OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma. . İngiltere.e.. a. a. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office. EHN EUM FO GMDTA h. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı .g. BA BOA CA CD CH DİA DUİT E. HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş.. yazmalar .. OTAM RGD A s. Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih. YA-Res YEE Yz.e. ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b.y.KISALTMAIAR a.m. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih.B. S. a. Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin..g.g.ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr.

iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. D R . P T R M E N T Z E L M Y R D . R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . D R . D R . D R . D O Ç. M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF. D Ç . İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. PROF. D O Ç. ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. D R . Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D . D R . D R . N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. D R . D O Ç. D R . A H M E T KAVAS ■ D R . V10REL PA N A IT E ■ PROF. D R . D R . D R . D R . E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . D R . ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. D R . E N R IC O BA SSO W D R . D R . D R . R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . D R . Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R . D R . D O Ç . . PROF. D R . F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R . D R . B U N E S » PROF. H İR O K İ OD A KA D R . M O N IK A M O L N A R U PROF. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D R . D O Ç. H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. D R . D R . G A B O R A G O ST O N m D R . PROF. O SM A N KÖSE m D R . D R . M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . D R . D R . S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. D R . D O Ç . H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. PROF. M U STA FA B U D A K ■ Y R D . A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . D O Ç. İB R A H İM S E Z G İN ■ H . D R . C O L IN J . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . D R . D R . PROF. PA L FO D O R * D R . Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. D O Ç . SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. M E H M E T SA R A Y » Y R D . S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF. D R . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . D R . K A M E L F IL A L I» PROF. O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D . Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. D R . TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . D R . R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . H E Y W O O D • PROF. D R . D R . D R . D O Ç . D R . D R . H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF. Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. D R .

DO Ç. T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . HALE ŞIV G IN ■ YRD. D R . DOÇ. D R . D R . D R .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II. G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . D R . M E T İN H Ü L A G Ü m D R . E N G İN A K A R L I ■ PROF. A. D R . ISA B L U M l ■ D O Ç. D R . abdülhamid ve pan-islamizm PROF. F İK R E T A D A N IR m DO Ç. DO Ç. D O Ç. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R . C E N G İZ HAKOV • DO Ç. DOÇ. D R . D R . D O Ç.cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. H A K A N K IR IM L I m PROF. D R . B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . DOÇ. IG O R KA R PA Y E V U Y R D . D R . Ş. D R . abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. D R . D R . D R . D R . D O Ç. D R . YASAMEE ■ PROF. L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . D R . D O Ç. D R . D R . D R . M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . D R . C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . D A V U T K IL IÇ m DO Ç. D R . FE RO V Z A B D U L L A H K. D R . D O Ç. DO Ç. A H M E T T U R A N A L KA N m D R . KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. D R . D R . IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D . D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. M U R A T M . D R . H AŞA N ŞA H İN ■ D R . N A D İR DEVLET ■ DO Ç. H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. D R . D R . D R . D R . D R . D R . A L İ A K Y IL D IZ m PROF. M U SA Q A S1M 0V m D R . M İT H A T B A Y D U R ıı. D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı. S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . DO Ç. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. D R . BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. D R . A Y TE N SEZER ■ YR D . H A T İP O Ğ L U U Y R D . M E S U T A Y D IN ■ D O Ç. D OÇ. ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. ODILE M OR E A U ■ DOÇ. N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . SON YEL ■ PROF. D R . D R . VEYSİ A K IN . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF. DO Ç. D R . D R . D R . D R . D R . BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. A L İ B İR İN C İ ■ D R . SF. D R . G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. İL B E R ORTAYLI D R . DOÇ. DOÇ. D O Ç. HE E S 0 0 LEE • DO Ç. D R . D R . H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. ÖM ER B U D A K ■ Y R D . SA LA H I R. balkanlar ve ötesi PROF. A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. D R . M ERA L B A Y R A K m Y R D . M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç.J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. M A H İR A Y D IN m D R . D R . D R . yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. D R .

M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. D O Ç. D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. D A R L IN G • PROF. PROF. D R . R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . D R . D R . ZA FE R T O P R A K • ASST. D O Ç. D R . YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. T İM U R K U R A N ■ PROF. E YAL G IN IO » Y R D . Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. D O Ç. EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . D R . D R . İM M A N U E L W A LLERSTE IN . SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF. D R . D R . D R . D OÇ. ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. D R . PROF. D O Ç . A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. PROF. S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. D R . M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. D O Ç. D R . C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. ulaşım ve demiryolları PROF. A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. PROF. D R . T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D . L İN D A T. D R . S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. D R . D R . D R . DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. D R . H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. D R . EROL ÖZVAR ■ D O Ç. ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. D O Ç. R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. VIOREL PA N A ITE ■ D R . D R . D R . FE T H İ G E D İK L İ M D R . D R . D R . D R . O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . KA TE FL E E T ■ PROF. D R . Y IL M A Z K U R T » D O Ç . D R . ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. D R . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . DO Ç. D R . SE RA P Y IL M A Z ■ YRD. U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF. D R . D R . D R . D R . D R . D R . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç. kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. D R . T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. D R . A SLA N ERE N • Y R D . D R . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . D R . KLÂ RA H E G Y I ■ D R . A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . D R . D R . M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. D O Ç. PROF.cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF.F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. D R . M Ü B A H A T S. D R . V A H D E TTİN E N G İN . D R . D R . D R . A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . DO Ç. D R . D R . D R . D R . D R . D R . F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ.

İL H A N ŞA H İN m D R . D R . D R . D R . D R . ermeniler ve rumlar PROF. D R . A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. D O Ç. A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. D R . SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. YAVUZ E RC A N » P R O F . D R . M USTAFA A ŞKA R ■ DR. M E H M E T ŞEKER » D R . D R . İREN E M E L IKO FF » PROF. DOÇ. D R . D R . DO Ç. ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . D R . DOÇ. DOÇ. D R . M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . D R . REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . ALİ G Ü L E R ■ D R . DOÇ. D R . KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. D R. A B D U L L A H SA YD A M » PROF. D R . Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . DOÇ. D R . CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. MOSHE M A ’OZ » PROF. S A İM SAVAŞ » PROF.. D R . SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . D R . D R . D R . PROF.cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. D R . D R . B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. D R . D R . EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. D R . A R SH I K H A N » P R O F . M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. D R . M . Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. D O Ç. D R . DOÇ. Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D . D R . S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. D R. N U R İ A D IY E KE » D R . D R . D R . F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. EM E CEN » YR D . D R . D R . M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . GEZÂ DÂ V ID m YR D . D R . ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. D R . DO Ç. D R . A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. SA W SA N AGHA KA SSA B . N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. D R . İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . temelindeki manevî harç PROF. D R . PROF. DOÇ. Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. DOÇ. A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . M USTAFA KA RA » DOÇ. STA N FORD S H A W » P R O F . M USTA FA D E M İR » YR D . G A L İP E KE N » D R . D R . B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . DOÇ. D R . H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . DOÇ. D R . A. F E R İD U N M . D R . M EN DERES C O Ş K U N » D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. D R . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. N E D İM İP E K ■ Y R D . D R . D R . D R . A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . D O Ç. SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. D R . D R . D R. RECE P D Ü N D A R » Y R D . D O Ç . O SM A N Ç E T İN ■ YRD. ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. DOÇ. B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. D R . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. G A Z M E N D SH PU Z A » PROF. O SM A N T Ü R E R » PROF. köylüler ve konar-göçerler PROF. BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC.

ZE H R A TO SKA » D R . D R . D R . D O Ç. N E C M E T T İN TO Z L U PROF. D O Ç. D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. T A H SİN Û Z C A N » Y R D . D R . A H M E T C İH A N ■ PROF. C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. D R . D R . D O Ç. İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. D R . D R . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. D O Ç. A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . D R . D R . D R . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. D R . M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. D R . O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D .cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. D R . R O D E D * PROF. E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. D R . U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . D R . Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . A H M E T M A K A L » D R . T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. D O Ç. D R . D R . D R . D O Ç. H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. D O Ç. R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. D R . D R . T U R G U T C A N S E V E R » PROF. D R . D O Ç. M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. LEYLA K A P L A N » ASSOC. PROF. D R . D O Ç. H A LİS A Y H A N » D R . D R . D R . D R . ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. R U T H M . A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. D R . D R . M EFA İL H IZ L I m PROF. D R . D R . D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç. FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. D O Ç. F A H R İ U N A N » PROF. D R . KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç. ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç . D R . D R . D R . D R . A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. S A L İH A Y N U R A L » Y R D . D R . ENVER K O N U K Ç U » Y R D . ZİYA K A Z IC I » PROF. D R . S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. BE H IYA ZLA TA R » PROF. İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. ZİYA K A Z IC I * D O Ç. F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D . D R . D R . A L İ A RSL A N M D O Ç. D R . T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . D O Ç. Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . D R . M A D E LIN E C. D R . D R . D R . H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. M . R Ü Ç H A N A R I K » D R .

D R. TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . D R . C H R IST IA N R U M P F » PROF. Al. M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. D R. EN GİN BE RBE R » DOÇ. D R.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. DOÇ. OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. M . D R . ZEKERİYA TÜ R KM E N . D R. SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . D R . YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. ORHAN KIL IÇ * PROF. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. D R . DR. D R. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. ATİLLA Ç E T İN * D R. SA LİM A Y D Ü Z * D R. D R. ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. D R . D R. PROF. M U SA Ç A D IR C I m YRD. D R. D R . DOÇ. DR. M . İLH A N YERLİKAYA * PROP. Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. D R. D R. DOÇ. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ. D R . DR. D R . DOÇ. A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. DOÇ. GILLES VEINSTEIN ■ YRD. DR. İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. DR. H A M İT ERSOY ■ YRD. D R . OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD . D R. H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. Ç E T İN VARLIK m DOÇ. D R. ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. D R . M E H M E T V . D R. DOÇ. DOÇ. D R. DR. DR. D R . harp sanayii ve teknolojisi PROF. YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. D R. A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. D R. RECEP AHISHALI * PROF. D R . A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. DOÇ. D R. M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. DR. DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. D R . FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. DR. A K İF A YD IN * ROF. FEVZİ D E M İR * YRD. ALİ Ş A F A K * YRD. M U R A T ŞE N U D O Ç . D R . G A BOR AGOSTON * D R. şeyhülislâm ve kadı DOÇ. SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF. DOÇ. DOÇ. M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. D R . A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. D R . D R. ALİ ÜNAL * PROF. DOÇ. İD R İS BOSTAN * ASST. D R. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ. N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. DR. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. DOÇ. M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. D R.

A Lİ B İR İN C İ ■ D . A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . D R . O R H A N F. Y U R I A. D R . PA L M IR A B R U M M E T » PROF. D R . H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . Ş E R İF M A R D İN » D R . D R . N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. D R . D R . O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . D R . D R . D R . D R . D O Ç. D R . O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R . D R . İB R A H İM K A L IN » Y R D . D R . H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. İ T E R T U R A N ■ PROF. D R . A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . D R . İL B E R OR TA YL I ■ PROF. D O Ç .ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . D R . A Z M İ Ö Z C A N » D R . M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. ZA H R A Z A K IA » Y R D . D R . D R . D R . D R . D R . D R . S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . D R . S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R . D R .cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. B A K İ T E Z C A N ■ PROF. B Ü L E N T TA N ÖR • D R . M E H M E T A K G Ü N » Y R D . D O Ç. D R . D R . D O Ç. E R C Ü M E N T K U R A N » PROF. D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . NORA SE N İ » D O Ç. D R . D O Ç . H A Y R İ B O L A Y » D R . S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . A H M E T Y. SA L İM KOCA » D R . C A H İT T E L C İ » D O Ç . D R . H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF. B E K İR K A R L IĞ A » D R . B A Y K A N S E Z E R » D O Ç . K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . D R . D R . D O Ç. SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. D R . R E ŞA T G E N Ç » PROF. D R . D O Ç. H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . RAIA ZAIMOVA » PROF. D R . E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . A B D U L L A H A L PE R E N » D R . B E K İR KO Ç L A R . M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. M İK A İL B A Y R A M » PROF. S. D R . D O Ç . M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . D R . VEJDİ B İ L G İ N » PROF. T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. D R . D O Ç . D R . D R . J A K O B L A N D A U » PROF. M E H M E T Ç E L İK » PROF. B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . D R . A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . D R . Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . D R . D R . COR N E LL H. C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. O C A K » PROF. D R . D R . N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. D R . ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. D R . P R O F D R . Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . B E R N A R D LEW 1S » PROF. FL E ISC H E R » Y R D .

D R . R E M Z İ D E M İR fizik . D O Ç . R E M Z İ D E M İR . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. D R . D R . S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. KE N A N İN A N » D O Ç . A L İ Y A R D İM » PROF. D R . E R D İM İR • D O Ç. A Ş K IN YAŞAR ■ D R . D R . D R . D R . A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF.cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF. A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF. D R . B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. D R . K L A U S K R E ISE R ■ D R . D R . H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. M U STA FA K A Ç A R » D R . D R . E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF. D R . D R . N İL S A R I » PROF. D R . H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . B E Ş İR ATALAY » Y R D . D R . E R İŞ A S İL . D R . D R . SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R . D O Ç.PROF. N U S R E T Ç A M » D R . E M RE D Ö L E N » PROF. R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . H U L U S İ L E KE SİZ » D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF.mantık D O Ç . D R. D R . D R . D R .biyoloji Y R D . D R .kimya . N A CER M IL O U D I » D O Ç. A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. A S U M A N B A Y T O P . D R . O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF. D R . E SİN KA H YA » D R . S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç. D R . D R . D R . D R . D O Ç. D R . M E H M E T H. D R . T U R H A N B A Y T O P » P R O F. D R . M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik . YAVUZ U N A T ■ PROF. D O Ç. STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp . İLT E R U ZEL » PROF. S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. D R . H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. D R .D O Ç . G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. D R .astronomi PROF. A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. D R . D R . D R . K O R K U T T U N A » PROF. D R . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF. D R . R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. A Y ŞE G Ü L D . FE ZA G Ü N E R G U N » D R . M USTA FA K A Ç A R .M U T L U K IL IÇ » D R . N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R . D R . ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. D R . H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. A D N A N ATAÇ » PROF. D R . N İL S A R İ ■ PROF. D R . D R . T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. D O Ç . D O Ç . D R . R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . D R . İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . D R . D R . D R . D R . N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF. SA L İM A Y D Ü Z » D R . D R .diş hekimliği PROF. D O Ç . H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . M . D R . İLT E R UZEL eczacılık PROF.

o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. DR. DR. DOÇ.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. D R. DOÇ. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. DR. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. D R . DOÇ. DR. DOÇ. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. D O Ç . İN C İ E N GİN ÜN M PROF. D R. GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . DR. İSKENDER PALA ■ PROF. DR. DR. M. DR. N E C D E T E R T U Ğ * PROF. N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. DR. GÜN A Y K U T ■ PROF. DOÇ. SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. DOÇ. D R . D R . D R . D O Ç. D R . ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. ALİ FUA T BİLKA N • YRD . DOÇ. DOÇ. N AZAN BEKİROĞLU • YRD. D R. MERTOL TU L U M M PROF. DR. D R . DR. MUSTAFA U Z U N • YRD. VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF. U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. M U Z A F F E R T U F A N M Y R D . CEMAL KU R N A Z U PROF. DR. DR. DOÇ. DR. DR. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ. D R . DR. D R. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R . M EH MET SA RI ■ YRD. DR. N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . A DNAN KA D RIÇ M PROF. ORHAN OKAY ■ PROF. A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . D R . DR. D R . H A L U K D U R S U N • D R . DR. N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. KEMAL YAVUZ • DOÇ. M EH MET ARSLAN M YRD. D R . A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. R ID V A N C A N IM ■ PROF. D R . KA ZIM YETİŞ ■ PROF. M U STA FA İSE N m D R . D R . NECAT B İR İN C İ ■ YRD. M E H M E T A R SL A N » D R . İSMAİL PARLATIR • PROF. D R . M E TİN ERG UN • YRD. DR. DOÇ. D R . DR. DR. D R . D R . DOÇ. ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. D R. DR. D R. DR. H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. D O Ç . VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. A HM ET B. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. DR. SABAHAT DEN İZ ■ YRD. Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. FAZIL GÖKÇEK . DOÇ. 1. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. DR. D R .ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. ERCİLASUN U PROF. DR. LATİF BEYRELİ • DR. DR. ALEV SINAR ■ PROF DR. A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. HAYATİ DEVELİ ■ D R. B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. D O Ç . NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. D R. İ. D R . İSMAİL ÜNVER • DOÇ. D R . DR. M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V. F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç. DR. D R. D R . H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. D R . TA D E U SZ M A JD A » Y R D . DR. EN GİN SEZER ■ PROF. MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. D R . FATİH SE ZG İN M DOÇ. KA DİR ATLANSOY . ALEMDAR YALÇIN • DR. DR.

Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . PROF. D R . H A K K I A C U N M PROF. A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. D R . M . H A K K I A C U N M PROF. K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. D R . PROF. DOÇ. T U R G U T CANSEVER M PROF. M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . D R . A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . DOÇ. OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. D R . A YH A N ZEREN M Y R D . N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF. M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. D R .cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. JA L E N. R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . D R . N E JA T E R A L PM D R . A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . DOÇ. D R . D R . D R . RECEP U SLU M D R . R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. D R . G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . D R . N U R İ Ö ZCA N • D R . FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF. DOÇ. D R . A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç . D R . D R . N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. D R . İSM A İL Y A KIT • P R O F . EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ. ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . D O Ç. NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . DOÇ. DOÇ. R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. D R . SEMAVİ E YİCE M PROF. D R . OLUŞ A R I K * PROF. Z E K İ SÖN M E Z m PROF. DR. D R . D R . D R . DOÇ. N U SR E T Ç A M M Y RD. G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . D R . A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. D R . D R . N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. B E TÜ L B A K IR M Y R D . D R . NAJWA O T H M A N M YRD . OLUŞ A R IK m PROF. E R Z E N U D R . SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. B İR SE N ERA T M Y R D . MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. D R . D R . D R . B Ü L E N T A K SO Y M YRD. SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . H. G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . DOÇ. D R . D R . N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . DOÇ. D R . M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. D R . D R . D R . D R . H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. LEYLA BA YD A R ■ PROF. D R . PROF. D R . D R . B Ü L E N T A K S O Y M D R . D O Ç. SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. EMİNE K A R P U Z * PROF. DOÇ. D R . RECEP USLU M D R . D R . D R . DR. K A SIM İNCE ■ DR. D R . D R . D R . A. EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF.

