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Renda. 2 Cilt. Adolphus Slade. Panzac. Developpement socio-economique et demographique. I. Para Tarihi. Cambridge 1977. Bakanlığı 1940. Georges Young. reglements. H. D. Ankara: TTK 1982. New York. R. Sahillioğlu.E. A. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. D. Ankara 1970. İ. Ç. Leslie Peirce. Records of Travels in Turkey. Paris 1980. Uzunçarşılı. J. Mehmed Süreyya. Bilâl Şimşir. Londra 1743-1745. Şam 1973-74. with the Capitan Pasha. Harem. An Ottoman Century. New York 1996. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. G. Ankara 1984. Sicill-i Osmânî. David Urquhart. Ankara: TTK 1964. M. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. London 1982. La peşte dans l’Empire Ottoman. S. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Londres: Saunders and Otley 1832. İslamoğlu-lnan. Ursinus. R. Yediyıldız. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). Bildiriler. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın. The Middle East in the World Economy 18001914. Raby. Londres and New York: Methuen 1981.The Ottoman Empire and the World Economy. Pamuk. 3 cilt. Rosenthal. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul. M. Todorov. Uluçay. H. Westport: Greenwood 1980. Runciman. Özel Sayı 1978. Mantran. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. Harem'den Mektuplar. Oxford: Clarendon 1905-1906. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. and E: Shaw. Ç. N. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. O SM A N LI m SİYASET .

i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . 1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1 389) M ustafa. F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). 1 495) Seninşah (d. 1513) A h m ed (d. 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ). K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d. 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. 1 4 5 1 -8 1 ). H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d. d . 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 . H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ). 1326). Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). 1553) .OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1451) C em (1 4 8 1 . 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d. 1 511) A lem şah (d. 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. 1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. 1443) M ustafa (d. 1561) M u stafa (d. 1474) K o rk u d (d.

Osmanlıların N iş’e girmesi. 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. OSM A N LI I SİYASET . Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). Murad’m Edirneyi fethi. 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. başlaması. John’un gelmesi. V. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı. Orhan Bey’in. Orhan Bey’in ölümü. Aydın. son Sel­ çuklu Sultanı II. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. Osmanlıların Sofya’yı fethi. DR. Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. kurulması. Adronikos’un. Bizans'da iç savaşın çıkması. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. 1376 IV. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. Osmanlı-Bizans ba­ rışı. I. Mesut’un ölümü. VI. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. Saruhan. 1369 1371 1373 V. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi. Andronikus’a karşı zaferi. Murad’ın tahta çıkması. Osmanlıların Selanik’i fethi. Saray Dükü VI. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. V. Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. V. John Palaeologun. I. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). Um ur Bey’in son Balkan seferi. Osmanlıların İznik'i fethi. Osmanlıların İzmit'i fethi. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. Filibe’nin fetihi. İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu.D. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Çirmen'de. Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. Bizans’da iç savaş. Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması. Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). John’un Roma’ya gelmesi. Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması.B. Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi.

Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). II. Boşnak ve Bulgar ittifakı. II. Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). Macaristan ve Bizans ittifakı. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. M ora’ya akınlar yap­ maları. Mehmed’in Canik seferi. I. kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). 1417 1418 1419 I. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. 1416 I. Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). Aydın. İzmir'in Osmanh topraklarına katılması. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi. Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması. I. 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz). Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. ması 1421 I. Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. 1423 II. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). Marıuel II. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. 1414 1415 I. Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Bayezid’in. I. 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). 1406 1410 I. 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. Sigismundün. Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). Mehmed’in Batı Anadolu seferi. 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Osmanlılarla Macarlar arasında barış. Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Mehmed’in ölümü. Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması. Karamanoğullan’nın kuşatması. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması.1388 Sırp. Macarların Belgrad’ı alması. I. M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). Bayezid’in tahta geçmesi. Venedik ile an­ laşmazlık. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. I. Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. nu yok etmesi (29 Mayıs). Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Sa­ ruhan. Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. Karamanoğullarmm yenilmesi. 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. I. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). I. Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H . Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. I. Yergöğii alması. Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. OsmanlıVenedik Savaşı. 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz).

Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). 1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. Mehmed'in Sırbistan’a 2. Ve­ nedik. Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. Murad’ın Semendre’yi alması. 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması. 1462 1463 II. Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. Mora’nın alınması. 12 Haziran). 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). II. Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. II. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. A napa. II. Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran). Seferi. II. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). II. Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. Karaman’da iç savaş çıkması. İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). II. Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. Mesih Paşanın Rodos kuşatması. Varna Savaşı (10 Kasım). Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). II. Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. II. Ağustos). Yergögii’nün yeniden alınması. Eflak seferi. Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. 1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos). Murad’ın 2. Kupa ve Taman’m fethi. Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). Sigism un dun ölümü. Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. Murad’ın Boğdan seferi. Venediklilerle barış (18 Nisan). Mehmed’e bırakması. 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. II. Murad’ın ölümü (3 Şubat). II. Bizanslılara savaş açılması. II. Pera’m a alınması. II. Kosova Savaşı (17-19 Ekim). Papa 11. Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). II. II. Murad’m Ham idili’yi yeniden alması. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. II. Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. II. Kıbrıs Krallığı. Pius’un ölümü (15 Ağustos). Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. Elbasan Kalesinin inşası. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. II. Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). II. John H unyadi'm n Balkanları istilası. kez tahta çıkışı. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi.1434 1435 1437 1439 Eflak. Murad’ın tahtını oğlu II. seferi. Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). Venediklilerle savaş. John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. II. . Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. Mehmed’in Sır­ bistan seferi. 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. 1446 1448 1449 1450 1451 II. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). Papa II. II. Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. 1459 1460 1461 II. Amasra’nın fet­ hi.

1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). I. Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). I. I. Dulkadiroğulları hanedanının sonu. Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. İran’la savaş (Ağustos). 1541 I. Şıklos. 1532 I. Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). I. Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. Mısır Memlükleriyle savaş. II. Selim’in Halep’t girmesi. Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos).o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). Venedikliler ile savaşın başlaması. 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. Süleyman’ın Avusturya seferi. Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). (14 Eylül). Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). I. 1520 1521 1522 I. Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). 1514 1515 I. 1544 Vişegrad’m fethi. Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). Polonya ile savaş. İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. 1499-1503 Venedik ile savaş. G ü n sü n alınması (28 Ağustos). Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. Peşte. 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos).Gran’ın alınması. Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması. V. Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II. K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. V. Koron’un alınması (12 Ey­ lül). Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). 1512-1513 I. Polonya-Macar ittifakı. I. Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). Kemah’ın alınması (19 Mayıs). Süleyman’ın Bağdat’a girmesi. 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması. 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). 1538 I. Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Selim’in vefatı (21 Eylül). Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). 1545 SİYASET I. I. Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. II. I. Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan). Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). I. İnebahtı’nın fethi. Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş. Valpo. Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). Cem’in ölümü (25 Şubat). Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos). Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). I. 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak). Macarların Osmanlılara karşı savaş açması. Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). I. 1535 1536 1537 I. Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . Zapolyai’nin ölümü. Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). Rodos’un fethi (21 Ocak). Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. 1512 I. Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). Bayezid’in M oldavya seferi.

Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Veszprem’in alınması (13 Ekim). Zigetvar önlerinde I. Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). Rusların Kazan’ı iş­ gali. Kıbrıs seferi. 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak). 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos). Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). ' I. 1596 III. Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül). Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). Beckerek. Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). Gür­ cistan. Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. Papa. Eflak. İnebabtı Savaşı (7 Ekim). İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi. Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). İran’la barış yapılması (21 Mart). Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. I. III. 1548 Ağustos). 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. Rusya’nın A straban’ı işgali. Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. II. Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). Süleyman’ın İran seferi. 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. Lefkoşa Kuşatması. Avusturya ile savaş (Sonbahar). İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak). 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs). yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). B uda’yı kuşatması. Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. Süleyman’ın İran seferi.tülasyonlar) verilmesi. 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. I. I. Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos). 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). II. girmesi. Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. Mehmed’in Macaristan seferi. Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). Varad . Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). III. Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. Murad’ın ölümü (16 Ocak). İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart). Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. I. Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). Anadolu’da Celali Ayaklanmaları.

1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül). Sipahilerin kan davası. Zaporg Kazak­ larının akınları. Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim). yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). I. Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). Ruslara karşı işbirliği. 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). Davut Paşa sadrazam. Zorbaların saraya baskını (12 Mart). Şirvan ve Kars’ı fethi. tütün yasağı (16 Eylül). Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). I. Mehmed’in ölümü (22 Aralık). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). Sipahilerin ayaklanması (Ocak). Hüsrev’in azli. 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. Kazakların Sinop baskını (Ağustos). barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. Halil Paşa sadrazam. 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. Sultanahmed Camii temelinin atılması. Kara Meh­ med Paşa sadrazam. Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım). Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). Sultanahmed Camii'nin açılışı. Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Murad’ın cülusu (10 Eylül). Vezirazam Nasûh’un idâmı.m it’e saldırısı. H otin tes­ lim olunacak. Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım). İran’a sefer. Mustafa sultan (22 Kasım). Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan). Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). Ashaba küfür edilmeye­ cek. 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). Erivan kuşatması (11 Eylül). Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). 7 . 1613 1614 İçki yasağı. Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). kardeşi I. E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı. Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. IV. âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). III. Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). 1617 1618 I. kahvehanelerin kapatılması. Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs). Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). Ahmed Paşa’nın azli. Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül). Canibek Giray Han (31 Mayıs). K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). İran’a sefer. donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). Osm anlıların G ran ’ı alması. Osman’ın katli (20 Mayıs). Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). I. Hotin kuşatması. Osman’ın cülûsu (26 Şubat). Ahmed’in ölümü (22 Kasım). K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz).

Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). Varat’ın fethi (27 Ağustos). Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim). I. 1635 IV. Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). 1645 Girit Seferi (19 Nisan). Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). 1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). sipahî zor­ balarını katliâmı. yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz).o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). Lehistan’la barış (Eylül). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). içki yasağı (5 Ağustos). Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). Bozcaada’yı Venedik işgali. Ye- . Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. IV. 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). Murad'ın ölümü (8/9 Şubat). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). 1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). IV. IV. Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi. Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). Kandiye kuşatması (26 Mart). 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). 1638 IV. Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz).

Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). Süleyman’ın ölümü ve II. 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Mehmed’in tahttan indirilmesi. Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. Niş bozgunu (24 Eylül). Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder. Avlonya’nın geri alınması. Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). Kandiye kuşatması (18 Ağustos). Leh kıralı haraca bağlanmış. Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). Osmanlı’ya karşı Avusturya. Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Venedik. Osmanlı O SM A N LI I f f J . II. Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). Mehmed Belgrad’da. Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda. Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). Vasvar Barışı (10 Ağustos). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran). seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Salankamen Meydan Savaşı. Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. IV. Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos). Preveze’nin düşüşü (28 Eylül).ni camiin halka açılması (8 Şubat). Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran). Sultan IV. Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). II. Rus­ ya’ya harp ilânı. 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). Macaristan.

Revan Fethi (3 Ekim). Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). matbaanın kabulü­ ne karar. Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. Kameniçe. Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). Doğu seferi. 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Gence fethi (4 Eylül). Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). II. Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). II. 1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs). 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). İran Safevîlerinin sonu. Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . Ali Paşanın azli (12 Temmuz). Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). Tebriz (4 Aralık). büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Mora ve Dalmaçya. Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. Aya Mavra adası Venedik’e. 1717 1718 II. Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. III. 1723 1719 Ağustos). Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). Gürcistan’da fetihler (Temmuz). Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). Bedesten yangını (3/4 Aralık). III. 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). Mora’da harekât (Ağustos). Varadin bozgunu. Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül). Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim). Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). Avusturya. İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim). Barış koşullarının imzası (21 Temmuz).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). Ahmed’in ölümü. İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması. Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). Hemedan Fethi (31 Ağustos). Banat Osmanlıya. Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). Mustafa’nın tahttan indirilmesi. Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). Patrona Halil isyanı (28 Eylül). Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). I. 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. Naimâ’nın ölümü (Eylül). şâir N edîm ’in ölümü (Aralık). III.

Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek. Bulgaristan’ı Rus istilâsı. Özü O SM A N LI J g j SİYASF . Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). Rusya seferi (27 Mart). Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat). Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan). 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). Orsova bırakılıyor. AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). 1774 savunması (2 Ağustos). Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). II. III. Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos).1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). 1789 I. Yerköyü zaferi (12 Eylül). Azak bölgesi tarafsız bölge. Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). III. Hıristiyan kiliseleri korunacak. Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan). 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). Fransa’da Büyük Devrim. Kars’ı kuşatması (9 Ekim). Yenikale. Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. İsveç’in Rusya’ya harp ilânı. H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). Kartal bozgunu (1 Ağustos). İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). III. İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. H otin geri verilecek. Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). III. Taman yarımadası. 1787 Rusya’ya harp ilânı. reformlar. Büyük İstanbul yangını. RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). Özü. Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). Bender’e saldırısı (Ağustos). Musul tarafında başarılı ha­ rekât. Silistre zafe­ ri (29 Haziran). Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). Azak Rusya’ya bırakılıyor. Uluslararası dengede değişme. 1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). kez sadrazam (15 Şubat). Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. Buza bozgunu. Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık). 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. Mustafa’nın ölümü. Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). Kuzey Karadeniz’de Kerç. Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. I. Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. III. Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). Mahmud’un ölümü. Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). Fokşan bozgunu (1 Ağustos). Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). Hekimoğlu Ali Paşa 3. ard-depremler. İstanbul depremi (2/3 Eylül). I. Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). Rus yanlısı Şahin Giray Han. 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran). Katerina Kırım ’da. Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). Selim’in cülûsu (7 Nisan). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması.

“Kıyafet nizâmı” (3 Mart). Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. Sened-i İt­ tifak (29 Eylül). Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). Sekban-Yeniçeri savaşı. Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). Necd’de Vahhabî isyanı. Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). Yeni­ çeri isyanı. Sırp isyanının bastırılması. 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz). İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Sekban-i Cedîd (14 Ekim). Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). Konya Savaşı (21 Aralık). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât. Alemdar sadrazam. Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). Poti. Anadolu’da Anapa. Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). III. 1813 Mekke’nin geri alınması. Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). IV. 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Atina’nın zaptı (5 Haziran). ilk buharlı gemi. Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). IV. Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). IV. Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. baskınlar (17 Kasım). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. . Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan).Rusya’ya bırakılıyor. Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran). Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Yunan Devleti (15 Ağustos). Selim'in şehadeti. Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). II. Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). III. Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). ağır harp tazminatı. Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Saray baskını. 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. Padişah’ın Rumeli gezisi. Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). Ahıska. Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). Rumeli'de Dağlı eşkiyası. Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. İstan­ bul’da anarşi. Hocapaşa yangını (2 Ağustos). Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül).

