OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

BA BOA CA CD CH DİA DUİT E. Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin.. a.e. . Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih.. Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma. YA-Res YEE Yz.e. EHN EUM FO GMDTA h. yazmalar .g. a.B. S. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı ..y.m. OTAM RGD A s.ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr.g.. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office. HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş.KISALTMAIAR a. İngiltere. ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih. a.g.

Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D . D R . M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . D O Ç. S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. D R . R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . D R . H E Y W O O D • PROF. D O Ç . N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. D R . İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . A H M E T KAVAS ■ D R . D R . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . D R . P T R M E N T Z E L M Y R D . D R . Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . M E H M E T SA R A Y » Y R D . PROF. İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF. A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. D Ç . B U N E S » PROF. H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. M O N IK A M O L N A R U PROF. . E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. D R . D R . TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . D O Ç. M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. K A M E L F IL A L I» PROF. H İR O K İ OD A KA D R . Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R . D R . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D R . O SM A N KÖSE m D R . G A B O R A G O ST O N m D R . H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. D R . İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. D O Ç. H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF. M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . D R . D O Ç . D R . D R . M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . D R . F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R . D R . PROF. E N R IC O BA SSO W D R . PROF. R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . D R . D R . A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. İB R A H İM S E Z G İN ■ H . D R . D R . D R . N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. D R . PA L FO D O R * D R . D R . D R . SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. D R . PROF. Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. D R . E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. D R . D R . D R . PROF. ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. D R . D R . D R . D R . M U STA FA B U D A K ■ Y R D . D R . D O Ç. D R . M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. D R . D R . S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. D O Ç . SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF.iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. D R . C O L IN J . D O Ç. V10REL PA N A IT E ■ PROF. D O Ç . A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. D R . D R .

Ş. M E T İN H Ü L A G Ü m D R . SON YEL ■ PROF. D R . D R . DO Ç. A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. DOÇ. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. HALE ŞIV G IN ■ YRD. D R .J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. M U R A T M . B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. D R . A L İ B İR İN C İ ■ D R . A L İ A K Y IL D IZ m PROF. YASAMEE ■ PROF. D R . SA LA H I R. D R . H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. N A D İR DEVLET ■ DO Ç. D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı. D R . D R . IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. D R . G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. A H M E T T U R A N A L KA N m D R . M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. D O Ç. M U SA Q A S1M 0V m D R . H A T İP O Ğ L U U Y R D . M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. D R . D R . ODILE M OR E A U ■ DOÇ. balkanlar ve ötesi PROF. abdülhamid ve pan-islamizm PROF. ÖM ER B U D A K ■ Y R D . D R . D R . D R . D R . D R . C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . DOÇ. D R . SF. D R . C E N G İZ HAKOV • DO Ç. F İK R E T A D A N IR m DO Ç. D O Ç. S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . D R . H AŞA N ŞA H İN ■ D R . A Y TE N SEZER ■ YR D . F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. D R . VEYSİ A K IN . D R . ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . ISA B L U M l ■ D O Ç. DOÇ. M ERA L B A Y R A K m Y R D . D R . DOÇ. abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. D R . E N G İN A K A R L I ■ PROF. N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . D R . D R . D R . M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç. D R . D O Ç. D O Ç. HE E S 0 0 LEE • DO Ç. DO Ç. L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. D R . IG O R KA R PA Y E V U Y R D . DOÇ. D R . M A H İR A Y D IN m D R . D R . M İT H A T B A Y D U R ıı. D R . D R . D R . D OÇ. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . D R . D R . FE RO V Z A B D U L L A H K. KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II.cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. D R . D R . BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. D O Ç. E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . D R . J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF. H A K A N K IR IM L I m PROF. D R . A. D R . D R . D R . D R . D O Ç. M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . DO Ç. D R . DO Ç. C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D . T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . D R . D R . D R . S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. DO Ç. ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . D R . D A V U T K IL IÇ m DO Ç. İL B E R ORTAYLI D R . D R . M E S U T A Y D IN ■ D O Ç.

D R . PROF. L İN D A T. DO Ç. T İM U R K U R A N ■ PROF. D R . S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. D R . D R . EROL ÖZVAR ■ D O Ç. D OÇ. M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. D R . D A R L IN G • PROF. D R . D O Ç. PROF. D R . S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. D R . FE T H İ G E D İK L İ M D R . D R . A SLA N ERE N • Y R D . D R . ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. D R . D R . D R . D O Ç. D R . D R . D R . D R . E YAL G IN IO » Y R D . N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ. KA TE FL E E T ■ PROF. D R . Y IL M A Z K U R T » D O Ç . D R . D R . D O Ç. C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. D R . D R . D R . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. PROF. T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D . D R . KLÂ RA H E G Y I ■ D R . D R . VIOREL PA N A ITE ■ D R . D R . D R . ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF.cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF. D R . V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. D R . M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. D R . D R . D R . ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF. ulaşım ve demiryolları PROF. D R . D O Ç. PROF. PROF. O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. DO Ç. ZA FE R T O P R A K • ASST. H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . D R . V A H D E TTİN E N G İN . M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. D R . D R . O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . D R . YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. D O Ç. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. D R . D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç.F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. D R . A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . D O Ç . D R . D R . D R . İM M A N U E L W A LLERSTE IN . ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. D R . D R . A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. D R . kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. M Ü B A H A T S. D R . DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . D O Ç. D R . D R . D R . SE RA P Y IL M A Z ■ YRD. R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. D R . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R .

N U R İ A D IY E KE » D R . N E D İM İP E K ■ Y R D . SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. DOÇ. D R. A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . DOÇ. B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . D R . L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . D R . H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. DOÇ. ALİ G Ü L E R ■ D R . D R . D R . ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. G A Z M E N D SH PU Z A » PROF. RECE P D Ü N D A R » Y R D . D R . D R . DOÇ. D R . A B D U L L A H SA YD A M » PROF. A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. D O Ç. M . A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. D R . D R . ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . İREN E M E L IKO FF » PROF. D R . D R . M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. DOÇ. A. M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC. D R . ermeniler ve rumlar PROF. A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. F E R İD U N M .. SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . D R . O SM A N T Ü R E R » PROF. D R . CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. D R . REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . A R SH I K H A N » P R O F . DOÇ. DOÇ. DO Ç. D R . D R . D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç . D R . KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . köylüler ve konar-göçerler PROF. D R . EM E CEN » YR D . D O Ç. D R . Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. D R . DOÇ. DO Ç. temelindeki manevî harç PROF. D R . D R . S A İM SAVAŞ » PROF. D R . DOÇ. M E H M E T ŞEKER » D R . DOÇ. N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. PROF. Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D . Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. D R .cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. M USTAFA KA RA » DOÇ. M USTAFA A ŞKA R ■ DR. SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. D R. M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . D R . D R . D R. O SM A N Ç E T İN ■ YRD. DOÇ. D R . D O Ç. D R . M EN DERES C O Ş K U N » D R . D R . D R . G A L İP E KE N » D R . F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. D R . STA N FORD S H A W » P R O F . İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. D R . D R . Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. D R . D R . D R . D R . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. D R . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. İL H A N ŞA H İN m D R . PROF. SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. MOSHE M A ’OZ » PROF. M USTA FA D E M İR » YR D . D R . GEZÂ DÂ V ID m YR D . A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. SA W SA N AGHA KA SSA B . A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . D R . D R . YAVUZ E RC A N » P R O F .

D R . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç . U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . D R . S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . D O Ç. D R . D O Ç. D O Ç. D R . D R . T U R G U T C A N S E V E R » PROF. E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . D R . D R . D R . D R . M . D R . D R . R Ü Ç H A N A R I K » D R . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . D R . D O Ç. D R . D O Ç. İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . BE H IYA ZLA TA R » PROF. D R . D R . FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. D R . D R . D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. T A H SİN Û Z C A N » Y R D . D O Ç. H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . D R . ZİYA K A Z IC I * D O Ç. ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. D R . H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. D R . D R . ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D . M A D E LIN E C. İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. D O Ç. M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. D R .cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. D O Ç. D R . D R . D R . D R . A L İ A RSL A N M D O Ç. R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. D R . D R . D R . M EFA İL H IZ L I m PROF. D R . Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. PROF. D R . H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. A H M E T C İH A N ■ PROF. ZİYA K A Z IC I » PROF. D R . S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. D R . İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. D R . T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. H A LİS A Y H A N » D R . T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . D R . D R . D R . F A H R İ U N A N » PROF. N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. D R . D R . D R . D R . D O Ç. A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . D R . D O Ç. ENVER K O N U K Ç U » Y R D . R U T H M . D R . R O D E D * PROF. Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . ZE H R A TO SKA » D R . M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. LEYLA K A P L A N » ASSOC. D R . D O Ç. D R . KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç. F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D . A H M E T M A K A L » D R . D O Ç. A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. D R . N E C M E T T İN TO Z L U PROF. D R . S A L İH A Y N U R A L » Y R D . D R .

D R . D R. Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. D R. D R. REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. DOÇ. D R . İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. ATİLLA Ç E T İN * D R. YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. D R. H A M İT ERSOY ■ YRD. M E H M E T V . D R. DOÇ. C H R IST IA N R U M P F » PROF. DOÇ. ZEKERİYA TÜ R KM E N . M . ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. DR. DR. M U SA Ç A D IR C I m YRD. DOÇ. M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. DOÇ. D R. şeyhülislâm ve kadı DOÇ. D R. D R . Ç E T İN VARLIK m DOÇ. H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. D R . EN GİN BE RBE R » DOÇ. TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . D R . D R . harp sanayii ve teknolojisi PROF. D R . D R. DR. FEVZİ D E M İR * YRD. DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. D R. D R. DOÇ. M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. DOÇ. GILLES VEINSTEIN ■ YRD. D R. D R. SA LİM A Y D Ü Z * D R. D R . DR. FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. D R. D R. D R. YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. DR. G A BOR AGOSTON * D R. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. İLH A N YERLİKAYA * PROP. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. DOÇ. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ. ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. A K İF A YD IN * ROF. RECEP AHISHALI * PROF. M . DR. D R. OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. D R. D R . ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. DR. DOÇ. ALİ ÜNAL * PROF. D R . D R . DR. M U R A T ŞE N U D O Ç . DOÇ. ORHAN KIL IÇ * PROF. SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. DOÇ. ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. DR. Al. D R. ALİ Ş A F A K * YRD. N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. D R . DR. D R . İD R İS BOSTAN * ASST. A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. PROF. D R . D R . OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD . M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. D R. D R. DOÇ. D R . SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF.

E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. D O Ç. H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . D R . D R . Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . RAIA ZAIMOVA » PROF.cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. D R .ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. M E H M E T A K G Ü N » Y R D . D R . D R . M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . D R . İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . D R . T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. D O Ç . D O Ç. S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . D R . D R . O C A K » PROF. P R O F D R . D R . ZA H R A Z A K IA » Y R D . D R . D R . D R . E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. D R . İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . PA L M IR A B R U M M E T » PROF. D R . B Ü L E N T TA N ÖR • D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. COR N E LL H. M İK A İL B A Y R A M » PROF. D R . D O Ç . D O Ç . A Lİ B İR İN C İ ■ D . C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . D R . FL E ISC H E R » Y R D . D R . M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . SA L İM KOCA » D R . M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. D O Ç. D R . Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. D R . D R . R E ŞA T G E N Ç » PROF. Y U R I A. VEJDİ B İ L G İ N » PROF. D R . O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R . O R H A N F. D R . D R . A H M E T Y. B E K İR K A R L IĞ A » D R . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . D R . İB R A H İM K A L IN » Y R D . D R . S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R . C A H İT T E L C İ » D O Ç . D R . D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . E R C Ü M E N T K U R A N » PROF. D O Ç. K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. İ T E R T U R A N ■ PROF. D R . A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. D R . B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . D R . H A Y R İ B O L A Y » D R . D R . A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . D R . D R . D O Ç. D R . D R . K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. D R . A Z M İ Ö Z C A N » D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. M E H M E T Ç E L İK » PROF. D R . A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. D R . D R . RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . NORA SE N İ » D O Ç. B A Y K A N S E Z E R » D O Ç . B E R N A R D LEW 1S » PROF. D R . D R . Ş E R İF M A R D İN » D R . D R . D R . İL B E R OR TA YL I ■ PROF. M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. B A K İ T E Z C A N ■ PROF. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. J A K O B L A N D A U » PROF. H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF. D R . S. SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. D O Ç . T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . B E K İR KO Ç L A R . A B D U L L A H A L PE R E N » D R . D R . D R .

G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF. R E M Z İ D E M İR fizik . D R . D O Ç . O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . D R . H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . D R . D R .biyoloji Y R D . D R . SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R . D R . D O Ç . B E Ş İR ATALAY » Y R D . D R . A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. D R . D O Ç. M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik . D R . D R . D R . G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF. D R . D R . D R . K L A U S K R E ISE R ■ D R . D R . FE ZA G Ü N E R G U N » D R . A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. İLT E R UZEL eczacılık PROF. M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF. K O R K U T T U N A » PROF. D R . D R . H U L U S İ L E KE SİZ » D R . T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . D R . E R İŞ A S İL .astronomi PROF. D R . D R . E M RE D Ö L E N » PROF. D R . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. D R . D R .kimya . D R . A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF. D R . R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . KE N A N İN A N » D O Ç . İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . M U STA FA K A Ç A R » D R . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. E R D İM İR • D O Ç. FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp . A S U M A N B A Y T O P . D R . N U S R E T Ç A M » D R .M U T L U K IL IÇ » D R . D R . N A CER M IL O U D I » D O Ç. S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç. A D N A N ATAÇ » PROF. T U R H A N B A Y T O P » P R O F. D R . SA L İM A Y D Ü Z » D R . N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R . B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. D R . D O Ç. D R . D R . B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . D R . H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. N İL S A R İ ■ PROF. H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. D R . D O Ç .D O Ç . D R . D R . M . D R . D R . S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. D R .cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF. D R . D R . N İL S A R I » PROF. A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF. D R . D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. D O Ç . D R . D R. E SİN KA H YA » D R . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF. H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . A L İ Y A R D İM » PROF. D R . A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF.PROF. R E M Z İ D E M İR . A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. A Ş K IN YAŞAR ■ D R . R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . D R . E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. D R . YAVUZ U N A T ■ PROF. İLT E R U ZEL » PROF. D O Ç. M E H M E T H. D R . D R .mantık D O Ç . D R . H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. A Y ŞE G Ü L D . R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. M USTA FA K A Ç A R .diş hekimliği PROF. D R . S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. D R .

H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. DR. A HM ET B. DOÇ.ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. DOÇ. D R. DR. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. İSMAİL ÜNVER • DOÇ. NECAT B İR İN C İ ■ YRD. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R . D R. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. DR. DOÇ. DR. M EH MET ARSLAN M YRD. DOÇ. İSKENDER PALA ■ PROF. DOÇ. NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. DOÇ. Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. D R . DR. D R . ALEV SINAR ■ PROF DR. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. D R . D R. M. Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. D R . D R . N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF. DR. SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. DR. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. DR. DR. D R . ERCİLASUN U PROF. SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. DR. D R. D R . D R . A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. D O Ç. D R . D R . ORHAN OKAY ■ PROF. D R . A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. LATİF BEYRELİ • DR. D R. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. GÜN A Y K U T ■ PROF. M U Z A F F E R T U F A N M Y R D . R ID V A N C A N IM ■ PROF. DOÇ. DR. EN GİN SEZER ■ PROF. H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. A DNAN KA D RIÇ M PROF. D R. ALİ FUA T BİLKA N • YRD . N AZAN BEKİROĞLU • YRD. VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . SABAHAT DEN İZ ■ YRD. D R. DR. D R . D R . DR. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç. DR. DR.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. MERTOL TU L U M M PROF. DR. M U STA FA İSE N m D R . TA D E U SZ M A JD A » Y R D . D R . D R . KA DİR ATLANSOY . Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . DR. DR. FATİH SE ZG İN M DOÇ. CEMAL KU R N A Z U PROF. DOÇ. DR. 1. DR. DR. DOÇ. DR. D R . DOÇ. DR. D R . U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. D O Ç . ALEMDAR YALÇIN • DR. DOÇ. ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. İN C İ E N GİN ÜN M PROF. D R . M EH MET SA RI ■ YRD. M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V. D R . D R. FAZIL GÖKÇEK . DR. M E H M E T A R SL A N » D R . D O Ç . M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. DOÇ. DR. A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . D O Ç . KA ZIM YETİŞ ■ PROF. DR. MUSTAFA U Z U N • YRD. DR. DR. DR. N E C D E T E R T U Ğ * PROF. MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. HAYATİ DEVELİ ■ D R. N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . D R . D R . ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. DR. D R . B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. M E TİN ERG UN • YRD. H A L U K D U R S U N • D R .o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. İSMAİL PARLATIR • PROF. DR. KEMAL YAVUZ • DOÇ. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ. ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. DR. İ.

D R . N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. N U R İ Ö ZCA N • D R . NAJWA O T H M A N M YRD . D R . DOÇ. D R . D R . A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . D R . D R . OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. D R . G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . D R . D R . N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . D R . S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ. OLUŞ A R I K * PROF. D R . DOÇ. A. D O Ç. D R . D O Ç. D R . ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. B Ü L E N T A K SO Y M YRD. RECEP USLU M D R . FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF. D R . D R . H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF. DR. Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. K A SIM İNCE ■ DR. D R . M . D R . SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . DOÇ. PROF. DOÇ. İSM A İL Y A KIT • P R O F . D R . D R . N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF. A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . D R . D R . R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . DOÇ. D R . M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . DOÇ. D R . T U R G U T CANSEVER M PROF. D R . D R . H A K K I A C U N M PROF. D R . H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . D R . M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. JA L E N. D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . PROF. SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. DOÇ. D R .cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. B Ü L E N T A K S O Y M D R . DR. MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. D R . N U SR E T Ç A M M Y RD. D R . SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. DOÇ. SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. N E JA T E R A L PM D R . R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . D R . D R . LEYLA BA YD A R ■ PROF. D R . D R . E R Z E N U D R . D R . D R . D R . EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. D R . A YH A N ZEREN M Y R D . PROF. H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. B E TÜ L B A K IR M Y R D . Z E K İ SÖN M E Z m PROF. A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç . D R . R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . H A K K I A C U N M PROF. H. K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. EMİNE K A R P U Z * PROF. SEMAVİ E YİCE M PROF. DOÇ. M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. RECEP U SLU M D R . D R . B İR SE N ERA T M Y R D . Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . D R . G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . D R . D R . N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . DOÇ. OLUŞ A R IK m PROF. N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. D R .

D R . A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. D R . D R . Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. D R . G Ü N SE L R E N D A » PROF. A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . D R . Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. D R .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. halıcılık ve kilimcilik PROF. ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. F. kuyumculuk PROF. B A N U M A H İR ■ D R. B E K İR D E N İZ »P R O F . DOÇ. K IY M E T G İR A Y » D O Ç .T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. DOÇ. D OÇ. T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . D R . D R . D R . R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF. M U H İT T İN S E R İN m P R O P . U Ğ U R D E R M A N m P R O F . D R. H. D R . SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . TE R CA N Y IL M A Z » Y R D . T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. ENVER TÖRE » PROF. G Ü L N U R D U R A N » D R . R Ü Ç H A N A R IK R D R . M . H A L İT ÇA L » YRD. D OÇ. D R . D R . DOÇ. FA H Rİ SAKAL . DOÇ. D R . NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. N İH A T BO Y D A Ş » DR. A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . D R . D R . Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F . DOÇ. FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . D R . D R . h . ZEREN TA N IN D I » Y R D . DR. D R . D R . D R . ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. D R . SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D .c. D R . H ATİCE A K SU » A. N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. D R . h . D R . DOÇ. Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P .D R . D R . D OÇ. H ÜSREV S U B A Ş I» D R . M E T İN A KA R » PROF. İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD. D R . D R . B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . D R . D R . DOÇ. D R . M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. D OÇ. HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. D R . DOÇ. D R . D R . OKTA Y ASLANAPA * PROF. N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF. Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF.e. D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. D R . D R . HÜLYA T E Z C A N » Y R D . D R . ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. D R . D R . M . ARA A L TU N ■ D R . U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. D R .

D R . K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T . D R . K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F. D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D . D R .o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . DOÇ.

KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I . DR.I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ.

.

Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir. XIII. Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği. özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. Dr. H alil İnalcık. bizim amacımız. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. Bu genellemelerin başında. Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof. Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. Daha da önemlisi bu büyüme. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir.ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde. . sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde.

Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. İmparatorluğun XVII. yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. Bu anlamda XVII. yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. XVIII. mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık. Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur. Yeni Türkiye . yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. ve XVIII.Daha sonra. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine. “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. XVIII. Bu bölümde. Öte yandan. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir.

DR. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF. DR. DOÇ. MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. DR. HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR. ORHAN F. DOÇ. COLINJ. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. DOÇ. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR. DR. ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. DR. DR. DR. DÇ. DR. DR. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD. DR.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF.

SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST.XVIII. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR. MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. YÜZYILLAR) / DR. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI. PROF. Dff. DR. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. DR. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 . PROF. DOÇ. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR.rumeli’ye geçiş SINIR. ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF. DR. PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . DR. DR. PROF. DR. YÜZYILDA I.

H0SKADEM HASANOVA / 509 . AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF. M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF. HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. VE XVII. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. DR. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. ÖZBEK. DR. NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII. DR. DR. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF. DR. B A RB A R O S PAŞA. OSMANLI. VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. DR. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF. V. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. DR. CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. DR. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK. DR. ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. DR. SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR. AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI. YÜZYILLARD A EFLAK. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . YÜZYILLAR) / PROF.1 7 0 1 ) / DR. BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR.

HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. DOÇ. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . DR. İBRAHİM AYKUN / 689 . SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ. YÜZYILLAR) / PROF. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. DR. ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. YÜZYILLAR) / YRD. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF.ALTINCI BÖLÜM XVIII. DR. DR. SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. DOÇ. DR. DR. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF. DOÇ. R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. DOÇ. DR. YÜZYIL SONU X X . MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. DR. DR. MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. DR. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. DR. DR. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

birincisi. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim. Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. tüccar ve sanatkârlar da vardı. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz. Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. yy. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına. 13. DR. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler. 14. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir. ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. ulem a. Bu göçmenler arasında şehirli halk. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. İlkin demografik etkeni. Göç. Burada ilk in .da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. Bayat. 13.D. Asıl ikinci büyük göç. 12. yy. Antalya. Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur.B. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. daha bu tarihten önce. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. bölgeyi Turkmenia diye anar. Bölgede Çepni. sürmeye çalışıyorlardı. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı. yüzyılda Anadolu. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. EySİYASET I. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması. Ancak. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. Oğuzların kitle halinde batıya. yy. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. F. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli. Bu süre­ ci.

Bu Türkmenler. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir. başlarında Denizli bölgesinde 200. Orada savaşçı elemanlar Alplar. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. Al-U m arî 14. Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. Maraga. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. Siyasi güç. Bu f/f’larda daha 13. Uçlarda. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Karahisar (Afyon).000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. batı uc bölgelerine göç etmiştir.mir. çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış. yüzyıl içinde. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. Denizli (Tonguzlu). çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri.000 çadır. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler. Onlar. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. Kütahya. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. yy. Her bölgenin başında. Kastamonu ucunda 100. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. Avdan. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri. Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir.000 çadır. gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. Kastamonu. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. İlhanlı hüküm darlarının. dinsel yaşam­ da. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. Galiba. Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. Amasya. egemendi. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. kutsal ganiSİYASET . Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. Moğol kontrolü. Akdeniz. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler. Kü/ tahya’da 30. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. Etrâk-i Vc. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır.

metle yaşayan uc gazileri idi. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. 1284’de M oğolların. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. Osm anlı beyliği gib i. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. Türkmen beyliklerinin. bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET . bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. Bu beylikler. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti. 1261 tarihini. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. Bu tarihte Kantakuzenos. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. Sarı Saltuk’un Türkm enleri. bölgede kurulan ilk beylikti (1269). Kuruluş süreci. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. Sahib Ata oğulları. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. dinsel yaşama. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. Bu hareket. ettiler). Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. Nogay. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik. Bizans topraklarına çevirdiler. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir. Sonuçta. Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. İzzeddin Kevkâvûs. Aydın. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. çoğu yok edildi. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. Aynı yılda Selçuklu sultanı II. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. Kalanlar ise. 1299’da Nogay ölünce. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. Saruhan. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. Hamid oğulları. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca. Sonraları 14. Orhan’ın donanmasından söz eder. B atıy a göçen babaîlerdendir. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. Keykâvûs halkının bir bölüğü. bu Türkmen grubu. Paul W ittek ’e göre. Baba Saltuk.

kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum. gazâ. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti. Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. yani Çoban oğullarına bağlar. Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. O zaman Osman Gâzî. Os­ man Gazi. yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). Bu kay­ nağa göre. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. Ali akınlarını durdurunca. Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET . Pachyme­ res. Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu. Pachymeres. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. gazâ liderinin. Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. öte yandan Mısır. hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. Osman G azinin bölgesi. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. 1260). sakarya nehrine kadar feth et­ miş. Ger­ çekten ilk savaşçı grup. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. İşte. m ülkü gib i algılanır. bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. Menteşe ili. Saruhan ili gibi.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki.

ma’mûr olmaz. “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. bir yandan “doyum”. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. zira Osman Gazi. Germiyan tarafından gelen SİYASET . Za­ manla onlar. bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır.Bab). Demek ki. der ki. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. Buna karşı Osman. Konur Alp. beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Haşan Alp. o da Selçuklu sultanına. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Turgut Alp. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. Böyle bir hareket. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri. bu uc’da en atılgan. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. Herhalde Osman. kul­ lar olabilir. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. Osman G azinin. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. gâziyân için gösterdiği son hedef. Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. bu durum. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". Türk-Moğol geleneğine göre “anda”. gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. ileride gazâ). gazâ faaliyeti gösterirlerdi. meşru hükümdara. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. Siyasî otorite. daha sağlığında. daim a sultanın yakınları olmuştur. bu şehrümüz kim Karacahisardur. bak. Osman. Selçuk Devleti kadrosunda. Lefke.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. ileri­ de). eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. İznik. Osman’ı ve onun gibi bu ucda. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak. Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. Osman G azinin nöker/yoldaşları. Bik (Bey) diye anılm ıştır. Kastamonu emîrine. Devletin doğuşunda ikinci aşama. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. gaza olmuştur. uc toplumunda. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. Olası budur kim . Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir. İslâm î kutsal savaş. Akça Koca. Başlangıçta Aygut Alp. Osman’a teberrükte bulun­ muş. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Menâkibnâme geleneğinde. Os­ man. Kuşkusuz. Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. Başka deyimle. Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik.

Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. devlet için dinî bir borçtur. bu aşamada Osman’ı. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. Menâkibnâme. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk. Tabii. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. liderin ülkesi. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). (bak. Yarhisar. Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. lidere “an­ da” ile bağlanmış. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. kabul edilirse âmân verirler. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı. Herhalde. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. Yarhisar. “zim m î” haklarını kazanır. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. “İstim âlet”. Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. Osmanlı kaynakları. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. Öyle görünüyor ki. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. 13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. Menâkibnâme. yazılışı II. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi. kadı tayin ettiğini. 30a. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. fakat ri­ vayete göre. Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. her şeyden önce. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14. Çoğu kez önemli bir zafer. Geyve fethinde (20. Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. tekvur Osman G aziye. istim âletin. Eskişehir’den 7 km. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. Bab). R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. Başka deyimle. Rum halkı. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. Yenişehir) kim aldılar. Evvelâ. Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. Bab). Bundan sonra Osman.yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. İnegöl. yani Müslümanlara I SİYASET . İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. Bu fetihten az sonra. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. vilâyetinde adlü dâd ettiler. İl ve memleket. Karacahisar. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. Devletin ku­ ruluşu. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır. devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. /''B u eski rivâyet. kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil.

“Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. O. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. Bab) Herhalde. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. Öbür yandan. şehirleri. Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. 1288’de Germiyanlılar dahil. 1300’de Osman. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. 1298’de İlhan. III. Bu koşullar altında Osman. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı. O sı­ rada. II. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır. Görülüyor k i. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. Sülemiş isyanı (1299). beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. Öte yandan biliyoruz k i. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. (bak. III. 1299 y ılı­ na ait olaylar. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. Osman öldüğü zaman (1324). 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. Çünkü bu isyan sonucu. Âşık Paşazade 12. (Rivayet. Osmanlı rivayeti. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. Görülüyor k i. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . Rivayete göre sultan.saldırmış. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır. Konya’da Sultan Mes’ud. Komşusu güçlü Germiyanlılar. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. Keyhatu’nun gelişiyle. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. Özetle. uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. 1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil.

SİYASET . yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. Aydın B eyliği. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir.. servet.. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü.. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır. Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. Zaten. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. Özetle diyebi­ liriz ki. Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi. Fatma Hatun sıralanıyor. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. Kendisiyle orada buluştum . İmpa­ rator II. H am îd. ala­ madan ölmüş. Özetle. Ede-Bali dahil birçok derviş. “Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Arap Seyyahı İbn Battuta. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor.gelm iştir.. Bu tasvir. Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir. Bazarlu. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı. Osmanlı B eyliği. Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. Yalo­ va’nın doğusundadır. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu. Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. Pachymeres’e göre. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır. Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. Bu ordu. ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. Osman’ın. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”. 15.. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge. adı geçen oğlu Orhan.. Kara yere döküldüler. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği. Bu belge.. M elik. kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder). BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler.. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar.

Tonguzlu (Denizli) beyleri. Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. Alanlar iyi savaşmış. etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz). Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. Kastamonu. Germiyan. 15. Aydın’da Umur Bey. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. Orhan (Osmanlı). Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir. yy. Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. Eğridir. dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. Bu beylik. kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım . B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi. Gerdebolu (Ge­ rede). karşıladığın gösterir. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. Maramar Denizi.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. Gaziler başarı gösteren ünlü liderler. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. fakat bir netice alam am ıştı. Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. O. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. beySİYA SFT . Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. Hamid oğulları. son­ larında tarihçi Neşrî. Böylece 1300’lerde Osman. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir.İstanbul’dan gelen kuvvetler. Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı. Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han.

onun bayrağı altına koşarlar. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. Din yoluna gayretlüdürler. gayret. Rodos şövalyeleriyle. bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). 1330’larda Al Umarı Karesi. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti. yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. Saruhan. onları himaye edeceğini. Palamas’a. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. Osman. 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. iyi bir kılıç. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. rafızîler. Köprülü. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. etraflarına toplanırlar. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. gaza akınlarına başlamıştır. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük. müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. hususi bir kıyafet. uygun bir yoldaş. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G. Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir.ler. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. m istik ve epik bir edebiyat. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. Alp-erenler. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister. Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı.b a h r olarak tasvir eder. saray edebiyatı. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. SİYASET . ok yay. Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. süngü. Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s. dünyaya mağrûr değillerdir. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. iyi bir at.

Bu şehir­ ler güzel çarşıları. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları. yün. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. pamuk. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. 442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. buğday. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu. Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. Bu bakımdan en anlam lı olanı.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. Onun Bursa’da yaptırdığı site. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. Elimizde İslâm kılıcı vardır. üzüm. balmumu. safran. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. pirinç. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. bize gazi demek lâyık olmazdı”. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir. kenevir. Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti. Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir. cami. Buna kalay. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. Sinanüddin Yusuf. hamam. han. 14. 449). 450). Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. bugün Sel­ çuk). Balat. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. şap. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. (429. Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. 435. imaret. kurşun eklenmelidir. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini. İbn Battuta (sh. 448. Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. Kantakuzinos.

Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375). Elvan Çelebi. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Meselâ. Orta Anado­ lu ’dan. sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. Aşpz.mıştır: M anisa’da U lu Cami. Zira Babaîler. baba. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. Şeyh Bedreddin. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. Mâliyeden Müdevver no. bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Kayda değer k i. 96) Mahmud’dur. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. Ve­ fâî şeyhleri. O. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375). A li. M urada) sıfatı verirler. Ömer. G eyikli Baba. Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir. Osman Gazi’nin şeyhi. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. Murad. ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. Aşpz. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. uçların en uzak noktalarına. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. Kozagaç köyleridir. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. 16016. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. farklıdır. 96). aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. Onun anlatım ında Ede-Bali. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. Vefâî şeyhleri. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. Abdal Musa. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. 1300 tarihinde. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. Moğol kuvvetleri. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. Abdal Baba­ lar. Ahmed. Mustafa fakılar). sh. Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. Bu son kayıt önemlidir. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. Genelde dervişler. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak.

İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. 5.önemli kayıtlar elimizdedir. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. Meyve bahçeleri eklenmiştir. Bu dervişlerden biri. geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. vergilerden affetmesi. o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. Hasiy a se t . Orhan onu ziyaret eder. Sultanlar bu va­ kıfları daima. Babâî dervişlerinden bir grup. der. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan. Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. Toprağı işlemede. Onlar Babaîler diye bilinir. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir). Baba “dayım onun yanına g e lir”. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. ona “teberrükümüzdür. Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. Derviş durma­ dı. Sinan. yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. Barkan. m utlak fakirliği seçen. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. hay­ vanlarla arkadaş olan. derviş kabul et­ medi. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. 16. bahçe yapar. dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. yy. son­ larında Aşpz. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. Otman O SM A N LI □ Baba gib i. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta.8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). dervişler vaktini bekler. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. MM 16016. Ağaç 15. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır. Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. G eyikli Baba’nın davranışları onun. Avluya ağacı diker. döndü. A li. G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. tarla açar. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. Derviş bir zaviye kurar. hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. köyler meydana çıkmaktadır. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. İsmail. Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”. Mustafa. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. L.

yy. gazâ. sonuna kadar dayanmalı. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. Ş. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. yy. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir. eserin aslı 10. Risâle.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı. yy. 13. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. tarihçinin ödevi. ve 14. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. Batıda yazılan eser­ lerde. gâziyân. Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. sufîlik. yy. Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. helâl n iteliği özellikle belirtilir. ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. Uc böl­ gesinde. ve 14. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi. Bu grup. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır. bu arada Ucat'ta. İslam bu yolda ölene şe- E3 . Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. b irlik sağlanm alı. başka deyim le dayanışma. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. alp la r adıyla anılmaktadır. 14. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla). in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. Tekin’in incelemesine göre. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. Bu gib i eserlerde gazâ. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler. Bunlar. bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). Selçuklu şehirlerinde. 13. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. GAZÂ VE GABİLİK 13. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). ilk yarısında. T ekine göre. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. İslâm’ın em rettiği bir görev.

Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. kendi­ ne güven.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi. Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. K im in sam im î dindar. PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. Bu beklentiler. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. Osman güdü­ SİYASET . Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. O ğlan­ lar. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. yeO SM A N U □ ALPLAR. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. taşımada d ayanıklılık. niçeri ordusunu oluşturdular. yılm azlık. n eftr-i âm ilân edilm iştir.hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. II. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir. yeniçeri teşkili fikrini buldu. kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. 144 4 ’te Haçlılar. Bayezid. yerinde metanetle durma. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. atılganlık. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. 94). ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. güçlülük ve savaşganlık. Pencik her beş esirden biri. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır. Osman I. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir. Bu son madde. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. fırsat­ ları kollama. İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. I. sab ırlılık. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur.

kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi. yahut Moğolca nutug diye bilinir. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. yaş veya vasiyet. Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. 90). Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. Nökerlik/Yoldaşlık. yu rt . Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. Konstantin-İli. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır. Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. Orhan. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. Osman “alınan vilâSİYASET . 1324’te beylik tahtına oturdu. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. bu dahi bahadır yoldaş id i”. Bu alplar. Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. 19. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi. Konur Alp’in adı geçer. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. öldürmüş. Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. onun beyliğini hazırlı­ yordu. 22.Bab). Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır.lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. Aşpz. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş. Gördük ki. OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. Akça Koca. 76). “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri. Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz. Konur Alp. (Neşrî. so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. Başka deyimle. Türklerde alplar. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. Osman. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. hizmetine girdiler. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. her biri kendi yurtlu­ ğunda.I. Osman. Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor. N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı. oraya “Turgutrİli derler”. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. Saltuk Alp. Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. vb). Başlangıçta alplar. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. 120). Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. 10. Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek. Samsa Çavuş.-16.

Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. Herkes onun gücünü görür ve sayar. alpın en değerli malıdır. Osman Gazi ile alplar. Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler. Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı. Uçüncüsü. Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. bürüme zırhtır. Düşman alpı atından tanır. A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. İlk koşulu “muhkem yürek". cesaret sahibi olmaktır. kan SİYASET . Onun paralleli. Beşinci koşul. Evrenuz. kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. Altıncı ve yedinci koşullar. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. Gazi. Bu. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). A lplık zırhla belli olur. O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . Ha­ cı Bektaş. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. onun “altını ve inci­ sidir”. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. alpın silâhları. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. alpın zırhlı olmasıdır. Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. Garîbnâme’ye göre alp. soyluluk koşu­ ludur. Zırh. “yağı görüp sim m iya”. M. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). Ahiyyân.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. yani zırh­ lı sipahidir. Büyük timar sahiplerinin zırhı. M ihal oğulları. tim arlı sipahi daima cebelii. göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. Abdâlân ve Bâciyân. cesurluk. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. 118). Avrasya tarihinde. zırhlı sürvari ordusudur. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. yani yay ve kılıcıdır.

A hiyyân I SİYASET . düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. Âşık. fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. kifâyet (nefsini basmak). spiritül nitelikler şöyle özetlenir. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. yay. Ganimet ve fethedilen topraklar. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. arkadaş. Bu süvari. mızrak olarak tanımlanır. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma). dünya sevgisi havasına kapılm am alı. Bu koşullar. ışk. doğru yâr (eshâb. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. Âşık Paşanın bu anlatım ı. Şeriat bilgisi. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. 13. Alp. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. C im rilik. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. Bu huylar havayîlikten doğar. Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul. vilâ­ yet. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. ilm . Eski m etinlerde sügü. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır.kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. himmet (başkasına özveriyle yardım etme). ok. kar­ g ı. tevekkül. “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır. bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. dervişler) edinme. yy. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir. muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. Siigü (Süngü)2 gerektir. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. lider tipini. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. riyâzet.

için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. La societe feodale. (Aşpz. 210-217). onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. bu dahi bir yarar yoldaş id i”. Uc Türkmen toplum ları dahil. O. Alp. y iğ it yahut şeyh. Babaîlerin. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. Marc Bloch’agö re (s. kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur. Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur. Neşrî. alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. dayanışma. I SİYA SET . Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. Aşık Paşa’nın alp tasviri. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). M ichel yay. gâziyân. U c’ta gâzîler. Osman Ga­ zi de. bugünde bir ziyâretgâhdır. böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. yy. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. Bu alp veya gâzî tasvirini. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. özveri. ahi. 1968. İslâmî kutsal ganim et için her yandan. Kırşehir’de görkem li türbesi. Marc Bloch. 10. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı. Bab. ahiyyan. Yiğitlik/centilm enlik. Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Moğol toplumunda nöker. başbuğa anda ile bağlanırlar. Bu model. alp-erenlerin pîridir. Nöker. her menşeden gelen “garîb’le r. Mevlevîlerin değil. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. Battalııâme. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti.3 Esir olan nöker. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. derviş. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. Bab). bey kulları (gulâm -i m îr). Menâkibnâmeye göre (Aşpz. 120). seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. soylu kişilerin. Yeniçeriler. Nöker kurum u. 10. la formation des liens de dependance. Paris: A. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. Osmaı. 13. I. Araştırıcılar. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama.

Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir. tabii. Ahi Evren. Köye yerleşen bir grubun. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. fakîh’in kısaltılmışıdır). Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki. Murad. Bu kayıtlarda. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur. A li Ömer. fakılar daha ağır basmaktadır. Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. Yusuf. 13. Meselâ. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. Hapisten kur­ tulunca. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. MM 16016. OSMANLI . 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. Çandarlı Kara Halil. daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Süleyman. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. vezirler gelmekte idi. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. Böylece. Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Bu âlimler. bir din adamına ihtiyacı vardı. vakıfların kanıtladığı gibi. Nâsirüddin’in ahileri. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. Beyliği teşkilât­ landırma. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. daha bu zamanda. Onun çocukları. Ahi Evren (Evran). Fakılar. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. Turbegi. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. yy. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler. Daha yukarıda kadılar. Moğollarla mücadeleye giren II. İslâm hukukunu. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı.

Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. evvelce söylediğimiz gibi. Dünyanın hiçbir köşesinde. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. Onun. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. Gerçekten dericilik. Şîraz ve Isfahan halkı. Zaviyede onunla beraber olanlar. Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. O. yabancılara yakınlık göster­ mekle. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. şehir ve köyde rastlanır. Mevlevîlere verildi. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. bağımsız. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine. Türkmenler arasına göç ettiler.4 “Bu ahiler” diyor. Buna fütüvvet de denir. vb. başlarına. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. Bir yerde I SİYASET . onu halı. Bütün bu olaylar. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı.uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar. Sivas. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. Ahilere ait zaviyeler. deriden yapılırdı. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. geti­ rirler. Ahi. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. işçi grubunu oluşturmakta idi. devlet karşısın­ da en güçlü. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. Zaviye üyelerine fityân. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. Bir konuk gelmemişse. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez. evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. Ahi Evren. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. kendi sanatında çalı­ şanları. Evliya Çelebiye göre. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. Ahi. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. hayvan takımları. karşı çıkan esna­ fı. onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. Tokat. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. 1256). Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. bir zavi­ ye bina eder. önüne kor. ahi denir. kendisini zaviyede konuk ederler. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir.

Gerçekten ulvî bir gece id i”. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. O. Unutm ayalım ki. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder. Özetle İbn Battuta. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin. Cuk. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir.” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur). Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. küçük demektir. İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442). (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır. Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler.” SİYASET .sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). Yüze yakın kalesi vardır. İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür. B irgi’de M uhyiddin. Kastamon ili vâiz Alâeddin. Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü. Mezarı. çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. Aydın Beyi Mehmed). bana büyük bir para gönderdi. Egridir’de fakîh M üslihiddin. Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425).. vecde gelip bayıldı. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir.. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu. onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği. Ahilerin.. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda. Bu sultan servetçe. Osman Gazi’nin Söğüd. Rumlardan babası fethetmiştir. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır. öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır. beylik döneminde şehir­ de. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. İznik’te Alâeddin Sultanyükî.. Kabristanda uyur. Sultanın doktoru bir yahudi idi. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432). Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması. Konya’da ahi bir kadıdır. Bursa’yı. geniş caddeleri. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. Kalacak yeri yoktur. Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı.

ması gerekirdi. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. Yenice’de. M udurnu’da. İşte bu koşullar. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. idarecilerini kendisi seçer­ di. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. her usta. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. beline. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. fazıla” bir hanım dır”. ah ilik “âdabı”. büyüğe saygı. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . Bu yârân. esnafın. Meselâ. özveri. “İznik’te” diyor. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. Arab seyyahı. özveri ve dayanışma. fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. ahilik. Talep sınırlıdır. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. Seçimden sonra kethüdâ. Ken­ disi “salihe. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. Devlet. olağanüstü bir konuk-severlik. Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. Meselâ. güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. Bu koşullar. Öbür yandan mal kalitesini koruma. seyahatine devamla Geyve’de. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. çırak. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir. usta nizamı. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur. Noksan üretim ise. diline hakim olma). ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. Hatun. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. kalfa. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. sosyal dayanışma. ııakib ve şeyh. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. im tihanlarla sağlanırdı. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı.Seyyahımız.7 Fütüv­ vet. Osmanlı döneminde devlet. yiğit-b aşı. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. hırsızlıktan. İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı.

Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. dır. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. Orhan.” Bizans komutası. anlatılmamıştır. İznik açlıktan düşmek üzere. İmpara­ tor yaralandı. Böylece. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Pelekanon. İmparator. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. kaçtı. Maltepe. Orhan Gazi. İznik’in teslim olmasıdır. İmparator ordusuyla buraya. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . İki taraf orduları. Bu. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. Oysa. Böylece. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. 1 Haziran’da. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık. İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. Pelekanon Savaşı. Osmanlılar. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır. Savaş. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. Bu ara­ da Hereke dahil. İznik. böylece. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız. Savaşın ilk günü. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Zaviyeye dükkan. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos.Sonraki devirlerde. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. tepelerden harp sahasını gözetliyor. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi. Kuşkusuz. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi. Bu zaferin ilk sonucu. bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu durum. vardır. İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. Buııa karşı. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. Osmanlı’nın eline geçecek. Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. Açıkça maksat. Bursa. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. Bunu öğrenen Orhan. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. Osmanlılar 1300’den beri Osman G. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. Pelekanon’dan epey uzaktadır. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler. Oysa.

sonra geri kaçışa başladı. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. Ona karşı. İstanbul’un fethi gibi. 1352’de ilkin Tsympe. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. Bu yalancı kaçıştan maksat. Birisi. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. iki yıl sonra. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir. Haziran’ın ilk günlerinde biter. Rumeli’de yer­ leşme. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. Sal hikâyesi. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. Balkan fetihlerini haSİYASET . Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Orhan. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor. Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. Oysa. Bizans ordusunda panik başladı. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. tam geçit yerindedir. Başlangıçta. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek. Bu bölge. Öte­ ki. İmparator ok­ la yaralandı. daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi. tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. Dördüncü kale. Bizanslılar. Bu­ gün bu kale ayaktadır. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. büyük stratejik. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. yahut Flokren dediğimiz kaledir. Gerçekte. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. Bu köprü-başı. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. Bu zaferden sonra. Kale bur­ nunda Fkokrinia. oklarını serpti. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. Eskihisar’dır. fakat asker panik halinde kaçıyor. kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar. çünkü anahtar bulunama­ mış. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. Bunun üzerine. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. tepelere doğru çekmek. Osmanlılar. (Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. İmparator. yani Daritzion Kalesi var. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. Bizans ordusu da karşı çıktı. Pelekanon Savaşı. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. Bunlar 4 tane kaledir. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. Sonra Darıca. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. O. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle.

İstanbul’da halk. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Böyle­ ce. Bu sayede. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. 13 54’te. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. 1352 yılında. Gerek Umur. Bu tarihte. SİYASET . Ece Bey. Kantakuzenos için. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. İmparator Kantakuzenos. Güçlü Haçlı donanması. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. Bi­ zans. Hacı Ilbeyi. Bu arada Süleyman Paşa. Bolayır’ı fethetmiştir. Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. Bu arada. Depremi. Osmanlı kaynaklarında. Şimdi. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. aksine o. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen. O.zırlayan ilk büyük gazi beydir. beklenmedik bir tabii olay. O zaman. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş. Bu olağanüstü olaylar. (Sırpsındığı) Savaşı ile. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. ölmeden önce. Anadolu tarafından. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. bir yandan Gelibolu. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. Bununla beraber. Osmanlılar. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. Umur Gazi. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. Umur. Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Süleyman Paşa. Kantakuzenos. gerek­ se Orhan. kıyıya çekiyor. Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir. Gazi Evrenos. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. Türk yardımı. Tsympe deni­ len kalede. Kantakuzenos’un. Bizans İmparatoru Yuannis V. İmparator. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. Şimdi. lıafif donanmasını. Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. Karesili Beyler. Dönüşte. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. Süleyman Paşa. Kantakuzenos. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. İstan­ bul’da Yuannis V. bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. Umur Bey’e karşı Bizans. Edirne’ye gitti. İzmir’in düşmesinden sonra. bu köprü-başını. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. hem İstanbul’daki rakipleri. 1347’de. 1355 yılı sonuna doğru 6. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. bu seferlerinde. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı.

Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. O r­ han’ın dostu. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. İmparator. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. 30 bin Venedik altını ödedi. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. Gaziler yeni durum karşısında. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Rumeli’ye geçip yerleşmeye. Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. fidye olarak. İmparator. anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. köyler kurmaya başlamıştır. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. Halil kurtarıldı. Fakat Karesili Gazi Beyler. Bu arada 1358’de. Bizans böylece. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. Bu arada Bizans diplomasisi. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. Buna göre Orhan. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. Fakat sonuç alamadılar. Bu talihsiz olaylar. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. rivayete göre. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. Süleyman. Rumeli’deki şehzade Murad ise. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. İstanbul’a getirilip. Karesi’den halk. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. Bizans. I SİYASET . durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. Bizans diplomasisi. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. Bu anlaşma ile Osmanlılar. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. esir edildi. Kesin olarak biliyoruz ki. Böylece Bizans. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti. Gerçekten. İmparator. Orhan. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. Palaeologus’a başvur­ du. H alil’in Orhan’dan sonra. Orhan. Chalcocondyles ve Düsturnâme. Orhan. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. Murad hare­ ketsiz bekledi. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras.

Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. büyük oğul olarak. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. Doğudaki kolonileri düşebilir. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. Bizans. büyük gayret gösterdi. tamamıyla birbirini tamamlıyor. İstanbul düşerse. Papa ise. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. 14-15. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Venedik denizden bu sefere katılacaklar. Haçlı için güçlü devlet Venedik. Bizans donanmasıyla. Bizans. Bu plan. Bu sebepten Papa ikinci kez. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. Bu durum kendisi için. Gregoras. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. Macarlar karadan. Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. imparator Yuannis. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. Senato. en ileri uca. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. Bizans İmparatoru. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. 1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var.Murad. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte. Bunun için İmparator. ordunun başına gönderilmişti. oğlu Manuel’i Avignon’a. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. Ertesi sene İmparator. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. Birisi. Osmanlılara karşı. Herşeyden önce. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. çıkarılan I SİYASET . mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti.

şehzedeliği zamanında başarmıştır. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. Edirne’yi fethettiği inancıdır. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. 1352’de Süleyman Paşa. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler.1369 tarihleri verilir. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. Ondan önce. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. Jireçek ve Uzunçarşılı. Halbuki. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. Murad ve Lala Şahin. Bu tabii yanlıştır. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. Garip olanı. Tekir Dağı ve İpsala. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. sabib alucat. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. Murad’ın sultan olduktan sonra. Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. Akıncılar. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. Yani Murad bu fethi. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Edirne idi.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Çorlu’yu aldıktan sonra. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. Gerçekte Edirne. 1364. ondan on sene önce. Edirne fethinin daha sonra. Asıl amaç. o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. Uzunçarşılı. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. İstanbul surları önünde görünmüştür.

Amasya bölgesindeki küçük emirleri. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. Bulgar. Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. Zira bir Müslümanın. Başka ifade ile bu fetih. devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Osmanlılar. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. Osmanlı Sultanları. Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. İran ipek yolu üzerinde idi. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. Osmanlılar bil­ OSM AN1. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır. Bu iddia. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat. Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . Murad I. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. son derecede önem vermekte idiler.de bulunuyorlardı. Nisa suresi. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu. O sırada Balkanlarda Sırp. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Fakat Kadı. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. Onlar. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. Onlar. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. ayet 90). Murad I. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. siyasi gayelerle. Timur.

seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu. Murad. 1420’ye doğru Mehmed I. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. Memlûkleri yenen I. 1387 Eylülünde teslim oldu. yıllık haraca bağlıyor. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. Oradan Sofya 1385’lerde. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. Kıral Şişman. Türk yardımını kabul etmiştir. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. Meselâ. Osmanlıları. Özetle. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır. Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. Niş 1386’da zaptolundu. O SM A N 1. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. Sela­ nik. tarafından istilâya uğraması. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil.1 I SİYASET . Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. Şunu da ilâve edelim ki.

Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). odun ve saman temini. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). bir iç harbi önlemek için. Bi­ zans önlerinde idi. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. bu arada Selanik’i geri almıştı. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı. 1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. ileride çitf-hane sistemi). Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. Topra­ ğa bağlı köylü.rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Menteşe. T İM U R DARBESİ. Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya.Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Murad I. Murad’ın ölümü haberi üzerine. Bizans bazı yerleri. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. Yıldırım Bayezid. yani Aydın. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. Saruhan. Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. ve İstanbul’u abluka altına aldı. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. Şehri uzun bir. Bu zafer. O zaman Bayezid. Bizzat kumanda ettiği ordu. Bayezid. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). idam edildi. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. şehirleri aldı. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. Muhasara altındaki Nikopolis’e. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti. Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. Erzincan’a kadar uzandı. İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. gerçek merkezî bir SİYASET . güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394). Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. Avrupa’da korku ya­ rattı. abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. Albistan vb. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. Ba­ yezid.

Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. Anadolu beyleri. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti. 99) bu “bazirganların”. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir. Murad’ı tanımadılar. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. l4 3 3 ’de B. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. bana da öyle geliyor. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. Osmanlılar. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Anonimler (s. Fakat I SİYASET . Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. 1402'deki fetret geri gelmişti.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. Nihayet. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Fa­ kat Murad. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. İstanbul’u almak. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. O. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. Onu destekliyeıı Bizans. Uçların. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. elindeki büyük geliri kullanmak istese. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. (Haziran 1422). Murad. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. Eflak. çünkü. Şiddetle ha­ reket etti. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. Murad. Askeriidari saray âmirler. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. M U R A D II. Şehri toplarla döğdü. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. Bursa. bu tecrübeden sonra Bizans. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı.

Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. II. Daha Hunyadi. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. Macarlar. karşı taarruza geçti­ ler. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı. sanat. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir. Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü. kendi isteğiyle tahttan çekildi. devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. Haçlı or­ dusu. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). 24 Kasım 1443). 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). Bu sözler. Bizans’ın E3 SİYASET . KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. Murad aslında içkiye düşkün. Varna civarına kadar geldi. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı. atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. Edirne’de panik baş gösterdi. Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. Genç Sultan ve etrafındakiler. edebiyat ve musikiyi takdir eden. Çandarlı. devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. bunun 1444’deki gibi.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. Bizans ve Papa. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Gerçekten.