D R .e. ENVER TÖRE » PROF. halıcılık ve kilimcilik PROF.c. DOÇ. DOÇ. D OÇ. D R . D R . D R . D OÇ. D R . H A L İT ÇA L » YRD. G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P . D R . kuyumculuk PROF. G Ü N SE L R E N D A » PROF. D R . M U H İT T İN S E R İN m P R O P . SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D . D R . D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. D R . N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF. D R . DOÇ. İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD. B E K İR D E N İZ »P R O F . D R . DOÇ. M . H. Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F . F. D R . DR. H ÜSREV S U B A Ş I» D R . Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . D R . B A N U M A H İR ■ D R. M . N İH A T BO Y D A Ş » DR.T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. D R . TE R CA N Y IL M A Z » Y R D .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. D R . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. D R .D R . A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. D R. K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. ZEREN TA N IN D I » Y R D . M E T İN A KA R » PROF. D R . D R . D OÇ. DOÇ. R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF. M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF. D R . NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. D R . D R . FA H Rİ SAKAL . ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. D R . D R . D R . D R . HÜLYA T E Z C A N » Y R D . ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. D R . D R . D R . D R . B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . U Ğ U R D E R M A N m P R O F . D OÇ. Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. D R . FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . D R . D R . ARA A L TU N ■ D R . HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. G Ü L N U R D U R A N » D R . D R . H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. D R . DOÇ. H ATİCE A K SU » A. A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. h . K IY M E T G İR A Y » D O Ç . SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . D R . A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . OKTA Y ASLANAPA * PROF. DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. DOÇ. DOÇ. D R . Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . D R . D R . T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. R Ü Ç H A N A R IK R D R . h . D R .

DOÇ. D R . R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T . D R . D R . K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F.o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . D R . K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D .

I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ. KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I . DR.

.

geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. . Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof.ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır. m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. Daha da önemlisi bu büyüme. özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. Bu genellemelerin başında. Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. bizim amacımız. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği. H alil İnalcık. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. Dr. XIII. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde. sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde.

Öte yandan. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX.Daha sonra. Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır. “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. İmparatorluğun XVII. Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur. mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. ve XVIII. Yeni Türkiye . bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. XVIII. Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. XVIII. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. Bu bölümde. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine. Bu anlamda XVII. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir.

MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . DR. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF. DR. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR. DOÇ. ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. DOÇ. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD. DR. DR. KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. DR. DR. DR. MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. DÇ. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. COLINJ. ORHAN F. DOÇ. DR. DR. DR. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD.

KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI. YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 . PROF. JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. PROF. DOÇ. DR. PROF. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. DR. DR. DR. YÜZYILLAR) / DR. İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR. YÜZYILDA I. SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. DR. Dff.XVIII. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . DR.rumeli’ye geçiş SINIR.

VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. B A RB A R O S PAŞA. HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II. NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. DR. H0SKADEM HASANOVA / 509 . DR. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI. DR. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. DR. VE XVII. ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF. DR. DR. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. V. YÜZYILLARD A EFLAK. DR. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK. YÜZYILLAR) / PROF.1 7 0 1 ) / DR. BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF. OSMANLI. DR. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR. DR. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. DR. ÖZBEK.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF.

DOÇ. SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII. DR. YÜZYILLAR) / PROF. DR. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX. YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF. DR. DR. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. DR. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF. YÜZYIL SONU X X . MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. DR. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. DR. DR. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. DOÇ. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD.ALTINCI BÖLÜM XVIII. R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII. DR. YÜZYILLAR) / YRD. DR. DOÇ. DOÇ. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. İBRAHİM AYKUN / 689 . DR. DR. SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. Bölgede Çepni. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması. daha bu tarihten önce. F. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. Oğuzların kitle halinde batıya. Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir.B. 12. ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. yy. EySİYASET I. Asıl ikinci büyük göç. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. sürmeye çalışıyorlardı. Antalya. üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim. yüzyılda Anadolu. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. DR. Bu göçmenler arasında şehirli halk. Ancak.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde. saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli. yy. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir. Bu süre­ ci. Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. 13.D. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. 13. yy. Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır. tüccar ve sanatkârlar da vardı. Burada ilk in . Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. Bayat. Göç. birincisi. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. ulem a. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . bölgeyi Turkmenia diye anar. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına.da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. 14. İlkin demografik etkeni.

Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler.000 çadır.mir.000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. Karahisar (Afyon). Kü/ tahya’da 30. Her bölgenin başında. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar. Bu Türkmenler. Etrâk-i Vc. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. yy. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. batı uc bölgelerine göç etmiştir. çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. Al-U m arî 14. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. kutsal ganiSİYASET . Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. Kütahya. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır. Avdan. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Akdeniz. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. egemendi. başlarında Denizli bölgesinde 200. dinsel yaşam­ da. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. Amasya. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır.000 çadır. Denizli (Tonguzlu). OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri. Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. Galiba. Kastamonu ucunda 100. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. Kastamonu. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. Maraga. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. Siyasi güç. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. yüzyıl içinde. İlhanlı hüküm darlarının. Onlar. Orada savaşçı elemanlar Alplar. Uçlarda. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. Moğol kontrolü. Bu f/f’larda daha 13. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış. Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir.

Kalanlar ise. bu Türkmen grubu. 1261 tarihini. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. Bu hareket. Sahib Ata oğulları. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. Bizans topraklarına çevirdiler. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). ettiler). Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. Aynı yılda Selçuklu sultanı II. Sonuçta. Saruhan. B atıy a göçen babaîlerdendir. Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. 1299’da Nogay ölünce. heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. çoğu yok edildi. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. Baba Saltuk. Sarı Saltuk’un Türkm enleri. Orhan’ın donanmasından söz eder. bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET . Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. Türkmen beyliklerinin. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. Sonraları 14. dinsel yaşama. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. bölgede kurulan ilk beylikti (1269). Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. Kuruluş süreci. Keykâvûs halkının bir bölüğü. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti.metle yaşayan uc gazileri idi. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. Aydın. Bu tarihte Kantakuzenos. İzzeddin Kevkâvûs. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. Bu beylikler. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. Hamid oğulları. Paul W ittek ’e göre. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. Osm anlı beyliği gib i. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. 1284’de M oğolların. onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. Nogay. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu.

uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. Pachymeres. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET . yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. Ali akınlarını durdurunca. öte yandan Mısır. Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud. m ülkü gib i algılanır. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Os­ man Gazi. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. İşte. Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). 1260). Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. Ger­ çekten ilk savaşçı grup. İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). Osman G azinin bölgesi. gazâ. gazâ liderinin. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. O zaman Osman Gâzî. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. Saruhan ili gibi. yani Çoban oğullarına bağlar. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. Pachyme­ res. bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. sakarya nehrine kadar feth et­ miş. kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Menteşe ili. Bu kay­ nağa göre. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum.

ileride gazâ). Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. Haşan Alp. gâziyân için gösterdiği son hedef. Osman G azinin. bu durum. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. bir yandan “doyum”. Selçuk Devleti kadrosunda. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. Başlangıçta Aygut Alp. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. Lefke. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. o da Selçuklu sultanına. Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. Siyasî otorite. bu uc’da en atılgan. Konur Alp. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri. Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik. “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. ma’mûr olmaz. meşru hükümdara. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir. Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. bu şehrümüz kim Karacahisardur. Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. Olası budur kim . “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. kul­ lar olabilir. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. İslâm î kutsal savaş. Böyle bir hareket. der ki. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. Os­ man.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. İznik. bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. Osman’a teberrükte bulun­ muş. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Demek ki. Başka deyimle. Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. Osman G azinin nöker/yoldaşları. Menâkibnâme geleneğinde. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. Türk-Moğol geleneğine göre “anda”. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. zira Osman Gazi. Za­ manla onlar. bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. gaza olmuştur. daha sağlığında. Bik (Bey) diye anılm ıştır. Akça Koca. Kuşkusuz. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. Osman’ı ve onun gibi bu ucda. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. Devletin doğuşunda ikinci aşama. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. Buna karşı Osman. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. Germiyan tarafından gelen SİYASET . gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. Osman. Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. Turgut Alp. uc toplumunda. Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. bak. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir. ileri­ de).Bab). Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. Kastamonu emîrine. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". Herhalde Osman. daim a sultanın yakınları olmuştur. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri.

kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. Osmanlı kaynakları. 13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. istim âletin. yani Müslümanlara I SİYASET . Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. Eskişehir’den 7 km. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. Devletin ku­ ruluşu. ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. İl ve memleket. 30a. Yarhisar. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. Bundan sonra Osman. bu aşamada Osman’ı. kabul edilirse âmân verirler. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. Bu fetihten az sonra. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. Menâkibnâme. tekvur Osman G aziye. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. Bab). Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. Rum halkı. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. lidere “an­ da” ile bağlanmış. kadı tayin ettiğini. Yarhisar. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. Tabii. Geyve fethinde (20. Çoğu kez önemli bir zafer. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14. İnegöl. İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. “İstim âlet”. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. vilâyetinde adlü dâd ettiler. ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. fakat ri­ vayete göre. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. Menâkibnâme. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. Yenişehir) kim aldılar. “zim m î” haklarını kazanır. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. Herhalde. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. her şeyden önce. devlet için dinî bir borçtur. 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. Bab).yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. Karacahisar. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. Başka deyimle. Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. liderin ülkesi. yazılışı II. Öyle görünüyor ki. Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. /''B u eski rivâyet. devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. Evvelâ. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi. Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. (bak.

Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. Görülüyor k i. (bak. uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. III. Âşık Paşazade 12. Öbür yandan. Özetle. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). 1288’de Germiyanlılar dahil. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. Bab) Herhalde. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. O sı­ rada. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . II. Komşusu güçlü Germiyanlılar. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. 1299 y ılı­ na ait olaylar. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. (Rivayet. İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. “Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. Sülemiş isyanı (1299). 1298’de İlhan. Osmanlı rivayeti. 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. III. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. Öte yandan biliyoruz k i. Rivayete göre sultan. Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. şehirleri. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. O. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. 1300’de Osman. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır.saldırmış. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. Çünkü bu isyan sonucu. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. Keyhatu’nun gelişiyle. Görülüyor k i. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. Osman öldüğü zaman (1324). Bu koşullar altında Osman. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır. 1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. Konya’da Sultan Mes’ud. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı.

. M elik. Kara yere döküldüler. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. Arap Seyyahı İbn Battuta. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi. H am îd. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir.gelm iştir. servet. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. Aydın B eyliği. ala­ madan ölmüş. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. Bu belge. yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. SİYASET .. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması.. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır. Ede-Bali dahil birçok derviş. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor. Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır. Özetle diyebi­ liriz ki. BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir. Pachymeres’e göre. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı.. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler. İmpa­ rator II. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. Bazarlu. kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip.. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder).. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır. Fatma Hatun sıralanıyor. Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. Yalo­ va’nın doğusundadır.. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü. Özetle. Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere. adı geçen oğlu Orhan. Bu tasvir. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir. Kendisiyle orada buluştum . Osman’ın.. ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar. Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. Zaten. 15. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber. “Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Bu ordu. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler. Osmanlı B eyliği. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır.

Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. Tonguzlu (Denizli) beyleri. Alanlar iyi savaşmış. dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. Kastamonu. Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. O. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. beySİYA SFT . Eğridir. Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir. kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. Gerdebolu (Ge­ rede). Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. karşıladığın gösterir. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım . etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz). UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. Maramar Denizi. Gaziler başarı gösteren ünlü liderler. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu.İstanbul’dan gelen kuvvetler. Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. Germiyan. son­ larında tarihçi Neşrî. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. Bu beylik. Aydın’da Umur Bey. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir. Orhan (Osmanlı). onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. yy. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. 15. B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer. Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. Hamid oğulları. Böylece 1300’lerde Osman. fakat bir netice alam am ıştı. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş.

ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. gaza akınlarına başlamıştır. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. dünyaya mağrûr değillerdir. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. m istik ve epik bir edebiyat. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir. onları himaye edeceğini. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı. Palamas’a. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. 1330’larda Al Umarı Karesi. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. hususi bir kıyafet. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. uygun bir yoldaş. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti. Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. süngü. Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. iyi bir at. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir. Saruhan. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. gayret. Rodos şövalyeleriyle. onun bayrağı altına koşarlar. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. SİYASET . Alp-erenler. Osman.ler. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı. 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. Köprülü. Din yoluna gayretlüdürler. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G. rafızîler. iyi bir kılıç. etraflarına toplanırlar.b a h r olarak tasvir eder. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister. ok yay. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. saray edebiyatı.

442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. buğday. Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. yün. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. pirinç. Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. Buna kalay. Elimizde İslâm kılıcı vardır. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. cami. üzüm. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker. ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. 435. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu. 14. Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. Balat. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. İbn Battuta (sh. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. 448. Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. imaret. pamuk. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. (429. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini. han. Kantakuzinos. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. Onun Bursa’da yaptırdığı site. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. bize gazi demek lâyık olmazdı”. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. safran. Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir. Sinanüddin Yusuf. bugün Sel­ çuk). Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları. Bu bakımdan en anlam lı olanı. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. kurşun eklenmelidir. balmumu. 449). Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . şap. İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. 450). Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. kenevir. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. Bu şehir­ ler güzel çarşıları. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. hamam.

ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. Mâliyeden Müdevver no. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Ve­ fâî şeyhleri. sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir. Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. Vefâî şeyhleri. Ahmed. Orta Anado­ lu ’dan. Osman Gazi’nin şeyhi. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. Abdal Baba­ lar. 1300 tarihinde. Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Onun anlatım ında Ede-Bali. sh. A li. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. Moğol kuvvetleri. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. Kozagaç köyleridir. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. 96) Mahmud’dur. Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375). aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. Abdal Musa. Elvan Çelebi. Aşpz. Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı. Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . Bu son kayıt önemlidir. baba. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. Ömer. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. Meselâ. Aşpz. Mustafa fakılar). Şeyh Bedreddin. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. 96). Zira Babaîler. uçların en uzak noktalarına. Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. G eyikli Baba. Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını.mıştır: M anisa’da U lu Cami. hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. 16016. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375). 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. O. M urada) sıfatı verirler. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. Genelde dervişler. farklıdır. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. Murad. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. Kayda değer k i.

Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. MM 16016. Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. L. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. vergilerden affetmesi. Hasiy a se t . Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. 5. Onlar Babaîler diye bilinir. Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. Bu dervişlerden biri. İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan.8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). Ağaç 15. döndü. köyler meydana çıkmaktadır. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). Avluya ağacı diker. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. bahçe yapar. dervişler vaktini bekler. A li. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. Barkan. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. Mustafa. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. Orhan onu ziyaret eder. G eyikli Baba’nın davranışları onun. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. ona “teberrükümüzdür. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir. tarla açar. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. hay­ vanlarla arkadaş olan. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. Meyve bahçeleri eklenmiştir. kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. Otman O SM A N LI □ Baba gib i. derviş kabul et­ medi. Baba “dayım onun yanına g e lir”. Sultanlar bu va­ kıfları daima. der. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. Toprağı işlemede. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. İsmail. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. m utlak fakirliği seçen. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. 16. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. son­ larında Aşpz. Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. Sinan. Derviş durma­ dı. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Derviş bir zaviye kurar. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. yy. geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. Babâî dervişlerinden bir grup. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir).önemli kayıtlar elimizdedir. Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”.

ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. yy.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. b irlik sağlanm alı. in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. yy. 14. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. helâl n iteliği özellikle belirtilir. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. İslâm’ın em rettiği bir görev. 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir. serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. sonuna kadar dayanmalı. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. 13. GAZÂ VE GABİLİK 13. bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. ve 14. 13. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. tarihçinin ödevi. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. eserin aslı 10. 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı. Ş. Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla). Risâle. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. ilk yarısında. Bu grup. gâziyân. Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. Batıda yazılan eser­ lerde. T ekine göre. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. sufîlik. başka deyim le dayanışma. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. yy. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. Tekin’in incelemesine göre. bu arada Ucat'ta. alp la r adıyla anılmaktadır. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. Uc böl­ gesinde. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler. yy. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. Bunlar. Bu gib i eserlerde gazâ. ve 14. Selçuklu şehirlerinde. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. İslam bu yolda ölene şe- E3 . Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. gazâ. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı.

Pencik her beş esirden biri. Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. Bu beklentiler. II. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. niçeri ordusunu oluşturdular. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. I. güçlülük ve savaşganlık. taşımada d ayanıklılık. yerinde metanetle durma. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. Osman güdü­ SİYASET . PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . atılganlık. O ğlan­ lar. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. K im in sam im î dindar. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. yılm azlık. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. 94). Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. sab ırlılık. kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. yeniçeri teşkili fikrini buldu. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. Osman I. Bayezid. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır.hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder. Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. yeO SM A N U □ ALPLAR. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. fırsat­ ları kollama. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. kendi­ ne güven. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. 144 4 ’te Haçlılar. Bu son madde. n eftr-i âm ilân edilm iştir. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir.

Başka deyimle. 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi.Bab). Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz.lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. 120). Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş. 19. hizmetine girdiler. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. (Neşrî. Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. 90). Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. Bu alplar. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. Osman. Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. 1324’te beylik tahtına oturdu. kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. Konur Alp. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. Gördük ki. Nökerlik/Yoldaşlık. vb). gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. 22. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. onun beyliğini hazırlı­ yordu. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. yahut Moğolca nutug diye bilinir. yaş veya vasiyet. öldürmüş. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı. Samsa Çavuş. Orhan.I. Saltuk Alp. yu rt . Türklerde alplar. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek.-16. bu dahi bahadır yoldaş id i”. Aşpz. 76). Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. Konstantin-İli. so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). Konur Alp’in adı geçer. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri. Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır. Başlangıçta alplar. her biri kendi yurtlu­ ğunda. 10. Akça Koca. Osman “alınan vilâSİYASET . Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu. Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. Osman. M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt. Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. oraya “Turgutrİli derler”. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır.

cesaret sahibi olmaktır. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı. Ha­ cı Bektaş. Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. Uçüncüsü. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. Abdâlân ve Bâciyân. nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. A lplık zırhla belli olur. Ahiyyân. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. Evrenuz. onun “altını ve inci­ sidir”. M ihal oğulları. şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. kan SİYASET . Altıncı ve yedinci koşullar. Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. Zırh. Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. Bu. Garîbnâme’ye göre alp. yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar. M. Düşman alpı atından tanır. Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. soyluluk koşu­ ludur. alpın silâhları. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. cesurluk. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir. Osman Gazi ile alplar. “yağı görüp sim m iya”. yani zırh­ lı sipahidir. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. Herkes onun gücünü görür ve sayar. Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. İlk koşulu “muhkem yürek". alpın en değerli malıdır. Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. zırhlı sürvari ordusudur. Gazi. Beşinci koşul. A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. 118). tim arlı sipahi daima cebelii. alpın zırhlı olmasıdır. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. Büyük timar sahiplerinin zırhı. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. Avrasya tarihinde. bürüme zırhtır. Onun paralleli. yani yay ve kılıcıdır. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır.

ışk. Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul. Şeriat bilgisi. muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. C im rilik. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. kar­ g ı. lider tipini. A hiyyân I SİYASET . Âşık. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Siigü (Süngü)2 gerektir. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. 13. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. arkadaş. doğru yâr (eshâb. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma). mızrak olarak tanımlanır. dünya sevgisi havasına kapılm am alı. dervişler) edinme. Alp. Âşık Paşanın bu anlatım ı. kifâyet (nefsini basmak). riyâzet. himmet (başkasına özveriyle yardım etme). yy. Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. yay. Bu koşullar. ok. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı. tevekkül. vilâ­ yet. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. Bu huylar havayîlikten doğar. Bu süvari. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır. Ganimet ve fethedilen topraklar. Eski m etinlerde sügü. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. spiritül nitelikler şöyle özetlenir. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır.kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. ilm . Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir.