1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M . Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü. Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). Memleketyn (Eflak. 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran). Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos).9 Eylül 1855). Makâmât-i Mübareke sorunu. Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). İnglitere. 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Başvekâlet ihdâsı. Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan). 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). Viyana Protokolü (1 Şubat). ilk telgraf hattı (9 Eylül). Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere. Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos).yabancı gemilere kapanması. Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Avusturya. Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat). Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. Ahıska bozgunu (26 Kasım). II. Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Cebel-i Lübnan sorunu. Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Ingiltere. Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz). Memleketeyn sorunu. Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). Rusların Sinop baskını (30 Kasım). Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Traktir zaferi (16 Ağustos). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Memleketyn katli (15 Temmuz). Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Kılburun zaferi (17 Ekim). müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Kuleli Vakası. Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak). Alma zaferi (20 Eylül). Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 . M ahmud’un ölümü. Inkerman zaferi (5 Kasım). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası.

Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. İstanbul’da 7 Ağustos. Özerk Bulgaristan. Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). İstanbul konferansı (12 Ekim). 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Ali Suavi olayı (20 Mayıs). Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). Berlin memorandomu (13 Mayıs). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II. Karadağ’ın harp ilânı (2 . Sırbistan. Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). Rus ultim atom u (31 Ekim). Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran). İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart). Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran).■1868 Girid isyanı. 1875 Hersak'te (13 Nisan). Rus bitaraflığı. Temmuz). İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). Bulgaristan'a İngiliz desteği. 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. Murad cülûsu (30 Mayıs). Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). Yunanistan’la birleş­ me kararı. G irit isyanı. Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). Rumlara gelecek için vaatler. Ali Paşa sadrazam (11 Şubat). Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). Rusya'ya Batum. 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran). 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). 1878 Tesalya’da isyan. Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). Romanya ve Karadağ bağımsız. 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). reform vaadleri. Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Paris’te 30 Haziran. Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan).1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos). İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). Londra’da 12 Temmuz. 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. V. Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran).-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Viyana’da 28 Temmuz. Budapeşte’de 31 Temmuz. Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). Büyük Devletlerin müdahelesi. Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Kars ve Ardahan verilir. 1873. Işkodra barışı (31 Ağustos). Mısır’da İngiliz işgali. Girid idaresinde reform (15 Şubat). Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). 1867 1866. Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Abdülhamid savaşa karşı. Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder. 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran).

Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. Balkan harekâtı yeniden başlar. V. 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık). Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). Murad’ın ölümü. Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). Almanya. Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). Edirne’nin düşüşü (26 Mart). Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). 4 Bulgar. 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). Makedonya. Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). Reformlar. Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). 5 Yahudi. Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). Girid’e özerklik (18 Aralık). Çırağan yangını (19 Ocak). bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Dünya savaşına girer. İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak).Kasım). Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). sert tepki. Osmanlı Devleti I. ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler. Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). II. Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan). Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim). Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan). İngiliz girişimi. Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). Yunan geri çekilişi (25 Nisan). İstanbul Andlaşması (29 Eylül). Dömeke zaferi (12 Mayıs). 1904 1905 V. 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Selânik. İstanbul depremi (10 Temmuz). Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). 23 Rum. Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). 60 Arap. Müttefik- . Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). 12 Ermeni. Rusya'nın tarafsızlığı. Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. Sultan II. 25 Arnavut. 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). 1896 Girid isyanı. 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim).

Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık). Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos). Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz). Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). Erzurum Kongresi (23 Temmuz). Saltanatın İlgası (1 Kasım). II. Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım). Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım). mebusların Anadolu’ya kaçmaları. Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart). Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri. Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım).). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart). Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim)./18 Ma. ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). 1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. İnönü Zaferi (31 Mart). Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan). 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs). 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat). İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Hicaz ve Mekke’nin kaybı.). Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). Tevhid-i Meskûkât Kanunu. Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim). meclisin dağıtılması ve kapan­ ması.0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc. Fransa ile barış (20 Eylül).

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir. Ladik’te. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır. Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır. Lü’lü’e. Ma’denşehir. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. Fakat bu konuSİYASET . Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür. Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu.12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar).15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir. yüzyıl sonları ve XIV. Ma’den Derbent. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı. Akşe­ hir’de. Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. Anadolu’da XIII. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz. Ankara’da. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır. çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır.1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır. Maden. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır. XIII.18 Belirtmek istediğim nokta. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. Ma’denpazar.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır. İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır. Samasur. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır.

yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır. geleneği ge­ riye XIV. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız. Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. Arazi. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır. yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler. kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Fakat bunların. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir. bunların yazılış şekilleri. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. İkinci bir örnek olarak. Burada. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. bina.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET . Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. yazıldı­ ğı ortamlar. Bu metinler. Aynı zamanda. Profesör V. L. Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak.19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir.

yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır. sikkeler) doğru bir dolaştık. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz. “devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir.25 XIV. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT .26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için. kelimelerden kaynaklanmaktadır. Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar. Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz. Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri. Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir. Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır.2 7 Pachymeres. bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır.23 Osmanlı tarihçilerinin XV.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır. En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”.

O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir. kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. Babinger. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma. Terim. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır. oldukça büyüleyicidir. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. Köprülü.dır.. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir. Gaziler önemliydiler. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler. üzerinde durulmaya muhtaç. Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET . Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları. oldukça ilginç bir konudur. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular. 1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. Giese.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz.37 Bu erken dönem. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. Gerçekte de günümüzde. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss. 10525. 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. L. Failler. 28 Cantacuzenus. L. A. 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. 2000). 179185. A rnakis. 7. Araştırma sonuçları toplantısı. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P.: R. B onn. A ykut. Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir. elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır." E. 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . 1993). Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss. 8 8 . Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. dem irbaş no. 24. 178. A rtuk. Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri. 69-112. ed. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir. sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. 36 Colin Im ber. “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. 33 İ. D irim tek in . 1988)'dir. 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997). H . Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara.” Studi Vcneziani 12 (1970). “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. Bonn. 67-68." O . 153. 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır. 19 V.” Zachariadou’nun Emirate’inde. U zunçarşılı. Arnakis. Barkan ve E. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. W ittek . L. “The conquest of Adrianople by th e Turks. Lindler. Nicomedia. G r. Nicomedia. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir. O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. Bonn. dem irbaş no." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies. C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği. Philokrini. iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum . belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. 10817'ye bakınız. “B eginning O tto m a n history". 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . “B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. Franz TaOSMANLl . fol lOOr. Zac­ hariadou (ed). Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. “The Legend o f O sm an G azi. 16 Bkz. Pachymeres. Taeschner ve R. D iğer bir nokta da. 5 Ö rneğin. A. 15 Yazı için T. 333 1. 27-33. 1999). M enage. 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . O kyar ve H . Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul. 7798. 1929). 1980). Zachariadou. 53-62. Dakibziya. 30 Colin Imber. ed. A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens. Hoi protoi Othomanoi. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız. 10817. Menage (İstanbul.” Travaux et mmoires 1 (1965). Lindler. 8 9 E. İstanbul. "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul. İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994)." Anatolİan Studies 40 (1990). 439-461 ’e ve E. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. Frei. ed. F. 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non. 17 18 D em irbaş no. 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). Bkz. A k akçe (İstanbul. M organ’ın derlediği. SİYASET 1 1 İ. L. neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. P. 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum . O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih. F. The Mongol empire and its legacys (Leİden.204. 5 (1941). Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. 1: 341-363. 1984). n. 282-289. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır.: R. 1966). H . 70 yıl önce eserlerini yazan P. eds. Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. H artm aıın'dır. 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . 16 (1963). 2 0 -2 1 ’e de bakınız.3). Ayverdi. 46. İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. 1992). İnalcık. 127. O . Giese (Leipzig." I. Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. 78 . Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. A k akçe. G . Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R." Belleten. 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. N ik itiato n . A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . İyi b ir V atikan elyazması Barber. K arşıt yaklaşım için H . K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). H. Hoi protoi Othomanoi. 277288. Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . 23-26 M ayıs 1983 (Ankara. 1990). 29 F. İnal­ cık. 23 24 Foss. 14 Yazı için T. "per ton m aiantron" a sahiptir. G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A. A ykut. I9 9 6 )'a bakınız. P. W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. "Pelekanon. 199-208. 211-2 1 2 'y e bkz. "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım . 50-54. Ritzİon. 1994). 2: 460. "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke..

Ancak bir gece Osman bir rüya görür.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. yeni bir ırk. bu rü­ yayı tabir eden kimse. Buradaki menkıbeye göre. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. O R H A N F. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. oğlu doğmazdan bir saat önce. kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. Rüyaya göre. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. Tıpkı bunun gibi XIV. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . Ona göre. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. kü­ çük bir aşiret. bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. Ona göre. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. sâdece siyasî bir deyimdir. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin. Gibbons’un ikinci büyük hatası. Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. bir Osmanlı ırkı. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır.

Köprülü. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. Bu bakımdan. peşin hükümden ibarettir. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. yâni Osmanlı Devletini.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. Prof. Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. bahis konusu konfe­ ranslarında. Her ne XV. onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. M. göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim.1. 273 v. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . Fuad Köprülü. Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan. Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. milletini. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. Buradaki men­ kıbede. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. bunların babalarının rüyasında. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. (Bu eserin. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. Dr.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi. tekrar yayınladığım. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir.d. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. 1965’te benim. bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler. En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez.

yüzyılın başlarında Türkleşiyordu. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi. Avşar. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. Marco Polo (Marco Polo. Selçuklu İmparatorluğu. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için.000 allîm franga yükselmişti. Bayundır. I. Kıpçaklar. Bayat. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200. Osmanlı tarihini. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir. yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre.935. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur. XIV. Kalaçlar. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar. Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5. yüzyıl ortalarından XIV. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri. Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. SİYASET . yâni 16. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah. XIII. Salur.645. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler.000 dinara. Böylece daha XIV. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. İşte bu suretle. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı.

yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. Muğla. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. Milas. Kastamonu. KastamoS İY A S E T . bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Balıkesir. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. Çorum. Tire. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. XIII. Bursa. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Bolu. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. Eskişehir. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. Çankırı. Gerek iç. Gerede. Burdur. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup. La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. Marguandt. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. Bolu. Germiyan Beyliği XIV. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Manisa. Mihaliç. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. XIII. Aydın. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran. birincisi coğrafî mevkî. Geyve. Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti. Gerede. Kütahya’da yerleşmişlerdi. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Haşan Alp. Birgi. Burdur. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. Ödemiş. Düzce civarlarında. Bunlardan birincisi. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. Alpler veya Alperenler olup. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Amasya. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. Aygut Alp. Ladik. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. Selçuk) dahil Aydınoğulları. İyonya (Birgi.

daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar.nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. I. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa. Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. Murad. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Bu uç beyi. Amdronic. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. Bu sayede. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. Harbi kazanan Orhan Gâzî. yine I. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. Bizans imparatoru III. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. zeki ve irade sahibi bir kimseydi. Osman’a karşı harekete geçirildi. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Bu suretle Orhan. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. An­ cak Osman. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. Orhan. Trakya. Bu suretle I. Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. XIV. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. Esasen. 1326’da Osmanlıların eline geçti. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre.

3. Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. 2. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. Sahil beylikleri. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. Osmanlı Beyliği.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. devI SİYASET . Meselâ Osmanlılar. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. 5. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına. yalnız Bizanslılar’a değil. hemen he­ men kayıp vermeden. Aydın. Bizans. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. sahil beylikleri de dahil olmak üzere. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. bu beylik. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. bu talihsiz hükümdarın. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. Menteşe. Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî. denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır. İlk Osmanlı hükümdarları. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. Makalemizin başından beri XIII. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. kuvvetini arttırıyordu. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. ve XIV. Papa başta olmak üzere. bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. 4.

diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. ilk Gelibolu seferine. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. fakir köylüler. Böylece Osmanlı Devleti. daha küçük fıyef sahipleri. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. Babasının ölümü üzerine. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. 6. Saruhan. Bu arada XV. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. Gâzî Umur Bey. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. orta Anadolu’dan ve Karesi. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. 8. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. Özellikle XIV. Murad zama­ nında başlamıştır. 7. Böylece Osmanlıların. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. Sahil beylikleri halkından birçoğu. Aydın. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. Görünüşe göre I. bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. Ancak XV. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. Devlet.let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. yüzyılda II. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. rekli olarak artırdı. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I .

Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları.9. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. Orhan ve I.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü. Kendi çıkarları. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı. Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. 10. kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. sahaca nispeten küçük. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. 11. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. Osmanlılar bu usûlü. Babadan oğula kalan bu sipahilik. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. Osmanlılar’ın daha XIV. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. Osmanlı Devleti XIV. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil. Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur. bir devamı mâhiyetinde olup. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. O SM A N LI H M SİYASET . Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. yüzyılda. bâ­ zı istisnalar dışında. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî.

ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. Anadolu’ya geliş tarihleri. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. bağlı oldukları boy.2 Oğuzname’ye göre. Elbette bu kabulleniş. D O Ç . Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır. Hakimiyet. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. Ay ve Yıldız Han. Murad döneminde.1 Bunun en önemli sebebi. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. Yazıcızade’nin. Ki bu gelenek. Yazıcızade Ali II. DR. Dolayısıyla bazı yazarlar. yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların.4 R W ittek ise. diğer Türk devletleI S İY A S E T . böylece hakimiyetlerini. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir.OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir. tamamen hayal ürünleri olmayıp. Ona göre. Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün. özellikle II. Gök. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de.5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. Fakat elbette ki. Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Umumiyetle. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur.3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar.