1466’da G. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini. Genç ve muzaffer sultan. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. O. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. Sultan. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine. Yerine Zaganuz geçti. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. gazilik ve kayserlikte. 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E.1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. Daha II. Bir kelime ile İstanbul fethi. Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. işin bir an bitirilmesine bağlı idi. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. Buna kar­ şı Zaganuz. Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Venedik donanması yola çıkmıştı. Fâtih. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. sen Roma­ lılar İmparatorusun. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra. Mehmed. Sözde. OSM A N U Q . Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. Fâtih’in. O. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. J. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. O hanlık. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor. Türk karargâhında Çandarlı. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. II. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. Böyle bir şey. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir.” Bu sonuncu cümle. Başarı. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir. bu sıfatı siyasi bir vasıta. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi. 83). bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk. Bu şer’i bir ku­ raldı.

1454. Fâtih ve Venedik. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu. Fâtih. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. Fâtih. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. O. Modon. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. Fâtih. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. 1463-1479 Venedik Harbi. Bu siyasi program. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. Bu durum üzerine harp ilân olundu. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. N i­ hayet. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. Müttefikler. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti. Venedik’le ittifak etmişlerdir. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu.idi. Mora’da. Bu amaçla. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. Ticaret serbestisi bağışlanmış. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. Osmanlılar. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. İlkin. o. Fâtih. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler. Trabzon Rum İmparatorluğunu. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti.buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı.

Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). Müttefikler. Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). Papa. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Mora geri alın­ dı. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. izliyor. Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. Koron. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Bu zafer. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). Timur’un siyasetini. Kıbrıs. şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. Mesih ye­ nildi. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra. Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. bu arada Isfendiyar oğlu. Fâtih’in kovduğu beyler. Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı). 1472’de Venedik. 1472’de Uzun Haşan. Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı. Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. Akçahisar (Kruye). Venedik. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. Uzun Haşan. En önemlisi. Lepanto. 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor. Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET . Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak. Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı.na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. Fakat Gedik Ahmed. Bunun üzerine Fâtih. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Mücadele II. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. O. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. 1475 Kefe ve Sudak). Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. Venedik barışa yanaştı. 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. yarımadada. Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478).

bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. Sonra maaşlarını arttırmak. kendisine vezirlik teklif edilince. Sultanın eski hocası Mola Gürânî. Karamanı Mehmed müstesna. Bir çoklarını Ocaktan attı. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. gelebilecek kötü hareketleri önler. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. Uçlar. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih. Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. Çandarlı. kadıaskerliğinde. yeniçeri ağalarını.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu. yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da. mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. 1436’da veziria­ zam olmuştu. kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. Fâtih. Fâtih. Böylece. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). Beylik zamanından beri kadıaskerler. Fâtih. veziriazamlara. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. Bir kelime ile. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. Murad II. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. Bu garnizonlar. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. Fâtih. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. Son­ radan Molla Gürânî. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. Fâtih.

bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. Bunlar. Devlete türe ver­ mek. mâliyede def­ terdarlara. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. Buna karşı onlar. Fâtih. genel siyaset işlerin­ de vezaret. timarlı sipahiler. Bunun yanında. onla­ ra nezaret ederdi. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. yüzyıl başlarına kadar egemendi. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. Öbür yandan. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. Padişah adına emir yazma yetkisi. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. vezirleri. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. Bu suretle. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. Bu dört makam. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. Veziriazam. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. O. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. Onlar haf­ tada dört gün. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. kadıaskerler. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. Böylece valiler. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir. Padişah yalnız. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. divanın aslî üyele­ ridir. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. Fâtih Kanunnamesine göre. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. Sağlığında. Osmanlılarda 17. Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. yani sivil bir kanunname ilânı. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. Daha doğrusu. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. genel işlerde veziriazama.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET . bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan. Fâ­ tih. İdarenin bu üç esas kolu. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. Ağa. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. veziriazam. İslâmî anlamda asıl kanun.

gerçek gümüş fiyatına almak. Bu suretle devlet. nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu.nı derecede hak sahibi saydırdı. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. 875. Fâtih. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Tekeller. tuz. SİYASET . Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. sabun. padişahın eyaletlere. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. 15 ve 16. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. 198) bunları. Sonraları kanunnamesinde. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. Bu pren­ sipler. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. Âşık Paşazade (s. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. radikal önlemlere başvurmuş. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. seferler için asker sağlamaktı. Cem ile Bayezid. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder. Bir de bu kaııanu yürütmek için. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. 1. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir. yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. Para üzerindeki önlemleri. şeyhler. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. eski Türk Müslüman aileleri idi. Fâtih. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. böyle bir reforma girişebilirdi. 2. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir. mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Fâtih. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları.

Baharat. Fakat ikinci bir yol. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. Edirne. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Genelde Osmanlı Devle­ ti. Adana. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. Maringhi. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. Bu H int ajanları. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. Daha 1432’de B. onlardan gümrük almıştır.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. tahta. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. Gayrimüslim zımmîlerin. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. yy. Floransalılar. Rumlar. dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. bu madde Eflak. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. 15. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. i SİYASET . yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. y. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi.y. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. Osmanh kaynaklarının. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Bu siya­ set. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. Öte yandan Bursa. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. 15. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa. Ermeniler ve Yahudiler. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. Bu kısa ve ucuz yol. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. İtalyanların yerini al­ mıştır. olarak artan devlet gelirleridir. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16.

Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. çocuklar için bir mektep. Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. 75 büyük han ve kervansaray. Argos’dan. nüfuslandırmak. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti. Midilli ve Agriboz’daıı. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. gerçek bir metropolis haline getirmek. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. yani umuma mahsus binalar. imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. Üsküp. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. Devlet O S M A N ll El SİYASET . Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. Aksaray. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. şehri yağmasız almaya çalışmış. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. Murad Paşa. Patrik Gennadius’a göre. Burada cami. ticaret yerleri. ” Osmanlı devleti. ibadet. vakıf müessesesi oynamıştır. Keza o yıl. Trabzon’dan. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. Edirne. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. Fâtih kendisi. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. seyyahları barındıracak imaretler. imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Gelibolu. Konya. Fâtih. Gedik Ahmed Paşa. Foça’dan. fakat başaramamıştı. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. Amasra’dan. köprüler. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi. Yenişehir. Filibe. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. İstanbul. İstanbul’un imarından önce Bursa. 342 cami. Sofya. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. medrese. 625 büyük küçük zaviye. Serez. 1095 mescit. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. Fâtih. Fâtih. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. Ferye. Taşoz ve Sumatraki adalarından. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. 110 medrese. Kefe’den şehre Rum. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti. Da­ vut Paşa mahalleleridir. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. çeşme ve ha­ mamlar. Dar al-tâlim. Osmanlılar. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. Mora’dan. Ma­ nastır. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. İznik. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi.

L. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili. 32 bozahane. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin. bir eczacı hazır bulunurdu. dört hanın. Başka bir deyimle. tütün. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. 14 umuma mahsus hamamın. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi. incir. Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan.ettirdi. 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. bir kehhal (göz doktoru). DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. matematik) okunurdu. Barkan 400-500 bin. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. 51 hamam. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir.000’e ulaşmıştır. bir cerrah (opera­ tör). pirinç. Braudel ise 16. Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. iki hastahane aşçısı. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. Galata’da 260 dükkan vardı. işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). sınaî bitkilere. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı. 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir. 987 ev. İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür. üzüm. astronomi. F. SİYASET . ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur. Sultan Pazarı. pamuk. Fâtih. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. Ö. yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti.

kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. ırgatla idare ede­ bilirse. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. Mîrî arazi rejiminde. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. vergi-nüfus sayımı. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. devlet daimi kontrol altında tutar. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır.” Tarlaların devamlı işletimi. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. bağ ve bahçe haline getirilemez. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. kısaca reaya çiftliğini. mesela marginalist okul. müzevvec yani evli erkeğin. Bu raiyyet çiftliği. Eğer dul kadın. Buradan toplumumuzda bugün bile. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur. tarla ziraatini. arazidir. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. köylü ailesinin mülkü olarak. ordunun ve şehirlerin iaşesi. Bir çift öküzü olan aile. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. traktörün uygulan­ masından önce. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. hane. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. bir çift öküzle çeki­ len saban. Hayvanî enerji ünitesinin. Sabanın odun veya demirden olması. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. aile ekonomi­ sinin. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. kanunla garanti altına alınmıştır. devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. Aslında. koca. belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. hububat ekimine. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. Bu rejimde. hiç kuşkusuz. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. işletmenin. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. aile emeğini esas alır. Darlık ve açlık. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. Vazgeçilmez bir düzendir. Bu. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. bir çift öküz ile çekilen sabandır. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. Çünkü. ge­ çimlik ekonomi. Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. Devlet bu yüzdendir ki. Özetle. Osmanlı Devleti. İleride göreceğiz ki. Koca. Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. Ekonomik örgüte hakimdir. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz. Mîrî toprak rejimi. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. tarla olarak kullanılan. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. bir işletme ünitesi oluşturur. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. Bu nokta. Aile emek ünitesini. Bir­ çokları genel kanunnamede. yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. Devlet. O SM A N LI I Günümüzde toprak. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. SİYASET . hububat ekiminde noksandan ileri gelir. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. İlkin mîrî arazi. büyük kitlelerin geçimi. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen.

m îrî mukataalı arazidir. toprağın olduğu kadar. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. raiyyet çiftliği birimi. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. tapu sistemi. bu rejimi korumaktır. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. hatta asker de olabilir. tabi­ ri de buradan çıkıyor. reaya tasarrufu dı­ şında. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. Burada şahıs köylü olmayabilir. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. Üretim işini. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. Belki. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. Örneğin. Kiralamayı yapan kim­ se. Çünkü. kendisi düzenler. Fakat 20. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. Özetle. İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. Ekâbir. ile belli olur. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. Hizmetler. Zira. Bu gibi çiftlik. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler. hibe ve vakf edilemiyen. genel anlamda bir iltizamdır. Bu sebeple. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. yani yukarıda açıkladığımız gibi. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. mukavele. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. devlet elinde. Burada. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. Sonraki dönemlerde. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik. ke­ sişme ile. Düzen bozulur.mukataalı arazi. Çoğu zaman. bu açıdan incelenmelidir. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. Tapu rejimine göre. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. Yahut. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. satılamıyan. Bu. Tapu rejimine göre. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. şehirli. hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. tasarruf edilen arazi. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. devlet bunu önler. mezraa. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. köy arazisi için. Mukataa. tapu sistemi yanında. Mukataa sistemi. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. es­ naf. Osmanlı İmpara­ torluğunda. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. Mîrî tapulu arazi. Devlet bu garantileri vermiştir. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. Kanunlarla. rantın miktarı belli olmaktadır. angaryalar. Üretim vasıtaları öküz. aksi halde. Boş SİYASET . Tapuya verilmeyen. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. karşılıklı bir anlaşma. Kira bedeli. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. kesim. Bu çeşit topraklar­ da. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. bu bir açık artırma ile belirlenir. Patrilineal irsiyet. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için.

Fakat çok az da olsa. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . Gerçekten. Osmanlılar ise. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. çift-hane sistemine geliyoruz. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. sadece şahsi (personal) vergi değildir. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. köylü ailesidir. Daha çok. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. Başka deyimle. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. Çift-hane. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. Bu. jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. çift aslında bir çift öküz demektir. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. yazık ki. Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. Burada. biz yeni tahrirlerde. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. Hane. Şimdi. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. çift öküzü değil. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. Bazen Zeugarion. çiftlik adı almaktadır.kalacağına. İşte. kombine bir vergidir. kişilerin tasarrufuna verir. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. Burada. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. Bu sistem. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. toprağı. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. belli bir üretim tarzı. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. toprak olarak değil. Bu ünite. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. Bu süreç. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. Osmanlı çift-hane vergisi. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. Marginalist mektep. Bunu. Bu ünite. Alınan çift resmi. İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. tümü. bizzat topra­ ğı gösterir. Ekonomik bakımdan çift-hane. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği. Biz. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. birlikte. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer.

Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin. defterlerdeki terimi ile mücerred. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik. emek kapasitesine göre belirler. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. Sonraki araştırmalarımız. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. Başka deyimle. yani bennakler. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. mücerred. daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. bu durumu fazla abartmamak gerek. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. işgücü kısıtlı olduğundan.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. mesela İran’da. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır. Bu sonun­ cular. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. topraksızlar. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. 18. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. bağımsız kendine özgü. kır bölümünde köylü. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. bir estate. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. Sistemin. az toprak sahibi olanlar. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. Bekar erkek. Bu sistemde bütün kır toplumu. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır. Oyle görünüyor ki. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. İmparatorluk bürokrasisi. Evvela. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. çifte sahip köy­ lü ailesidir. ondan sonra evli olmayan. ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. Fakat unutmayalım ki. Devlet. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. hatta yaratmış olmaktadır. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. Asya bürokrasileri için ideal ünite. bürokratların reçetesine uymaz. Nihayet. yy. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. İşte devlet bunlara. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. çift sahibi olanlar. Böylece. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. değişime ve gelişmeye. Clıayanov’a göre. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. Bununla beraber. Böylece.

kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. Bu ideoloji sayesinde. Devletin fiscal çıkarları. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. kadının hükmü altında 40-50. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş. Burada sorun. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. yani çölleşme. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. Gerçek durumları incelemek için. yahut yol üzeri olması. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. Bununla beraber. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. Köylünün. Fiziki ve etnik şartlar. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. yerleşim şartla­ rı. Seriyye sicilleri arasında. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır. daha doğrusu kiralamaları­ dır. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. Me­ sela. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. toprağa bağlılık prensibine rağmen. Öyle anlaşılı­ yor ki. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. Bir kelimeyle. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. kudret sahiplerinin. kültür. Bu ko­ laylık. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. Marksist yoruma göre. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. Tabii sebeplerle. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir. nüfusunu. bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. bu sa­ vaşın asıl konusu. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. Bu bakımdan da. gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. özel koşul­ lar altındadır. İmparatorluk bürokrasisi. İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. İmparatorluk düzeni. kolaylıkla yer değiştirmesi. Her kaza dairesi. Tabii. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır.

olgusu. özellikle 16.’da geliş­ me çağında. Bununla beraber biliyoruz ki. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer. küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. Bir köy. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir. ortak merası. Başka deyimle. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. vakıf köylerine gider. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır.y. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. 16. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . Bunun en göze çarpan misali. Osmanlı köyü. derbentçi. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. ortaklaşa kullanılan çayırı. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri. Yahut. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. Tabii olarak köylü. y.vergiler koyması yüzünden köylü. G. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. Ostrogorsky’nin ve H. 3) Osmanlı köyü. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. başka önemli bir amil olarak. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz.y. Bunun gibi. Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. Devlet. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. Özetle. yaşamı için daha iyi. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy. Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar. Örneğin. ortak ormanı. sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. y. tarlaları. daha garantili şartlar arar. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız. Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. harman yeri. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun. Şu halde. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir.

çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. haklarını belirleyen bir birimdir. 1500. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi. yalnız bahçe ve bağlardır. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler. sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. İnce­ lediğim belgeler. Özetle. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. Bu ce­ maat içinde. bir para kabul eder. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. Si­ cillerde. Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. denebi­ lir. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır. oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri. Bunun nedeni. O. 1600 yıllarını kapsar. Ferağda. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. Başka deyimle. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. kanûnda olmasa bile. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. başlıca. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. Böylece. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. örneğin vakıf­ lar karşısında. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. Bununla bir­ likte. raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. Sipahinin kendi hassa toprağında. Sipahi de izin verdiği için.

Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. O. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. Bayezid. Babasının siyasetine karşıt olarak o. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. Cem. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. O. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). Bayezid. başlıca Macaristan tarafmdan. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. Konya’da vali şehzâde Cem. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı. Onlar. Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. Yeni Sultana.uyguladılar. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. H ı­ ristiyan hükümdarlar. bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. Bayezid. şimdi tahtına gerçekten sahipti. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem. ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler. Bayezid. babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. adına para bastırdı. İshak Paşa. sonsuz iktidarı öğülmektedir. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. ticaret yerlerini yağma ettiler. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. Charles’a karşı Papa. Fakat Bayezid. Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını. barışsever. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. gelip Cem’i zorla aldıysa da. Bayezid. yumuşak. hoşgörülü bir idare getirdi. Doğu’da Memlûklere î SİYASET .

Rodos şöval­ yeleri. o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. Navarin ve K oronu aldılar. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi. Papa faaliyete geçti. Ferrara Mentua ve Floransa. Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. Osmanlı devleti. İspanyollar. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. Bayezid. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). 1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. Genelde bu Osmanlı zaferi. Napoli ve Milano. Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. Venedik’in Fransa ile ittifakı. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar. Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Venedik. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz. Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. O SM A N LI I SİYASET . Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Fransızlar. Bayezid. Bayezidi teşvik ediyorlardı. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. Papa. Sırbistan’a saldır­ dılar.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. yardım va­ adinde bulundu. Polonya. Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu. Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. Macarlar. 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. Modon. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Bayezid’e baş vurdular. zihnini işgal ediyordu. Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. VENEDİK HARBİ. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. gelerek tehditler savurdular. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri.

Osmanlı devleti. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. yy ilk yarısından beri bağlı idiler. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. KI2. Ataları gibi gazilik m . büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. Gırna­ ta Müslüman devleti. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. Özetle yörükler. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı. Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. 13. Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Bayezid’in en önemli başarıları arasında. kontrol altına almak istemiş. Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. Bazı aşiret beyleri. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. Şeriatı. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. Dulgadır Türkmenleri. Azerbay­ can. II. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. tarım eko­ nomisine dayanan. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı.iI<BA$ AYAKLANMASI. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler. İstanbul.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar. Doğu Anadolu. miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır.

yine barışa bağlı kaldı ise de. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. hasta. 151 l ’de Şah-kulu. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. 1502’de. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). “düşman yok. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. beylerbeyini katletti. Şah. özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. SayılaO SM A N U . Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. bu iş tamamlanınca. 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. (24 Nisan 1512). Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş. O. İsmail’e karşı bu seferi. Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını.iddiasında bulunan İsmail. Çaldıran zaferi. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. İsmail. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. 921/1515 baharında Yavuz. fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). barışçı göründü. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. Selimşah. Bursa’yı tehdide başladı. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. İsmail. topçu kuvveti isti­ yordu. Bu meydan okuma karşısında Bayezid. Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı.

ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Osmanlılar. Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar.da İran. kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Yan. Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. O zaman Bayezid. Öbür yandan 16. Böylece. OSMANLI Osmanlılar. Memlûkler. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . özellikle o zaman Mezopotamya ile İran. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. Yavuz. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Sekiz Kürd kabile beyi. Türkmenler Boz Ulus. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum. sünnî Şafiî idiler. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi. irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. 1432’de B. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. yy. Se­ lim. gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Mısır sultanına yardım göndermişti. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi. Portekizlilerin. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. Kürdler. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler. Bu yandan Portekizli­ ler. Osmanlılar. Portekizliler. Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış.

kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. Selim. Al Gavrî. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Selim. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. Bu tehditler. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. Sinan Paşa. Fakat. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. Osmanlılar. Memlûkler. Özetle. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir. Fakat hangi taraf kazansa. Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. Selim. Mekke ve Me­ dine’yi almak. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Savaşı seçti. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır. Haleb’e giren Osmanh Sultanı. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. büyüklerin I SİYASET . demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Memlûkler idi. Osmanh kuv­ vetleri. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. Halîfe’yi yanında oturttu. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. iki ordu. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. Kahire’de panik havası vardı. Tumanbay. Araplar. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu. Gemi yapmak için'tahta ve zift. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. Pâdişâh. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. Selim. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Ertesi günü Hâlife Al-Mu. Kahire’de panik yarattı. Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Selim. şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Mart 1516’da Osmanlılar. herşey Arap dünyasını. Tumanbay.

Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi. Bununla beraber. Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. Gerçekte. Selim. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Şahruh. Osmanlılar. Zengin hediyeler gönderdi. O. eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır. Vaktiyle Abd Allah b. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. 3 Galyata. Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı.hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. 1517’de Portekizliler. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. Selman. Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Buna göre. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Zubayr. Ata.D’ohsson ve sonra M. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. Selim. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525). Keza. Padişah’ın hizmetine girdi. Osmanlılar. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. M. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Osmanlılar. Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi. ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını. Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti.

Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır. Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. Burada dikkati çeken nokta. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. Kanunî Süleyman. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ. onun. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular.. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir. Eskiden örfi kaI SİYASET . halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ. Başka deyimle. onun devlet işle­ rine. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. Süleyman. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi.. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ. 1725 tarihlerinde. Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu.kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. O. Mekke Şerîfi cevabında. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. Böylece. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir. bu fiilî durumu. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. ken­ dinde. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. Selim.

Osmanlı Padişahı. Üç hafta sonra çekildi. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. kiittab. İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı. göstermeli idi. Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Fakat Osmanlı. bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. Zapolya. Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. O. Köylüler. Milano. Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU .çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. François. Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur. mücadele edecekler. Osmanlılar. Budin’e girdi. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. a u j iit e ş f . İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. D i­ vanda derhal sefere karar verildi.nun konusu olan meselelerin 17. yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529). Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. Batıdan yardım gelmedi. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. Selim ’in fütuhatı. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. Osmanlılar. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. adetti (Şubat 1528). Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . Osmanlı devletine.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. çıkan fırsatı kaçırmadılar. Fransız elçisi Jean Frangipane. O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. Padişah. Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. Süleyman. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı.

1531’den itibaren François. padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. Şimdi. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. O sırada Kari. François. François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. yıllık bir vergi ödeyecekti. Osmanlı dev­ letine. Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. 1532’de Venedik elçisine. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. Kari V ise.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. İmparator görünmedi. Süleyman. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. Ertesi yıl Padişah. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. Zapolya. (bu bir taslak halinde kal­ mış. Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. daima Roma’ya Roma’ya diyor. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. François’ya. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. İmparator. Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. Süleyman. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı. Haber padişahı kızdırdı ise de. Kari. Koron geri alındı. Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). kendisine İmparator denmesini arzuluyor”. 1535’de La Forest geldi. François’nın kişisel gizli politikası. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi. İran seferinden dönüşte Süleyman. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman. Böylece. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. Padişah tarafından imzalanmamıştır). İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. hatta kendi tebaasından gizlemekti. Franço­ is. Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. Padişahla I SİYASET . Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. Barbaros. Karla karşı harp ilân edildi. Bu za­ fer.

bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. Padişah. Gran. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Ferdinand. 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. Osmanlılar ise. Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros. Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Osmanlı hükümeti. fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). Buna göre. Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı. Nice şehrini muhasara etti. Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. Ferdinand. AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. 1550’den sonra Osmanlılar. Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar.sıkı işbirliği politikasına döndü. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. Kral.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. Padişah. Ferdinand sulh istedi. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. 1543’de Süleyman. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı). kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı. Süleyman. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Mustafa’nın katli (1553). Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET . Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). Sonuçta Fransa. Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu. Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı.

Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. yy. Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. askeri yardım teklifinde bulunuyor. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. Türklerİn SİYASET . Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. Allah’ın birliğine inandıkları. Lefkoşa alındı. 1571’de Osmanlı donanması. Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur. Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. 17. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. Böylece. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). Özetle. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. Elizabeth Philip’in. Osmanlı H üküm eti. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. yy. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. yy. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. Müttefikler. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu. Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu. 16. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar.minle vaad ediyordu. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. Lutherci Melanchton. onları putlara tap­ madıkları. 17.

Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar. Tebriz’i aldılar. Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546). her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. Kıbrıs eyaleti. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. Buna karşı Talımasb. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. Bu arada özellikle pareikosların. Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de. Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar. 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. Ve­ nedik. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler. İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi). Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. Şarkta. Bağdad’ı alamadılar. Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. Venedik. Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Bitlis Kürd beyi Şeref Han. Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. lu’da yerleşen Osmanlılar. Doğu-AnadoOSM ANII . Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar.

15. Eldred. Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. Tebriz’i almışlardır. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler. yy. Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. Rû­ mî adı verilen bu birlik. Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. İvan IV. Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. Pâdişâh. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler. yy. Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. ecza. yy. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. Orta Asya Hanlıkları. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. Samarkand. II. Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589).sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. 1554’te yalnız Venedikliler. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. 16. Bayezid III. Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı. Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. Philip II. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler. Son araştırmalar göstermiştir ki. OSMANLILAR. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. SİYASET . Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. Osmanlı İmparatorluğu. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). Padi­ şah. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. Böylece gelecekte Kırım. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. 1583’de İngiliz J. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir.

Padişah. I. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). şehri ateşe verdi. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. bu istekleri kabul eder göründü. İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. Kafkasya’yı itaat altına al­ mak. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581). İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti. Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. Rus Çarına karşı Padişah. Buhara Hanı. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. steplerde büyük zâyiat verildi. Dik­ kate değer ki. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). şiddetli bir direnç gösterdiler. Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. İran’ın karşı saldırıları. Bu andlaşma ile Osmanlılar. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi. 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. P. Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. Astrahan yolunun açılması. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). Moskof elçisi I. Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed. Kazakları. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . Don-Volga arasında bir kanal açmak. Şeybânîlerden Abdullah Han. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. Çar. Ruslar. andlaşmaya. bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Taht-Algan unvanını aldı. aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri.Süleyman. 1583 denberi). H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti. Han Moskova önüne kadar geldi. İran harpleri sırasında Moskoflar. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek.

Kerkük. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. bu yerlerin Bağdad. Şehrizor. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. Bu tarihte İngiltere. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. OsmanlI­ ların Şirvan. Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). II. Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya. fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. Avustur­ ya’ya karşı. Diyarbakır. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. İran’da para buhranı kendini gösterdi. Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. İspanyayı meşgul edi­ yorlar. Bursa’da iflâslar baş gösterdi. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. Aşamada Şah. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. (Abbas. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618).ler. Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi. Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu. 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti. II. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. Haber. İngiltere ve Fransa. Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. Osmanlılar Bağdad. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. 1632-1635 de Murad IV. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. Osman’ın katli (1622). Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi. Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. Van. Şah. yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. En büyük güç­ lüklerden biri. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı. III. Bağdad’ı. Buna göre. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. Osmanlı devleti. aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi.

uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re.958 hanesi. fetihleri­ ni güvenlik altına almak için. İstan­ bul’da asker. Bunun yanında. Saray-Bosna’da MüsSİYASET . 14. Bu zafer. Eflak. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. ilk futuhat döneminde. Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. Eski Osmanlı uc şehirlerinde. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. Ö. Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. kargaşa ve zaaf içindedir. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar.111. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. küçük Asya’da (Anadolu. Zulkadriye. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu.707 hanesi Hıristiyan. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre. Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler. Üsküp (Skopje). geri alındı (1605). Türk göçleri. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı. Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar. L. Rumeli’deki nüfusun 832. Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom.105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. yeni tahta çıkan Mehmed III. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. Kanija.meydana getirmeyi başardı. yani yüzde 18’i Müslümandır. Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması.425 hâne (hane halkı aile). Budin’i gelip kuşattılar. Yenişehir (Larissa). fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. her yerde. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. Osmanlılar. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı. Esztergom. Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. Osmanlılar. barışı sağlıyamadı. Başka deyimle. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. Karaman.435 hanesi Yörük. Serez. hatta Bosna’da dahi. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi. Erdel (Transilvanya). Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur). Yüzyılda yoğun olmuştur. 194. Osmanlı devletine. Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar.032. Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler. O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin. nüfus. yani göçebe Türkmen ve 12. 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı. Osmanlılar.799 hanedir. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti. O SM A N LI g g Savaş. Yüzyılda çoğunluktadır. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. NÜFUS Aşağıda. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”. Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun.

