OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

KISALTMAIAR a.g. a.B. S.g. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office. yazmalar . YA-Res YEE Yz. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih. HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş. EHN EUM FO GMDTA h. İngiltere. BA BOA CA CD CH DİA DUİT E.m. OTAM RGD A s. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı . a.. a.e.e.g.. ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b. Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih...y. .ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr. Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma. Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin.

D R . D R . R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . D R . E N R IC O BA SSO W D R . E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . PROF. İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. D R . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D .iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. M U STA FA B U D A K ■ Y R D . D Ç . D R . D R . D O Ç. İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. D R . A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. . D R . E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF. D R . Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D R . D R . D R . TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . PROF. PA L FO D O R * D R . H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R . ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. D R . D R . SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . V10REL PA N A IT E ■ PROF. PROF. D R . D R . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . D R . M O N IK A M O L N A R U PROF. D R . Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R . ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. D R . D R . G A B O R A G O ST O N m D R . P T R M E N T Z E L M Y R D . M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. O SM A N KÖSE m D R . A H M E T KAVAS ■ D R . D R . H E Y W O O D • PROF. D R . S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF. D R . N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . C O L IN J . D R . D R . D O Ç . D R . PROF. D R .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. D R . D R . M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D . D O Ç . D R . D R . İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF. D O Ç. H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. M E H M E T SA R A Y » Y R D . M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. D R . D O Ç . K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. PROF. SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. D R . H İR O K İ OD A KA D R . D O Ç. D R . D R . D R . S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. K A M E L F IL A L I» PROF. T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . D R . F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R . D R . D R . M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. D R . B U N E S » PROF. N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. D O Ç . R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. İB R A H İM S E Z G İN ■ H . D R . D O Ç. D O Ç.

D R . D R . D R . D R . D OÇ. D R . HALE ŞIV G IN ■ YRD. D R .J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . H AŞA N ŞA H İN ■ D R . C E N G İZ HAKOV • DO Ç. balkanlar ve ötesi PROF. D R . DO Ç. D O Ç. A H M E T T U R A N A L KA N m D R . M E S U T A Y D IN ■ D O Ç. BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. VEYSİ A K IN . DOÇ. SA LA H I R. H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. D R . ÖM ER B U D A K ■ Y R D . D R . D R . D R . D O Ç. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . M İT H A T B A Y D U R ıı. G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II. L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . D R . D R . A. D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. D R . B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . D R . D R . M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. H A T İP O Ğ L U U Y R D . G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı. D R . D R . DOÇ. YASAMEE ■ PROF. D R . yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. D R . D R . A Y TE N SEZER ■ YR D . abdülhamid ve pan-islamizm PROF. M U SA Q A S1M 0V m D R . D R . N A D İR DEVLET ■ DO Ç. E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . D R . D A V U T K IL IÇ m DO Ç. J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF. M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . DO Ç. İL B E R ORTAYLI D R . D O Ç. DOÇ.cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. D O Ç. D R . M E T İN H Ü L A G Ü m D R . D R . D R . D R . KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. D R . ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . D R . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . DOÇ. D R . D R . D R . Ş. ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. ISA B L U M l ■ D O Ç. A L İ B İR İN C İ ■ D R . M A H İR A Y D IN m D R . Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . M ERA L B A Y R A K m Y R D . F İK R E T A D A N IR m DO Ç. FE RO V Z A B D U L L A H K. C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . D R . E N G İN A K A R L I ■ PROF. F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. SON YEL ■ PROF. M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. D R . C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. D R . HE E S 0 0 LEE • DO Ç. IG O R KA R PA Y E V U Y R D . D R . D R . DO Ç. D R . D R . ODILE M OR E A U ■ DOÇ. D R . A L İ A K Y IL D IZ m PROF. M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. DO Ç. D O Ç. H A K A N K IR IM L I m PROF. H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. D R . D R . M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. DO Ç. A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. D R . M U R A T M . D R . M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R . D R . D R . T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . D O Ç. DOÇ. SF. D R . D R . D R .

PROF. U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . D R . D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. KLÂ RA H E G Y I ■ D R . H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . D R . D R . D R . D R . T İM U R K U R A N ■ PROF. D R . U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . D R . A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . D R . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ. D O Ç. D R . YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. D R . D R . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. D R . D R . SE RA P Y IL M A Z ■ YRD.cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF. D R . PROF. D R . D R . C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . D R . A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. L İN D A T. D R . D R . D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . D O Ç. D R . D R . N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. ZA FE R T O P R A K • ASST. D O Ç. M Ü B A H A T S. kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. D R . D R . S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. D R . SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. D R . D R . D R . O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . D R . S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. D O Ç. D R . M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. D R . M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. D A R L IN G • PROF. D R . ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. D R . PROF. D R . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç. S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . D R . ulaşım ve demiryolları PROF. D R . İM M A N U E L W A LLERSTE IN . D R . O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. D R . D R . DO Ç. M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . Y IL M A Z K U R T » D O Ç . ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. FE T H İ G E D İK L İ M D R . D O Ç. D O Ç . D R . VIOREL PA N A ITE ■ D R . D R . D O Ç. D R . PROF. D R . D R . ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF.F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R . D R . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . DO Ç. D R . DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. D R . E YAL G IN IO » Y R D . V A H D E TTİN E N G İN . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D . EROL ÖZVAR ■ D O Ç. KA TE FL E E T ■ PROF. EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. A SLA N ERE N • Y R D . D OÇ. D R . M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. D R . D R . K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. PROF. D R . SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF.

. DOÇ. D R . N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC. DOÇ. F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. D R . D O Ç . D R . D R . D R . DOÇ. L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . D R . D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. DOÇ. D R . F E R İD U N M . YAVUZ E RC A N » P R O F . D R . D R. Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. N E D İM İP E K ■ Y R D . KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . PROF. M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . D R . D R . İL H A N ŞA H İN m D R . D R . D R . DOÇ. A R SH I K H A N » P R O F . D R . D R . M USTAFA A ŞKA R ■ DR. ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. D R . SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. D R . DOÇ. B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. M . SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D . D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. A B D U L L A H SA YD A M » PROF. DOÇ. D R . A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . köylüler ve konar-göçerler PROF. CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . D R . M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. D R . PROF. M E H M E T ŞEKER » D R . ALİ G Ü L E R ■ D R .cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. D R . DOÇ. A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . D R . D R . DO Ç. EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. D O Ç. SA W SA N AGHA KA SSA B . İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . DO Ç. EM E CEN » YR D . Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. D R . D R. D R . M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. G A L İP E KE N » D R . O SM A N Ç E T İN ■ YRD. D R . MOSHE M A ’OZ » PROF. D R . GEZÂ DÂ V ID m YR D . D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. temelindeki manevî harç PROF. D R . D R . ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. D R . SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . A. İREN E M E L IKO FF » PROF. D R . D O Ç. S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. RECE P D Ü N D A R » Y R D . N U R İ A D IY E KE » D R . STA N FORD S H A W » P R O F . DOÇ. DOÇ. ermeniler ve rumlar PROF. O SM A N T Ü R E R » PROF. A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. M EN DERES C O Ş K U N » D R . D R . M USTA FA D E M İR » YR D . D R. REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . D R . D R . D R . ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. D R . D R . G A Z M E N D SH PU Z A » PROF. SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . D R . D R . S A İM SAVAŞ » PROF. M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. D R . D R . D R . D R . D R . Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. DOÇ. D R . D O Ç. M USTAFA KA RA » DOÇ. D R .

R U T H M . R O D E D * PROF. H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. D R . T A H SİN Û Z C A N » Y R D . D R . D R . D R . ZİYA K A Z IC I * D O Ç. M EFA İL H IZ L I m PROF. D R . D R . D O Ç. İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . D O Ç. Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. D R . E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . D R . D R . LEYLA K A P L A N » ASSOC. D R . ZİYA K A Z IC I » PROF. O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . D R . D R . D R . D R . D R . D R . ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. D R . H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . D R . D R . D O Ç. M A D E LIN E C. İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. BE H IYA ZLA TA R » PROF. D R . A H M E T M A K A L » D R . C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. A H M E T C İH A N ■ PROF. PROF. ENVER K O N U K Ç U » Y R D . D R . H A LİS A Y H A N » D R . D O Ç. H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . T U R G U T C A N S E V E R » PROF. D R . D O Ç. Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D . KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç.cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. D R . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. D R . D R . D R . D R . D O Ç. D R . D R . D R . N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. D R . A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . D O Ç. D R . D R . D O Ç. D R . D R . M . A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. D R . D R . U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. A L İ A RSL A N M D O Ç. H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. D R . ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. D R . S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. ZE H R A TO SKA » D R . D R . D R . R Ü Ç H A N A R I K » D R . D R . F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . D O Ç. M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. D O Ç. D R . N E C M E T T İN TO Z L U PROF. D R . D O Ç. M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. D R . S A L İH A Y N U R A L » Y R D . D R . B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. F A H R İ U N A N » PROF. D O Ç. D R . D R .

D R. D R. H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. D R . Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. DR. ALİ Ş A F A K * YRD. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ. D R . ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. D R . SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . DR. D R . M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. DR. D R. ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. D R . SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF. PROF. M . EN GİN BE RBE R » DOÇ. D R. D R . FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. H A M İT ERSOY ■ YRD. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. DR. İD R İS BOSTAN * ASST. harp sanayii ve teknolojisi PROF. DR. D R. YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. Ç E T İN VARLIK m DOÇ. DOÇ. C H R IST IA N R U M P F » PROF. D R. M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. D R. D R. DOÇ. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. D R. D R . D R. D R . A K İF A YD IN * ROF. YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. D R. FEVZİ D E M İR * YRD. M U R A T ŞE N U D O Ç . M E H M E T V . ORHAN KIL IÇ * PROF. DOÇ. A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. D R . DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. DR. ATİLLA Ç E T İN * D R. D R. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ. D R . A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. D R. OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD . DR. DR. G A BOR AGOSTON * D R. D R . DR. RECEP AHISHALI * PROF. ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. D R. ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. D R. D R. D R. ZEKERİYA TÜ R KM E N . şeyhülislâm ve kadı DOÇ. D R . D R . DOÇ. D R. DR. M . İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. DOÇ. DOÇ. D R. İLH A N YERLİKAYA * PROP. DOÇ.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. DOÇ. DOÇ. Al. DOÇ. D R . TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . M U SA Ç A D IR C I m YRD. D R . SA LİM A Y D Ü Z * D R. DOÇ. D R. GILLES VEINSTEIN ■ YRD. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. ALİ ÜNAL * PROF. M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. DOÇ. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. D R .

M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . D R . K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. D R . SA L İM KOCA » D R . D R . NORA SE N İ » D O Ç. B Ü L E N T TA N ÖR • D R . D R . PA L M IR A B R U M M E T » PROF. J A K O B L A N D A U » PROF. D R . B A Y K A N S E Z E R » D O Ç .cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. D R . Ş E R İF M A R D İN » D R . D R . D O Ç. M İK A İL B A Y R A M » PROF. T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . E R C Ü M E N T K U R A N » PROF. D R . B A K İ T E Z C A N ■ PROF.ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. D R . B E K İR KO Ç L A R . D R . H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . D R . A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. C A H İT T E L C İ » D O Ç . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . D R . İ T E R T U R A N ■ PROF. D R . İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. D R . D R . M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. D R . D R . C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . A Z M İ Ö Z C A N » D R . H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . D R . D O Ç. B E R N A R D LEW 1S » PROF. M E H M E T Ç E L İK » PROF. D R . D O Ç . D R . B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. D R . İB R A H İM K A L IN » Y R D . S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R . H A Y R İ B O L A Y » D R . D R . O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R . H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF. D R . D R . D R . O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . D R . A H M E T Y. D R . S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . D O Ç. D R . N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . D R . P R O F D R . D R . M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. D R . R E ŞA T G E N Ç » PROF. D R . C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . D R . D R . A Lİ B İR İN C İ ■ D . İL B E R OR TA YL I ■ PROF. D R . O R H A N F. COR N E LL H. N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . D R . D R . SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. Y U R I A. Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . D R . SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . D R . D O Ç . D R . VEJDİ B İ L G İ N » PROF. FL E ISC H E R » Y R D . ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . D O Ç. RAIA ZAIMOVA » PROF. M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . A B D U L L A H A L PE R E N » D R . O C A K » PROF. S. M E H M E T A K G Ü N » Y R D . D R . D O Ç . N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç. ZA H R A Z A K IA » Y R D . B E K İR K A R L IĞ A » D R . D O Ç .

R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . İLT E R UZEL eczacılık PROF. D R . D R . E SİN KA H YA » D R . D R . D R . M U STA FA K A Ç A R » D R . A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF. B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . A D N A N ATAÇ » PROF. D R .D O Ç . D R . D R . D O Ç. G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF.biyoloji Y R D . D R . D R . SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R . D R . D R . YAVUZ U N A T ■ PROF. SA L İM A Y D Ü Z » D R . D R . B E Ş İR ATALAY » Y R D .kimya . D R . D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . E R İŞ A S İL . H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. D R . D R . FE ZA G Ü N E R G U N » D R . B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. D R . D R . D R . M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik . M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF. D R . M . A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. A L İ Y A R D İM » PROF. T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. R E M Z İ D E M İR . D R . D R . R E M Z İ D E M İR fizik . D R . E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. D R. E M RE D Ö L E N » PROF. S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç.astronomi PROF. KE N A N İN A N » D O Ç . K O R K U T T U N A » PROF. D O Ç . D R . D R . D O Ç . D R . D R . D R . D R . D R .M U T L U K IL IÇ » D R . N U S R E T Ç A M » D R . N A CER M IL O U D I » D O Ç. STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. D R . ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. D R . M USTA FA K A Ç A R . K L A U S K R E ISE R ■ D R . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF. R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. D R . M E H M E T H. D O Ç . D R . İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . D R . D R . S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. D R . A Ş K IN YAŞAR ■ D R .diş hekimliği PROF. D R . H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. H U L U S İ L E KE SİZ » D R . T U R H A N B A Y T O P » P R O F. İLT E R U ZEL » PROF. S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. A Y ŞE G Ü L D . D O Ç . N İL S A R İ ■ PROF. D R .cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF.PROF. N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R .mantık D O Ç . H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . D O Ç. D R . D R . D R . D O Ç. G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp . R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . D R . A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. D R . A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF. D R . S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF. N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . A S U M A N B A Y T O P . D R . D R . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF. O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . D R . D R . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. E R D İM İR • D O Ç. D R . N İL S A R I » PROF. H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . D R .

D R . DR. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ. GÜN A Y K U T ■ PROF. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. D R . D R. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. İSMAİL PARLATIR • PROF.o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. D R . DOÇ. MUSTAFA U Z U N • YRD. HAYATİ DEVELİ ■ D R. DR. D R. D R. D R . DR. M EH MET ARSLAN M YRD. KA ZIM YETİŞ ■ PROF. N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . NECAT B İR İN C İ ■ YRD. DOÇ. DR. A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. M U Z A F F E R T U F A N M Y R D . KEMAL YAVUZ • DOÇ. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. DR. SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. İSMAİL ÜNVER • DOÇ. D R. N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. ALEV SINAR ■ PROF DR. GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. DR.ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. DR. DR. N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. A HM ET B. VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF. N AZAN BEKİROĞLU • YRD. LATİF BEYRELİ • DR. D R . D R . İN C İ E N GİN ÜN M PROF. DR. D R . DR. M E H M E T A R SL A N » D R . D R . MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. D O Ç . D R . ERCİLASUN U PROF. SABAHAT DEN İZ ■ YRD. D R . 1. D O Ç. Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. DR. D R . ALEMDAR YALÇIN • DR. DR. DOÇ. H A L U K D U R S U N • D R . DR. D R. SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. MERTOL TU L U M M PROF. DOÇ. DR. DOÇ. DR. ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. DOÇ. ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. M EH MET SA RI ■ YRD. DR. İ. DR. EN GİN SEZER ■ PROF. A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. ORHAN OKAY ■ PROF. A DNAN KA D RIÇ M PROF. DOÇ. D R. B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. DOÇ. DR. DR. DOÇ. D R . D R . D R . A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . DR. ALİ FUA T BİLKA N • YRD . NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. D R . DR. ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. DR. D R. D R . D R . D O Ç . DR. SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. DOÇ. DR. FATİH SE ZG İN M DOÇ. M. DOÇ. DR. H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. D R . M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. D O Ç . İSKENDER PALA ■ PROF. DR. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R . DR. N E C D E T E R T U Ğ * PROF. Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. D R. H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. D R . Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . DOÇ. DR. TA D E U SZ M A JD A » Y R D . M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. KA DİR ATLANSOY . VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . D R . DR. M E TİN ERG UN • YRD. M U STA FA İSE N m D R . DR. R ID V A N C A N IM ■ PROF. D R . DR. D R . DR. FAZIL GÖKÇEK . CEMAL KU R N A Z U PROF. F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç.

PROF. R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . NAJWA O T H M A N M YRD . DOÇ. T U R G U T CANSEVER M PROF. D R . SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. DR. M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. A YH A N ZEREN M Y R D . D R . D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . D R . DOÇ. N U R İ Ö ZCA N • D R . D R . JA L E N. D R . D R . H A K K I A C U N M PROF. H. D R . G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . EMİNE K A R P U Z * PROF. D R . N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . D R . D R . A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. D R . H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . H A K K I A C U N M PROF. N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . D R . DOÇ. G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . İSM A İL Y A KIT • P R O F . D R . SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . D R . B Ü L E N T A K SO Y M YRD. B Ü L E N T A K S O Y M D R . K A SIM İNCE ■ DR. DOÇ. D R . OLUŞ A R I K * PROF. DOÇ. MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. B İR SE N ERA T M Y R D . D R . D R . DOÇ. D R . D O Ç. M . D R . D O Ç. D R . A. D R . DR. N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF. DOÇ. D R . G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. D R . EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . PROF. R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. B E TÜ L B A K IR M Y R D . D R . D R . D R . D R . E R Z E N U D R . A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . N E JA T E R A L PM D R . D R . D R . M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. D R . A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . D R .cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. DOÇ. M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . D R . D R . D R . Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. DOÇ. Z E K İ SÖN M E Z m PROF. OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. D R . H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF. EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ. D R . D R . D R . D R . DOÇ. N U SR E T Ç A M M Y RD. FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF. D R . H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . OLUŞ A R IK m PROF. LEYLA BA YD A R ■ PROF. RECEP U SLU M D R . N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. D R . SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. D R . RECEP USLU M D R . D R . PROF. SEMAVİ E YİCE M PROF. D R . A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç .

M E T İN A KA R » PROF. D R . D R . D R . D R . D R . kuyumculuk PROF. D R . SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . M . DOÇ. TE R CA N Y IL M A Z » Y R D . D R .D R . FA H Rİ SAKAL . N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF.e. R Ü Ç H A N A R IK R D R . F.T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. D R . K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . D R . B E K İR D E N İZ »P R O F . G Ü N SE L R E N D A » PROF. K IY M E T G İR A Y » D O Ç . M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. D R . D R . D R . halıcılık ve kilimcilik PROF. D OÇ. H ATİCE A K SU » A. h . DOÇ. N İH A T BO Y D A Ş » DR. D OÇ. B A N U M A H İR ■ D R. D OÇ. ENVER TÖRE » PROF. DOÇ. R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF. DR. T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . D R . U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. OKTA Y ASLANAPA * PROF. D R. D R . D R . U Ğ U R D E R M A N m P R O F . ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. D R . D R . h . G Ü L N U R D U R A N » D R . D R . D R . D R . H A L İT ÇA L » YRD. D R . DOÇ. D R . SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D . D R . HÜLYA T E Z C A N » Y R D . D R . N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. H. A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . D R .c. D R . ARA A L TU N ■ D R . A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. H ÜSREV S U B A Ş I» D R . ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F . T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. D R . DOÇ. M . FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . D R . D R . D OÇ. B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. D R . D R . İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD. D R . D R . DOÇ. DOÇ. D R . A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . DOÇ. ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P . D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF. D R . D R . D R . ZEREN TA N IN D I » Y R D . D R .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. M U H İT T İN S E R İN m P R O P . DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. D R .

D R . K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F. D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D . D R . D R . K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T .o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . DOÇ.

KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I .I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ. DR.

.

m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir. sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz. XIII. geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof. Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. bizim amacımız. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde. Bu genellemelerin başında. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde.ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. Dr. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. . Daha da önemlisi bu büyüme. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir. Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. H alil İnalcık. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği. Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır.

Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. ve XVIII. XVIII. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine. XVIII. İmparatorluğun XVII.Daha sonra. Öte yandan. “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. Bu anlamda XVII. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. Yeni Türkiye . Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur. Bu bölümde. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır.

MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF. DR. DR. DR. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD. DR. DOÇ. DR. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR. HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. COLINJ. MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . DÇ. DR. DOÇ. ORHAN F. ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. DR. DOÇ. DR. DR. KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. DR.

DR. DOÇ. YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR. DR. MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF.rumeli’ye geçiş SINIR. Dff. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. DR. YÜZYILDA I. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI. JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. PROF. DR. PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 . SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . DR. SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST. PROF.XVIII. DR. YÜZYILLAR) / DR. KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. PROF.

YÜZYILLAR) / PROF. DR. ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF. HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII.1 7 0 1 ) / DR. DR. AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII. DR. VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. V. H0SKADEM HASANOVA / 509 . SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR. BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. DR. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. YÜZYILLARD A EFLAK.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. VE XVII. B A RB A R O S PAŞA. DR. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. DR. OSMANLI. ÖZBEK. YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II. DR. DR. DR. DR. CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR. AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF.

DOÇ. DR. DR. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. DOÇ. DR. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. DR. DOÇ. İBRAHİM AYKUN / 689 . YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. DR. DR. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . DOÇ. ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. YÜZYILLAR) / YRD. DR. MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ.ALTINCI BÖLÜM XVIII. DR. DR. DR. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD. YÜZYIL SONU X X . YÜZYILLAR) / PROF. MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF. DR. R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF. DR.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz. Bu süre­ ci. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. Oğuzların kitle halinde batıya. 14. Burada ilk in . Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. EySİYASET I. 12. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. Bu göçmenler arasında şehirli halk. DR. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir.D. üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim.da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. Bölgede Çepni. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. Asıl ikinci büyük göç. yy. yy. yy. İlkin demografik etkeni. tüccar ve sanatkârlar da vardı. sürmeye çalışıyorlardı. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı.B. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması. 13. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına. daha bu tarihten önce. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. Bayat. ulem a. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir. Ancak. Antalya. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. birincisi. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır. ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. Göç. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. F. bölgeyi Turkmenia diye anar. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir. Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. 13. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. yüzyılda Anadolu.

Karahisar (Afyon). Avdan. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler. Maraga. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. Kü/ tahya’da 30. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. yy. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. dinsel yaşam­ da. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. Siyasi güç. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. Amasya. Orada savaşçı elemanlar Alplar. başlarında Denizli bölgesinde 200. İlhanlı hüküm darlarının. Etrâk-i Vc. Kastamonu. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Akdeniz. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri. Denizli (Tonguzlu). Kastamonu ucunda 100. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. Onlar. Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler. Bu Türkmenler. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de. Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. yüzyıl içinde. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. Uçlarda. Galiba. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. Moğol kontrolü.000 çadır. Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır. batı uc bölgelerine göç etmiştir. Kütahya. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir.000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır.mir. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. Al-U m arî 14. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. kutsal ganiSİYASET .000 çadır. Her bölgenin başında. Bu f/f’larda daha 13. egemendi.

ettiler). bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. Sonuçta. 1261 tarihini. Sonraları 14.metle yaşayan uc gazileri idi. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. Aydın. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. Hamid oğulları. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca. Sahib Ata oğulları. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. Orhan’ın donanmasından söz eder. Sarı Saltuk’un Türkm enleri. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. Kuruluş süreci. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. Türkmen beyliklerinin. Baba Saltuk. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Nogay. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. Osm anlı beyliği gib i. Bu beylikler. Aynı yılda Selçuklu sultanı II. Bizans topraklarına çevirdiler.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. Keykâvûs halkının bir bölüğü. B atıy a göçen babaîlerdendir. Saruhan. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. çoğu yok edildi. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. 1299’da Nogay ölünce. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. 1284’de M oğolların. Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler. bu Türkmen grubu. bölgede kurulan ilk beylikti (1269). Paul W ittek ’e göre. dinsel yaşama. Kalanlar ise. Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. İzzeddin Kevkâvûs. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. Bu hareket. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. Bu tarihte Kantakuzenos. bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET .

gazâ. Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. Pachymeres. Bu kay­ nağa göre. ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. gazâ liderinin. uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. Osman G azinin bölgesi. kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET . İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış. Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. Os­ man Gazi. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. m ülkü gib i algılanır. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. Ali akınlarını durdurunca. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). yani Çoban oğullarına bağlar. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. Pachyme­ res. Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. 1260). hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. İşte. yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. Ger­ çekten ilk savaşçı grup. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud. sakarya nehrine kadar feth et­ miş. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti. bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. Menteşe ili. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. O zaman Osman Gâzî. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). öte yandan Mısır. Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Saruhan ili gibi. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi.

ileride gazâ). “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. Osman’ı ve onun gibi bu ucda. Os­ man. Siyasî otorite. Kuşkusuz. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. bak. Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. gaza olmuştur. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. Osman’a teberrükte bulun­ muş. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. zira Osman Gazi. uc toplumunda. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. Devletin doğuşunda ikinci aşama. bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. Lefke. Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Buna karşı Osman. beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. Demek ki. Osman G azinin nöker/yoldaşları. Akça Koca. Başka deyimle. Haşan Alp. eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. gâziyân için gösterdiği son hedef. Selçuk Devleti kadrosunda. Konur Alp. daha sağlığında. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. ileri­ de). Herhalde Osman. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. o da Selçuklu sultanına. Turgut Alp. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. bu durum. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. bu şehrümüz kim Karacahisardur. meşru hükümdara. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. Osman. Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik. Türk-Moğol geleneğine göre “anda”. “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. Menâkibnâme geleneğinde. Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak.Bab). Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri. bu uc’da en atılgan. Za­ manla onlar. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir. Başlangıçta Aygut Alp. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. Olası budur kim . Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı. kul­ lar olabilir. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. İznik. Böyle bir hareket. Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. Osman G azinin. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. Germiyan tarafından gelen SİYASET . der ki. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. ma’mûr olmaz. Bik (Bey) diye anılm ıştır. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. daim a sultanın yakınları olmuştur. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. İslâm î kutsal savaş. Kastamonu emîrine. bir yandan “doyum”. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri.

Çoğu kez önemli bir zafer. lidere “an­ da” ile bağlanmış. Menâkibnâme. Menâkibnâme.yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. vilâyetinde adlü dâd ettiler. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi. 13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. /''B u eski rivâyet. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. Eskişehir’den 7 km. ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. kadı tayin ettiğini. ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. Herhalde. Rum halkı. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. Bundan sonra Osman. 30a. yani Müslümanlara I SİYASET . Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. kabul edilirse âmân verirler. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. İl ve memleket. Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır. liderin ülkesi. Başka deyimle. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. (bak. “İstim âlet”. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. Geyve fethinde (20. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. Osmanlı kaynakları. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. bu aşamada Osman’ı. fakat ri­ vayete göre. Evvelâ. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14. Tabii. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. Bab). R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil. her şeyden önce. devlet için dinî bir borçtur. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. Devletin ku­ ruluşu. Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. “zim m î” haklarını kazanır. Yarhisar. Öyle görünüyor ki. İnegöl. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. Yenişehir) kim aldılar. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. Karacahisar. Bu fetihten az sonra. Yarhisar. istim âletin. Bab). Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. tekvur Osman G aziye. yazılışı II. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk.