Ay-kutluğ. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. Yasak. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. XV. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir. Ay-kut­ luğ. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Yafes. Kara Han. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü. Nuh Aleyhisselam. Bulgay. Tu­ raç. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. Karay-tu. Bay-beğ.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur. Oğuz. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. Kurtulmuş. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır. Kızıl-buğa. Sakur. Korhav. Yasuv. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir. Tortumış. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin. Kayı onun torunudur.9 Hz. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Artuk. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır. Kızıl Buğa. Süleyman Şah. Kara-oğlan. Kısa­ cası şecerelerde. Sevine. Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte.10 Üste­ lik. Bay-temür. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce. Tuğra. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. Güc Beğ. Neşri.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). Kara-tay.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir.14 Bu açıdan incelendiğinde. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır.1 1 XV. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz. Ertuğrul. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. Kaya Alp. Cem Keymür. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir. Çarbuğa. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. Korhulu.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak. Boz-luğan. Dib Bakoy. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. Yalvaç. Turak. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet. Sunkur. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. Cumur-mir. Gök Alp.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Yazıcızade’nin. Bay-suy. Şecereler. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi. Tuğra. Komas. Bay-Temür. Tok-temür. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. Çemendür. Süleyman Şah. Açıkçası. Toğmuş. Bulcas.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET .1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. Balcuk. Kaz Han. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır. Tuğra. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi.

Henüz XI. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. Ay Alp. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. Karaman. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Deniz Alp.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar.. Oğuz/Türk üst çatısının dışında. Oğuz dışındaki Türk. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Elbetteki böyle bir durumda. Verdiğimiz iki örnek. Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. sadece Kayıların değil. Gün Alp. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Nitekim. Moğol tehlikesine karşı. Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek. Yıldız Alp. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır. Belki de. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). Bu tesbit de. Akrabalığın sebebi soruldu. Yer Alp. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır. kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. Korkut Ata’dan naklederler ki. I SİYASET . Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir. Ancak.Ahlat. Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi. adları Gök Alp. Mirza buyurdu ki. Süleyman Şah’ın da. sadece Osmanoğulları’nın değil. Özellikle Türkmen­ lerin. 1449’da II. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar. Ancak. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. özellikle Moğol istilası döneminde.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Kısacası bu. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması. şecerelere yansıyan isimlerin. Uçlardaki Selçuklu kontrolü. Aynı şekilde. onun ölümüyle birlikte. dimiş imiş ki.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda.. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. Alaaddin Keykubad’ın. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir. Beyleri Süleyman Şah. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. bazı Türkmen cemaatleri. hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik.

Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır. Sür­ meli çukuruna varıp.“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra). Pasin ovasına. 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T . Sivas ve Ankara’da.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar. Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir. bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur.29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti. Alplik. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”..28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. Gölgesinin altında dağlar var. Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye.30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken. Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. her dağın dibinden sular çıkar. gelir Osman Gazi’nin koynına girer. Oğuz/Türk tö­ resinde. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir. Osman Gazi.23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir. Kayıların Artuklu.26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ". Sürmeli Çukura göçerler. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler. Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Emanetlerin yine alurlardı. Bilecik (s. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”. Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer.. Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar. gazilik ve erdem gibi.24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul.. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu. Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır. 01 dahi kabul etdi. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu. Söğüt.25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi.. Artık Osman Gazi. Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler.

c. The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ).. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999). Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi. padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”. Şeyh aydır “oğul Os­ man. s.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz.35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir. Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi. The Foundation o f The Ottoman Empire. Anda yazlar kışlarlardı. London 1973. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır. T fe Ottoman Empire. İstanbul 1981. A.. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. O SM A N L l IJT S II. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa. Karaman b.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri. G ibbons. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri.. Şirvan Han b. Saltuk Alp. Lütfı Paşa (s. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar. Yarhisar. D iv itçio ğ lu . I (1925). Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/. G iese. onlar da yeni hedeflere yönelecektir. G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”..Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler. aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. Gelür şeyhe haber virir. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır. Ertuğrul b. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET . W ittek .. Eren yay. Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III. ben dahi Mehmed Han b. İnalcık. 22)”. Kürd ve Türkmen benimledir. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir. 13-14. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. The Rise o f the Ottoman Empire. “Ertuğrul ile beraber. Nureddin b. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. P. Kılıç Arslan b. M. Al-i Selçuk isen. p p . 9 -2 2 .”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil.. London 1965 (4.33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik. 1 5 1 -1 5 7 .Keyhüsrev b. Fr. E K ö p rü lü . İs­ tan b u l 1996. memnun etmediği için. N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir. H . 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur.: H . . s. yerleşik hayatı . Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b.34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye. 7 1 -7 9 . “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi"..baskı).31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. Sülemiş.ler akıdır. Turgut Alp. Türkiyat Mecmuası. Oğuz H an’ım. O xford 1916. s. The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland . diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir. H . Samsa Çavuş. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. S. Cümle Moğol. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı. Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). 251. Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları.. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”. İnalcık.

s. İbn-i Kemal. W ittek. İstanbul 1936. ît. 3 (Kasım 1997). c. O ğuz Kağan Destanı. vol. s. Baltacı).Bulduk. s. s. Bayat?. OSM ANLI SİYASET . Yüzyıla taşır. s. 3 S. Ankara 1970. Die Leğende votı Oghuz Qagban. Asıl vatanlarına” .m. kıyam at kopınca. (Atsız neşri). s. Aşıkpaşazade.: M . Reşideddin Oğuznamesi. 51. s.. 38. 30). s. 50-51 (haz. Moskova 1959. Tarih K ongresine sunulm uş olup. Sümer. c. 26-27. kimesne ellerinden almağa. Beyrut 1986. Aynı eser. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı. Aşıkpaşazade. Konya 1946 (hz. Z. 1. B ulduk. c.g. 37-52. Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır. burada yazar. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır. Atsız. Divitçioğlu. Paul Lindner. N. (yıl 1997. Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak. Tevarih-i A l-i Osman. s. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe. s. Bu konuda geniş bilgi için bkz. s. M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. Turan). s. 32-33. Ankara 1987. Sahaifü’lAhbar. 4. Köym en). v.g. yoldaşlığa yarar kişilerdi”. Kitab-ı Cihan-nüma. (Kilisli N e ş r i) s. s. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz..g. Bang-R. B ehpti’t-Tevarih.: Ü. M üneccimbaşı. A. İstanbul 1981. 80 (1992). U . S. 4-5. A.Ergin) Ankara 1989. onların itaatim sağladığını b elirtir. I (yay. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. R.m.. 4. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). s. 3. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . 15. Berlin 1932. A. a.bu göçer evli etrafa dağıldı. 21-22 Lütfî Paşa s. 16-18. U nat-M . Mesela F. Tevarih-i A l-i Osman. Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. S. F. 18 R uhi. Yinanç. M.. s..K oman). “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. 93.. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research).. Tevarih-i A l-i Osman. Neşri. kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. a. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. İstanbul 1972. 19-20. 20-28.e. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). 73- 19 20 21 M. 109-116. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu.: Ş. Tevarih-i A l-i Osman. s. H . Osmanlı Tarihleri î. bası­ lacaktır.57. 25 Bu konuda bkz. 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil. 55-57. 93. 11. bir çok tarihçi bu görüştedir. Ertuğrul o anda kaldı.. Ancak.. “XVI. D ivitçioğlu. s.İnalcık.: W. Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. çvr. p. İstanbul 194. 34 Neşri. Ü . İ. Neşri bu olayı XI. S. İstanbul 1949. Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. s. Defter. s. (çev.. s. Bulduk. Yınanç’a ait nüshadan). 5. X III. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü. s. Atsız. A. “. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”.: Ü . s.Tarih Araştırmaları Dergisi. 260. kardeşleri­ dir. Şikarı. s. S. 22.. Krş. D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. 90. Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. Aşıkpaşazade. M ahan. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. 26 27 Aşıkpaşazade. R.. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History.: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri". Paul Lindner. Tercüme ve Tahlili. K u­ ran. H . Dede Korkut Kitabı 1. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir. İnacık. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler. a.: F. M. 6. 35 36 37 38 H . 1. Beriyye.: M . Lütfi Paşa. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. 1 (M art 1999). 23 24 N eşri.e. B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir. 382-383N eşri'den başlayarak. 6 l. c. İstanbul 1332. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler. Veiidi Togan. Karamanoğulları Tarihi. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. 22 Aşıkpaşazade.. 4a (M. s.. T. Bu didügi Osman neslidür. K öprülü. Ankara 1975.. 141. Tevarih-i A l-i Osman. gitm edi. s.. aynı yer.. s. s. c.melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır. Mesela H . Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır. ahir zaman olup.D . diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. S. s.. 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. 90-91. Osmanlı Tarihleri I.A.Görüldüğü g i­ bi.: E. s. 129-139 Neşri. 3. diğer kroniklerin tersine. Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı.A. s. burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. Bahadırlar.g. 62-63. D TCF. 264-265.Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi. 24/4 (1982). (Tercüman yay.Göyünç. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır. M u’cemiI’l-BiUdan. 9-22. (Ali Beğ neşti) s. R ah' m eti (Arat). 693-94. bu konu üstünde durarak. s. Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name. 70. “E rtu ğ ru l”. 333P.”. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir. s. Tarihsiz) s.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. Selçuklu Devleti sona ermiş. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. Lâ­ kin bu devir Papaları. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. SİY A SE T . IV. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi.OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. IV. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. 14. Bu tehlikeli altüst etmişti. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. DR.

devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. Ancak. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. Sırplara. veren Kantakuzenos. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. çok ağır problemler bekliyordu. Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir. III. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. Önce İzmir Beyi Umur. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. Zira. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir. Bir ara. Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. ülkede korkunç tahripler yaptı. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir. Rumların büyük bir'kısm ı. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı. Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. VIII. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. 14. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu. Andronikos un (1328-1341). ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. İstanbul’a rakip. Cenova. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket. Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. onun erken ölümü ile yarıda kaldı.Yeniden hayata kavuşan Bizans. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. Mihael’in. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı.I I H J I . Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. Fakat. Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. hazine boştu. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi.

Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. Fakat asıl şimdi. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. 14. Türk hükümdarı. Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. ülkeyi ve yollarını. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. Bu olay. Fakat. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Ancak. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. 2 Mart 1354 gecesi. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Fakat. Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. Rum halkı. Türklere umduklarından fazla imkân verdi. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. N ite­ kim Süleyman Paşa. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. duruma rağmen. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. Kantakuzenos. Bizans başşehrinde panik yarattı. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. Kantakuzenos hâla. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler. Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. 1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. Zira. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. Kantakuzenos. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı.

durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. bu bölge halkının o esnada dinî. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir. hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı. İmparatorun aczi şimdi. Modern bir tarihçi. sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. Zira Türkler. Türkler artık. Kısacası. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. Bu olay. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. Cenova’nm dostu ve müttefiki. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. olan Ostrogorsky. Zira. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. Cenova’lıların. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Tarihçiler genellikle. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. Para değerini yitirmiş. Venedik’in.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. V. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. Macaristan. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. mukavemet etmeden Türklere teslim olur. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar.

Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. Ohri. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. Sofya ve N iş zaptedildi. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. Fakat Papa­ lık. V loannes ile oğlu Manuel. Neticede V. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. 1380’den 1388’e kadar Iştip. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat. V. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. V. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. adayı onlara verdi. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor. o da bunu yaptı. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. düşman ordusunu dağıtmış. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. bir çok za­ fer kazınmış. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. İmpa­ rator için artık. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. Limni adasında hapse atılan Andronikos. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. Bu sebeple. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . lik hizmetini yerine getiriyordu. Bir kaç yıl sonra V. İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. bir skandal ile son bulur. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. Sultan annes. Bundan başka İmparator. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı. loiktidardan uzaklaştırıldı.nan Sultan Murad. mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. 1371 Çirmen Zaferi. Ioannes. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. Bizans. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. Prilep. Sultan Murad. İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni.

Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Türk sivil idaresinin. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Doğu’da Bizans. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. Büyük Şizma. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Hussit harpleri. İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. Bayezid.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. Türkler korkunç bir buh­ ranı. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. Lâkin. Niğbolu seferi. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. Bayezid. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. Fakat. varlığını hâla koruyordu. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. Osmanlıların. İngiliz harpleri. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. B atidaki anarşi. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti. Sonunda 28 O S A 1A N U . Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti. Hıristiyan devletler ancak şimdi. Bu sayede Osmanlı Devleti. daha bir müddet dayanabildi. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. Bununla beraber Ba­ ti. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması.