Balkanlar’ın.692 Voynuk. Öbür yandan. Mustafa Akdağ’a gö­ re. Buna karşılık. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur. Müslü­ gibi İstanbul. bundan kalanı bina. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. Bursa ve Edirne.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler. O zamanlar. Serez 1093 hâne idi. Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. 1500-1560 yılları arasında. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır. Atina 2297. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul.5 166. tarım topraklarının genişle­ mesi. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması.0 0 (hepsi 27 . Kalan paranın önemli bir kısmı da. bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. İstanbul. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu. Bu miktara bütün g g Sİ YASET . kale inşası ve onarımına. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 .00 (R u m eli’de 17. İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. Bu iddiayı. Niğbolu 1343.017 kişi) Görülüyor ki. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. Rumeli’nin birçok bölgesine. Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. ücretli askerlik. uzun bir dönem için. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. Nüfiıs artışı. sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu. Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır. nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır. büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır. do­ nanma giderlerine. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken. Selânik. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta. yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı. Eski­ den Balkan tarihçileri. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan. Tahrîr defter­ lerinde. man çiftçiler. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında).803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur. 17. Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. Sofya. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. Artan para. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi.00 (hepsi 23. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. 16. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin). Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16.468 kişi) 6 6 . bütün Türk şehirleri gibi.288 kişi.

Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. Mer­ kezdeki hâzineye. yüzde 42. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. Öyle görünüyor ki. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. Şah Abbas I. ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. çelik. Böylece. yalnız gizli bat. Vakıf giderlerinin büyük kısmı. barut ve kristal. Fakat gümüş. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. çeş­ me. köprü. mescid. Türkiye’den. Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. demir. bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. Kapitülasyonlar. ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. mektep. hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. Fransa (1569). imâret. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. Bu sistem. Şu bir gerçektir ki. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. 1528-1548 malî yılı hesapları. 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. Batı merkantilist devletlerine. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. 1536-1569’da Fransa. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. Gümüş para darlığı. ca­ mi. zâviye. güm­ rük ve madenler gelirinden). ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. hamam. Rumeli gelirinin yüzde 48’i. medrese. Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. Bununla beraber. deri. kurşun. Osmanlılar. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. kalay. bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu. Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. İran ipek ticareti. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. Bu miktar. han.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı. Osmanlı devleti. yani yeni bulunan vergi kaynakları.

bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi.makta devam etmiştir. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. Gazâ prensibinin. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. kuyumcular. 16. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor. Eli emirlü. timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. eserleri ötekiler için örnek olurdu. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu. nakkâşlar. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. Osmanlı kültürü. Birçok sanat kolları. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. bugünkü geri kalmışlığı. Yine bu dönemde. anakronistik bir iddiadan ibarettir. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. Nihayet. yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu. gelişiyordu. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. Osmanlılarda sivil yönetim. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. Daha 15. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. Yabancı kültürlere özeniliyor. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. Bunlar. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. hilat ve kaftan yapanlar. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. şâir­ ler. hânendeler (mutribân). O zaman kimse. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. Kendi iç-değeri yanında. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. hümanizma ve rönesansın. İstanbul. Saray mimarları. donmuş bir kültür değildi. hatta Arap tarihçilerin.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı. Her önemli şehirde. Özellikle. yüzyıllarda görülecektir. Balkan­ lı. bakayı. bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. halı ve ipekli dokuyanlar. Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. saraydaki baş-mîmara (. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. devletin mîrî toprak. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor.

Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. yüzyıl ortalarında. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. Bunun gibi. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. 17. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü. Bunun yanında 1571 ’de adada. yüzyıl sonlarında. 16. Koçi Bey bunları. Kıbrıs’ın fethinden sonra. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. 1571-1610. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. KÖKU) DEĞİŞÎM 16. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. kendi isteği ile gi­ denler. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. vakıf vb. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. bu varsayımı. Bunun yanında. Fakat birçok belirtiler. gümrük. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. ecnebi adı altında “Türk. çingene. yevmlüler. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için. Genel­ de. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. doğrulamaktadır. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. Rûm (Amasya). Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. gibi. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. Doğal olarak bunun dışında. Böylece. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. Bu sonuncunun ayrıca. ma­ den. büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. Kanunî dönemi başla­ rında. bir taşma ve göç bölgesi. Daha 16. yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. bü­ yük nüfus artışı. yüzyılın ikinci yarısında. toprak sı­ kıntısı çeken. Öbür yandan. Küttâb. ulema dışında. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. yönetim sanatının inceliklerini. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. dîvan kâtipleri 11. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Devlet bürolarının tümü. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. Bürokratlar. Karaman. yahut çırağı veya asistanı vardı. 5720 hâne olarak saptanmıştır. 23 şagirdi.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler.

Hatırlamak gerekir ki. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. Bu görüş­ lerde. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. Kürd. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. Şimdi. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. bu dönemde arttı. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi.000 altına varmakta idi. çök­ menin temel nedenini.tar. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. Bu dönemde. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. Öbür yan­ dan. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. Fakat. kale muhafızı. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. Bunun başlangıcını.000 altın yardım yapmış. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. 16. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. büyük bir gerçek payı vardır. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir. yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . başka bir deyimle. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). ok-yay. örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle. II. Şunu da ekliyelim ki. Eskiden.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi. kuşkusuz. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. Savaş. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. Bunun en önemli sonuçlarından biri. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. II. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız. I. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi. İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. Philip’in İspanyası gibi. Şeriatçılık. Çok kez. Böylece. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. Reaya aslından binler­ ce genç. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. bu Osmanlı düşünürleri. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun. Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. An­ cak. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu. 9. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. Laz. Yörük” diye anar. Saray nedim­ leri.

Aslında. Osmanlı Devleti. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı. Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. Öte yandan. 1571’den sonra dev­ let. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. gümüş akçanın tagşîşi. çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda. Fakat bu da yakıldı. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. devleti kötürüm etti. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. Önceleri. Kişi başına 1582’de 40. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da. Ancak. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. Bu durum. 1610’da 37. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı.8 2. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. 1600’de 240. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. Bu dönemde.1584’de 120 akçadır.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır. Anadolu baştan başa yıkıldı. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı.627 kişiye ulaştı.1583’de 6 0 . enflasyonu körükledi. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. yüzyıl savaş dönemlerinde. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca.5 3 4. nüfus ve talep artışı. ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu. Osmanlı ordusu artık. Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. O S M A N II SİYASET . kitle halinde kaçmaya başladılar. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. 1630’da 240. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır. bu soyguna katıldı. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. 1596’da 150. Anadolu’daki anarşi yüzünden. bütün bu faktörler. 1596 tarihli adâletnâme. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5.iken. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. böylece bir çare bulunmak istendi. Bu dönemde. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. Cizye. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır. İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. 17. Bu durum. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. Sekban ve Samca.

Bu şiddetli sosyal. ilk zamanlardan başlaya­ rak. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. vergi. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. kebe ve renkli velenseler işlemek. Aslında. yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. yüzyılda­ ki konumunda değildir. yüzyılda Evliya Çelebi. son incelemeler gös­ termiştir ki. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. Hıristiyanlar arasında da zengin. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. O zaman. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. 17. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. merkezî yönetim. halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları. Hıristiyanlar arasında knez. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. yani tekâlîf-i şakka. 18. yüzyıldan sonra. Bu dönemde.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da. sözü geçer kişiler veya papazlar. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. tefecilik yapar kimselerdi. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. 16. 16. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş. İşte bu grup. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. Yalnız Müslümanlar arasında değil. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. Bununla beraber. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. Bu durum. Osmanlı döneminde de şehirlerde. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. Anadolu Selçukluların­ da. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. satmaktı. Önce. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim. Osmanlı Dev­ leti. Öbür yandan.

hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. daha çok yayıl­ dılar. aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. Zamanla bu yöntem. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. daha çok. yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. 19. bu pratik bir yöntemdi. Osmanlılar. knezler. Hükümet. Bunlar. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar. Birçok âyân. Zaten. Bu yönteme göre. devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. kocabaşılar. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. yani mukata'lann değil. Bunlar ise. vergi gelirini garanti ediyor. kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. birçok yer­ lerde. Vergi iltizâmı. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir. gittikçe yayıldı. Büyük mültezimler. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . halkın temsilcileri olarak. Böylece Ortodoks ruh­ ban. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. M aktu (kesim) yöntemine gelince. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı. Padişah kulu olarak onların birçok malî. Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. ülkede yayılmış bulundukları için. Hükümet böylece. Bu yolla. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. Bu yöntem. Bu dönemde yerel knezler. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. genellikle yerli âyân idiler. özellikle Anadolu şehirlerinde. bu bir bölgenin vergi geliri için. Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. Yeni rejimde. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır. çoğu zaman. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. Valiler. Devlet. Kadıla­ rın da. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. mültezimlere hayat boyunca. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). kazaî ayrıcalıkları vardı. dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. Yunanlıların.

18. serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. Devlet ajanları. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. 17. Mahmud. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. Bu dö­ nemde. âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek. Tanzimat. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. Böylece. Yeniçeriler. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. Hat­ ta onlardan bazıları. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. Bu sultan. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. vergilerin kaldırılaca­ ğı. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. 18. 18. Böylece. Reformun ana amacı. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. Merkezî bürokrasi. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. Ayân. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. İmparatorluk yöneticilerine. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. 19. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. yalnız vergi toplama. yüzyıldan başlıyarak. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. Malım udun 1815'ten başlıyarak. OSMANLI I SİYASET . Tanzimat. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. kuzey Afrika vilâyetleri. Batı devletlerinin. II. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. üstün bir kuvvet meydana getirdi. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. Bundan sonra. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi. Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. Padişaha imzalattıkları bir belge. Ayân. yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması.

N. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. II. Ö. Barkan. II. Ankara 1988. 1 Bedri Noyan-M.133-134. An­ kara 1983. İstanbul 1975. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. L. Washington DC. 4 5 H. . Ali İhsan Bağış. Bu dönemde dış politikada hükümet. 141-146. Formation of the Ottoman State. Ankara. Bu çıkmazdan Türkler.A. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. çev. Ankara. 2 Cilt. 18. SİYASET I . hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. H. Barkan. Ö. İstanbul 1975. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi. Tanzimat yönetiminin. yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil. Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. İstanbul 1959. Beyler cami. E. Belgeler 1966 Ö. L. Cambridge. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”. Felix Beaujour. Patrona İsyanı. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır. Çağatay. 481-495. 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. L. M. Meııgi Garıbnam m etni yay. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. kuşkusuz. Tarama sözlüğü V. Barkan. Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. L. 419-420. I. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. 413-469. Belleten. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. Ayda Arel. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. İstanbul: Eren Yay. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. Vladiminsov. Patrona İsyanı (1730). İstanbul 1970. sünii. büyük ölçüde yar­ dım etmiştir.'Türkiyat Mecmuası (1951). Barkan. İs­ tanbul. Baskı. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. Esin Atıl. Ankara.R. 2. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. 1991. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. Celâlî İsyanları. Paris 1800. Cilt. Münir Aktepe. Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir. O. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. tnan. Ö.L. 1989. L. XV. M. Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. Kapitü­ lasyonlar. Akdağ. irene Beldiceanu-Steinherr. Bkz. NY. Barkan. Ali Akyıldız. Kırk Gün Kırk Gece. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır. 145153. Ö. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. Ankara: TTK 1972-1979O. Barkan ve Enver Meriçli. 2 SügU. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. Rumeli şehirlerinde. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. Akdağ. bkz. Albanay. 15501557. İstanbul 1980. pazarları.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları.meşine ve güçlenmesine. G ibb. International Journal of Middle East Studies (1975). Bir Türk Kurumu olan Ahilik. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. 98. Aktepe. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj. 524569. Cilt XI (1950). L. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. Barkan. New York 1987. 2. İmparatorluk hüküme­ ti. Ankara 1963. 1962. M. İstanbul 1958. 1993. The Travels O f İbn Battııta. İstanbul 1958. L. 1971. Barkan. Metin And. 1960. Barkan. halkını endam. 1991. Berkes. İs­ tanbul 1943. Toplu Eserler. ve XVI. O. 1974. m edrese. The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. îb n Battuta. L. Ayverdi ve Ö. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N .

Stuttgart 1992. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century. New York 1987. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. Oxford 1929A.A. İstanbul-World City. M. Y Önen. Dünya Kenti İstanbul. Jahrhundert. İ. Mustafa Cezar. Owford. Darmstadt 1982. Wien und die Osmanen. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. S. The Remaking of İstanbul. D ’Ohsson. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. Türkei. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. Danişmend. F. Foster. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. 1541-1600. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. İstanbul 1338/1992. Jerusalem 1988. İs­ tanbul 1971-72. B. Finkel. Paris 1968. Boue. Cevdet. A Social History. Emmanuel. Cook. Leiden 1973. Faroqhi. İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. Men of Modest Substance. I. H. Eickhoff. Hess. Wien 1981. 1995. Crafts and Food Production in an Urban Setting. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. 1. 1996. W. İstanbul 199395. Roderic Davison. Osmanlı Tarihinde Levendler. 1957. Faroqhi. Faroqhi. Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. 2 Cilt. S. die Geschichte der Pilgerfahrt. Findley. Cambridge 1984. S. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. İstanbul 1953. C. A. N. 1591-1611. A. Leiden. Bowen ve H. Venedig. Paris 1788-1824. 1600-1700. Londra 1972. Griswold. Trade. 1898-1938. İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. Ankara 1992. Dalsar. W. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. Cilt . Population Pressure in Rural Anatolia. İstanbul: Tarih Vakfı. London 1978. Cambridge 1987. İstan­ bul 1984. Londra: Oxford University Press. Christianity and İslam under the Sultans. yay. 0 . İstanbul. Ottoman Civil Officialdom. The Sublime Porte 1789-1922. A. Hütteroth. O SM A N LI I S. J. C. Abdülbaki Gölpınarlı. Herrscher über Mekka. The Great Anatolian Rebellion. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. Hasluck. Bombacı. Mecelle-i Umur-i Belediye. München 1967. O. New York-Londra 1982. Cilt. Chicago. Gerber. Zürich 1990. 1994. Türkçe çev. Abdülbaki Gölpınarlı. Wien 1988. Coping with the State. Dilger. The Turkish Letters. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). A. Işlamic Society and the West. K. H. 4 cilt. Dernschwam. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. Faroqhi. Etat et Societe. Prin­ ceton: PUP 1989. A. New York 1973. de Groot. M. M. S. R. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. 10 cilt. İstanbul: ISIS yay. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. 8. İstanbul 1960. F. Mustafa Cezar. M. S. L. The Forgotten Frontier. Busbecq. H. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. Tableau general de l’Empire Ottoman. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Chicago 1966. H. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. Mystiques. Paris 1935. Göçek. Braude and B. Fleischer. Charles Issawi. Findley. Ankara:TTK 1991. Princeton: PUP 1980. Güçer. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. 15201650. çev. D. Lewis. Gül. Ergin. The Economic History of the Middle East 18001914. Clayer. C. F. Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. Hütteroth. Göttingen 1968. London 1986. W. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. D. 1450-1600. Çadırcı. İstanbul 1931. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Oxfbrd 1968 . SİYASET . München. und 16. G. Gibb. A. E. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. Histoire de la litterature turque. W. Vienne 1954. Z. East Encounters West. Melamîlik ve Melamîler. H. Faroqhi. S. Ankara 1977. Ber­ lin 1983. C. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. H. Çelik. Christians and Jews in the Ottoman Empire. 1593-1606. Princeton: PUP 1986. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa.

R.H. 1993. İstanbul 1987. An­ kara: TTK 1976. H. Cambridge. Manifestations of Sainthood in İslam. Lon­ don: Variorum Reprints. İskender Beg. yay. İstanbul.H. Konyalı. İs­ tanbul: Eren yay. T. H. R. H. Yurdaydın. Mustafa Alî’s. Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. H. İstanbul 1983. İnalcık. A. Kiel. A. Histoire de i'Empire Ottoman. Cambridge 1981 . Quataert. edition. ve İngilizceye çev. Doğan Kuban. and Economy. Ceremonial and Power. Le. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. Kütükoğlu. İstan­ bul: 1940-1988. Turkish Embassy Letters. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. Giray. Smith ve C. economique et sociale. İstanbul 1996. Kanun.K. Princeton 1962 . Organization. Halil İnalcık with D. 1600-1700”. Aksüt. H. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. eds. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. C. 1987. 2 Cilt. Articles by H. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. Dzizya. İstanbul 1939R. F. 283-337. 55-71. Marcus. İstan­ bul. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı. Köymen. Essays in Ottoman History.. Ankara: TTK 1987. İstanbul: Eren Yayınevi. Orhonlu. Ankara: TTK 1954- 1962. London: Variorum 1990. J. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. İnalcık. İstanbul 1986. Paris: Fayard 1989. yay. The Ottoman Empire: The Classical Age. 1 3 0 0 -1 6 0 0 . London: Variorum Reprints. G. İ. State and Peasant in the Ottoman Empire. Hüseyin G. B. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. Unat ve M. İstanbul 1948. Ortaylı. Lewis. ed. Brill 1974. Architecture. M. New York: New York University Press 1993. Ankara 1981. Mantran. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. H. 13 cilt. Kafadar Necipoğlu. O SM A N LI m İ. Wien 1978-1982. Demographic and Social Characteristics. yay. Filaha. Osmanlı Tarihi. Wisconsin: Madison 1985. İstanbul 1981. Koçu. Ortaylı. Mardin. Miller. Paris 1962. İ. New York and London H. The Genesis of Young Ottoman Thought. 1994. Leiden: E. Kemal Karpat. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. Jennings. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. H. 1973. E. R. McGowan. 2 Cilt. Everyday Life in İstanbul. Koçi Bey Risalesi. Rumeli. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. İnalcık.A. H. İnalcık.R. Ernst. Economic Life in Ottoman Empire. Kemal Karpat. yay. Konyalı. Ghulam. Archivum Ottomanicum. Orhonlu. Enver Ziya Karal. Harir. The Ottoman State and its Place in the World History. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. G. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Kazıcı. 2. 3 cilt. Z. J. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History. İslamoğlu-İnan. A. A Sketch of the Economic. Ottoman Population 1830-1914. VI (1980). yay. B. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. Ankara 1969. İslâm Ansiklopedisi. SİYASET . Mantran. İnalcık. 1985. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. Leiden 1994 C. Cambridge 1991. Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. The Ottoman Empire: Conquest. Eyalet. Neşrî Tarihi. Bloomington. Hans-Peter Laqueur. R. İstanbul: Millî Eğitim Bak. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. Von Andreas Tietze. İstanbul 1993. 1571-1640. İnalcık. London 1993. M. The Arab world. Kiel. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı. İ. M. McCarthy. Mimar Sinan. İnalcık. Konya 1964. Gelibolu. 1977.. Kuran. Counsel for Sultans of 1581. Studies in Eighteenth Century Islamic History. iden: Brill: Bayazid I. Maastricht 1985. 1360-1700. İstanbul: An Urban History. New York 1989Ş. New York 1970. İs­ tanbul 1967. Timar. C. essai d’histoire institutionelle. 1978. M. Turkey and the Balkans. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. İnalcık. London. Naff and R. Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. Owen. Desai. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. 1982 . Boston: (Mass) 1982. Londra. Jack und A. Mimar Koca Sinan. Lady Mary Wortley Montagu. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. 1998. Imtiyazat. yay.

İ. Uzunçarşılı. Türk İktisat Tarihi. Leslie Peirce. Ankara: TTK 1982. Ankara 1970. The Middle East in the World Economy 18001914. Corps de droit ottoman: recueil des codes. Mahmud ve Reformları Semineri. Zilfı. İstanbul 1971. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul. M. St. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. activites et societes. Uzunçarşılı. İsmail Soysal. Mehmed Süreyya. Z. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). Uluçay. Princeton University Press 1982. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. Tanzimat. Cambridge 1977. Uluçay. Berlin 1982. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın. Tabakoğlu. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Ş. Ankara: TTK 1985. Panzac. 4 Cilt. Roger Owen. Mantran. Harem'den Mektuplar. Ankara: TTK 1985. London 1838. H. R. O SM A N LI m SİYASET . 18201913. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. Yediyıldız. La peşte dans l’Empire Ottoman. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). M. H. Sicill-i Osmânî. Ç. G. 28-30. and E: Shaw. İstanbul 1956. İ. A. 2. İslamoğlu-lnan. 1700-1850. Venice.The Ottoman Empire and the World Economy. A Description of the East and Some Other Countries. İstanbul: Dergâh Yay. Pococke. Ankara 1984. “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. M. Adolphus Slade. R. IREMAM/CNRS 1991. Uzunçarşılı. H. Rosenthal. Londres: Saunders and Otley 1832. Baskı. with the Capitan Pasha. New York 1996. 2 Cilt. Ş. Ankara: TTK 1984. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. Minneapolis 1988. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. yay. Şam 1973-74. H. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. Developpement socio-economique et demographique. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Ankara: TTK 1945 İ. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Bucarest 1980 . Ursinus. Records of Travels in Turkey. Toledano. Runciman. Ç. R. An Ottoman Century. Osmanlı Tarihi. B. Paris 1980. J. 1-38. 1300-1750". Ankara: TTK 1964. Les villes dans l’Empire ottoman. Harem. Bildiriler. Oxford 1993. Pakalın. Özel Sayı 1978. Andre Raymond. London 1982. The Imperial Harem. S. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. 1994. Sahillioğlu. Uzunçarşılı. Westport: Greenwood 1980. Cambridge 1965. Haziran 1989. Panzac. H. Greece ete. Louvain 1985. S. Para Tarihi. ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman.E. 2 Cilt. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. Georges Young. Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. İstanbul 1308-1315. 4 cilt. Londres and New York: Methuen 1981. reglements. D. The Fail of Constantinople. David Urquhart. Ze’evi. Cambridge 1987. in the Years 1829. Londra 1743-1745. Renda. Bakanlığı 1940. Oxford: Clarendon 1905-1906. I. The District of Jerusalem in the l600s. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. Pamuk. Dürer and the Oriental Mode. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. İ. Raby. and of a Cruise in teh Black Sea. N. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. yay. Todorov. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. Gelişme Dergisi. 1830 and 1831. 3 cilt. Sultan II. İstanbul: M. Anka­ ra: TTK 1965. D. Bilâl Şimşir. New York. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. E. H. D. Pamuk.

1 495) Seninşah (d. 1326). i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . 1 4 5 1 -8 1 ). 1553) . D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d. d . 1451) C em (1 4 8 1 . K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). 1 511) A lem şah (d. 1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d. 1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. 1443) M ustafa (d. 1561) M u stafa (d. H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ). 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ). 1 389) M ustafa. Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). 1513) A h m ed (d.OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 . G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. 1474) K o rk u d (d. H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d.

Aydın. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi. başlaması. Orhan Bey’in ölümü. John’un gelmesi. Mesut’un ölümü. Filibe’nin fetihi. Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. Osmanlıların N iş’e girmesi. Çirmen'de. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi. Andronikus’a karşı zaferi. Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. DR. Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi. Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. Bizans'da iç savaşın çıkması. Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması. 1376 IV. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). Osmanlıların Selanik’i fethi. I. Saray Dükü VI. 1369 1371 1373 V. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. I. Orhan Bey’in. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı.D. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması. OSM A N LI I SİYASET . John’un Roma’ya gelmesi. Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. V. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. Murad’m Edirneyi fethi. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi.B. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası. Osmanlıların İzmit'i fethi. Adronikos’un. Osmanlıların İznik'i fethi. Osmanlı-Bizans ba­ rışı. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. son Sel­ çuklu Sultanı II. Um ur Bey’in son Balkan seferi. V. kurulması. Murad’ın tahta çıkması. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. Saruhan. 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. Osmanlıların Sofya’yı fethi.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi. Bizans’da iç savaş. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. John Palaeologun. VI. V. Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu.

Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. Boşnak ve Bulgar ittifakı. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz). Bayezid’in tahta geçmesi. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. Sigismundün. nu yok etmesi (29 Mayıs). 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. Bayezid’in.1388 Sırp. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. I. Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. İzmir'in Osmanh topraklarına katılması. Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). 1406 1410 I. Mehmed’in ölümü. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması. Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). I. I. Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi. Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması. I. 1423 II. Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Karamanoğullarmm yenilmesi. Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. Venedik ile an­ laşmazlık. 1417 1418 1419 I. M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. I. Marıuel II. Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). I. OsmanlıVenedik Savaşı. 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. Mehmed’in Canik seferi. Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. II. Mehmed’in Batı Anadolu seferi. ması 1421 I. Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. M ora’ya akınlar yap­ maları. 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. Macarların Belgrad’ı alması. 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Yergöğii alması. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). Aydın. Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. Osmanlılarla Macarlar arasında barış. 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. Macaristan ve Bizans ittifakı. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. 1414 1415 I. Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). Sa­ ruhan. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz). Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. 1416 I. Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). I. Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H . Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması. II. I. Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). Karamanoğullan’nın kuşatması.

Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). II. A napa. İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. II. Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. Papa II.1434 1435 1437 1439 Eflak. Kıbrıs Krallığı. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. II. Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. Seferi. Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). Bizanslılara savaş açılması. II. II. Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. II. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. Mehmed'in Sırbistan’a 2. İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. II. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. Murad’ın ölümü (3 Şubat). II. Kupa ve Taman’m fethi. Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. Yergögii’nün yeniden alınması. Varna Savaşı (10 Kasım). II. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. Ve­ nedik. Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. 1459 1460 1461 II. Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması. 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). Amasra’nın fet­ hi. Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. Mora’nın alınması. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. II. kez tahta çıkışı. Murad’ın tahtını oğlu II. Pius’un ölümü (15 Ağustos). Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. II. Mehmed’in Sır­ bistan seferi. Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). . Sigism un dun ölümü. Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran). II. 1446 1448 1449 1450 1451 II. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi. 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. Karaman’da iç savaş çıkması. II. Venediklilerle savaş. II. Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). II. John H unyadi'm n Balkanları istilası. 12 Haziran). Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. 1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos). Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). II. Eflak seferi. John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. II. İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. seferi. Murad’ın 2. Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. II. Ağustos). Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. II. Murad’ın Semendre’yi alması. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). Papa 11. Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). Pera’m a alınması. Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). Venediklilerle barış (18 Nisan). Kosova Savaşı (17-19 Ekim). 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Murad’ın Boğdan seferi. 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). II. Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). Elbasan Kalesinin inşası. Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. 1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. Mesih Paşanın Rodos kuşatması. 1462 1463 II. Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. Mehmed’e bırakması. Murad’m Ham idili’yi yeniden alması.