A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. Aşık Paşa’nın alp tasviri. Menâkibnâmeye göre (Aşpz. I SİYA SET . Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Marc Bloch’agö re (s. 10. Mevlevîlerin değil. Yeniçeriler. seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. ahiyyan. O. 1968. (Aşpz. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu model. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. yy. Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. Babaîlerin. Nöker kurum u. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. Bu alp veya gâzî tasvirini. bey kulları (gulâm -i m îr). alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. Moğol toplumunda nöker. gâziyân. Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. Paris: A. kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. Alp. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. La societe feodale. kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. 10.için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. derviş. Kırşehir’de görkem li türbesi. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. Araştırıcılar. Yiğitlik/centilm enlik. Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta. Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı. dayanışma. ahi. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti. Uc Türkmen toplum ları dahil. Bab). başbuğa anda ile bağlanırlar. I. 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. la formation des liens de dependance. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir. Osmaı. y iğ it yahut şeyh. Battalııâme. gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. Osman Ga­ zi de. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. İslâmî kutsal ganim et için her yandan. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. M ichel yay. G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. özveri.3 Esir olan nöker. her menşeden gelen “garîb’le r. U c’ta gâzîler. Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. 13. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı. 120). Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer. Bab. bugünde bir ziyâretgâhdır. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. Marc Bloch. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. Nöker. Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. soylu kişilerin. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. alp-erenlerin pîridir. 210-217). Neşrî. bu dahi bir yarar yoldaş id i”.

fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. yy. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. Ahi Evren (Evran). fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. Fakılar. tabii. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. OSMANLI . başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. Çandarlı Kara Halil. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. Daha yukarıda kadılar. fakîh’in kısaltılmışıdır). Ahi Evren. Nâsirüddin’in ahileri. A li Ömer. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. Moğollarla mücadeleye giren II. Turbegi. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. Köye yerleşen bir grubun. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir. Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. 13. daha bu zamanda. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. İslâm hukukunu. bir din adamına ihtiyacı vardı. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. MM 16016. 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. Süleyman. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. Murad. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir. Bu âlimler. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. Böylece. Beyliği teşkilât­ landırma. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Yusuf. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı. vezirler gelmekte idi. İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. Bu kayıtlarda. fakılar daha ağır basmaktadır. Hapisten kur­ tulunca. Meselâ. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Onun çocukları. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. vakıfların kanıtladığı gibi.

Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. bağımsız. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. kendi sanatında çalı­ şanları. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. Bütün bu olaylar. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez. kendisini zaviyede konuk ederler.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. Tokat. Bir konuk gelmemişse. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. evvelce söylediğimiz gibi. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. Ahilere ait zaviyeler. vb. Sivas. devlet karşısın­ da en güçlü. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. Dünyanın hiçbir köşesinde. hayvan takımları. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. Zaviyede onunla beraber olanlar. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. karşı çıkan esna­ fı. Türkmenler arasına göç ettiler. Gerçekten dericilik. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. onu halı. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. Mevlevîlere verildi. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. işçi grubunu oluşturmakta idi. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. Zaviye üyelerine fityân. başlarına. Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür.4 “Bu ahiler” diyor. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. ahi denir. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. Evliya Çelebiye göre. Ahi. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. yabancılara yakınlık göster­ mekle. onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine. önüne kor. Buna fütüvvet de denir. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte. Ahi.uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. deriden yapılırdı. şehir ve köyde rastlanır. Onun. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. bir zavi­ ye bina eder. Ahi Evren. geti­ rirler. O. 1256). evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. Bir yerde I SİYASET . İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. Şîraz ve Isfahan halkı.

öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. Gerçekten ulvî bir gece id i”. bana büyük bir para gönderdi. Kabristanda uyur. İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). Kalacak yeri yoktur. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. Sultanın doktoru bir yahudi idi. küçük demektir. özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. O. ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder.. Rumlardan babası fethetmiştir. Aydın Beyi Mehmed). “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432). B irgi’de M uhyiddin. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. Bursa’yı. Kastamon ili vâiz Alâeddin. Cuk. Ahilerin. çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. Egridir’de fakîh M üslihiddin. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin.” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur). İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır.. Özetle İbn Battuta. Unutm ayalım ki. Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442). Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. İznik’te Alâeddin Sultanyükî. Konya’da ahi bir kadıdır. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. Yüze yakın kalesi vardır.. üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı..sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü.” SİYASET . onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup. Bu sultan servetçe. Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti. vecde gelip bayıldı. (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. Osman Gazi’nin Söğüd. Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425). Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği. Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır. refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. Mezarı. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. beylik döneminde şehir­ de. geniş caddeleri.

Ken­ disi “salihe. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. Devlet. Talep sınırlıdır. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. ahilik. özveri ve dayanışma. sosyal dayanışma. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. ması gerekirdi. Öbür yandan mal kalitesini koruma. Yenice’de. esnafın. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. Seçimden sonra kethüdâ. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. ah ilik “âdabı”.Seyyahımız. beline.7 Fütüv­ vet. büyüğe saygı. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. Bu yârân. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. Meselâ. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. İşte bu koşullar. çırak. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı. Osmanlı döneminde devlet. idarecilerini kendisi seçer­ di. fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. im tihanlarla sağlanırdı. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. her usta. seyahatine devamla Geyve’de. Noksan üretim ise. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. “İznik’te” diyor. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma. fazıla” bir hanım dır”. ııakib ve şeyh. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. yiğit-b aşı. özveri. Bu koşullar. Hatun. usta nizamı. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . diline hakim olma). Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. M udurnu’da. İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. olağanüstü bir konuk-severlik. Arab seyyahı. yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. kalfa. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. Meselâ. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı. hırsızlıktan.

Bursa. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık. Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. Osmanlı’nın eline geçecek. Bu durum. Savaşın ilk günü. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. İmparator. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. Böylece. İki taraf orduları. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. Bu ara­ da Hereke dahil. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi.Sonraki devirlerde. Savaş. Orhan Gazi.” Bizans komutası. İznik. bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri. Osmanlılar. Bu. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. vardır. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir. Bu zaferin ilk sonucu. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler. Zaviyeye dükkan. Pelekanon’dan epey uzaktadır. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. Orhan. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. Kuşkusuz. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti. Böylece. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. Buııa karşı. Açıkça maksat. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. anlatılmamıştır. Maltepe. İznik’in teslim olmasıdır. tepelerden harp sahasını gözetliyor. İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. Bunu öğrenen Orhan. İmparator ordusuyla buraya. dır. Oysa. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. İznik açlıktan düşmek üzere. kaçtı. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. böylece. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. Oysa. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. Osmanlılar 1300’den beri Osman G. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. 1 Haziran’da. Pelekanon. Pelekanon Savaşı. İmpara­ tor yaralandı. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız.

Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. Eskihisar’dır. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. Bunun üzerine. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. Dördüncü kale. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Orhan. iki yıl sonra. yahut Flokren dediğimiz kaledir. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). Bu yalancı kaçıştan maksat. İstanbul’un fethi gibi. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Bunlar 4 tane kaledir. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. Bu­ gün bu kale ayaktadır. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. Kale bur­ nunda Fkokrinia. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. tam geçit yerindedir. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş. daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. Haziran’ın ilk günlerinde biter. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle. Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. tepelere doğru çekmek. O. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. Başlangıçta. çünkü anahtar bulunama­ mış. İmparator ok­ la yaralandı. (Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. Öte­ ki. oklarını serpti. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. Birisi. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Gerçekte. fakat asker panik halinde kaçıyor. Bu bölge. Bu köprü-başı. sonra geri kaçışa başladı. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. Sonra Darıca. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. Rumeli’de yer­ leşme. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. Bizans ordusunda panik başladı. Oysa. İmparator. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. Ona karşı. Bizans ordusu da karşı çıktı. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. Bu zaferden sonra. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. Osmanlılar. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. Bizanslılar. Pelekanon Savaşı. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor. Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. Balkan fetihlerini haSİYASET . 1352’de ilkin Tsympe. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. büyük stratejik. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir. Sal hikâyesi. öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. yani Daritzion Kalesi var.

Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Anadolu tarafından. Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. 1347’de. Hacı Ilbeyi. Dönüşte. Umur. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. bir yandan Gelibolu. Osmanlı kaynaklarında. Gerek Umur. İzmir’in düşmesinden sonra. bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. Umur Bey’e karşı Bizans. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. lıafif donanmasını. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. 1352 yılında. gerek­ se Orhan. (Sırpsındığı) Savaşı ile. O zaman. Karesili Beyler. İmparator Kantakuzenos. Kantakuzenos’un. Osmanlılar. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. SİYASET . Şimdi. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. İstan­ bul’da Yuannis V. Ece Bey. Kantakuzenos için. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. Kantakuzenos. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. Süleyman Paşa. Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. Umur Gazi. Böyle­ ce. Kantakuzenos. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. Bununla beraber. Gazi Evrenos. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı. İmparator. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. Güçlü Haçlı donanması. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. Bi­ zans. ölmeden önce. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. bu köprü-başını. Süleyman Paşa. hem İstanbul’daki rakipleri. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen.zırlayan ilk büyük gazi beydir. Türk yardımı. kıyıya çekiyor. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. Tsympe deni­ len kalede. O. bu seferlerinde. İstanbul’da halk. Bu olağanüstü olaylar. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. 1355 yılı sonuna doğru 6. Bizans İmparatoru Yuannis V. Bu arada Süleyman Paşa. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Bu tarihte. beklenmedik bir tabii olay. Depremi. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. 13 54’te. Bu arada. Edirne’ye gitti. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır. Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Bu sayede. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş. Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. aksine o. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. Şimdi. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. Bolayır’ı fethetmiştir.

Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. rivayete göre. Fakat Karesili Gazi Beyler. Buna göre Orhan. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. Bizans böylece. Bu anlaşma ile Osmanlılar. Orhan. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. Fakat sonuç alamadılar. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. esir edildi. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. Orhan. O r­ han’ın dostu. durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Bizans. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. Böylece Bizans. İmparator. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. Kesin olarak biliyoruz ki. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. İmparator. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. Rumeli’deki şehzade Murad ise. Bu arada 1358’de. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. Süleyman. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. Bizans diplomasisi. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. I SİYASET . Gerçekten. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. Murad hare­ ketsiz bekledi. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. Karesi’den halk. İmparator. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. Palaeologus’a başvur­ du. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. Bu talihsiz olaylar. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi. köyler kurmaya başlamıştır. Gaziler yeni durum karşısında. 30 bin Venedik altını ödedi. H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. Halil kurtarıldı. İstanbul’a getirilip. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. H alil’in Orhan’dan sonra. Orhan. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. Chalcocondyles ve Düsturnâme. fidye olarak. İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti. Bu arada Bizans diplomasisi. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. Rumeli’ye geçip yerleşmeye.

Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. Papa ise. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. Senato. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. oğlu Manuel’i Avignon’a. tamamıyla birbirini tamamlıyor. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. Bizans. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır. Osmanlılara karşı. Bizans donanmasıyla. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. imparator Yuannis. 14-15. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu. Birisi. Bizans İmparatoru. Doğudaki kolonileri düşebilir. büyük gayret gösterdi. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. Bunun için İmparator. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. Macarlar karadan. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var. Haçlı için güçlü devlet Venedik. ordunun başına gönderilmişti. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte.Murad. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. büyük oğul olarak. Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. Bu plan. Herşeyden önce. Bu durum kendisi için. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. Ertesi sene İmparator. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. İstanbul düşerse. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. Gregoras. en ileri uca. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. Bu sebepten Papa ikinci kez. Bizans. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. 1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. çıkarılan I SİYASET . Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. Venedik denizden bu sefere katılacaklar.

Uzunçarşılı. Asıl amaç. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. Çorlu’yu aldıktan sonra. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. ondan on sene önce. Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. şehzedeliği zamanında başarmıştır. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. Edirne fethinin daha sonra.1369 tarihleri verilir. Gerçekte Edirne. sabib alucat. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. Bu tabii yanlıştır.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. 1352’de Süleyman Paşa. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa. 1364. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler. Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. Halbuki. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. Yani Murad bu fethi. Murad’ın sultan olduktan sonra. Jireçek ve Uzunçarşılı. Garip olanı. Edirne’yi fethettiği inancıdır. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. Ondan önce. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. İstanbul surları önünde görünmüştür. Edirne idi. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. Murad ve Lala Şahin. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. Tekir Dağı ve İpsala. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük. Akıncılar.

Osmanlılar bil­ OSM AN1. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. ayet 90). Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. Osmanlılar. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. Murad I. Timur. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. İran ipek yolu üzerinde idi. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler. Onlar. Başka ifade ile bu fetih. Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. Murad I. Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu. Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu.de bulunuyorlardı. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. Amasya bölgesindeki küçük emirleri. Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti. devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Bu iddia. Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Bulgar. Fakat Kadı. O sırada Balkanlarda Sırp. Zira bir Müslümanın. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . siyasi gayelerle. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat. Osmanlı Sultanları. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Onlar. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. son derecede önem vermekte idiler. Nisa suresi. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır.

Türk yardımını kabul etmiştir. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. Niş 1386’da zaptolundu. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. Memlûkleri yenen I. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması. Şunu da ilâve edelim ki. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. 1387 Eylülünde teslim oldu. sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu. Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. O SM A N 1. seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu. Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler. Özetle. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır.1 I SİYASET . Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. Meselâ. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler. yıllık haraca bağlıyor. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. 1420’ye doğru Mehmed I. Oradan Sofya 1385’lerde. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. tarafından istilâya uğraması. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. Kıral Şişman. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları. Osmanlıları. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). Sela­ nik. Murad. Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber.

Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti. Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya.Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. Yıldırım Bayezid. BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Albistan vb. Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). Bu zafer. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). Bayezid. Murad I. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. odun ve saman temini. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. 1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. ileride çitf-hane sistemi). Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. Şehri uzun bir. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. Menteşe. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı. yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. bir iç harbi önlemek için. Avrupa’da korku ya­ rattı. T İM U R DARBESİ. Erzincan’a kadar uzandı. ve İstanbul’u abluka altına aldı. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. şehirleri aldı. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid. Muhasara altındaki Nikopolis’e. Bizzat kumanda ettiği ordu. başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. O zaman Bayezid. Bi­ zans önlerinde idi. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. bu arada Selanik’i geri almıştı. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. idam edildi. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. Ba­ yezid. gerçek merkezî bir SİYASET . Topra­ ğa bağlı köylü. Saruhan. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). Murad’ın ölümü haberi üzerine.rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. yani Aydın. güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394). Bizans bazı yerleri. Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi.

Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. Şehri toplarla döğdü. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. Nihayet. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. çünkü. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. Uçların. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. l4 3 3 ’de B. bana da öyle geliyor. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. Anonimler (s. M U R A D II. Onu destekliyeıı Bizans. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. Anadolu beyleri. O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. Askeriidari saray âmirler. Şiddetle ha­ reket etti. Osmanlılar. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. Murad’ı tanımadılar. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Murad. bu tecrübeden sonra Bizans. elindeki büyük geliri kullanmak istese. Murad. (Haziran 1422). Fa­ kat Murad. Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Bursa. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. 1402'deki fetret geri gelmişti. Fakat I SİYASET . Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. O. 99) bu “bazirganların”. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. İstanbul’u almak. Eflak. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir.

Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. Varna civarına kadar geldi. âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. Haçlı or­ dusu. İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Bu sözler. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. kendi isteğiyle tahttan çekildi. 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti. ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. Murad aslında içkiye düşkün. devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı. Bizans’ın E3 SİYASET . Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. Genç Sultan ve etrafındakiler. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. Daha Hunyadi. sanat. Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. Edirne’de panik baş gösterdi. devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). Macarlar. Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı. II. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). Gerçekten. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. bunun 1444’deki gibi. Bizans ve Papa. Çandarlı. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). karşı taarruza geçti­ ler. edebiyat ve musikiyi takdir eden. etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. 24 Kasım 1443).

Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir. Daha II. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. O. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. gazilik ve kayserlikte. Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. Başarı. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu. Venedik donanması yola çıkmıştı. Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Yerine Zaganuz geçti. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. OSM A N U Q . Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Sözde.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. Bu şer’i bir ku­ raldı. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre. 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E. Bir kelime ile İstanbul fethi. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. 83). Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır.1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. işin bir an bitirilmesine bağlı idi. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. Türk karargâhında Çandarlı. Fâtih’in. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor. Böyle bir şey. Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. Genç ve muzaffer sultan. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. J. Buna kar­ şı Zaganuz. II. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. bu sıfatı siyasi bir vasıta. Fâtih. sen Roma­ lılar İmparatorusun. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk.” Bu sonuncu cümle. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir. O. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi. Sultan. Mehmed. O hanlık. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. 1466’da G. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini.

Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. N i­ hayet. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu. Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. Fâtih ve Venedik. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. Mora’da. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. Venedik’le ittifak etmişlerdir. o. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. Osmanlılar. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. Müttefikler. Fâtih. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar. Bu durum üzerine harp ilân olundu. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür.buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler. Fâtih. Modon. Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. 1463-1479 Venedik Harbi. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor.idi. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. Trabzon Rum İmparatorluğunu. Bu amaçla. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. Fâtih. 1454. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. O. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir. Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. İlkin. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. Fâtih. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. Ticaret serbestisi bağışlanmış. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı. Bu siyasi program.

yarımadada. Fâtih’in kovduğu beyler. Mora geri alın­ dı. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı). Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra. izliyor. Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. 1475 Kefe ve Sudak). Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. Papa. Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı. 1472’de Venedik. En önemlisi. Timur’un siyasetini. Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak. Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. O. Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. Akçahisar (Kruye). Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. Kıbrıs. Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). Bunun üzerine Fâtih. Mesih ye­ nildi. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. 1472’de Uzun Haşan. Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Koron. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). Venedik barışa yanaştı. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. Mücadele II. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. Uzun Haşan. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. Venedik. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET . Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. Bu zafer. Fakat Gedik Ahmed. Lepanto. Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478). Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. bu arada Isfendiyar oğlu.na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. Müttefikler. 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor.

kendisine vezirlik teklif edilince. Karamanı Mehmed müstesna. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. Bir çoklarını Ocaktan attı. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. Fâtih.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). Fâtih. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. gelebilecek kötü hareketleri önler. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. Çandarlı. kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. Böylece. Bu garnizonlar. Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. kadıaskerliğinde. 1436’da veziria­ zam olmuştu. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. veziriazamlara. mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. Beylik zamanından beri kadıaskerler. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. Sultanın eski hocası Mola Gürânî. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. Uçlar. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. Fâtih. orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. Bir kelime ile. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. Fâtih. Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. Sonra maaşlarını arttırmak. devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. yeniçeri ağalarını. devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. Fâtih. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. Son­ radan Molla Gürânî. Murad II. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı.

bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. veziriazam. mâliyede def­ terdarlara. genel işlerde veziriazama. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. yüzyıl başlarına kadar egemendi. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. Daha doğrusu. İslâmî anlamda asıl kanun. Bu suretle. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. Fâtih. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. Padişah yalnız. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. Bu dört makam. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. Ağa. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. Bunlar. onla­ ra nezaret ederdi. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. Osmanlılarda 17. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. Fâ­ tih. Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. Öbür yandan. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. divanın aslî üyele­ ridir. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET . Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. kadıaskerler. Bunun yanında. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. vezirleri. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. Veziriazam. Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. Sağlığında. Buna karşı onlar. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. Böylece valiler. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. O. Onlar haf­ tada dört gün. İdarenin bu üç esas kolu. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. yani sivil bir kanunname ilânı. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. genel siyaset işlerin­ de vezaret. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan. Padişah adına emir yazma yetkisi. timarlı sipahiler. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. Devlete türe ver­ mek. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu. Fâtih Kanunnamesine göre.

Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur. Bir de bu kaııanu yürütmek için. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler.nı derecede hak sahibi saydırdı. sabun. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. Fâtih. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. 875. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. böyle bir reforma girişebilirdi. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. radikal önlemlere başvurmuş. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. Âşık Paşazade (s. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Fâtih. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. 15 ve 16. Sonraları kanunnamesinde. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. Tekeller. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. tuz. nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu. Para üzerindeki önlemleri. Cem ile Bayezid. Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. Bu pren­ sipler. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. 2. şeyhler. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. 1. padişahın eyaletlere. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. gerçek gümüş fiyatına almak. Bu suretle devlet. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. Fâtih. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. eski Türk Müslüman aileleri idi. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. 198) bunları. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. seferler için asker sağlamaktı. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. SİYASET . bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder.

tahta. Ermeniler ve Yahudiler. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. y. Rumlar. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. bu madde Eflak. onlardan gümrük almıştır. Adana. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. İtalyanların yerini al­ mıştır. Genelde Osmanlı Devle­ ti. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Bu siya­ set. 15. Floransalılar. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi.y. Daha 1432’de B. yy. Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Osmanh kaynaklarının. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii. yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. Maringhi. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. Gayrimüslim zımmîlerin. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi. Öte yandan Bursa. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. Edirne. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. 15. oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. Baharat. i SİYASET . Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. Bu H int ajanları. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. olarak artan devlet gelirleridir. dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. Fakat ikinci bir yol. Bu kısa ve ucuz yol. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır.

Ma­ nastır. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. seyyahları barındıracak imaretler. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. Burada cami. Gelibolu. ” Osmanlı devleti. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti. Gedik Ahmed Paşa. medrese. Patrik Gennadius’a göre. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. Fâtih kendisi. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. Fâtih. 1095 mescit. 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. Fâtih. Serez. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. Kefe’den şehre Rum. Mora’dan. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). 75 büyük han ve kervansaray. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. 110 medrese. fakat başaramamıştı. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi. Da­ vut Paşa mahalleleridir. yani umuma mahsus binalar. Trabzon’dan. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Devlet O S M A N ll El SİYASET . bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. Argos’dan. 342 cami. çeşme ve ha­ mamlar. köprüler. Amasra’dan. İstanbul’un imarından önce Bursa. 625 büyük küçük zaviye. nüfuslandırmak. vakıf müessesesi oynamıştır. 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. Taşoz ve Sumatraki adalarından. ibadet. şehri yağmasız almaya çalışmış. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). ticaret yerleri. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. Filibe. Aksaray. Yenişehir. Keza o yıl. Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. Foça’dan.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi. İstanbul. Fâtih. Midilli ve Agriboz’daıı. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. çocuklar için bir mektep. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi. Osmanlılar. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. Üsküp. imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. Ferye. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. İznik. Konya. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. Dar al-tâlim. Edirne. Murad Paşa. gerçek bir metropolis haline getirmek. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. Sofya.

Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. astronomi. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı. incir. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. Sultan Pazarı. matematik) okunurdu. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. 987 ev. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. tütün. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor. F. 32 bozahane. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili. işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler. Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin. SİYASET . bir eczacı hazır bulunurdu. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti. ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını. İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. pirinç. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). dört hanın. üzüm. sınaî bitkilere. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. bir kehhal (göz doktoru). kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi. Başka bir deyimle. Galata’da 260 dükkan vardı. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. Braudel ise 16. 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). Fâtih. Ö. Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir.ettirdi. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler. pamuk. 14 umuma mahsus hamamın. iki hastahane aşçısı. Barkan 400-500 bin. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. 51 hamam. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir.L.000’e ulaşmıştır. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. bir cerrah (opera­ tör). Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür.

Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). O SM A N LI I Günümüzde toprak. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. Mîrî arazi rejiminde.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. Bu rejimde. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. koca. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. SİYASET . Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. traktörün uygulan­ masından önce. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur. işletmenin. Bu. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. Özetle. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir. Devlet bu yüzdendir ki. Çünkü. bağ ve bahçe haline getirilemez. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. İlkin mîrî arazi. büyük kitlelerin geçimi. arazidir. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. müzevvec yani evli erkeğin. devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. aile emeğini esas alır. ge­ çimlik ekonomi. bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. Osmanlı Devleti. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. bir çift öküz ile çekilen sabandır. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. Bir­ çokları genel kanunnamede. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. Devlet. Bu nokta. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. Bu raiyyet çiftliği. tarla olarak kullanılan. vergi-nüfus sayımı. İleride göreceğiz ki. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. Eğer dul kadın. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için.” Tarlaların devamlı işletimi. hane. mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. Buradan toplumumuzda bugün bile. Koca. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. Darlık ve açlık. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. Mîrî toprak rejimi. bir işletme ünitesi oluşturur. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır. mesela marginalist okul. Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. devlet daimi kontrol altında tutar. Aslında. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. bir çift öküzle çeki­ len saban. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. kısaca reaya çiftliğini. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. Bir çift öküzü olan aile. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen. Vazgeçilmez bir düzendir. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. ordunun ve şehirlerin iaşesi. Ekonomik örgüte hakimdir. Sabanın odun veya demirden olması. Hayvanî enerji ünitesinin. Aile emek ünitesini. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. köylü ailesinin mülkü olarak. kanunla garanti altına alınmıştır. yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. tarla ziraatini. hububat ekimine. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. hiç kuşkusuz. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. aile ekonomi­ sinin. hububat ekiminde noksandan ileri gelir. ırgatla idare ede­ bilirse.

köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. tasarruf edilen arazi. köy arazisi için. Sonraki dönemlerde. Bu sebeple. toprağın olduğu kadar. bu rejimi korumaktır. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. Mîrî tapulu arazi. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. Patrilineal irsiyet. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. angaryalar. hibe ve vakf edilemiyen. Çoğu zaman. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. Kiralamayı yapan kim­ se. Burada. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. Düzen bozulur. Tapuya verilmeyen. Mukataa. bu açıdan incelenmelidir. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. Zira. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. Yahut. tapu sistemi yanında. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. Mukataa sistemi. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. raiyyet çiftliği birimi.mukataalı arazi. kesim. Kanunlarla. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. Hizmetler. mezraa. yani yukarıda açıkladığımız gibi. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. Tapu rejimine göre. satılamıyan. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. Tapu rejimine göre. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. tabi­ ri de buradan çıkıyor. Bu çeşit topraklar­ da. rantın miktarı belli olmaktadır. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. devlet bunu önler. Osmanlı İmpara­ torluğunda. mukavele. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. Fakat 20. Burada şahıs köylü olmayabilir. genel anlamda bir iltizamdır. tapu sistemi. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. Bu. ke­ sişme ile. bu bir açık artırma ile belirlenir. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. Devlet bu garantileri vermiştir. es­ naf. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. m îrî mukataalı arazidir. hatta asker de olabilir. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. kendisi düzenler. Çünkü. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. Özetle. Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. Belki. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. reaya tasarrufu dı­ şında. Ekâbir. aksi halde. ile belli olur. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. Örneğin. Bu gibi çiftlik. karşılıklı bir anlaşma. Boş SİYASET . İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. Üretim işini. Üretim vasıtaları öküz. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. şehirli. Kira bedeli. devlet elinde. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız.

Daha çok. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. İşte. çift öküzü değil. Burada. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. Hane. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. çift-hane sistemine geliyoruz. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. Bu süreç. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük.kalacağına. Başka deyimle. yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. Fakat çok az da olsa. Bu ünite. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. Bu sistem. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. toprağı. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. kişilerin tasarrufuna verir. Gerçekten. sadece şahsi (personal) vergi değildir. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. Marginalist mektep. Şimdi. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. Bunu. Osmanlı çift-hane vergisi. çift aslında bir çift öküz demektir. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. Ekonomik bakımdan çift-hane. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. Biz. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. yazık ki. çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. Bazen Zeugarion. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . kombine bir vergidir. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. tümü. birlikte. Çift-hane. köylü ailesidir. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. Alınan çift resmi. bizzat topra­ ğı gösterir. İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. Bu. Burada. belli bir üretim tarzı. bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. toprak olarak değil. Bu ünite. Osmanlılar ise. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. çiftlik adı almaktadır. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. biz yeni tahrirlerde.

ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. Asya bürokrasileri için ideal ünite. Sonraki araştırmalarımız. çifte sahip köy­ lü ailesidir. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik. 18. fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. bu durumu fazla abartmamak gerek. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. yy. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. Fakat unutmayalım ki. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. Bununla beraber. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. işgücü kısıtlı olduğundan. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. topraksızlar. bir estate. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. Nihayet. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. Böylece. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. emek kapasitesine göre belirler. Evvela. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır. defterlerdeki terimi ile mücerred. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. İmparatorluk bürokrasisi. hatta yaratmış olmaktadır. yani bennakler. Sistemin. Bu sonun­ cular. mesela İran’da. ondan sonra evli olmayan. kır bölümünde köylü. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin. Devlet. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. Başka deyimle.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. mücerred. bürokratların reçetesine uymaz. bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. bağımsız kendine özgü. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. Oyle görünüyor ki. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. Böylece. Bu sistemde bütün kır toplumu. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. İşte devlet bunlara. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. Bekar erkek. Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. az toprak sahibi olanlar. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. çift sahibi olanlar. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. değişime ve gelişmeye. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. Clıayanov’a göre.

Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır. Tabii. Her kaza dairesi. Bu bakımdan da. daha doğrusu kiralamaları­ dır. Bununla beraber. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. İmparatorluk düzeni. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. kültür. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . Me­ sela. Öyle anlaşılı­ yor ki. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. İmparatorluk bürokrasisi. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. yerleşim şartla­ rı. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. Tabii sebeplerle. Marksist yoruma göre. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. kadının hükmü altında 40-50. kudret sahiplerinin. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir. yani çölleşme. Bu ideoloji sayesinde. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. Burada sorun. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. Devletin fiscal çıkarları. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. kolaylıkla yer değiştirmesi. belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. özel koşul­ lar altındadır. nüfusunu. Fiziki ve etnik şartlar. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. bu sa­ vaşın asıl konusu. Bu ko­ laylık. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. yahut yol üzeri olması. toprağa bağlılık prensibine rağmen. Gerçek durumları incelemek için. gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. Köylünün. Bir kelimeyle. Seriyye sicilleri arasında. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır.

tarlaları. başka önemli bir amil olarak. Bunun gibi. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız. ortak ormanı. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer.’da geliş­ me çağında. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. 3) Osmanlı köyü. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. Bununla beraber biliyoruz ki. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber. Başka deyimle. özellikle 16. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. Şu halde. Örneğin.y. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi. y. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. G. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. Devlet. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. derbentçi. Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. y.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. vakıf köylerine gider. ortak merası. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. Tabii olarak köylü. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz. ortaklaşa kullanılan çayırı. Bir köy. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. Bunun en göze çarpan misali. Yahut. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. Osmanlı köyü. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir. Ostrogorsky’nin ve H. küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri.vergiler koyması yüzünden köylü. harman yeri. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. 16.olgusu. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi. daha garantili şartlar arar. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. yaşamı için daha iyi. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. Özetle. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur.y.

Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. Başka deyimle. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. başlıca. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. 1500. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. yalnız bahçe ve bağlardır. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. Sipahi de izin verdiği için. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. O. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. kanûnda olmasa bile. Böylece. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. Bu ce­ maat içinde. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. Sipahinin kendi hassa toprağında.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. örneğin vakıf­ lar karşısında. 1600 yıllarını kapsar. Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. Bununla bir­ likte. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. Si­ cillerde. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. Bunun nedeni. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır. İnce­ lediğim belgeler. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. denebi­ lir. Özetle. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler. haklarını belirleyen bir birimdir. bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. bir para kabul eder. Ferağda. sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri.

adına para bastırdı. Charles’a karşı Papa. O. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. Fakat Bayezid. O. İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. barışsever. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. Bayezid. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. Bayezid. Bayezid. yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını. Babasının siyasetine karşıt olarak o. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. Yeni Sultana. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. hoşgörülü bir idare getirdi. böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. Onlar. Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. ticaret yerlerini yağma ettiler. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. Bayezid. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. Konya’da vali şehzâde Cem. Bayezid. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. İshak Paşa. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. sonsuz iktidarı öğülmektedir. yumuşak. şimdi tahtına gerçekten sahipti. ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. H ı­ ristiyan hükümdarlar. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem.uyguladılar. babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. Cem. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı. babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. başlıca Macaristan tarafmdan. İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. Doğu’da Memlûklere î SİYASET . Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. gelip Cem’i zorla aldıysa da. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler.

1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. Bayezid. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Fransızlar. O SM A N LI I SİYASET . Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. Bayezidi teşvik ediyorlardı.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. Navarin ve K oronu aldılar. Venedik’in Fransa ile ittifakı. Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. Rodos şöval­ yeleri. Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. Napoli ve Milano. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. Sırbistan’a saldır­ dılar. Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu. Papa faaliyete geçti. Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Venedik. Ferrara Mentua ve Floransa. gelerek tehditler savurdular. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. Bayezid’e baş vurdular. Genelde bu Osmanlı zaferi. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. İspanyollar. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. yardım va­ adinde bulundu. 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz. Macarlar. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. zihnini işgal ediyordu. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti. Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Osmanlı devleti. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi. 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). VENEDİK HARBİ. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. Polonya. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. Papa. Modon. Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri. İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. Bayezid. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar.

Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. tarım eko­ nomisine dayanan. 13. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. Doğu Anadolu.iI<BA$ AYAKLANMASI. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır. Şeriatı. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. KI2.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. Bazı aşiret beyleri. Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. II. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı. Bayezid’in en önemli başarıları arasında. kontrol altına almak istemiş. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. Ataları gibi gazilik m . kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. yy ilk yarısından beri bağlı idiler. İstanbul. Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Özetle yörükler. Osmanlı devleti. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. Azerbay­ can. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15. büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. Gırna­ ta Müslüman devleti. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. Dulgadır Türkmenleri.

Bursa’yı tehdide başladı. yine barışa bağlı kaldı ise de. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. Bu meydan okuma karşısında Bayezid. SayılaO SM A N U . Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. 151 l ’de Şah-kulu. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü. topçu kuvveti isti­ yordu. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. hasta. Şah. Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). 1502’de. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. (24 Nisan 1512). İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. 921/1515 baharında Yavuz. Çaldıran zaferi. bu iş tamamlanınca. İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. İsmail’e karşı bu seferi. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. “düşman yok. O. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı. Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. İsmail. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu. beylerbeyini katletti. Selimşah. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. barışçı göründü. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş.iddiasında bulunan İsmail. İsmail. Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi.

yy. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler.da İran. irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. Osmanlılar. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). Sekiz Kürd kabile beyi. Böylece. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi. Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Bu yandan Portekizli­ ler. Portekizlilerin. özellikle o zaman Mezopotamya ile İran. Se­ lim. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler. gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. Memlûkler. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir. Osmanlılar. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Mısır sultanına yardım göndermişti.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. 1432’de B. Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. O zaman Bayezid. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu. Portekizliler. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. OSMANLI Osmanlılar. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. sünnî Şafiî idiler. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Kürdler. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. Yan. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Öbür yandan 16. kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. Yavuz. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. Türkmenler Boz Ulus. Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum. Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış. Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi. ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin.

Haleb’e giren Osmanh Sultanı. Selim. Al Gavrî. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. Tumanbay. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. büyüklerin I SİYASET . Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. herşey Arap dünyasını. Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. Kahire’de panik yarattı.kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz. Gemi yapmak için'tahta ve zift. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. Osmanlılar. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu. Özetle. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Fakat hangi taraf kazansa. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Selim. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. Fakat. Selim. Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. iki ordu. Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. Osmanh kuv­ vetleri.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. Kahire’de panik havası vardı. Savaşı seçti. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Selim. şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. Memlûkler idi. Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir. Bu tehditler. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. Mekke ve Me­ dine’yi almak. Araplar. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Pâdişâh. Selim. Memlûkler. Halîfe’yi yanında oturttu. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Ertesi günü Hâlife Al-Mu. Sinan Paşa. Mart 1516’da Osmanlılar. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Tumanbay. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır.

Selim.D’ohsson ve sonra M. O. Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. Bununla beraber. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır. Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Keza. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. Zubayr. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı. Osmanlılar. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. Padişah’ın hizmetine girdi. Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Buna göre. Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525). Şahruh. Selman. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi. 3 Galyata. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. 1517’de Portekizliler. M. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını. Osmanlılar. Osmanlılar. Zengin hediyeler gönderdi. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Gerçekte. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. Ata. Selim. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. Vaktiyle Abd Allah b. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır.hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını.

Kanunî Süleyman. onun. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ. Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı. Başka deyimle.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu. Burada dikkati çeken nokta. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. Eskiden örfi kaI SİYASET .kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. ken­ dinde. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması.. Mekke Şerîfi cevabında. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. Böylece. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi.. O. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. Selim. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. onun devlet işle­ rine. Süleyman. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir. bu fiilî durumu. 1725 tarihlerinde. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi. Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ.

göstermeli idi. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li. Süleyman. Fransız elçisi Jean Frangipane. Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. kiittab. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Batıdan yardım gelmedi. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. Osmanlı Padişahı. Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler. Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. adetti (Şubat 1528). Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti. a u j iit e ş f . Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. O. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması. D i­ vanda derhal sefere karar verildi. Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU . kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. Üç hafta sonra çekildi. İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Osmanlılar. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. Zapolya. İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı. mücadele edecekler. O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. François. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. Milano. Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529).nun konusu olan meselelerin 17. Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). Budin’e girdi. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. çıkan fırsatı kaçırmadılar. Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. Osmanlılar. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı. Padişah. Köylüler. Fakat Osmanlı. Selim ’in fütuhatı. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. Osmanlı devletine.çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi.

Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. Koron geri alındı. İran seferinden dönüşte Süleyman. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. İmparator. Zapolya. Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. O sırada Kari. Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. François’nın kişisel gizli politikası. Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). François. Kari. AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. İmparator görünmedi.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. Barbaros. daima Roma’ya Roma’ya diyor. 1532’de Venedik elçisine. Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. Böylece. (bu bir taslak halinde kal­ mış. Bu za­ fer. İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. Padişah tarafından imzalanmamıştır). İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). Ertesi yıl Padişah. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. kendisine İmparator denmesini arzuluyor”. fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. Kari V ise. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. Haber padişahı kızdırdı ise de. 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. Süleyman. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. Şimdi. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. hatta kendi tebaasından gizlemekti. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. 1535’de La Forest geldi. François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. yıllık bir vergi ödeyecekti. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. Süleyman. Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. Franço­ is. padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. Padişahla I SİYASET . Osmanlı dev­ letine. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. Karla karşı harp ilân edildi. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. 1531’den itibaren François. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı. François’ya. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman.