. M evlud O ğuz. et N otes par I. M ehm ed b. J . B udapest 1974...J M agolinas. Rerum Ungaricarum Decades. F. A . Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487. Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X .. F.. . Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73. Transl. Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman.. İstanbul 1332. İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar. E. Texte. K onstantiıı M ihailoviç. W ıttek . Reise in Europa. A nkara 1949.. J . Studien zu den Vrachea Chronica. I*II Budapestini. II 1964.. O SM A N LI m1 SİYASET .H .. Gazavâi-ı Sultan Murad. J . Editie Critica V.. Loenertz.. La haye 1958-1961. F. Pest 1853. 6 (1931) 2 41-246. Teil 4. N . Hacı H alil-ü l-K u n ev i. Tarih-i  l. S.. H ovâth. Tarihi.. F. P.. History o f the Mehmed the Conqueror.. G . Bonn 1834. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453). Asien und Africa 1394-1427. Sathas.. D ocum ants 2.. I 1960.Soucek.. by B. G ras-W ien-K öln 1975. A Magyarok Kronikdja. “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri. 2 4 (1958) 155 ss. Paris 1899*1902. J . W Z K M 55 (1959). E inleitung u n d Uber- Charanis.. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 . J..Babbinger. Cam b­ ridge 1943.7896. B ritish M useum nr. C ritobul. edd. Dukas. Bogdan. D u Codex Mosquensla 426. A. Sphrantzens. Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines. H .Giese. B udapest 1978.E. herausg.... A Jorg o f N uren b erg . Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. Yinanç. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I . Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250. Horvdth Janos Forditdsa.and Notes by S..add. İstanbul 1930. von Friedrich Giese. R -J.. Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere.. Tarib-i âl-i Osman. Kantakuzenos. N eu m ann. Hieronimo Giustianı’ s History ofChios. Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra. M ükrim in H alil. K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann. Le D estan d ’Ü m u r Pacha. İstanbul 1928.. F.. W erner. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden. Dölger. Die Altosmanischen A nonym n Chroniken... VI. Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade.Zeit....Comm. Teleki.uellen Budapest 1-938.Chr. Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje. Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q. K . Miscellanea Byzantina Monacensia 6.Ivdnvi . Török Tortenetirok I. Editİe de V.Dethier. Thurözcy. P. Byz. R obert Anhegger. îstoria Turco-Byzantina 1341-1462.. 1922-1927. Or.fogel . Vasiliev. Tinııefeld.Trad. H alil İnalcık. G iustiniani.Per. İstanbul Chronique Breve. M ünchen 1967. Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107. N . İmperaior H istorianm Libri IV. Lipsiae 1936. Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. H . d in Domina lui M ohamedal î î. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar. Staııojevic.v. Szekely. Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks. setzt von R enate Lachm ann. 1451-1467.. 1945. Bibi.. Gyöni..Française A. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos. Rev. ed. Giy. transl. B udapest 1893. .III Bonn 18281832... Memoirs o f a Janissary.. B yzantinon 13 (1938) 335-362. Mehemmed Han. Paris 1954. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei...Et.. Umur Paşa ım d Orhan.. Breslau 1922.. N . Behişti. B yz. bayzantina e t Franco-Fraecea.Schopen.KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I. Leipzig 1925.. R om a 1970. Cihannuma I. Melikoff-Sayar. T h iriet. trad. Chalkandylae.. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie. Byzantine. Bucureşti 1958.. Bonfmis. Bucureşti 1963. Bruxelles 1953. M irm iroğlu. .1 3 4 1 -1 4 5 3 . .b. M ünchen 1859Schreiner. 13291463. Thüry.Grecu. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century.. Budapest 1887.G ü n te r Prin zin g .Juhasz. by Ph.. Failler. N eşri. ed. Enveri.Stolz. Hist. Princeton 1954. 1800. 1282-1341. Grecu..von Fr. C ritobul din Im bros. A. Radojeie. A rgenti. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen. Bucarest 1915.. Lorga.. J .Grecu. R -J.. Ankara 1978. Vie de Mahomet II. J . Laonici. 3 vols.. D etro it 1975. Düstumame. M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. P. herausg.. Charles R iggis.64 (1971).. Chronikon Breve. Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi.le a . Gecich. I . M ünchen 1960. Enveri.. 39 (1 9 8 1 ). 1965. ed-J.. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris.. Decarraux.. Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg. V... M ishingan 1975.. yay. Beldiceanu. Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66. Georgio Sphrantzes. 2. Bucureşti 1966 ..i Osman. F..Monumenta Hungaria Historica X X I.. Ann A rbor. Schiltberger..” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193. M . Ü bersetzung.Byz.... Loenertz...... Johannes Kantakuzenos. H onnover 1925.... Diİstumame-i Enveri-Medhal. . J ... Editie Critica de Vasile Grecu. K raelitz.Darkö. İstanbul M I 1974. yayınlayanlar. Demonstrations. M üneccimbaşı A hm ed D ede. Teİl 5 . Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches. M . M .

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. yayla. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir. her ova. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler. Türk tarihinin gerek siyasi. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. nehir. Bu sebeple Selçuklu Sultanları. siyasi ve medeni faaliyetleri.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD. Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği. dağ bir başka kutsallaşıyordu. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. köy bir başka manalaşıyor. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler. yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak. XI. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. Bizans İmparatorluğu arazisine. kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. Çağdaş bir yazara göre. muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. her şehir. kaza. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Çünkü. Anadolu’nun fethi. Bütün Roma eyaletlerini. Selçuklu Türkleri. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. DR. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. D O Ç . Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil. gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Bu Türk göçleri. O za­ mandan günümüze kadar. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder.4 SİY A SE T .

Osmanlı Beyliğinin uçlarda. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır.7 Kaşgarlı Mahmud. Daha XI. 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. Bu dediği Osman neslidir. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET . İkincisinin de Kayığlar.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan. edebiyata. bilhassa batı uc bölgesi. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. en şerefli boyu olan Kayılar. Kimse ellerinden almayacak. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir.V. Cami ut-Tevarih adlı eserinde. Herşeyden evvel uçlarda. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi. Gazanın. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. Boz-okların büyük. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. Osmanlı tarihlerinde. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır. bunların birin­ cisinin Kınıklar. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır.8 Ebulgazi Bahadır H an’da. K ayının anlamı sağlam. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. Reşideddin. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. Gaipten türlü haber söylerdi. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. Korkut A ta söyledi.11 Dede Korkut. Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. işte sürüp gidiyor. ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur.9 Oğuz elinin en asil. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi. Avşar. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur. Ne derse olur­ du. uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. Bartold.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir.

“Kanların atası.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. Hoca Sadettin Efendi. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını. Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir. Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. . Lütfi Paşa. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim. sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu. Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi.Dedi. . Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir. .şu şekilde Öğüt verdi . Müneccimbaşı. Kayıların IX. Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine.”1^ re gömülmüştür. Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir. Yazıcızade Ali. çünkü ilk sıradaki boy.19 Büyük Selçuklular. Hüseyin Namık Orkun.0 da Bayındır olmalı — Töre. Edirneli Ruhi.töre oğulları­ na yol olsun diye . İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de. Selçuklu tarihleri.0. Ahmedî.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz. asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler. han olacağı için. Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü. yolları ve yasaları.Baştan Kayı oturacak. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”.14 batıya doğru göç edip Ahlat. ağırbaş­ lı. tö­ reyi.sonra Alkaevli ve Karaevli. : Sonra Kayı. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. . . Konya’ya gönderip. Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de. Halil Edhem. bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir. Pa­ ul Wittek. sonra Bayat. Lütfi Paşa tari­ hinde. Aşıkpaşazade. Frederik Giese. OSM ANLI . Oğuz Han söyledi. fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir. -şöyle belirledi. Kayıların tarihi. o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. Mükrimin Halil Yınanç. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. Bu kayıtlara göre Kayı Boyu. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Herbert Adams Gibbons.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur. Neşri.

Kara-Hisar (Afyon). yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir. 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. At-Çeken (Konya). Salur.26 . Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. Saru-Han. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. Ödemiş. Çankırı. Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Yer adlarında olduğu gibi. Önce Van bölgesine. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir. Tarihi bir hakikattir ki. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. Mihaliç. Denizli. her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda. doğudan batıya ilerleyerek. Doğu Anadolu’dan çok.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. Burdur. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. Fethiye. Görülüyor ki. Diyarba­ kır. Erzincan. Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. Niğde. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la. Bayındır. Artukluların hâ­ kim olduğu. Nevşehir. Es­ kişehir. Kayı Boyu.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar. XVI. Selçuknâme adlı eserinde. Bolu. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Düzce. Kayı adlı oymaklara gelince. Konya. Menteşe. İsparta. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. Kastamonu. Yazıcızâde Ali. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu. Ankara. hep Kayı bölgesidir.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. Yörükler arasında. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. Aydın. Kı­ nık. Döğer. Sivas. İğdir.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. Bu Kayı oymakları. Bu yer adlarına. Ankara. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. Çepni. Afyon. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Çorum. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Hamid (İsparta). Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir. Denizli.

çev: A tsız.38-40. 20 Faruk Sümer. İstanbul. Lütfullah. Tevârih-i  l-i Osman. Tacü ‘t-Tevârih. “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler". İkinci Ka­ DTCF Dergisi. s. s. H .l. A n ­ kara. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu. A nkara. 1996. 1988.20. 1341. M ü k rim in H alil Yınanç. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. 1991» s. I. Türki­ îslâmiye. “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-.5 1. s . s. Köylerimiz. s . II. H alil İnalcık.V. A nkara.575-580. Ze­ ki Velidi Togan. Yusuf Halaçoğlu.87. Ankara. 1980. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”. Paul W ittek .8-9. A nkara. s.319. X III47. A hm ed Refik. 1971.17. s. Atsız. Domaniç. İstanbul.8-9O sm an Turan. 21 Şahabettin Tekindağ. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri. Ankara. Diivel-i 26 27 nun. s. s. B artold. s.82-84. 1988. Viad im ir A leksandroviç. s. s . Anadolu’da İslâmiyet. Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir. Vekayi-nâmesi (952-1136).4 6 0 -4 6 l. İstanbul. 1-2. 138-139. Çoban Oğulları. Osmanh Tarihi. Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200). Haz: N ih a t A zam at. 1971. 1973. I. Neşri Tarihi. Denizli. “K a y ın ın B ölüntüleri". Menderes.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla. “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”. Sayı:8. s. Anonim Tevarih-i  l-i Osman. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri. I. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin.3.25-27. Avni Ali Candar.112. İstanbul.245.l. İstanbul. 1995. Düveli İslâmiye. s. s . M uharrem Ergin. 1943. Türkler Anadolu’da. 1934. VI. 18 Şükrüllah. M . H üseyin N am ık O rk u n . B artold. İA. Yaşar Yücel.321-324.297. 1946. Ankara. Tahran. A nkara.286-287.245. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”. s. 1971. A ldo G allotta. s. 1949.17. Sayı: 47. Câm-ı C m Âyîn. Andreasyan. B ir İn ­ celem e”. H alil İnalcık. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî.62. s. 1992. s. s. İstanbul. A nkara. Tevârih-i  li Osman. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. Osmanh Sultanları Tarihi. s . 1991.25-27. Seri: II. İstanbul. s . 1927. 1981. Osmanh Beyliği. M art 1953. 1999. R eşideddin. Sapanca. Cami’ül-tevârih. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi.71. “Kaydar”. İstan­ b u l. Ankara. s.5475-576. cüz: 5. Oğuzlara Dair. 1987. İstanbul. M oskova.94101. 1929. H erb ert Adam s G ibbons. s.8-9. Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi. s.65. IV. Düsturnam e. 1989. s. H alil Edhem . “Kayı M addesi”. UmumîTürk Tarihîne Giriş.330. O rk u n . 1972. Ankara. İstanbul.5 5. s.35-39. Ankara. Şecere-i Terâkime. 1992. Frederik Gıese. Fazlullah.176-178. Haz: M ehm et Altay Köym en. A n­ kara.27Ğ. s. s. Türkiye Tarihi. s. 1963.63-66.H. 1328. s. D üz: N .1-2. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı.26-31. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. Yay: İsm et Parm aksızoğlu. 1935. Atatürk Konferansları. İstanbul. s. İstanbul. Lütfi Paşa.46. Ankara. Anadolu’nun Fethi. s. 5 6 7 M ustafa Kafalı. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. İstanbul. 1981. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. Selçuklu Devri 1. Ebulgazi Ba­ hadır H an. l. 1947. Tarihde Türklük. İstanbul. s . 1996. 1939. 1948. İstanbul. 1988. 1940. 1933. Düz: Çiftçioğlu N . 1988. A nkara. İstanbul. 1.27-28. M ehm ed Neşri. 19 kenleri: Bir İnceleme”.303. 1996. X I /1. s. s.58-59. Osmanlı'nın Etnik Kökeni. Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. s. A tsız. s. İstanbul. İsm ail H akkı U zunçarşılı. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w . İstanbul. Hakimiyet-i Milliye. Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. 1988. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. 1984. 23 Fuad K öprülü. s.92-93. 2 3 O sm an Turan. IV/14-15. İstan­ b ul. Faruk Sümer. “O sm an I M addesi”. 1995.20. A. s. sayı.23. Oğuzlara Dair. M. Kafalı. Ankara. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan. A nkara. s. 1975. Belleten. Fuad K ö p rü lü . s. Dede Korkut Kitabı. İstan­ bul. IH I . Fuad K öprülü. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end.7. s. s. çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. Faruk Süm er.163. s. 1374. Türk Tarihi. Lütfi Paşa.V. Burdur. s. Ankara. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. VÎİI28. Enverî. 15 O sm an Turan. H üseyin N a m ık O rk u n . 22 M ü k rim in H alil. Ankara. s. İsparta. çev: A zer Yarar A nka­ ra. 1983.394. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı. Kayıların. 1947. H oca Sadettin Efendi. s. 1968. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler.340. s. İstanbul. 1992.432-433. 19. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud. IV. X II/2 . 9 10 Ebulgazi Bahadır H an. s. İstanbul. "O sm anlılar” ÎA. M üneccimbaşı A hm ed b. 1997.343. Oğuzlar. 16 17 Paul W ittek . Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde.320-321. Neşr: M ü k rim in H alil. 1992. İstanbul. İstanbul.329. A nkara. Halil Edhem . Danişm end. N ihal . Anadolu Selçuklu Devleti.21-23. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu. 1975. 1925. 1928. Behçetü’t-Tevârih.271-275. X III-X V . Candar- Türkiyat Mecmuası. “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". A hm edî. s. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. İstanbul.1980.26-28. s. s. O SM A N LI yat Mecmuası. s.144-145. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten.35-36.30-31. K öprülüzade M ehm ed Fuad. s. Agagjanov.G. Moskova. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. s . s. s. 24 25 İçişleri B akanlığı. Tayyib G ökbİlgin.A hm ed N aci. Fethiye. V. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. Socineniya. s. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri". Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu.248-249SİYASET İÜ . Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler.28. 4 U rfalı M ateos. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstan b u l. İstanbul.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. Ankara. s. s. İstanbul. 1988. Tevârih-i  l-i Osman. M. S. İstanbul. I. Çev: Besim Atalay. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. XIV- XVII. 1997.39. Faruk D em irtaş. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki. Fuad K öprülü. A dnan Erzi. s. İstanbul. 1999. çev: H ra n t D. neşr: Ali Bey. Franz Babinger-M . IX. Aydın. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. İA. s. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa. 1 Şerif Baştav. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi.96. V. s.

. komutanları.. Prof. sanatkârı. şairleri.. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara. Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. İnalcık. geleceğin de köprüsünü kurar.. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması. andığımız makalesinde ". rihi.. söylenmektedir. tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu. Dr. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”. ilim adamlarını. tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür. Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der. 1 Prof.”2 der. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür... yaygın söylenti ve kanaatlere göre.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dr. aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. Dr. Prof. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m ..Biz. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. en azından istiklâle bir adım. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim. Dr. Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz.. DR. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir. Dr.5 Bu sebeple Prof. 6991M. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr.. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri.. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını. peygam­ berleri. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür.. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ". ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. DOÇ. basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD. Prof. Prof. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile.