1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil. Öbür yandan. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. 1299 y ılı­ na ait olaylar. (Rivayet. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. Özetle. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. III. O sı­ rada. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. Öte yandan biliyoruz k i. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. Keyhatu’nun gelişiyle. Osman öldüğü zaman (1324). Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı. 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. III. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır. Konya’da Sultan Mes’ud. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır. Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. 1288’de Germiyanlılar dahil. “Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. II. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. Bu koşullar altında Osman. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. Çünkü bu isyan sonucu. 1298’de İlhan. 1300’de Osman. O. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. Rivayete göre sultan. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. Komşusu güçlü Germiyanlılar. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. Görülüyor k i. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. Sülemiş isyanı (1299). Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. Bab) Herhalde. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır.saldırmış. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. (bak. Görülüyor k i. Osmanlı rivayeti. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. şehirleri. Âşık Paşazade 12.

Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. ala­ madan ölmüş. Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması. SİYASET . tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. İmpa­ rator II. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. H am îd. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. Özetle. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi.. adı geçen oğlu Orhan. Arap Seyyahı İbn Battuta. Zaten. Bu belge. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir.. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir. Pachymeres’e göre. ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor.. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. Osman’ın. Aydın B eyliği. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. Osmanlı B eyliği. Özetle diyebi­ liriz ki. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. Bazarlu. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir. Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü.. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır. Fatma Hatun sıralanıyor. Bu ordu. Kara yere döküldüler.gelm iştir. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler. servet. M elik. Ede-Bali dahil birçok derviş. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü.. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu. Kendisiyle orada buluştum . kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip. 15. Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tasvir. Yalo­ va’nın doğusundadır. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge. BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği.. “Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber.. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır.. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder). Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir. yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır. Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler.

Tonguzlu (Denizli) beyleri. fakat bir netice alam am ıştı. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han. karşıladığın gösterir. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. 15. Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir. Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir. Gaziler başarı gösteren ünlü liderler. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım . Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir.İstanbul’dan gelen kuvvetler. Maramar Denizi. Germiyan. Hamid oğulları. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). Kastamonu. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. beySİYA SFT . Gerdebolu (Ge­ rede). Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi. Bu beylik. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu. Alanlar iyi savaşmış. UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. Böylece 1300’lerde Osman. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. O. Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. yy. O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. Orhan (Osmanlı). Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. son­ larında tarihçi Neşrî. Aydın’da Umur Bey. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. Eğridir. İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz).

Köprülü. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. Alp-erenler. Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. süngü. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. iyi bir at. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. etraflarına toplanırlar. Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. rafızîler. SİYASET . Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. saray edebiyatı. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder. ok yay. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. onun bayrağı altına koşarlar. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. iyi bir kılıç. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük.b a h r olarak tasvir eder. uygun bir yoldaş. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı. gayret. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. onları himaye edeceğini. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. Palamas’a. hususi bir kıyafet. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. m istik ve epik bir edebiyat. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. Din yoluna gayretlüdürler. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. Saruhan. dünyaya mağrûr değillerdir.ler. Rodos şövalyeleriyle. Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. gaza akınlarına başlamıştır. Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. 1330’larda Al Umarı Karesi. Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. Osman. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G.

şap. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir. Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. cami. Balat. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. buğday. Bu şehir­ ler güzel çarşıları. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları. Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. kenevir. Elimizde İslâm kılıcı vardır. İbn Battuta (sh. Kantakuzinos. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. balmumu. 450). Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. safran. 442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. pirinç. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini. Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. üzüm. Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu. Onun Bursa’da yaptırdığı site. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. pamuk.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. Sinanüddin Yusuf. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. Buna kalay. 448. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. Bu bakımdan en anlam lı olanı. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. hamam. 14. Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. han. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. bize gazi demek lâyık olmazdı”. ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. imaret. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. bugün Sel­ çuk). Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. 449). Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. yün. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir. Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. (429. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir. 435. kurşun eklenmelidir.

Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. Osman Gazi’nin şeyhi. Vefâî şeyhleri. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. Şeyh Bedreddin. 1300 tarihinde. Meselâ. ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. Mustafa fakılar). Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. Genelde dervişler.mıştır: M anisa’da U lu Cami. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. A li. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. sh. Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375). bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. 16016. Ömer. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. 96). sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı. Ve­ fâî şeyhleri. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. Aşpz. Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . Moğol kuvvetleri. Kozagaç köyleridir. M urada) sıfatı verirler. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. G eyikli Baba. Orta Anado­ lu ’dan. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. farklıdır. O. bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Mâliyeden Müdevver no. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. Elvan Çelebi. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını. Abdal Musa. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. Murad. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. baba. Abdal Baba­ lar. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. Bu son kayıt önemlidir. Zira Babaîler. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak. Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. Onun anlatım ında Ede-Bali. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. uçların en uzak noktalarına. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. Aşpz. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. Ahmed. aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375). hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. 96) Mahmud’dur. Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. Kayda değer k i. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz.

o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”. Sinan. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. der. m utlak fakirliği seçen. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. bahçe yapar. hay­ vanlarla arkadaş olan. 5. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir). Derviş durma­ dı. İsmail. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). Otman O SM A N LI □ Baba gib i. Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan. hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır. 16. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. G eyikli Baba’nın davranışları onun. MM 16016. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). Hasiy a se t . kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. L. Babâî dervişlerinden bir grup. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. Meyve bahçeleri eklenmiştir.önemli kayıtlar elimizdedir. döndü. Orhan onu ziyaret eder. İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. Ağaç 15.8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. vergilerden affetmesi. Derviş bir zaviye kurar. Mustafa. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. dervişler vaktini bekler. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Sultanlar bu va­ kıfları daima. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. Toprağı işlemede. A li. ona “teberrükümüzdür. derviş kabul et­ medi. köyler meydana çıkmaktadır. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. son­ larında Aşpz. Barkan. Bu dervişlerden biri. Baba “dayım onun yanına g e lir”. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. Onlar Babaîler diye bilinir. tarla açar. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. Avluya ağacı diker. yy. Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir.

yy. 13. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir. helâl n iteliği özellikle belirtilir. İslam bu yolda ölene şe- E3 . sufîlik. yy. b irlik sağlanm alı. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. sonuna kadar dayanmalı. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti. 13. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). yy. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. Tekin’in incelemesine göre. Bunlar. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). ilk yarısında. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. İslâm’ın em rettiği bir görev. in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. Bu gib i eserlerde gazâ. Bu grup. T ekine göre. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. Selçuklu şehirlerinde. ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. alp la r adıyla anılmaktadır. bu arada Ucat'ta. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla). 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. Uc böl­ gesinde. başka deyim le dayanışma. ve 14. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. GAZÂ VE GABİLİK 13. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. ve 14. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. Risâle. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi. fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. 14. Ş. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. gazâ. 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak. Batıda yazılan eser­ lerde. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. yy. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. eserin aslı 10. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. gâziyân. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir. Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı. tarihçinin ödevi. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler.

yeO SM A N U □ ALPLAR. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. II. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır. kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. O ğlan­ lar. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. n eftr-i âm ilân edilm iştir. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . güçlülük ve savaşganlık. K im in sam im î dindar. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. I. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. 144 4 ’te Haçlılar. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. kendi­ ne güven. yeniçeri teşkili fikrini buldu. 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. sab ırlılık. Osman güdü­ SİYASET . Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. taşımada d ayanıklılık. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. yerinde metanetle durma. Bu son madde. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. Bu beklentiler. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. yılm azlık. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi. Osman I. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. Bayezid. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. niçeri ordusunu oluşturdular.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır. 94).hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder. Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. fırsat­ ları kollama. atılganlık. İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. Pencik her beş esirden biri.

Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor. so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. Akça Koca. yahut Moğolca nutug diye bilinir. Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. Osman. Saltuk Alp. Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). Aşpz. 120). Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz. Başka deyimle. Konstantin-İli. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. Başlangıçta alplar. M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri.lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. Nökerlik/Yoldaşlık. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. 90). 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi. Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş. Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu. Türklerde alplar. Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek. Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı. OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. onun beyliğini hazırlı­ yordu. hizmetine girdiler.-16. kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. 19. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır. Orhan. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. yu rt .I. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. 1324’te beylik tahtına oturdu. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. Gördük ki. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. oraya “Turgutrİli derler”. Konur Alp. yaş veya vasiyet. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır. gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. 22. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. her biri kendi yurtlu­ ğunda. Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. Konur Alp’in adı geçer. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. 10. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. öldürmüş. bu dahi bahadır yoldaş id i”. 76). “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. (Neşrî. Osman “alınan vilâSİYASET . Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. vb). Osman.Bab). Bu alplar. Samsa Çavuş.

Beşinci koşul. Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. A lplık zırhla belli olur. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. tim arlı sipahi daima cebelii. şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. Garîbnâme’ye göre alp. Zırh. Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler. Osman Gazi ile alplar. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. “yağı görüp sim m iya”. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. cesurluk. Bu. bürüme zırhtır. Büyük timar sahiplerinin zırhı. A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. Düşman alpı atından tanır. soyluluk koşu­ ludur. İlk koşulu “muhkem yürek". Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. M ihal oğulları. Altıncı ve yedinci koşullar. Avrasya tarihinde. 118). Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. Abdâlân ve Bâciyân. alpın zırhlı olmasıdır. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. Herkes onun gücünü görür ve sayar. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. zırhlı sürvari ordusudur. Evrenuz. kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. Gazi. alpın silâhları. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. Ahiyyân. Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır. M. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı. Onun paralleli. yani yay ve kılıcıdır. Ha­ cı Bektaş. Uçüncüsü. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. kan SİYASET . yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. onun “altını ve inci­ sidir”. yani zırh­ lı sipahidir. cesaret sahibi olmaktır. alpın en değerli malıdır. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir.

kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. mızrak olarak tanımlanır. tevekkül. yay. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. Siigü (Süngü)2 gerektir. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. kar­ g ı. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır. doğru yâr (eshâb. ok. kifâyet (nefsini basmak). Âşık. dünya sevgisi havasına kapılm am alı. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. C im rilik. Âşık Paşanın bu anlatım ı. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır. Eski m etinlerde sügü. riyâzet. himmet (başkasına özveriyle yardım etme). muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. dervişler) edinme. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Ganimet ve fethedilen topraklar. Alp. Bu huylar havayîlikten doğar. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. arkadaş. Bu süvari. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. lider tipini. bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı. vilâ­ yet. fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma). Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir. spiritül nitelikler şöyle özetlenir. 13. Bu koşullar. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. A hiyyân I SİYASET . ışk. “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. Şeriat bilgisi. ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. yy. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. ilm . Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul.

Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. ahi. alp-erenlerin pîridir. Battalııâme. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. Babaîlerin. ahiyyan. I SİYA SET . kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. Osmaı. Nöker. Neşrî. Bu alp veya gâzî tasvirini. kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. 10. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. 10. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur. Marc Bloch. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. bey kulları (gulâm -i m îr).3 Esir olan nöker. 13. böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. M ichel yay. Yiğitlik/centilm enlik. Osman Ga­ zi de. 1968. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. Menâkibnâmeye göre (Aşpz. gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta. özveri. Alp. Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. dayanışma. bu dahi bir yarar yoldaş id i”. Marc Bloch’agö re (s.için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. Kırşehir’de görkem li türbesi. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti. 210-217). Bu model. Bab). y iğ it yahut şeyh. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. Aşık Paşa’nın alp tasviri. bugünde bir ziyâretgâhdır. Yeniçeriler. onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. Mevlevîlerin değil. derviş. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı. yy. Uc Türkmen toplum ları dahil. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. O. Bab. İslâmî kutsal ganim et için her yandan. gâziyân. başbuğa anda ile bağlanırlar. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir. U c’ta gâzîler. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. her menşeden gelen “garîb’le r. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). Moğol toplumunda nöker. la formation des liens de dependance. alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. I. Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. La societe feodale. (Aşpz. Nöker kurum u. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer. soylu kişilerin. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı. Araştırıcılar. 120). seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. Paris: A.

Böylece. 13. tabii. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. Fakılar. daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. daha bu zamanda. Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. Meselâ. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur. Hapisten kur­ tulunca. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. fakîh’in kısaltılmışıdır). Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. Köye yerleşen bir grubun. Ahi Evren (Evran). Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. vakıfların kanıtladığı gibi. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. Bu kayıtlarda. Beyliği teşkilât­ landırma. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. MM 16016. bir din adamına ihtiyacı vardı. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı. fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. Onun çocukları. Turbegi. 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. OSMANLI . Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. vezirler gelmekte idi. yy. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. Murad. A li Ömer. başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. Daha yukarıda kadılar. Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. Çandarlı Kara Halil. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. Ahi Evren. Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. Süleyman. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. Yusuf. fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. Nâsirüddin’in ahileri. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. İslâm hukukunu. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Bu âlimler. Moğollarla mücadeleye giren II. fakılar daha ağır basmaktadır. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir.

kendisini zaviyede konuk ederler. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. Ahi. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar.uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. deriden yapılırdı. başlarına. devlet karşısın­ da en güçlü. Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. Türkmenler arasına göç ettiler.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. Evliya Çelebiye göre. vb. İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. bağımsız. Gerçekten dericilik. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. işçi grubunu oluşturmakta idi. Sivas. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. yabancılara yakınlık göster­ mekle. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. Tokat. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. ahi denir. Bir konuk gelmemişse. Mevlevîlere verildi. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. önüne kor. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. bir zavi­ ye bina eder. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte. evvelce söylediğimiz gibi. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. Bütün bu olaylar. O. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. Onun. geti­ rirler. Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. Zaviye üyelerine fityân. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. Bir yerde I SİYASET . Ahi. 1256). Buna fütüvvet de denir. şehir ve köyde rastlanır. kendi sanatında çalı­ şanları. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. Ahilere ait zaviyeler. Zaviyede onunla beraber olanlar. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. Dünyanın hiçbir köşesinde. Şîraz ve Isfahan halkı. hayvan takımları. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı.4 “Bu ahiler” diyor. Ahi Evren. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. karşı çıkan esna­ fı. onu halı.

bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır. vecde gelip bayıldı. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması. Bursa’yı. ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. Rumlardan babası fethetmiştir. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. O. onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup.sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. Ahilerin. beylik döneminde şehir­ de. küçük demektir. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432).. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. Özetle İbn Battuta. Cuk. Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir. B irgi’de M uhyiddin. İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. bana büyük bir para gönderdi. ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı. Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Unutm ayalım ki. Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı. Kastamon ili vâiz Alâeddin. Sultanın doktoru bir yahudi idi. Kalacak yeri yoktur. Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler. İznik’te Alâeddin Sultanyükî. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. Egridir’de fakîh M üslihiddin. İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. Kabristanda uyur. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir. Yüze yakın kalesi vardır. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425). özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. geniş caddeleri. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin.. Mezarı. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. Gerçekten ulvî bir gece id i”. Aydın Beyi Mehmed).. Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik. Konya’da ahi bir kadıdır. Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442).. (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır.” SİYASET . Bu sultan servetçe. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır.” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur). İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. Osman Gazi’nin Söğüd. İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu. sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur.

Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. Meselâ. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. Arab seyyahı. seyahatine devamla Geyve’de. ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. Seçimden sonra kethüdâ. yiğit-b aşı. büyüğe saygı. Talep sınırlıdır. esnafın. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. hırsızlıktan. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. Noksan üretim ise. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. fazıla” bir hanım dır”. Yenice’de. İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. Öbür yandan mal kalitesini koruma. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. özveri. Devlet. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. usta nizamı. Meselâ. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma.Seyyahımız. M udurnu’da. ah ilik “âdabı”. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. özveri ve dayanışma. Ken­ disi “salihe. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. sosyal dayanışma. ııakib ve şeyh. her usta. olağanüstü bir konuk-severlik. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. idarecilerini kendisi seçer­ di.7 Fütüv­ vet. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. kalfa. çırak. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. ması gerekirdi. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. im tihanlarla sağlanırdı. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. Bu koşullar. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. diline hakim olma). siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. Bu yârân. güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur. Hatun. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. ahilik. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı. “İznik’te” diyor. Osmanlı döneminde devlet. İşte bu koşullar. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. beline. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir.

İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. böylece. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır. Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. Oysa. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos. tepelerden harp sahasını gözetliyor. bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. İznik. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. dır. Bu durum. anlatılmamıştır. Oysa. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Osmanlı’nın eline geçecek. Böylece. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız. Savaşın ilk günü. Bu. Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. Savaş.” Bizans komutası. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Osmanlılar. Zaviyeye dükkan. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. Buııa karşı. Maltepe. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . Pelekanon Savaşı. İznik’in teslim olmasıdır. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti. 1 Haziran’da. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. Orhan. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu. Osmanlılar 1300’den beri Osman G. İmparator ordusuyla buraya. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. Bu zaferin ilk sonucu. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. İmparator. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. İmpara­ tor yaralandı. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. Orhan Gazi. Bursa. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. kaçtı. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık. Bunu öğrenen Orhan. İznik açlıktan düşmek üzere. Pelekanon’dan epey uzaktadır. Pelekanon. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. vardır. Kuşkusuz. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. Açıkça maksat. İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. Bu ara­ da Hereke dahil. İki taraf orduları. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur.Sonraki devirlerde.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. Böylece.

tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. Gerçekte. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. Bu köprü-başı. Sonra Darıca. iki yıl sonra. paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Ona karşı. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. İmparator. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. Bunlar 4 tane kaledir. Pelekanon Savaşı. Bu yalancı kaçıştan maksat. İstanbul’un fethi gibi. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor. Oysa. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. yahut Flokren dediğimiz kaledir. Rumeli’de yer­ leşme. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. büyük stratejik. fakat asker panik halinde kaçıyor. oklarını serpti. yani Daritzion Kalesi var. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. Osmanlılar. Bunun üzerine. Öte­ ki. O. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. çünkü anahtar bulunama­ mış. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir. Birisi. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor. kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Kale bur­ nunda Fkokrinia. sonra geri kaçışa başladı. (Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. Bizans ordusu da karşı çıktı. tepelere doğru çekmek. Bu­ gün bu kale ayaktadır. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. Bizans ordusunda panik başladı. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş. Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. Bizanslılar. Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. İmparator ok­ la yaralandı. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. Sal hikâyesi. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. 1352’de ilkin Tsympe. Bu zaferden sonra. Dördüncü kale. Başlangıçta. Orhan. Haziran’ın ilk günlerinde biter. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. tam geçit yerindedir. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. Balkan fetihlerini haSİYASET . Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. Bu bölge. Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Eskihisar’dır. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir.

Bi­ zans. Kantakuzenos’un. lıafif donanmasını. (Sırpsındığı) Savaşı ile. aksine o. hem İstanbul’daki rakipleri. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. Anadolu tarafından. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. 1347’de. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. kıyıya çekiyor. Bu tarihte. 13 54’te. Hacı Ilbeyi. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. SİYASET . Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. İmparator Kantakuzenos. Osmanlılar. Bu olağanüstü olaylar. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. Edirne’ye gitti. bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş.zırlayan ilk büyük gazi beydir. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Karesili Beyler. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. Umur Gazi. gerek­ se Orhan. Gerek Umur. 1352 yılında. beklenmedik bir tabii olay. ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. Umur. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. İzmir’in düşmesinden sonra. bu köprü-başını. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. Tsympe deni­ len kalede. Bu sayede. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. Türk yardımı. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir. Kantakuzenos için. 1355 yılı sonuna doğru 6. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. Umur Bey’e karşı Bizans. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. Bu arada. Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. O. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. O zaman. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. bu seferlerinde. Güçlü Haçlı donanması. Osmanlı kaynaklarında. bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. Bizans İmparatoru Yuannis V. bir yandan Gelibolu. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. Şimdi. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. İstan­ bul’da Yuannis V. Süleyman Paşa. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. Süleyman Paşa. ölmeden önce. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. Kantakuzenos. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. Bu arada Süleyman Paşa. İstanbul’da halk. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen. Depremi. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. Gazi Evrenos. İmparator. Bolayır’ı fethetmiştir. Böyle­ ce. Dönüşte. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. Şimdi. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. Ece Bey. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı. Kantakuzenos. bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. Bununla beraber.

yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. İmparator. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Orhan. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. Bu arada 1358’de. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. Chalcocondyles ve Düsturnâme. durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. İstanbul’a getirilip. Bu talihsiz olaylar. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. Buna göre Orhan. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler. Kesin olarak biliyoruz ki.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. Orhan. Gaziler yeni durum karşısında. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. I SİYASET . İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. Gerçekten. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Bizans. Karesi’den halk. İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti. Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. köyler kurmaya başlamıştır. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras. Halil kurtarıldı. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. rivayete göre. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. Rumeli’deki şehzade Murad ise. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. O r­ han’ın dostu. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. 30 bin Venedik altını ödedi. Palaeologus’a başvur­ du. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. fidye olarak. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. Bu arada Bizans diplomasisi. Süleyman. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. Rumeli’ye geçip yerleşmeye. Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. İmparator. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. Fakat Karesili Gazi Beyler. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. esir edildi. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. İmparator. Orhan. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. Murad hare­ ketsiz bekledi. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. H alil’in Orhan’dan sonra. Böylece Bizans. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. Bizans böylece. Fakat sonuç alamadılar. Bizans diplomasisi. Bu anlaşma ile Osmanlılar.

Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. Macarlar karadan. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. Bizans. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. Herşeyden önce. 14-15. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. Bu sebepten Papa ikinci kez. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. Papa ise. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti. Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. ordunun başına gönderilmişti. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. büyük oğul olarak. 1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. Birisi. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. oğlu Manuel’i Avignon’a. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. Doğudaki kolonileri düşebilir. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. imparator Yuannis. Bunun için İmparator. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. Gregoras. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. Haçlı için güçlü devlet Venedik.Murad. Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. en ileri uca. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. Bizans İmparatoru. tamamıyla birbirini tamamlıyor. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. Ertesi sene İmparator. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. Venedik denizden bu sefere katılacaklar. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır. Bizans. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var. büyük gayret gösterdi. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. Senato. Bu plan. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu. Bizans donanmasıyla. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. çıkarılan I SİYASET . İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. İstanbul düşerse. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. Osmanlılara karşı. Bu durum kendisi için. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti.

Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir.1369 tarihleri verilir. Çorlu’yu aldıktan sonra. Tekir Dağı ve İpsala. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Jireçek ve Uzunçarşılı. Halbuki. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. ondan on sene önce. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. Murad ve Lala Şahin. Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. 1364. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. 1352’de Süleyman Paşa. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. Ondan önce. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. Garip olanı. Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. Gerçekte Edirne. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. İstanbul surları önünde görünmüştür. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. Edirne fethinin daha sonra. Edirne idi. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. şehzedeliği zamanında başarmıştır. Edirne’yi fethettiği inancıdır. Bu tabii yanlıştır. Asıl amaç. sabib alucat. Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Yani Murad bu fethi. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük. Murad’ın sultan olduktan sonra. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. Uzunçarşılı. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . Akıncılar. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin.

Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. O sırada Balkanlarda Sırp. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler. siyasi gayelerle. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Amasya bölgesindeki küçük emirleri. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti. Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. Onlar. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. Murad I. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu.de bulunuyorlardı. Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler. 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. ayet 90). Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez. Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. Başka ifade ile bu fetih. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. Timur. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . Murad I. Zira bir Müslümanın. Nisa suresi. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Fakat Kadı. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. Bu iddia. devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır. İran ipek yolu üzerinde idi. Osmanlılar. Bulgar. son derecede önem vermekte idiler. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. Osmanlı Sultanları.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. Onlar. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır. Osmanlılar bil­ OSM AN1. hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler.

Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. Memlûkleri yenen I. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. Osmanlıları.1 I SİYASET . sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi. seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu. tarafından istilâya uğraması. yıllık haraca bağlıyor. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması. Niş 1386’da zaptolundu. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. O SM A N 1.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. 1387 Eylülünde teslim oldu. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki. vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. Meselâ. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu. 1420’ye doğru Mehmed I. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. Sela­ nik. Şunu da ilâve edelim ki. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. Kıral Şişman. Oradan Sofya 1385’lerde. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu. Özetle. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. Türk yardımını kabul etmiştir. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. Murad. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler.

yani Aydın. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. Albistan vb. Bizzat kumanda ettiği ordu. odun ve saman temini. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. ve İstanbul’u abluka altına aldı. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. Murad I. O zaman Bayezid. şehirleri aldı. Avrupa’da korku ya­ rattı. Bu zafer. Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. ileride çitf-hane sistemi). güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394).rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. Topra­ ğa bağlı köylü. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. Şehri uzun bir. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. Menteşe. Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. gerçek merkezî bir SİYASET . T İM U R DARBESİ.Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti. bir iç harbi önlemek için. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. Saruhan. Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. Bi­ zans önlerinde idi. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar. Ba­ yezid. Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya. Bizans bazı yerleri. Erzincan’a kadar uzandı. idam edildi. Yıldırım Bayezid. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. Muhasara altındaki Nikopolis’e. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı. Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi. Murad’ın ölümü haberi üzerine. Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). 1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. bu arada Selanik’i geri almıştı. Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Bayezid.

Askeriidari saray âmirler. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. çünkü. İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. İstanbul’u almak. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. Anadolu beyleri. Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. Murad. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. Murad’ı tanımadılar. Eflak. bu tecrübeden sonra Bizans. 1402'deki fetret geri gelmişti. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. Şehri toplarla döğdü. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. O. Şiddetle ha­ reket etti. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. Anonimler (s. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. M U R A D II. Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. Murad. Nihayet. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. (Haziran 1422). O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Onu destekliyeıı Bizans. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. elindeki büyük geliri kullanmak istese. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. Bursa. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. l4 3 3 ’de B. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. Uçların. Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. Fa­ kat Murad. Fakat I SİYASET . hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. 99) bu “bazirganların”. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. bana da öyle geliyor. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. Osmanlılar.

Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. 24 Kasım 1443). 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Varna civarına kadar geldi. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. edebiyat ve musikiyi takdir eden. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. Edirne’de panik baş gösterdi. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir. tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. Bizans ve Papa. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). sanat. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. karşı taarruza geçti­ ler. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. Macarlar. bunun 1444’deki gibi. âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. Bu sözler. Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. Daha Hunyadi. Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı. Haçlı or­ dusu. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. Genç Sultan ve etrafındakiler. kendi isteğiyle tahttan çekildi. Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. Çandarlı. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi. etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. II. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. Bizans’ın E3 SİYASET . Murad aslında içkiye düşkün. Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. Gerçekten. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti.

6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. J. Sözde. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir.1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. Yerine Zaganuz geçti. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu. Türk karargâhında Çandarlı. gazilik ve kayserlikte. Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Bu şer’i bir ku­ raldı. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. Sultan. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini. O hanlık. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. Venedik donanması yola çıkmıştı. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. bu sıfatı siyasi bir vasıta. II. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine. Böyle bir şey.” Bu sonuncu cümle. O. Fâtih’in. Fâtih. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. Daha II. O. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. Genç ve muzaffer sultan. Mehmed. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra. Buna kar­ şı Zaganuz. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. 83). işin bir an bitirilmesine bağlı idi. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır. Başarı. OSM A N U Q . Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. 1466’da G. Bir kelime ile İstanbul fethi. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk. bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. sen Roma­ lılar İmparatorusun. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre.

buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. İlkin. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti. Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. Fâtih. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. Bu siyasi program.idi. Fâtih. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. Trabzon Rum İmparatorluğunu. Bu durum üzerine harp ilân olundu. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). 1454. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. Modon. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. Müttefikler. N i­ hayet. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar. Mora’da. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu. Fâtih. Osmanlılar. Bu amaçla. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. Fâtih ve Venedik. Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. O. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. Ticaret serbestisi bağışlanmış. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. o. Venedik’le ittifak etmişlerdir. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. 1463-1479 Venedik Harbi. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür. Fâtih. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler.