K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. G ü n sü n alınması (28 Ağustos). V. Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. 1545 SİYASET I. Macarların Osmanlılara karşı savaş açması. Polonya ile savaş.Gran’ın alınması. Polonya-Macar ittifakı. Selim’in Halep’t girmesi. Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması. İnebahtı’nın fethi. Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Valpo. Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). 1541 I. Bayezid’in M oldavya seferi. Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). 1520 1521 1522 I. 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos). Şıklos. 1512 I. Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan). Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). Süleyman’ın Avusturya seferi. Zapolyai’nin ölümü. Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos). 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). II. Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. II. Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. Dulkadiroğulları hanedanının sonu. 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). Peşte. I. Süleyman’ın Bağdat’a girmesi. 1499-1503 Venedik ile savaş. I. Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). 1535 1536 1537 I. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). I. 1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). Mısır Memlükleriyle savaş. Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak). Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş. 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II.o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). I. I. 1544 Vişegrad’m fethi. Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . 1532 I. Selim’in vefatı (21 Eylül). I. I. 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). (14 Eylül). V. Venedikliler ile savaşın başlaması. İran’la savaş (Ağustos). Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). Cem’in ölümü (25 Şubat). Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. I. I. Kemah’ın alınması (19 Mayıs). Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. 1514 1515 I. Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). I. Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Koron’un alınması (12 Ey­ lül). I. Rodos’un fethi (21 Ocak). 1538 I. G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos). Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). 1512-1513 I. İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması.

Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. Avusturya ile savaş (Sonbahar). İnebabtı Savaşı (7 Ekim). 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül).tülasyonlar) verilmesi. Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. Varad . Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). Rusların Kazan’ı iş­ gali. Veszprem’in alınması (13 Ekim). II. Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. Lefkoşa Kuşatması. Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). Papa. 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. Süleyman’ın İran seferi. I. Eflak. Süleyman’ın İran seferi. Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). I. 1548 Ağustos). Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos). Kıbrıs seferi. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). III. Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). Zigetvar önlerinde I. Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). III. Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. II. Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Gür­ cistan. Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). Murad’ın ölümü (16 Ocak). Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs). Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. B uda’yı kuşatması. İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak). Rusya’nın A straban’ı işgali. Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). I. Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart). İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). Mehmed’in Macaristan seferi. Anadolu’da Celali Ayaklanmaları. Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). ' I. Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi. Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). Beckerek. AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos). Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak). Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. I. Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. 1596 III. Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). İran’la barış yapılması (21 Mart). girmesi.

Murad’ın cülusu (10 Eylül). 1613 1614 İçki yasağı. Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. I. İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim). tütün yasağı (16 Eylül). 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül). Kazakların Sinop baskını (Ağustos). Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım). Davut Paşa sadrazam. Osm anlıların G ran ’ı alması. I. Sultanahmed Camii temelinin atılması. Canibek Giray Han (31 Mayıs). Sultanahmed Camii'nin açılışı. 7 . Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı. 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). Hotin kuşatması. yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). kardeşi I. Zaporg Kazak­ larının akınları. I. 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül). Osman’ın katli (20 Mayıs). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). kahvehanelerin kapatılması. Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). Osman’ın cülûsu (26 Şubat). Zorbaların saraya baskını (12 Mart). donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). Kara Meh­ med Paşa sadrazam. E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. Ahmed Paşa’nın azli. 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). IV. III. İran’a sefer. 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). Ahmed’in ölümü (22 Kasım). Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). Halil Paşa sadrazam. 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım). Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül).m it’e saldırısı. İran’a sefer. 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz). Ashaba küfür edilmeye­ cek. âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Erivan kuşatması (11 Eylül). 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). Hüsrev’in azli. 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). Sipahilerin ayaklanması (Ocak). 1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). 1617 1618 I. H otin tes­ lim olunacak. Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). Mehmed’in ölümü (22 Aralık). ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). Sipahilerin kan davası. İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). Şirvan ve Kars’ı fethi. Vezirazam Nasûh’un idâmı. Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). Ruslara karşı işbirliği. Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs). Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. Mustafa sultan (22 Kasım). Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan).

Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). Varat’ın fethi (27 Ağustos). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). IV. Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz). Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Kandiye kuşatması (26 Mart). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran).o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). 1645 Girit Seferi (19 Nisan). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). 1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). 1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). Bozcaada’yı Venedik işgali. 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). içki yasağı (5 Ağustos). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). 1638 IV. Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). IV. Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). I. Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). Ye- . IV. Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). sipahî zor­ balarını katliâmı. 1635 IV. 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. Murad'ın ölümü (8/9 Şubat). 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). Lehistan’la barış (Eylül). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi.

Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). II. Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder. Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. Osmanlı’ya karşı Avusturya. seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Mehmed Belgrad’da. Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda. Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). Rus­ ya’ya harp ilânı. Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). Salankamen Meydan Savaşı. Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). Preveze’nin düşüşü (28 Eylül). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran). Avlonya’nın geri alınması. 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). IV. Macaristan. Mehmed’in tahttan indirilmesi. Sultan IV. Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). Kandiye kuşatması (18 Ağustos). ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos). Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Niş bozgunu (24 Eylül).ni camiin halka açılması (8 Şubat). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). II. Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Leh kıralı haraca bağlanmış. Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Süleyman’ın ölümü ve II. Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). Vasvar Barışı (10 Ağustos). Osmanlı O SM A N LI I f f J . Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran). Venedik. Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran).

Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Ahmed’in ölümü. Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). Gürcistan’da fetihler (Temmuz). 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. Gence fethi (4 Eylül). Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması. Naimâ’nın ölümü (Eylül). I. Hemedan Fethi (31 Ağustos). III. Patrona Halil isyanı (28 Eylül). Barış koşullarının imzası (21 Temmuz). II. Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). II. büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Revan Fethi (3 Ekim). Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). Varadin bozgunu. büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). Bedesten yangını (3/4 Aralık). 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak). Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). Avusturya. Doğu seferi. Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim). Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim). Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). Tebriz (4 Aralık). Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). şâir N edîm ’in ölümü (Aralık). donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. Kameniçe. Mustafa’nın tahttan indirilmesi. III. Mora’da harekât (Ağustos). Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. matbaanın kabulü­ ne karar. III. Banat Osmanlıya. Mora ve Dalmaçya. Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. Ali Paşanın azli (12 Temmuz). Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). Aya Mavra adası Venedik’e. 1717 1718 II. 1723 1719 Ağustos). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. İran Safevîlerinin sonu. 1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs).

Azak Rusya’ya bırakılıyor. 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). reformlar. 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. 1787 Rusya’ya harp ilânı. Katerina Kırım ’da. Özü. Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek. I. Rus yanlısı Şahin Giray Han. Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos). Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık).1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). Uluslararası dengede değişme. Silistre zafe­ ri (29 Haziran). Yerköyü zaferi (12 Eylül). Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması. Mustafa’nın ölümü. Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. Kuzey Karadeniz’de Kerç. İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). ard-depremler. Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. Fokşan bozgunu (1 Ağustos). Kars’ı kuşatması (9 Ekim). Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). Azak bölgesi tarafsız bölge. Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). Özü O SM A N LI J g j SİYASF . RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). Musul tarafında başarılı ha­ rekât. büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). Rusya seferi (27 Mart). İsveç’in Rusya’ya harp ilânı. III. 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. 1789 I. Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat). III. Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. I. Bender’e saldırısı (Ağustos). 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). Büyük İstanbul yangını. III. H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan). 1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). Kartal bozgunu (1 Ağustos). Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). Mahmud’un ölümü. Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). 1774 savunması (2 Ağustos). Orsova bırakılıyor. Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran). Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). II. Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). III. Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). Bulgaristan’ı Rus istilâsı. Buza bozgunu. Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). Yenikale. İstanbul depremi (2/3 Eylül). Hekimoğlu Ali Paşa 3. III. Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). H otin geri verilecek. Fransa’da Büyük Devrim. Hıristiyan kiliseleri korunacak. ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan). Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. kez sadrazam (15 Şubat). Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). Selim’in cülûsu (7 Nisan). Taman yarımadası.

Alemdar sadrazam. Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). Hocapaşa yangını (2 Ağustos). 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). Yeni­ çeri isyanı. 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). Selim'in şehadeti. Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). Sırp isyanının bastırılması. Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). II. Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). Padişah’ın Rumeli gezisi. M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. III. Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). Anadolu’da Anapa. 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Rumeli'de Dağlı eşkiyası. IV. Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). ağır harp tazminatı. Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). IV. Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). Sekban-i Cedîd (14 Ekim). Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). Saray baskını. Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz). Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran). III. Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). ilk buharlı gemi. 1813 Mekke’nin geri alınması. Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). Atina’nın zaptı (5 Haziran). Sekban-Yeniçeri savaşı. 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât.Rusya’ya bırakılıyor. Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül). 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. İstan­ bul’da anarşi. Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). IV. Yunan Devleti (15 Ağustos). . Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). Poti. Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). Ahıska. Necd’de Vahhabî isyanı. Konya Savaşı (21 Aralık). Sened-i İt­ tifak (29 Eylül). Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos). Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan). Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). “Kıyafet nizâmı” (3 Mart). İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). baskınlar (17 Kasım).

Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). Memleketeyn sorunu. Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos). Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Ahıska bozgunu (26 Kasım). Memleketyn katli (15 Temmuz). Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). Avusturya. Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 . 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz). Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M . 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). Viyana Protokolü (1 Şubat). Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Ingiltere. II. Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). Kılburun zaferi (17 Ekim). Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Başvekâlet ihdâsı. Rusların Sinop baskını (30 Kasım). ilk telgraf hattı (9 Eylül). Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere. Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan).yabancı gemilere kapanması. Kuleli Vakası. Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). M ahmud’un ölümü.9 Eylül 1855). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). İnglitere. Memleketyn (Eflak. Alma zaferi (20 Eylül). Cebel-i Lübnan sorunu. Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat). ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). 1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz). idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü. Inkerman zaferi (5 Kasım). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası. Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. Traktir zaferi (16 Ağustos). Makâmât-i Mübareke sorunu. Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak).

Kars ve Ardahan verilir. 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). İstanbul konferansı (12 Ekim). Ali Paşa sadrazam (11 Şubat). İstanbul’da 7 Ağustos. Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. Büyük Devletlerin müdahelesi. Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos).■1868 Girid isyanı. Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). Yunanistan’la birleş­ me kararı. Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran). 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). 1867 1866. Murad cülûsu (30 Mayıs). Mısır’da İngiliz işgali. İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran). 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). Viyana’da 28 Temmuz. Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). G irit isyanı. V. Abdülhamid savaşa karşı.-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). 1873. Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). 1878 Tesalya’da isyan. Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). Girid idaresinde reform (15 Şubat). Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). Işkodra barışı (31 Ağustos). Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). Paris’te 30 Haziran. 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran). Londra’da 12 Temmuz. Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Rumlara gelecek için vaatler. Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II. Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. Ali Suavi olayı (20 Mayıs). 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). 1875 Hersak'te (13 Nisan).1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Temmuz). Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder. Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Özerk Bulgaristan. Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). Sırbistan. Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Rus ultim atom u (31 Ekim). Karadağ’ın harp ilânı (2 . 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). Berlin memorandomu (13 Mayıs). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart). Rus bitaraflığı. Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). Bulgaristan'a İngiliz desteği. Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan). Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran). İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Budapeşte’de 31 Temmuz. Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran). Romanya ve Karadağ bağımsız. reform vaadleri. Rusya'ya Batum. kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz).

Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). 5 Yahudi. Selânik. Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). Almanya. Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). Sultan II. Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. Rusya'nın tarafsızlığı. 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). Müttefik- . Girid’e özerklik (18 Aralık). Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. Dünya savaşına girer. Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler.Kasım). Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). İngiliz girişimi. Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). 23 Rum. bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Reformlar. İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. 12 Ermeni. Osmanlı Devleti I. Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). Yunan geri çekilişi (25 Nisan). Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). Makedonya. Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). 1904 1905 V. Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim). Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan). Çırağan yangını (19 Ocak). II. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim). 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). 1896 Girid isyanı. Murad’ın ölümü. 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). Edirne’nin düşüşü (26 Mart). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak). Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). 4 Bulgar. sert tepki. Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). 60 Arap. Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). İstanbul Andlaşması (29 Eylül). Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). İstanbul depremi (10 Temmuz). Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). V. Balkan harekâtı yeniden başlar. 25 Arnavut. 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak). Dömeke zaferi (12 Mayıs). Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan).

1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May. Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık). Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos). 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri. İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. Erzurum Kongresi (23 Temmuz). 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz). m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım). Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan). Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). II.). Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). Saltanatın İlgası (1 Kasım).0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc. Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım). Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım). Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart). ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs). Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). Mudanya Mütarekesi (11 Ekim).). Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). İnönü Zaferi (31 Mart). Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. Hicaz ve Mekke’nin kaybı. Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart). Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. meclisin dağıtılması ve kapan­ ması. Fransa ile barış (20 Eylül). mebusların Anadolu’ya kaçmaları. Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Tevhid-i Meskûkât Kanunu. 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat)./18 Ma. Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim). G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım).

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama. yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir. yüzyıl sonları ve XIV. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır. Ma’denpazar. Ma’den Derbent. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır.12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır. Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir.1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer. Lü’lü’e. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir. Maden. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar). Ladik’te. Anadolu’da XIII. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır. Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. Fakat bu konuSİYASET . Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur.18 Belirtmek istediğim nokta. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür. çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır. XIII. Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır. Ma’denşehir. İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır. Ankara’da. Akşe­ hir’de. Samasur.15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700. Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır.

kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır. yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. yazıldı­ ğı ortamlar. Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır. Arazi. Fakat bunların. Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler. Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. Aynı zamanda. Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. bunların yazılış şekilleri. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak. yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. Burada. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. L. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. bina. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET .19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir. Profesör V. Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır. Bu metinler. İkinci bir örnek olarak. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir. geleneği ge­ riye XIV.

“devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır. yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır.23 Osmanlı tarihçilerinin XV.25 XIV. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır. sikkeler) doğru bir dolaştık. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir.26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz. bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz. kelimelerden kaynaklanmaktadır. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT . En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir. Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar. Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır.2 7 Pachymeres. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri. Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir. Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV. Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır.

1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı. Giese. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. oldukça büyüleyicidir. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma. yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı. Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir. dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. üzerinde durulmaya muhtaç. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır. Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz. Terim. Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET . Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir.37 Bu erken dönem.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. Babinger.dır. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. Gaziler önemliydiler. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular. Köprülü. Gerçekte de günümüzde.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir.. O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler. oldukça ilginç bir konudur.

36 Colin Im ber.204. O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. Ayverdi.. 14 Yazı için T. irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . Lindler. Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss. 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A. A ykut. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır. İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . Franz TaOSMANLl . 50-54. Zachariadou. M organ’ın derlediği. 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. ed. D irim tek in . Pachymeres. 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. 1966). Philokrini. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. Dakibziya. eds." E. 23 24 Foss. 33 İ. ed. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . 10817. İstanbul. 1988)'dir. Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız." I. Giese (Leipzig. civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss. “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. İnalcık. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım . Failler. M enage. 439-461 ’e ve E." Anatolİan Studies 40 (1990). Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. G . L. Nicomedia. 15 Yazı için T. 7. A k akçe. 179185. 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. dem irbaş no. O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. H . L. 10817'ye bakınız. 23-26 M ayıs 1983 (Ankara. 1: 341-363. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. F. "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. “B eginning O tto m a n history". 1990). H. "Pelekanon. 16 (1963).: R. iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum . Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . 8 9 E. The Mongol empire and its legacys (Leİden. P. 16 Bkz." Belleten. 1994). Barkan ve E.: R. M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara. 127." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994). İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini. 7798. 199-208. Ritzİon. Bkz.3). 78 . A k akçe (İstanbul. "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul. 178. “The conquest of Adrianople by th e Turks. 1980). I9 9 6 )'a bakınız. Menage (İstanbul. belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. L. dem irbaş no. 2 0 -2 1 ’e de bakınız. P. "per ton m aiantron" a sahiptir. “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. H . Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . Frei. W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. 10525. Bonn. K arşıt yaklaşım için H . 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997).1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. 30 Colin Imber. C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği. 17 18 D em irbaş no. elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. 277288. Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır." O . Lindler. 46. 333 1. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır. 1929). L. İnal­ cık. Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir. SİYASET 1 1 İ. İyi b ir V atikan elyazması Barber. G r. 211-2 1 2 'y e bkz. Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri. “B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. B onn. A ykut. U zunçarşılı. Arnakis. 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. 19 V. 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies. fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir. 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). 5 Ö rneğin. 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non. H artm aıın'dır. Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. 282-289. O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. 2000). 1992). ed. 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . O kyar ve H . 5 (1941). "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih. 24. 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum . Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. O . A. N ik itiato n . 1984). A rnakis. 1993). “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . 53-62. 29 F. 70 yıl önce eserlerini yazan P. Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul. A. 153. 69-112. 67-68. A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens. Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R. Zac­ hariadou (ed). 27-33. “The Legend o f O sm an G azi. Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır. D iğer bir nokta da. 28 Cantacuzenus. 1999). Araştırma sonuçları toplantısı. fol lOOr. Nicomedia. A rtuk. G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. Taeschner ve R. 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . Hoi protoi Othomanoi.” Studi Vcneziani 12 (1970). F. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir.” Zachariadou’nun Emirate’inde. 8 8 .” Travaux et mmoires 1 (1965). Bonn. Hoi protoi Othomanoi. n." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). 2: 460. W ittek .

yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. sâdece siyasî bir deyimdir. oğlu doğmazdan bir saat önce. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı. Rüyaya göre. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. yeni bir ırk. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır. Ona göre. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak. Tıpkı bunun gibi XIV. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. Gibbons’un ikinci büyük hatası. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. bir Osmanlı ırkı. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. Buradaki menkıbeye göre. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. O R H A N F. bu rü­ yayı tabir eden kimse. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. Ancak bir gece Osman bir rüya görür. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin. Ona göre. kü­ çük bir aşiret. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I.

göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. M. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. yâni Osmanlı Devletini. (Bu eserin. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. Bu bakımdan.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz.d. Köprülü. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. 273 v. bahis konusu konfe­ ranslarında. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. Her ne XV. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. Fuad Köprülü. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır. bunların babalarının rüyasında. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi. Prof. peşin hükümden ibarettir. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü. Buradaki men­ kıbede. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı. bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler. Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. 1965’te benim.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan. Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da.1. Dr. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. tekrar yayınladığım. milletini. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan. onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek.

Salur. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre. yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. Kalaçlar. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi. Böylece daha XIV.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler. Avşar.645. bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür. XIV. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz. Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. yüzyıl ortalarından XIV. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse. Marco Polo (Marco Polo. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur.000 dinara. Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5.000 allîm franga yükselmişti. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu.935. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. Bayundır. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah. İşte bu suretle. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı. Selçuklu İmparatorluğu.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir. Kıpçaklar. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. I. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu. yâni 16. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. Osmanlı tarihini. Bayat. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz. SİYASET . XIII. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. yüzyılın başlarında Türkleşiyordu. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak. kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere.

baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Mihaliç. Burdur. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. XIII. Çorum. Bursa. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. Bolu. Gerede. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. KastamoS İY A S E T . Aygut Alp. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. Kütahya’da yerleşmişlerdi. birincisi coğrafî mevkî. Bolu. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Burdur. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. Gerede. Birgi. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. Alpler veya Alperenler olup. Geyve. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. İyonya (Birgi. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Aydın. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Balıkesir. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran. Selçuk) dahil Aydınoğulları. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. Gerek iç. Ödemiş. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. XIII. Manisa. Düzce civarlarında. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. Bunlardan birincisi. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. Amasya. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. Milas. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. Kastamonu. Tire. Eskişehir. Haşan Alp. Ladik. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti. Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. Çankırı. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. Germiyan Beyliği XIV. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. Marguandt. Muğla. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu.

nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. Amdronic. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. Bizans imparatoru III. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. Trakya. Bu sayede. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Bu uç beyi. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Orhan. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca. 1326’da Osmanlıların eline geçti. XIV. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. An­ cak Osman. ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Harbi kazanan Orhan Gâzî. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. Osman’a karşı harekete geçirildi. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar. Esasen. Bu suretle I. yine I. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Murad. Bu suretle Orhan. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. I. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. zeki ve irade sahibi bir kimseydi.

Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî. devI SİYASET . 3. yalnız Bizanslılar’a değil. Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. hemen he­ men kayıp vermeden. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. 2. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse. bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. Makalemizin başından beri XIII. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Papa başta olmak üzere. Sahil beylikleri. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. ve XIV. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. Osmanlı Beyliği. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. bu talihsiz hükümdarın. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. Bizans. Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. 4. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. Menteşe. 5. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. İlk Osmanlı hükümdarları. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. bu beylik. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. sahil beylikleri de dahil olmak üzere. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. Aydın. kuvvetini arttırıyordu. denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. Meselâ Osmanlılar. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına.

kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. Ancak XV. Babasının ölümü üzerine. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. Görünüşe göre I. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Devlet. 8. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. 7.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. Sahil beylikleri halkından birçoğu. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. Böylece Osmanlı Devleti. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. fakir köylüler. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur.let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. Saruhan. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. Aydın. yüzyılda II. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. ilk Gelibolu seferine. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. Özellikle XIV. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. Bu arada XV. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur. orta Anadolu’dan ve Karesi. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak. rekli olarak artırdı. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. Murad zama­ nında başlamıştır. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. Gâzî Umur Bey. bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. Böylece Osmanlıların. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. daha küçük fıyef sahipleri. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I . Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. 6. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler.

yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil.9. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. Osmanlılar’ın daha XIV. Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. Kendi çıkarları. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. bir devamı mâhiyetinde olup. Babadan oğula kalan bu sipahilik. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. Osmanlı Devleti XIV. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. 10. yüzyılda. Osmanlılar bu usûlü.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. Orhan ve I. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı. O SM A N LI H M SİYASET . Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. sahaca nispeten küçük. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler. bâ­ zı istisnalar dışında. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı. 11.

Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların. Ay ve Yıldız Han. yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. diğer Türk devletleI S İY A S E T . ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez. tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. Hakimiyet. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. Yazıcızade’nin. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de. Elbette bu kabulleniş. Gök. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır.1 Bunun en önemli sebebi.5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV.2 Oğuzname’ye göre. Dolayısıyla bazı yazarlar. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir. bağlı oldukları boy. böylece hakimiyetlerini. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. DR. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. Ona göre. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. Yazıcızade Ali II.4 R W ittek ise. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir. D O Ç .OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün.3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır. Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. Fakat elbette ki. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. özellikle II. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. Murad döneminde. Umumiyetle. Anadolu’ya geliş tarihleri. Ki bu gelenek. sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. tamamen hayal ürünleri olmayıp. Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir. Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır.

milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet. Açıkçası. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. Yafes. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek. Sunkur. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. Süleyman Şah. Cumur-mir. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. Şecereler. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Cem Keymür. Yasak. Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte. Artuk. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı. Korhav. Kısa­ cası şecerelerde. Korhulu. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi.14 Bu açıdan incelendiğinde. XV. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi. Çemendür. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. Kaya Alp. Karay-tu. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. Neşri. Çarbuğa. Ay-kut­ luğ. Bay-suy. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır. Dib Bakoy. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. Bay-Temür. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür. Gök Alp. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde. Balcuk.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. Kara-tay. Sevine. Tuğra. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir. Boz-luğan. Toğmuş. Bulcas. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. Bulgay. Kurtulmuş. Tortumış. Tuğra. Sakur. Tu­ raç.1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. Tok-temür. Tuğra. Kayı onun torunudur. Kara Han. Komas. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. Ertuğrul. Bay-temür. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı. Ay-kutluğ. Kaz Han. Bay-beğ. Oğuz. Süleyman Şah.9 Hz.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). Kara-oğlan. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET . onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. Yasuv. Turak. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak. Yalvaç. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır. Kızıl Buğa. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Güc Beğ. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. Yazıcızade’nin. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır.10 Üste­ lik. Kızıl-buğa.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Nuh Aleyhisselam.1 1 XV. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır.

Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. Yıldız Alp. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. sadece Osmanoğulları’nın değil.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir.Ahlat. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. Korkut Ata’dan naklederler ki. adları Gök Alp. 1449’da II. Gün Alp. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir. özellikle Moğol istilası döneminde. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir.. Ancak. Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Oğuz dışındaki Türk. Beyleri Süleyman Şah. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. Elbetteki böyle bir durumda. Süleyman Şah’ın da. Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi. Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda.. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı. Akrabalığın sebebi soruldu. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. sadece Kayıların değil. Uçlardaki Selçuklu kontrolü. Deniz Alp. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek. Verdiğimiz iki örnek.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. Karaman. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır. Kısacası bu. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. dimiş imiş ki. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. bazı Türkmen cemaatleri. Yer Alp. Mirza buyurdu ki. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). onun ölümüyle birlikte. hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. Bu tesbit de. Aynı şekilde. Oğuz/Türk üst çatısının dışında. Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Ay Alp. kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. Belki de. Nitekim. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. şecerelere yansıyan isimlerin. Ancak. Moğol tehlikesine karşı. Henüz XI. Alaaddin Keykubad’ın. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. I SİYASET . Özellikle Türkmen­ lerin.

Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. Gölgesinin altında dağlar var. Pasin ovasına. konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. Sür­ meli çukuruna varıp. Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. Kayıların Artuklu. Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu. her dağın dibinden sular çıkar.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken.25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi.23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir.. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. Sivas ve Ankara’da.. Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir.28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı.29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir.“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra).26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir.. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir. Sürmeli Çukura göçerler. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi. gelir Osman Gazi’nin koynına girer. Söğüt. 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T . Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye. 01 dahi kabul etdi. gazilik ve erdem gibi. Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler. Alplik. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir.30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. Oğuz/Türk tö­ resinde. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Artık Osman Gazi. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ". Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler. Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı.24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar. Bilecik (s. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”. Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Emanetlerin yine alurlardı.. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer. Osman Gazi. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır.

aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET . Gelür şeyhe haber virir.. Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/. London 1965 (4. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. Türkiyat Mecmuası. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. H . 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III. ben dahi Mehmed Han b. bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi.. p p . “Ertuğrul ile beraber. İstanbul 1981. Kılıç Arslan b. .. A. yerleşik hayatı . G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. Al-i Selçuk isen. Şeyh aydır “oğul Os­ man. Oğuz H an’ım. E K ö p rü lü . The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland . 9 -2 2 . 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir. konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. s.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir. S. Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). Karaman b. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır. N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir. c... M. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa. Saltuk Alp. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri. Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b.34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye. “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi". Sülemiş. Şirvan Han b. O xford 1916. s. memnun etmediği için. W ittek .. I (1925). Anda yazlar kışlarlardı.: H .31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi.Keyhüsrev b. Cümle Moğol. Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”. 251. Fr.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999). Yarhisar.. Nureddin b. The Foundation o f The Ottoman Empire. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı.33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik.35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi. yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. 22)”. “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”. G ibbons.”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil. The Rise o f the Ottoman Empire. s. Kürd ve Türkmen benimledir. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi. H . Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. 13-14.ler akıdır. İnalcık.baskı). Ertuğrul b. Eren yay. İs­ tan b u l 1996. 1 5 1 -1 5 7 . Lütfı Paşa (s. P. T fe Ottoman Empire. O SM A N L l IJT S II. Turgut Alp. onlar da yeni hedeflere yönelecektir.. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. 7 1 -7 9 . London 1973.Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler. diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir. D iv itçio ğ lu . G iese. İnalcık. Samsa Çavuş. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ). Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular.