Bu yönüyle Dursun Fakih.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı. Yine. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. Karacahisar ın alınışından sonra. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında. Bu sırada. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. O. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi. bağımsızlığın. Orhan ve 1. tabî bir devlet gibiydi. onların emrinde. Bununla birlikte. Osmanlı Devleti Tarihinde. Bunların. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. yani XIII. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. istiklâl OSM A N LI . fırsat buldukça. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir. onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar. iyi bir ilim adamı. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. Bu. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. gönül ada­ mı. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. Herhalde. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. Fuat Köprülü. devlet adamı olduğu kadar. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. XIII. küçük bir boy’un re­ isleri idiler. Kayı boyunun bir bölümü I. Prof. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. yaşadığı çağın. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. içinde ye­ tiştiği kültürün. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. hür devlet olma­ nın. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. istiklâlin ilânı idi. Osmanlı. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. Onlar. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Dursun Fa­ kazanmasında. Dr. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. M.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından.

çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi. bir aşi­ ret. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından... kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ". Karacahisar’ı al­ mış.000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi.. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü... yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET . Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. Prof. inançlı ve dinamik bir toplumdu. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler.. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil. İnegöl. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi.. Şimdiye kadar bunların. Bu arazi içinde oturan ister müslüman. Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı.vayete göre 400 çadır’dan ibaretti.. Akyazı. Dr. istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi. Ancak hareketli. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”.. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir. Bilecik. onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti. kendilerine ait bulunuyordu. işte bu sırada Ertuğrul. Kayı kabilesinden ise bu bağ. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği. tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. Dr. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler. kadınlı-erkekli. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin.15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. Küçük Osmanlı Beyliğini. ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. kısa za­ manda. Bu ai­ lelerin.. Fakat bunlar. Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri. ". BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. ganimet elde etmek için savaşmadı.. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. Sultan Alâeddin.. gibi yerle­ Gene Prof. birer aşiret reisi değil. Uc beyleri de. o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da. artık şehirde oturmakta idiler. Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir. Ta­ rihî deliller. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür.. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için. H al­ buki kuruluşu. çok eski bir devre ait olmalıdır. 14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi. DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak. eğer Osmanlı ailesi. Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti. büyük bir devlet haline getiren de. Bu şekilde. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil. Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada. Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan. kendisi de. Melikşah’ın 100. Hendek. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. Bunu. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı. Geyve. Bu duruma göre bir uc beyliği. Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi.

Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki. Bayatlar. Ahmed YeI SİYASET .. ve benzerleri) önce ovaları. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi.. Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de. adaletli ve tarafsız. giderlerdi. büyüdüler. ayrıca yasak edip.. Türk sofilerinin mürşidi.. Yazırlar. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı. hakkını vermedi. Şeyh Edebâlî.. sanatta. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle. Osman Gazi. vadileri. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi. Beydililer. Ytvalar. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Ancak. Bayındırlar. dil ve inanca sahip yerli halk. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur.. kâfirlerin hakkını alıverdi. Eymirliler. Ermeniler Gregoryan. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir. mallarının pazarlığını kendileri ederler. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak. Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp..1 7 tular. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. Rumlar Ortodoks. Bunun temin edilmesinde. yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih. Çepniler. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi. Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Taşkent. Merv. Gerçekten de çağlarında. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. Yüreğirler. Çünkü Anadolu’da Rumlar. hoşgörülü. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti.. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar. Salurlar. dilde. ezilip yok olmadılar.. hoşgörülü ve adaletli davrandılar.. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı. işlerini göriip giderlerdi. Osman’a şikayet et­ ti. Türklük şuurunu. Anadolu’da küçük beylikler oluştu. 17 Eylül 1176 tarihinde II. Semerkand. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. edebiyatta. Süryaniler Ya’kubî.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı. Değişik ırk. 0 kâfir de gelerek. Düğerler. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. Peçenekler.. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli. Büğdiizler. bu arada Türk kültür. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. Bütün bu olumsuz şartlarda. Moğollar tarafından yerle bir edilen. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları. Dodurgalar. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. mezheblerine mensup idiler.Uc Beyleri tarafından yürütüldü. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. Os­ man Gazi. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor.. Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi.

Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum. onların desteğini sağladığını gösterir. Bactyan-ı Rum. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar. kılıç. Bunlar. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. Osman’ın kılıcı gelmişti. sultan tarafından he­ diye edilirdi. Şam’da dinî eğitim gördü. sevgiyi ve birliği telkin eden. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. Bu anlattıklarımız. Osman Gazi. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. törenle aldı.sevî (ö. vatana. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti. Ancak. ülkede bağımsız padişah olsun. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. A hiyan-ı Rum. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. aynı zamanda. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur.22 0. Mecdî Mehmed Efendi’nin. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî. ça­ lışkan. pren­ sipli. Alp-Gazi. Demek oluyor ki Dursun Fakih. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. desteğini sağO SM A N 1I — di.. Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. adlandırma­ Dursun Fakih. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı.. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. Kendi belinde götürürdü. onlara baskı yapmadılar. şehzadeleri. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. kimseye el açmadan. istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. 0 kılıcı belinden çıkardı. ellerinin emeği. töreye bağlı. manevî eğitim görmüş. örnek önderler idiler.21 Hattâ. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. at. bayrak. Açabildiği yere kadar açsın. İnsanlar arasında dostluğu. at. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Sultan Alaeddin’den. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz. bayrak. devlete. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular.19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî.20 Ahmed Yesevî. Hadis. II. 1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi... ahlâkî. davul. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at. dine. disiplinli. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. toprağa. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı. hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir. hükümdarı. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET . kılıç). Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. kucaklayıcı. meslekî. alınlarının teriyle geçinen. İslâm dininin özü. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici. Abdalan-ı Rum.

bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. sul­ tanlık divânını tertip etti. Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu. ondan. tefsir. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı. Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. hadis. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem.25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. at. kılıç. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. âyân erkânını süsledi. Merhum Prof. onun eğitiminden geçmiş. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. onun adına hutbe okuyan. Prof. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. kös. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. mehter) çalınır oldu. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET . bir akrabalık tesis edilmiştir. zil. disiplinli bir teşkilat idi. Şerafettin Turan. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ". Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. tabi ve hık (yani hilâl. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. Tefsir. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu. dervişlerin ve adaletin yanında oldu. zahid. Anası. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir.24 Beylerin. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. kelâm ilmini.. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte.2 (> Böylesine âlim. fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. Yetkili. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. Şehabettin Tekindağ. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. Os­ man Gazi zamanında Ahilik. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. Alim. bayrak. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır. bir zat idi”. Dr..rak atanmasının bir belgesidir. nekkâre. zurna ile çalınan bir nevî marş. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du. iç içe oldu. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür. Tefsir. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş.. Dursun Fakih de. zahid. Dr. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup.. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. Sultanın. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih.

Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. failâtun. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. Dr. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir. fazla edebî özelliği bulunmayan. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. Alaeddin ile buluşmak. 0. bu Sultan II.. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. at. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek. O da. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. bayrak ve kılıç göndermişti. Söğüd’ün Küre köyünde. Ancak Osman Gazi. keyfî bir şekilde değil.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. Dursun Fakih’in büyük bir "M. metotsuz. plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. Mehmed Neşrî. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra. konik bir tepe üzerine defne­ dildi. Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. Gerçekten de. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. mescidler yaptılar. M. “Hülâsa. Osman Gaziye "davul. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. Sadettin Buluç un X. dediler. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır.. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan. Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. Pazar kurdular. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış.nışma) bulunmuştur. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. o da. günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. Prof. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. failun) kaleme alınmış. Os­ man. Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre. Dr. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. gani­ met malının 115’ini ayırarak. bayrak. Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi. Sultan Alaeddin. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı.27 Köp­ rülü. kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun. Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET . Osman’a davul ve bayrak gelince. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. dedi.28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım.

Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. Osman Gazi’nin müşaviri. Haşan Aksoy. hem Şeyh Edebâlî. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. O. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi. MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. yardım­ cısı olmuşlardır. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür. Bu se­ bepledir ki. Bacıyan-ı Rum. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler. Alperenler. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir. Cuma namazı kılınacak.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi. velisi. K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. Osman Gazi. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. ahlâklı. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. disiplinli. Dr. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. ihsanı eksik etme. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama.. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. Nimeti. onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Prof. inançlı. Dursun Fakih. adına hut­ be okunacaktır. O. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. Abdalân-ı Rum. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri.34 bir ilim adamı. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher.33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir. Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir.. Dr. Eğer o. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları.kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. ıra SİYASET . Şehabettin Tekindağ. halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir.

s. N eşrî.1. X . 73. M . N eşri. MayısHaziran-Temm uz 1999. 95-96. s.1. Aşıkpaşaoğlu Tarihi. 135. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Türk Edebiyatı Tarihi. s. Fuad K öprülü. İstanbul 1 2 6 9 . Atsız. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. I. Yurdaydın. s. aynı yer\ İnalcık. TD VİA. İstanbul 1998. Yayınlayan: M.m. I. İstanbul 1 9 7 5 . Zeki Velidî Togan. Şemseddin Sami. 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. I. İA. İlber O rtaylı. Yay: İ. s. 35. Aşıkpaşaoğlu. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. II. S. Şehabettin Tekindağ. Büyük Türkiye Tarihi.M. Cogito. “Tursun Bey". 15.g. Ortaylı. 342. Tacü’t-Tevarih. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. N i­ san 1991. S. 7. Ankara 1979. 111. 32. Neşri Tarihi. Şehabettin Tekindağ. S. 263. İstanbul 1 9 8 3 . “Tarihin Işığında O rtadoğu”. Hüseyin Gazi Yurdaydın. Hadaik üş-Şakaik. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). II. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. Ortaylı. O SM A N LI m SİYASET . I. 16. 34 35 H aşan Aksoy. X III. Doğu Bati. O ruç Beğ. 56. s. İstanbul. H alil İnalcık. s. 18. Ankara 1 9 8 8 .g. M. İstanbul 1969. 2. a. Oruç Bey Tarihi. 342. s. İA.1. X II-2. Aitay Köym en. IV. X II-2 . s. İnalcık. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. 11-22. 2540. s. 45-52.m. 263. V. İnalcık. s. A nkara 1970.m. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700. s. s. Yayınlayan: N . s. “Dursun Fakih”. U zunçarşılı. Yaz-1999. 56. Parmaksızoğiu. s. 21. 93. İslâm Tarihi Dersleri. s. İstanbul 1980. a. İstanbul 1970. M ecdi M ehm et Efendi. a. X. Ankara 1964. Sadettin Buluç. 3020. N eşrî M ehmed Efendi. Türk Kültür Tarihi. 7-8. 29 30 31 32 33 N eşrî. s. Sam iha Ayverdi. İstanbul 1990. İstanbul 1980. Neşrî. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. s. Türk Edebiyatı Tarihi. Süheyl Ünver.g. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. 17 18 19 N eşri. Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. Yeni Forum Dergisi. s. s. Fuad K öprülü. Ahm et Yaşar Ocak. Şerafettin Turan.1. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. Sayı 19. Tarih Dünyası Dergisi. “Din”. 57. 495-497. İstanbul 1977. İstanbul 1950. A. Hoca Sadettin Efendi. Tarikte Usul. I. Hoca Sadettin Efendi. Yılmaz Ö ztuna. H . 12. 561. Osmanlı Tarihi. “Tursun Bey". 49. 113. s. 251. Köymen. K öprülü. 123. aynı yer. s. 123. 9-22.

Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. Yazar. Tâcü’t-Tevârîh. ister eşzamanlı olsun. Hayrullah Efendi Târihi. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. öncelikle bu yüz­ den. 699/M. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. ve bunların mütala­ ası sonucu H. İlgili fıkraları tek tek gösterir. neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde. Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET .5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. çünkü ister geriye doğru. “keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş. Câm-ı Cem-Âyin. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa. Fihris-i Düveli. Hadîkatü’l-Miilûk. Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. bu yazı/rapor ortaya çıkar. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr . Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. Encümen bu görevi müellifimize verir.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. Derviş Mehmed b. belki raportör demek la­ zım. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. 1330/M. İncelemesi sırasında ayrıca.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta.4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor. ' Önce. bilim hiç bir soru­ ya mutlak. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. Şemdânîzâ- atfetmektedir. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi. Resmî Sâlnâme (1330). zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. M ir’at-i Kâinat. Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden. öncelikle eski tarihleri incelemiş. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır. DR. 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. Müneccimbaşı Târihi. Heşt Behişt. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. evrensel bir cevap veremez. Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. D O Ç.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa. geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz.

Alâaeddin Keykubâd b. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir. Alâeddin ilk saltanatında. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Cevap sahibi. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. tabi. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. sürgün bulunan III. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. Osman’a OSM ANLI . Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. devletsiz gün olmayacağına göre. ayı ve günü de. 688’de. fakat önermesi. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır. 3. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?). 699’da. bu doğrultuda Osman’a tabi. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. üçüncü bir yol olarak. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki.doğrudur. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir. konuyu. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. ba­ zı güçlüklere rağmen. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. Bir yıl kadar sonra da II. Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti.9 Diyelim gönderildi. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. ama herhalde o. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır. Fakat incelenen kaynaklar­ da. 2. Encümen aynı za­ manda. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. Ebu’l-Fidâ. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır. bir de gazete ile cevap verilmiştir. Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir.ramaya başlar. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. belirlemek mümkündür. Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra.