Mora geri alın­ dı. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. Bu zafer. Papa. Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. Müttefikler. 1472’de Venedik. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Mücadele II. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak. Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Timur’un siyasetini. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. Bunun üzerine Fâtih. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı. 1472’de Uzun Haşan. Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı).na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. Uzun Haşan. Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). bu arada Isfendiyar oğlu. Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. Kıbrıs. Venedik. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Venedik barışa yanaştı. Koron. 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. Mesih ye­ nildi. Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478). Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). En önemlisi. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Lepanto. O. Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. Fakat Gedik Ahmed. Fâtih’in kovduğu beyler. Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). yarımadada. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET . Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. izliyor. 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. 1475 Kefe ve Sudak). Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. Akçahisar (Kruye).

Bir çoklarını Ocaktan attı. Fâtih. Beylik zamanından beri kadıaskerler. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. yeniçeri ağalarını. Uçlar. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . Fâtih. Sonra maaşlarını arttırmak. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. Murad II. mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. gelebilecek kötü hareketleri önler. Fâtih. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. kendisine vezirlik teklif edilince. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. Bir kelime ile. Fâtih. divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. veziriazamlara. Son­ radan Molla Gürânî. bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. Bu garnizonlar. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. kadıaskerliğinde. Çandarlı.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. Fâtih. Karamanı Mehmed müstesna. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. 1436’da veziria­ zam olmuştu. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı. devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. Böylece. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. Sultanın eski hocası Mola Gürânî. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı.

Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. İslâmî anlamda asıl kanun. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. Sağlığında. yüzyıl başlarına kadar egemendi. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. Daha doğrusu. Bunlar. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. Padişah yalnız. Bu suretle. bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. Bunun yanında. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. vezirleri. İdarenin bu üç esas kolu. bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. Öbür yandan. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. genel işlerde veziriazama. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. Fâtih. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. Devlete türe ver­ mek. Padişah adına emir yazma yetkisi. yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. Fâ­ tih. Osmanlılarda 17. mâliyede def­ terdarlara. Onlar haf­ tada dört gün. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. O. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET . kadıaskerler. Böylece valiler. yani sivil bir kanunname ilânı. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. veziriazam. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. divanın aslî üyele­ ridir. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. onla­ ra nezaret ederdi. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. Fâtih Kanunnamesine göre. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. genel siyaset işlerin­ de vezaret. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. Bu dört makam. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. Veziriazam. timarlı sipahiler. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. Ağa. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. Buna karşı onlar. Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu.

yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi. radikal önlemlere başvurmuş. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. sabun. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. 198) bunları. Fâtih. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. Cem ile Bayezid. Bir de bu kaııanu yürütmek için. 1. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. Fâtih. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir.nı derecede hak sahibi saydırdı. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur. 875. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. böyle bir reforma girişebilirdi. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. seferler için asker sağlamaktı. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. padişahın eyaletlere. Âşık Paşazade (s. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. SİYASET . nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. 15 ve 16. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. Sonraları kanunnamesinde. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. Para üzerindeki önlemleri. Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. şeyhler. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. Bu suretle devlet. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. tuz. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder. Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. 2. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. Tekeller. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler. eski Türk Müslüman aileleri idi. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir. Fâtih. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. Bu pren­ sipler. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları. gerçek gümüş fiyatına almak.

Bu siya­ set. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. Ermeniler ve Yahudiler. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi. Daha 1432’de B. onlardan gümrük almıştır. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Edirne. yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa. Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. Baharat. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. bu madde Eflak. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. olarak artan devlet gelirleridir. Maringhi. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. Osmanh kaynaklarının. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. Bu H int ajanları. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi. İtalyanların yerini al­ mıştır. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. Bu kısa ve ucuz yol. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. yy.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. i SİYASET . Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. 15. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. y. Gayrimüslim zımmîlerin. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. Rumlar. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Öte yandan Bursa. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi. Genelde Osmanlı Devle­ ti. oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. Adana. Fakat ikinci bir yol.y. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. Floransalılar. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. tahta. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. 15.

Gedik Ahmed Paşa. Filibe. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Üsküp. Kefe’den şehre Rum. köprüler. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti. fakat başaramamıştı. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. Amasra’dan. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). Fâtih. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. Patrik Gennadius’a göre. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. Ferye. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. Gelibolu. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. Midilli ve Agriboz’daıı. gerçek bir metropolis haline getirmek. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi. Taşoz ve Sumatraki adalarından. Foça’dan. İstanbul. Dar al-tâlim. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). ” Osmanlı devleti. 342 cami. Burada cami. Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. şehri yağmasız almaya çalışmış. Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. 625 büyük küçük zaviye. Osmanlılar. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. Fâtih. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). Konya. 110 medrese. Devlet O S M A N ll El SİYASET . imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. vakıf müessesesi oynamıştır. Ma­ nastır. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. medrese. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi. çeşme ve ha­ mamlar. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Edirne. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. Fâtih. Da­ vut Paşa mahalleleridir. Aksaray. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). çocuklar için bir mektep. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. Serez. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. İznik. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. Mora’dan. İstanbul’un imarından önce Bursa. Yenişehir. Fâtih kendisi. Keza o yıl. Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. ibadet. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. Trabzon’dan. Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. ticaret yerleri. 1095 mescit. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir. Argos’dan. yani umuma mahsus binalar. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. nüfuslandırmak. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. Sofya. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. seyyahları barındıracak imaretler. 75 büyük han ve kervansaray. Murad Paşa. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti.

yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler.L. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili. İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi. Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. Ö. bir eczacı hazır bulunurdu. Barkan 400-500 bin. pirinç. Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. pamuk. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti. Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin.000’e ulaşmıştır. Braudel ise 16. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür. Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını.ettirdi. matematik) okunurdu. Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi. Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti. SİYASET . astronomi. incir. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. Fâtih. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. 51 hamam. tütün. 987 ev. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. Galata’da 260 dükkan vardı. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir. 32 bozahane. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). sınaî bitkilere. bir kehhal (göz doktoru). DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. dört hanın. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan. iki hastahane aşçısı. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. bir cerrah (opera­ tör). 14 umuma mahsus hamamın. üzüm. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. Sultan Pazarı. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. Başka bir deyimle. F. kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor.

belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. Aile emek ünitesini. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. SİYASET . O SM A N LI I Günümüzde toprak. İlkin mîrî arazi. Ekonomik örgüte hakimdir. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. Özetle. Bu nokta. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. büyük kitlelerin geçimi. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. Osmanlı Devleti. Buradan toplumumuzda bugün bile. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır. Bu raiyyet çiftliği. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. bir çift öküzle çeki­ len saban. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. Bir çift öküzü olan aile. müzevvec yani evli erkeğin. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. Eğer dul kadın. Bu. hane. Mîrî arazi rejiminde. Hayvanî enerji ünitesinin. Vazgeçilmez bir düzendir. kısaca reaya çiftliğini. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir. bir işletme ünitesi oluşturur. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. Koca. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. Aslında. Bu rejimde. Devlet bu yüzdendir ki. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen. kanunla garanti altına alınmıştır. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. hububat ekimine. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. Bir­ çokları genel kanunnamede. devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). aile ekonomi­ sinin. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. koca. kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. bir çift öküz ile çekilen sabandır. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. İleride göreceğiz ki. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. Sabanın odun veya demirden olması. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur. traktörün uygulan­ masından önce. devlet daimi kontrol altında tutar. bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. arazidir. Darlık ve açlık. mesela marginalist okul. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. tarla olarak kullanılan. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. hiç kuşkusuz. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. Çünkü. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz.” Tarlaların devamlı işletimi. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. Devlet. Mîrî toprak rejimi. ordunun ve şehirlerin iaşesi. mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. ırgatla idare ede­ bilirse. Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. hububat ekiminde noksandan ileri gelir. bağ ve bahçe haline getirilemez. aile emeğini esas alır. işletmenin. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. köylü ailesinin mülkü olarak. ge­ çimlik ekonomi. vergi-nüfus sayımı. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. tarla ziraatini.

Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. devlet elinde. Üretim vasıtaları öküz. es­ naf. Mukataa. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. Bu sebeple. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. angaryalar. tapu sistemi. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. tapu sistemi yanında. Hizmetler. hatta asker de olabilir. Mîrî tapulu arazi. Tapuya verilmeyen. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. Çoğu zaman. Bu. karşılıklı bir anlaşma. Burada şahıs köylü olmayabilir. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. bu rejimi korumaktır. Bu çeşit topraklar­ da. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. hibe ve vakf edilemiyen. ke­ sişme ile. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. Osmanlı İmpara­ torluğunda. Örneğin. reaya tasarrufu dı­ şında. yani yukarıda açıkladığımız gibi. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler.mukataalı arazi. Kanunlarla. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız. köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. Bu gibi çiftlik. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. Burada. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. bu açıdan incelenmelidir. Fakat 20. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. Çünkü. Belki. kendisi düzenler. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. bu bir açık artırma ile belirlenir. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. Tapu rejimine göre. İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. tabi­ ri de buradan çıkıyor. şehirli. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik. Mukataa sistemi. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. devlet bunu önler. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. genel anlamda bir iltizamdır. aksi halde. Özetle. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. Ekâbir. kesim. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. raiyyet çiftliği birimi. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. Yahut. Kira bedeli. Düzen bozulur. Devlet bu garantileri vermiştir. tasarruf edilen arazi. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. Zira. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. m îrî mukataalı arazidir. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. Üretim işini. Patrilineal irsiyet. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. ile belli olur. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. Boş SİYASET . Tapu rejimine göre. toprağın olduğu kadar. Kiralamayı yapan kim­ se. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için. Sonraki dönemlerde. rantın miktarı belli olmaktadır. satılamıyan. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. mukavele. mezraa. köy arazisi için.

Bu süreç. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. Hane. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. Çift-hane. Bu ünite. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. Gerçekten. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. çift öküzü değil. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. İşte. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. Bu sistem. bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. Osmanlılar ise. Fakat çok az da olsa. sadece şahsi (personal) vergi değildir. belli bir üretim tarzı. İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. Burada. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. toprak olarak değil. Bazen Zeugarion. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. biz yeni tahrirlerde. Burada. Osmanlı çift-hane vergisi. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer.kalacağına. yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. kişilerin tasarrufuna verir. Şimdi. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. bizzat topra­ ğı gösterir. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. Ekonomik bakımdan çift-hane. çift aslında bir çift öküz demektir. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. Bu. Bunu. kombine bir vergidir. tümü. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. Başka deyimle. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. Alınan çift resmi. Daha çok. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. Marginalist mektep. birlikte. köylü ailesidir. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. çiftlik adı almaktadır. yazık ki. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük. çift-hane sistemine geliyoruz. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. Biz. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. Bu ünite. toprağı.

bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. emek kapasitesine göre belirler. bir estate. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. Böylece. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. Bu sistemde bütün kır toplumu. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. az toprak sahibi olanlar. Nihayet. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. işgücü kısıtlı olduğundan. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. mücerred. Asya bürokrasileri için ideal ünite. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. Bununla beraber. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. bağımsız kendine özgü. Sonraki araştırmalarımız. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. Fakat unutmayalım ki. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. Sistemin. çifte sahip köy­ lü ailesidir. Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. İşte devlet bunlara. Oyle görünüyor ki. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik. değişime ve gelişmeye. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. hatta yaratmış olmaktadır. Böylece. yani bennakler.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. ondan sonra evli olmayan. ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. bu durumu fazla abartmamak gerek. Devlet. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin. Başka deyimle. İmparatorluk bürokrasisi. mesela İran’da. Bu sonun­ cular. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. Clıayanov’a göre. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. Bekar erkek. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. çift sahibi olanlar. Evvela. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. defterlerdeki terimi ile mücerred. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. kır bölümünde köylü. bürokratların reçetesine uymaz. 18. yy. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. topraksızlar.

Bu ko­ laylık. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. yani çölleşme. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. bu sa­ vaşın asıl konusu. İmparatorluk düzeni. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır. daha doğrusu kiralamaları­ dır. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. kadının hükmü altında 40-50. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. kudret sahiplerinin. yahut yol üzeri olması. belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. Tabii. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. Devletin fiscal çıkarları. özel koşul­ lar altındadır. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. Bu bakımdan da. Köylünün. Seriyye sicilleri arasında. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. Öyle anlaşılı­ yor ki. Tabii sebeplerle. Bu ideoloji sayesinde. sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. kolaylıkla yer değiştirmesi. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. Bir kelimeyle. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık. İmparatorluk bürokrasisi. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. Gerçek durumları incelemek için. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz. kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. Burada sorun. Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. Marksist yoruma göre. toprağa bağlılık prensibine rağmen. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. kültür. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. Her kaza dairesi. yerleşim şartla­ rı. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. nüfusunu. bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. Fiziki ve etnik şartlar. Bununla beraber. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. Me­ sela. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir.

küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. Şu halde.’da geliş­ me çağında. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. tarlaları.vergiler koyması yüzünden köylü. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. y.olgusu. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. Bunun en göze çarpan misali. 16. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. Bununla beraber biliyoruz ki. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. ortak merası. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. Devlet. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. Osmanlı köyü. özellikle 16. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. Tabii olarak köylü. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. Başka deyimle. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. ortak ormanı. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. vakıf köylerine gider. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. daha garantili şartlar arar. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. harman yeri. nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. Özetle. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını. derbentçi. Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. Yahut. sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi. G. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. Örneğin. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır. başka önemli bir amil olarak. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. Bunun gibi. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır.y.y. Bir köy. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz. ortaklaşa kullanılan çayırı. Ostrogorsky’nin ve H. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. 3) Osmanlı köyü. yaşamı için daha iyi. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur. y. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri.

çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. Böylece. Bu ce­ maat içinde.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. Sipahi de izin verdiği için. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. Ferağda. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. bir para kabul eder. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. yalnız bahçe ve bağlardır. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır. oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. Si­ cillerde. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. başlıca. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . denebi­ lir. Bunun nedeni. Bununla bir­ likte. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. haklarını belirleyen bir birimdir. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. İnce­ lediğim belgeler. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. Başka deyimle. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi. Sipahinin kendi hassa toprağında. 1500. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. örneğin vakıf­ lar karşısında. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. Özetle. O. 1600 yıllarını kapsar. kanûnda olmasa bile. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir.

H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. Charles’a karşı Papa. yumuşak. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. şimdi tahtına gerçekten sahipti. adına para bastırdı. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. Bayezid. Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını.uyguladılar. İshak Paşa. Fakat Bayezid. barışsever. İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. sonsuz iktidarı öğülmektedir. hoşgörülü bir idare getirdi. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. Yeni Sultana. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. Konya’da vali şehzâde Cem. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. Bayezid. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. Cem. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler. babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. başlıca Macaristan tarafmdan. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. Bayezid. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. Bayezid. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı. İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. ticaret yerlerini yağma ettiler. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. O. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. O. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. Bayezid. Babasının siyasetine karşıt olarak o. babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler. Onlar. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. gelip Cem’i zorla aldıysa da. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. H ı­ ristiyan hükümdarlar. Doğu’da Memlûklere î SİYASET .

Napoli ve Milano. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. Polonya. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. 1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. Venedik. Papa. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. Ferrara Mentua ve Floransa. 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler. Venedik’in Fransa ile ittifakı. Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. Modon. Bayezidi teşvik ediyorlardı. Bayezid’e baş vurdular. O SM A N LI I SİYASET . Sırbistan’a saldır­ dılar. Osmanlı devleti. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi. Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri. Genelde bu Osmanlı zaferi. Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. zihnini işgal ediyordu. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. gelerek tehditler savurdular. Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. Navarin ve K oronu aldılar. Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. yardım va­ adinde bulundu. Rodos şöval­ yeleri. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz. Macarlar. Bayezid. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. VENEDİK HARBİ. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar. Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Fransızlar. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Bayezid. Papa faaliyete geçti. nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. İspanyollar.

Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. Ataları gibi gazilik m . 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. İstanbul. tarım eko­ nomisine dayanan. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. yy ilk yarısından beri bağlı idiler. Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. Doğu Anadolu. Gırna­ ta Müslüman devleti. Osmanlı devleti. Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir. Bazı aşiret beyleri. KI2. kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. Bayezid’in en önemli başarıları arasında. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. 13. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. Özetle yörükler. Şeriatı. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. Dulgadır Türkmenleri. kontrol altına almak istemiş. Azerbay­ can. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı.iI<BA$ AYAKLANMASI. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. II.

hasta. Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. yine barışa bağlı kaldı ise de. Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. “düşman yok. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. İsmail. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. barışçı göründü. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. Şah. O. 1502’de. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). SayılaO SM A N U . Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. Selimşah. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını.iddiasında bulunan İsmail. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. Bursa’yı tehdide başladı. İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi. (24 Nisan 1512). beylerbeyini katletti. Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı. İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. İsmail’e karşı bu seferi. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. 151 l ’de Şah-kulu. Çaldıran zaferi. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. Bu meydan okuma karşısında Bayezid. ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. İsmail. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi. bu iş tamamlanınca. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. 921/1515 baharında Yavuz. topçu kuvveti isti­ yordu.

Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum. sünnî Şafiî idiler. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. Öbür yandan 16. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Kürdler. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi. Mısır sultanına yardım göndermişti. Sekiz Kürd kabile beyi. Memlûkler. Türkmenler Boz Ulus. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. Osmanlılar. Yavuz. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler. Se­ lim. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar. gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. Portekizlilerin. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. özellikle o zaman Mezopotamya ile İran.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. O zaman Bayezid.da İran. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. OSMANLI Osmanlılar. Yan. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. Böylece. 1432’de B. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Osmanlılar. ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin. yy. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. Bu yandan Portekizli­ ler. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. Portekizliler.

Ertesi günü Hâlife Al-Mu. demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. büyüklerin I SİYASET . Özetle. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Gemi yapmak için'tahta ve zift. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Al Gavrî. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. Selim. herşey Arap dünyasını. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. Pâdişâh. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. Fakat hangi taraf kazansa. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. Mart 1516’da Osmanlılar. Memlûkler. Sinan Paşa. Halîfe’yi yanında oturttu. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. Osmanh kuv­ vetleri. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Selim. Memlûkler idi. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. Selim. Savaşı seçti. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Bu tehditler. Kahire’de panik havası vardı. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Haleb’e giren Osmanh Sultanı. iki ordu.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Araplar. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Mekke ve Me­ dine’yi almak. Tumanbay. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. Fakat. Tumanbay.kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. Selim. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Kahire’de panik yarattı. Osmanlılar. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. Selim.

Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. Keza. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . 3 Galyata. Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Bununla beraber. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. Osmanlılar. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı. Selim. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. M. Selman. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. Ata. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi.D’ohsson ve sonra M. Padişah’ın hizmetine girdi. Osmanlılar. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır.hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu. Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Selim. Zubayr. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti. O. Şahruh. Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi. Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. 1517’de Portekizliler. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. Osmanlılar. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525). Vaktiyle Abd Allah b. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. Buna göre. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. Zengin hediyeler gönderdi. Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını. Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Gerçekte. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır.

Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. onun devlet işle­ rine. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. O. onun. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular. Burada dikkati çeken nokta. 1725 tarihlerinde. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi.. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. ken­ dinde.kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. Kanunî Süleyman. Eskiden örfi kaI SİYASET . Süleyman. Selim. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. Mekke Şerîfi cevabında. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar. Böylece. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. Başka deyimle. Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz.. bu fiilî durumu. Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır.

Osmanlı Padişahı. adetti (Şubat 1528). Budin’e girdi. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. Padişah. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. D i­ vanda derhal sefere karar verildi. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. Osmanlılar. Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529).nun konusu olan meselelerin 17. çıkan fırsatı kaçırmadılar. göstermeli idi. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı. Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. François. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li. Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi. Üç hafta sonra çekildi. Selim ’in fütuhatı. Fransız elçisi Jean Frangipane. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. Milano. yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. Osmanlılar. Zapolya.çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. mücadele edecekler. Süleyman. O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. Osmanlı devletine. Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı. Batıdan yardım gelmedi. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . O. Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. kiittab. Köylüler. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. Fakat Osmanlı. hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU . a u j iit e ş f . OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler.

Böylece. François. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. İmparator. Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. hatta kendi tebaasından gizlemekti. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. daima Roma’ya Roma’ya diyor. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). Kari V ise. Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. Süleyman. Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. (bu bir taslak halinde kal­ mış. İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. Barbaros. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. Süleyman. Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. Padişah tarafından imzalanmamıştır). yıllık bir vergi ödeyecekti. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. İmparator görünmedi. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. Kari. Zapolya. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. 1531’den itibaren François. padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. Franço­ is. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. Koron geri alındı. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. kendisine İmparator denmesini arzuluyor”. Haber padişahı kızdırdı ise de. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. Karla karşı harp ilân edildi. Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti. Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. İran seferinden dönüşte Süleyman. Ertesi yıl Padişah. François’nın kişisel gizli politikası. 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. Osmanlı dev­ letine. Bu za­ fer. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. 1535’de La Forest geldi. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman. François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. O sırada Kari. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. 1532’de Venedik elçisine. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. Padişahla I SİYASET . Şimdi.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. François’ya. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı.

Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı.sıkı işbirliği politikasına döndü. Padişah. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. Sonuçta Fransa. Osmanlı hükümeti. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı. Osmanlılar ise. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. 1543’de Süleyman. fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Padişah.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. 1550’den sonra Osmanlılar. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros. Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET . Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı). Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar. Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. Ferdinand. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı. kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. Ferdinand. aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Süleyman. Gran. Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. Ferdinand sulh istedi. Buna göre. Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. Nice şehrini muhasara etti. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Kral. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. Mustafa’nın katli (1553).

Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). Türklerİn SİYASET . nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). yy. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). 17. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. yy. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. yy. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. 16. Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu. Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. Müttefikler. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. Lutherci Melanchton. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. Allah’ın birliğine inandıkları. askeri yardım teklifinde bulunuyor. 1571’de Osmanlı donanması. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. 17. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. Elizabeth Philip’in.minle vaad ediyordu. Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Lefkoşa alındı. Özetle. da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. onları putlara tap­ madıkları. Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). Böylece. Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Osmanlı H üküm eti. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu.

Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar. Kıbrıs eyaleti. Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı. Venedik. Doğu-AnadoOSM ANII . Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi). ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. Şarkta. bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546). 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. Bağdad’ı alamadılar. Tebriz’i aldılar. Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. Ve­ nedik. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Buna karşı Talımasb. Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. lu’da yerleşen Osmanlılar. Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). Bitlis Kürd beyi Şeref Han. Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Bu arada özellikle pareikosların. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek.

Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. SİYASET . Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. Böylece gelecekte Kırım. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). yy. II. 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. Osmanlı İmparatorluğu. Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. Bayezid III. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. 15. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. Rû­ mî adı verilen bu birlik. yy. Son araştırmalar göstermiştir ki. 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. 1554’te yalnız Venedikliler. Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı. Padi­ şah. Samarkand. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. İvan IV. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. 1583’de İngiliz J. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. 16. Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır. Pâdişâh. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. Orta Asya Hanlıkları. Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. OSMANLILAR. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. Philip II. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. Eldred. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589). Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu.sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. yy. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. Tebriz’i almışlardır. ecza. Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler.

Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. bu istekleri kabul eder göründü. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek. Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. İran harpleri sırasında Moskoflar. Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. Buhara Hanı. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. Han Moskova önüne kadar geldi. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri. Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. P. Şeybânîlerden Abdullah Han. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti. Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. 1583 denberi). Moskof elçisi I. Kazakları. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi. İran’ın karşı saldırıları. Dik­ kate değer ki. Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Astrahan yolunun açılması. Ruslar. Kafkasya’yı itaat altına al­ mak.Süleyman. İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. Çar. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. Bu andlaşma ile Osmanlılar. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. şiddetli bir direnç gösterdiler. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. Padişah. şehri ateşe verdi. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. Taht-Algan unvanını aldı. Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed. 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. I. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. Don-Volga arasında bir kanal açmak. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. andlaşmaya. fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. steplerde büyük zâyiat verildi. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. Rus Çarına karşı Padişah. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581).

HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. II. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. Bursa’da iflâslar baş gösterdi. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618). Bu tarihte İngiltere. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. Şah. ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). İspanyayı meşgul edi­ yorlar. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. Şehrizor. İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. (Abbas. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. Osmanlılar Bağdad. En büyük güç­ lüklerden biri. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. Avustur­ ya’ya karşı. Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. Haber. bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya. aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi. bu yerlerin Bağdad. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı. Kerkük. Osmanlı devleti. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. III. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi. Osman’ın katli (1622). fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. II. Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. Diyarbakır. 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti. Aşamada Şah. Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. İran’da para buhranı kendini gösterdi. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu.ler. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). Buna göre. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. 1632-1635 de Murad IV. İngiltere ve Fransa. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. Bağdad’ı. OsmanlI­ ların Şirvan. Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi. İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. Van. Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu.

Yüzyılda yoğun olmuştur.799 hanedir. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti. hatta Bosna’da dahi. Esztergom. nüfus.105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. Erdel (Transilvanya). uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Karaman. Yüzyılda çoğunluktadır. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı. yani yüzde 18’i Müslümandır. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. Üsküp (Skopje). Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). Eflak. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler. Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. barışı sağlıyamadı. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre. Bu zafer. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu. Türk göçleri. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi. fetihleri­ ni güvenlik altına almak için. İstan­ bul’da asker. fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”. Yenişehir (Larissa). Kanija. L.958 hanesi. Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur). Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar.707 hanesi Hıristiyan.435 hanesi Yörük. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. Eski Osmanlı uc şehirlerinde. Osmanlı devletine. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. geri alındı (1605). Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı. Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler. Ö.425 hâne (hane halkı aile). Başka deyimle. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Bunun yanında. Osmanlılar. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı. yeni tahta çıkan Mehmed III. her yerde. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re. Serez. Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1. Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun. Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında.111. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması. küçük Asya’da (Anadolu. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. Budin’i gelip kuşattılar. 194. İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı. NÜFUS Aşağıda. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. Osmanlılar. Osmanlılar. Zulkadriye.meydana getirmeyi başardı. Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin. Rumeli’deki nüfusun 832. O SM A N LI g g Savaş. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. ilk futuhat döneminde. yani göçebe Türkmen ve 12. kargaşa ve zaaf içindedir. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar. 14.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. Saray-Bosna’da MüsSİYASET .032.

Bu iddiayı. kale inşası ve onarımına.00 (R u m eli’de 17. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. Balkanlar’ın. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul. Niğbolu 1343. Nüfiıs artışı.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler. Bursa ve Edirne. 17. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. Buna karşılık. Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı. Mustafa Akdağ’a gö­ re. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. tarım topraklarının genişle­ mesi.0 0 (hepsi 27 . İstanbul. Selânik. İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında). Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin). nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik. do­ nanma giderlerine. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken. Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. 1500-1560 yılları arasında. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. Kalan paranın önemli bir kısmı da. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır.288 kişi. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması. Serez 1093 hâne idi. O zamanlar. Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. uzun bir dönem için.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu. 16. Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir.692 Voynuk. bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. Sofya. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 . bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi. Müslü­ gibi İstanbul. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14. Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. Eski­ den Balkan tarihçileri. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu.5 166. ücretli askerlik. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta. bütün Türk şehirleri gibi. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır. sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır. bundan kalanı bina. Artan para. Atina 2297. Öbür yandan. büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır. Rumeli’nin birçok bölgesine. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16.00 (hepsi 23.468 kişi) 6 6 . orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. Bu miktara bütün g g Sİ YASET . Tahrîr defter­ lerinde.803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur.017 kişi) Görülüyor ki. man çiftçiler.