Sonuçta Fransa. Padişah. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. 1543’de Süleyman. kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Ferdinand sulh istedi. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. Ferdinand. Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. Kral. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu. Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı. Osmanlılar ise. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. Gran. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı). bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. 1550’den sonra Osmanlılar. Nice şehrini muhasara etti. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. Osmanlı hükümeti. Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. Süleyman. Buna göre. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı.sıkı işbirliği politikasına döndü. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Padişah. Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. Ferdinand. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. Mustafa’nın katli (1553). Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar. Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı. François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET .

Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. Lutherci Melanchton. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. Elizabeth Philip’in. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. Müttefikler. yy. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. askeri yardım teklifinde bulunuyor. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. Özetle. nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). yy. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). 17. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu. Türklerİn SİYASET . 16. Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. onları putlara tap­ madıkları. 1571’de Osmanlı donanması. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur. Osmanlı H üküm eti. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Allah’ın birliğine inandıkları. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. 17. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. yy.minle vaad ediyordu. Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Lefkoşa alındı. Böylece. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi.

bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. lu’da yerleşen Osmanlılar. Kıbrıs eyaleti. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi). Tebriz’i aldılar. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. Bitlis Kürd beyi Şeref Han. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Venedik. Bu arada özellikle pareikosların. Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar. Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. Ve­ nedik. Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler. Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. Buna karşı Talımasb. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de. Doğu-AnadoOSM ANII . Bağdad’ı alamadılar. Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546). Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. Şarkta. Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar.

15. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Samarkand. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler. Rû­ mî adı verilen bu birlik. ecza. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. Padi­ şah. Böylece gelecekte Kırım. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. OSMANLILAR. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. İvan IV. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler. Son araştırmalar göstermiştir ki. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. Osmanlı İmparatorluğu. 1583’de İngiliz J. yy. Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. Pâdişâh. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir. Eldred. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu.sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. Orta Asya Hanlıkları. Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. Bayezid III. Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. 1554’te yalnız Venedikliler. Tebriz’i almışlardır. 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. yy. 16. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. yy. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. II. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. SİYASET . Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. Philip II. Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler. Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589).

İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi. Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). andlaşmaya. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti.Süleyman. Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. Kazakları. Don-Volga arasında bir kanal açmak. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. İran’ın karşı saldırıları. Moskof elçisi I. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Bu andlaşma ile Osmanlılar. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. şiddetli bir direnç gösterdiler. Padişah. steplerde büyük zâyiat verildi. İran harpleri sırasında Moskoflar. 1583 denberi). Taht-Algan unvanını aldı. Rus Çarına karşı Padişah. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. bu istekleri kabul eder göründü. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. Dik­ kate değer ki. P. Ruslar. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581). Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. Buhara Hanı. Çar. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. Şeybânîlerden Abdullah Han. I. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). Astrahan yolunun açılması. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek. Han Moskova önüne kadar geldi. Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. Kafkasya’yı itaat altına al­ mak. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. şehri ateşe verdi.

kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. Bağdad’ı. Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. Osmanlı devleti. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi. Osmanlılar Bağdad. bu yerlerin Bağdad. Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi.ler. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. II. İngiltere ve Fransa. 1632-1635 de Murad IV. OsmanlI­ ların Şirvan. askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . Osman’ın katli (1622). Şah. Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. İspanyayı meşgul edi­ yorlar. Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. Diyarbakır. Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. İran’da para buhranı kendini gösterdi. Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. Bu tarihte İngiltere. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. En büyük güç­ lüklerden biri. Buna göre. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı. Haber. Van. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. Şehrizor. fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. Bursa’da iflâslar baş gösterdi. Avustur­ ya’ya karşı. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. II. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618). Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. Aşamada Şah. Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. III. Kerkük. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi. (Abbas. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti.

Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. Osmanlı devletine. Yüzyılda yoğun olmuştur. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi. Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). Esztergom. barışı sağlıyamadı. Eski Osmanlı uc şehirlerinde. 194.958 hanesi. Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. Karaman. Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. Başka deyimle. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. Eflak. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. Budin’i gelip kuşattılar. yeni tahta çıkan Mehmed III. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. kargaşa ve zaaf içindedir. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. Bu zafer. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16.425 hâne (hane halkı aile). Erdel (Transilvanya). Yenişehir (Larissa). O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin.111. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir.105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. L. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar. İstan­ bul’da asker. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre. Serez. Kanija.435 hanesi Yörük. Osmanlılar. Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler.032. küçük Asya’da (Anadolu. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. geri alındı (1605). Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom. O SM A N LI g g Savaş. nüfus. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”. Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1. Saray-Bosna’da MüsSİYASET . Zulkadriye. Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar. Bunun yanında. 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler. her yerde. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur).707 hanesi Hıristiyan. ilk futuhat döneminde. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi. Ö. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. hatta Bosna’da dahi. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış.799 hanedir. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. Yüzyılda çoğunluktadır. Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. fetihleri­ ni güvenlik altına almak için. Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. yani yüzde 18’i Müslümandır. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti. fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. Osmanlılar.meydana getirmeyi başardı. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. yani göçebe Türkmen ve 12. Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında. İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması. NÜFUS Aşağıda. Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. Üsküp (Skopje). Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar. 14. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. Türk göçleri. Rumeli’deki nüfusun 832. Osmanlılar.

Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. Serez 1093 hâne idi. yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması. bundan kalanı bina. bütün Türk şehirleri gibi. Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir. Rumeli’nin birçok bölgesine. do­ nanma giderlerine. Buna karşılık. bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi. tarım topraklarının genişle­ mesi. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. Bursa ve Edirne. Eski­ den Balkan tarihçileri. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. man çiftçiler. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. Mustafa Akdağ’a gö­ re. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır. Niğbolu 1343.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler. O zamanlar. Kalan paranın önemli bir kısmı da. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi. Sofya. Nüfiıs artışı.803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta. orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur.017 kişi) Görülüyor ki. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. Tahrîr defter­ lerinde.0 0 (hepsi 27 . 1500-1560 yılları arasında.468 kişi) 6 6 . Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. Atina 2297. 16. Öbür yandan. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır. Müslü­ gibi İstanbul. İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan. Balkanlar’ın. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin). ücretli askerlik. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu. kale inşası ve onarımına. İstanbul. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında). Bu miktara bütün g g Sİ YASET . sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır. Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu. nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik. büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14. bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. Selânik. Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. Bu iddiayı. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken.00 (hepsi 23. Artan para.692 Voynuk. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur. 17.288 kişi. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul.00 (R u m eli’de 17.5 166. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. uzun bir dönem için. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 .

ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. kalay. Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. Şah Abbas I. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. 1536-1569’da Fransa. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. Osmanlı devleti. ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. ca­ mi. hamam. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. güm­ rük ve madenler gelirinden). Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. Batı merkantilist devletlerine. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. köprü. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . Osmanlılar. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. Şu bir gerçektir ki. demir. Fransa (1569). bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir. imâret. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. barut ve kristal. kurşun. Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. 1528-1548 malî yılı hesapları. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. Rumeli gelirinin yüzde 48’i. Bununla beraber. Böylece. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. çelik. medrese. Fakat gümüş.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. Kapitülasyonlar. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. yalnız gizli bat. zâviye. 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. mescid. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. Mer­ kezdeki hâzineye. deri. Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . mektep. Vakıf giderlerinin büyük kısmı. Bu miktar. Öyle görünüyor ki. Türkiye’den. ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. yüzde 42.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. çeş­ me. bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır. baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. han. yani yeni bulunan vergi kaynakları. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. İran ipek ticareti. Bu sistem. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. Gümüş para darlığı.

İstanbul. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. devletin mîrî toprak. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. halı ve ipekli dokuyanlar. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. Balkan­ lı. donmuş bir kültür değildi. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi. yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı. Bunlar. Yabancı kültürlere özeniliyor. gelişiyordu. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. 16. eserleri ötekiler için örnek olurdu. kuyumcular. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. şâir­ ler. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. O zaman kimse. Özellikle. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. yüzyıllarda görülecektir. bakayı. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. Birçok sanat kolları. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. nakkâşlar. hatta Arap tarihçilerin. bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). hânendeler (mutribân). Her önemli şehirde. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu. Kendi iç-değeri yanında. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. Gazâ prensibinin.makta devam etmiştir. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. Yine bu dönemde. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir. Eli emirlü. emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. hümanizma ve rönesansın. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. saraydaki baş-mîmara (. Osmanlı kültürü. Daha 15. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu. bugünkü geri kalmışlığı. Osmanlılarda sivil yönetim. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor. Saray mimarları. anakronistik bir iddiadan ibarettir. Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. hilat ve kaftan yapanlar. Nihayet. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı.

yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Böylece. Bunun yanında. bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. 5720 hâne olarak saptanmıştır. Kanunî dönemi başla­ rında. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . bu varsayımı. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM. gümrük. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. 23 şagirdi. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. yahut çırağı veya asistanı vardı. Küttâb. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. gibi. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. vakıf vb. Bürokratlar. yüzyılın ikinci yarısında. Koçi Bey bunları. doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Kıbrıs’ın fethinden sonra. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Bu sonuncunun ayrıca. Bunun gibi. 17. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. kendi isteği ile gi­ denler. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. dîvan kâtipleri 11. Daha 16. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. Devlet bürolarının tümü. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. yönetim sanatının inceliklerini. bü­ yük nüfus artışı. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. Fakat birçok belirtiler. toprak sı­ kıntısı çeken. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. bir taşma ve göç bölgesi. yevmlüler. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. 16. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. Karaman. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. KÖKU) DEĞİŞÎM 16. 1571-1610. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. Öbür yandan. ecnebi adı altında “Türk. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü. doğrulamaktadır. 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. Genel­ de. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. ulema dışında. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. yüzyıl sonlarında. yüzyıl ortalarında. Doğal olarak bunun dışında. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. çingene. ma­ den. Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. Bunun yanında 1571 ’de adada. Rûm (Amasya). fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor.

Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. büyük bir gerçek payı vardır.000 altına varmakta idi. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. Şunu da ekliyelim ki. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. Bu görüş­ lerde. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. Hatırlamak gerekir ki. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. bu Osmanlı düşünürleri. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. ok-yay. Öbür yan­ dan. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. Eskiden.000 altın yardım yapmış. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. Şeriatçılık. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. II. An­ cak. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle. 16. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. çök­ menin temel nedenini. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi. Bunun başlangıcını. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . Bunun en önemli sonuçlarından biri. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi. kale muhafızı. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. Laz. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. Bu dönemde. Yörük” diye anar. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. bu dönemde arttı.tar. Savaş. Reaya aslından binler­ ce genç. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış. I. Kürd. yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. Böylece. bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi. Şimdi. II. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu. Fakat. Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. başka bir deyimle. Çok kez. örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. 9. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. kuşkusuz. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. Philip’in İspanyası gibi. İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. Saray nedim­ leri.

Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca. 17. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. Ancak. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı. O S M A N II SİYASET . Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. bu soyguna katıldı. Bu durum. böylece bir çare bulunmak istendi. ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. bütün bu faktörler. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. 1630’da 240. Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. nüfus ve talep artışı. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . kitle halinde kaçmaya başladılar. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça.1583’de 6 0 . Osmanlı Devleti. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir.1584’de 120 akçadır. yüzyıl savaş dönemlerinde. Fakat bu da yakıldı. 1610’da 37. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır.8 2. Aslında. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. Bu dönemde. Bu dönemde. devleti kötürüm etti. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. Sekban ve Samca. Anadolu baştan başa yıkıldı. Osmanlı ordusu artık.5 3 4. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu.iken. Cizye. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır.627 kişiye ulaştı. gümüş akçanın tagşîşi. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. enflasyonu körükledi. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. Anadolu’daki anarşi yüzünden. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı. 1596’da 150. 1571’den sonra dev­ let. Öte yandan. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. 1596 tarihli adâletnâme. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. Önceleri. 1600’de 240. Kişi başına 1582’de 40. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. Bu durum.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir.

Aslında. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. 18. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. yüzyılda Evliya Çelebi. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. merkezî yönetim. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. O zaman. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. kebe ve renkli velenseler işlemek. Öbür yandan. Yalnız Müslümanlar arasında değil. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. Osmanlı döneminde de şehirlerde. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. Anadolu Selçukluların­ da.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da. yüzyılda­ ki konumunda değildir. İşte bu grup. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. tefecilik yapar kimselerdi. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. Bu durum. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. 17. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. Hıristiyanlar arasında knez. 16. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. son incelemeler gös­ termiştir ki. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları. yüzyıldan sonra. Bu şiddetli sosyal. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. yani tekâlîf-i şakka. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. Osmanlı Dev­ leti. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. satmaktı. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. 16. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş. Bununla beraber. Bu dönemde. kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. sözü geçer kişiler veya papazlar. halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. Önce. ilk zamanlardan başlaya­ rak. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. vergi. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. Hıristiyanlar arasında da zengin.

Yunanlıların. devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). Büyük mültezimler. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . Bu yolla. kocabaşılar. halkın temsilcileri olarak. birçok yer­ lerde. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. daha çok. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). Osmanlılar. m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. Bu yönteme göre. Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. özellikle Anadolu şehirlerinde. 19. Bunlar. vergi gelirini garanti ediyor. Hükümet böylece. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. mültezimlere hayat boyunca. M aktu (kesim) yöntemine gelince. kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. kazaî ayrıcalıkları vardı. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. bu bir bölgenin vergi geliri için. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. Valiler. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. Bu yöntem. Devlet. Zaten. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. yani mukata'lann değil. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. Birçok âyân. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. gittikçe yayıldı. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. knezler. daha çok yayıl­ dılar. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır. Bunlar ise. Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. Vergi iltizâmı. Yeni rejimde. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. Zamanla bu yöntem. Kadıla­ rın da. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. Bu dönemde yerel knezler. Padişah kulu olarak onların birçok malî. Hükümet. bu pratik bir yöntemdi. aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. genellikle yerli âyân idiler. hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. Böylece Ortodoks ruh­ ban. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı. ülkede yayılmış bulundukları için. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. çoğu zaman.

Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. İmparatorluk yöneticilerine. Ayân. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması. yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi. Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. yalnız vergi toplama. Bundan sonra. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Padişaha imzalattıkları bir belge. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. yüzyıldan başlıyarak. II. Devlet ajanları. Mahmud. Merkezî bürokrasi. Malım udun 1815'ten başlıyarak. OSMANLI I SİYASET . Bu sultan. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. Ayân. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. kuzey Afrika vilâyetleri. âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi. Tanzimat.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Bu dö­ nemde. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. 18. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. Böylece. 17. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. 18. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. 18. Hat­ ta onlardan bazıları. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. 19. Yeniçeriler. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. Tanzimat. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. vergilerin kaldırılaca­ ğı. üstün bir kuvvet meydana getirdi. Böylece. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar. Reformun ana amacı. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). Batı devletlerinin. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi.

Patrona İsyanı. İs­ tanbul 1943. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. Belgeler 1966 Ö. Baskı. L. Barkan.'Türkiyat Mecmuası (1951). 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A. Aktepe. Ö. Bkz. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. 419-420. Bu çıkmazdan Türkler. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. Ayda Arel. İstanbul 1958. Akdağ. Toplu Eserler. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. 1974. pazarları. Cilt. İstanbul: Eren Yay. Ankara. 2 SügU. Albanay. İstanbul 1980. bkz. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N . İmparatorluk hüküme­ ti. N. O. SİYASET I . 1 Bedri Noyan-M. Kapitü­ lasyonlar. Patrona İsyanı (1730). II. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. Ankara: TTK 1972-1979O. Ö. 413-469. Cambridge. Ö.L. Barkan. Ankara 1988. The Travels O f İbn Battııta. 1962. H. Ankara 1963. Barkan. 1971. Tanzimat yönetiminin. Esin Atıl. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. Formation of the Ottoman State. 141-146. Meııgi Garıbnam m etni yay. Akdağ. Belleten. 15501557. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. I.meşine ve güçlenmesine. XV. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. 481-495.A. L. . Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. ve XVI. L. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder. Paris 1800.R. kuşkusuz. Felix Beaujour. Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları. 18. Ayverdi ve Ö. Barkan. International Journal of Middle East Studies (1975). 145153. L. îb n Battuta. 1991. Kırk Gün Kırk Gece. Ali Akyıldız. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. M. Bu dönemde dış politikada hükümet. Barkan. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. Ö. İstanbul 1975. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. Cilt XI (1950). Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”. 1960. M. E. 2. İstanbul 1958. O. M. Metin And. L. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. 1991.133-134. Beyler cami. Türkiye’de Çağdaşlaşma. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. Celâlî İsyanları. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır. Barkan ve Enver Meriçli. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi. Çağatay. Rumeli şehirlerinde. 1989. L. Ali İhsan Bağış. Barkan. Barkan. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. m edrese. hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. L. Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. çev. 2. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır. 2 Cilt. Ankara. II. Münir Aktepe. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. L. Berkes. İstanbul 1975. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. İs­ tanbul. New York 1987. İstanbul 1970. 98. İstanbul 1959. büyük ölçüde yar­ dım etmiştir. Tarama sözlüğü V. G ibb. NY. Barkan. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. Ankara. tnan. sünii. Vladiminsov. halkını endam. Washington DC. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. irene Beldiceanu-Steinherr. An­ kara 1983. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. 524569. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. 1993. Bir Türk Kurumu olan Ahilik. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. 4 5 H. yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil.

Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. London 1978. C. L. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. Jerusalem 1988. Hütteroth. Z. Ergin. Boue. Mustafa Cezar. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century. 10 cilt. C. Ankara 1992. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. A. O SM A N LI I S. Mystiques. Hess. The Forgotten Frontier. Faroqhi. New York-Londra 1982. 1898-1938. Findley. H. R. 1994. Hasluck. 1957. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. Chicago. München 1967. Gibb. Abdülbaki Gölpınarlı. W. Leiden 1973. Braude and B. SİYASET . Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. Histoire de la litterature turque. M. de Groot. Busbecq. Ankara 1977. 15201650. Charles Issawi. Cambridge 1984. Londra 1972. W. und 16. İstanbul 1338/1992. Dernschwam. F. Paris 1968. Wien 1988. N. J.A. E. İstanbul 199395. Çelik. The Remaking of İstanbul. The Sublime Porte 1789-1922. Cook. İstanbul. B. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. H. H. Coping with the State. C. İs­ tanbul 1971-72. Zürich 1990. Işlamic Society and the West. Melamîlik ve Melamîler. Griswold. A. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa. Londra: Oxford University Press. London 1986. Mecelle-i Umur-i Belediye. M. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. A. Paris 1935. 1450-1600. K. Faroqhi. Hütteroth. Population Pressure in Rural Anatolia. Clayer. W. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). Leiden. Faroqhi. Eickhoff. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. Lewis. İstanbul: ISIS yay. C. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. İstanbul 1960. The Turkish Letters. 2 Cilt. A. Danişmend. Göçek. Ankara:TTK 1991. East Encounters West. M. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Cilt . Oxford 1929A. Stuttgart 1992. G. Emmanuel. Princeton: PUP 1980. Oxfbrd 1968 . Dünya Kenti İstanbul. Türkei. Türkçe çev. Osmanlı Tarihinde Levendler. D. München. İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. Findley. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. A Social History. 1600-1700. Gül. Cilt. Herrscher über Mekka. İstanbul-World City. Paris 1788-1824. Jahrhundert. 0 . Mustafa Cezar. Y Önen. Foster. Güçer. 4 cilt. Christianity and İslam under the Sultans. Darmstadt 1982. Prin­ ceton: PUP 1989. D ’Ohsson. Chicago 1966. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. Roderic Davison. 1541-1600. 1996. 1995. I. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. Crafts and Food Production in an Urban Setting. Men of Modest Substance. Abdülbaki Gölpınarlı. 1593-1606. Owford. F. Cambridge 1987. D. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. Bombacı. S. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. Gerber. 1591-1611. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. İstanbul 1931. A. İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. H. die Geschichte der Pilgerfahrt. Ber­ lin 1983. İ. Trade. S. New York 1987. A. yay. W. Göttingen 1968. New York 1973. Ottoman Civil Officialdom. Tableau general de l’Empire Ottoman. Dilger. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. Etat et Societe. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul 1953. S. Çadırcı. H. Dalsar. Finkel. S. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. S. Christians and Jews in the Ottoman Empire. 1. İstanbul: Tarih Vakfı. S. M. O. Venedig. Princeton: PUP 1986. The Economic History of the Middle East 18001914. Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. Fleischer. H. The Great Anatolian Rebellion. 8. F. Faroqhi. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. İstan­ bul 1984. Cevdet. Wien 1981. Bowen ve H. çev. Vienne 1954. Faroqhi. Wien und die Osmanen.