Kayseri 1997. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. s. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”. trc. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. Kılıçbay. Aleksander Gieysztor. 1071-1920. TOEM . H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî. 62-63. “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor. Stanislaw H erbst. 1492. s. 59*60. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. yüzyıllar Anadolusunun siyasî. s.: Osm an Okyar. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler. s. N eum ann.14 Öte yandan Attali. İs­ tanbul 1309. Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. Bkz. M atbaa-i K ütübhane-i Cihan.: Ayşegül Sönmezsoy. I. 1 2 Siyah ‘An’lar. Tüfekçioğlu. s. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No. H âkim iyeti M illiye M atbaası. sosyal ve ekono­ mik şartları”. İs­ tanbul 1264-1265: I. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. İstanbul 1336. Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. tem m uz 1999). 19 (Yaz 1999). 2Ğ1-278.: Jacques A ttali. Millenium: A Thousand. “Zohar’a göre geçmişi ancak. tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. A nkara 1980.rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler. A. H . 33. I-II. K ısım -I. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K. O SM A N LI |£ V H SİYASET . A nkara 1934. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. Boguslaw Leshodorski. 279. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar. modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir. haz.lu Nüshalara Göre). K.11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française. O sm anlılar Özel Sayısı. İstanbul 1999» s. alem/ sancak’ın -varsa. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi.12 Takvim düzenlemek. H alil İnalcık. V I/4. s. Toplumsal Tarih . haz. V/25 (N isan 1330). Devlet-i Osmaniye Târihi. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”.. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". tertib -i cedit. A. s. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. Târîh-i Cevdet. İstanbul 1999.: A h m et U ğ u r vd.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. sivilize olmakla ilgili.kumaşının âdî. I-II. Le Millannaire de la Pologne. takvime göre dönemle- mek. \kkâ- y i’-i Târihiyye. tırmalar. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. s. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”. H alil İnalcık. s. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi. “D evletin A dı Yok .: M ehm ed A tâ. İs­ tanbul 1287.Years of the Polish State. 33. Sorgulayıcı bir üslup için bkz. çev. Neumann bize asıl anlaşılması. H akkı Ü nal. Osman- lı Devletinin Kuruluşu. 700. ve aynı şekilde. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. “A hm ed Vefik Paşa”. s. 40-41). zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. çev. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn. cogito. II.: Ella Landau-Tasseron. haziran. s.I. Şevket Pam uk.devletin hangi ay ve günde. aynı m a­ kale. İstanbul 1994. haz. D İA. O ğuz Tekin. G ieyszcor.: İ. s. II. Ecudes e t Maslanges. Do­ ğu Batı. II/7 (mayıs. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. 36-48. Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi.Venezia 1963.: R. X I/66 (Haziran 1999). Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl. Yılında Amerika. Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. 308. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”. sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini. Varsovie 1961. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. C. s. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. N eum ann. İslâmî Araş­ Tarihi. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M .B ir A m blem in O kunm ası”. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. s. 500. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî. Şükrü [Akkaya}. 269. 13. 268-280. 2733). s. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor. s. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k . 3. çev. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. bir kez daha önem kazanmış oluyor. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. E rtürk. Efdaleddin (Tekiner). Paris 1935. Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün.: Joseph H am m er von Purgstall.: M. înalcık’tan Kafadar’a. İstanbul 1992. 41-42).

B arthold. s. Ç. The Constructi- on of the Ottoman State. s. 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. 21). Elizabeth A. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. s. 17-26. k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". X X II/1 (1999). A ttali. 114. İstanbul 1998. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi. Zachariadou.. Osmanlı Beyliği (1300-1389).10 Meselâ bkz. aynı eser. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. çev. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. ed. M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına. ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. G üven vd. “ 13. J .: G. Osmanlı Beyliği (1300-1389). Aslında m itoloji. Halil İnalcık. tarihi yü­ rüten realitelerdir. s. Y üzyılda B itinya”. efsane. İslâmî Araştırmalar. 31-50.: Seyfettin Erşahin. “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. 207. s. K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı. 68-7. s. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. s. Jacques Lefort. çev. Berkeley 1995. İstanbul 1997. s. 10). “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”. says in Ottoman History. tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. 118. S i O SM A N H f f l j SİYASET . Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı.

bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak. millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. sefil. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. DR. Sırp. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi. bu durumu düzeltebilmek için. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. İktisa­ dî. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir. Yunanlı. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi. buralardan milyonlarca insan aç. dağılma süreci içine girmişti. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti.1 İttihatçılar. doğum yıldönümleri vb. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu. hatta 19. şeklinde tanımlamaya başlaması. yeniden ayağa kalkmaya. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. Bulgar vb. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. sis­ temi. Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. sebepler! SİYASET . Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de.

bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. bir kısım üyeler de her iki günü. millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. II. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. “Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında.. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. 8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder.2 İlk millî bayram.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün. Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor.

tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim. Bu âmil. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. bir müsâmere. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. nereye doğru gittiğini bilmek. yazıya şöyle devam etmektedir. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı. ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. Kutlamalara İlk İtiraz. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. gü­ nün tesbiti konusunda oldu. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir. Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber. daha muhteşem. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. nereden gelip. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti.lemez.

daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin. daha çetin. Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor. ” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. ”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir. Fâtih’lerin. Bu besinin. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş. selâm. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları. orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı. Murad’ların. I SİYASET . “Ordu. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. konuşmalara geçilmişti. şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar. Gençliğin. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir. “ordu günü” hâline dönüşmüş. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir. İSTİKLÂL. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. Hindistan sâhillerinde. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir. Orhan’ların. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin.

haklarını aramalarını. Bunlardan biri de bay­ ramlardır. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak. esnaf.7.12.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir. istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz. Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı. niyâz ederim” demektedir.Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış. Hey’et-i merkeziyemiz. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir. bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek. memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi.1335 tarihinde bütün vilâyetlere. Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET .22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu. Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir. millî heyecanı diri tutmak. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır. şehitler için okutulan mevlitler. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek.. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler.. 21. Memleketin çiftçi. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden. Meselâ 30. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri.12.

”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. şimdi de Türk. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır. Bu savaş. Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür. Açıksöz. köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “. Buna rağmen. ”26 SONUÇ 20.. Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür.. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . yarın da Türk olacaktı. Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. Türk­ lüğün devamıdır. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. A na­ dolu. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. aynı cinsten bir anlayışın. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri.

no: 37-85 s. K âzım Özalp. İstan b u l. bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi. F. Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi. E rtem . Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. Tasvîr-i Efkâr. Tasviri Efkâr. O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. s. H ey ’et-i Merkeziyeler.. sene 5.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”. 579-582. kum andanlar. İkbâl-i İstikbâle D oğru. no: 27-75. S. S.29. D. Tücec. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE.y. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı. nûn-ı evvel 1915.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz. D. M illî M ücâdele. D . İzm ir'e D oğru G azetesi.l 8 "İstiklâl Günü". F. 18 K ânûn-ı evvel 1329.g. F. " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası. “B undan takriben onbeş yıl evveldi. 9 Oysa. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. 5 Yunus N adi.1988. a. 4 K ânûn-ı sânî 1915. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir. Donanma Mecmuası. s.29. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. 418. 36. 30 A ralık 1921. 12 Efdaleddin. 17 Kâııûn-ı evvel 1329). Valiler. 11 O sm an Ferid. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE..1 David Kushner. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup. Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”. 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir..1 3 3 6 /2 6 . no: 103. (T ürk Yurdu. 1. 30 Kânûn-ı evvel 1913. 6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”. o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır. s. D . “Müşahad-e ve Mülahaza. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir. "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. no: 27 -7 5 . 31. 3 4 a. 15 Şubat 1915. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle. 9- kü İhtifâli. H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K .29. 13 14 Haşan Albayrak. 30 K ânûn-ı evvel 1913. 1336/26. s. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. s. m utasarrıflar. 1919-1922.1 3 3 6 /2 6 . 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. F. belediye reisle­ H arbiye. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir.29.g. K . Tasviri Efkâr. deki belgede K â­ SİYASET . no: 103. no: 33-81. 18 K âııûn-ı evvel 1329. tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir.. 43 s. “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. 80./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev.1 3 3 6 /2 6 . 0 .29.T.29. K . A n k ara. 20 ATAŞE K .1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak. S.12. 514. M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. D. 32. 2. Yakup K adri. 1979. K . işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . 4 1 8 ”. M ısır'da b u lu n uyordum . Donanma Mecmu­ ası. s.g. R.. Tem m uz 1987.1 3 3 6 /2 6 . Tarih ve Top­ lum Dergisi. Bu telgrafların altın d a valiler. “İstiklâl Günii’'. 1336. 16 17 A. c. K . “İstiklâl ve İstikbal". E Erdem .m . Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. K . K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. D . s. İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi.3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz.29. Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte.3-3 “Valilere. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K . 1336/26 F 4. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere. 1336/26 F 4-77. no: 25.m . 4 K âııûn-ı Sânî 1915. 7 A ğaoğlu A hm et. Donanma Mecmuası. 3 K ânûn-ı sâ­ nî. 1336/26 F 4-4. D. 15 M art 1915.3-4 18 ATAŞE.29.: S. 31. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5. s. “ İstiklâl-i O sm ânî”. F.

Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün.29. 1336/26. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi.” 23 ATAŞE K. 1336/26 F 4-83. K -29. deki belgede. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. ATAŞE.1 . 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir. 31 Aralık 1920. Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan. F. Ankara. 263.3. D.1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder. vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim . D. OSM A N LI J J J I SİYASET . 4-2. N u re ttin G ülm ez. 1999.zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. S. 7. Yunus N adi. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir.

.

SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR.

.

sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. SİYASET . Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız.D . basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir.SIN IR. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. Sugar. Bu yüzden bu makalede. Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. Ama. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. Balkan­ ların. yüzyılın sonu ve XVIII. Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. F. XVI. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. DR. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. Diğer bir deyişle. Ben. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir. Bu­ nunla beraber. Bununla beraber. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır. Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin. Aynı za­ manda. Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. Sugar”dan aldım. Yani Osmanlının Avrupa sınırı.B . Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. Balkanların. PROF. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. Sipahiler. PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur. Sipahi adı verilen bu askerin. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. Osmanlı İmparatorluğu için. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi.

yüzyıla kadar süren. Balkan bölgesinin. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. Türk gazi savaşçıların. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı. XV.Bu idari düzende. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar. Bununla beraber. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu. Bu tarihten itiba­ ren XVI. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır.Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. Sınır. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. yüzyılda başlayıp XVII. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi. XVIII. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. Osmanlılar bu hattı XIX. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi.. XVII. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. ve özellikle XVIII. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. Askerî sınır bölgeleri. Bu yayıl­ manın anlamı. Sınırlarda yaşayanlar. Habsburglar 1522’de. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. Habsburg askerî sınırının tersine. XVI. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. Anadolu’da XII. Osmanh sınırları XVIII. 1575-1683 yılları arasında. “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. Osmanlı uç beylerinin. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı.XIV. Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe. imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında. Bu SİYASET . Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan.

yüzyıllarda sayıları en az 40.I I lulukları babadan oğula geçerdi. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV. geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. ve XVI. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. Diğer bir deyişle. Moldovya. sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. Ay­ rıca önemli yolları. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar. Deliler. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı. Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır. Örneğin.sebeple. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. başka görevleri de vardı. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. Aslında önde gelen akıncı aileleri. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. hak ve sorum­ OSM AN1. ve XVI. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. XV. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi. Martulozlar gibi voynuklar da. XV. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. Bunlar. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen.000’di. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. XV. De­ liler. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. XIV. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. voynuklar da. Akıncı­ ların tersine. SİYASET . Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. Malkoçoğulları ailesi. Bununla beraber. Bazı martulozlar. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar.000’di. Diğer Hıristiyanlar. Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. Balkanların. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. 1577’de sayıları en az 80. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. Yine martulozlar gibi. martulozlar. ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi. akıncıların. “Akıncı” terimi aslında. diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi.

Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). aslında. Bunun yanı sıra. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. Beşliler. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden. Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. Aslında. Macar ve Türk. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. Dizdar. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Daha da derine inersek. Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. tıpkı azaplar gibi. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı. Bununla beraber. Bu genellikle. Aslında. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. Örneğin azaplar. Yerel nüfustan. Sırp-Hırvat. Azaplar. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı. XIV. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. Örneğin. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. Bunlar. Bu kurallar. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. Kaptanlık XVI. dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. merkezi hâzineden maaş alırlarken. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. Bu yüzden . askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı. tı­ mar sahibiyken. Sugar’ın belirttiği gibi. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. Her bir dizdar. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. Diğer taraftan. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. Dizdar. Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı.Akıncılar.

yüzyıl boyunca da değişime uğradı. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. Tüm bu yapılanma XVII. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. martulozlar XVIII. Sonuç olarak. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. savunma amaçlı olarak kullanıldı. mar­ tulozlar. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. Öyle ki. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. “beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. Diğer taraftan.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. Osmanlı’da. XVII. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. Karlofça Anlaşması. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. Bundan sonra. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. yüzyılda da görülmüştür. XVIII. Bu olaylar. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. Örneğin. martuloz birlikleri XVII. Diğer taraftan. Osmanlı merkezî hükümeti. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. Aslında. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. Özellikle. “farisanlar”. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları. Aslında XVII. Bu yüzden. Osmanlı yetkililerini. Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. sınır muhafaza kaleleSİYASET . XVIII. Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. “kale azapları”. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. Daha da ötesi. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. Sonuç olarak. yüzyılın sonlarından XVII. yüzyıl. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. Bütün bunlara ilave olarak. yüzyılda Osmanlı yetkilileri.

Avrupa’ya yapılan saldırılar. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak. Bunların arasında birer tane İtalyan. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). çoğunluk. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler.000 süvariye bakabiliyordu. 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. hatta ayrılamazdı.ri ve sınır çitlerinin bakımı. 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. Diğer bir deyişle. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler. Osmanlı İmparatorluğu. Örneğin. Balkanların tamamına yayıldı. bu m iktarın % 42.3’ü. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. sadece yeniçeriler değil. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. yüzyılın başlarında. En önemlisi. Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. Ermeni ve Gürcü.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. Örneğin. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. Balkanlar. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir. XVI. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi. Bu yüzden. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. İdari bakımdan. Benzer olarak. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. Bir çoğu. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. yerel yerlilere kalmış oldu. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. Bu durum. Sonuç olarak. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. Bu işlem. bir sıgWjl SİYASET . Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. Bu süre içerisinde. Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. Osmanlılar için Balkanların önemi.