Öyle görünüyor ki. demir. çeş­ me. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde. Böylece. Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. 1528-1548 malî yılı hesapları. deri. ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. Bu miktar. Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. güm­ rük ve madenler gelirinden). 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. zâviye. 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. Bununla beraber.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. Osmanlılar. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. kalay. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. Fakat gümüş. 1536-1569’da Fransa. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. Batı merkantilist devletlerine.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. Fransa (1569). bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir. Kapitülasyonlar. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . Vakıf giderlerinin büyük kısmı. ca­ mi. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. Şah Abbas I. mektep. Şu bir gerçektir ki. Mer­ kezdeki hâzineye. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu. medrese. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. hamam. 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. Türkiye’den. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. han. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. imâret. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. yalnız gizli bat. kurşun. köprü. Osmanlı devleti. yüzde 42. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. Rumeli gelirinin yüzde 48’i. mescid. Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. Bu sistem. ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. Gümüş para darlığı. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. barut ve kristal. İran ipek ticareti. ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. çelik. yani yeni bulunan vergi kaynakları. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı.

Bunlar. Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. Özellikle. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. halı ve ipekli dokuyanlar. Balkan­ lı. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. Her önemli şehirde. askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. Yine bu dönemde. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. kuyumcular. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. 16. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. Birçok sanat kolları. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır. Eli emirlü.makta devam etmiştir. bugünkü geri kalmışlığı. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. nakkâşlar. Nihayet. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. eserleri ötekiler için örnek olurdu. şâir­ ler. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır. Daha 15. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. İstanbul. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı. yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu. gelişiyordu. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. hânendeler (mutribân). anakronistik bir iddiadan ibarettir. Saray mimarları. yüzyıllarda görülecektir. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. hatta Arap tarihçilerin. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı. saraydaki baş-mîmara (. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. Gazâ prensibinin. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. Osmanlılarda sivil yönetim. hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. bakayı. devletin mîrî toprak. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). Osmanlı kültürü. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. hilat ve kaftan yapanlar. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir. hümanizma ve rönesansın. Yabancı kültürlere özeniliyor. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. donmuş bir kültür değildi. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. Kendi iç-değeri yanında. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. O zaman kimse. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu.

KÖKU) DEĞİŞÎM 16. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. Öbür yandan. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. yahut çırağı veya asistanı vardı. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. Genel­ de. ulema dışında. fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. yüzyıl ortalarında. toprak sı­ kıntısı çeken. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. Böylece. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Devlet bürolarının tümü. bü­ yük nüfus artışı. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. doğrulamaktadır. Bunun gibi. Daha 16. dîvan kâtipleri 11. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. bu varsayımı. Bunun yanında 1571 ’de adada. yüzyıl sonlarında. Fakat birçok belirtiler. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. ecnebi adı altında “Türk. vakıf vb. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. yönetim sanatının inceliklerini. yüzyılın ikinci yarısında. Bu sonuncunun ayrıca. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. Küttâb. 5720 hâne olarak saptanmıştır. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. 1571-1610. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. Doğal olarak bunun dışında. kendi isteği ile gi­ denler. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. Bürokratlar.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. 16. Karaman. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler. Koçi Bey bunları. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. Kıbrıs’ın fethinden sonra. yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. ma­ den. yevmlüler. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. Rûm (Amasya). Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. 23 şagirdi. Kanunî dönemi başla­ rında. gibi. bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. gümrük. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. Bunun yanında. 17. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. çingene. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. bir taşma ve göç bölgesi. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü.

yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. Eskiden. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. Kürd. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. Savaş. Bunun en önemli sonuçlarından biri. 9. ok-yay. devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. kale muhafızı. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir. Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. bu Osmanlı düşünürleri. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. I. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. Öbür yan­ dan. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. Saray nedim­ leri. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. Bu dönemde.000 altına varmakta idi. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. Fakat. büyük bir gerçek payı vardır. başka bir deyimle. Reaya aslından binler­ ce genç. Şunu da ekliyelim ki. Şimdi. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. Şeriatçılık. Laz. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. Philip’in İspanyası gibi. çök­ menin temel nedenini. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . kuşkusuz. 16. II. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. Hatırlamak gerekir ki.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle.000 altın yardım yapmış.tar. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. bu dönemde arttı. aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. Böylece. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi. Yörük” diye anar. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. II. Bu görüş­ lerde. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. Çok kez. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. An­ cak. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. Bunun başlangıcını.

Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5. 1630’da 240. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı.627 kişiye ulaştı. Cizye. Anadolu’daki anarşi yüzünden. nüfus ve talep artışı. O S M A N II SİYASET . ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı. Öte yandan. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. enflasyonu körükledi. Önceleri. İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. Aslında.iken. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da. yüzyıl savaş dönemlerinde. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. 1571’den sonra dev­ let.1584’de 120 akçadır. 1610’da 37. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. 1600’de 240. böylece bir çare bulunmak istendi. 17. devleti kötürüm etti. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır. bütün bu faktörler. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda. gümüş akçanın tagşîşi. Sekban ve Samca. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. Ancak. Bu durum. Bu dönemde.1583’de 6 0 .8 2. Kişi başına 1582’de 40. Osmanlı ordusu artık. Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. bu soyguna katıldı. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. 1596’da 150. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. 1596 tarihli adâletnâme. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. Anadolu baştan başa yıkıldı.5 3 4.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. kitle halinde kaçmaya başladılar. Bu dönemde. Osmanlı Devleti. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. Fakat bu da yakıldı. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır. çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça. Bu durum. Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca.

akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. 17. Bu durum. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da. kebe ve renkli velenseler işlemek. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. Öbür yandan. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. Bu dönemde. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. Osmanlı Dev­ leti. O zaman. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim. Yalnız Müslümanlar arasında değil. yüzyıldan sonra. 16. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. Hıristiyanlar arasında da zengin. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. Anadolu Selçukluların­ da. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları. Osmanlı döneminde de şehirlerde. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. 18. her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. satmaktı. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. Bununla beraber. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. Önce. Bu şiddetli sosyal. vergi. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. İşte bu grup. halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. yani tekâlîf-i şakka. yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. son incelemeler gös­ termiştir ki. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. merkezî yönetim. yüzyılda­ ki konumunda değildir. Aslında. tefecilik yapar kimselerdi. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. ilk zamanlardan başlaya­ rak. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. 16. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. sözü geçer kişiler veya papazlar. yüzyılda Evliya Çelebi. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. Hıristiyanlar arasında knez.

devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. 19. Birçok âyân. bu bir bölgenin vergi geliri için. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. ülkede yayılmış bulundukları için. Bu yönteme göre. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. Zaten. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. kocabaşılar. özellikle Anadolu şehirlerinde. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. Bu yöntem. Valiler. bu pratik bir yöntemdi. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı. daha çok yayıl­ dılar. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. daha çok. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. çoğu zaman. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. M aktu (kesim) yöntemine gelince. Zamanla bu yöntem. aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. Bunlar. mültezimlere hayat boyunca. Bu yolla. dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. genellikle yerli âyân idiler. Yeni rejimde. yani mukata'lann değil. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. Kadıla­ rın da. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. gittikçe yayıldı. knezler. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. Böylece Ortodoks ruh­ ban. Vergi iltizâmı. kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı. Bu dönemde yerel knezler. Hükümet böylece. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. Hükümet. vergi gelirini garanti ediyor. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. Yunanlıların. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. Bunlar ise. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar. Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. Büyük mültezimler. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. birçok yer­ lerde. Osmanlılar. Devlet. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. halkın temsilcileri olarak. kazaî ayrıcalıkları vardı. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. Padişah kulu olarak onların birçok malî.

II. Tanzimat. Böylece. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Reformun ana amacı. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. 18. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. Devlet ajanları. yüzyıldan başlıyarak. 17. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. Batı devletlerinin. yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar. Bu sultan. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. Bu dö­ nemde. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. OSMANLI I SİYASET . yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. Mahmud. İmparatorluk yöneticilerine. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi. Bundan sonra. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. yalnız vergi toplama. Ayân. Hat­ ta onlardan bazıları. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi. kuzey Afrika vilâyetleri. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek. 18. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. 18. vergilerin kaldırılaca­ ğı. Böylece. Malım udun 1815'ten başlıyarak. üstün bir kuvvet meydana getirdi. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. Merkezî bürokrasi. Ayân. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. Yeniçeriler. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. Tanzimat. 19. Padişaha imzalattıkları bir belge. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi.

yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil.R. 1993. Albanay. M. Rumeli şehirlerinde. sünii. Ankara 1963. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. 1991. 145153. Ankara. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. 481-495. Ayverdi ve Ö. Barkan. 1960. NY. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder. I. îb n Battuta. An­ kara 1983. Patrona İsyanı. Barkan. tnan. Beyler cami. büyük ölçüde yar­ dım etmiştir.'Türkiyat Mecmuası (1951). 1 Bedri Noyan-M. L. Berkes. H. İs­ tanbul. Akdağ. Ali Akyıldız. Baskı. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. Ö. Washington DC. İmparatorluk hüküme­ ti. SİYASET I . Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. 1974. Tanzimat yönetiminin. Belleten. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. N. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. Cilt XI (1950). Barkan. İstanbul: Eren Yay. 419-420. Münir Aktepe. Barkan. 524569. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. Barkan. Metin And. kuşkusuz. Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. İstanbul 1970. II. M. Bu çıkmazdan Türkler. Celâlî İsyanları.A. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. Aktepe. İstanbul 1958. 413-469. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. New York 1987. Kapitü­ lasyonlar. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N . Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. 1971. Cilt. L. The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. L. Bu dönemde dış politikada hükümet. L. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. İs­ tanbul 1943. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi. M. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. Bir Türk Kurumu olan Ahilik. İstanbul 1975. Barkan. 2. Ö. Barkan. L. 2. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. 2 SügU. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. XV. Tarama sözlüğü V. Barkan ve Enver Meriçli. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Ankara: TTK 1972-1979O. 141-146. Felix Beaujour. O. International Journal of Middle East Studies (1975). Barkan. Meııgi Garıbnam m etni yay. L. L. 2 Cilt. Kırk Gün Kırk Gece. Akdağ. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. m edrese. "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. 15501557. Ankara. irene Beldiceanu-Steinherr. Patrona İsyanı (1730). “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”.133-134.meşine ve güçlenmesine. Esin Atıl. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. Bkz. İstanbul 1958. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır. Ö. İstanbul 1980. İstanbul 1959. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. The Travels O f İbn Battııta. Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. ve XVI. E. 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A. L. İstanbul 1975. Ankara. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. pazarları. 1989. Paris 1800. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj.L. 1962. Ö. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. . Ali İhsan Bağış. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. O. 18. II. Cambridge. Vladiminsov. Belgeler 1966 Ö. bkz. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. Formation of the Ottoman State. Ayda Arel. 98. Çağatay. 4 5 H. çev. Ankara 1988. halkını endam. Toplu Eserler. 1991. G ibb.

1994. H. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Mustafa Cezar. Işlamic Society and the West. Türkei. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. W. New York 1973. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. Paris 1968. A. Charles Issawi. F. A. 1. W. SİYASET . 1600-1700. Christians and Jews in the Ottoman Empire. Faroqhi. Owford. M. Findley. Prin­ ceton: PUP 1989. Abdülbaki Gölpınarlı. Findley. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. Busbecq. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Mecelle-i Umur-i Belediye. Ankara 1977. İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. Leiden. İstanbul. Bowen ve H. yay. 1957. The Remaking of İstanbul. A. 1450-1600. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. Ankara 1992. Wien und die Osmanen. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. F. Bombacı. Chicago 1966. München. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Vienne 1954. London 1986. O. Mystiques. S. Griswold. N. die Geschichte der Pilgerfahrt. Hess. Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. Melamîlik ve Melamîler. Paris 1788-1824. Jerusalem 1988. A. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. Cilt . Londra: Oxford University Press. Cook. Cambridge 1984. Wien 1988. Princeton: PUP 1980. Histoire de la litterature turque. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. Roderic Davison. Ankara:TTK 1991. London 1978. Göttingen 1968. 4 cilt. İstanbul 1338/1992. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century.A. 15201650. 8. Dernschwam. Cevdet. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. Fleischer. İstanbul 1931. D. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). S. İstanbul: ISIS yay. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Osmanlı Tarihinde Levendler. Hütteroth. Christianity and İslam under the Sultans. S. İstanbul 1953. New York-Londra 1982. East Encounters West. D. Z. I. Faroqhi. de Groot. H. Coping with the State. S. Men of Modest Substance. Braude and B. New York 1987. Tableau general de l’Empire Ottoman. İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. A Social History. C. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. München 1967. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. Emmanuel. 1593-1606. S. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. Dünya Kenti İstanbul. İstanbul 1960. G. Dilger. Cambridge 1987. B. M. 10 cilt. W. F. Crafts and Food Production in an Urban Setting. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. 1996. The Sublime Porte 1789-1922. Clayer. Stuttgart 1992. Princeton: PUP 1986. Trade. C. H. Gül. W. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. Ber­ lin 1983. Eickhoff. S. Leiden 1973. und 16. Çelik. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa. H. Y Önen. K. L. Herrscher über Mekka. 1995. Foster. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. Boue. Hasluck. İstanbul 199395. A. J. Gerber. Venedig. Darmstadt 1982. Abdülbaki Gölpınarlı. İstan­ bul 1984. Faroqhi. İ. Wien 1981. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. Faroqhi. M. 1898-1938. Chicago. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. İstanbul: Tarih Vakfı. Jahrhundert. Türkçe çev. Etat et Societe. Paris 1935. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. İstanbul-World City. 1591-1611. D ’Ohsson. İs­ tanbul 1971-72. E. Hütteroth. Oxfbrd 1968 . Çadırcı. Faroqhi. Londra 1972. Ergin. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. A. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. Cilt. 2 Cilt. çev. Gibb. 1541-1600. Göçek. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. Oxford 1929A. 0 . Güçer. O SM A N LI I S. Zürich 1990. Ottoman Civil Officialdom. The Great Anatolian Rebellion. Danişmend. Finkel. Lewis. Dalsar. The Forgotten Frontier. The Turkish Letters. Population Pressure in Rural Anatolia. H. Mustafa Cezar. R. M. The Economic History of the Middle East 18001914. C. C. H.

Orhonlu. The Arab world. VI (1980). 1360-1700. Doğan Kuban. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. Le. New York 1989Ş. B. Ernst. M. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. 13 cilt. İnalcık. Kazıcı. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı. B. İstanbul: Millî Eğitim Bak. Orhonlu. C. The Ottoman Empire: Conquest. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. Ottoman Population 1830-1914. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. Mantran. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. H. Mardin. İnalcık. London: Variorum Reprints. McGowan. İstanbul 1939R. Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. Kemal Karpat. Wisconsin: Madison 1985. A. 1571-1640. Ankara 1969. A Sketch of the Economic. Ortaylı. Quataert. O SM A N LI m İ. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. The Genesis of Young Ottoman Thought. The Ottoman Empire: The Classical Age.A. H. Eyalet. İnalcık. New York 1970. İslamoğlu-İnan. Harir. M. London 1993. Hüseyin G. Kuran. Von Andreas Tietze. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. Princeton 1962 . Turkish Embassy Letters. Desai. C. Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. Leiden: E. Hans-Peter Laqueur. İstanbul 1986. 3 cilt. Konyalı. İstanbul 1987. 1998. Naff and R. 1982 . 283-337. ve İngilizceye çev. Konya 1964. Lon­ don: Variorum Reprints. E. McCarthy.. 2 Cilt. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. essai d’histoire institutionelle. London. R. A. 1985. İnalcık. eds. İstan­ bul: 1940-1988. İslâm Ansiklopedisi. yay. 1 3 0 0 -1 6 0 0 . Dzizya. Yurdaydın. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. Ceremonial and Power. Ortaylı. M. İnalcık. Mimar Sinan. Ghulam. Manifestations of Sainthood in İslam. yay. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. 2 Cilt. 1978. Owen.. Organization. yay. İ. Wien 1978-1982. R. H. Ankara 1981. Enver Ziya Karal. Koçu. Studies in Eighteenth Century Islamic History. İs­ tanbul 1967. Leiden 1994 C. İstanbul: An Urban History. 1977. Jennings. An­ kara: TTK 1976. edition. İstanbul 1981. Lewis. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı.H.K. Counsel for Sultans of 1581. yay. Brill 1974. İstan­ bul. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. New York: New York University Press 1993. Filaha. economique et sociale. Imtiyazat. Paris: Fayard 1989. T. SİYASET . 1600-1700”. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. Essays in Ottoman History. İnalcık. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. İstanbul 1993. Timar. İstanbul. Giray. Gelibolu. Articles by H. Unat ve M. New York and London H. The Ottoman State and its Place in the World History. yay. İstanbul: Eren Yayınevi. Smith ve C. 1994. Londra. Kafadar Necipoğlu. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. Kemal Karpat. H. 55-71. Ankara: TTK 1954- 1962. R. Demographic and Social Characteristics. Economic Life in Ottoman Empire. iden: Brill: Bayazid I. G. H. Histoire de i'Empire Ottoman. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Rumeli. Kiel. İstanbul 1996. Turkey and the Balkans. A. Everyday Life in İstanbul. R. Bloomington. Kiel. Koçi Bey Risalesi. İskender Beg. yay. Kütükoğlu. Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. İstanbul 1983. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. F. ed. J. Lady Mary Wortley Montagu. State and Peasant in the Ottoman Empire.H. and Economy. Konyalı. Paris 1962. H. Architecture. Kanun. Marcus. Archivum Ottomanicum. Halil İnalcık with D. Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. İs­ tanbul: Eren yay. 1987. İnalcık. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. Köymen. H. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Ankara: TTK 1987. Maastricht 1985. Mimar Koca Sinan. Miller. Neşrî Tarihi. İ. Cambridge 1981 . Boston: (Mass) 1982. 1993. İnalcık. İstanbul 1948. J. 1973. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History.R. Cambridge 1991. İ. Jack und A. Aksüt. Mantran. M. Cambridge. Mustafa Alî’s. 2. London: Variorum 1990. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. G. Z. H. Osmanlı Tarihi.

Ankara: TTK 1982. Ç. 3 cilt.E. Les villes dans l’Empire ottoman. S. Minneapolis 1988. La peşte dans l’Empire Ottoman. Para Tarihi. A Description of the East and Some Other Countries. İ. London 1838. 1300-1750". Greece ete. Gelişme Dergisi. Ankara: TTK 1964. 2 Cilt. David Urquhart. 28-30. Şam 1973-74. Ankara: TTK 1945 İ.The Ottoman Empire and the World Economy. Londra 1743-1745. R. Adolphus Slade. Özel Sayı 1978. M. Ş. İ. Paris 1980. Rosenthal. An Ottoman Century. “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. New York 1996. Uzunçarşılı. E. G. Panzac. Ankara: TTK 1984. Ankara 1970. Runciman. H. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. Corps de droit ottoman: recueil des codes. Z. yay. Raby. M. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. Leslie Peirce. Georges Young. D. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. 2. İstanbul: Dergâh Yay. O SM A N LI m SİYASET . 18201913. D. Harem. Osmanlı Tarihi. Venice. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. reglements. Pamuk. Bakanlığı 1940. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Oxford 1993. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. Türk İktisat Tarihi. 1-38. M. and of a Cruise in teh Black Sea. Roger Owen. İsmail Soysal. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. Dürer and the Oriental Mode. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Mantran. H. Bilâl Şimşir. Ze’evi. New York. Pococke. Tabakoğlu. Uzunçarşılı. with the Capitan Pasha. H. Oxford: Clarendon 1905-1906. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. Bucarest 1980 . activites et societes. İstanbul 1308-1315. 4 cilt. Louvain 1985. ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman. Londres and New York: Methuen 1981. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. The Fail of Constantinople. Zilfı. Londres: Saunders and Otley 1832. 1994. I. London 1982. İstanbul 1971. Records of Travels in Turkey. Baskı. J. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Uzunçarşılı. 4 Cilt. and E: Shaw. Anka­ ra: TTK 1965. İstanbul: M. The District of Jerusalem in the l600s. Harem'den Mektuplar. H. Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. Sahillioğlu. Todorov. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. Haziran 1989. Sultan II. Pakalın. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993. İstanbul 1956. 1700-1850. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. Ç. Yediyıldız. Ankara: TTK 1985. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). H. 1830 and 1831. Princeton University Press 1982. R. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. Developpement socio-economique et demographique. Sicill-i Osmânî. Pamuk. Ursinus. Berlin 1982. Bildiriler. Cambridge 1987. Ankara 1984. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul. in the Years 1829. Andre Raymond. Renda. Mahmud ve Reformları Semineri. A. İslamoğlu-lnan. The Imperial Harem. Toledano. 2 Cilt. yay. B. Uluçay. R. Cambridge 1965. S. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın. Westport: Greenwood 1980. Tanzimat. IREMAM/CNRS 1991. D. St. Ankara: TTK 1985. Ş. Mehmed Süreyya. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). Uluçay. H. Uzunçarşılı. Cambridge 1977. The Middle East in the World Economy 18001914. İ. Panzac. N.

1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1443) M ustafa (d. 1553) . 1451) C em (1 4 8 1 . i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . 1 511) A lem şah (d. 1474) K o rk u d (d. 1 389) M ustafa. d . 1561) M u stafa (d. 1 495) Seninşah (d. 1 4 5 1 -8 1 ). H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d. 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ).OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. 1326). 1513) A h m ed (d. 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d. Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d. H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ). G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 .

Filibe’nin fetihi. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi. Osmanlıların Selanik’i fethi. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. Aydın. I. Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması. I. Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. Adronikos’un. John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi.D. son Sel­ çuklu Sultanı II. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası. Osmanlı-Bizans ba­ rışı. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. Saruhan. Osmanlıların N iş’e girmesi. Murad’ın tahta çıkması. John’un Roma’ya gelmesi. başlaması. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu. Um ur Bey’in son Balkan seferi. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. OSM A N LI I SİYASET . DR. Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi. Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). Orhan Bey’in. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. Çirmen'de. Osmanlıların İzmit'i fethi. Osmanlıların Sofya’yı fethi. Bizans'da iç savaşın çıkması. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. Orhan Bey’in ölümü. kurulması. John’un gelmesi. V. Saray Dükü VI. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. 1369 1371 1373 V. John Palaeologun. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Andronikus’a karşı zaferi. V. 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). VI. Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi. 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması.B. V. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. 1376 IV. BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı. Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. Osmanlıların İznik'i fethi. Bizans’da iç savaş. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). Murad’m Edirneyi fethi. Mesut’un ölümü.

1423 II. Mehmed’in Batı Anadolu seferi. II. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). Sigismundün. Karamanoğullarmm yenilmesi. Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz). Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. 1416 I. Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. Macaristan ve Bizans ittifakı. II. İzmir'in Osmanh topraklarına katılması. Marıuel II. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. I. Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. 1406 1410 I. Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. I. Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H .1388 Sırp. Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. I. 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması. Yergöğii alması. M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). 1417 1418 1419 I. Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). Macarların Belgrad’ı alması. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). I. I. Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). Osmanlılarla Macarlar arasında barış. Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. M ora’ya akınlar yap­ maları. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. Venedik ile an­ laşmazlık. OsmanlıVenedik Savaşı. Boşnak ve Bulgar ittifakı. I. Karamanoğullan’nın kuşatması. Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. Mehmed’in Canik seferi. 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. I. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. Sa­ ruhan. nu yok etmesi (29 Mayıs). Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. Bayezid’in tahta geçmesi. Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması. ması 1421 I. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). Mehmed’in ölümü. I. Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması. 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. 1414 1415 I. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). Aydın. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz). Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. Bayezid’in. Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi.

Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. II. Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. II. Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). Mehmed’in Sır­ bistan seferi. 1446 1448 1449 1450 1451 II. Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. Sigism un dun ölümü. Ve­ nedik. 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). Murad’m Ham idili’yi yeniden alması. Murad’ın tahtını oğlu II. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. Kosova Savaşı (17-19 Ekim). İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. II. Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. . Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). Mora’nın alınması. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. II. Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. II. seferi. Amasra’nın fet­ hi. 1462 1463 II. Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). II. Karaman’da iç savaş çıkması. Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran). Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. Eflak seferi. Varna Savaşı (10 Kasım). İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. 1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. Ağustos). Mehmed’e bırakması. Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). II. Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. II. Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). Mesih Paşanın Rodos kuşatması. Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. Venediklilerle savaş. Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. kez tahta çıkışı. II. Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. Murad’ın 2. Seferi. Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi. Yergögii’nün yeniden alınması. 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. II. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). 1459 1460 1461 II. John H unyadi'm n Balkanları istilası. II. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. II. II. Murad’ın ölümü (3 Şubat). A napa. II. Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). Papa II. II. Murad’ın Semendre’yi alması. Kupa ve Taman’m fethi. Elbasan Kalesinin inşası. II. Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). II. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. II. Bizanslılara savaş açılması. II. 12 Haziran). Pera’m a alınması. Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması.1434 1435 1437 1439 Eflak. 1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos). 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. Venediklilerle barış (18 Nisan). Pius’un ölümü (15 Ağustos). Mehmed'in Sırbistan’a 2. Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. II. Kıbrıs Krallığı. 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Murad’ın Boğdan seferi. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. Papa 11.

Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. Peşte. I. Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. I. Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). II. I. 1545 SİYASET I. İnebahtı’nın fethi. 1532 I. I. 1514 1515 I. Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. Macarların Osmanlılara karşı savaş açması. Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. I. 1541 I. Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması. Selim’in Halep’t girmesi. Süleyman’ın Avusturya seferi. I. 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). Valpo. Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. Kemah’ın alınması (19 Mayıs). I. Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş. II. Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). Dulkadiroğulları hanedanının sonu. Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II. Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). 1520 1521 1522 I. Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). 1544 Vişegrad’m fethi. Polonya ile savaş. 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. I. Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). Selim’in vefatı (21 Eylül). Polonya-Macar ittifakı. Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). Rodos’un fethi (21 Ocak). I. İran’la savaş (Ağustos). Mısır Memlükleriyle savaş. 1499-1503 Venedik ile savaş. Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). Süleyman’ın Bağdat’a girmesi. Şıklos. Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. V. I. Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). (14 Eylül). 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak).o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. Bayezid’in M oldavya seferi. 1512 I. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos).Gran’ın alınması. 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması. 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Venedikliler ile savaşın başlaması. 1512-1513 I. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. Cem’in ölümü (25 Şubat). 1538 I. Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. Koron’un alınması (12 Ey­ lül). Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . 1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). V. Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos). Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). Zapolyai’nin ölümü. İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). 1535 1536 1537 I. Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. G ü n sü n alınması (28 Ağustos). I. Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos). Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan).

İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos). Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Rusya’nın A straban’ı işgali. 1548 Ağustos). Avusturya ile savaş (Sonbahar). 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. I. Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). Mehmed’in Macaristan seferi. E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). III. Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. girmesi. İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak). yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi.tülasyonlar) verilmesi. II. 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. Papa. Gür­ cistan. Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). Zigetvar önlerinde I. Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). Varad . Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. ' I. 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül). Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. Eflak. Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. B uda’yı kuşatması. İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs). Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). Murad’ın ölümü (16 Ocak). Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. İran’la barış yapılması (21 Mart). Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). İnebabtı Savaşı (7 Ekim). 1596 III. 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). Süleyman’ın İran seferi. Süleyman’ın İran seferi. Kıbrıs seferi. Beckerek. I. Anadolu’da Celali Ayaklanmaları. Lefkoşa Kuşatması. Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). II. Rusların Kazan’ı iş­ gali. Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. Veszprem’in alınması (13 Ekim). III. I. Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos). AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak). Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. I. Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart).

Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül). Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. kardeşi I. Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). Ruslara karşı işbirliği. Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Mehmed’in ölümü (22 Aralık). 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. İran’a sefer. I. 1617 1618 I. Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). 7 . 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül). Canibek Giray Han (31 Mayıs). IV. Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). Murad’ın cülusu (10 Eylül). Erivan kuşatması (11 Eylül). 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). İran’a sefer. K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). Kara Meh­ med Paşa sadrazam. I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül). Ahmed’in ölümü (22 Kasım). Sultanahmed Camii'nin açılışı. Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). Halil Paşa sadrazam. Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). Şirvan ve Kars’ı fethi. Osm anlıların G ran ’ı alması. 1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). Sipahilerin kan davası. Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. Hotin kuşatması. Osman’ın cülûsu (26 Şubat). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs). I. 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). kahvehanelerin kapatılması. Mustafa sultan (22 Kasım). Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı. Hüsrev’in azli. Osman’ın katli (20 Mayıs). tütün yasağı (16 Eylül). Davut Paşa sadrazam. 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). Sultanahmed Camii temelinin atılması. Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. III. Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim). Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). Sipahilerin ayaklanması (Ocak). Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz). âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). Kazakların Sinop baskını (Ağustos).m it’e saldırısı. 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). Zaporg Kazak­ larının akınları. Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). 1613 1614 İçki yasağı. Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan). Zorbaların saraya baskını (12 Mart). Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım). Vezirazam Nasûh’un idâmı. Ahmed Paşa’nın azli. Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. Ashaba küfür edilmeye­ cek. 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). H otin tes­ lim olunacak. Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım).

1645 Girit Seferi (19 Nisan). Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz). 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. IV. 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim).o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). Lehistan’la barış (Eylül). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi. Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz). Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). içki yasağı (5 Ağustos). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). Kandiye kuşatması (26 Mart). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). Murad'ın ölümü (8/9 Şubat). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). 1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). IV. yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim). Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). Bozcaada’yı Venedik işgali. 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). IV. İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). I. Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. 1635 IV. Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). 1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). 1638 IV. Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. Ye- . Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). Varat’ın fethi (27 Ağustos). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). sipahî zor­ balarını katliâmı.

II. Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. Salankamen Meydan Savaşı. Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Rus­ ya’ya harp ilânı. Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Mehmed Belgrad’da. Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). Vasvar Barışı (10 Ağustos). Macaristan. 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran). II. 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda. Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). Süleyman’ın ölümü ve II. tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). Preveze’nin düşüşü (28 Eylül). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Avlonya’nın geri alınması. IV. Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). Osmanlı O SM A N LI I f f J . Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran). ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Osmanlı’ya karşı Avusturya. 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Niş bozgunu (24 Eylül). Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). Kandiye kuşatması (18 Ağustos).ni camiin halka açılması (8 Şubat). Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. Venedik. Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder. Sultan IV. Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). Leh kıralı haraca bağlanmış. Mehmed’in tahttan indirilmesi. Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos). Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran).

Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). Barış koşullarının imzası (21 Temmuz). 1717 1718 II. Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). II. Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). İran Safevîlerinin sonu. Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). 1723 1719 Ağustos). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). Patrona Halil isyanı (28 Eylül). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). Gürcistan’da fetihler (Temmuz). şâir N edîm ’in ölümü (Aralık). 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Bedesten yangını (3/4 Aralık). 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). matbaanın kabulü­ ne karar. Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. III. 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Ali Paşanın azli (12 Temmuz). Tebriz (4 Aralık). Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim). büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Kameniçe. Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Mora’da harekât (Ağustos). Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). II. -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). I. Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). Avusturya. Doğu seferi. Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Aya Mavra adası Venedik’e. Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Mustafa’nın tahttan indirilmesi. Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak). Revan Fethi (3 Ekim). Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül). Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. III. Mora ve Dalmaçya. Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. Gence fethi (4 Eylül). Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . Varadin bozgunu. Ahmed’in ölümü. Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). 1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). III. Hemedan Fethi (31 Ağustos).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Naimâ’nın ölümü (Eylül). Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. Banat Osmanlıya. İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması.

III. 1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). Rus yanlısı Şahin Giray Han. Hıristiyan kiliseleri korunacak. 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). III. Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. Bender’e saldırısı (Ağustos). Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). 1774 savunması (2 Ağustos). 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). Musul tarafında başarılı ha­ rekât. Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). II. Kartal bozgunu (1 Ağustos). Selim’in cülûsu (7 Nisan). Katerina Kırım ’da. Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. Mustafa’nın ölümü. Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek. Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). Fransa’da Büyük Devrim. Taman yarımadası. Orsova bırakılıyor. Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos). büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. III. Mahmud’un ölümü. RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. Rusya seferi (27 Mart). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). III. Silistre zafe­ ri (29 Haziran). Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması. I. Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). ard-depremler. Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). Azak Rusya’ya bırakılıyor. Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). reformlar. Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). Özü O SM A N LI J g j SİYASF . Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). Yerköyü zaferi (12 Eylül). kez sadrazam (15 Şubat). Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). 1789 I. Fokşan bozgunu (1 Ağustos). ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık). Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat).1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). Uluslararası dengede değişme. Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. Özü. H otin geri verilecek. Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. Yenikale. III. İstanbul depremi (2/3 Eylül). Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan). Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran). I. Kuzey Karadeniz’de Kerç. Bulgaristan’ı Rus istilâsı. Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). Azak bölgesi tarafsız bölge. Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Büyük İstanbul yangını. Kars’ı kuşatması (9 Ekim). 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. Buza bozgunu. Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). 1787 Rusya’ya harp ilânı. Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan). Hekimoğlu Ali Paşa 3. 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). İsveç’in Rusya’ya harp ilânı.

Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). Rumeli'de Dağlı eşkiyası. “Kıyafet nizâmı” (3 Mart). III. 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Yunan Devleti (15 Ağustos). Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. baskınlar (17 Kasım). Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). Alemdar sadrazam. Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). Selim'in şehadeti. Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). İstan­ bul’da anarşi. Padişah’ın Rumeli gezisi. Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. II. Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Hocapaşa yangını (2 Ağustos). Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan). İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran). İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). . Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül). Sekban-Yeniçeri savaşı. Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. Ahıska. Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos). İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). ağır harp tazminatı. Yeni­ çeri isyanı.Rusya’ya bırakılıyor. Sekban-i Cedîd (14 Ekim). M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Saray baskını. Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). Poti. Atina’nın zaptı (5 Haziran). 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât. Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Anadolu’da Anapa. Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). Sırp isyanının bastırılması. Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz). III. Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). IV. Konya Savaşı (21 Aralık). 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). IV. 1813 Mekke’nin geri alınması. IV. Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). ilk buharlı gemi. Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Necd’de Vahhabî isyanı. Sened-i İt­ tifak (29 Eylül).

Ingiltere. Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. Kuleli Vakası. Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). Inkerman zaferi (5 Kasım). Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). Viyana Protokolü (1 Şubat). Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere. Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Rusların Sinop baskını (30 Kasım). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. Makâmât-i Mübareke sorunu. Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 . Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat).9 Eylül 1855). Cebel-i Lübnan sorunu. Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz). Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan). 1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Traktir zaferi (16 Ağustos).yabancı gemilere kapanması. Alma zaferi (20 Eylül). Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Kılburun zaferi (17 Ekim). ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). Memleketyn (Eflak. II. Avusturya. 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz). Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos). Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü. Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Memleketeyn sorunu. Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). İnglitere. müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). Memleketyn katli (15 Temmuz). müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). M ahmud’un ölümü. Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak). Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Ahıska bozgunu (26 Kasım). Başvekâlet ihdâsı. Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran). İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası. 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). ilk telgraf hattı (9 Eylül). Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M .

Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Girid idaresinde reform (15 Şubat). Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Murad cülûsu (30 Mayıs). 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). 1867 1866. kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder. Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II. Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). Paris’te 30 Haziran. İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Berlin memorandomu (13 Mayıs). Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. Yunanistan’la birleş­ me kararı. Kars ve Ardahan verilir.1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). Rumlara gelecek için vaatler. V. Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). 1878 Tesalya’da isyan. Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran). Rus bitaraflığı. 1873. Karadağ’ın harp ilânı (2 . Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). Sırbistan. İstanbul’da 7 Ağustos. Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). Işkodra barışı (31 Ağustos). 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran). Ali Paşa sadrazam (11 Şubat). İstanbul konferansı (12 Ekim). Mısır’da İngiliz işgali. Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). Londra’da 12 Temmuz. 1875 Hersak'te (13 Nisan). Büyük Devletlerin müdahelesi. Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). Viyana’da 28 Temmuz. Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran). Rus ultim atom u (31 Ekim). Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). Ali Suavi olayı (20 Mayıs). Rusya'ya Batum. G irit isyanı. Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Temmuz). Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos). Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. Bulgaristan'a İngiliz desteği. Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). Özerk Bulgaristan. Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). reform vaadleri.■1868 Girid isyanı. Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart). Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). Romanya ve Karadağ bağımsız. Budapeşte’de 31 Temmuz. Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran).-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). Abdülhamid savaşa karşı.

Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). Edirne’nin düşüşü (26 Mart). II. 60 Arap. Dünya savaşına girer. İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). 12 Ermeni. Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). Dömeke zaferi (12 Mayıs). 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). Sultan II. Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). 1904 1905 V. İstanbul Andlaşması (29 Eylül). Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). 25 Arnavut. Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak). Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. İstanbul depremi (10 Temmuz). Murad’ın ölümü. 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. İngiliz girişimi. Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). 1896 Girid isyanı. ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan). 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. 5 Yahudi. Makedonya. Çırağan yangını (19 Ocak). Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Almanya. Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). Yunan geri çekilişi (25 Nisan). Müttefik- . Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan). Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). V. Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. sert tepki. 23 Rum. Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). Osmanlı Devleti I. 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim). Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler. İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim).Kasım). Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık). 4 Bulgar. Reformlar. Girid’e özerklik (18 Aralık). 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). Selânik. Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). Balkan harekâtı yeniden başlar. Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). Rusya'nın tarafsızlığı. 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak).

Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. Fransa ile barış (20 Eylül). İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım). Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz). Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). Erzurum Kongresi (23 Temmuz). Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım). Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs). m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım).0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc./18 Ma. İnönü Zaferi (31 Mart). Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan). Tevhid-i Meskûkât Kanunu. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart). Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. 1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri. 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos).). Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım). Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May. II. mebusların Anadolu’ya kaçmaları. Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık).). Saltanatın İlgası (1 Kasım). Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Hicaz ve Mekke’nin kaybı. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). meclisin dağıtılması ve kapan­ ması. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim). Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim).

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır. Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır. Ankara’da. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır. Akşe­ hir’de.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur. Ma’denşehir. Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir. Ladik’te. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar). Ma’den Derbent. Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama.15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu. yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir. yüzyıl sonları ve XIV.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır.18 Belirtmek istediğim nokta. Samasur. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer. Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır. İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır. çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır. XIII.1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. Fakat bu konuSİYASET . Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir. Anadolu’da XIII. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır. Maden. Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır. Lü’lü’e. Ma’denpazar. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür.

Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. İkinci bir örnek olarak. Fakat bunların. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır. yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. bina. kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız. Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır. bunların yazılış şekilleri. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız. yazıldı­ ğı ortamlar. bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir. Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Bu metinler. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. Aynı zamanda. Burada. Arazi. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. geleneği ge­ riye XIV. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. Profesör V. Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler. Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET . yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır. L. Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır.19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi.

Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır.23 Osmanlı tarihçilerinin XV.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır.26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT . Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır.2 7 Pachymeres.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”. “devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir. sikkeler) doğru bir dolaştık. En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir. Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV. Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz. yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar. kelimelerden kaynaklanmaktadır. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır. Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır. bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir.25 XIV. Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim.

dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma.37 Bu erken dönem. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı. 1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı..dır. Gaziler önemliydiler. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET . üzerinde durulmaya muhtaç. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. oldukça ilginç bir konudur. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular. Terim. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi. Gerçekte de günümüzde. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir. oldukça büyüleyicidir. yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir. Köprülü. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın. O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz. Babinger. Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine. Giese.

Failler. 8 8 . A. 16 (1963). H artm aıın'dır. 7798. 1999). A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens.: R. I9 9 6 )'a bakınız. 2: 460. 19 V. O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. L. A rtuk. 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. 10817. Bonn. İyi b ir V atikan elyazması Barber. Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır." Anatolİan Studies 40 (1990)." I. P. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım . The Mongol empire and its legacys (Leİden. 33 İ. 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . 179185. 1988)'dir. Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. 78 . 24. 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . W ittek . 199-208. “The Legend o f O sm an G azi. Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. 2 0 -2 1 ’e de bakınız. D irim tek in . K arşıt yaklaşım için H . 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. Philokrini. O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . G r. 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997). Barkan ve E. 282-289. Taeschner ve R. Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994). Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . 153. Frei. M enage. 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. Nicomedia.1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. 1994). Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss. 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . fol lOOr. ed. “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . eds. “B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. 211-2 1 2 'y e bkz. Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. D iğer bir nokta da. A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . A. 23-26 M ayıs 1983 (Ankara. Menage (İstanbul. 10525. 15 Yazı için T. M organ’ın derlediği. L. "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke. F. Ayverdi. K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır.. L. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . SİYASET 1 1 İ. Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. İnal­ cık. O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P. H. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. İstanbul. 29 F. Nicomedia. G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır. civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss. F. Bonn.” Zachariadou’nun Emirate’inde. 28 Cantacuzenus. L. 23 24 Foss. “The conquest of Adrianople by th e Turks." O ." E. 7. Arnakis. 8 9 E. Pachymeres. H . 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . 10817'ye bakınız. 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum . 16 Bkz. 36 Colin Im ber. Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R. iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum .” Studi Vcneziani 12 (1970). 1: 341-363. 333 1. "per ton m aiantron" a sahiptir. Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . G . Lindler. 67-68. 127. 70 yıl önce eserlerini yazan P. A ykut. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih. 14 Yazı için T. 439-461 ’e ve E. 1929). fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir.204. Giese (Leipzig. İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini. "Pelekanon. sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. 277288. neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul. U zunçarşılı. 178. 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). 1966). “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir. Zachariadou. 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . 1984). 1992). 30 Colin Imber. 1980). Ritzİon. n." Belleten. elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. Bkz. 50-54. 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir. 17 18 D em irbaş no. 69-112. Dakibziya. Lindler.3).: R. 5 (1941). A rnakis. 2000). Hoi protoi Othomanoi. İnalcık. 46." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. A k akçe (İstanbul. Araştırma sonuçları toplantısı. 5 Ö rneğin. H . irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir. “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . dem irbaş no. ed. “B eginning O tto m a n history". 1990). Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri. belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız. dem irbaş no. "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. O . M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara. A k akçe. ed. O kyar ve H . The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non. Zac­ hariadou (ed). 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. 53-62.” Travaux et mmoires 1 (1965). A ykut. 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A. Hoi protoi Othomanoi. N ik itiato n . İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. 27-33. B onn. Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği. 1993). Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. P. Franz TaOSMANLl .

bu rü­ yayı tabir eden kimse. Gibbons’un ikinci büyük hatası. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. Buradaki menkıbeye göre. kü­ çük bir aşiret. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. Rüyaya göre. bir Osmanlı ırkı. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . Ona göre. Ancak bir gece Osman bir rüya görür. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. sâdece siyasî bir deyimdir. Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı. Ona göre.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. oğlu doğmazdan bir saat önce. Tıpkı bunun gibi XIV. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. yeni bir ırk. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. O R H A N F.

onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek. 1965’te benim. Fuad Köprülü. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir. Her ne XV. tekrar yayınladığım. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. peşin hükümden ibarettir. Bu bakımdan. 273 v. bunların babalarının rüyasında. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir.1. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. milletini.d. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. yâni Osmanlı Devletini. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da. bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. M. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan. göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. Prof. Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak. Buradaki men­ kıbede. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. bahis konusu konfe­ ranslarında. Köprülü. Dr. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir. (Bu eserin.

yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır. doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII. yüzyılın başlarında Türkleşiyordu. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti. Salur. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur. Kalaçlar. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi.645.000 dinara. XIV. XIII. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. Kıpçaklar. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir. Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5.935. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi. Avşar. Selçuklu İmparatorluğu. yâni 16.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. Böylece daha XIV. İşte bu suretle. Bayundır. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. Marco Polo (Marco Polo. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu.000 allîm franga yükselmişti. kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere. SİYASET . bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Bayat. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. I. yüzyıl ortalarından XIV. Osmanlı tarihini. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler. Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse.

Alpler veya Alperenler olup. Ladik. Manisa. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. XIII. İyonya (Birgi. Bursa. Kastamonu. Tire. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. XIII. Çorum. bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Mihaliç. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. Çankırı. Marguandt. Milas. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. Gerede. Düzce civarlarında. baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. Muğla. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. Aydın. La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa. Burdur. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. birincisi coğrafî mevkî. Bolu. Bunlardan birincisi. Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. Germiyan Beyliği XIV. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. Bolu. Balıkesir. Amasya. Eskişehir. Ödemiş. Haşan Alp. KastamoS İY A S E T . Burdur. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Kütahya’da yerleşmişlerdi. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. Gerek iç. Aygut Alp. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Gerede. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu. Selçuk) dahil Aydınoğulları. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. Geyve. Birgi.

Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa.nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. An­ cak Osman. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. Bu suretle Orhan. daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. Esasen. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre. Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. Osman’a karşı harekete geçirildi. Orhan. Trakya. I. Bu sayede. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. Bu suretle I. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. XIV. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. zeki ve irade sahibi bir kimseydi. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Bu uç beyi. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Bizans imparatoru III. Murad. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. Harbi kazanan Orhan Gâzî. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar. yine I. 1326’da Osmanlıların eline geçti. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. Amdronic.

Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. bu beylik. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri. denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. Bizans. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. devI SİYASET . Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. İlk Osmanlı hükümdarları. 5. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. hemen he­ men kayıp vermeden. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. Meselâ Osmanlılar. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır. kuvvetini arttırıyordu. ve XIV.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. Aydın. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. bu talihsiz hükümdarın. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. Osmanlı Beyliği. Papa başta olmak üzere. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. 2. 4. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. Sahil beylikleri. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. Menteşe. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. Makalemizin başından beri XIII. bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu. 3. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. sahil beylikleri de dahil olmak üzere. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. yalnız Bizanslılar’a değil. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse.

bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. Gâzî Umur Bey. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. Böylece Osmanlı Devleti. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. daha küçük fıyef sahipleri. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. 7. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. Murad zama­ nında başlamıştır. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. Babasının ölümü üzerine. Bu arada XV. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. yüzyılda II. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. orta Anadolu’dan ve Karesi. Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. rekli olarak artırdı. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. ilk Gelibolu seferine. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. Ancak XV. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I . Saruhan. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. 6. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. fakir köylüler. Sahil beylikleri halkından birçoğu. 8. Devlet.let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. Özellikle XIV. Aydın. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. Görünüşe göre I. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. Böylece Osmanlıların. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur. diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu.

Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî. Osmanlılar’ın daha XIV. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. 11. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur. Babadan oğula kalan bu sipahilik. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler. 10. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. Osmanlılar bu usûlü. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil. Kendi çıkarları.9. Osmanlı Devleti XIV. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. Orhan ve I. bir devamı mâhiyetinde olup.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. bâ­ zı istisnalar dışında. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. yüzyılda. Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. O SM A N LI H M SİYASET . kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. sahaca nispeten küçük. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine.

3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar. yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. böylece hakimiyetlerini.OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD. Yazıcızade’nin. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır. ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI. bağlı oldukları boy. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır. D O Ç . Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. Yazıcızade Ali II. Fakat elbette ki. DR. Elbette bu kabulleniş. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır. Ay ve Yıldız Han.4 R W ittek ise. Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler. tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV. Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de. sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. Dolayısıyla bazı yazarlar. Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. Gök.2 Oğuzname’ye göre. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur.5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. Anadolu’ya geliş tarihleri. Hakimiyet. diğer Türk devletleI S İY A S E T . yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. tamamen hayal ürünleri olmayıp. Ona göre. Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların. Murad döneminde. Ki bu gelenek.1 Bunun en önemli sebebi. Umumiyetle. özellikle II.

Ay-kut­ luğ. Turak. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Oğuz. Açıkçası. Kaya Alp. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Yalvaç.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak. Neşri. Tuğra. Güc Beğ. Cumur-mir. Şecereler. Cem Keymür. Tu­ raç. Karay-tu. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. Yazıcızade’nin. Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte. Çarbuğa. Tuğra. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. Kaz Han. Sakur. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. Bay-suy. Kayı onun torunudur. Ertuğrul. Dib Bakoy. Sunkur. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı. Kısa­ cası şecerelerde.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Bulgay. XV. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir. Nuh Aleyhisselam. Yasuv. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Tortumış. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı. Bay-beğ. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi. Kara-oğlan. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET . Korhulu. Tok-temür. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. Kara-tay. Kurtulmuş. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet. Kızıl-buğa. Bulcas. Bay-Temür. Bay-temür. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır.1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. Korhav. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır. Balcuk. Tuğra. Süleyman Şah. Boz-luğan. Artuk. Yafes. Sevine. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. Kızıl Buğa. Kara Han. Gök Alp. Komas.9 Hz.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek.10 Üste­ lik. Çemendür. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. Toğmuş. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. Ay-kutluğ. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. Yasak. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır.1 1 XV. Süleyman Şah.14 Bu açıdan incelendiğinde. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır.

hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda. boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. 1449’da II. Korkut Ata’dan naklederler ki. Beyleri Süleyman Şah. Moğol tehlikesine karşı.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. Elbetteki böyle bir durumda. I SİYASET . Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. bazı Türkmen cemaatleri. Nitekim. Ancak. Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir. Deniz Alp. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir. Uçlardaki Selçuklu kontrolü.Ahlat. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı. kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması. Aynı şekilde. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. Yıldız Alp. Alaaddin Keykubad’ın.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar. Gün Alp. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade.. şecerelere yansıyan isimlerin. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. dimiş imiş ki. Yer Alp.. Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır. Bu tesbit de. Oğuz dışındaki Türk. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır. Kısacası bu. Mirza buyurdu ki. sadece Kayıların değil. Verdiğimiz iki örnek. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. adları Gök Alp. Ay Alp. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. onun ölümüyle birlikte. Henüz XI. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. Ancak.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Belki de. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. Akrabalığın sebebi soruldu. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. özellikle Moğol istilası döneminde. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). Özellikle Türkmen­ lerin. Oğuz/Türk üst çatısının dışında. Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. Karaman. Süleyman Şah’ın da. Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. sadece Osmanoğulları’nın değil. Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi.

Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. gelir Osman Gazi’nin koynına girer. Emanetlerin yine alurlardı. Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”. Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir. Kayıların Artuklu. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. gazilik ve erdem gibi. Bilecik (s. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır.. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu. Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. Sivas ve Ankara’da. 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T . Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır..“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra). bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. Söğüt. Osman Gazi. Pasin ovasına. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti.25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”.30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar. Artık Osman Gazi.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken.29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ.. Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir. Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye. 01 dahi kabul etdi. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar.26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ". konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler. Gölgesinin altında dağlar var.23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir. Oğuz/Türk tö­ resinde. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”.28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. Sürmeli Çukura göçerler.. her dağın dibinden sular çıkar. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir. Sür­ meli çukuruna varıp. Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Alplik. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler.24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul.

W ittek . konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. onlar da yeni hedeflere yönelecektir. s. yerleşik hayatı .ler akıdır.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir. M. İnalcık. T fe Ottoman Empire. Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/. 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir. Şeyh aydır “oğul Os­ man. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. P. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. s. 22)”. İstanbul 1981. Saltuk Alp. .34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye. “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi".. London 1973. Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi. 251. beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi. Turgut Alp. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa. E K ö p rü lü . Fr. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır. padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. Al-i Selçuk isen. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması. H . 7 1 -7 9 . Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri. s. G ibbons.: H . 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur. S. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. Ertuğrul b. diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir..Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler. Samsa Çavuş..33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik. The Foundation o f The Ottoman Empire. Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. Türkiyat Mecmuası. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999). Yarhisar. The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ). aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. A. Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b. O xford 1916. 1 5 1 -1 5 7 .31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar. “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”.. 13-14. ben dahi Mehmed Han b. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. G iese.35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi. memnun etmediği için. Kılıç Arslan b. Karaman b. Gelür şeyhe haber virir. Oğuz H an’ım. yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. I (1925). c. Sülemiş. Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III. Nureddin b. The Rise o f the Ottoman Empire. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. H . Cümle Moğol. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı. İs­ tan b u l 1996. G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. Şirvan Han b. p p .. Lütfı Paşa (s. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır. Anda yazlar kışlarlardı. 9 -2 2 . N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu... London 1965 (4. İnalcık. The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland . bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi. O SM A N L l IJT S II. Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz. Eren yay. “Ertuğrul ile beraber.”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil. Kürd ve Türkmen benimledir. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET .baskı). D iv itçio ğ lu .Keyhüsrev b.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri..

s.bu göçer evli etrafa dağıldı.Ergin) Ankara 1989. 55-57. 129-139 Neşri. Z. B ehpti’t-Tevarih.. 260. kimesne ellerinden almağa. B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. a.: F. Bulduk.. OSM ANLI SİYASET . Konya 1946 (hz. Tevarih-i A l-i Osman. 3 S.Göyünç. diğer kroniklerin tersine. s.g. s. K öprülü. s. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri".. I (yay. Neşri. 32-33.: Ü . 382-383N eşri'den başlayarak.D . “E rtu ğ ru l”. M ahan. K u­ ran. S. İstanbul 1949. s. Asıl vatanlarına” . gitm edi. kıyam at kopınca. 5. Karamanoğulları Tarihi.e. Osmanlı Tarihleri I. Aşıkpaşazade. Tarihsiz) s. s. 21-22 Lütfî Paşa s.. s. çvr. s. Paul Lindner. 19-20..melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır. Defter.. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir. İstanbul 1332. Reşideddin Oğuznamesi.57. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı. s. Yınanç’a ait nüshadan). 30). A. Ankara 1987. 333P. 26 27 Aşıkpaşazade. burada yazar. 70.m. Aşıkpaşazade.Bulduk. İstanbul 1972. Mesela F. s. Köym en). Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. 1. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz. 1. M üneccimbaşı. Ankara 1975. Beriyye. M. Sümer. s. s. s. Beyrut 1986. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research). 3 (Kasım 1997). v. 3. 18 R uhi. D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. Tevarih-i A l-i Osman.: W. A. 73- 19 20 21 M. s. H . Aşıkpaşazade.A. s. s.Tarih Araştırmaları Dergisi. 3. (Tercüman yay. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. yoldaşlığa yarar kişilerdi”. 80 (1992). s.. Yüzyıla taşır. Bahadırlar. Tevarih-i A l-i Osman. s. 693-94. 6.g.Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi. W ittek. İstanbul 1936. 90-91. A. M u’cemiI’l-BiUdan. M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. Lütfi Paşa. Die Leğende votı Oghuz Qagban. s. “XVI. M. Atsız. s. kardeşleri­ dir. Ertuğrul o anda kaldı. Krş. İ. s. F.: M . 26-27.m. Tercüme ve Tahlili. 16-18. Baltacı). Bu konuda geniş bilgi için bkz. Sahaifü’lAhbar. s.e. 11. Atsız. (Atsız neşri). burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. vol. 264-265. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler.: Ü. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır. Veiidi Togan. diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. c.: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. 90.. Ankara 1970. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. 4.: M . s.g.A. D ivitçioğlu. B ulduk. Turan). bir çok tarihçi bu görüştedir. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. s. 9-22. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri).g. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. Moskova 1959. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır. 38. Bayat?. 35 36 37 38 H . Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü. Berlin 1932. Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak. Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı. (yıl 1997. Osmanlı Tarihleri î. a. s. U nat-M . kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. bu konu üstünde durarak. Tevarih-i A l-i Osman. Ancak. 1 (M art 1999). Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. (çev. aynı yer. 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. Divitçioğlu. s. 62-63. 4a (M. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History. H . Bang-R. Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir. ahir zaman olup. c. Şikarı. ît. S. s. 15. Mesela H . 34 Neşri.Görüldüğü g i­ bi. s. Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”. İstanbul 194. Yinanç.. s. S.. onların itaatim sağladığını b elirtir. 22 Aşıkpaşazade. D TCF. 37-52. R ah' m eti (Arat). c. (Ali Beğ neşti) s. Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır.. S. c. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe. 4-5. bası­ lacaktır.: Ş. İnacık. “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”. s. Bu didügi Osman neslidür. 141. 51. 93. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). S. Neşri bu olayı XI. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır. O ğuz Kağan Destanı. İstanbul 1981. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. T. Tevarih-i A l-i Osman. 20-28. 93.. 24/4 (1982).: E. c. R.”.. X III. R. s. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. N. İbn-i Kemal. Paul Lindner. 50-51 (haz. Dede Korkut Kitabı 1. 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil.. 23 24 N eşri. Kitab-ı Cihan-nüma. Ü . Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name. 4. s. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir.İnalcık.K oman).. p.. “.. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. A. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler. 25 Bu konuda bkz. (Kilisli N e ş r i) s. 22.. Tarih K ongresine sunulm uş olup. 6 l. U . 109-116. a. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. Aynı eser.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

14. Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu. SİY A SE T . Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. Lâ­ kin bu devir Papaları. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. DR. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi. IV. isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. Selçuklu Devleti sona ermiş. Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi. Bu tehlikeli altüst etmişti. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans.OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. IV. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı.

Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi. hazine boştu. İstanbul’a rakip. III. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket.I I H J I . Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir.Yeniden hayata kavuşan Bizans. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. Fakat. Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. Bir ara. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur. Önce İzmir Beyi Umur. Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı. Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. Zira. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. Andronikos un (1328-1341). Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. 14. Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. veren Kantakuzenos. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. ülkede korkunç tahripler yaptı. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı. Cenova. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar. çok ağır problemler bekliyordu. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. VIII. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. Mihael’in. Rumların büyük bir'kısm ı. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. Sırplara. Ancak. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. onun erken ölümü ile yarıda kaldı.

İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. Ancak. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Rum halkı. Fakat. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. Kantakuzenos. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Türklere umduklarından fazla imkân verdi. N ite­ kim Süleyman Paşa. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. Türk hükümdarı. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Bu olay. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. 14. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. 2 Mart 1354 gecesi. 1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Bizans başşehrinde panik yarattı. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi. Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. Fakat asıl şimdi. ülkeyi ve yollarını. Kantakuzenos hâla. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Kantakuzenos. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. duruma rağmen. Fakat. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. Zira. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı.

Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. Cenova’nm dostu ve müttefiki. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. Modern bir tarihçi. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. Para değerini yitirmiş. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. bu bölge halkının o esnada dinî. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir. İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. İmparatorun aczi şimdi. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. V. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. Zira Türkler. Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı. sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. Türkler artık. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. Cenova’lıların. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. Macaristan. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. Zira. mukavemet etmeden Türklere teslim olur. İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. Tarihçiler genellikle. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. Venedik’in. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. olan Ostrogorsky. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. Kısacası. Bu olay. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı.

adayı onlara verdi. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. Sultan Murad. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor.nan Sultan Murad. Prilep. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. 1380’den 1388’e kadar Iştip. lik hizmetini yerine getiriyordu. Ohri. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. Ioannes. Bir kaç yıl sonra V. V loannes ile oğlu Manuel. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. Sofya ve N iş zaptedildi. bir çok za­ fer kazınmış. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. Sultan annes. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı. Bundan başka İmparator. Fakat Papa­ lık. Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. Limni adasında hapse atılan Andronikos. o da bunu yaptı. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. V. Bu sebeple. loiktidardan uzaklaştırıldı. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. Neticede V. Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. V. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. Bizans. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. bir skandal ile son bulur. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. İmpa­ rator için artık. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. düşman ordusunu dağıtmış. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. 1371 Çirmen Zaferi. Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı.

fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. Hıristiyan devletler ancak şimdi. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. Hussit harpleri. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti. Osmanlıların. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi. varlığını hâla koruyordu. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması. Lâkin. Türkler korkunç bir buh­ ranı. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Büyük Şizma. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. İngiliz harpleri. Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. B atidaki anarşi. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. Niğbolu seferi. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. daha bir müddet dayanabildi. İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. Doğu’da Bizans. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. Fakat. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. Bayezid. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur. uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Sonunda 28 O S A 1A N U . Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. Bununla beraber Ba­ ti. Bu sayede Osmanlı Devleti. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. Türk sivil idaresinin. Bayezid. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle.

Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman. by Ph. Vasiliev.b. Decarraux.. Bucureşti 1963.. Sathas. Le D estan d ’Ü m u r Pacha. Radojeie. Demonstrations. İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar. La haye 1958-1961. herausg. M ünchen 1859Schreiner. Tinııefeld... İstanbul 1930.. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei.and Notes by S. A.. R -J. Breslau 1922. S. G . Editİe de V.. Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg. M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. F.. Teil 4.. H . Georgio Sphrantzes. C ritobul din Im bros. Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks... M . Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. setzt von R enate Lachm ann. 1922-1927.. Beldiceanu.. Editie Critica de Vasile Grecu. Asien und Africa 1394-1427. Byzantine. Byz. J. Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches. F. E inleitung u n d Uber- Charanis.v. T h iriet.. W Z K M 55 (1959).Stolz. 39 (1 9 8 1 ). Bucureşti 1958.. Enveri... J . 13291463. Gyöni.Ivdnvi ... Giy. Melikoff-Sayar.. by B. trad. Editie Critica V. J . Dukas. K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann. von Friedrich Giese. N . Düstumame.Babbinger. H onnover 1925. R -J. I .. Umur Paşa ım d Orhan. K onstantiıı M ihailoviç. Grecu. A.... Tarib-i âl-i Osman. Horvdth Janos Forditdsa. Charles R iggis. 3 vols. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos. Chalkandylae. 1800. K .Per... Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines.. Bibi. Teİl 5 . P. Bonfmis. E. Teleki. V. M . B yzantinon 13 (1938) 335-362. M evlud O ğuz. Behişti.add. 1451-1467. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I .Et.. a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453).Dethier. Sphrantzens.Grecu. II 1964...Comm. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen. Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487. Paris 1899*1902.Giese. 2. A rgenti. VI. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris.le a . Bucureşti 1966 . W erner. ed. H . G iustiniani..1 3 4 1 -1 4 5 3 . Memoirs o f a Janissary. et N otes par I. 1965. D u Codex Mosquensla 426. B udapest 1978. 2 4 (1958) 155 ss. Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73. H ovâth.. Failler. transl.. Chronikon Breve. Lipsiae 1936. ..” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193. Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q. Cihannuma I. A nkara 1949. 6 (1931) 2 41-246. Transl. P. Texte. Princeton 1954. J . M irm iroğlu..J M agolinas. Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107. B ritish M useum nr.. M ishingan 1975... . Török Tortenetirok I.. M . B udapest 1893... Gecich. J .. Kantakuzenos. F...Monumenta Hungaria Historica X X I. D etro it 1975..Zeit.Juhasz. I 1960. Ü bersetzung. Laonici. Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade. Loenertz.III Bonn 18281832. M ehm ed b.. Leipzig 1925..Grecu. A Jorg o f N uren b erg . N ... K raelitz. N eşri. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar.. Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66. Pest 1853.Française A.. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 .. P. Hist. herausg. Rerum Ungaricarum Decades.. Vie de Mahomet II. 1282-1341.. Mehemmed Han. Miscellanea Byzantina Monacensia 6.. G ras-W ien-K öln 1975.. Rev.. Diİstumame-i Enveri-Medhal. Yinanç.64 (1971).E. Budapest 1887.. F. F.7896. Hacı H alil-ü l-K u n ev i. History o f the Mehmed the Conqueror.. Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. Bonn 1834. d in Domina lui M ohamedal î î. A ...uellen Budapest 1-938. A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century. W ıttek . Bucarest 1915. Ankara 1978. J .. Bruxelles 1953. Reise in Europa. Studien zu den Vrachea Chronica. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden. J . Szekely.i Osman... Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). B yz.. F. Ann A rbor.Schopen. İmperaior H istorianm Libri IV.KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I.. 1945... Staııojevic. I*II Budapestini.. İstanbul 1928. Schiltberger. Bogdan. M ünchen 1960.. B udapest 1974. edd.Soucek. îstoria Turco-Byzantina 1341-1462.. İstanbul M I 1974. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie. H alil İnalcık. Dölger. bayzantina e t Franco-Fraecea. J .. Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra. N eu m ann. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . Johannes Kantakuzenos. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250.. Paris 1954. Enveri..G ü n te r Prin zin g .. M ükrim in H alil. yay. D ocum ants 2. C ritobul. R om a 1970. İstanbul Chronique Breve. N .von Fr. A Magyarok Kronikdja. Or. . Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje. Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X . R obert Anhegger. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI... Gazavâi-ı Sultan Murad. ed.. Thurözcy..Byz. Die Altosmanischen A nonym n Chroniken. M üneccimbaşı A hm ed D ede. yayınlayanlar. Thüry. . Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere.H . Tarihi.fogel .Chr. Tarih-i  l. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle. Loenertz.Trad.. Hieronimo Giustianı’ s History ofChios. . Lorga..Darkö. Cam b­ ridge 1943. M ünchen 1967. İstanbul 1332. ed-J. O SM A N LI m1 SİYASET . “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri.

DR. XI. siyasi ve medeni faaliyetleri. kaza. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak. D O Ç . gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. nehir. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir.4 SİY A SE T . Çünkü.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği. kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD. Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. her şehir. her ova. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. yayla. Çağdaş bir yazara göre. Bizans İmparatorluğu arazisine. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil. Anadolu’nun fethi. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. dağ bir başka kutsallaşıyordu. Bu sebeple Selçuklu Sultanları. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi. Selçuklu Türkleri. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. O za­ mandan günümüze kadar. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. Türk tarihinin gerek siyasi. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler. Bütün Roma eyaletlerini. köy bir başka manalaşıyor. Bu Türk göçleri. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur.

Herşeyden evvel uçlarda. Cami ut-Tevarih adlı eserinde. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. edebiyata. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET .8 Ebulgazi Bahadır H an’da. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır. 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. Ne derse olur­ du. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. işte sürüp gidiyor.V. Gaipten türlü haber söylerdi. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır. Daha XI. bunların birin­ cisinin Kınıklar. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı. bilhassa batı uc bölgesi. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir. Korkut A ta söyledi. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. Osmanlı tarihlerinde. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir. Bartold. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Osmanlı Beyliğinin uçlarda. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre. Kimse ellerinden almayacak.9 Oğuz elinin en asil. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. en şerefli boyu olan Kayılar. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. Boz-okların büyük. ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir. İkincisinin de Kayığlar. Avşar. Bu dediği Osman neslidir. Gazanın. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi. yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi.7 Kaşgarlı Mahmud. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. Reşideddin.11 Dede Korkut. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır. K ayının anlamı sağlam.

. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim. Aşıkpaşazade. Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de.sonra Alkaevli ve Karaevli.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz. Oğuz Han söyledi. o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir. Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir. han olacağı için. . Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”.şu şekilde Öğüt verdi . Bu kayıtlara göre Kayı Boyu. Konya’ya gönderip.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. Müneccimbaşı.Dedi. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). . Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine. tö­ reyi. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir. Mükrimin Halil Yınanç.0 da Bayındır olmalı — Töre. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. . “Kanların atası. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir.19 Büyük Selçuklular. Frederik Giese. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de. Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. Pa­ ul Wittek. asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler. Edirneli Ruhi. OSM ANLI . sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . Lütfi Paşa. Kayıların tarihi.0. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez.14 batıya doğru göç edip Ahlat. bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını. : Sonra Kayı. Lütfi Paşa tari­ hinde. -şöyle belirledi. Kayıların IX. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Baştan Kayı oturacak. Ahmedî. Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa. Herbert Adams Gibbons. Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. çünkü ilk sıradaki boy. yolları ve yasaları.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Hüseyin Namık Orkun. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur. . Selçuklu tarihleri.töre oğulları­ na yol olsun diye . Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi. sonra Bayat. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. ağırbaş­ lı. Neşri.”1^ re gömülmüştür. fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. Halil Edhem. Hoca Sadettin Efendi. Yazıcızade Ali.

Kara-Hisar (Afyon). hep Kayı bölgesidir. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Ankara. Yer adlarında olduğu gibi. Bayındır. Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. doğudan batıya ilerleyerek. Kı­ nık. adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. Doğu Anadolu’dan çok. Saru-Han. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. Afyon. Diyarba­ kır. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. Kayı adlı oymaklara gelince. Menteşe. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak. At-Çeken (Konya). 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. Bu yer adlarına. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak. Nevşehir. İğdir.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. Fethiye. Konya. Önce Van bölgesine. Döğer. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir. Çepni.26 . Yörükler arasında.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda. Düzce. Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la. Bolu. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Kayı Boyu. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. Selçuknâme adlı eserinde. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. Denizli. Salur. Hamid (İsparta). Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Es­ kişehir. Çankırı. Yazıcızâde Ali. Aydın. Tarihi bir hakikattir ki. Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir. Erzincan. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol. Mihaliç. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. Niğde. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Çorum. Bu Kayı oymakları. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre. Denizli. Ankara. Görülüyor ki. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. Artukluların hâ­ kim olduğu. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar. Kastamonu. Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. XVI. Ödemiş. Burdur. Sivas.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. İsparta. onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu.

İstanbul. s. A nkara.1-2. s. 1988. 1947. Denizli. Lütfi Paşa. İstanbul. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”. 1980. M . O SM A N LI yat Mecmuası. s. 1374. H oca Sadettin Efendi. 1999. Haz: N ih a t A zam at. 1999.20. 1975. Ankara. s.39. A nkara. X III-X V . s. 1925. 1987. Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler.8-9O sm an Turan. çev: A tsız. s. İstanbul. İstanbul. Faruk Sümer. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten. İstanbul. 15 O sm an Turan. "O sm anlılar” ÎA. 1991» s. Yaşar Yücel.l. I. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w . 20 Faruk Sümer. Ankara. 21 Şahabettin Tekindağ.7. 1971. Belleten. M ehm ed Neşri.27Ğ. s. Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. Düz: Çiftçioğlu N . Faruk Süm er. H üseyin N am ık O rk u n . 1989. A nkara. İstanbul.38-40. Kayıların. çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. Halil Edhem . İstanbul. Osmanh Beyliği. İstanbul. 4 U rfalı M ateos.71. Domaniç. Socineniya. 1973. 1997. Ze­ ki Velidi Togan. İstan­ b ul. s. Paul W ittek . s .297.25-27. 1981.17. Câm-ı C m Âyîn. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end. İA. 1927. İkinci Ka­ DTCF Dergisi. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan.176-178. H alil Edhem . 1947. R eşideddin. I.271-275. Faruk D em irtaş.17. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. A nkara. A ldo G allotta. 1981. Çev: Besim Atalay. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı. 1946. İstanbul. 1995. s. Oğuzlar. Fuad K ö p rü lü . Anadolu’da İslâmiyet. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. s. M. sayı. Frederik Gıese. 1992. A hm edî.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. s . “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”. s. s . UmumîTürk Tarihîne Giriş. Ankara. 23 Fuad K öprülü. A nkara. Haz: M ehm et Altay Köym en. 1992. “Kayı M addesi”. Cami’ül-tevârih. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi.320-321. M. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa. 18 Şükrüllah. s. s. XIV- XVII. Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde. İstanbul. cüz: 5. 1992. Tevârih-i  li Osman. Candar- Türkiyat Mecmuası. A n­ kara.28. A nkara. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu.G. Viad im ir A leksandroviç. 138-139. s .92-93. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu. Dede Korkut Kitabı. 19. İstanbul.35-39. Oğuzlara Dair. Lütfullah. s. V. s. Türkler Anadolu’da.23. İstanbul. 1996. s. Behçetü’t-Tevârih. İstanbul.96. Selçuklu Devri 1. s. İsparta. İsm ail H akkı U zunçarşılı. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri. I. Oğuzlara Dair. s. s. s. s. Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir. Türki­ îslâmiye. Franz Babinger-M . M oskova. 19 kenleri: Bir İnceleme”.87. s.V. 1988. 1929.82-84. Tacü ‘t-Tevârih. Neşr: M ü k rim in H alil.8-9. s. 1341. s. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin. Osmanlı'nın Etnik Kökeni.5 5. X II/2 . İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki. X III47. 1991. 1992. s. Neşri Tarihi. s. Fuad K öprülü. Anadolu Selçuklu Devleti. s.575-580. İstanbul. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. Burdur. Tayyib G ökbİlgin. Ankara.163.319. H üseyin N a m ık O rk u n . İA. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. 1943. A nkara.248-249SİYASET İÜ . A dnan Erzi. Çoban Oğulları. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi.20.63-66.26-28. s.35-36. O rk u n . l. s. İstanbul.l. s. İstanbul. s. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. İstanbul.245. 1996. s. s. Agagjanov. 16 17 Paul W ittek .144-145. 1. s. H alil İnalcık.A hm ed N aci. Ankara. 1 Şerif Baştav. Moskova. M art 1953. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. Köylerimiz. s. Danişm end. Kafalı. IV. 1934.46.340. s. VI. 1996. Ankara. İstan b u l. 9 10 Ebulgazi Bahadır H an. s. Türk Tarihi. İstanbul. İstanbul. Tahran. H alil İnalcık. M üneccimbaşı A hm ed b. A nkara. Osmanh Sultanları Tarihi. s. s .303. s. s. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”. Yay: İsm et Parm aksızoğlu. Anadolu’nun Fethi. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. s. Tarihde Türklük. K öprülüzade M ehm ed Fuad. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. S. s. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. B artold. İstanbul. Düveli İslâmiye. 5 6 7 M ustafa Kafalı. s. Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi. Avni Ali Candar. Fuad K öprülü. Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu. s. IX. çev: H ra n t D. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. Fazlullah. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı. s. H .27-28. 1928.94101.H.1980. Vekayi-nâmesi (952-1136). Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. X I /1. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. Anonim Tevarih-i  l-i Osman. 24 25 İçişleri B akanlığı. M ü k rim in H alil Yınanç. D üz: N . 1933. s . B ir İn ­ celem e”.286-287. IV/14-15.30-31. IV. Ebulgazi Ba­ hadır H an. Fethiye. s. s. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri. Şecere-i Terâkime. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî. s. A. Ankara. 1940.112. s . Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200). Menderes. 1939. “K a y ın ın B ölüntüleri". 1975. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla.321-324.26-31.329.V. 1935.330. Diivel-i 26 27 nun. Andreasyan.5475-576. 1971. s. II. çev: A zer Yarar A nka­ ra. A hm ed Refik.5 1. I. 1997. B artold. Aydın. Tevârih-i  l-i Osman. İstan­ bul. 1968. s.343. 1988.394. VÎİI28. Yusuf Halaçoğlu. s . İstanbul.21-23. 1971. s. “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler". 1948. Sayı:8. H erb ert Adam s G ibbons. İstanbul. Ankara. İstanbul. 1988. Seri: II. Osmanh Tarihi. 1328.58-59. Düsturnam e. Atatürk Konferansları. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. İstanbul. 1995. Ankara. s. IH I . “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". İstan­ b u l. M uharrem Ergin. s. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. İstanbul.4 6 0 -4 6 l. “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-. A tsız. s.8-9. 1949. Lütfi Paşa. “Kaydar”. Atsız. Türkiye Tarihi.432-433. 2 3 O sm an Turan. 1972. 1988. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud.245.25-27. Ankara. neşr: Ali Bey.62. Ankara. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri". 1983. V. 1-2. A n ­ kara. Sapanca. s. 1963. s. 1984. Enverî. “O sm an I M addesi”. 22 M ü k rim in H alil. Selçuklular Zamanında Türkiye. N ihal . İstanbul. Sayı: 47. 1988.65.3. Tevârih-i  l-i Osman. Hakimiyet-i Milliye.

.. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. Dr. Dr. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir. Prof. rihi. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. Dr. ilim adamlarını. ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr. tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını.”2 der. Prof. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”.. Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen. DOÇ. peygam­ berleri.Biz. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını. Prof.. Dr. Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri. basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. geleceğin de köprüsünü kurar. komutanları. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. andığımız makalesinde ". İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ". yaygın söylenti ve kanaatlere göre.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar.. aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. Prof... DR. söylenmektedir.. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur. şairleri. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür. Dr. 1 Prof. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD.5 Bu sebeple Prof. 6991M. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir. Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz.. sanatkârı.. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m . tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu.. İnalcık. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması.. en azından istiklâle bir adım. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir.

yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. Bu sırada. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü. devlet adamı olduğu kadar. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. Orhan ve 1.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında. Herhalde. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil. iyi bir ilim adamı. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. O. istiklâlin ilânı idi. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir. tabî bir devlet gibiydi. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. bağımsızlığın. küçük bir boy’un re­ isleri idiler. XIII. hür devlet olma­ nın. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. gönül ada­ mı. içinde ye­ tiştiği kültürün. istiklâl OSM A N LI . vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. Osmanlı Devleti Tarihinde. yani XIII. Karacahisar ın alınışından sonra. Dr. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. Dursun Fa­ kazanmasında. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. Bununla birlikte. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. Bunların. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. Fuat Köprülü. fırsat buldukça. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Kayı boyunun bir bölümü I. Onlar. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. Yine. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. Bu. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. yaşadığı çağın. Prof. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. Osmanlı. M. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. onların emrinde. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. Bu yönüyle Dursun Fakih. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi.

Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı.. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı. Bilecik. kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından. Bu arazi içinde oturan ister müslüman.. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler. Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. ganimet elde etmek için savaşmadı. onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. Küçük Osmanlı Beyliğini.. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi.vayete göre 400 çadır’dan ibaretti. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada. Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. gibi yerle­ Gene Prof. istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi.. Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. Hendek. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir. Bu ai­ lelerin. 14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi.. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil. kadınlı-erkekli. Fakat bunlar. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. Bu şekilde. Melikşah’ın 100. işte bu sırada Ertuğrul. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir. İnegöl. Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti.000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler.. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. çok eski bir devre ait olmalıdır. büyük bir devlet haline getiren de. Bu duruma göre bir uc beyliği.. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”. inançlı ve dinamik bir toplumdu. tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür. Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi. Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan. BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. Dr. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti..15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. Bunu. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği. Uc beyleri de. Geyve. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı. kendisi de. Dr. Şimdiye kadar bunların. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak.. Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ".. kendilerine ait bulunuyordu.. artık şehirde oturmakta idiler.. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. Sultan Alâeddin.. birer aşiret reisi değil. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı. H al­ buki kuruluşu. Akyazı. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi. kısa za­ manda. Kayı kabilesinden ise bu bağ. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı. yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET . Ta­ rihî deliller. çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi. eğer Osmanlı ailesi. Karacahisar’ı al­ mış. o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da. bir aşi­ ret. ". ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. Ancak hareketli. Prof.

Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi. Değişik ırk. Bayındırlar. Çepniler. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi. Büğdiizler. Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de.. Beydililer. işlerini göriip giderlerdi. mallarının pazarlığını kendileri ederler.. Türklük şuurunu. hoşgörülü ve adaletli davrandılar. hoşgörülü. 0 kâfir de gelerek. Ermeniler ve Gürcüler de vardı. yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir. Şeyh Edebâlî. Peçenekler. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur. Eymirliler. Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli. kâfirlerin hakkını alıverdi.. vadileri. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. bu arada Türk kültür. hakkını vermedi.. Ytvalar. Ermeniler Gregoryan.1 7 tular. Os­ man Gazi. Moğollar tarafından yerle bir edilen. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak. Rumlar Ortodoks. Ancak. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. ezilip yok olmadılar. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu. dil ve inanca sahip yerli halk. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. giderlerdi. dilde. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. Dodurgalar. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur.. Yazırlar. kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler.. büyüdüler. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. edebiyatta. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. sanatta. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi. ayrıca yasak edip. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı.. Merv.. Süryaniler Ya’kubî. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki. Osman Gazi. 17 Eylül 1176 tarihinde II. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları. ve benzerleri) önce ovaları. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu.. Gerçekten de çağlarında.Uc Beyleri tarafından yürütüldü. Bayatlar. Yüreğirler. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. Türk sofilerinin mürşidi. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman.. Semerkand.. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. mezheblerine mensup idiler. Salurlar. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur. Çünkü Anadolu’da Rumlar. Bunun temin edilmesinde. Düğerler. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. Ahmed YeI SİYASET . Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Osman’a şikayet et­ ti. adaletli ve tarafsız.. Anadolu’da küçük beylikler oluştu. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma. Bütün bu olumsuz şartlarda. Taşkent. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara.

1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle. Açabildiği yere kadar açsın. desteğini sağO SM A N 1I — di. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. Demek oluyor ki Dursun Fakih. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici. törenle aldı. meslekî. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. alınlarının teriyle geçinen. bayrak. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi. Bactyan-ı Rum. onların desteğini sağladığını gösterir. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi. II. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. İnsanlar arasında dostluğu. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler. davul. Şam’da dinî eğitim gördü. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı. dine. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. sevgiyi ve birliği telkin eden. aynı zamanda. A hiyan-ı Rum..21 Hattâ. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar.22 0. ülkede bağımsız padişah olsun. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET . adlandırma­ Dursun Fakih. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. Osman’ın kılıcı gelmişti. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir. Sultan Alaeddin’den. kimseye el açmadan. 0 kılıcı belinden çıkardı. Bu anlattıklarımız. Bunlar. Ancak. toprağa. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. kılıç. devlete. İslâm dininin özü. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. örnek önderler idiler. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. töreye bağlı. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı. vatana. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. hükümdarı. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti. onlara baskı yapmadılar. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. manevî eğitim görmüş. Alp-Gazi. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı.19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. ellerinin emeği.. ça­ lışkan. şehzadeleri. pren­ sipli. Kendi belinde götürürdü. ahlâkî. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. kucaklayıcı.sevî (ö. Hadis. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. disiplinli. Abdalan-ı Rum. bayrak. at. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz. sultan tarafından he­ diye edilirdi.. Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. kılıç). istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır. Mecdî Mehmed Efendi’nin.. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî.20 Ahmed Yesevî. Osman Gazi. at.

iç içe oldu.2 (> Böylesine âlim. zurna ile çalınan bir nevî marş.. hadis.. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. zahid. İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip.. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir. dervişlerin ve adaletin yanında oldu. Sultanın. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. bir zat idi”. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. nekkâre. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. kılıç. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. kelâm ilmini. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. tabi ve hık (yani hilâl. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu.24 Beylerin. Prof. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. onun eğitiminden geçmiş. Dr. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ". onun adına hutbe okuyan. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. kös. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET . Alim. bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır. at. Şehabettin Tekindağ. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. zil. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. âyân erkânını süsledi. Os­ man Gazi zamanında Ahilik. Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu. Tefsir. Şerafettin Turan. Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. Tefsir. Anası. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. bir akrabalık tesis edilmiştir.rak atanmasının bir belgesidir.. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir. mehter) çalınır oldu. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. zahid. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. tefsir. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür. fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir. Dursun Fakih de. sul­ tanlık divânını tertip etti. Dr. bayrak.25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. disiplinli bir teşkilat idi. ondan. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş. Yetkili. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. Merhum Prof.

Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği. Ancak Osman Gazi. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. gani­ met malının 115’ini ayırarak. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. Sadettin Buluç un X. Gerçekten de. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. Dr. bu Sultan II. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış. Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun.27 Köp­ rülü. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. fazla edebî özelliği bulunmayan. metotsuz. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. Dr. “Hülâsa. dediler. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. dedi. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. konik bir tepe üzerine defne­ dildi. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı.nışma) bulunmuştur. Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla. Dursun Fakih’in büyük bir "M. Alaeddin ile buluşmak. günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. keyfî bir şekilde değil. Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım.. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. Prof. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra.. bayrak ve kılıç göndermişti. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. 0. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan. bayrak. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET .28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. Osman Gaziye "davul. Pazar kurdular. Os­ man. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı. Sultan Alaeddin. mescidler yaptılar. at. failun) kaleme alınmış. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi. Mehmed Neşrî. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. o da. failâtun. Osman’a davul ve bayrak gelince. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. M. O da. Söğüd’ün Küre köyünde. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir.

Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi.. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur. Cuma namazı kılınacak. Bu se­ bepledir ki. Abdalân-ı Rum. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder. Prof. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse. disiplinli. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri. Dursun Fakih.34 bir ilim adamı. Dr. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. Alperenler. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. adına hut­ be okunacaktır. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi. ahlâklı.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi.kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır. Haşan Aksoy. ihsanı eksik etme. Nimeti. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir. korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. Osman Gazi. inançlı. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. Eğer o. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim. O. onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. yardım­ cısı olmuşlardır. ıra SİYASET . K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler.. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir. hem Şeyh Edebâlî. O. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. Osman Gazi’nin müşaviri. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. Şehabettin Tekindağ.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır. velisi. Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. Dr. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. Bacıyan-ı Rum. halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu.33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir.

İstanbul 1 2 6 9 .1. O ruç Beğ. s. 251. 49. M. I. İstanbul 1970. İstanbul 1950. Yeni Forum Dergisi. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. H . Neşrî.1. 3020. 12. Türk Kültür Tarihi. İslâm Tarihi Dersleri. Tacü’t-Tevarih. a. İstanbul 1980. Aitay Köym en.m. N i­ san 1991. Hoca Sadettin Efendi. Türk Edebiyatı Tarihi. MayısHaziran-Temm uz 1999. aynı yer. Yayınlayan: N . s. Ankara 1979. 15. s. 2540. Türk Edebiyatı Tarihi. 123. Şehabettin Tekindağ. s. s. IV. X II-2 . İA. Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. Osmanlı Tarihi. Aşıkpaşaoğlu. s. s. Tarih Dünyası Dergisi. 9-22. M ecdi M ehm et Efendi. s. A. 342. s. N eşrî M ehmed Efendi. 16. İnalcık. Cogito. X II-2. Atsız. “Tursun Bey". N eşrî. İstanbul 1969. s. Ahm et Yaşar Ocak. X . 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ. Ankara 1 9 8 8 . s. 18. Şehabettin Tekindağ. s. a. 342. s.g. İstanbul 1 9 8 3 . Şemseddin Sami. N eşri. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. Hüseyin Gazi Yurdaydın. Oruç Bey Tarihi. 263. K öprülü. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. 73. “Din”. Şerafettin Turan. 56. Köymen. 135. 17 18 19 N eşri. s. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. 495-497. s. Neşri Tarihi. Hadaik üş-Şakaik.M. TD VİA. Sadettin Buluç. Fuad K öprülü. 7. “Tarihin Işığında O rtadoğu”. 93. I. Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. U zunçarşılı. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. 2. 56. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. 34 35 H aşan Aksoy. 11-22. 111. İstanbul 1990. Hoca Sadettin Efendi.1. s. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). Sam iha Ayverdi. İstanbul 1998. A nkara 1970. 21. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. V. aynı yer\ İnalcık.g. S. İstanbul. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700. s. Yaz-1999. İstanbul 1980. “Dursun Fakih”.m. I. 263. s. 35. 7-8. O SM A N LI m SİYASET . İA. s. S. İnalcık. 113. “Tursun Bey". s. H alil İnalcık. X III. 95-96. S. İlber O rtaylı. Parmaksızoğiu. 45-52. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Yurdaydın. s. Ortaylı. I.m. I. Zeki Velidî Togan. Yılmaz Ö ztuna. X. Doğu Bati. 29 30 31 32 33 N eşrî.1. Sayı 19. İstanbul 1 9 7 5 . Yayınlayan: M. 123. Fuad K öprülü. Aşıkpaşaoğlu Tarihi. Yay: İ. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. Büyük Türkiye Tarihi. II. s. 561. İstanbul 1977. Ortaylı. 32. Tarikte Usul. Süheyl Ünver. Ankara 1964. II. a.g. M . 57.

Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. Fihris-i Düveli. çünkü ister geriye doğru.5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. Derviş Mehmed b. Resmî Sâlnâme (1330). On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder. lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. evrensel bir cevap veremez. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. ister eşzamanlı olsun. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr . ' Önce.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te. öncelikle eski tarihleri incelemiş. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi.4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden. Encümen bu görevi müellifimize verir. DR.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta. Yazar. bilim hiç bir soru­ ya mutlak. İlgili fıkraları tek tek gösterir. Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır. Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. Heşt Behişt. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. Hadîkatü’l-Miilûk. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. ve bunların mütala­ ası sonucu H. gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. 1330/M. bu yazı/rapor ortaya çıkar. 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü. öncelikle bu yüz­ den. M ir’at-i Kâinat. Hayrullah Efendi Târihi. neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde. 699/M. “keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. Câm-ı Cem-Âyin. Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz. Tâcü’t-Tevârîh. İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. D O Ç. belki raportör demek la­ zım. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET . Müneccimbaşı Târihi. Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. Şemdânîzâ- atfetmektedir. İncelemesi sırasında ayrıca.

Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. ayı ve günü de. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. ba­ zı güçlüklere rağmen. Alâaeddin Keykubâd b. tabi. Fakat incelenen kaynaklar­ da. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir. Osman’a OSM ANLI . Ebu’l-Fidâ. 699’da. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. Cevap sahibi. usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır.doğrudur. Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. 2. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?). Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir.ramaya başlar. ama herhalde o. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. Bir yıl kadar sonra da II. Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra. Alâeddin ilk saltanatında. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir. konuyu. üçüncü bir yol olarak. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. Encümen aynı za­ manda.9 Diyelim gönderildi. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır. Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. fakat önermesi. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. 688’de. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. devletsiz gün olmayacağına göre. sürgün bulunan III. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına. Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. 3. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. bu doğrultuda Osman’a tabi. Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. bir de gazete ile cevap verilmiştir. belirlemek mümkündür. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir.

A. s. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl. Bkz. 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française.kumaşının âdî. 62-63. Efdaleddin (Tekiner). s. H alil İnalcık. A nkara 1980. \kkâ- y i’-i Târihiyye. menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M . Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi.: Osm an Okyar. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”. 19 (Yaz 1999).14 Öte yandan Attali. 33.: İ. s. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor.: M ehm ed A tâ. C. A.: M. V I/4. O ğuz Tekin. II. İslâmî Araş­ Tarihi. 36-48. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. Stanislaw H erbst.Venezia 1963. “A hm ed Vefik Paşa”. Millenium: A Thousand. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini.lu Nüshalara Göre). Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. İstanbul 1994. Devlet-i Osmaniye Târihi. ve aynı şekilde. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. bir kez daha önem kazanmış oluyor. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir. tem m uz 1999). M atbaa-i K ütübhane-i Cihan. Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. Sorgulayıcı bir üslup için bkz. alem/ sancak’ın -varsa. 700. Toplumsal Tarih . Osman- lı Devletinin Kuruluşu. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. A nkara 1934. 269. I-II. Yılında Amerika. Varsovie 1961. s. Paris 1935. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”. K. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No.: Jacques A ttali. II/7 (mayıs. İs­ tanbul 1287. H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî. cogito. N eum ann. sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar. 1492. H akkı Ü nal. “D evletin A dı Yok . 3. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. İstanbul 1999.I. Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî. s. H alil İnalcık. tırmalar. s.: Ella Landau-Tasseron. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. X I/66 (Haziran 1999). s. Ecudes e t Maslanges. Aleksander Gieysztor. Târîh-i Cevdet. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. 279. 41-42). aynı m a­ kale. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K. O sm anlılar Özel Sayısı. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi. Kayseri 1997. Şevket Pam uk. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur. İstanbul 1992. s. 40-41). 500. Le Millannaire de la Pologne. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. 59*60.: Ayşegül Sönmezsoy. s. haz. sosyal ve ekono­ mik şartları”. 308. Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. sivilize olmakla ilgili.: Joseph H am m er von Purgstall. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. Tüfekçioğlu.B ir A m blem in O kunm ası”. H . haz. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn. 33. Şükrü [Akkaya}. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". G ieyszcor. Neumann bize asıl anlaşılması..rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. haziran. s. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. D İA. Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün. O SM A N LI |£ V H SİYASET . İs­ tanbul 1264-1265: I. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. s. trc. Boguslaw Leshodorski. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k . I. s. tertib -i cedit. I-II.devletin hangi ay ve günde. çev. s.: A h m et U ğ u r vd. yüzyıllar Anadolusunun siyasî. modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını.12 Takvim düzenlemek. çev. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. s. înalcık’tan Kafadar’a. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. 1071-1920. E rtürk. 13. “Zohar’a göre geçmişi ancak. H âkim iyeti M illiye M atbaası. TOEM .11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. N eum ann. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. II. 1 2 Siyah ‘An’lar. 2Ğ1-278. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. İstanbul 1999» s. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. takvime göre dönemle- mek. Do­ ğu Batı. V/25 (N isan 1330). s. K ısım -I. bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. 2733). İs­ tanbul 1309. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler.Years of the Polish State.: R. s. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”. İstanbul 1336. çev. zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. haz. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”. Kılıçbay. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. 268-280.

Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". 17-26. J . tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. ed. İslâmî Araştırmalar. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi. s. tarihi yü­ rüten realitelerdir. “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”. Aslında m itoloji. çev.10 Meselâ bkz. Elizabeth A.: Seyfettin Erşahin. ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı. “ 13. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. s. İstanbul 1998. S i O SM A N H f f l j SİYASET . 68-7. 31-50. s. s. s. G üven vd. Ç. B arthold. aynı eser. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. Osmanlı Beyliği (1300-1389). 21). “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. 114.: G. Halil İnalcık. s. Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı. Y üzyılda B itinya”. says in Ottoman History. buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. İstanbul 1997. A ttali. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. s. Osmanlı Beyliği (1300-1389). X X II/1 (1999). The Constructi- on of the Ottoman State. s. 118. 10). k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. Zachariadou. 207.. Berkeley 1995. M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına. çev. efsane. Jacques Lefort.

millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. sebepler! SİYASET . hatta 19. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu. İktisa­ dî. dağılma süreci içine girmişti. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak.1 İttihatçılar. Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. doğum yıldönümleri vb. yeniden ayağa kalkmaya. Bulgar vb. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. DR. Yunanlı. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti. bu durumu düzeltebilmek için. şeklinde tanımlamaya başlaması. Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı. bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya. buralardan milyonlarca insan aç. sis­ temi.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. sefil. bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. Sırp. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi.

. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip. “Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında. bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki. 8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram. mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz. millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine. bir kısım üyeler de her iki günü. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey.2 İlk millî bayram. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı. II. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II. Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor. çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd.

Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur. Bu âmil. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. Kutlamalara İlk İtiraz.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle. daha muhteşem. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. gü­ nün tesbiti konusunda oldu. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir. bir müsâmere. Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. yazıya şöyle devam etmektedir. fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber.lemez.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. nereden gelip. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti. nereye doğru gittiğini bilmek. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim.

”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. Bu besinin. şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. daha çetin. “Ordu. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin. Murad’ların.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. Hindistan sâhillerinde. Gençliğin. selâm.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar. “ordu günü” hâline dönüşmüş. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. ” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. İSTİKLÂL. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. Orhan’ların. Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları. Fâtih’lerin. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. I SİYASET . konuşmalara geçilmişti.

bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz.Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür. istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da.7.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi. Meselâ 30. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında. Hey’et-i merkeziyemiz.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir.22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış. haklarını aramalarını. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz. Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır. 21. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler. şehitler için okutulan mevlitler.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. millî heyecanı diri tutmak. Memleketin çiftçi. Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET . Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden.12.1335 tarihinde bütün vilâyetlere.. Bunlardan biri de bay­ ramlardır.. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir.12. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri. esnaf. niyâz ederim” demektedir. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30.

Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler. A na­ dolu. Bu savaş. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. yarın da Türk olacaktı. sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri. ”26 SONUÇ 20. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin. Buna rağmen. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu. aynı cinsten bir anlayışın.. şimdi de Türk.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor. Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün.. Türk­ lüğün devamıdır. Açıksöz. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “. ”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs.

no: 37-85 s. 5 Yunus N adi. nûn-ı evvel 1915. no: 27-75. Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. no: 103.29. Donanma Mecmu­ ası. İkbâl-i İstikbâle D oğru.1 3 3 6 /2 6 . İzm ir'e D oğru G azetesi.1 3 3 6 /2 6 .l 8 "İstiklâl Günü". D. K . “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”. 30 Kânûn-ı evvel 1913.29. no: 27 -7 5 . 18 K âııûn-ı evvel 1329. 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere. 15 M art 1915. s.29. İstan b u l.g.1988. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir. 3 K ânûn-ı sâ­ nî.1 3 3 6 /2 6 . M ısır'da b u lu n uyordum . 16 17 A. m utasarrıflar. işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . 1336.: S. Tasvîr-i Efkâr. Tasviri Efkâr. 30 A ralık 1921. 9 Oysa. 4 K ânûn-ı sânî 1915. Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi. no: 103. 1336/26 F 4.29. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı. 4 K âııûn-ı Sânî 1915. no: 33-81. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır.. R. F. K . Tasviri Efkâr. 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle. tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi.29. 18 K ânûn-ı evvel 1329./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev. Tarih ve Top­ lum Dergisi. “ İstiklâl-i O sm ânî”. A n k ara.1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak.. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir. belediye reisle­ H arbiye. F. 579-582. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır. s. H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır. sene 5. 11 O sm an Ferid. D .1 3 3 6 /2 6 . D .3-3 “Valilere. İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi. “İstiklâl ve İstikbal".g.3-4 18 ATAŞE. D. 80. “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. 17 Kâııûn-ı evvel 1329). 32. kum andanlar.. Donanma Mecmuası. S. s. deki belgede K â­ SİYASET . K . 1979.m . S. 4 1 8 ”. s. 6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”.12. Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. “B undan takriben onbeş yıl evveldi. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz. s. O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir. E rtem . 15 Şubat 1915. F. 43 s. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. 9- kü İhtifâli.1 David Kushner.29. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K . s.g. 31. Bu telgrafların altın d a valiler. 2. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir. M illî M ücâdele. D . Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır. E Erdem . D. 1336/26. Tücec. “Müşahad-e ve Mülahaza. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. F.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”.. 1336/26 F 4-77. 31. s. no: 25. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE.29. 13 14 Haşan Albayrak. 7 A ğaoğlu A hm et. 0 . Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte. a.y. Donanma Mecmuası. K . 1. K . "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. 514.T. 36. H ey ’et-i Merkeziyeler. K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. s. 1336/26 F 4-4. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. S. 1919-1922. 418. o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. Valiler. c. Yakup K adri. F. K âzım Özalp. (T ürk Yurdu. " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası. 30 K ânûn-ı evvel 1913. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K . 12 Efdaleddin. 3 4 a. “İstiklâl Günii’'.29.. Tem m uz 1987.m . D. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. 20 ATAŞE K .3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz.

7. 1336/26. D. D.1 .” 23 ATAŞE K. Ankara. 263. Yunus N adi. OSM A N LI J J J I SİYASET .zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi.1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder. vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim .3. 1336/26 F 4-83.29. Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan. K -29. 31 Aralık 1920. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz. S. deki belgede. 1999. 4-2. F. Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. ATAŞE. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir. 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir. N u re ttin G ülm ez.

.

RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR. SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .

.

Aynı za­ manda. XVI. S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. Sugar. SİYASET . Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. Diğer bir deyişle. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. Bu yüzden bu makalede. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir. Ben. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. Sipahi adı verilen bu askerin. PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. Balkan­ ların. Ama. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. Bu­ nunla beraber. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir. Sugar”dan aldım. Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi. Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır.B . sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. Bununla beraber. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. Balkanların. DR.SIN IR. Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Yani Osmanlının Avrupa sınırı.D . yüzyılın sonu ve XVIII. Sipahiler. Osmanlı İmparatorluğu için. PROF. “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. F. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin.

yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında.Bu idari düzende. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu. Osmanh sınırları XVIII. Osmanlı uç beylerinin. XVIII. imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. yüzyılda başlayıp XVII. Bu SİYASET . “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar..XIV. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe. Balkan bölgesinin. İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. Anadolu’da XII. Bununla beraber. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. ve özellikle XVIII. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. Bu tarihten itiba­ ren XVI. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. XV. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. Osmanlılar bu hattı XIX. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. 1575-1683 yılları arasında. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. XVII. Askerî sınır bölgeleri. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. yüzyıla kadar süren. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi. yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. Habsburg askerî sınırının tersine. Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan.Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. Türk gazi savaşçıların. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı. İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. Sınır. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. Bu yayıl­ manın anlamı. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil. XVI. Habsburglar 1522’de. Sınırlarda yaşayanlar. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir.

Bununla beraber. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen. ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi. Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. voynuklar da. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. Bazı martulozlar. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. martulozlar. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. Balkanların. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. De­ liler. 1577’de sayıları en az 80. yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar.000’di. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. XV. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. Diğer bir deyişle. Akıncı­ ların tersine. XV. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. XIV. sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı. Diğer Hıristiyanlar. Örneğin. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Deliler. Ay­ rıca önemli yolları. Yine martulozlar gibi. “Akıncı” terimi aslında. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV.I I lulukları babadan oğula geçerdi. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. yüzyıllarda sayıları en az 40. XV. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. hak ve sorum­ OSM AN1. başka görevleri de vardı. Moldovya. Aslında önde gelen akıncı aileleri. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. akıncıların. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar.sebeple. SİYASET .000’di. Bunlar. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. Malkoçoğulları ailesi. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı. ve XVI. ve XVI. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. Martulozlar gibi voynuklar da.

Daha da derine inersek. tıpkı azaplar gibi. Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. Sırp-Hırvat. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı. Macar ve Türk. Sugar’ın belirttiği gibi. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. Bunlar. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. Yerel nüfustan. Aslında. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. Bununla beraber. Bu yüzden . Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. Bu kurallar. Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. Beşliler. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. Azaplar. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. tı­ mar sahibiyken. Diğer taraftan. Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. Bunun yanı sıra. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. Dizdar. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. Aslında. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden.Akıncılar. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Kaptanlık XVI. merkezi hâzineden maaş alırlarken. kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. Bu genellikle. Örneğin. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. Dizdar. Örneğin azaplar. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. XIV. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. aslında. Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). Her bir dizdar. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı.

değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. XVIII. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. Bundan sonra. yüzyıl. Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. Sonuç olarak. yüzyılın sonlarından XVII. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. “beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. Tüm bu yapılanma XVII. Özellikle. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. “kale azapları”. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. Sonuç olarak. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. Öyle ki. martulozlar XVIII. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII. Daha da ötesi. XVII. Aslında XVII. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. XVIII. Karlofça Anlaşması. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. Osmanlı merkezî hükümeti.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur. sınır muhafaza kaleleSİYASET . mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. Bu yüzden. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu. Bu olaylar. çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. Aslında. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. martuloz birlikleri XVII. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. Örneğin. yüzyılda Osmanlı yetkilileri. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır. Osmanlı’da. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi. savunma amaçlı olarak kullanıldı. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. “farisanlar”. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. Bütün bunlara ilave olarak. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. yüzyıl boyunca da değişime uğradı. Diğer taraftan. Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı. Osmanlı yetkililerini. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. Diğer taraftan. yüzyılda da görülmüştür. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. mar­ tulozlar.

Sonuç olarak. Osmanlı İmparatorluğu. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. yüzyılın başlarında. Örneğin. sadece yeniçeriler değil.ri ve sınır çitlerinin bakımı. Balkanlar. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. hatta ayrılamazdı. Osmanlılar için Balkanların önemi. Balkanların tamamına yayıldı. Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. Bu durum. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. yerel yerlilere kalmış oldu.3’ü. Örneğin. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Bunların arasında birer tane İtalyan. En önemlisi. Bu yüzden. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir. Diğer bir deyişle.000 süvariye bakabiliyordu. XVI. Benzer olarak. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir. Bu işlem. çoğunluk. Avrupa’ya yapılan saldırılar. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. Bir çoğu. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır. Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. bir sıgWjl SİYASET . bu m iktarın % 42. 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. Bu süre içerisinde. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. Ermeni ve Gürcü. İdari bakımdan.

aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu. Bu yüzden Osmanlılar. Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. Osmanlıların. XVII. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. M . Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. Bu. Balkanların. kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. Balkanlara girdikten hemen sonra. Osmanlı imparatorluğu. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. Osmanlılar. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. Bu yüzden.

6. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri. IX. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir. asırda Macarlar. Pa­ pa. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi. dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur. Lazgöl adlı hisarı fethetti. XIV. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. D O Ç . İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. IV. Katalan lideri Roger de Flor. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. asırda Bulgarlar. ardından İzmir’i SİYASET .500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu. IX-XI.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler. asırda Avarlar. VI.OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. Mese­ lâ. asırda. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları.2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos. DR.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. Türkiye Selçukluları zamanında. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması.S. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi. Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar. VI. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti. Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. VII. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması. Mikhail. Daha M. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey. Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. asırlarda Peçenekler.000-6. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir.

tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi. Orhan Gazi. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar. Malkara. Fetih hareketleri. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce. Hayrabolu.19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri.1 1 Ancak. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. İstanbul istikametinde.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi.12 Kezâ. Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede.16 Osmanlılar. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı.9 Bu durum. Vize istikameti­ nde. iki defa Rumeli’ye geçmişti.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. Gelibolu. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. Biga’dan Gelibolu’ya geldi. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi. Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi.10 Nitekim bu kumandanlar. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı.23 Yine Konur Hisar.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu. üçüncü kol ise İpsala. İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar. Yakub Ece Bey. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi. Diğer taraftan Osmanlılar.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. Anadolu’da. Bu durum. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine. Çorlu. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti. emrindeki gaziler.2 5 SİYASET . Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti. N itekim.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa. batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi.1 7 Kantakuzenos.

Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması. Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar. göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57). Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü.39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET . Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti. Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış.35 Murad Hân.26 İpsala. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı. bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler. Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti. Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. Mu­ rad. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi. Murad. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti. Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi. daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i). N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür. halkını esir etmesinin de rolü vardı.31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî.34 Murad. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi. Anadolu’dan gelen göçmenlerle.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı. N i­ hayet. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında. Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti. esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi.

Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. 3 (1952). gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo. diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer. s. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti. Tarih Dergisi. S.47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da.: Poul W ittek . Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler. 1 A fif Erzen. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu. Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır. 3 a. ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu. S. asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. c. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır. Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması. s. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir. Bunun yanında bu mücadeleler. 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. İstanbul’u kuşatan Andronikos. halk arasında geniş kabul görmüş. Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı. Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler.dığı zaferi ile bozguna uğratılması.44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. G D A A D . 1. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular. Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor. İstan b u l 1994. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. S. İmparator Ioannes V. Bunun yanında deprem vb. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri. 35. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı. Ancak. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu. “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”. 61.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti. bölge­ yi harâb hâle getirmişti. s. Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması. yerli halka gösterdikleri müsamaha idi. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır. Tutuklu bulunan Andronikos’u. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”. XIX.45 Tabiatiyle bu durum.: Z errin G ünal Ö den. XIV. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi. Ancak. İstanbul 1972. 63 9 -6 6 8 .