“XVI. Tercüme ve Tahlili. A. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. Tevarih-i A l-i Osman. S. 18 R uhi. 6. Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. 26-27. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. s. diğer kroniklerin tersine. 73- 19 20 21 M. 3. s.Ergin) Ankara 1989. s. s. A. Z. M u’cemiI’l-BiUdan. D ivitçioğlu. 3 S. Kitab-ı Cihan-nüma. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. a. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir. Reşideddin Oğuznamesi. c. 9-22. Bu didügi Osman neslidür. Tevarih-i A l-i Osman. Atsız. H .m... bir çok tarihçi bu görüştedir. 15. Mesela F. 93. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü. İstanbul 1949. onların itaatim sağladığını b elirtir.g. Tevarih-i A l-i Osman. bası­ lacaktır. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri". K u­ ran. ahir zaman olup. Veiidi Togan. s. İstanbul 1936. 4a (M. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir. S.: M . 25 Bu konuda bkz. (Kilisli N e ş r i) s.e. A. Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. B ehpti’t-Tevarih. 21-22 Lütfî Paşa s. c. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. 90-91. 32-33. yoldaşlığa yarar kişilerdi”.. “. Tevarih-i A l-i Osman. 4. OSM ANLI SİYASET . S.. 34 Neşri.. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu.. s. Bulduk. Osmanlı Tarihleri î. Aşıkpaşazade. çvr. Aşıkpaşazade. Moskova 1959. Ankara 1975. Ankara 1970. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. 62-63. 20-28. Atsız. s. s. M. Paul Lindner. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır. gitm edi.: Ü . 141.”. Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır. s. s. kıyam at kopınca. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı. 22. 382-383N eşri'den başlayarak. 24/4 (1982). 90. Neşri.K oman). Mesela H . s.A.e. M üneccimbaşı.. s. p. aynı yer. 30). s. vol. D TCF. s. 260. 1 (M art 1999). 22 Aşıkpaşazade.: F. (Ali Beğ neşti) s. D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. 93.D . H . Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir. Yınanç’a ait nüshadan). İstanbul 1981. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır. s.: E. 80 (1992). İstanbul 1332.A. s. S. M ahan. 264-265. Bayat?.Görüldüğü g i­ bi. Asıl vatanlarına” . İstanbul 194. I (yay. s. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz.Bulduk. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name. c. O ğuz Kağan Destanı. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research). “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”.. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır. Lütfi Paşa. Bang-R. “E rtu ğ ru l”.melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. Köym en). Berlin 1932. Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı.Göyünç. X III. Beriyye. R. s. Yinanç. 3 (Kasım 1997). İ. 16-18. Ü . U nat-M .. kimesne ellerinden almağa. Sahaifü’lAhbar.: Ü. s. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler.: M .. 4.. Tevarih-i A l-i Osman. Defter. 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. Aşıkpaşazade.Tarih Araştırmaları Dergisi. s.bu göçer evli etrafa dağıldı. a. s. 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil.. 5. s. 38. N.. M. M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler. s. İstanbul 1972. 1. bu konu üstünde durarak. kardeşleri­ dir. 26 27 Aşıkpaşazade. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz.g.: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. s. Ankara 1987. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri).. Turan). İnacık. 333P. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). (Atsız neşri).. 51..g. Sümer.: Ş. s.: W. W ittek. K öprülü. 109-116.57. Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. s.İnalcık. 11. Yüzyıla taşır. (çev. s. kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. burada yazar. R ah' m eti (Arat). 35 36 37 38 H . A. 37-52. s. Ancak. Tarih K ongresine sunulm uş olup.m. 55-57. v. Ertuğrul o anda kaldı. 50-51 (haz. a. Beyrut 1986. 23 24 N eşri. R. Paul Lindner. Krş. (yıl 1997. Şikarı. Baltacı). Die Leğende votı Oghuz Qagban. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”. 1.Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi.. Osmanlı Tarihleri I. Karamanoğulları Tarihi. U . İbn-i Kemal. s. diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir. ît.. T. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. Neşri bu olayı XI.g. 4-5. Tarihsiz) s. s. c. 129-139 Neşri. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. c. Aynı eser. 6 l. 19-20. Konya 1946 (hz. 693-94. s. (Tercüman yay. Dede Korkut Kitabı 1. Bahadırlar. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe. 3. s. 70. F. S. B ulduk. Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak. Divitçioğlu.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans. Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. 14. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. DR. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. Bu tehlikeli altüst etmişti. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu. askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi.OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. IV. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. Lâ­ kin bu devir Papaları. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi. Selçuklu Devleti sona ermiş. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. IV. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. SİY A SE T . Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi.

Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir.Yeniden hayata kavuşan Bizans. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı. onun erken ölümü ile yarıda kaldı. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. çok ağır problemler bekliyordu. devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu. 14. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. İstanbul’a rakip. Ancak. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket. Zira. ülkede korkunç tahripler yaptı. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. Sırplara. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. VIII. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. III. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. Fakat. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. Rumların büyük bir'kısm ı. veren Kantakuzenos. Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. Bir ara. Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı. Andronikos un (1328-1341). Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. Mihael’in. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. Önce İzmir Beyi Umur. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi.I I H J I . Cenova. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. hazine boştu. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar.

1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. Kantakuzenos. zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti. Kantakuzenos. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. Fakat. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Türklere umduklarından fazla imkân verdi. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. N ite­ kim Süleyman Paşa. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. 2 Mart 1354 gecesi. Fakat asıl şimdi. Fakat. Türk hükümdarı. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Bu olay. Zira. Ancak. boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. 14. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. duruma rağmen. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. Bizans başşehrinde panik yarattı. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. Kantakuzenos hâla. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. Rum halkı. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. ülkeyi ve yollarını. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler.

Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı. Bu olay. olan Ostrogorsky. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. mukavemet etmeden Türklere teslim olur. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. Modern bir tarihçi.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir. Zira Türkler. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. Cenova’lıların. Kısacası. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar. İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. Tarihçiler genellikle. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. Para değerini yitirmiş. Zira. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı. Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. Cenova’nm dostu ve müttefiki. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. Venedik’in. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e. Macaristan. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. İmparatorun aczi şimdi. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz. Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. V. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. Türkler artık. bu bölge halkının o esnada dinî. 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır.

Prilep. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. Bizans. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. bir çok za­ fer kazınmış. Sofya ve N iş zaptedildi. Ioannes. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . Sultan Murad. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. o da bunu yaptı. Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. adayı onlara verdi. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. Limni adasında hapse atılan Andronikos. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. Neticede V. V. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. 1371 Çirmen Zaferi. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. Bu sebeple. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. Bir kaç yıl sonra V. İmpa­ rator için artık. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni. Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı. mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. Sultan annes. 1380’den 1388’e kadar Iştip. Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. V loannes ile oğlu Manuel. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. loiktidardan uzaklaştırıldı. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti. Bundan başka İmparator. Ohri. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. düşman ordusunu dağıtmış. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. Fakat Papa­ lık.nan Sultan Murad. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. bir skandal ile son bulur. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. V. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. lik hizmetini yerine getiriyordu.

bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. varlığını hâla koruyordu. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle. Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. Hıristiyan devletler ancak şimdi. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. Türkler korkunç bir buh­ ranı. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. Osmanlıların. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. Niğbolu seferi. Fakat. Bayezid. daha bir müddet dayanabildi. Türk sivil idaresinin. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. Bununla beraber Ba­ ti. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. Lâkin. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Doğu’da Bizans. Sonunda 28 O S A 1A N U . İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. Hussit harpleri. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. Büyük Şizma. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. B atidaki anarşi. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. Bayezid. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. İngiliz harpleri. Bu sayede Osmanlı Devleti.

J .. Chalkandylae. M ünchen 1960. F. J. A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century. Byzantine. setzt von R enate Lachm ann. İstanbul 1930. A rgenti. W erner. M .fogel . Ankara 1978. B udapest 1893.. A . a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453). VI..E.. 3 vols. yay... Bucureşti 1966 .. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen. Transl.uellen Budapest 1-938.. Lipsiae 1936.. W Z K M 55 (1959). .. Umur Paşa ım d Orhan. Teil 4. Memoirs o f a Janissary. Tarib-i âl-i Osman.. bayzantina e t Franco-Fraecea.. Loenertz. Asien und Africa 1394-1427. 1451-1467. Rev.. Loenertz.. G . Dukas.. E inleitung u n d Uber- Charanis..add..III Bonn 18281832.... Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks.. F. Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines. transl. Vasiliev.b..i Osman. Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg. Bonn 1834.. R obert Anhegger.Chr. R -J. N eu m ann.. I 1960. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden.Dethier. Rerum Ungaricarum Decades. F. O SM A N LI m1 SİYASET . edd. V. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI. Bucureşti 1963. H alil İnalcık... Die Altosmanischen A nonym n Chroniken. Leipzig 1925. Studien zu den Vrachea Chronica..Comm. R om a 1970. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle. Vie de Mahomet II. S. Texte. F. Teİl 5 . 1945. Budapest 1887. 2.Byz. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos. Teleki. Mehemmed Han. herausg. D u Codex Mosquensla 426..Monumenta Hungaria Historica X X I... I*II Budapestini. Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches. Behişti..Stolz. Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. C ritobul. I .Babbinger.. C ritobul din Im bros. Bonfmis. Decarraux. 39 (1 9 8 1 ). 6 (1931) 2 41-246. ed-J.64 (1971). Editİe de V.. Hacı H alil-ü l-K u n ev i.J M agolinas..v. Tarihi. E... N . F.Zeit. von Friedrich Giese. N . Johannes Kantakuzenos. Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra. K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie.. “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri. A nkara 1949.. R -J. Cihannuma I. Princeton 1954.. Bruxelles 1953. B ritish M useum nr. Or.von Fr. Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487.Darkö. A Magyarok Kronikdja. J .. 1922-1927.G ü n te r Prin zin g .. Thüry. Reise in Europa. 1282-1341.. K onstantiıı M ihailoviç. Tinııefeld. Kantakuzenos. Bucarest 1915. Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi. B yz. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . Yinanç.and Notes by S..H . Beldiceanu. M ehm ed b.7896. Enveri. H . Török Tortenetirok I. Georgio Sphrantzes. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250... Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107. Breslau 1922. Giy... herausg. M irm iroğlu. Grecu. J . Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q. Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman.. K . Paris 1954. Miscellanea Byzantina Monacensia 6. Lorga. trad. N . G iustiniani. Düstumame. Bogdan. M . Diİstumame-i Enveri-Medhal.. Schiltberger. d in Domina lui M ohamedal î î. . Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X .Grecu. H . 1965. M üneccimbaşı A hm ed D ede.. La haye 1958-1961. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere..KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I. Hieronimo Giustianı’ s History ofChios... Hist. İmperaior H istorianm Libri IV... Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66.. H ovâth. A. B udapest 1978.. Radojeie. B yzantinon 13 (1938) 335-362. M ükrim in H alil.Soucek. yayınlayanlar. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 .. Demonstrations.. Bucureşti 1958. H onnover 1925.. Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje.” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193. D etro it 1975. B udapest 1974. . Sathas.. İstanbul 1332.le a . Ann A rbor... ed. Charles R iggis. T h iriet..Française A.. İstanbul M I 1974.. Pest 1853. A Jorg o f N uren b erg . Tarih-i  l. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I . Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73.Giese. M ünchen 1859Schreiner.. Paris 1899*1902. Gecich.. ed. İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar.Grecu. J . Gyöni. Bibi.. P.Et. 2 4 (1958) 155 ss.Trad. Editie Critica de Vasile Grecu. Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade. Szekely. Cam b­ ridge 1943. J . F.1 3 4 1 -1 4 5 3 . Failler... et N otes par I. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris. Enveri.. Sphrantzens. D ocum ants 2.. History o f the Mehmed the Conqueror. II 1964. . by Ph.. M .Schopen.. Editie Critica V. Ü bersetzung.. A. P.. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei. M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. Staııojevic. J .. M ünchen 1967. Laonici.. Thurözcy. K raelitz. J .Juhasz. Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. 1800.Per. Chronikon Breve. M ishingan 1975. Le D estan d ’Ü m u r Pacha. M evlud O ğuz. . Gazavâi-ı Sultan Murad. îstoria Turco-Byzantina 1341-1462. P. 13291463.. G ras-W ien-K öln 1975. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar. Horvdth Janos Forditdsa. İstanbul Chronique Breve. Dölger. N eşri. İstanbul 1928. Byz.Ivdnvi .. by B. Melikoff-Sayar. W ıttek .

Bizans İmparatorluğu arazisine. köy bir başka manalaşıyor. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler. Bu Türk göçleri. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur. yayla.4 SİY A SE T . 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. Çünkü. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. Çağdaş bir yazara göre. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler. XI. muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. nehir. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder. her ova.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. Bütün Roma eyaletlerini. Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir. O za­ mandan günümüze kadar. dağ bir başka kutsallaşıyordu. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. kaza. Selçuklu Türkleri. kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. DR. siyasi ve medeni faaliyetleri. D O Ç . Bu sebeple Selçuklu Sultanları. her şehir. gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği. Anadolu’nun fethi. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. Türk tarihinin gerek siyasi.

Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi. Reşideddin. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca.7 Kaşgarlı Mahmud.8 Ebulgazi Bahadır H an’da. Avşar. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. Gaipten türlü haber söylerdi. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan. Kimse ellerinden almayacak. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı. Boz-okların büyük. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi. İkincisinin de Kayığlar. bunların birin­ cisinin Kınıklar. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. Osmanlı Beyliğinin uçlarda. işte sürüp gidiyor. Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. K ayının anlamı sağlam. Ne derse olur­ du. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre.V. Gazanın. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar. Korkut A ta söyledi. Daha XI. Cami ut-Tevarih adlı eserinde. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. en şerefli boyu olan Kayılar. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. Bartold. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Bu dediği Osman neslidir. Herşeyden evvel uçlarda. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET . 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. Osmanlı tarihlerinde. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur. yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde. bilhassa batı uc bölgesi. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur.11 Dede Korkut.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir. edebiyata.9 Oğuz elinin en asil. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş.

sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. Edirneli Ruhi. yolları ve yasaları. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. Yazıcızade Ali.Baştan Kayı oturacak. “Kanların atası. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. ağırbaş­ lı. Herbert Adams Gibbons. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). Müneccimbaşı. Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir.0 da Bayındır olmalı — Töre. Pa­ ul Wittek. Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi. Konya’ya gönderip. sonra Bayat. . Hoca Sadettin Efendi. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir. Oğuz Han söyledi. Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. Mükrimin Halil Yınanç.”1^ re gömülmüştür. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine. : Sonra Kayı. Halil Edhem. Bu kayıtlara göre Kayı Boyu. Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir.töre oğulları­ na yol olsun diye . . Ahmedî.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını. Lütfi Paşa tari­ hinde. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de.Dedi. -şöyle belirledi. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. çünkü ilk sıradaki boy. Kayıların tarihi. han olacağı için.şu şekilde Öğüt verdi . bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz. Hüseyin Namık Orkun. . Frederik Giese. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa. OSM ANLI . o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir. . Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez.sonra Alkaevli ve Karaevli. Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir. Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü.0. tö­ reyi. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Lütfi Paşa. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim. Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan.14 batıya doğru göç edip Ahlat. Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de. Aşıkpaşazade. sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . Kayıların IX. . Selçuklu tarihleri. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur. Neşri.19 Büyük Selçuklular.

Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. Bu yer adlarına.26 . Sivas. Burdur. Çepni. İsparta. Yazıcızâde Ali. Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. hep Kayı bölgesidir. Denizli. Ankara. Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir. Doğu Anadolu’dan çok. Niğde.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir. Bolu. Bayındır. Erzincan. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. Menteşe. doğudan batıya ilerleyerek. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. Afyon. Yer adlarında olduğu gibi. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. Görülüyor ki. Es­ kişehir. Kı­ nık. yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. Düzce. Selçuknâme adlı eserinde. Saru-Han. Ankara. Hamid (İsparta). O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. Kayı Boyu. Fethiye. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır. Konya. Artukluların hâ­ kim olduğu.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar. Kastamonu. her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. Ödemiş. Yörükler arasında. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. Aydın. Önce Van bölgesine. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. Bu Kayı oymakları. Mihaliç. İğdir. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. At-Çeken (Konya). 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. Çankırı. Kara-Hisar (Afyon). Diyarba­ kır. Nevşehir. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. XVI. Salur.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. Tarihi bir hakikattir ki. Döğer. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. Kayı adlı oymaklara gelince. Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir. Çorum. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Denizli.

1989.176-178. s.26-28. 2 3 O sm an Turan. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler.A hm ed N aci. Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200). İstanbul.63-66. 20 Faruk Sümer.39. 1. Hakimiyet-i Milliye. s. s. 1995. Fuad K öprülü. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. İstan­ b u l.46. Yaşar Yücel. 1940. s. Sayı: 47. Sayı:8. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. 1996. Fazlullah. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end. 24 25 İçişleri B akanlığı. İstanbul. Osmanlı'nın Etnik Kökeni.343. 5 6 7 M ustafa Kafalı. A nkara. Enverî.394. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. A nkara. İstanbul. Osmanh Beyliği. Burdur. 1992. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. 1341. s. İstan­ b ul. Düz: Çiftçioğlu N . 1968. IH I . 1975.H. Tacü ‘t-Tevârih. 1981. 1975. 1374. İstanbul. 21 Şahabettin Tekindağ. M ü k rim in H alil Yınanç.V. Oğuzlar. 1971. s. 1328. 18 Şükrüllah. Türkler Anadolu’da.65. İstanbul. A n ­ kara.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. İstanbul. Haz: M ehm et Altay Köym en. Ankara. Atsız. Haz: N ih a t A zam at. 1963. s.92-93. I. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. X III47. s. IX. M art 1953. İstanbul. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. 19. A nkara. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu. Domaniç. A hm edî.71. H üseyin N am ık O rk u n . İkinci Ka­ DTCF Dergisi. B artold.329.1980. Kayıların. s.248-249SİYASET İÜ . Cami’ül-tevârih. Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu. Seri: II. Andreasyan. Çoban Oğulları. M. l. 1988. Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi.35-39. Ze­ ki Velidi Togan. 1991» s. 1947.58-59. s.17. s. s. Danişm end. s.319. s. Dede Korkut Kitabı. İstanbul. 15 O sm an Turan. s . 1948. 1983. Köylerimiz. Fuad K ö p rü lü . İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. O rk u n . s.432-433. s. H üseyin N a m ık O rk u n . A nkara. X III-X V . R eşideddin. Türkiye Tarihi. A. 1988.7. 1991. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî. çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin.245. A nkara. Selçuklu Devri 1. 1988. Faruk Süm er. s. s. s . 19 kenleri: Bir İnceleme”. Osmanh Sultanları Tarihi. Ebulgazi Ba­ hadır H an.82-84. İstanbul. 1943. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi.297. s. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. 23 Fuad K öprülü. Belleten. s. s. A ldo G allotta. 1984. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud. M uharrem Ergin. "O sm anlılar” ÎA. s.94101.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla. “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". O SM A N LI yat Mecmuası. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi. s . İA. 1933. Neşri Tarihi. s. Moskova. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri". M .23. İstanbul. Behçetü’t-Tevârih. B ir İn ­ celem e”. Menderes. Ankara. N ihal . 1939. s . İstanbul. İsm ail H akkı U zunçarşılı. 138-139. Vekayi-nâmesi (952-1136). s. s. Ankara.V. İstan b u l. s. s. s. Faruk Sümer. İstanbul. 1973.4 6 0 -4 6 l. Tevârih-i  li Osman. Avni Ali Candar.62. İstanbul. Denizli. VI. çev: A zer Yarar A nka­ ra. Selçuklular Zamanında Türkiye. “Kayı M addesi”. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı. Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. s.8-9O sm an Turan. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu. 1935. Diivel-i 26 27 nun. 1929. Ankara. M üneccimbaşı A hm ed b.3. X II/2 .330. 1927. İstanbul.8-9. Çev: Besim Atalay. İstanbul. Yay: İsm et Parm aksızoğlu.35-36. A nkara. “K a y ın ın B ölüntüleri".5475-576. Anadolu Selçuklu Devleti.20. 1995. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı.245.l. 1971. 1996. Ankara. Türk Tarihi. Düsturnam e.271-275. çev: A tsız. I. s .112. M oskova. s. Oğuzlara Dair. Lütfi Paşa. Ankara. 1-2. İstanbul. I. Halil Edhem . IV. Fuad K öprülü. s. neşr: Ali Bey. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”. 1992. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri.21-23. s. “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-. Oğuzlara Dair. H alil Edhem . Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.28. Faruk D em irtaş. Anonim Tevarih-i  l-i Osman. çev: H ra n t D. s. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. 1946.321-324. UmumîTürk Tarihîne Giriş.303. 1980.25-27. Tevârih-i  l-i Osman. İA. s. H oca Sadettin Efendi. V. IV. 1 Şerif Baştav. s. s. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. İstanbul. s. Lütfi Paşa. 22 M ü k rim in H alil. s.26-31. 1988.5 1. Agagjanov.96. A dnan Erzi.163. H alil İnalcık. 1934. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. 1949. 1997. M. İstanbul.144-145. Viad im ir A leksandroviç. s. Ankara. H alil İnalcık.320-321. 1999. s. Şecere-i Terâkime. İstanbul.l. Neşr: M ü k rim in H alil. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten. Franz Babinger-M . A nkara. X I /1. Socineniya. II. 9 10 Ebulgazi Bahadır H an.8-9. I. 1981. s. İstanbul. Düveli İslâmiye. Tevârih-i  l-i Osman. Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki. s . Ankara. V. s. Atatürk Konferansları. A hm ed Refik. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri. 1925. s. s.27-28. s .575-580.17. Ankara. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”. 1996. 16 17 Paul W ittek . 1947. IV/14-15. cüz: 5. K öprülüzade M ehm ed Fuad. s. Lütfullah. s. Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler. 1999. “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”. Kafalı. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa. s.286-287. “Kaydar”. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. M ehm ed Neşri. A tsız. sayı. Sapanca.5 5. Fethiye. Türki­ îslâmiye. s.38-40. İstanbul. 1988. s. H erb ert Adam s G ibbons. “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler". Tahran. 1988. Yusuf Halaçoğlu. H . Osmanh Tarihi. İstanbul.340. İstanbul. D üz: N .1-2. 1997. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. Frederik Gıese. Aydın. s.25-27. XIV- XVII. s. 1972.20. Câm-ı C m Âyîn. “O sm an I M addesi”. 1928. İstan­ bul. İstanbul. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w . Ankara. s. s. Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir. Tarihde Türklük. 1987. A n­ kara. Tayyib G ökbİlgin. 1992. B artold. VÎİI28. s. 1971. A nkara. 4 U rfalı M ateos.30-31. Paul W ittek . Anadolu’da İslâmiyet. s . İstanbul. Anadolu’nun Fethi.G. Candar- Türkiyat Mecmuası. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. 1992. İstanbul.87.27Ğ. Ankara. s. s. S. İsparta.

Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını..6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dr.”2 der. basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. Prof. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. şairleri. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu. rihi. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması. İnalcık.. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. Prof.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD. Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ". Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”.. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür. ilim adamlarını. DOÇ. DR.. geleceğin de köprüsünü kurar. aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. andığımız makalesinde ". Dr. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr. en azından istiklâle bir adım.. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür. Dr. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim. Prof. söylenmektedir. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür. 1 Prof.. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir. peygam­ berleri. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. komutanları. Prof. tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını. tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır. yaygın söylenti ve kanaatlere göre..Biz. Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir.. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m . Dr.. sanatkârı... 6991M.. Dr.5 Bu sebeple Prof. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen.

onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar. tabî bir devlet gibiydi. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. Kayı boyunun bir bölümü I. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. Karacahisar ın alınışından sonra. Fuat Köprülü. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. istiklâlin ilânı idi. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. Dr. onların emrinde. Bu. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. Osmanlı Devleti Tarihinde. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. M. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. Prof. büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. Bu sırada. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. Orhan ve 1. Dursun Fa­ kazanmasında. içinde ye­ tiştiği kültürün. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü. fırsat buldukça. yaşadığı çağın. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. devlet adamı olduğu kadar. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. küçük bir boy’un re­ isleri idiler. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından. Herhalde. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. hür devlet olma­ nın. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil. Osmanlı. yani XIII. O. iyi bir ilim adamı. gönül ada­ mı. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir. Onlar. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. bağımsızlığın. Yine. Bunların. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. Bu yönüyle Dursun Fakih. vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. Bununla birlikte. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. XIII. istiklâl OSM A N LI . Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi.

onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir..000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı.. yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET . Kayı kabilesinden ise bu bağ. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil.. Sultan Alâeddin. çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi. ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. Bilecik.. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. kendisi de. Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki. Dr. Şimdiye kadar bunların. Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. birer aşiret reisi değil. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil. Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı. Melikşah’ın 100. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti. o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da. kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir. Prof. kadınlı-erkekli. H al­ buki kuruluşu. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi. Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan.. işte bu sırada Ertuğrul. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi. Hendek. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi..vayete göre 400 çadır’dan ibaretti. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü. Ta­ rihî deliller. inançlı ve dinamik bir toplumdu. 14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi. büyük bir devlet haline getiren de.. bir aşi­ ret. artık şehirde oturmakta idiler. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış.. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti. kendilerine ait bulunuyordu. BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. Akyazı. Bu ai­ lelerin. Bu duruma göre bir uc beyliği. Bunu. Fakat bunlar. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. Ancak hareketli. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. Uc beyleri de. Karacahisar’ı al­ mış.. istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi. DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak.. eğer Osmanlı ailesi. gibi yerle­ Gene Prof.. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri.. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için. Dr. Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti. Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir. Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi. ". ganimet elde etmek için savaşmadı. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler. çok eski bir devre ait olmalıdır. Geyve. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ". 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı..15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar. Bu şekilde. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. kısa za­ manda. İnegöl. Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. Küçük Osmanlı Beyliğini. Bu arazi içinde oturan ister müslüman. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi.

Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de. Ytvalar. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu. Bayatlar. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma.. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. Çepniler. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. Semerkand. Rumlar Ortodoks. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur. Dodurgalar. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. dil ve inanca sahip yerli halk. Merv. Moğollar tarafından yerle bir edilen. 0 kâfir de gelerek. Bütün bu olumsuz şartlarda. Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu. Ancak. Büğdiizler. vadileri. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. ayrıca yasak edip. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi. Osman’a şikayet et­ ti. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. Peçenekler.. Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur... Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı. ve benzerleri) önce ovaları. Değişik ırk. 17 Eylül 1176 tarihinde II.1 7 tular. Eymirliler. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor. Yüreğirler. Taşkent. hakkını vermedi. ezilip yok olmadılar. Salurlar. Düğerler. edebiyatta. Ermeniler Gregoryan.. Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli. hoşgörülü.Uc Beyleri tarafından yürütüldü. Türklük şuurunu. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. Çünkü Anadolu’da Rumlar. Beydililer. Bayındırlar. Bunun temin edilmesinde. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu. mezheblerine mensup idiler. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. mallarının pazarlığını kendileri ederler. Yazırlar. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı.. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. bu arada Türk kültür. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle.. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi. giderlerdi. büyüdüler. Anadolu’da küçük beylikler oluştu. yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir. Osman Gazi. Süryaniler Ya’kubî.. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. Os­ man Gazi. sanatta. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları. adaletli ve tarafsız. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. Şeyh Edebâlî.. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur. Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı. işlerini göriip giderlerdi. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar. Ahmed YeI SİYASET . kâfirlerin hakkını alıverdi. dilde... Türk sofilerinin mürşidi. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi.. hoşgörülü ve adaletli davrandılar. Gerçekten de çağlarında. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman. kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler.

A hiyan-ı Rum. bayrak. II. Mecdî Mehmed Efendi’nin. 1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle.. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular. Bunlar. Bu anlattıklarımız. Kendi belinde götürürdü.22 0.. Alp-Gazi. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. devlete. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. davul. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. Açabildiği yere kadar açsın. Şam’da dinî eğitim gördü. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır.19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. at. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz.. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. disiplinli. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı. törenle aldı. desteğini sağO SM A N 1I — di. ça­ lışkan. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı.21 Hattâ. örnek önderler idiler. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. Abdalan-ı Rum. Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî. onlara baskı yapmadılar. aynı zamanda. toprağa. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. İnsanlar arasında dostluğu. şehzadeleri. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. sevgiyi ve birliği telkin eden. ahlâkî. Ancak. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. ellerinin emeği. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at.sevî (ö. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. onların desteğini sağladığını gösterir. at. Demek oluyor ki Dursun Fakih. sultan tarafından he­ diye edilirdi. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. ülkede bağımsız padişah olsun. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar. hükümdarı. kılıç). dine. töreye bağlı. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. Sultan Alaeddin’den. bayrak. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi. İslâm dininin özü.20 Ahmed Yesevî. pren­ sipli. kucaklayıcı. Hadis. meslekî. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir. 0 kılıcı belinden çıkardı. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET . manevî eğitim görmüş. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. alınlarının teriyle geçinen. vatana. Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. kimseye el açmadan. Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum.. Bactyan-ı Rum. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici. Osman’ın kılıcı gelmişti. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak. Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur. adlandırma­ Dursun Fakih. kılıç. Osman Gazi. istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır.

Alim. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu.rak atanmasının bir belgesidir. at.. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. Merhum Prof. iç içe oldu. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. sul­ tanlık divânını tertip etti. zurna ile çalınan bir nevî marş. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET . mehter) çalınır oldu. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. bir zat idi”. Tefsir. bayrak. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır.. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem.24 Beylerin. Prof. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür. İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. Anası. onun adına hutbe okuyan. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş. hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu. hadis. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. zil. kelâm ilmini. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ". o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip. dervişlerin ve adaletin yanında oldu. âyân erkânını süsledi. ondan. Dursun Fakih de. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir. Şerafettin Turan. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. zahid. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş. Şehabettin Tekindağ. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. kös. Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. Dr. zahid. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup. fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih.. tefsir. bir akrabalık tesis edilmiştir. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı.25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu. onun eğitiminden geçmiş. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. tabi ve hık (yani hilâl..2 (> Böylesine âlim. bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. Sultanın. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. Os­ man Gazi zamanında Ahilik. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. Tefsir. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. Yetkili. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih. kılıç. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. nekkâre. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. disiplinli bir teşkilat idi. Dr.

fazla edebî özelliği bulunmayan. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek. M. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. bayrak. failun) kaleme alınmış. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. at. Os­ man. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti. Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi.28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. gani­ met malının 115’ini ayırarak. bu Sultan II.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. failâtun. Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. 0. Söğüd’ün Küre köyünde.. Dursun Fakih’in büyük bir "M. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış. bayrak ve kılıç göndermişti. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir. Alaeddin ile buluşmak. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. Pazar kurdular. O da.27 Köp­ rülü. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. Dr.nışma) bulunmuştur. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı.. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. Dr. keyfî bir şekilde değil. “Hülâsa. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET . Mehmed Neşrî. mescidler yaptılar. Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun. Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre. plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. Osman’a davul ve bayrak gelince. dediler. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. Gerçekten de. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır. metotsuz. Ancak Osman Gazi. günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı. konik bir tepe üzerine defne­ dildi. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. Sadettin Buluç un X. Osman Gaziye "davul. Sultan Alaeddin. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. o da. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). Prof. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. dedi.

O. adına hut­ be okunacaktır. yardım­ cısı olmuşlardır. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. hem Şeyh Edebâlî. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği. Bacıyan-ı Rum. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış. Nimeti. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. ahlâklı. Cuma namazı kılınacak. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi.. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. Şehabettin Tekindağ. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher. Haşan Aksoy. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Bu se­ bepledir ki. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi. inançlı. Osman Gazi. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür. Osman Gazi’nin müşaviri. disiplinli. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti. Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır. O. korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. Dursun Fakih. Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. Dr. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş. velisi. Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. Dr.34 bir ilim adamı. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç. MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. ıra SİYASET . halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu. Alperenler.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri. Eğer o.kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. Abdalân-ı Rum. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse. K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. ihsanı eksik etme. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim. Prof. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder..33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir.

Neşrî. İstanbul 1998. Köymen. Fuad K öprülü. 73. Sam iha Ayverdi. I. İslâm Tarihi Dersleri. 7. U zunçarşılı. 113. s. 11-22.m. S. Yayınlayan: M. 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ. s. Tarih Dünyası Dergisi. 45-52. MayısHaziran-Temm uz 1999. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. 29 30 31 32 33 N eşrî. s. İlber O rtaylı. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. 342. X III. Atsız. Yılmaz Ö ztuna. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. İA. Zeki Velidî Togan. M ecdi M ehm et Efendi. s. İstanbul. Ahm et Yaşar Ocak. 7-8. 495-497. M. 56. 263. Hüseyin Gazi Yurdaydın. İstanbul 1 9 7 5 . Hadaik üş-Şakaik. İA. s. 56. 17 18 19 N eşri. Aşıkpaşaoğlu. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). a. s. 3020. Hoca Sadettin Efendi. 16. Parmaksızoğiu. İstanbul 1980. İnalcık. Sadettin Buluç. N eşrî. 57. 95-96. N eşri. II. Aitay Köym en. aynı yer. s. Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. M . İnalcık. Büyük Türkiye Tarihi. İstanbul 1990. X II-2. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. Yay: İ. 135. s.1. s. 49. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. “Tarihin Işığında O rtadoğu”. İstanbul 1 2 6 9 . Sayı 19.g. V. 93. s.1. s.1. Türk Edebiyatı Tarihi. Aşıkpaşaoğlu Tarihi. N eşrî M ehmed Efendi. 9-22. Ankara 1 9 8 8 . İstanbul 1 9 8 3 . “Tursun Bey". Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. I. Neşri Tarihi. s. “Tursun Bey".m. I. Hoca Sadettin Efendi. Doğu Bati. 342. İstanbul 1969. Yaz-1999. a. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. 123. 111. S. Oruç Bey Tarihi. 263. aynı yer\ İnalcık. s. Şerafettin Turan. 12. Osmanlı Tarihi. s. II. Türk Kültür Tarihi. IV. s. 2540. “Dursun Fakih”. O SM A N LI m SİYASET . İstanbul 1977. s. İstanbul 1970. Yurdaydın. Ortaylı. 32. s. Süheyl Ünver.m. A. Şemseddin Sami. Türk Edebiyatı Tarihi. s. 123. X. Tacü’t-Tevarih. TD VİA. 21. 2. Ankara 1979. Fuad K öprülü. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. Yeni Forum Dergisi. X II-2 . A nkara 1970. s. H alil İnalcık.g. 251. S. Yayınlayan: N . O ruç Beğ. 35. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. “Din”. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700. a. 34 35 H aşan Aksoy. 561. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. Tarikte Usul. Şehabettin Tekindağ. 15.1. X . Ankara 1964. I.M. İstanbul 1980. s. K öprülü. Ortaylı.g. 18. s. İstanbul 1950. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. s. Şehabettin Tekindağ. I. N i­ san 1991. Cogito. H .

“keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa. İncelemesi sırasında ayrıca. DR. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi. Şemdânîzâ- atfetmektedir.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. Hadîkatü’l-Miilûk. çünkü ister geriye doğru. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü. Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. bilim hiç bir soru­ ya mutlak.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. öncelikle eski tarihleri incelemiş. gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa. Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. ' Önce. İlgili fıkraları tek tek gösterir.4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. ve bunların mütala­ ası sonucu H. Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. evrensel bir cevap veremez. Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H. İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. ister eşzamanlı olsun. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır.5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. Hayrullah Efendi Târihi. 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden. neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde. D O Ç. “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. öncelikle bu yüz­ den. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. 1330/M.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir. M ir’at-i Kâinat. Müneccimbaşı Târihi. Encümen bu görevi müellifimize verir. bu yazı/rapor ortaya çıkar. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr . lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. Tâcü’t-Tevârîh. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. belki raportör demek la­ zım. Yazar. On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. Câm-ı Cem-Âyin. geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. Derviş Mehmed b. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. Heşt Behişt. 699/M. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder. Resmî Sâlnâme (1330). Fihris-i Düveli. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET .

Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır.ramaya başlar. 688’de. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. ba­ zı güçlüklere rağmen. Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. tabi. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?). Bir yıl kadar sonra da II. Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. 2. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. Ebu’l-Fidâ. 699’da. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti. bu doğrultuda Osman’a tabi. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir. Cevap sahibi. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. Alâeddin ilk saltanatında. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. bir de gazete ile cevap verilmiştir. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. Fakat incelenen kaynaklar­ da. Alâaeddin Keykubâd b. Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra. Osman’a OSM ANLI . Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. sürgün bulunan III. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. ayı ve günü de. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. belirlemek mümkündür. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. Encümen aynı za­ manda. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. 3. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. ama herhalde o. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti.doğrudur. Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır.9 Diyelim gönderildi. fakat önermesi. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir. usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin. devletsiz gün olmayacağına göre. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti. üçüncü bir yol olarak. konuyu. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir.

B ir A m blem in O kunm ası”. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. TOEM . Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. İstanbul 1336. menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. Paris 1935. haz. 2Ğ1-278.. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. Millenium: A Thousand. Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî. aynı m a­ kale. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini. 1492. H alil İnalcık. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. 308. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. Ecudes e t Maslanges. sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. haz. 33. A.: Jacques A ttali. Sorgulayıcı bir üslup için bkz. Varsovie 1961. tem m uz 1999). modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. çev. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. H âkim iyeti M illiye M atbaası. çev. Neumann bize asıl anlaşılması. Kılıçbay. haziran. II/7 (mayıs. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. ve aynı şekilde.lu Nüshalara Göre). C. trc. s. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. H alil İnalcık. A nkara 1980. N eum ann.12 Takvim düzenlemek. Târîh-i Cevdet. X I/66 (Haziran 1999).: Joseph H am m er von Purgstall.Years of the Polish State. İs­ tanbul 1264-1265: I. s. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn. D İA. I-II. Do­ ğu Batı. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". Toplumsal Tarih . Le Millannaire de la Pologne. K. 19 (Yaz 1999). tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. E rtürk. s. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl. K ısım -I. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”.: M ehm ed A tâ. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi. 40-41). 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française.: Ayşegül Sönmezsoy. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K. “D evletin A dı Yok . A nkara 1934. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. I-II.Venezia 1963. s. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M . N eum ann. Şevket Pam uk. 62-63. 1 2 Siyah ‘An’lar. Kayseri 1997. V I/4. İstanbul 1999» s.kumaşının âdî. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. 36-48. haz. \kkâ- y i’-i Târihiyye.14 Öte yandan Attali. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir. “A hm ed Vefik Paşa”. İstanbul 1994. 59*60. 268-280.: Osm an Okyar. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. alem/ sancak’ın -varsa. H . İslâmî Araş­ Tarihi.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. İstanbul 1999. s. 500. V/25 (N isan 1330). Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. sivilize olmakla ilgili. s. O SM A N LI |£ V H SİYASET . Boguslaw Leshodorski. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. I. s. 1071-1920. Devlet-i Osmaniye Târihi. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. 2733). 13. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. yüzyıllar Anadolusunun siyasî.devletin hangi ay ve günde. 41-42).rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı. Tüfekçioğlu. tertib -i cedit. s. zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. 269. 33. cogito. II. II. s. Şükrü [Akkaya}. 279. İstanbul 1992. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur.: M. O ğuz Tekin. Osman- lı Devletinin Kuruluşu. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor. Aleksander Gieysztor. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”. Efdaleddin (Tekiner). Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün. G ieyszcor. Yılında Amerika. çev. H akkı Ü nal. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler. 700. bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. A.11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”. tırmalar. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k .: R. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”. H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî. s. s. takvime göre dönemle- mek. înalcık’tan Kafadar’a. s. O sm anlılar Özel Sayısı. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. 3. “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar.I. s. Bkz. M atbaa-i K ütübhane-i Cihan. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. İs­ tanbul 1287. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. “Zohar’a göre geçmişi ancak. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. İs­ tanbul 1309. s. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. s. bir kez daha önem kazanmış oluyor.: Ella Landau-Tasseron. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi. sosyal ve ekono­ mik şartları”.: İ. Stanislaw H erbst.: A h m et U ğ u r vd. s.

J . tarihi yü­ rüten realitelerdir. Elizabeth A. G üven vd. “ 13. B arthold. s. “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”.: Seyfettin Erşahin. Zachariadou. Halil İnalcık. says in Ottoman History. Ç. X X II/1 (1999). efsane. s. Aslında m itoloji. 118. Osmanlı Beyliği (1300-1389). ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. İstanbul 1997. s. 31-50. s.: G. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. Jacques Lefort. s. s. İstanbul 1998. 10). 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına. K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". çev. Osmanlı Beyliği (1300-1389). Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı. Y üzyılda B itinya”. A ttali. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi. s. k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. 207. Berkeley 1995.. İslâmî Araştırmalar. çev. aynı eser. 68-7. “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. ed. 21). S i O SM A N H f f l j SİYASET .10 Meselâ bkz. The Constructi- on of the Ottoman State. 114. 17-26. s.

Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu. Bulgar vb.1 İttihatçılar. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. sebepler! SİYASET . Yunanlı. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. bu durumu düzeltebilmek için. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti. Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. DR.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç. Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. Sırp. yeniden ayağa kalkmaya. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. hatta 19. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken. şeklinde tanımlamaya başlaması. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. doğum yıldönümleri vb. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. İktisa­ dî. millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar. buralardan milyonlarca insan aç. dağılma süreci içine girmişti. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. sefil. sis­ temi.

millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. 8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır.2 İlk millî bayram. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine. Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. “Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip. Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün. II. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. bir kısım üyeler de her iki günü. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II.. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise.

fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti.lemez. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı. yazıya şöyle devam etmektedir.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. Bu âmil. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde. nereden gelip. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı. tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir. Kutlamalara İlk İtiraz. Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber. maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. gü­ nün tesbiti konusunda oldu. daha muhteşem. nereye doğru gittiğini bilmek. her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim. bir müsâmere.

orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. Gençliğin. selâm. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. konuşmalara geçilmişti. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır. daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir. “Ordu. Fâtih’lerin. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. ”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı. Murad’ların. Hindistan sâhillerinde. ” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları. Orhan’ların. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. İSTİKLÂL. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş. I SİYASET . Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında. Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. daha çetin.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti. Bu besinin. “ordu günü” hâline dönüşmüş. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir.

Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET . memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış. şehitler için okutulan mevlitler. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da. Bunlardan biri de bay­ ramlardır. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı.12. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu. millî heyecanı diri tutmak..Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa. Meselâ 30.1335 tarihinde bütün vilâyetlere. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler. Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir. istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu. esnaf. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir.12. Hey’et-i merkeziyemiz. Memleketin çiftçi. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir. Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. 21. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında. Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür. bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay.22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir. niyâz ederim” demektedir. haklarını aramalarını.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta. Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir..7.

Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. Türk­ lüğün devamıdır. Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. A na­ dolu. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor.. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar. yarın da Türk olacaktı. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken.. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. Bu savaş. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Açıksöz. şimdi de Türk. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir. köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “. sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim. Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün. ”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. aynı cinsten bir anlayışın. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. Buna rağmen. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır. ”26 SONUÇ 20. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu.

belediye reisle­ H arbiye. 18 K ânûn-ı evvel 1329. işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . nûn-ı evvel 1915.1 3 3 6 /2 6 . a. bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir. deki belgede K â­ SİYASET . Donanma Mecmu­ ası. 4 K âııûn-ı Sânî 1915. s. K . 31. Tarih ve Top­ lum Dergisi. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir. M illî M ücâdele. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere. İstan b u l. 579-582. 1336/26 F 4. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır.1 3 3 6 /2 6 . 514. no: 27-75. s.. no: 33-81. c. 3 4 a. Bu telgrafların altın d a valiler. 6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”.g. 7 A ğaoğlu A hm et. 15 Şubat 1915. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”. D. İkbâl-i İstikbâle D oğru. 2. 4 1 8 ”. M ısır'da b u lu n uyordum .29.29.1 3 3 6 /2 6 . 9- kü İhtifâli. 13 14 Haşan Albayrak. 1336/26 F 4-4. K âzım Özalp. 1919-1922. 0 . “ İstiklâl-i O sm ânî”. 12 Efdaleddin. K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir.g. Tasviri Efkâr.m .29. 1336/26. O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. 80. S.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz. 20 ATAŞE K . 11 O sm an Ferid. 3 K ânûn-ı sâ­ nî. 30 A ralık 1921. D.29. 9 Oysa.29. 1336/26 F 4-77. Donanma Mecmuası.l 8 "İstiklâl Günü". K . 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir. Tasviri Efkâr. s./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE.m . F. o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. “İstiklâl Günii’'. no: 25. s. S. Tasvîr-i Efkâr. 31. R. “Müşahad-e ve Mülahaza. H ey ’et-i Merkeziyeler. E rtem . D .29. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. F. İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi.g. 30 K ânûn-ı evvel 1913. “B undan takriben onbeş yıl evveldi.y.: S. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K .. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K .T. 1336. Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır. kum andanlar. 1. 43 s. S. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir.1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak. Donanma Mecmuası. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5.3-3 “Valilere. D . Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi. s. 4 K ânûn-ı sânî 1915. Yakup K adri. 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. 5 Yunus N adi. M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. 36. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. no: 103. 18 K âııûn-ı evvel 1329.12. D. s. no: 27 -7 5 . Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. Tücec.29. s. sene 5. no: 37-85 s. F. “İstiklâl ve İstikbal". Valiler. 1979. Tem m uz 1987. m utasarrıflar. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır. A n k ara. Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte. no: 103.3-4 18 ATAŞE. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi.. 17 Kâııûn-ı evvel 1329).1 3 3 6 /2 6 . Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. F.. (T ürk Yurdu. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup. “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”.1 David Kushner. D . 32. 15 M art 1915. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. E Erdem . H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır. K . 30 Kânûn-ı evvel 1913. D. İzm ir'e D oğru G azetesi.29. K . “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. 418. 16 17 A.3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir.1988. K .. "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. s. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. F.

Ankara. D. 4-2. D. 1336/26 F 4-83. 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir.1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder. 31 Aralık 1920. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir. 7.” 23 ATAŞE K. 1336/26. Yunus N adi.29. Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan. OSM A N LI J J J I SİYASET . K -29. Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün. ATAŞE. vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim .zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. deki belgede. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. 263. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi. F.3. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz. N u re ttin G ülm ez. S. 1999.1 .

.

SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR.

.

Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. Aynı za­ manda. Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin.B . Diğer bir deyişle. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir. F. Ama. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. XVI. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. Sipahiler. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur.SIN IR. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. Bununla beraber. Bu yüzden bu makalede. Ben. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. PROF. Sugar”dan aldım. Yani Osmanlının Avrupa sınırı. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar. PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . Bu­ nunla beraber.D . Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu için. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir. Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. Balkanların. İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi. Sipahi adı verilen bu askerin. Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. Sugar. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. DR. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. Balkan­ ların. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder. yüzyılın sonu ve XVIII. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. SİYASET .

imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. yüzyıla kadar süren. XV. Habsburg askerî sınırının tersine. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. Habsburglar 1522’de. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi. yüzyılda başlayıp XVII. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil.Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. Sınır. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir. Bu yayıl­ manın anlamı. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. XVIII. İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. 1575-1683 yılları arasında. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. XVII. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Sınırlarda yaşayanlar. İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı.Bu idari düzende. Osmanlılar bu hattı XIX. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. Bununla beraber. Bu SİYASET . Osmanlı uç beylerinin. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. Bu tarihten itiba­ ren XVI. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu.. Askerî sınır bölgeleri. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır. Osmanh sınırları XVIII. Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında. Türk gazi savaşçıların. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. Balkan bölgesinin. Anadolu’da XII. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. XVI. Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan.XIV. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. ve özellikle XVIII.

Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. Diğer bir deyişle. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar. Örneğin. voynuklar da. Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. başka görevleri de vardı. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır. Moldovya. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi. Deliler. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi.sebeple. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı.000’di. akıncıların. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. Martulozlar gibi voynuklar da. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. XV. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. XIV. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. De­ liler. geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen. Ay­ rıca önemli yolları. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. ve XVI. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. Balkanların. Yine martulozlar gibi. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. Bunlar. hak ve sorum­ OSM AN1. Aslında önde gelen akıncı aileleri. sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. ve XVI. Malkoçoğulları ailesi. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. Bazı martulozlar. 1577’de sayıları en az 80. Diğer Hıristiyanlar. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. SİYASET . Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. “Akıncı” terimi aslında. Bununla beraber. yüzyıllarda sayıları en az 40. diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. XV.000’di.I I lulukları babadan oğula geçerdi. Akıncı­ ların tersine. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. XV. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi. martulozlar. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı.

tıpkı azaplar gibi. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. Diğer taraftan. Her bir dizdar. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. Örneğin. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden. merkezi hâzineden maaş alırlarken. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. aslında. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. Azaplar. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. Bunlar. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. Bu kurallar. Yerel nüfustan. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. Sugar’ın belirttiği gibi. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. XIV. Dizdar. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. tı­ mar sahibiyken. Örneğin azaplar. Beşliler. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. Aslında. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı.Akıncılar. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. Sırp-Hırvat. Bu yüzden . Macar ve Türk. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. Daha da derine inersek. Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. Bu genellikle. Dizdar. Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. Bunun yanı sıra. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Kaptanlık XVI. Bununla beraber. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. Aslında. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür.

“beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur. martulozlar XVIII. Daha da ötesi. Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. Örneğin. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. Öyle ki. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. Özellikle. “kale azapları”. Bütün bunlara ilave olarak. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. Bu olaylar. Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. Sonuç olarak. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. sınır muhafaza kaleleSİYASET . Karlofça Anlaşması. martuloz birlikleri XVII. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. XVIII. Bundan sonra. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. Diğer taraftan. Diğer taraftan. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. yüzyılda Osmanlı yetkilileri. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. Tüm bu yapılanma XVII. Sonuç olarak. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. “farisanlar”. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır. Aslında XVII. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. yüzyıl boyunca da değişime uğradı. Osmanlı yetkililerini. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. Aslında. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. yüzyılda da görülmüştür. Bu yüzden. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. yüzyılın sonlarından XVII. yüzyıl. Osmanlı’da. savunma amaçlı olarak kullanıldı. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu. Osmanlı merkezî hükümeti. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir. mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. XVIII. mar­ tulozlar. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. XVII. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII.

Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. En önemlisi. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu. Örneğin. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi.3’ü. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. Bu süre içerisinde. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. yerel yerlilere kalmış oldu. bu m iktarın % 42. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. Benzer olarak. Bir çoğu. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. Sonuç olarak. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir. Balkanlar. Örneğin. Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. bir sıgWjl SİYASET . Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. Diğer bir deyişle. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. Bunların arasında birer tane İtalyan. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı. hatta ayrılamazdı. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Avrupa’ya yapılan saldırılar. sadece yeniçeriler değil. Bu yüzden. kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. çoğunluk. Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. Osmanlılar için Balkanların önemi. Bu durum. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. İdari bakımdan. Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. Ermeni ve Gürcü. Balkanların tamamına yayıldı. 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu. yüzyılın başlarında. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır.ri ve sınır çitlerinin bakımı. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir.000 süvariye bakabiliyordu. 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. XVI. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. Bu işlem. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak.

Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. Balkanlara girdikten hemen sonra. Bu yüzden Osmanlılar. kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Osmanlı imparatorluğu. Osmanlılar. sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. Balkanların. aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu. Osmanlıların. Bu. Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması. Bu yüzden. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. XVII.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. M .

asırda Avarlar.2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos. IX. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey. D O Ç . coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur. Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. asırlarda Peçenekler. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi. VI. XIV. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması. VI. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti. Lazgöl adlı hisarı fethetti. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. IV. DR. Mikhail. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III. dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. ardından İzmir’i SİYASET .500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. VII. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri. asırda Macarlar. asırda Bulgarlar. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir. Katalan lideri Roger de Flor.OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları. Türkiye Selçukluları zamanında. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. 6. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar. asırda. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı. Daha M.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri.S. IX-XI. Mese­ lâ.000-6. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler. Pa­ pa.

Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır. Gelibolu. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı. İstanbul istikametinde.2 5 SİYASET . Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri. Yakub Ece Bey. iki defa Rumeli’ye geçmişti.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier. emrindeki gaziler. Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi. Anadolu’da. İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. Diğer taraftan Osmanlılar.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede. batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi.1 7 Kantakuzenos. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu.9 Bu durum. N itekim. tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi.10 Nitekim bu kumandanlar. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ.23 Yine Konur Hisar. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi. Orhan Gazi. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi. Vize istikameti­ nde. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı. Çorlu. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti.16 Osmanlılar. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti. Fetih hareketleri. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı.19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu.1 1 Ancak. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri. Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. Biga’dan Gelibolu’ya geldi. Hayrabolu.12 Kezâ. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. üçüncü kol ise İpsala. Malkara. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi. Bu durum.

Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında. Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi.35 Murad Hân. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması. halkını esir etmesinin de rolü vardı. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir. kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i).31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı. Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi. Mu­ rad. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması. Murad. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler. Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı. daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır. Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı.34 Murad. esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi. N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi.26 İpsala. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi. Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar. Anadolu’dan gelen göçmenlerle. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57).39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET . Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti. N i­ hayet. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı. bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler. göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri. Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı.

halk arasında geniş kabul görmüş. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu. Bunun yanında bu mücadeleler. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır. Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. İstan b u l 1994.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır. 63 9 -6 6 8 .: Poul W ittek . Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler.dığı zaferi ile bozguna uğratılması. 3 (1952). yerli halka gösterdikleri müsamaha idi. 61. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. Bunun yanında deprem vb. Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular. 1 A fif Erzen. XIX. ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu. Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır. SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması.: Z errin G ünal Ö den. gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. Ancak. Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır. s. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu. 35. Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti. 1. bölge­ yi harâb hâle getirmişti. “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. G D A A D .47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. XIV.45 Tabiatiyle bu durum. İmparator Ioannes V. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi. 3 a. Tutuklu bulunan Andronikos’u. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı.44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. s. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti. yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”. Ancak. İstanbul 1972. ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri. İstanbul’u kuşatan Andronikos. S.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları. s. S. Tarih Dergisi. c. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”. S. 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı.

s.e. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”.g.: H am di Can Tuncer. s. s. 7 68-769. 239-240. 102-103). 115-119. Edirne’nin 600. s. s. 291. Babinger neşri. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. s.g. VII. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. Bizans Tarihi. I. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. Ostrogorsky. s. “G elib o lu ”. İstanbul 1964. İbn-i K em al. Ostrogorsky. s. 177. “T ürkler ve Balkanlar". III. 768). 124. s. S. Tevârih-i Âl-i Os­ man. s. 261 vd. II.. T D . M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. Tak­ vimler. “Türkler (Osmanlılar)”.: İ. Türklük Araştırmaları Dergisi.: A tsız. Takvimler. aynı eser. D İA. II. D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz. 17-18. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". A ltay K öym en neşri.. s. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. Âli Bey neşri. 12/11. 176-177. M ükrim in H alil. 148-149. H alil İnalcık. Şerafettin Turan neşri. İb n -i K em al. 505-509. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad.e. s. H alil İnalcık. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. 16. 12 13 14 Dukas. H alil İnalcık.  dil. s. Ostrogorsky. A k te p e . trc. Emecen. aşhane. Balkanlar. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". s. 123-124. s. “Osmanlı Devleti”. İnalcık. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". İstanbul 1989. s. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”.O fj> 123-129. M arm ara İJniv. Aşıkpaşazâde. İm aretin vakfiyesi için bkz. U nat. Aşıkpaşazâde. 25-26. Byzantinoslavica. 11. İstanbul 1979. VII. a. s. Emecen.g. R. H a k k ı Ayverdi. 114-118. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad. İnalcık. D İA. II. “The Turks w ith the G rand Catalan Company. s. 769. İstanbul 1994.: E. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET . Emecen. s. s. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz. s. c. Serhan Tayşi. 136. İA. 21-22. "Edime”. “Türkler (Osmanlılar)”. “Gazaya Dâir. 495. Tarih Sem iner K tb . I. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. s. II. Bizans Devleti Tarihi. 135-145. II. N ec­ d et Ö ztürk. “T ü rk ler ve B alkanlar”. Feridun Emecen. 141-144. Edime. “G elibolu” m ad. 175. O ruç b. Vakıflar Dergisi. s. s. Ankara 19955.: H alil İnalcık. İbn-İ Kem al. s. s. 158.r. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız. F. s. Ostrogorsky. Lutfı Paşa. s. “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". Sezgin..g. s. 140-144. ed: Elizakth A. İstan b u l 1993.: EHzabeth Zachariadou. Diistımıâme. İstanbul 1990. OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. Bizans Devleti Tarihi.e. 28. Osmanlı Beyliği (1300-1389). İstanbul 1971. II.. 299-312. “Tevârih-i Al-i O sm an”. V III. ve XV. Osmanlı Beyliği 1300-1389. II.XIV. İstanbul 1953. s. s. “Osmanlı Devleti”.. "Edirne'nin Fethi”. H ernandez. Tevârih-i A l-i Osman. 15 M.g. A n­ kara 1983. Zachariadou. Travaux et Me'moires. İsm ail H am i D anişm end. X.: M. 317). H az. 191-197. s.). İnalcık. İnalcık. s. 477-478. 131. 124. 110. 138. Aşıkpaşazâde. 14-15. 13. aynı madde. 156-157. 6 7 M erçil. 4 8 8 . Gelibolu. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. 493-495. 479Ostrogorsky. s. 19. “G elibolu" m ad. 36 37 Aşıkpaşazâde. Tevârih-i Âl-i Osman. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz. Bizans Devleti Tarihi. İstanbul 1971. 173-182. 1. "Rum eli" m ad. Tez nr. s. s. s. s. 124. s. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”. K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş.. 151.: Tekindağ. 16 vd. “XIV. İbn-i K em al. s. 290. s.e. 191). İbn-i Kem al. s. A ııthony L uttrell. s. X .-M . 291. İstan­ bul 1998.: Fikret Işıltan. 94 9 /3 8 8 . aynı eser. “Rumeli”. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Fetihler ilerledikçe.. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. s. 190-194. Bizans Devleti Tarihi. “R u m eli”. M irm iroğlu trc. “T ü rk ler ve Balkanlar”. s. 11. 209. "G elibolu". G.1. s.e. s. M ünir A ktepe. Leiden 1965. G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. aynı eser. 151. İnalcık. A nkara 1 9 8 7 . “A ydınoğulları” m ad.. İs­ tanbul 1995. İstanbul 1928. İstanbl 1988. s.: İnalcık. Defter. a. “O sm anlı D evleti. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. 126-127. M . Yaz 1999. İstanbul 1961.: Aşıkpaşazâde. s. “T ü rk le r ve Balkanlar". Atsız neşri. 151. 16 17 18 İnalcık. s. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler. İbn-i K em al. H annover 1925. s. I. Cogito. 983. İbn-i Kem al. 1 305-1312”. IV. s. Basılm amış D oktora Tezi.: A ktepe. İstanbul 1968. s. İstanbul 1949. S. İstanbul 1956. Paris 1979. İstanbul 1991. s.. Dukas. 101). Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. Feridun M. 118). 499.g. Şehabeddin Tekiııdağ. l 6 (1955). “O sm anlı Siyasi Tarihi”. N ikolas O ikonom ıdis. II. M ü n ir A ktepe. a. Prof. Ostrogorsky. nr. 71 vd. 173 vd. 10-11. 19-28. İstanbul 1997. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. s. “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”.. İstanbul 1991. trc. 240. aynı m üellif. 144. İstan b u l 1997. Hümaniter Bilimler. 211). 127. Claude Cahen. Kitâb-t Cihan-nümâ. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul 1984. İnalcık. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. İnalcık. T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. s. Tevârih-i  l-i Osman. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin. İstanbul Üniversitesi. 4."Rumeli'nin iskânı”. Dr. A nkara 1965.: F eridun M. s. a. “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”. Bizans Tarihi. İstanbul 1999. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. IX . Önsöz ve İndeks M. İstanbul 1997. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı. s. n. s. M ünir A ktepe. “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad.. ed. 983. 117. 29 vd. F. s.. Bizans Devleti Tarihi. Tevârih-i A l-i Osman. I. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı. Türkiyat Mecmuası. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. “Türkler ve Balkanlar”. 12-13. a. İstanbul 1993. s. s. XIV. 8 9 H alil İnalcık. s. EI2. s. Osm an Turan. Tevârih-i  l-i Osman. 34 35 Aşıkpaşazâde. Çiftçioğlu N . c. s. Doğuş­ 32 33 Kronolojisi. s. Erdoğan M erçil. s. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. 10 11 İbn-i Kem al. 983. Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz.e. H alil İnalcık. s. 299-300. BOA. İstanbul 1949. DİA.. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz. İstanbul 1974. s. N ecdet Ö ztürk.. N eşrî. X V ve XVI. s.). 4 5 Enverî. s. 12. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri". İstanbul 1989. 25). Ankara 19842. İA. s. 69). 137-159Şahin. 19 P Charanis. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi. 25-45. 17). İlhan Şahin. İnalcık. “Süley­ rihleri. s. 176-178. a. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi. H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık.. s.

üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir. yeni bölgelerin fethedilm esi. Turhanoğulları.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır. ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu . H am zavi’n in eserinde I. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir. D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları. Teselya Yenişehir. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir. şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar.2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz. T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp. B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları. Edirne ve çevresinde.1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş.4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. Serez. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II. O hri ve çevresinde. Evrenosoğulları. hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir.ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H. G üm ülcine ve L outra’da. topSİYASET . faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle. akın yaptıkları bölgeler.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri. D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde.

akıncılığın 15. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde.9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz.17 A k ın c ılık . ve 16. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz. Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. haram ilik ve ak ın adı verilen. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir. M urad’ın.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı.18 O sm anlı öncesi. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar. Çete.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz. İ. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II.14 M. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır. H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir. K ö p rü lü .12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H . g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte. döğüş sanatının inceliklerini bilen. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. A ydınoğullarm ı k onu alan eser. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. Y apılan ak ının. k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de. I. tarih in d e II. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta. keşif. akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r. I. F./1 4 6 4 M. b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. M urad (13601389) ve I. B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. 15.13 A. F.1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. A kıncı def­ terleri. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT .

İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti. Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların.22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında. ekonom ik. A şıkpaşazâde tarihinde. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da. U zunçarşılı’nın Ilhanlı. M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. C. A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır. İpsala’y ı fethetti. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. C ahen. I. T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken..20 S. zapdetmekle görevlendirmişti. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. . tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di. I. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti. “H an. h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. B. düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler.19 C. A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır. onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H . B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır. A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. İkincisi de akıncı bey­ ri. 78 6 H . Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. 11366 M . B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. ele gefirmeye yürekli serdarları. barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır. devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u . O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de. E v­ remiz G a z i dahi vardı. d i­ ni. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda.21 I. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını. tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek. M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından.sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. ğ u çalışmalarda.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir.

B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C. yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. yolları. O sm anlı ordusu seferdeyken. getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. Yağma. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. I. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. 11. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. 6. 2. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak.11 3 8 3 M . tah rip ve talan yoluyla. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. 8. peri çehreli kızlar. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. m al ve esir alm ak. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. 10. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. Y ukarıda aktarılan bilgiler. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. G an im et. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış. İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. 9. bağlılıkla rın ı belirtmişler. 7. B irincisi. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana. akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. 3. ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . sultanın. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. 12. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. 4. Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. yüksek dağları. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. Ü çüncü önem li nokta. M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. 5. O layın ikinci önem li noktası. D üşm anın önem li geçit.

k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz. B ileğinin hünerini. H ica z’a gitm işti. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır.. “. Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli.. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi. sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler. ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden. ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu. SİYASET . K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip.. atın ın bastığı yerde ot bitmez. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi. onların statülerine de yer v erildiği görülür.. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. hüner gösteresin. Varub. ağanun neslindendir.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir....B a k a Evrenoz demişti. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın. H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip. On­ dan sonra düğüne başladılar. y ü z a k lığ ı edesin. Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler. N i ­ ce vilayetler fethetm işti. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. G erektir ki... hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp . A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz. su ltan M urad. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I.. 15. M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. “H a zır lık la r tam am landı. ona göre a d ­ lanm ak. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır. ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti. sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. dar. K endi sancak beğleri de geldi. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas. Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti.. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir. kıvanub buyurdu.a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası.. S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini.. su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir.. yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler.. Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler. “. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler.

hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı.. M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın. to p lu m yaşam ının (dini. riayet edip.İm di. A şıkpaşazâde’n in I. Bu p o litika. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti. Yalova’y ı da tim ar a verdiler. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. 16.. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. Erken O sm anlı dönem inde. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. B u bilgilerden. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. E rken O sm anlı dönem inde. devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam.. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. Ahi teşkilatının. B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. I SİYASET D . Vergilerini adalet üzre toplayasın. O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I. atam a r­ mağanısın. toprak yöntem inin. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi. ”il ana şema üzerinde şekillenir. bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin. vardığın yerde durasın. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim . karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. Sen. Bilginlere. YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında. Evrenüz. tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması. m alum un ola ki. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur.“. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik.. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip. O sm anlı idaresinin.

. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında. K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler. B ununla b irlik te. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin. tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti. H araç koyuldu. iskân ettiriim eO SM A N H .”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. 835 H . D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir..H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi. A kdağ. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece. çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır. Serez iline geçirdi. akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz. M. sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. B u d u ru m a en iyi örneğim iz. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır. M urad zam anın­ da. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy./1 4 3 1 M. . ”37 Şeklinde. tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki. Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi. O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz. Orada göçer iller vardı.. . A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi.36 b u insanların I. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle.. 34 Yazar I. B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar. A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler. Onları sürdü. topraklara yerleştirilip. A. Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar.. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir. I..39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir.

W erner. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT . k o nunun başında.42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. B unlardan birincisini. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş. O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar. W erner. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir. yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı.40 N . Bir g ru p seferde iken. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır. m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır. Yazara göre. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu. tim ar sitem inin. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil. A m a toprağı satm a. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı. A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir. M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. G elirler. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi.41 E. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı.

. I.. A. Y Y ’dan X V I. 43 Esen. Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran). R . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır . a.1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a .. F.. 2 1 9 B k z . 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i. 1 9 7 9 . İ s ta n b u l. 1 5 5 -1 5 6 . 1 9 8 7 .e. 3 4 0 . 197 3 . s. s. H . B k z.e. Levend). 8 B k z. Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları. İ s ta n b u l 1 9 3 6 . s. A. a.: G ib b s o n s .: Ş.: A şık p a şa z a d e . İ s ta n b u l.. s..: A şık p a şa z â d e . s. 11 12 B İlgİ İçİn b k z . 9 B ilg i için b k z .: U z u n ç a rş ılı.g . A . s.. 6 6 7 .: Y îııanç. 13 B k z. 2 3 9 . 1 9 8 7 . Kappert). 1 9 2 8 . A . s.g. B k z . B k z.2 4 0 . 7 /3 7 . Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası. a..: A rs la n . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev.e.2 4 0 . 2 4 0 ..: E n v e ri. V.. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz. “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . 42 B k z .: K ö p r ü lü . B k z.: M. A n ­ k a ra . s. B k z . . Harmancı). I. “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”. B e lle te n . Bayezid II Zamanların­ 20 B k z. T A C A N .: A n o n im .4 3 8 .. 1 4 2 -1 4 3 . E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z . 1 9 8 6 .: K ra e lic z . 2 3 1 . 1 9 2 8 /2 9 . A tsız) İ s ta n b u l. İ s ta n b u l. 2 4 2 . B k z. 10 B k z . 7 3 -7 4 . a . 2 3 9 B k z . “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” . s. 2 3 1 . t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir.: O c a k . II. 2 3 9 .: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i.: A şık p a şa z a d e . T i irk A kıncıları .m. S. H .: N e ş r i. I . 6 6 .: F e rid . N ./ 1 4 9 1 M . 3 0 4 2 . Yinanç). A n k a ra . 3 9 . s.1 0 .g. I I. Unat.g. 6 2 -7 3 B k z .. T ürk Ta­ şuyor Dergisi.g.: M.g. O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n . Köymen).g. 1 3 4 -1 3 5 .m. s. A şık p a şa z a d e .: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı.. Hulusi).: İ. Tacn’t Tevarih (çev.g. 1 9 5 6 . 1 9 7 0 . 1 9 8 3 .: Asım )..5 5 ..: W e rn e r.7 5 9 . 3. İ s ta n b u l.-X V . İ s ta n b u l. 3 . 4 6 -7 2 . s.: H a n h a n . E sk işe h ir.m. R. 4 3 3 .: İn a lc ık . 1 9 9 1 . İ s ta n b u l. s. II.. 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir.1 4 6 . d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . A ta tü rk’e Armağan Kitabı. “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I. s. I . I. " A k İn d jİ” m a d d e s i. H . A . s.. Öner). 1 9 8 7 .g.. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . İ.e. a. s. 1 9 1 5 . 23 9 B k z. s.e..: H a m z a v i.m. The Foundation o f the Ottoman Empire (çev. İ s ta n b u l. A n k a r a . 1 9 2 4 .: B e ld ic e a n u .: A k d a ğ . .. I.da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z. manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri.I I . XIV. a. Ç . s. H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü . Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F. s.e. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .4 0 .g. 8 5 . S.g. 6 B k z..: C a lıe n . 1 0 5 . U z u n ç a r ş ılı. I. A n k a ra . 5 4 . s. A kıncılar ve Mehmed II.g. s. V.m. a. B k z .: A şık p a şa z a d e . 2 9 7 . Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal . “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”. 1 9 4 0 . s.g. A .4 3 . Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev. P. M .: P a k a lın . 3 6 .. s. M o- da A k ın la r. 1 9 6 0 .: U z u n ç a rşılı. 4 6 . s.e. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid.. a.Y. a. 1 9 8 5 . H o c a S a d e ttin E fe n d i. a. s. Y Y.e. O . A n k a ra . 7 B kz. A . s.: O c a k .: N e ş r i. H . H . K ılıçbay). M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r . 1 9 1 4 /1 5 .. “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”. 2 8 .g.. a. İs ta n b u l. 1 9 8 1 .. A n ­ k a ra . s. İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k .: U z u n ç a r ş ılı. A. İ. “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”. N e ş r i. s. Z .g. 1 9 8 2 . 37. 1 9 8 1 . N . s. B k z. 1 9 8 8 . a. İ. B k z ..e.. H .: F e rid . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 33 34 A. D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z .e.: Suzi Ç e le b i. a. 4 3 2 . Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz. 2 0 2 .m . F.. 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . W ie s b a d e n . s.3 0 8 ..e. Dusturnâme (yay. B k z .: T acaıı.. A n k a r a .g. O SM A N LI f f f l SİYASET . . 2 2 9 . 2 7 . X V I . 3 0 4 0 . H . Os- rihi Encümeni Mecmuası. I.. E se rin i 8 9 8 H . Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”.e.. s. Parmaksızoğlu).: a. A n k a ra . s.. s. N . a. H . M . 1 9 3 3 . a. İ. I-V .g. The Encyclopaedia o f İslam. Y . s. M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . C .. 1 9 7 9 . 5 B k z. A ğ u s to s 1 9 9 5 . H.. 6 7 .. 4 2 .: K r a e litz . F. 1 2 7 .: Y.. 59B k z. İslam Ansiklopedisi. A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z ..: A k ın . 2 4 2 . 8 2 . H . B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz .g. Y . 31 32 B k z . I .e.. M. a. 1 9 6 7 . D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n . 1 9 8 1 .. s. İ s ta n b u l 1 9 1 0 . Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi . k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II . Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev. D e c e i. Z .: H o c a S a d e ttin E fe n d i. A lcın ay ..: O. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası. s. s.. B k z . 4 B k z. E .: U z u n ç a r ş ılı. O .2 5 0 . mesi (yay. 1 9 9 2 ..g.m. Baştav). h .. Erken 0s~ 14 15 B k z . Cam i-iil M aknunat (çev.3 4 1 . s. Osmanlı D evletinin Kuruluşu.g. 3 1 . H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z .2 3 4 . M . “A k ın c ı” m a d d e s i. Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz.: A.: Shaw .: M. İ.: a.

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. ve XIV. Bu sırada Anadolu’da. Dulkadıroğlu. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Toga Timurlular. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. burasını ele geçir­ di. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı. Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. DR. Erzincan’da Erzincan emirliği. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. Horasan Serbedarlılar. Kara Koyunlu. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek. bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. Horasan’ın bu durumunu. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. Bu yüzden o. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. Musul. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış. Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek.

Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. onlara ağır darbeler indirmiş. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah. Toktamış üzerine. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Zira artık Altın Orda hanları. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. Delhi’yi ele geçirip. Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış. Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu. giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu.2 Kadı Burhaneddin. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Karamanoğlu Alaaddin Beg. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. Hanzâde. N itekim o. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. kendisine katılacağını bildir­ mişti. O. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Bayezid. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. mektuSİYASET .3 O. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. H int seferine katılmamıştı. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. Gürcüler üzerine yürüyerek. Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder. Berkuk. Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. Zira o. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. Ti­ mur. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. Bu savaş Orta Asya. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına. onu bertaraf et­ mişti. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip. Bu haber doğru olup.

yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. Böylece dostluk. Azerbaycan. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek.4 I SİYASET . Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. Kadı Burhaneddin. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. Konya. bir süre Semerkand’da kalıp. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. tehditlere başlamakta. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi. Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. önce Musul’a. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı. Bâ­ yezid’e sığındılar. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar. Öte yandan ittifak üyeleri. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen. Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den.

Timur elçilere. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. Esasen bu teklifler kabul edilse bile. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak.10 SİYASET . düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. oradan da Haleb’e geldi. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid.5 Haleb. Tâbi olup. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi. burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. O. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. Timur bu cevaba karşı. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. lâkin tekrar gelecek olurlar ise. Bu yüzden o önce Behisni’ye. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek. Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak. bu olmadığı takdirde. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. şehir yağma edilip. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. önce Sivas’ı geri almış. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. dostluk teklif ediyor. Timur. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. Buna karşılık Bâyezid. aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. yakıldı. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. kafirler ile mücadele edip. An­ kara’yı kuşatmıştı. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı.

Rumeli’nde fetihler durmuş. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da. Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. Zira Bizans İmparatoru Manuel. et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti. Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara.1 5 Muhammed Manisa’da.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. bağlılığını bil­ dirmişti. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. O. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. torunu Muhammed Sultan. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. lâkin ona yetişemeyince. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. Esenboğa. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra. 17 Ağustos’ta. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir. Çubuk. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar. kuşatmayı kaldırarak. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken.000 kişi. Kışlacık deresi. Mire dağı. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş. kuzey­ de Cankutaran. Aydınoğullarına bırakıldı. Bu yüzden Timur. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. XIV. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar. Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı. onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce. İzmir. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar. Ova çayı. güneyde Karacaviran. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. Hacılar köyü). Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu. Osmanlı ordusunun 70.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. batıda Kuşçu dağı. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.

paraları üzerine onun adını da koydurdu. A nkara 1994. H . İ.dv. Tahran 1336 h . 301 v. X I/1 5 . Mirza Şahrııh ve Zamanı. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi. I.dv.dv.19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. Ba­ yezid M ad.. 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz. 108 (33).dv. II. 318.A. s.ş. 62. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz. Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı.1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur. 310. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”. N r. 88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. Uzunçarşılı. 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. Ayrılmadan önce.: M uzaffer Erendil. Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup. 25 2 . aynı m üellif.. H . U zunçarşılı.. 386). II. Belgeler (1986). H . Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. 1977. “T im urs O ste u ro p ap o litik ”. I.: Yaşar Y ücel. savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. ZDM G (1958). M . 24. “ 1402 Ankara Savaşı".: Zeki Velidi Togan. 4 Faruk Süm er. II. İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü. Zafemâme. 327. Alexandrescu D ers­ ca. Zafemâme. Uzunçarşılı. l 6 l v. Yezdî. I. Bayezid I M ad. 68 v. 591-59919 H alil Edhem .: Ö m er H alis (Bıyıktay). s. Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti. A nkara 1 9 6 i. 96 v. İstanbul 1934. II. 14 Bu fetihnam eler için bkz. İ.dv. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî.. Osmanlı Tarihi. 55. Şâmi. Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. 308. 2 7 9 v.1 7 Yenilgi. Meskûkât-ı Osmaniyye. I. “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir.dv. La Campagne de Timur. La Campagne d-e Timur en Anatolie. Osmanlı Tarihi. 1-22. Osmanlı Tarihi. V II/2 7 .: Fuad K öprülü. 5 91-603. A. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. I. Kara Koyunlular.: İsm ail Aka. Belleten (1937). 121 v. 63 v. 15 16 17 Yezdî. M.dv. “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi". Yinanç (/. O . İstanbul 1334. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti. 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz. 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. U zunçarşılı. T im u r A kşehir’e gelince. dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir.-XV. Belleten (1973). Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş.: Alexatıdrescu Dersca. “XIV.tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada. Askeri Tarih Bülteni (1980). Belleten (1943). H . 1/2. Praha 1937. 3 Bu m ek tu p için bkz.: Yaşar Yiicel. Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip. Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz.dv.2 9 2 . X X X V II/l4 6 . “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”. Acaibu’l- Makdnr. 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. 350). Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti. Zafemâme. 10. 6 7 İsm ail Aka. 6 v. İ. K ahire 1285. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403). I.: İb n Arabşah.. 348). B ucuresti.: İ. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı.

HARAMEYN" .DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI.

.

YÜZYILLAR) 253 XV.FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII. YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 .-XVIII.

.

döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır. fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. DR. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. [JJJ SİYASET .2 XVI. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. Açıkça görülüyorki. sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır. Paradoksal olarak. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi.3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. fakat XVI. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE. Fatih olarak tanındı. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir. B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar.

9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. “İskenderler. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. Yazarları. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih. belirtilmeyen bir tarihte. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder. Sezar. Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. Gençliğimin. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. “Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir. Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan. II. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . zenginliğimin ve talihimin yardımıyla. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. Bu şekliyle hikaye Papa II.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir. Yukarıda belirtildiği üzere. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. 672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim. projesini hatırlatmaktadır.

Macar sınırı boyunca mevzilenmiş akıncılarından büyük bölümünü Anadolu’daki müstakbel cepheye kaydırm a tedbirini almasından ve cö­ mert tim ar ve zeamet bağışları ile m üttefik kazanmaya çalışmasından da belli olm aktadır. ”18 Şartlar izin verdiğinde Fatih’in M em lûk toprakları­ nın bütününü veya bir kısm ını alm a eğilim inde olduğu­ na dair ciddi işaretler vardı. Fatih sadece başarılı bir komutan olarak tanınmak istemedi. Sonuçta Kritovoulos’un ifadesi­ ne göre Fatih’in ordusu “altm ış bin süvari ve seksen bin piyadeye” ulaşm ıştı. Bu konuda tüm kaynaklar birleşmektedir k i 1481 ilkbaharında. Fatih’in bazan aşılamayan engel­ lerle karş