Osmanlı imparatorluğu. M . Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. Bu. kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. Balkanların. Bu yüzden. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Balkanlara girdikten hemen sonra. sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. Osmanlıların. Bu yüzden Osmanlılar. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. XVII. Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. Osmanlılar. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması.

asırda. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. ardından İzmir’i SİYASET .OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. IX. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. IX-XI. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. IV. Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. Mikhail.S. İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları. Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur. XIV. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. 6. Daha M. DR. asırlarda Peçenekler. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. D O Ç . Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar. asırda Macarlar. VI. coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur. VI. VII. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri. Pa­ pa. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III.000-6. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey.500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. Türkiye Selçukluları zamanında. Lazgöl adlı hisarı fethetti.2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. Mese­ lâ. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler. asırda Avarlar. Katalan lideri Roger de Flor. asırda Bulgarlar. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu.

batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier. Çorlu. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu. Hayrabolu. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı. Gelibolu. N itekim. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. Anadolu’da. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi. Diğer taraftan Osmanlılar.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler. Malkara. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır. Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin. İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti. Bu durum. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi. Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa. emrindeki gaziler. üçüncü kol ise İpsala. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. Vize istikameti­ nde. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu. Biga’dan Gelibolu’ya geldi. İstanbul istikametinde. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi. Fetih hareketleri.12 Kezâ. Yakub Ece Bey. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle. Orhan Gazi.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede.19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı.1 1 Ancak. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi.9 Bu durum. iki defa Rumeli’ye geçmişti. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa.1 7 Kantakuzenos. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi.10 Nitekim bu kumandanlar. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce. Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır.23 Yine Konur Hisar. tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi.2 5 SİYASET .16 Osmanlılar. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde.

esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı.31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı. Anadolu’dan gelen göçmenlerle. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar.34 Murad. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar. Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti.39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET .35 Murad Hân. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış. daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır. bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler. Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti. Mu­ rad. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi. Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti. Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. halkını esir etmesinin de rolü vardı. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı. Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi. N i­ hayet.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi.26 İpsala. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57). kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i). Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber. Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. Murad.

63 9 -6 6 8 . İstan b u l 1994. Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler. İmparator Ioannes V.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. İstanbul 1972. Tarih Dergisi. Bunun yanında bu mücadeleler. halk arasında geniş kabul görmüş. Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. Ancak.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. 1 A fif Erzen.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları. XIV. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir. G D A A D .dığı zaferi ile bozguna uğratılması. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı. yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber. s. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. S. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. s. 61. s. Tutuklu bulunan Andronikos’u. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. 3 (1952). Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör.45 Tabiatiyle bu durum. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi.: Poul W ittek .44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı. Bunun yanında deprem vb. “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”. Ancak. Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. S. gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer. SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. 35. S. c. bölge­ yi harâb hâle getirmişti. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu. İstanbul’u kuşatan Andronikos. asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo. XIX. Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler. yerli halka gösterdikleri müsamaha idi. 1.47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da. 3 a. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı. ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması. Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu. Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır.: Z errin G ünal Ö den.

aşhane. Hümaniter Bilimler. 769. İstanbul 1990. 156-157. 191-197. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. Tevârih-i Âl-i Os­ man. T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. 141-144. 11. s.: H am di Can Tuncer. Osmanlı Beyliği 1300-1389. 12 13 14 Dukas. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. s. İsm ail H am i D anişm end. 16 17 18 İnalcık. 36 37 Aşıkpaşazâde. 6 7 M erçil. s. “O sm anlı D evleti. İstanbul 1961. s. aynı eser. 148-149. İstanbul 1956. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. 114-118. s. s. ve XV. 25-45. s. nr. “Osmanlı Devleti”. G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. s. 8 9 H alil İnalcık. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET . D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz. A nkara 1965. trc. İstanbul 1971. “Türkler (Osmanlılar)”. s. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler.: M. trc. Basılm amış D oktora Tezi. M ü n ir A ktepe. Ostrogorsky. Selçuklular Zamanında Türkiye. 124. V III. s.. a. s. 477-478. Şehabeddin Tekiııdağ. Bizans Tarihi. a. 151. İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık. s. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. Tak­ vimler. Aşıkpaşazâde. 151. II. s. s.e. Gelibolu. s.: Fikret Işıltan. OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. s. s.g. s. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı.. s. s. O ruç b. 14-15. A nkara 1 9 8 7 . “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”. IX . s. Paris 1979. s. s. Lutfı Paşa. s. Aşıkpaşazâde. 21-22. İstanbul Üniversitesi. 138. Feridun Emecen. s. İstanbul 1964. Kitâb-t Cihan-nümâ. Ostrogorsky. c. F. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi.1. İstan b u l 1993.e.. s. 34 35 Aşıkpaşazâde. Babinger neşri. "G elibolu". 19-28. 25-26. ed: Elizakth A. İnalcık. İstanbul 1991.. İstanbul 1968. “Rumeli”. İstanbul 1971. s. H alil İnalcık. 211). 12.. 28. s. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. s. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin. "Rum eli" m ad. İbn-i Kem al. s. 12-13. “T ü rk ler ve B alkanlar”. s. İstanbul 1989. XIV. A n­ kara 1983. Ostrogorsky. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Byzantinoslavica. I. s. 71 vd. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. 25). III. 1 305-1312”. s. Sezgin.  dil. İstanbul 1993. 115-119. 768). Claude Cahen. Leiden 1965. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad.: Tekindağ. İb n -i K em al. Önsöz ve İndeks M. İstanbul 1999. İstanbul 1991. Ankara 19842. Tevârih-i  l-i Osman. Diistımıâme. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”. X. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”. 19. s. s. Tevârih-i A l-i Osman. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. Emecen. A ııthony L uttrell. S.O fj> 123-129.. 123-124.g. “A ydınoğulları” m ad. Tevârih-i A l-i Osman. İbn-i K em al.: E. “Osmanlı Devleti”. II. İbn-i K em al. “R u m eli”. 127. İbn-i K em al. Aşıkpaşazâde.r. s. s.: İnalcık. Emecen. X . 16. İstanbul 1994. 1. Türkiyat Mecmuası.e. s.. X V ve XVI. s. 94 9 /3 8 8 . G. Emecen. 261 vd. 102-103)."Rumeli'nin iskânı”. “G elibolu” m ad. s. Dukas. s. 983. N ec­ d et Ö ztürk. 17-18. 175. Ostrogorsky. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz. Erdoğan M erçil. İstanbul 1949. Tevârih-i Âl-i Osman. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”. İstanbul 1928. İs­ tanbul 1995.: A tsız. 177. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. 12/11.: H alil İnalcık. 117. Osm an Turan.g. İnalcık. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler. 209. IV.. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı. 110. s. aynı m üellif.: A ktepe. Atsız neşri. H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. “Türkler ve Balkanlar”. aynı eser. 299-300. s. II. 7 68-769. DİA. Zachariadou. 136. H a k k ı Ayverdi. s. VII. 983. 10 11 İbn-i Kem al. s. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. a. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. 137-159Şahin. “XIV. İstanbul 1953. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad. 239-240. İnalcık. Edirne’nin 600. 191). 158. s. VII. s. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. Vakıflar Dergisi. İnalcık. 126-127. BOA. c. S. “Tevârih-i Al-i O sm an”. Âli Bey neşri. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. s. K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş. Feridun M.. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”. Defter. s. I. Bizans Devleti Tarihi. 4 8 8 . 190-194.g. “T ürkler ve Balkanlar". s. Ostrogorsky. Edime. “Gazaya Dâir. s. s. A k te p e . “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”. 983. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”. M ünir A ktepe. İnalcık. 291.: EHzabeth Zachariadou. s. İnalcık. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". II. s. 15 M. İstanbul 1974. N eşrî.). D İA. s. M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. 135-145. s. Tez nr... a. 493-495. I. 176-177. İstanbul 1997. “Türkler (Osmanlılar)”. Fetihler ilerledikçe. “The Turks w ith the G rand Catalan Company. 495. s.. s. İstan­ bul 1998. M ünir A ktepe. 17). Çiftçioğlu N . 101). M ükrim in H alil. M . Cogito.). N ecdet Ö ztürk. 140-144. Doğuş­ 32 33 Kronolojisi. Bizans Tarihi. 4 5 Enverî. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. s. 118).. 240.. İstanbul 1984. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz. İnalcık. İstanbul 1949. EI2. s. İA. ed. Yaz 1999. 291.g. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri". 173 vd. s. Dr. II. İnalcık. "Edirne'nin Fethi”. 69). H alil İnalcık. n.e. Bizans Devleti Tarihi. “O sm anlı Siyasi Tarihi”. aynı eser. T D . Bizans Devleti Tarihi. H annover 1925. “G elibolu" m ad. İstanbl 1988. M arm ara İJniv. M irm iroğlu trc. İstanbul 1997. R. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. İA. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. Serhan Tayşi. “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". H alil İnalcık. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. I. Tarih Sem iner K tb . 131. “T ü rk le r ve Balkanlar". Osmanlı Beyliği (1300-1389). H ernandez. Bizans Devleti Tarihi. s. a. 151. “T ü rk ler ve Balkanlar”. 16 vd. II. İm aretin vakfiyesi için bkz. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi. Ankara 19955. F.: İ. 124. 505-509. Tevârih-i  l-i Osman. II. D İA. İbn-i Kem al. s.: F eridun M.. H alil İnalcık. 124. a.e. s. s. 499. 144. II. 13. İlhan Şahin. s. s. s. U nat. 290. 19 P Charanis. Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz. H az. 10-11. aynı madde. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad.XIV. s. Prof. 479Ostrogorsky. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". l 6 (1955). 173-182. 29 vd. Şerafettin Turan neşri. s. "Edime”. Travaux et Me'moires. 176-178.-M . Türklük Araştırmaları Dergisi.g. 317). İstan b u l 1997. s. N ikolas O ikonom ıdis. İbn-İ Kem al. Takvimler.: Aşıkpaşazâde. İstanbul 1989. Balkanlar. 11. A ltay K öym en neşri. s. “Süley­ rihleri. 4. s. s. 299-312. “G elib o lu ”. Bizans Devleti Tarihi.e. İstanbul 1979. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız.

1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın.4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. H am zavi’n in eserinde I. D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde. Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik. faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. Serez. Evrenosoğulları. topSİYASET . Teselya Yenişehir. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş. şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu . üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I. akın yaptıkları bölgeler. B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları.2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir. yeni bölgelerin fethedilm esi. Edirne ve çevresinde. O hri ve çevresinde. D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır.ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). G üm ülcine ve L outra’da. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II. T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri. hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir. Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir. Turhanoğulları. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle.

yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT .17 A k ın c ılık . K ö p rü lü . M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz.9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r. ve 16. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte. H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. Çete.12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H . keşif.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. I. döğüş sanatının inceliklerini bilen. haram ilik ve ak ın adı verilen. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı. İ. F. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler. A ydınoğullarm ı k onu alan eser. g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde./1 4 6 4 M. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı. akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz. F. akıncılığın 15. I.18 O sm anlı öncesi. 15. Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı.1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. M urad (13601389) ve I.14 M. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta. b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre. A kıncı def­ terleri. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir.13 A. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden. B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali. M urad’ın. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır. Y apılan ak ının.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir. tarih in d e II.

d i­ ni. “H an. C.22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. 78 6 H . A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . C ahen.sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır. B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti. N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır.. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını. tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. I. onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H . B. ğ u çalışmalarda. O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de. A şıkpaşazâde tarihinde. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. . tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. I. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda. devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken. M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından.20 S. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler. h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak.21 I. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır. U zunçarşılı’nın Ilhanlı. B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. 11366 M . A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u . İkincisi de akıncı bey­ ri. zapdetmekle görevlendirmişti. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir. İpsala’y ı fethetti. ekonom ik. akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların. E v­ remiz G a z i dahi vardı.19 C. M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti. ele gefirmeye yürekli serdarları. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i.

akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. 8. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. yolları. O sm anlı ordusu seferdeyken. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. 5. 2. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. peri çehreli kızlar.11 3 8 3 M . M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak. 3. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. Ü çüncü önem li nokta. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. 11. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. Yağma. sultanın. 10. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da. 12. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. tah rip ve talan yoluyla. Y ukarıda aktarılan bilgiler. 9. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. O layın ikinci önem li noktası. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. yüksek dağları. D üşm anın önem li geçit. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. m al ve esir alm ak. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır. ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . 7. görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti. I. G an im et. yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. bağlılıkla rın ı belirtmişler. 6. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak. 4. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. B irincisi.

“.. ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden. sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. K endi sancak beğleri de geldi. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “. B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler... ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu.a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I. Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli. H ica z’a gitm işti. hüner gösteresin. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi. atın ın bastığı yerde ot bitmez. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler. kıvanub buyurdu. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın.. Varub.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde. Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi. G erektir ki. K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. su ltan M urad. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini. “. M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise. 15. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir... sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti. su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir.. On­ dan sonra düğüne başladılar. B ileğinin hünerini. ağanun neslindendir. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler.. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken. A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz.. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi. S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi. k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz. dar. yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde. H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip.. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler. Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder.. ona göre a d ­ lanm ak. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir. y ü z a k lığ ı edesin. onların statülerine de yer v erildiği görülür... hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp .B a k a Evrenoz demişti... SİYASET . ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır. N i ­ ce vilayetler fethetm işti. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır. “H a zır lık la r tam am landı.

YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. vardığın yerde durasın. 16. E rken O sm anlı dönem inde.. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi. karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. I SİYASET D . Yalova’y ı da tim ar a verdiler. Sen. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. O sm anlı idaresinin. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. B u bilgilerden. Erken O sm anlı dönem inde. toprak yöntem inin. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. Bilginlere. O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı. to p lu m yaşam ının (dini. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı. riayet edip. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. A şıkpaşazâde’n in I.. Vergilerini adalet üzre toplayasın. ”il ana şema üzerinde şekillenir. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim .İm di.. hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. Ahi teşkilatının. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik. bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması.“. M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. m alum un ola ki. atam a r­ mağanısın. Evrenüz. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin. k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu.. Bu p o litika. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip.

çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır..”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy. sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. Orada göçer iller vardı. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. I. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır. tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . .. A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir. .H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi. A. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece...39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir. M. iskân ettiriim eO SM A N H . K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler./1 4 3 1 M. Onları sürdü. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında. H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti. b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. 34 Yazar I.36 b u insanların I. D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi. akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti.. ”37 Şeklinde. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır. A kdağ. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de. O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. 835 H . B ununla b irlik te. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin. Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar. H araç koyuldu.. B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz. M urad zam anın­ da. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. B u d u ru m a en iyi örneğim iz. tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde. topraklara yerleştirilip. Serez iline geçirdi. D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir.

E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. tim ar sitem inin. B unlardan birincisini. W erner. O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın. A m a toprağı satm a. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. W erner. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil.41 E. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi. m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı.42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT . M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi.40 N . A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir. Bir g ru p seferde iken. G elirler. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler. Yazara göre. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. k o nunun başında. yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı. V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir. V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti.

Unat.: A şık p a şa z a d e .Y.g. Cam i-iil M aknunat (çev.g. 1 9 2 4 ..g..m..: H o c a S a d e ttin E fe n d i. 1 9 6 0 . 6 6 7 . A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z . 2 3 1 . H .: a.. 1 9 8 8 .: K ra e lic z .e. 3 1 .: Y îııanç. İ s ta n b u l. 1 5 5 -1 5 6 . M . 6 2 -7 3 B k z . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır . 4 3 3 .g.: A şık p a şa z a d e . 3. İ s ta n b u l 1 9 1 0 .: Suzi Ç e le b i.g.g.g. 10 B k z . 1 9 3 3 . 4 6 . Erken 0s~ 14 15 B k z . A n k a r a .3 4 1 . 1 9 8 7 . 3 0 4 0 . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 1 9 5 6 . s..g.. Os- rihi Encümeni Mecmuası.g. 7 3 -7 4 . 23 9 B k z. Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal . R . 3 0 4 2 .: İ.: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı. A . a...I I . T i irk A kıncıları .da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”. I . I. s. H . Osmanlı D evletinin Kuruluşu. Dusturnâme (yay. s.. a.. a. s. “A k ın c ı” m a d d e s i.e. M o- da A k ın la r. H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z . I. Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi . Köymen). İ.: M... W ie s b a d e n . N .. . s. a.. H . 8 5 .. s.: G ib b s o n s .: Shaw .e. M . “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . 3 9 . 6 7 .m.. 1 9 8 3 .: A k d a ğ . I. F.g.. B k z.: M. A n k a ra . s. a.... 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir. İslam Ansiklopedisi. A n k a ra . 8 2 . a..: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i. A n ­ k a ra . A n k a r a . A. D e c e i. O . M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . s. 4 6 -7 2 . s. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid.. Z .. A n k a ra . s. P. Baştav).: B e ld ic e a n u . E sk işe h ir.: T acaıı. A ğ u s to s 1 9 9 5 .. İ. 43 Esen.2 4 0 . t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir. İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k . A şık p a şa z a d e . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . H o c a S a d e ttin E fe n d i. d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . A tsız) İ s ta n b u l. M. 3 6 .4 0 ..: C a lıe n . 4 3 2 . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev. Harmancı). O SM A N LI f f f l SİYASET .4 3 8 .1 4 6 .: A rs la n . a. 1 9 1 5 . B k z. Z .: M. T ürk Ta­ şuyor Dergisi.: P a k a lın . s.. Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz. A n k a ra . Parmaksızoğlu). s. 7 B kz. s. Ç . D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . mesi (yay. A ta tü rk’e Armağan Kitabı. Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası. 1 9 7 9 . 1 9 6 7 .: U z u n ç a r ş ılı.: K r a e litz . s.4 3 .g. N . H . s.: F e rid . 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z. İ. .: A şık p a şa z a d e . A lcın ay .. 1 9 7 9 . C . İ s ta n b u l. 2 7 . 2 3 9 . 1 9 1 4 /1 5 . s. 59B k z. 6 6 . 2 4 2 .e. M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r . E . Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz.e. H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü . 1 9 8 2 . s.g . Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev. a.: a.m .. Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran). İ. 4 2 . a. 2 2 9 . F. 1 9 9 2 . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . I . 1 9 8 5 .2 4 0 .g.: Ş. 1 3 4 -1 3 5 . s.g. B k z . The Encyclopaedia o f İslam. T A C A N . 2 1 9 B k z . İ. A . 2 3 9 B k z . Öner). s. Y . V.2 3 4 . İ s ta n b u l 1 9 3 6 . 1 9 9 1 . H . B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz . I. 31 32 B k z .. s.. Y Y. A kıncılar ve Mehmed II..: K ö p r ü lü . 1 9 8 6 .7 5 9 . 2 4 0 .. a. E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z . İs ta n b u l. 1 9 8 7 . B k z . s. II.. H . s..: Asım ). 2 3 1 . İ s ta n b u l. “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”. H . B k z . O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n . 9 B ilg i için b k z .e. 7 /3 7 .g.: U z u n ç a rşılı.g. s. H .: H a m z a v i. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . X V I ... B k z. Yinanç). A. S.e. s. B e lle te n ./ 1 4 9 1 M . 2 4 2 . a. XIV.. R. 4 B k z. s.e. 11 12 B İlgİ İçİn b k z . 5 B k z. I .1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a . 1 9 7 0 .: Y. H . 3 .g. manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri. K ılıçbay). s. Kappert). A. II. A .g. s.: U z u n ç a rş ılı.. 1 0 5 .: A şık p a şa z â d e .e.. N .g. İ s ta n b u l.m.1 0 . 2 0 2 . 13 B k z. Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz.m. 1 2 7 .: O. s. 6 B k z.g. 3 4 0 . k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II . İ s ta n b u l.2 5 0 . I-V . B k z. Bayezid II Zamanların­ 20 B k z. 5 4 . 33 34 A. “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”. B k z . 42 B k z ..: A k ın . 1 9 8 1 . a. O . “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” . s. U z u n ç a r ş ılı. I. " A k İn d jİ” m a d d e s i.: F e rid .e. .: N e ş r i. S. 1 9 2 8 . s. B k z . Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F.m. s. A n ­ k a ra . B k z. I.: N e ş r i. h . a . s. a.: E n v e ri. 1 9 8 1 . a. İ s ta n b u l. I I.. 197 3 . Levend).: A. s.: U z u n ç a r ş ılı. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası. 1 9 8 7 .5 5 . s.m. 37. D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n . s.: O c a k . s. “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”.. A . F.: O c a k . M . Y . s.-X V . 1 4 2 -1 4 3 . 2 8 .: İn a lc ık . 2 9 7 .. 1 9 2 8 /2 9 .3 0 8 . İ s ta n b u l. A . V. E se rin i 8 9 8 H . Tacn’t Tevarih (çev.e. “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I. B k z . 8 B k z. s. Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev. The Foundation o f the Ottoman Empire (çev... 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i. Hulusi). N e ş r i. 1 9 8 1 . Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları. 2 3 9 . 1 9 4 0 .e. H.: A n o n im .: W e rn e r.: H a n h a n . a.e. Y Y ’dan X V I.

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. Toga Timurlular. Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. Horasan’ın bu durumunu. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. Kara Koyunlu. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. Bu sırada Anadolu’da. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu. Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Horasan Serbedarlılar. Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. ve XIV. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. burasını ele geçir­ di. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. Erzincan’da Erzincan emirliği. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. Bu yüzden o. Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu. Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. Musul. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. DR. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. Dulkadıroğlu. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları.

Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. Karamanoğlu Alaaddin Beg. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. kendisine katılacağını bildir­ mişti. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. onlara ağır darbeler indirmiş. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı. N itekim o. Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. Ti­ mur. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi.2 Kadı Burhaneddin. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Zira artık Altın Orda hanları. Gürcüler üzerine yürüyerek. O. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti. onu bertaraf et­ mişti. Bu savaş Orta Asya. Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah. mektuSİYASET . Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti. Bayezid. Bu haber doğru olup. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu. Hanzâde. Delhi’yi ele geçirip. Toktamış üzerine. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil.3 O. Zira o. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. H int seferine katılmamıştı. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Berkuk. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış.

az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. Azerbaycan. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid.4 I SİYASET . Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. Böylece dostluk. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. önce Musul’a. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. bir süre Semerkand’da kalıp. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek. az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. Öte yandan ittifak üyeleri. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. Konya. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen. Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti. tehditlere başlamakta. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. Kadı Burhaneddin. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Bâ­ yezid’e sığındılar.

burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur. Timur bu cevaba karşı. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. Timur. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi. lâkin tekrar gelecek olurlar ise. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. dostluk teklif ediyor. Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile. önce Sivas’ı geri almış. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu. Buna karşılık Bâyezid.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını. Timur elçilere. An­ kara’yı kuşatmıştı. Esasen bu teklifler kabul edilse bile.10 SİYASET . aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra. Tâbi olup. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. O. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar. yakıldı. şehir yağma edilip. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. kafirler ile mücadele edip. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini. bu olmadığı takdirde. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak. artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. oradan da Haleb’e geldi. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler. Bu yüzden o önce Behisni’ye.5 Haleb. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş.

et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Mire dağı. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. Ova çayı. O. Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu. batıda Kuşçu dağı. Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz. Hacılar köyü). torunu Muhammed Sultan.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı. Kışlacık deresi. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Esenboğa.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da. Aydınoğullarına bırakıldı.000 kişi.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. Zira Bizans İmparatoru Manuel. Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı. Osmanlı ordusunun 70. Rumeli’nde fetihler durmuş. bağlılığını bil­ dirmişti. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş.1 5 Muhammed Manisa’da. İzmir. beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar. Bu yüzden Timur. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. 17 Ağustos’ta. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. XIV. kuşatmayı kaldırarak. Çubuk. güneyde Karacaviran. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla. Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi. lâkin ona yetişemeyince. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu. kuzey­ de Cankutaran. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa.

88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. Alexandrescu D ers­ ca. İ. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti. Şâmi. 3 Bu m ek tu p için bkz. 4 Faruk Süm er.. H . 350). İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü.: İb n Arabşah. aynı m üellif. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır.. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz.1 7 Yenilgi.dv. Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. “ 1402 Ankara Savaşı". Acaibu’l- Makdnr. İ. 5 91-603. Yinanç (/. Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti. O . 108 (33). Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”. Osmanlı Tarihi. Zafemâme. ZDM G (1958). İstanbul 1934. II. Ayrılmadan önce. Uzunçarşılı. Uzunçarşılı. Mirza Şahrııh ve Zamanı. Kara Koyunlular.dv. II. Praha 1937. Osmanlı Tarihi. Ba­ yezid M ad. I. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. “T im urs O ste u ro p ap o litik ”. 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî. H .dv. s. Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. 301 v. X X X V II/l4 6 . V II/2 7 . I. II. 2 7 9 v. U zunçarşılı. 318.dv. 15 16 17 Yezdî. Askeri Tarih Bülteni (1980). Belleten (1937). 96 v. I.: Ö m er H alis (Bıyıktay). Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş. 6 7 İsm ail Aka. 63 v. 55. 14 Bu fetihnam eler için bkz. 1/2. 348). 308. Bayezid I M ad. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı. l 6 l v. H . Zafemâme. Yezdî. II.ş.1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur. I. I. A nkara 1994. A nkara 1 9 6 i. M.-XV. 310.: İsm ail Aka.A. 1977. 10. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. I. s. 25 2 . Tahran 1336 h . 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. 6 v. 386).: M uzaffer Erendil. İ. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı.: Zeki Velidi Togan. 24. Osmanlı Tarihi. 591-59919 H alil Edhem .: İ. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz. Belgeler (1986). paraları üzerine onun adını da koydurdu.dv. “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi".tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada. İstanbul 1334. X I/1 5 . Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir. “XIV.dv. Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip. T im u r A kşehir’e gelince. 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz. A.: Yaşar Y ücel. “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”. Belleten (1973). U zunçarşılı.. La Campagne d-e Timur en Anatolie. 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz.2 9 2 . H . 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. Meskûkât-ı Osmaniyye.: Fuad K öprülü. Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti.: Yaşar Yiicel.: Alexatıdrescu Dersca. savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. 1-22. 327.dv. 68 v. N r. Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. Belleten (1943). Zafemâme. B ucuresti.19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”.. La Campagne de Timur. 62. K ahire 1285. 121 v. “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir. Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403).. M .dv.

DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI. HARAMEYN" .

.

FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII. YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 . YÜZYILLAR) 253 XV.-XVIII.

.

3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE. DR. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir.2 XVI. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım. Fatih olarak tanındı. hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. Paradoksal olarak. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. [JJJ SİYASET . Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir. fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade. Açıkça görülüyorki. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. fakat XVI. B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü. sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır.

zenginliğimin ve talihimin yardımıyla. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir.9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz. Yazarları.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. Sezar. Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. projesini hatırlatmaktadır. “İskenderler. Bu şekliyle hikaye Papa II. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. Gençliğimin. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir. II. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir. 672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. Yukarıda belirtildiği üzere. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca. belirtilmeyen bir tarihte. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir. “Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder. Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan.

1480’de Rodos muhasarasının başarısız olmasına rağmen.la açıkça gurur duyuyordu. atalarından kalan topraklara yirmi ülkeyi daha katmış ve dünya fatihlerinden birisi oldu­ ğunun işaretlerini göstermişti. Meh­ m ed’in dünya fatihleri arasındaki statüsünün bilincinde olduğunu Fatih’in yakın çalışma arkadaşlarından tarihçi Tursun Beg 147 3’te işaret etmiştir. 147 5’de K ırım ’ın Osmanlı hakim iyeti altına alınması ile Osmanlı nüfusu Karadeniz’e ulaşmış ve Osmanlıların mevcut deniz gücü kapasitesinin daha da sınırlanmasına ve daha fazla kayna­ ğa ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. H ristiyan Batı­ nın itaat altına alınmasının imparatorluğun gelecekteki gelişm esi ve em niyeti için sağlam bir temel atılm ası yö­ nündeki kapsamlı planın sadece bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. O ki metodik yaklaşım ı ve titizliğ i güçlü Türkmen lideri Uzun Haşan ile Ağustos 1473’te O tlukbeli muharebe­ sinde karşılaşmadan önce. İşte onun bu mükemmel as­ keri sicili. (sahip-kıran)!'11 halde Fatih Sultan Mehmet seferlerinden gerçek­ XV.15 Fatih’in askeri seferl