İstanbul: Millî Eğitim Bak. 2 Cilt. The Genesis of Young Ottoman Thought. İnalcık. Boston: (Mass) 1982. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. Osmanlı Tarihi. Ernst. Timar. Konyalı.. Paris 1962. 1978. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı. Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. Everyday Life in İstanbul. F. İ. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. Architecture. İ. Ankara: TTK 1954- 1962. Kazıcı. H. 1600-1700”. M. Ottoman Population 1830-1914. 1987. Leiden: E. 1998. M.K. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. Articles by H. Brill 1974. The Ottoman Empire: The Classical Age. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. İstanbul. Archivum Ottomanicum. Dzizya. Koçu. Konya 1964. İstanbul 1948. Leiden 1994 C. Orhonlu. Mantran. Neşrî Tarihi. London: Variorum Reprints. İstanbul 1939R. İs­ tanbul 1967. Kiel. Mantran. Studies in Eighteenth Century Islamic History. R. London 1993. İstanbul: An Urban History. Lon­ don: Variorum Reprints. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. 13 cilt. Giray. Wisconsin: Madison 1985. İskender Beg. 55-71. H. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. H. C.R. Bloomington. London: Variorum 1990. Halil İnalcık with D. yay. Organization. C. Kuran. Counsel for Sultans of 1581. and Economy. Orhonlu. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas.A. Cambridge 1991. İnalcık. ve İngilizceye çev. Enver Ziya Karal. Lady Mary Wortley Montagu. London. B. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. SİYASET . Histoire de i'Empire Ottoman. Ankara: TTK 1987. İnalcık. An­ kara: TTK 1976. VI (1980). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. İstanbul 1981. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. edition. Ankara 1969. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. Kiel. A Sketch of the Economic. B. Kemal Karpat. Manifestations of Sainthood in İslam. Paris: Fayard 1989. İ. Ghulam. Princeton 1962 . New York: New York University Press 1993. Essays in Ottoman History. İs­ tanbul: Eren yay. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. H. Lewis. 1360-1700. Londra. İstanbul 1996. Mimar Sinan. İslamoğlu-İnan. Marcus. G. Cambridge 1981 . Doğan Kuban. Eyalet. Economic Life in Ottoman Empire. Köymen. yay. The Arab world. Ortaylı. Imtiyazat. Kemal Karpat. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History. 1973. yay. 1977. Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. essai d’histoire institutionelle. 1982 . 2 Cilt. Ankara 1981. Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. eds. 1985. İstanbul 1993. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. Gelibolu. İstanbul: Eren Yayınevi. M. İstan­ bul. McGowan. Mardin. Filaha. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul 1986. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. Jennings. Jack und A. Naff and R. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. G. 1994.. 1571-1640. 1 3 0 0 -1 6 0 0 . H. economique et sociale. iden: Brill: Bayazid I. Ceremonial and Power. İnalcık. J. Harir. 1993. Maastricht 1985. Z. İstan­ bul: 1940-1988. R. Von Andreas Tietze. Smith ve C. Rumeli. Turkey and the Balkans. Hüseyin G. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı. Mimar Koca Sinan. E. İnalcık. New York 1970. Wien 1978-1982. H. Yurdaydın. A. The Ottoman State and its Place in the World History. İstanbul 1983. Kütükoğlu. New York and London H. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Konyalı. The Ottoman Empire: Conquest. 2. Unat ve M. McCarthy. Owen. Miller. Koçi Bey Risalesi. Turkish Embassy Letters. Mustafa Alî’s. H. Quataert.H. A. Ortaylı. İnalcık. State and Peasant in the Ottoman Empire. İnalcık. R. R. O SM A N LI m İ. Desai. 283-337. ed. Aksüt. Hans-Peter Laqueur. İslâm Ansiklopedisi. J. yay. A. yay. Cambridge. Le. yay. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Kanun.H. İnalcık. H. T. New York 1989Ş. İstanbul 1987. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. 3 cilt. M. Kafadar Necipoğlu. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. Demographic and Social Characteristics.

Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. 28-30. Londra 1743-1745. Bucarest 1980 . Ankara: TTK 1985. ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman. yay. H. Bildiriler. Ç. Ankara: TTK 1985. Greece ete. E. İstanbul 1956. Louvain 1985. 1300-1750". Haziran 1989. Ankara: TTK 1964. 2. Cambridge 1965. Ankara: TTK 1984. reglements. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. 1700-1850. New York 1996. Toledano. O SM A N LI m SİYASET . D. İstanbul 1308-1315. S. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. with the Capitan Pasha. London 1982. Cambridge 1977. Zilfı. Leslie Peirce. The Middle East in the World Economy 18001914. Londres and New York: Methuen 1981. G. 3 cilt. Z. yay. Uluçay. Ankara: TTK 1982. Developpement socio-economique et demographique. Oxford: Clarendon 1905-1906. Runciman. Baskı. Corps de droit ottoman: recueil des codes. Pamuk. Adolphus Slade. 18201913. 1994. Oxford 1993. Mahmud ve Reformları Semineri. The Imperial Harem. H. Andre Raymond. Gelişme Dergisi. “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. Records of Travels in Turkey. The District of Jerusalem in the l600s. Dürer and the Oriental Mode. London 1838. Tanzimat. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. İ. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993.E. I. H. B. Sahillioğlu. Ursinus.The Ottoman Empire and the World Economy. Mehmed Süreyya. İ. and E: Shaw. Ç. Şam 1973-74. Özel Sayı 1978. Princeton University Press 1982. Tabakoğlu. R. Sultan II. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. İ. Ş. Pakalın. Paris 1980. Anka­ ra: TTK 1965. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Bakanlığı 1940. 4 Cilt. S. Renda. 1-38. Uzunçarşılı. activites et societes. Uzunçarşılı. İslamoğlu-lnan. Yediyıldız. Georges Young. Harem. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. Minneapolis 1988. Harem'den Mektuplar. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. A Description of the East and Some Other Countries. Sicill-i Osmânî. Uzunçarşılı. La peşte dans l’Empire Ottoman. in the Years 1829. Les villes dans l’Empire ottoman. H. İstanbul: M. 2 Cilt. M. Pamuk. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). H. 2 Cilt. D. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Pococke. Londres: Saunders and Otley 1832. İstanbul 1971. Ankara 1984. Uzunçarşılı. The Fail of Constantinople. İsmail Soysal. St. Panzac. 4 cilt. An Ottoman Century. New York. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Bilâl Şimşir. A. D. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. Ankara: TTK 1945 İ. H. Mantran. N. Türk İktisat Tarihi. Para Tarihi. Ankara 1970. Uluçay. Panzac. M. Cambridge 1987. 1830 and 1831. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. IREMAM/CNRS 1991. Osmanlı Tarihi. Berlin 1982. Roger Owen. Ze’evi. R. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. J. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). Venice. R. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Ş. Westport: Greenwood 1980. Rosenthal. İstanbul: Dergâh Yay. M. Raby. and of a Cruise in teh Black Sea. David Urquhart. Todorov. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın.

1513) A h m ed (d. i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d. 1 389) M ustafa. 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ). 1451) C em (1 4 8 1 . 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. 1326). 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d. d . 1443) M ustafa (d. 1474) K o rk u d (d. H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ).OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1 495) Seninşah (d. 1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1 4 5 1 -8 1 ). Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . 1561) M u stafa (d. 1553) . F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). 1 511) A lem şah (d. 1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 . Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d.

Aydın. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. John’un gelmesi. Filibe’nin fetihi. Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi. Osmanlıların İzmit'i fethi. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. Andronikus’a karşı zaferi. 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. Osmanlıların N iş’e girmesi. 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. 1369 1371 1373 V. Saray Dükü VI. John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi. İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu. Saruhan. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. V. başlaması. Murad’ın tahta çıkması. Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi. BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi. Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. Osmanlıların Selanik’i fethi. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. Orhan Bey’in ölümü. OSM A N LI I SİYASET . Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması. V. Bizans’da iç savaş. Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). kurulması. 1376 IV. Murad’m Edirneyi fethi. Adronikos’un. DR. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. Mesut’un ölümü. VI. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). I. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi. Um ur Bey’in son Balkan seferi. 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. John’un Roma’ya gelmesi.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. Çirmen'de. I.D. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. Orhan Bey’in. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. son Sel­ çuklu Sultanı II. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). Osmanlı-Bizans ba­ rışı. Bizans'da iç savaşın çıkması. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). Osmanlıların İznik'i fethi. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı. Osmanlıların Sofya’yı fethi. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. John Palaeologun.B. V. Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması.

M ora’ya akınlar yap­ maları. 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması. 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H . Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. 1417 1418 1419 I. I. Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. Bayezid’in tahta geçmesi. I. 1414 1415 I. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). 1406 1410 I. Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. Sigismundün. I. Venedik ile an­ laşmazlık. nu yok etmesi (29 Mayıs). Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). Yergöğii alması. Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). Karamanoğullan’nın kuşatması. Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz). İzmir'in Osmanh topraklarına katılması.1388 Sırp. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi. Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). Mehmed’in ölümü. Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması. 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). Bayezid’in. M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. Macarların Belgrad’ı alması. 1423 II. Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. Aydın. Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Boşnak ve Bulgar ittifakı. Sa­ ruhan. Marıuel II. 1416 I. OsmanlıVenedik Savaşı. 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. I. ması 1421 I. Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. Karamanoğullarmm yenilmesi. Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. I. II. I. 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. Macaristan ve Bizans ittifakı. II. 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. I. 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. Mehmed’in Canik seferi. Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). Osmanlılarla Macarlar arasında barış. I. Mehmed’in Batı Anadolu seferi. 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz).

Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. Pera’m a alınması. Varna Savaşı (10 Kasım). Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). Murad’ın Boğdan seferi. II. Kupa ve Taman’m fethi. Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). Yergögii’nün yeniden alınması. Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. Karaman’da iç savaş çıkması. A napa. II. Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). Mehmed’in Sır­ bistan seferi. Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. Murad’ın Semendre’yi alması. II. seferi. Murad’ın ölümü (3 Şubat). Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. Ağustos). . Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. Sigism un dun ölümü. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. Venediklilerle barış (18 Nisan). Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). II. Papa II. Mora’nın alınması. Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. II. Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). kez tahta çıkışı. II. Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması. II. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. II. Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. II. Kıbrıs Krallığı. 1446 1448 1449 1450 1451 II. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). II. Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). John H unyadi'm n Balkanları istilası. Mesih Paşanın Rodos kuşatması. 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. Murad’ın 2. Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). Mehmed’e bırakması. Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. Papa 11. Venediklilerle savaş. II. 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Eflak seferi. 1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos). Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). Murad’ın tahtını oğlu II. Amasra’nın fet­ hi. II. 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. II. 1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. II. II. II. 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran).1434 1435 1437 1439 Eflak. Mehmed'in Sırbistan’a 2. 12 Haziran). Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. II. 1459 1460 1461 II. Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. Bizanslılara savaş açılması. Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. Ve­ nedik. İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). Elbasan Kalesinin inşası. II. II. Pius’un ölümü (15 Ağustos). Seferi. Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. Kosova Savaşı (17-19 Ekim). Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. 1462 1463 II. Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. II. Murad’m Ham idili’yi yeniden alması.

1545 SİYASET I. Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). Rodos’un fethi (21 Ocak). Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. 1541 I. Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). I. II. Venedikliler ile savaşın başlaması. I. Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). I. Bayezid’in M oldavya seferi. 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması. Koron’un alınması (12 Ey­ lül). İnebahtı’nın fethi. Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. 1499-1503 Venedik ile savaş. 1514 1515 I. 1538 I. Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Zapolyai’nin ölümü. Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş. 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. V. Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). Valpo. Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. Dulkadiroğulları hanedanının sonu. Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). Kemah’ın alınması (19 Mayıs). Peşte. Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan). I.o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Mısır Memlükleriyle savaş. Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). Şıklos. 1520 1521 1522 I. I. Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). I. Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). I. Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Süleyman’ın Bağdat’a girmesi. Süleyman’ın Avusturya seferi. Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. I. I. 1532 I. Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. 1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). 1544 Vişegrad’m fethi.Gran’ın alınması. II. K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak). Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması. 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). I. Polonya ile savaş. V. Selim’in Halep’t girmesi. 1512 I. Macarların Osmanlılara karşı savaş açması. Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos). İran’la savaş (Ağustos). İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). G ü n sü n alınması (28 Ağustos). Cem’in ölümü (25 Şubat). Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). 1535 1536 1537 I. G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos). Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. I. 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). (14 Eylül). 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). Selim’in vefatı (21 Eylül). Polonya-Macar ittifakı. Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. 1512-1513 I. Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos).

Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Rusya’nın A straban’ı işgali. Kıbrıs seferi. Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). Murad’ın ölümü (16 Ocak). Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). İnebabtı Savaşı (7 Ekim). girmesi. Eflak. B uda’yı kuşatması. Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). ' I. Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). I.tülasyonlar) verilmesi. Rusların Kazan’ı iş­ gali. İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. Süleyman’ın İran seferi. Gür­ cistan. Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. Lefkoşa Kuşatması. E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. Avusturya ile savaş (Sonbahar). Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos). 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi. I. Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). II. Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak). Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. I. Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos). Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. Zigetvar önlerinde I. 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart). İran’la barış yapılması (21 Mart). İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). Süleyman’ın İran seferi. 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). I. II. Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. Beckerek. İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). Anadolu’da Celali Ayaklanmaları. Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. Veszprem’in alınması (13 Ekim). 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül). Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. 1548 Ağustos). Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. Mehmed’in Macaristan seferi. Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. III. AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). Papa. 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. III. 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). Varad . Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs). 1596 III. İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak).

âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım). İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). III. Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). Davut Paşa sadrazam. Vezirazam Nasûh’un idâmı. 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). 7 . I. Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim).m it’e saldırısı. İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs). 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). I. barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. Ahmed’in ölümü (22 Kasım). I. Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım). 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. Kara Meh­ med Paşa sadrazam. İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. İran’a sefer. 1617 1618 I. Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan). Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı. Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). Erivan kuşatması (11 Eylül). Halil Paşa sadrazam. Osman’ın katli (20 Mayıs). Kazakların Sinop baskını (Ağustos). Hotin kuşatması. Osman’ın cülûsu (26 Şubat). H otin tes­ lim olunacak. K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz). Ashaba küfür edilmeye­ cek. Osm anlıların G ran ’ı alması. Mustafa sultan (22 Kasım). Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). Murad’ın cülusu (10 Eylül). Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. Sipahilerin ayaklanması (Ocak). Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). 1613 1614 İçki yasağı. tütün yasağı (16 Eylül). 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). İran’a sefer. Sultanahmed Camii temelinin atılması. Zaporg Kazak­ larının akınları. 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. Zorbaların saraya baskını (12 Mart). Ruslara karşı işbirliği. Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül). Ahmed Paşa’nın azli. Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül). Canibek Giray Han (31 Mayıs). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). Hüsrev’in azli. Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). Sultanahmed Camii'nin açılışı. Şirvan ve Kars’ı fethi. kardeşi I. Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). 1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). Mehmed’in ölümü (22 Aralık). Sipahilerin kan davası. donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. IV. ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). kahvehanelerin kapatılması. Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül).

1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim). Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). içki yasağı (5 Ağustos). Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz). Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). Lehistan’la barış (Eylül). Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi. sipahî zor­ balarını katliâmı. Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). 1638 IV. Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). IV. Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). 1635 IV. Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). 1645 Girit Seferi (19 Nisan). Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz). Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos). Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). Murad'ın ölümü (8/9 Şubat). Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Ye- . Bozcaada’yı Venedik işgali. 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). 1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). IV. Varat’ın fethi (27 Ağustos). IV.o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). I. Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). Kandiye kuşatması (26 Mart).

Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder. II. Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran). Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Avlonya’nın geri alınması. Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). Mehmed Belgrad’da. Vasvar Barışı (10 Ağustos). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). Sultan IV. Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran).ni camiin halka açılması (8 Şubat). Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). Niş bozgunu (24 Eylül). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). Rus­ ya’ya harp ilânı. Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). Salankamen Meydan Savaşı. Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Preveze’nin düşüşü (28 Eylül). Leh kıralı haraca bağlanmış. Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. IV. Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Venedik. Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda. Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran). Macaristan. Osmanlı O SM A N LI I f f J . II. Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). Mehmed’in tahttan indirilmesi. Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). Süleyman’ın ölümü ve II. Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). Osmanlı’ya karşı Avusturya. Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). Kandiye kuşatması (18 Ağustos). Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos).

1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs). Revan Fethi (3 Ekim). Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). Banat Osmanlıya. Kameniçe. İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim). II. 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). şâir N edîm ’in ölümü (Aralık). Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). Aya Mavra adası Venedik’e. Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Patrona Halil isyanı (28 Eylül). Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). Ali Paşanın azli (12 Temmuz). Mustafa’nın tahttan indirilmesi. Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. III. Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). Mora ve Dalmaçya. Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). Doğu seferi. büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). I. Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). Naimâ’nın ölümü (Eylül). Ahmed’in ölümü. 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). Bedesten yangını (3/4 Aralık). II. Gürcistan’da fetihler (Temmuz). Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül). 1717 1718 II. G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). Tebriz (4 Aralık). İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması. Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). matbaanın kabulü­ ne karar. Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. İran Safevîlerinin sonu. Hemedan Fethi (31 Ağustos). Varadin bozgunu. Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). III. -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). Avusturya. Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. III. 1723 1719 Ağustos). Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). Barış koşullarının imzası (21 Temmuz). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. Mora’da harekât (Ağustos). donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Gence fethi (4 Eylül). Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim).