239-240. a. s. İstanbul 1964. Edime. 12 13 14 Dukas. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. s.. s. s. “T ü rk le r ve Balkanlar". H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. 299-312. U nat. 16 vd. Tevârih-i Âl-i Osman. s.. s. F. 16 17 18 İnalcık.: İ. 477-478. Dukas. EI2. s. “Tevârih-i Al-i O sm an”. Emecen. Bizans Tarihi. İstanbul 1997. I. Bizans Devleti Tarihi.: F eridun M. 17-18. İstanbul 1999. İbn-İ Kem al.g. "Edime”. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”. Edirne’nin 600. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". İstanbul 1953. Lutfı Paşa.O fj> 123-129. Bizans Tarihi. 16. DİA. İstanbul 1928. İstan b u l 1997. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. a. 768). aynı eser. a. D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. X V ve XVI. “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”. İstanbul 1949. Doğuş­ 32 33 Kronolojisi.: A ktepe. 190-194. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler. ed: Elizakth A. 769. a.XIV. s. s. n. “XIV. M irm iroğlu trc. O ruç b. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”. Tevârih-i Âl-i Os­ man. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. s. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı. A k te p e . s. H alil İnalcık. s. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi. İstanbul 1989.e. VII. S. Basılm amış D oktora Tezi. Aşıkpaşazâde. 141-144. Osm an Turan. 4. İstanbul 1994. 14-15. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. Prof. H alil İnalcık. Ostrogorsky. 110. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET .g. s. M ü n ir A ktepe. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri".: M. Babinger neşri. "G elibolu". İnalcık. s. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız. 115-119. 36 37 Aşıkpaşazâde. İnalcık. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz. Balkanlar.r.e. 126-127.. M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. İstanbul 1991. İA.. 493-495. İnalcık. İstan­ bul 1998. s. Ostrogorsky. 983.. c. s. M arm ara İJniv. N eşrî. 7 68-769. s. “O sm anlı Siyasi Tarihi”.: EHzabeth Zachariadou.. Emecen. İstanbul 1979. aynı eser. 291. 176-177. s. 10-11. II. Ankara 19842.: A tsız. “G elibolu" m ad.. s. M ükrim in H alil. s. Aşıkpaşazâde. “G elib o lu ”. Takvimler. A n­ kara 1983. Gelibolu. 6 7 M erçil. 151. İstanbul 1993. 21-22. Serhan Tayşi. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. H alil İnalcık.. İbn-i K em al. “Osmanlı Devleti”. Tevârih-i  l-i Osman. 158. "Edirne'nin Fethi”. II. İstanbul 1971. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. ed. s. H a k k ı Ayverdi. III. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz. “Türkler (Osmanlılar)”. X . 140-144. aşhane. 124. “T ü rk ler ve Balkanlar”. Defter. 499. s. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı.e. 261 vd. Feridun Emecen. s. H ernandez. 291. s.-M . 118). 25-26. M . 317). T D . 114-118. Tarih Sem iner K tb . I. Şerafettin Turan neşri. 983. 12. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad. 173-182. N ikolas O ikonom ıdis. Yaz 1999. Osmanlı Beyliği (1300-1389). Osmanlı Beyliği 1300-1389. 12/11. II. 505-509. s. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. s. Tevârih-i A l-i Osman. İstanbul Üniversitesi. 4 8 8 . 177. 11. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”. 137-159Şahin. İnalcık. 135-145. Hümaniter Bilimler. 11. 175.). 29 vd. 28. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. Emecen. İnalcık. İstanbul 1997. s. M ünir A ktepe. K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş. 101). İlhan Şahin. H alil İnalcık. s. H annover 1925. “A ydınoğulları” m ad. s. s. İstanbul 1961. Âli Bey neşri. İb n -i K em al. 136. “O sm anlı D evleti. s. İbn-i K em al. s. II. 19. N ecdet Ö ztürk. s. İstanbul 1968. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. s. Kitâb-t Cihan-nümâ. l 6 (1955). İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık.. G. s. 151. Ostrogorsky. İnalcık. s. s. Ostrogorsky. Claude Cahen. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri.: Tekindağ. 148-149. s. 12-13. 127. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad.e. s. X.g. s. 156-157. İnalcık. Tak­ vimler. Çiftçioğlu N . “The Turks w ith the G rand Catalan Company. “Osmanlı Devleti”. s. Bizans Devleti Tarihi. s. VII. Bizans Devleti Tarihi. s. İstanbul 1990. “T ürkler ve Balkanlar". İstanbul 1991. Dr. V III. s. aynı m üellif.: İnalcık. 144. 151. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. s. Tevârih-i A l-i Osman. Aşıkpaşazâde. 123-124. s. s. A nkara 1 9 8 7 . s. İbn-i Kem al. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin. s. s. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". BOA. Bizans Devleti Tarihi.). R. II. İbn-i K em al. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”.e. Türklük Araştırmaları Dergisi. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. D İA. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”. H az. Travaux et Me'moires. 124.e. 209. s. “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. İstanbul 1971. İstanbul 1989. Bizans Devleti Tarihi. IX . Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz. 25-45. s. Ankara 19955. İA. I. İs­ tanbul 1995. 495. II. “Gazaya Dâir.g. Ostrogorsky. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. s. s. 25). “R u m eli”. A ııthony L uttrell.g. “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”.: H alil İnalcık. Paris 1979. S. s. s. İstanbul 1949. 34 35 Aşıkpaşazâde. 290.. F. a. Tevârih-i  l-i Osman. “Türkler ve Balkanlar”. s. trc. A nkara 1965. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. Zachariadou. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler. s. Cogito. 131. 1 305-1312”. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". 211). a. “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". İm aretin vakfiyesi için bkz. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. Önsöz ve İndeks M. 191-197. s.: H am di Can Tuncer. 10 11 İbn-i Kem al. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz.. Şehabeddin Tekiııdağ. s. İstanbul 1956. nr.g. Byzantinoslavica. Diistımıâme. “G elibolu” m ad. OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. 102-103). G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. Türkiyat Mecmuası. XIV. 13.. 479Ostrogorsky. 94 9 /3 8 8 . 240. D İA.. Fetihler ilerledikçe.1. aynı eser. 71 vd. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. s. “T ü rk ler ve B alkanlar”. Leiden 1965. İstanbul 1984. 983. 176-178. II. İbn-i Kem al. 15 M. A ltay K öym en neşri. Atsız neşri.  dil. “Türkler (Osmanlılar)”. İsm ail H am i D anişm end. s. 173 vd. 1. 19 P Charanis. s. s. “Rumeli”. “Süley­ rihleri. Erdoğan M erçil. 299-300.. s.: E. 191)."Rumeli'nin iskânı”. 124. Tez nr. s. Vakıflar Dergisi. s. Selçuklular Zamanında Türkiye. Sezgin. 117. s. aynı madde. trc. 8 9 H alil İnalcık. s. İnalcık. IV. s. s. Feridun M. N ec­ d et Ö ztürk. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. s. I. 138. İstanbl 1988. "Rum eli" m ad. II. s. c. ve XV. 17). 69).: Fikret Işıltan. İstanbul 1974.. 4 5 Enverî. M ünir A ktepe. 19-28. İstan b u l 1993. s.: Aşıkpaşazâde.

Edirne ve çevresinde.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır. Turhanoğulları. üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I. şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. Evrenosoğulları. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz. T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp.2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir. H am zavi’n in eserinde I. akın yaptıkları bölgeler. faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. O hri ve çevresinde. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır. Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik. yeni bölgelerin fethedilm esi. Teselya Yenişehir. Serez. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu .ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H. G üm ülcine ve L outra’da. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II.4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları. D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde. topSİYASET . hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir.1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri.

ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz./1 4 6 4 M. Çete. ve 16. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. I. akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. F. H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT . k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı. M urad’ın. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. M urad (13601389) ve I. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. döğüş sanatının inceliklerini bilen.13 A. g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. A kıncı def­ terleri. akıncılığın 15.12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H . b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz. İ. haram ilik ve ak ın adı verilen. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte. keşif. K ö p rü lü .9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz. tarih in d e II. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar.14 M. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu.1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta.17 A k ın c ılık . A ydınoğullarm ı k onu alan eser. F. Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır.18 O sm anlı öncesi. Y apılan ak ının. I. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür. üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı. 15. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı.

d i­ ni. A şıkpaşazâde tarihinde. düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u . onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H . “H an. M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek. I. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda. 11366 M . devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır.sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da. E v­ remiz G a z i dahi vardı. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler. O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de.. barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti. I. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler. M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. zapdetmekle görevlendirmişti. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. 78 6 H . Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . U zunçarşılı’nın Ilhanlı. tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di. ekonom ik.22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında. B. B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. . T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken.20 S. akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların. B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır.21 I.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i. ğ u çalışmalarda. N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır.19 C. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. İkincisi de akıncı bey­ ri. C ahen. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti. h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak. İpsala’y ı fethetti. C. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. ele gefirmeye yürekli serdarları. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını.

yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. Yağma. Y ukarıda aktarılan bilgiler. görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. D üşm anın önem li geçit. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C. getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. O sm anlı ordusu seferdeyken. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. 11. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . yüksek dağları. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. 7. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana.11 3 8 3 M . sultanın. B irincisi. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır. Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . yolları. I. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti. 3. yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. 4. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. 8. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. 10. m al ve esir alm ak. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. peri çehreli kızlar. 12. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. Ü çüncü önem li nokta. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak. B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. O layın ikinci önem li noktası. bağlılıkla rın ı belirtmişler. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. 5. 6. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış. akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. G an im et. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. tah rip ve talan yoluyla. 9. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da. 2. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak.

Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder. S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi. atın ın bastığı yerde ot bitmez. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın.. K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip.. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. “. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti. SİYASET . dar. Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi.. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas.... yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir. 15.. H ica z’a gitm işti. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler. kıvanub buyurdu. sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. G erektir ki. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı. K endi sancak beğleri de geldi. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. hüner gösteresin. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken... H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip. Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli. Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler. ona göre a d ­ lanm ak. N i ­ ce vilayetler fethetm işti..a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini. sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler. Varub. “H a zır lık la r tam am landı. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir. On­ dan sonra düğüne başladılar. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi. y ü z a k lığ ı edesin. su ltan M urad. hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp . su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir. M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise. ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti.B a k a Evrenoz demişti. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “... Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir. A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz. ağanun neslindendir. ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu. “.. B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler. k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim... ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden. B ileğinin hünerini. onların statülerine de yer v erildiği görülür.

O sm anlı idaresinin. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. toprak yöntem inin. devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı. B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması. Yalova’y ı da tim ar a verdiler. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı. k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur.İm di. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim . O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I.. to p lu m yaşam ının (dini. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. vardığın yerde durasın. YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin. g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi. tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir. Erken O sm anlı dönem inde.. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. Ahi teşkilatının. A şıkpaşazâde’n in I. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. riayet edip. Vergilerini adalet üzre toplayasın. Evrenüz. ”il ana şema üzerinde şekillenir. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. I SİYASET D . E rken O sm anlı dönem inde. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı.. Bilginlere. atam a r­ mağanısın. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. Bu p o litika. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. 16. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın. hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından.“. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik.. B u bilgilerden. m alum un ola ki. Sen.

b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de.... D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi. H araç koyuldu. M urad zam anın­ da. Serez iline geçirdi. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti.39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece.H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle. çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. M. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir. D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir. I. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. B u d u ru m a en iyi örneğim iz. 34 Yazar I. 835 H . Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi.36 b u insanların I.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti. A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır.”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir./1 4 3 1 M. ”37 Şeklinde. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında. Onları sürdü. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki. Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13. O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. B ununla b irlik te. iskân ettiriim eO SM A N H . tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde... B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar. . tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır. topraklara yerleştirilip. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. A. . sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. A kdağ. A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler.. K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler. Orada göçer iller vardı.

tim ar sitem inin. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. B unlardan birincisini. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu. Bir g ru p seferde iken. V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir.41 E. şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır. O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu.40 N . m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. Yazara göre. k o nunun başında. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. A m a toprağı satm a. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar. G elirler. W erner. W erner. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir.42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT . yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı.

: K r a e litz . I. 4 B k z. 4 6 -7 2 .5 5 . Osmanlı D evletinin Kuruluşu. Yinanç)..: N e ş r i..: A k d a ğ . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 42 B k z . T A C A N . “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I.2 5 0 . Öner).: A k ın . The Foundation o f the Ottoman Empire (çev. s.g. 2 7 . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. H . 4 2 . 1 9 8 1 .m. I . A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z . s. a. 2 3 1 .g..: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i. 1 9 8 6 .: Y îııanç. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası. B k z .: H a m z a v i. Parmaksızoğlu).: H o c a S a d e ttin E fe n d i. 1 9 7 9 . İ. 1 9 4 0 . Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . 4 3 3 .. 1 9 2 8 /2 9 .: A şık p a şa z a d e .: Suzi Ç e le b i.. Y . A . A . a.. M o- da A k ın la r. Unat. M.: O c a k . H .m.. T i irk A kıncıları . İ s ta n b u l 1 9 3 6 .: O. s.: U z u n ç a rş ılı.1 4 6 . I..e. k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II . s. 37. B k z... M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal .: M. 3 4 0 . a.. 3. s. Baştav).e. B k z. F. “A k ın c ı” m a d d e s i. Y Y ’dan X V I. a. s. 2 3 9 .. 1 9 9 1 .: H a n h a n . 2 1 9 B k z . s. K ılıçbay).: E n v e ri. 13 B k z. 10 B k z . a.Y.. s. s. s. 31 32 B k z .: O c a k .: Ş. Bayezid II Zamanların­ 20 B k z.: İ. Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi .: F e rid . M . İslam Ansiklopedisi. 2 2 9 .: A rs la n .. A lcın ay . H . 2 9 7 . D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n .g. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası. 1 9 8 2 .. 2 3 9 .. R..: N e ş r i.. A şık p a şa z a d e .e. İ s ta n b u l. B k z. 3 6 . A. Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran). İ. İ. " A k İn d jİ” m a d d e s i. 1 9 8 7 . I. 5 B k z. 6 6 .: A şık p a şa z â d e .: K ra e lic z .g. 1 9 6 0 . 2 3 9 B k z . 1 9 8 8 . I.m. Cam i-iil M aknunat (çev.: a. “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” . 1 9 9 2 . 59B k z. 9 B ilg i için b k z .e. O SM A N LI f f f l SİYASET .2 4 0 . A n k a ra . Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz.. Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz. “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”.. O . I .. İ.. H.: Y. U z u n ç a r ş ılı. s. A n ­ k a ra . M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r . Hulusi).: A şık p a şa z a d e ..g..4 3 . Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev. A n ­ k a ra ./ 1 4 9 1 M . A n k a ra . F. 8 B k z. Ç . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü .I I .-X V . s. a ... 3 0 4 2 . 1 4 2 -1 4 3 . 1 0 5 .: G ib b s o n s .3 0 8 . A n k a ra .g. H .: U z u n ç a r ş ılı. 6 B k z.: T acaıı. I.: U z u n ç a rşılı. Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz. 11 12 B İlgİ İçİn b k z . O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n .: F e rid .. 1 9 8 7 . İ. 6 2 -7 3 B k z . Kappert). Köymen).g.e. Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev. I-V . s. H . s.g. H . İ s ta n b u l. s. s. .4 3 8 . s. 23 9 B k z. H .m.g. 197 3 . 1 9 1 4 /1 5 . S.. h . s.1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a . a. Z .... İ s ta n b u l 1 9 1 0 .: A. 7 B kz. S. Dusturnâme (yay. D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . s.g. s.: A n o n im . M . s. 4 3 2 . E . II. a. İ s ta n b u l. 6 6 7 . E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z . s. A . 2 4 2 . İ s ta n b u l. 1 9 2 4 . 2 4 2 . 33 34 A. B k z . XIV.g..g. s. A ğ u s to s 1 9 9 5 ..3 4 1 . 2 0 2 . s. s. s. a. R .g.4 0 . s. t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir. A kıncılar ve Mehmed II.e. s. X V I . 7 /3 7 . Tacn’t Tevarih (çev. 5 4 . O .g. B e lle te n . “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”.: İn a lc ık . “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”. “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . 1 9 7 9 . A. 8 2 . 1 9 3 3 . İ s ta n b u l. 7 3 -7 4 . H .e. 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir. Z . Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”. 1 3 4 -1 3 5 . 1 9 8 5 . Y Y.: M. I I. B k z .: K ö p r ü lü . E se rin i 8 9 8 H . 2 4 0 .. İ s ta n b u l.: Asım ). 1 9 1 5 . Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları.: U z u n ç a r ş ılı. 8 5 . 3 .: a. manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri. s. Levend). B k z . 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . 1 9 2 8 . Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F. II. 1 2 7 . a. 1 9 5 6 .e. a. B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz . 3 0 4 0 .: C a lıe n . F. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid.e. Y . a. H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır . “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”. 2 3 1 . A . 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i. A tsız) İ s ta n b u l.. 1 9 8 7 . 3 9 . 4 6 . A n k a r a . V. B k z . H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev.: B e ld ic e a n u .g. A n k a ra . I . B k z. s. s.g.e.g. .: M.2 4 0 . A . V. M . 1 9 8 3 .: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı. B k z . 43 Esen. C .m.. . s. d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . Os- rihi Encümeni Mecmuası.1 0 .m .da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. H .g .e.: P a k a lın . mesi (yay.g. s. N ..e.. s. A n k a r a ... A ta tü rk’e Armağan Kitabı.. Erken 0s~ 14 15 B k z .e. P. 1 9 8 1 . T ürk Ta­ şuyor Dergisi.. D e c e i. a. Harmancı). H o c a S a d e ttin E fe n d i. 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z. The Encyclopaedia o f İslam.m. s. 2 8 . A. W ie s b a d e n . 6 7 . s..2 3 4 . İs ta n b u l. s. I. 1 9 6 7 . 1 9 7 0 . N .. a. s. 1 5 5 -1 5 6 . N .. İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k . a. B k z. İ s ta n b u l.g.: W e rn e r. N e ş r i.: Shaw . 1 9 8 1 . E sk işe h ir.7 5 9 . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .: A şık p a şa z a d e . a. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 3 1 .

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek. ve XIV. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. Erzincan’da Erzincan emirliği. Kara Koyunlu. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. Bu sırada Anadolu’da.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. Toga Timurlular. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur. bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek. Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı. Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. Horasan Serbedarlılar. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. Musul. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. Bu yüzden o. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur. Dulkadıroğlu. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. burasını ele geçir­ di. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. DR. Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. Horasan’ın bu durumunu. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış.

Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti. Toktamış üzerine. Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak.3 O. Hanzâde. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. Ti­ mur. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. Zira o. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip. mektuSİYASET . beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. kendisine katılacağını bildir­ mişti. Berkuk. Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil. Gürcüler üzerine yürüyerek. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. Bu savaş Orta Asya. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. Delhi’yi ele geçirip. Karamanoğlu Alaaddin Beg. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü. onlara ağır darbeler indirmiş. O. Bayezid. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Zira artık Altın Orda hanları.2 Kadı Burhaneddin. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah. Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. N itekim o. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. Bu haber doğru olup. H int seferine katılmamıştı. giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. onu bertaraf et­ mişti. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı.

Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. bir süre Semerkand’da kalıp. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan.4 I SİYASET . bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. önce Musul’a. Böylece dostluk. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. Kadı Burhaneddin. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. Bâ­ yezid’e sığındılar. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Öte yandan ittifak üyeleri. Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek. Konya.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. tehditlere başlamakta. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. Azerbaycan. Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti.

O.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. Tâbi olup.10 SİYASET . aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra. önce Sivas’ı geri almış. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. oradan da Haleb’e geldi. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor. lâkin tekrar gelecek olurlar ise.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. Timur bu cevaba karşı. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler. Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti. bu olmadığı takdirde. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. Esasen bu teklifler kabul edilse bile. yakıldı. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş. An­ kara’yı kuşatmıştı. Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. Buna karşılık Bâyezid. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi. Timur. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı.5 Haleb. şehir yağma edilip. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak. dostluk teklif ediyor. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. Bu yüzden o önce Behisni’ye. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile. Timur elçilere. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. kafirler ile mücadele edip. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar.

Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. torunu Muhammed Sultan. Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken. et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu. Zira Bizans İmparatoru Manuel. Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid. bağlılığını bil­ dirmişti. 17 Ağustos’ta. Esenboğa. güneyde Karacaviran. kuzey­ de Cankutaran. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı. Hacılar köyü). onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi. Kışlacık deresi. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da.000 kişi. Rumeli’nde fetihler durmuş. Aydınoğullarına bırakıldı. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. Çubuk. lâkin ona yetişemeyince. Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. Ova çayı. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir. O. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı. Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. XIV. İzmir. Bu yüzden Timur. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. kuşatmayı kaldırarak. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz.1 5 Muhammed Manisa’da. Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır. batıda Kuşçu dağı. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . Osmanlı ordusunun 70. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Mire dağı.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra.

A. Alexandrescu D ers­ ca. savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. Mirza Şahrııh ve Zamanı.. 350).dv.dv.: Zeki Velidi Togan. II. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı. K ahire 1285. Yezdî. “XIV. H . “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir. 10. 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz.19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. Praha 1937. Belgeler (1986). O .dv. Uzunçarşılı. 2 7 9 v. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı.dv. 24.. A nkara 1994. 25 2 . 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz.-XV. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî. II. H . 6 7 İsm ail Aka.: İ. Kara Koyunlular. Zafemâme.dv.: Alexatıdrescu Dersca. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”. “ 1402 Ankara Savaşı". Ba­ yezid M ad. Meskûkât-ı Osmaniyye. 55. 591-59919 H alil Edhem . Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir. I.: Ö m er H alis (Bıyıktay). aynı m üellif. M . 1-22.dv. İstanbul 1334. M. Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti.: İsm ail Aka. İ. X X X V II/l4 6 . 108 (33). N r.1 7 Yenilgi. paraları üzerine onun adını da koydurdu. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. s. 88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz. Belleten (1943). Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. 386). s. 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. Belleten (1973). 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. 4 Faruk Süm er. 3 Bu m ek tu p için bkz. Şâmi. A nkara 1 9 6 i. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz. I. İ. ZDM G (1958). I. U zunçarşılı. I. 310. dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. 63 v. Zafemâme. Zafemâme. H . İstanbul 1934. Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti. “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”.: M uzaffer Erendil. 62. 121 v. II. 15 16 17 Yezdî.1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur.: Yaşar Yiicel.: Fuad K öprülü. “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi". 348). Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti.. 1/2. Yinanç (/. 14 Bu fetihnam eler için bkz. l 6 l v. 96 v. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır.dv. U zunçarşılı.ş. İ. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. Tahran 1336 h . A. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403).dv. Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip. İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü. Bayezid I M ad. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi. 308. Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”. B ucuresti. H . Acaibu’l- Makdnr. X I/1 5 . 1977. I. La Campagne de Timur. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. 301 v.: İb n Arabşah.2 9 2 . Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz. 6 v. Uzunçarşılı. 318.: Yaşar Y ücel. Osmanlı Tarihi. La Campagne d-e Timur en Anatolie. Askeri Tarih Bülteni (1980).tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada.. “T im urs O ste u ro p ap o litik ”. V II/2 7 .. Osmanlı Tarihi. I. Ayrılmadan önce. II. 68 v. Belleten (1937). Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. T im u r A kşehir’e gelince. 327. Osmanlı Tarihi. 5 91-603.

DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI. HARAMEYN" .

.

YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 .FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII.-XVIII. YÜZYILLAR) 253 XV.

.

hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. Açıkça görülüyorki. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. fakat XVI. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü.2 XVI.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. [JJJ SİYASET . fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade. döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı. Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar. sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır. DR. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du.3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE. Paradoksal olarak. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. Fatih olarak tanındı.

“Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca. belirtilmeyen bir tarihte. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim. Bu şekliyle hikaye Papa II. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz. Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir. II. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . zenginliğimin ve talihimin yardımıyla. “İskenderler. Yazarları. Gençliğimin. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder. 672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım. Yukarıda belirtildiği üzere.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. projesini hatırlatmaktadır. ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi. Sezar. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir.9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder.

atalarından kalan topraklara yirmi ülkeyi daha katmış ve dünya fatihlerinden birisi oldu­ ğunun işaretlerini göstermişti. diğer çi olarak ne elde etmeyi ummuş ve amaçlarını gerçekleş­ önemli bir siyasi gücü olan M em lûklara yönelik olarak tirm ek için nasıl bir yol tutm uştur? Fatih askeri açıdan m ümkün olanı hedeflemiş ve bunu gerçekleştirmek için hiç bir şeyi şansa bırakmayan titiz askeri seferler hazır­ lanması konusunda ısrarcı olmuştur. (sahip-kıran)!'11 halde Fatih Sultan Mehmet seferlerinden gerçek­ XV. Sonuçta Kritovoulos’un ifadesi­ ne göre Fatih’in ordusu “altm ış bin süvari ve seksen bin piyadeye” ulaşm ıştı. Fatih sadece B atı cephesinde Hristiyan Avrupa’ya karşı değil.13 Ancak Fatih özel tekneleri bir şekilde donanmaya katarak 300 teknelik bir filoyu cepheye insan ve malzeme taşımak üzere denize çıkartabiliyordu. II. büyük seferlere hazırlanırken Fa­ tih ’in riske atılm ayı sevmediği görülmektedir. 1461’de Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden önceki hazırlıklarında net bir şekilde görülmektedir. lıarb ta­ raftarı lobinin onun normalde ihtiyatlı tabiatını fazla iyimser tahminler ile aştığını nispeten güvenilir kaynak­ lar belirtm ektedir. bize Fatih’in seferlerindeki düzeni. asrın üçüncü çeyreğinde Osmanlı gücünün gerçek sınırlarını ortaya koymaktadır. ”18 Şartlar izin verdiğinde Fatih’in M em lûk toprakları­ nın bütününü veya bir kısm ını alm a eğilim inde olduğu­ na dair ciddi işaretler vardı. Fatih’in askeri itibarını bozulmadan ko­ rumak istemesi kazanma şansı olmayan maceralara atıl­ masını önlemiştir. İşte onun bu mükemmel as­ keri sicili... 1480’de Rodos muhasarasının başarısız olmasına rağmen. ‘İstanbul’a ilave olarak. Meh­ m ed’in dünya fatihleri arasındaki statüsünün bilincinde olduğunu Fatih’in yakın çalışma arkadaşlarından tarihçi Tursun Beg 147 3’te işaret etmiştir. I SİYASET . Bundan öte. Fatih sadece başarılı bir komutan olarak tanınmak istemedi. Mesela bu titizlik . aynı zamanda he­ men bütünüyle başarılı askeri sicilinin onu sahip-kiran (Gezegenlerin uğurlu birleşim inin Efendisi) unvanına la­ yık gördüğünün bilincindeydi ki bu unvan İslam gelene­ ğinde ilahi onay ve destek ile efsanevi fetihler yapmış olan çok az karizm atik lidere layık görülmüştü. hem de başarı oranını düşürecek risklere girmemeye kararlıydı. Fatih’in bazan aşılamayan engel­ lerle karşılaştığı ve yenilmez olm adığı inkar edilemez. “Fatih. Belgrad (1456) ve Rodos’un (1480) başarısız muhasara­ ları ve Fatih’in sahip olduğu mütevazi ölçülerdeki do­ nanma XV. Gerçekçi bakılırsa.14 Bu tespitin ikinci bölümü müba­ lağa edilmiş olsa da. Fatih’in askeri seferlerinin bir muhasebesi yapıldığında. O ki metodik yaklaşım ı ve titizliğ i güçlü Türkmen lideri Uzun Haşan ile Ağustos 1473’te O tlukbeli muharebe­ sinde karşılaşmadan önce. öncelikleri ve hedeflerini yorumlayabilmemiz için ip uçları vermek­ tedir. Macar sınırı boyunca mevzilenmiş akıncılarından büyük bölümünü Anadolu’daki müstakbel cepheye kaydırm a tedbirini almasından ve cö­ mert tim ar ve zeamet bağışları ile m üttefik kazanmaya çalışmasından da belli olm aktadır. yüzyılın sonlarmda İslam Dünyasında. Osmanlı ilerlemesinin bir kaç cephede ayııı anda olması hüküm darlığının son on yılında m ali güçlükler doğurmuş ve imparatorluğun zaten azalmış olan insan ve m addi kaynaklarında ciddi ve toplumsal açıdanda yıkıcı sakıncalı tesirler meydana ge­ tirmiştir. O zaman imparatorluk donanması 200 tekneden fazla değildi ve bunların sadece 92 ’si silahlı kadırga id i. Venedik’le 25 Ocak 1479’da barış imzalanması beklenen fırsatı verdi. aynı zamanda Asya’da aşikar hedefi olan M emlûk Suriyesi’ne karşı da tekrar bü­ yük bir kara harekatına hazırlanıyordu. Osmanlı ve Memluk toprakları arasındaki tampon bölge olan Karaman’ı Suriye ve Mısır’ın fethinin ilk aşaması olarak (vurgu yazarındır) almaya karar verdi. H ristiyan Batı­ nın itaat altına alınmasının imparatorluğun gelecekteki gelişm esi ve em niyeti için sağlam bir temel atılm ası yö­ nündeki kapsamlı planın sadece bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. Sınırsız ihtirası ol­ masına karşılık.15 Fatih’in askeri seferleri planlamadaO SM A N U Fatih’in niyetini bize aynı tarihçi haber vermektedir. 147 5’de K ırım ’ın Osmanlı hakim iyeti altına alınması ile Osmanlı nüfusu Karadeniz’e ulaşmış ve Osmanlıların mevcut deniz gücü kapasitesinin daha da sınırlanmasına ve daha fazla kayna­ ğa ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. Bu konuda tüm kaynaklar birleşmektedir k i 1481 ilkbaharında.la açıkça gurur duyuyordu. öm­ rünün sonuna yaklaşırken.16 Bu kusursuz planlama ve güçlerini ustaca mevzilendirilm esi göstermektedir k i Fatih hem askeri zafer ka­ zanmaya azim liydi.

mesela sürgün siyasetine yönelik tenkidler sa­ dece tarihçiler arasında değil Fatih’in kendi danışmanla­ rı arasında da bölünmeye sebep olmuştur. sultanın em riyle yapılan nüfus transferlerinin cezalandırıcı yönlerinden kendisini < ü-me’mur ma’zur de­ yim ini kullanarak ayrı tutm ak istem işti. Anca