Yerköyü zaferi (12 Eylül). Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). Yenikale. Katerina Kırım ’da. I. 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). 1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık). Musul tarafında başarılı ha­ rekât. 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan). RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). kez sadrazam (15 Şubat). Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos). 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). III. Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). İstanbul depremi (2/3 Eylül). ard-depremler. Mustafa’nın ölümü. Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan).1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). Hekimoğlu Ali Paşa 3. Kars’ı kuşatması (9 Ekim). Özü O SM A N LI J g j SİYASF . Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat). büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). Bender’e saldırısı (Ağustos). Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). Fokşan bozgunu (1 Ağustos). Fransa’da Büyük Devrim. Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). Kuzey Karadeniz’de Kerç. Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). İsveç’in Rusya’ya harp ilânı. Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). 1787 Rusya’ya harp ilânı. Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması. Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. II. Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). III. Selim’in cülûsu (7 Nisan). ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). 1789 I. Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). Orsova bırakılıyor. Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. Buza bozgunu. Özü. Azak bölgesi tarafsız bölge. Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). Hıristiyan kiliseleri korunacak. Rusya seferi (27 Mart). III. Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Bulgaristan’ı Rus istilâsı. III. Büyük İstanbul yangını. Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. Azak Rusya’ya bırakılıyor. reformlar. Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). Taman yarımadası. Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran). III. 1774 savunması (2 Ağustos). Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). H otin geri verilecek. Rus yanlısı Şahin Giray Han. Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). Silistre zafe­ ri (29 Haziran). 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. Uluslararası dengede değişme. Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Kartal bozgunu (1 Ağustos). İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). I. Mahmud’un ölümü. Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek.

Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). Selim'in şehadeti. 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). Yeni­ çeri isyanı. . II. IV. Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). Padişah’ın Rumeli gezisi. Sırp isyanının bastırılması. İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). Necd’de Vahhabî isyanı. Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). “Kıyafet nizâmı” (3 Mart). Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). IV. 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül). Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). Yunan Devleti (15 Ağustos). 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. Saray baskını. İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). Anadolu’da Anapa. Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). Sened-i İt­ tifak (29 Eylül). ağır harp tazminatı. III. Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Poti. Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. Alemdar sadrazam. IV. Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan). İstan­ bul’da anarşi. III. Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos).Rusya’ya bırakılıyor. Sekban-i Cedîd (14 Ekim). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). 1813 Mekke’nin geri alınması. 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât. Ahıska. Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). Atina’nın zaptı (5 Haziran). Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). baskınlar (17 Kasım). Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). Hocapaşa yangını (2 Ağustos). Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. Konya Savaşı (21 Aralık). Sekban-Yeniçeri savaşı. 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). ilk buharlı gemi. Rumeli'de Dağlı eşkiyası. Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran).

Başvekâlet ihdâsı. Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Alma zaferi (20 Eylül). Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Memleketyn (Eflak. Kılburun zaferi (17 Ekim). Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Inkerman zaferi (5 Kasım). Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. 1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. ilk telgraf hattı (9 Eylül). 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). İnglitere. idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran). Makâmât-i Mübareke sorunu. Memleketeyn sorunu. Kuleli Vakası. Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan). M ahmud’un ölümü. Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Traktir zaferi (16 Ağustos). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Ingiltere. Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz). 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). II.yabancı gemilere kapanması. Avusturya. Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 . Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz). Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü.9 Eylül 1855). 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). Memleketyn katli (15 Temmuz). Viyana Protokolü (1 Şubat). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası. Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M . Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos). Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Ahıska bozgunu (26 Kasım). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). Rusların Sinop baskını (30 Kasım). Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos). İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. Cebel-i Lübnan sorunu. Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere.

Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan). Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). Berlin memorandomu (13 Mayıs). 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. İstanbul konferansı (12 Ekim). Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). G irit isyanı. Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Ali Paşa sadrazam (11 Şubat). 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran). Rumlara gelecek için vaatler. İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz). Ali Suavi olayı (20 Mayıs). reform vaadleri. 1875 Hersak'te (13 Nisan). Mısır’da İngiliz işgali. Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart). Viyana’da 28 Temmuz. 1878 Tesalya’da isyan. 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). V. Özerk Bulgaristan. Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. Budapeşte’de 31 Temmuz. Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). Büyük Devletlerin müdahelesi. Rus ultim atom u (31 Ekim). Abdülhamid savaşa karşı. 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran). 1873. 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). 1867 1866. Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran). Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). Sırbistan. 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Murad cülûsu (30 Mayıs). Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). Işkodra barışı (31 Ağustos). Yunanistan’la birleş­ me kararı. Rus bitaraflığı. Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). İstanbul’da 7 Ağustos. Paris’te 30 Haziran. Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos). Londra’da 12 Temmuz. Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran). Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). Bulgaristan'a İngiliz desteği.-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II.1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Romanya ve Karadağ bağımsız.■1868 Girid isyanı. Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran). Kars ve Ardahan verilir. Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Girid idaresinde reform (15 Şubat). İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). Karadağ’ın harp ilânı (2 . İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Temmuz). Rusya'ya Batum. Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder.

İngiliz girişimi. Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. 5 Yahudi. Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak). Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). Dünya savaşına girer. Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık). Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). 60 Arap. Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). İstanbul depremi (10 Temmuz). 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). Balkan harekâtı yeniden başlar. Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. Reformlar. Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim). Rusya'nın tarafsızlığı. 1904 1905 V. Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak). Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. Sultan II. Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). II. Dömeke zaferi (12 Mayıs). SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). Çırağan yangını (19 Ocak). Girid’e özerklik (18 Aralık). Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler. 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim). Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). sert tepki. Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). Osmanlı Devleti I. Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). 4 Bulgar. Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan). Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). 23 Rum. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). 1896 Girid isyanı.Kasım). Makedonya. Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). 12 Ermeni. Almanya. Edirne’nin düşüşü (26 Mart). Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). V. İstanbul Andlaşması (29 Eylül). Yunan geri çekilişi (25 Nisan). Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan). Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). Murad’ın ölümü. Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). Selânik. Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Müttefik- . 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). 25 Arnavut.

Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos). m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım). Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May./18 Ma. mebusların Anadolu’ya kaçmaları.). Mudanya Mütarekesi (11 Ekim). 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. Erzurum Kongresi (23 Temmuz). Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım). İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). İnönü Zaferi (31 Mart). Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım). İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart).). Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık). G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). Saltanatın İlgası (1 Kasım). meclisin dağıtılması ve kapan­ ması. 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri. Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs). Tevhid-i Meskûkât Kanunu. 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat). II. Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. 1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). Hicaz ve Mekke’nin kaybı. Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Fransa ile barış (20 Eylül). Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim).0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc. Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan).

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı. XIII. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu. Fakat bu konuSİYASET .1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. Maden. Lü’lü’e. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir. Ma’denpazar. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır. Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır. Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır. Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı. Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama. yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir. İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. Samasur. Ma’denşehir. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir.18 Belirtmek istediğim nokta. Ladik’te. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır. yüzyıl sonları ve XIV.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır. Ma’den Derbent. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar). çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. Ankara’da.12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır.15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır. Anadolu’da XIII. Akşe­ hir’de. Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur.

bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir. Fakat bunların. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir. Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır. Profesör V. kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı. yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. Aynı zamanda.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. İkinci bir örnek olarak. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir. Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. L. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. Bu metinler. yazıldı­ ğı ortamlar.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET . Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. Arazi. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi. bunların yazılış şekilleri. yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir.19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. geleneği ge­ riye XIV. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. bina. Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde. Burada. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır.

Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır. Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT . Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz.2 7 Pachymeres. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir. Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim. Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için. Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır. En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”. sikkeler) doğru bir dolaştık.26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır.25 XIV. kelimelerden kaynaklanmaktadır.23 Osmanlı tarihçilerinin XV. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır. yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır. Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır. “devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir.

Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir. Terim. Köprülü. 1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET .. Gerçekte de günümüzde.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine. Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz. Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları. Gaziler önemliydiler. Babinger. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. oldukça büyüleyicidir. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi. O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir. üzerinde durulmaya muhtaç. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler.37 Bu erken dönem. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. oldukça ilginç bir konudur. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle. kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz.dır. Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. Giese.

“B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. Bonn. 30 Colin Imber.: R. 7798. 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). I9 9 6 )'a bakınız. 2 0 -2 1 ’e de bakınız. 36 Colin Im ber. Lindler. 1966). 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. A. Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri. belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. 1984). Dakibziya. 178. Hoi protoi Othomanoi. İnalcık. 1990)." O . L. 277288. 10817'ye bakınız. 5 Ö rneğin. 153. A rtuk. Zac­ hariadou (ed). U zunçarşılı. 29 F. H artm aıın'dır. eds. 199-208. 1992). 27-33. 2: 460. P. 23-26 M ayıs 1983 (Ankara. 1994). N ik itiato n . D iğer bir nokta da. 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız. Nicomedia. Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. SİYASET 1 1 İ. L. 211-2 1 2 'y e bkz. Zachariadou. İnal­ cık. 1999). Giese (Leipzig. 67-68. "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. 1929). 50-54. 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. Ayverdi.1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. A k akçe. 1993). A ykut. “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. 78 . Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. Franz TaOSMANLl . 1980)." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir. O kyar ve H . P. Taeschner ve R. Nicomedia. A k akçe (İstanbul. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. İyi b ir V atikan elyazması Barber. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır. 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . 2000). 16 Bkz. G r. K arşıt yaklaşım için H . 19 V. “The conquest of Adrianople by th e Turks. 28 Cantacuzenus. Philokrini. The Mongol empire and its legacys (Leİden. 16 (1963).. Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . G . 333 1. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. 7. 8 9 E. neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir. dem irbaş no. A. İstanbul. ed. "per ton m aiantron" a sahiptir. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir. n. 69-112. A ykut. 1988)'dir. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. 10817. F. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır. 17 18 D em irbaş no. A rnakis. 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997). W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. W ittek . Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. H. Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . 70 yıl önce eserlerini yazan P. ed. L.” Studi Vcneziani 12 (1970). The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994). irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. M enage. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım . 53-62. Arnakis.3). M organ’ın derlediği. Lindler. A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . 15 Yazı için T. Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. D irim tek in . 46. “The Legend o f O sm an G azi." I. The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul. 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . 5 (1941). 24. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P. Pachymeres. "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği. G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır. 23 24 Foss. H . Bonn. Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır. Hoi protoi Othomanoi. Ritzİon. 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A. G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . 10525. Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih." Anatolİan Studies 40 (1990). 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies." E. "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke.: R. Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul. sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. "Pelekanon. İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. Barkan ve E. Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir. F. Failler." Belleten. Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. 14 Yazı için T. civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss.204. L. 127. O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . dem irbaş no. O . 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum . iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum . K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır. Menage (İstanbul.” Travaux et mmoires 1 (1965). fol lOOr. 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. ed. İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . H . “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. 439-461 ’e ve E. Frei. Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. Bkz. B onn. A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens. O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . 33 İ. “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara. Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R. 1: 341-363.” Zachariadou’nun Emirate’inde. Araştırma sonuçları toplantısı. 282-289. “B eginning O tto m a n history". 8 8 . 179185.

Ancak bir gece Osman bir rüya görür. Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. Gibbons’un ikinci büyük hatası. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. yeni bir ırk. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. Ona göre. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. kü­ çük bir aşiret. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. bir Osmanlı ırkı. Tıpkı bunun gibi XIV. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. oğlu doğmazdan bir saat önce. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. O R H A N F. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur. sâdece siyasî bir deyimdir. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin. bu rü­ yayı tabir eden kimse. Buradaki menkıbeye göre. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. Ona göre. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. Rüyaya göre. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur.

En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez.1. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler. milletini. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . Köprülü. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. Prof. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır. 273 v. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi. Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. Buradaki men­ kıbede. M. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan.d. bunların babalarının rüyasında. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir. (Bu eserin. onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek. 1965’te benim. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti. tekrar yayınladığım. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. Dr. Bu bakımdan. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. bahis konusu konfe­ ranslarında. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. Her ne XV. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. Fuad Köprülü. biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir. peşin hükümden ibarettir. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. yâni Osmanlı Devletini.

Selçuklu İmparatorluğu. Avşar. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi. yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri. Osmanlı tarihini. yüzyıl ortalarından XIV.000 allîm franga yükselmişti. XIII. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah. Kıpçaklar. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. I. İşte bu suretle. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu. Böylece daha XIV. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. yüzyılın başlarında Türkleşiyordu.000 dinara. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre. yâni 16. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. Salur. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir. kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere. XIV. Bayat. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz. Kalaçlar. SİYASET . Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5.935. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı.645. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti. Bayundır. doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. Marco Polo (Marco Polo. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII.

Ödemiş. Bunlardan birincisi. Gerede. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti. Gerede. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu. Alpler veya Alperenler olup. Ladik. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. İyonya (Birgi. bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Birgi. Manisa. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. Geyve. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. Aygut Alp. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. Düzce civarlarında.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. Bolu. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. Selçuk) dahil Aydınoğulları. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. Çorum. Bursa. Eskişehir. KastamoS İY A S E T . Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. Çankırı. Muğla. Tire. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Kastamonu. Mihaliç. Bolu. Milas. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. Kütahya’da yerleşmişlerdi. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. Haşan Alp. Burdur. XIII. Amasya. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. Gerek iç. XIII. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. birincisi coğrafî mevkî. Burdur. La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa. Aydın. Germiyan Beyliği XIV. Marguandt. Balıkesir. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup.

buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Bizans imparatoru III. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa. Trakya. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. 1326’da Osmanlıların eline geçti. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre. Amdronic. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. XIV. İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca. Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. zeki ve irade sahibi bir kimseydi. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. An­ cak Osman. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar. Harbi kazanan Orhan Gâzî. Bu suretle Orhan. yine I. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. Bu sayede. Bu suretle I. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa.nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Orhan. Bu uç beyi. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Murad. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. I. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. Osman’a karşı harekete geçirildi. Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. Esasen.

denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. 3. Meselâ Osmanlılar. 5. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına. yalnız Bizanslılar’a değil. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. ve XIV. 2. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. Menteşe. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. 4. Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. Papa başta olmak üzere. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. Makalemizin başından beri XIII. Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. Osmanlı Beyliği. Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. İlk Osmanlı hükümdarları. kuvvetini arttırıyordu. Sahil beylikleri. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. Aydın. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. bu talihsiz hükümdarın. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. sahil beylikleri de dahil olmak üzere. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. devI SİYASET . bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. Bizans. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî. Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. bu beylik. hemen he­ men kayıp vermeden. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri.

Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur. 8. 7. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. Bu arada XV. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. Sahil beylikleri halkından birçoğu. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur. bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. rekli olarak artırdı. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi. daha küçük fıyef sahipleri. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla.let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. Murad zama­ nında başlamıştır. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar. Böylece Osmanlıların. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. Böylece Osmanlı Devleti. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Gâzî Umur Bey. orta Anadolu’dan ve Karesi. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. Saruhan. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. ilk Gelibolu seferine. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I . Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. fakir köylüler. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. Ancak XV.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. Özellikle XIV. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. Devlet. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. 6. diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. yüzyılda II. Babasının ölümü üzerine. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. Görünüşe göre I. Aydın.

Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. sahaca nispeten küçük. 11. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. O SM A N LI H M SİYASET .9. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü. bâ­ zı istisnalar dışında. Osmanlılar’ın daha XIV. yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. Osmanlı Devleti XIV. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî. 10. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. bir devamı mâhiyetinde olup.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. yüzyılda. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. Orhan ve I. Kendi çıkarları. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine. Babadan oğula kalan bu sipahilik. Osmanlılar bu usûlü.

Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez. Anadolu’ya geliş tarihleri. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. diğer Türk devletleI S İY A S E T . yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. Hakimiyet. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. Gök. özellikle II. Murad döneminde. Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler. Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların.2 Oğuzname’ye göre. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. Ay ve Yıldız Han. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI. bağlı oldukları boy. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV. Elbette bu kabulleniş. Umumiyetle. Fakat elbette ki.4 R W ittek ise. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır.OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD. tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. Dolayısıyla bazı yazarlar. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. Ona göre. böylece hakimiyetlerini. Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır.3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar. Yazıcızade Ali II. tamamen hayal ürünleri olmayıp. Yazıcızade’nin. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. Ki bu gelenek. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. D O Ç . sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. DR.5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir.1 Bunun en önemli sebebi.

Süleyman Şah. Kayı onun torunudur. Bay-Temür.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Sunkur.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). Yazıcızade’nin. Yasuv. Kara Han. Kurtulmuş. Sevine.10 Üste­ lik. Karay-tu. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi. Cumur-mir. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Tuğra. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde. Tok-temür. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir. Korhulu.1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. Açıkçası. Tu­ raç. Çemendür. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce. Bulcas. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır. Artuk. Kara-tay. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. Balcuk. Tuğra. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. Bay-beğ. Şecereler. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır. Ertuğrul. Bulgay. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. XV. Nuh Aleyhisselam. Boz-luğan. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı. Kızıl-buğa. Kısa­ cası şecerelerde. Neşri. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. Toğmuş. Bay-temür. Yalvaç. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir. Korhav. Yasak. Ay-kut­ luğ. onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. Komas. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü. Ay-kutluğ. Kaya Alp. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. Gök Alp. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir. Tuğra. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür. Cem Keymür. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. Yafes. Kaz Han. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır. Sakur. Tortumış.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Güc Beğ. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır.14 Bu açıdan incelendiğinde.1 1 XV. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET . Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte. Bay-suy. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir. Kızıl Buğa. Süleyman Şah. Dib Bakoy. Oğuz.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak.9 Hz. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. Çarbuğa. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. Turak. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. Kara-oğlan.

Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. Mirza buyurdu ki. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. Deniz Alp.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. I SİYASET . kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Kısacası bu. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir. Verdiğimiz iki örnek.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır. sadece Kayıların değil. Belki de.. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. Beyleri Süleyman Şah. Nitekim. Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. Moğol tehlikesine karşı. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. bazı Türkmen cemaatleri. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır. dimiş imiş ki. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir. Akrabalığın sebebi soruldu. Yıldız Alp. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Yer Alp. Ay Alp. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması.. Ancak. Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. şecerelere yansıyan isimlerin. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı. Bu tesbit de. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır. özellikle Moğol istilası döneminde.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. Henüz XI. Ancak. Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. sadece Osmanoğulları’nın değil. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır. Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi. 1449’da II. onun ölümüyle birlikte.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Gün Alp. hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik. Elbetteki böyle bir durumda. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Oğuz dışındaki Türk. boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar. Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. Korkut Ata’dan naklederler ki. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir. adları Gök Alp. Özellikle Türkmen­ lerin. Karaman. Alaaddin Keykubad’ın.Ahlat. Aynı şekilde. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. Oğuz/Türk üst çatısının dışında. Uçlardaki Selçuklu kontrolü. Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır. Süleyman Şah’ın da.

24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul.. 01 dahi kabul etdi.25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ". Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler.29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ. Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”.28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı. Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T . Oğuz/Türk tö­ resinde. Gölgesinin altında dağlar var. Kayıların Artuklu. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır. her dağın dibinden sular çıkar. Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler. Sivas ve Ankara’da. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. Artık Osman Gazi. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”. Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı. Osman Gazi.“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra). Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir. Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir.26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. Emanetlerin yine alurlardı. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu.. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer. bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”.23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir. Alplik.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz. gazilik ve erdem gibi. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar.. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler. Söğüt.. Pasin ovasına. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir. gelir Osman Gazi’nin koynına girer.30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. Bilecik (s. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur. Sürmeli Çukura göçerler. Sür­ meli çukuruna varıp.

34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye.. “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. Lütfı Paşa (s. “Ertuğrul ile beraber. ben dahi Mehmed Han b.33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik. p p . E K ö p rü lü . Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları. c. yerleşik hayatı . London 1965 (4. İnalcık. The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland . beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi.. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. D iv itçio ğ lu . Kılıç Arslan b. Nureddin b. The Rise o f the Ottoman Empire. N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir. H . 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur. Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III. İstanbul 1981. A. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri. Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/.35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi. Sülemiş. M. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması.Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler. 251. 9 -2 2 . Oğuz H an’ım. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. Saltuk Alp.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz. Anda yazlar kışlarlardı. Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar.: H . memnun etmediği için. London 1973. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. G ibbons. s. I (1925). W ittek . padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”.. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. 13-14. onlar da yeni hedeflere yönelecektir.baskı). s. S.. G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. Eren yay. Türkiyat Mecmuası. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır. diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir. 1 5 1 -1 5 7 . Turgut Alp. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. Gelür şeyhe haber virir.31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b. Şeyh aydır “oğul Os­ man. The Foundation o f The Ottoman Empire. 22)”.. 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir.”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil.ler akıdır. İnalcık. Al-i Selçuk isen. . The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ). Karaman b. 7 1 -7 9 .. Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular. O SM A N L l IJT S II. Yarhisar. O xford 1916. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999). bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi.. Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi. İs­ tan b u l 1996. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa. Ertuğrul b. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”. G iese. konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. T fe Ottoman Empire.. Fr. H .Keyhüsrev b. Şirvan Han b. Kürd ve Türkmen benimledir. Samsa Çavuş. Cümle Moğol. P. s.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET . Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi".

Die Leğende votı Oghuz Qagban. I (yay. c. 23 24 N eşri. B ehpti’t-Tevarih. 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil. Mesela F. 37-52. N. s.”. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri". 260. s. s. 16-18.. Aşıkpaşazade.. 109-116. 73- 19 20 21 M. a.. 6. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır.Tarih Araştırmaları Dergisi. Asıl vatanlarına” . Bulduk. 11. 55-57. “XVI. Veiidi Togan. 38. M üneccimbaşı. S. Yınanç’a ait nüshadan). M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. 18 R uhi. Paul Lindner. D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı.g. 9-22. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak. Beriyye. s. 62-63. s.. W ittek. U . S. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). Aynı eser. K u­ ran. s. 24/4 (1982). Tevarih-i A l-i Osman. Aşıkpaşazade. 26-27. 141. Şikarı.. Mesela H .. (Atsız neşri). s.g. 382-383N eşri'den başlayarak.. diğer kroniklerin tersine. (Tercüman yay. onların itaatim sağladığını b elirtir. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. 3.: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research). 264-265.e. Bu konuda geniş bilgi için bkz. 6 l. H .D . T. S. s. Yüzyıla taşır.Göyünç. M u’cemiI’l-BiUdan. Ankara 1970. p.melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır. burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. İstanbul 1936.m. Bahadırlar. Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe.Görüldüğü g i­ bi. Ankara 1987. s. s. s. (yıl 1997. bir çok tarihçi bu görüştedir.. Atsız. Reşideddin Oğuznamesi. İbn-i Kemal. Aşıkpaşazade.İnalcık. Baltacı). 1 (M art 1999).: F. U nat-M . Tevarih-i A l-i Osman. c. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. Bang-R. 19-20. s. kardeşleri­ dir. Tevarih-i A l-i Osman. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. c.. s.. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History.Ergin) Ankara 1989. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü.: M .. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. 3 S. Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı. 70. Lütfi Paşa. bu konu üstünde durarak. B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir.. “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”.. 80 (1992). 3 (Kasım 1997). Tarih K ongresine sunulm uş olup. s. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler. Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. İstanbul 1332. Neşri bu olayı XI. kimesne ellerinden almağa. 129-139 Neşri. 4. Ancak.. Tercüme ve Tahlili. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. Defter.. Tevarih-i A l-i Osman.: Ü. Beyrut 1986. s.. s. kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. 1. 30). 22. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır. 90-91. D ivitçioğlu. s. s.: M . 34 Neşri.K oman). M. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. 15. M ahan. kıyam at kopınca. S. Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. çvr. Berlin 1932. R ah' m eti (Arat). s. yoldaşlığa yarar kişilerdi”.g. (Ali Beğ neşti) s. OSM ANLI SİYASET . A. 51. 20-28. s. B ulduk. İstanbul 1981. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. s.bu göçer evli etrafa dağıldı. Moskova 1959. 4-5. 35 36 37 38 H . “E rtu ğ ru l”. İstanbul 1949. aynı yer. s. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. Atsız. s..e. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir.: Ü .Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. S. 93. gitm edi. 4. s. Z. s. s. Divitçioğlu. 3. (Kilisli N e ş r i) s. 26 27 Aşıkpaşazade. Sahaifü’lAhbar. Karamanoğulları Tarihi. Yinanç. M. burada yazar. (çev. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz. 22 Aşıkpaşazade. İstanbul 1972. A. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. Bu didügi Osman neslidür. Ertuğrul o anda kaldı. Neşri.: E. c.Bulduk. 50-51 (haz. Osmanlı Tarihleri I. 4a (M. R. Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler..A.m. Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. İ. Tarihsiz) s. Köym en). bası­ lacaktır.: W. İstanbul 194. Osmanlı Tarihleri î. Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name. Bayat?. v. 693-94. 1. A.: Ş. O ğuz Kağan Destanı. c. 32-33. “.A. a. s. Sümer. D TCF. s. s. Tevarih-i A l-i Osman. 333P. X III. a. R. Ankara 1975. Paul Lindner. ahir zaman olup.57. 25 Bu konuda bkz. F. K öprülü. s. Kitab-ı Cihan-nüma. Ü . Turan). 21-22 Lütfî Paşa s. A. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz. Krş. vol.g. H . ît. Konya 1946 (hz. s. Dede Korkut Kitabı 1. 5. 93. 90. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”. s. diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. İnacık.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. 14. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi. Lâ­ kin bu devir Papaları. DR. Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi. Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. Bu tehlikeli altüst etmişti. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. IV. isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. IV. Selçuklu Devleti sona ermiş. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. SİY A SE T . askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur.

Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. VIII. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. çok ağır problemler bekliyordu. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı.I I H J I . Mihael’in. devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Cenova. Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. ülkede korkunç tahripler yaptı. İstanbul’a rakip. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Rumların büyük bir'kısm ı. Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. Önce İzmir Beyi Umur. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. Fakat. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. III. Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir. Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı.Yeniden hayata kavuşan Bizans. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. Ancak. Zira. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı. Andronikos un (1328-1341). Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. Bir ara. Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. hazine boştu. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. Sırplara. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. 14. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. veren Kantakuzenos. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. onun erken ölümü ile yarıda kaldı.

Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. duruma rağmen. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. Bizans başşehrinde panik yarattı. 1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. N ite­ kim Süleyman Paşa. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. Kantakuzenos. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler. Rum halkı. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı. Ancak. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Türk hükümdarı. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. 2 Mart 1354 gecesi. Fakat. Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. Fakat. Bu olay. 14. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. Kantakuzenos hâla.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu. Zira. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı. Türklere umduklarından fazla imkân verdi. zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. ülkeyi ve yollarını. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. Kantakuzenos. Fakat asıl şimdi.

İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. Zira Türkler. hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir. durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. Para değerini yitirmiş. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz. Cenova’lıların. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. Türkler artık. Modern bir tarihçi. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. Cenova’nm dostu ve müttefiki. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Zira. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. olan Ostrogorsky. bu bölge halkının o esnada dinî. Bu olay. Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. Venedik’in. Macaristan. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. İmparatorun aczi şimdi. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. V. 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. Tarihçiler genellikle. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar. Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. Kısacası. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. mukavemet etmeden Türklere teslim olur. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu.

Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. V loannes ile oğlu Manuel. İmpa­ rator için artık. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı. mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. lik hizmetini yerine getiriyordu. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. 1371 Çirmen Zaferi. V. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. bir çok za­ fer kazınmış. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. Bir kaç yıl sonra V. Ohri. 1380’den 1388’e kadar Iştip. Sultan Murad. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. Neticede V. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni. adayı onlara verdi. V. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti.nan Sultan Murad. Ioannes. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. loiktidardan uzaklaştırıldı. Bu sebeple. o da bunu yaptı. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. Fakat Papa­ lık. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. Bizans. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. Bundan başka İmparator. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. Sofya ve N iş zaptedildi. Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. düşman ordusunu dağıtmış. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. Prilep. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. bir skandal ile son bulur. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor. Sultan annes. Limni adasında hapse atılan Andronikos. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı.

uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. Doğu’da Bizans. bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. Hussit harpleri. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle. Bu sayede Osmanlı Devleti. Niğbolu seferi. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. Türk sivil idaresinin. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. Sonunda 28 O S A 1A N U . Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. Fakat. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. İngiliz harpleri. Osmanlıların. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. Türkler korkunç bir buh­ ranı. Büyük Şizma. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur. Bununla beraber Ba­ ti. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere. fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. varlığını hâla koruyordu. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. Bayezid. Bayezid. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti. Lâkin. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Hıristiyan devletler ancak şimdi. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. B atidaki anarşi. İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. daha bir müddet dayanabildi. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi.

Zeit. Johannes Kantakuzenos. ed. Behişti. Giy. E inleitung u n d Uber- Charanis.. Thüry. Loenertz. M ünchen 1967..b. Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks. Grecu.Stolz. Bruxelles 1953. G .Comm. .. trad. N . İstanbul 1930. Asien und Africa 1394-1427. Staııojevic. . H . 3 vols. W erner. Paris 1954. J . Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487.. R -J. F.. Leipzig 1925. Tarib-i âl-i Osman. Memoirs o f a Janissary.. İstanbul 1332. 6 (1931) 2 41-246. J . Bucarest 1915.. R -J..uellen Budapest 1-938. G iustiniani. C ritobul din Im bros. Ankara 1978..Byz. Teil 4..Juhasz.Et. N .Dethier.Babbinger. Gazavâi-ı Sultan Murad. Rev. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden. Budapest 1887.. M ehm ed b. Bucureşti 1963. Bucureşti 1966 . Pest 1853.. Paris 1899*1902. Chalkandylae. Tarihi. . K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann.. M ünchen 1960. Kantakuzenos. 1922-1927. Yinanç.Ivdnvi ... Umur Paşa ım d Orhan. Schiltberger.. Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines.and Notes by S.. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris.. 2. I 1960... S.. Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie.fogel . J . 13291463. VI. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos. .Monumenta Hungaria Historica X X I. Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X . 1451-1467. 1965. İmperaior H istorianm Libri IV. herausg. N eu m ann. d in Domina lui M ohamedal î î.. B yzantinon 13 (1938) 335-362.. Rerum Ungaricarum Decades. Horvdth Janos Forditdsa. Hist. F.. Teleki. Bonn 1834.... Melikoff-Sayar.... Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg.Française A. D ocum ants 2. M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. Failler.. I*II Budapestini. İstanbul M I 1974.. Loenertz. Düstumame. Lorga. Ann A rbor. Bogdan. von Friedrich Giese.. . B ritish M useum nr. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen... M ükrim in H alil. Lipsiae 1936. F.64 (1971).. H alil İnalcık.. Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. Texte. History o f the Mehmed the Conqueror. transl. N .. Bibi. W ıttek . Bonfmis. Chronikon Breve. Tinııefeld.... Sathas. R om a 1970.Soucek. V.... A nkara 1949. İstanbul 1928. P.. N eşri.Chr. F.Grecu..... Or. M . Gyöni. F.. B udapest 1978.. B yz. by Ph. M . Hacı H alil-ü l-K u n ev i. et N otes par I. Reise in Europa. Szekely.7896. M ünchen 1859Schreiner. Cihannuma I. Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra.KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I. G ras-W ien-K öln 1975.. 1800.1 3 4 1 -1 4 5 3 . Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q. A Jorg o f N uren b erg . I . Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250. herausg.add. Miscellanea Byzantina Monacensia 6. Editİe de V.Darkö. Dukas. Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje..Grecu.. A.. M evlud O ğuz. Editie Critica de Vasile Grecu. A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century. Transl. W Z K M 55 (1959). Byz.. Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66. B udapest 1974. Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere.i Osman. A ..le a .. 1282-1341. bayzantina e t Franco-Fraecea. K raelitz. T h iriet. Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches. Editie Critica V. Studien zu den Vrachea Chronica.. Charles R iggis. H ovâth. Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107.. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). A.Per.. edd. H onnover 1925.. R obert Anhegger. K . Laonici. Breslau 1922... J. Vasiliev. İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar. Princeton 1954. Bucureşti 1958.. Diİstumame-i Enveri-Medhal.. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 . Radojeie.” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193.H . P. Demonstrations. E. “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri. II 1964.Giese. by B. J .von Fr. A Magyarok Kronikdja. Byzantine. Enveri. M irm iroğlu. K onstantiıı M ihailoviç. Ü bersetzung. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei. M .. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar. La haye 1958-1961. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . 2 4 (1958) 155 ss. ed. İstanbul Chronique Breve. Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman.. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI. Török Tortenetirok I. ed-J. J . Dölger. 1945. Beldiceanu... Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle... A rgenti. J .. Le D estan d ’Ü m u r Pacha. D u Codex Mosquensla 426. îstoria Turco-Byzantina 1341-1462.G ü n te r Prin zin g . Gecich. C ritobul.Trad. B udapest 1893... H . F. Teİl 5 ... O SM A N LI m1 SİYASET . Enveri.. P.. M üneccimbaşı A hm ed D ede. Die Altosmanischen A nonym n Chroniken.Schopen. a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453). D etro it 1975. Tarih-i  l.. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I .. yay. Cam b­ ridge 1943. Sphrantzens. 39 (1 9 8 1 ). Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. Hieronimo Giustianı’ s History ofChios. Georgio Sphrantzes. setzt von R enate Lachm ann. Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi. J .III Bonn 18281832. Vie de Mahomet II. Thurözcy.v. yayınlayanlar. Decarraux.E. M ishingan 1975.J M agolinas. Mehemmed Han.

yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak.4 SİY A SE T . köy bir başka manalaşıyor. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. her ova. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. Anadolu’nun fethi. kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir. Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. dağ bir başka kutsallaşıyordu. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak. gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. DR. yayla. muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. her şehir. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD. Bütün Roma eyaletlerini. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. Çünkü. Selçuklu Türkleri. XI. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. Bu Türk göçleri. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. siyasi ve medeni faaliyetleri. D O Ç . 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler. Çağdaş bir yazara göre. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. kaza. Bu sebeple Selçuklu Sultanları. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur. Bizans İmparatorluğu arazisine. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. O za­ mandan günümüze kadar. nehir. Türk tarihinin gerek siyasi.

Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar.7 Kaşgarlı Mahmud. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır. bunların birin­ cisinin Kınıklar. Avşar. K ayının anlamı sağlam. Gaipten türlü haber söylerdi. uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET . Cami ut-Tevarih adlı eserinde. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir.9 Oğuz elinin en asil. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır. Bu dediği Osman neslidir. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi.11 Dede Korkut. ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar. 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca. Bartold. Gazanın. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Ne derse olur­ du. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir. Daha XI. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. İkincisinin de Kayığlar.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. Kimse ellerinden almayacak. yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde. en şerefli boyu olan Kayılar. işte sürüp gidiyor. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. Osmanlı Beyliğinin uçlarda. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir. Korkut A ta söyledi. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır.V. Osmanlı tarihlerinde. Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi.8 Ebulgazi Bahadır H an’da. Reşideddin. Herşeyden evvel uçlarda. edebiyata. bilhassa batı uc bölgesi. Boz-okların büyük.

Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler. han olacağı için. Frederik Giese. o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını.sonra Alkaevli ve Karaevli. Halil Edhem. Edirneli Ruhi. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de. “Kanların atası.Dedi. Mükrimin Halil Yınanç. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah. Yazıcızade Ali.0. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). Neşri. Kayıların IX. Hüseyin Namık Orkun. . Lütfi Paşa tari­ hinde. Bu kayıtlara göre Kayı Boyu. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir. Aşıkpaşazade. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur.şu şekilde Öğüt verdi . Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim. Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez. yolları ve yasaları. fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir.”1^ re gömülmüştür. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine. . Oğuz Han söyledi. Selçuklu tarihleri. Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir. . bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir. -şöyle belirledi. Konya’ya gönderip. Ahmedî. Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de. çünkü ilk sıradaki boy. Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir. : Sonra Kayı.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü. sonra Bayat. Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi. Hoca Sadettin Efendi. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Lütfi Paşa.Baştan Kayı oturacak.0 da Bayındır olmalı — Töre. Pa­ ul Wittek. Herbert Adams Gibbons.14 batıya doğru göç edip Ahlat. Müneccimbaşı.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa. . Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. tö­ reyi. . sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . ağırbaş­ lı.töre oğulları­ na yol olsun diye .19 Büyük Selçuklular. Kayıların tarihi. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. OSM ANLI .

adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre. Ankara. Bu yer adlarına. hep Kayı bölgesidir. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol. Kı­ nık. Görülüyor ki.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. Fethiye. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. Nevşehir. Erzincan. Bu Kayı oymakları. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. Çankırı. Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir. Mihaliç. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. Kastamonu. onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır. Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Es­ kişehir. Selçuknâme adlı eserinde. Salur. Ankara. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir. Kayı Boyu.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar. İğdir. Düzce. Niğde. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Ödemiş. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Hamid (İsparta). Doğu Anadolu’dan çok. Döğer.26 . Tarihi bir hakikattir ki. At-Çeken (Konya). Kayı adlı oymaklara gelince. Yer adlarında olduğu gibi. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. Bayındır. 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. Konya. XVI. her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. Artukluların hâ­ kim olduğu. Kara-Hisar (Afyon). Menteşe. Denizli. Çorum. Afyon. Sivas. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. Bolu. Yazıcızâde Ali. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir. Çepni. Aydın. Yörükler arasında. Diyarba­ kır. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. Burdur. Önce Van bölgesine. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. İsparta. Denizli. doğudan batıya ilerleyerek. O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır. Saru-Han. Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak.

İstanbul. R eşideddin. Ze­ ki Velidi Togan. 1988. s. 1934.320-321.3. 1988. s. A ldo G allotta.303. s. Anadolu Selçuklu Devleti. V. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”. Behçetü’t-Tevârih. “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”.5475-576. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu. V.286-287. Burdur. s .340. İstanbul.27Ğ. Moskova.92-93. 1975.4 6 0 -4 6 l. çev: H ra n t D. s. A nkara.46. Avni Ali Candar. IH I . Oğuzlara Dair. s . İstanbul.82-84. 1989. VI. A n­ kara. Sapanca. 1999. s. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. s.62. Dede Korkut Kitabı. Türk Tarihi. "O sm anlılar” ÎA. Tevârih-i  l-i Osman.321-324. 19 kenleri: Bir İnceleme”. 1971. İstan­ b ul. 1983. İstanbul. 1973. UmumîTürk Tarihîne Giriş. s. Fuad K ö p rü lü . H . “K a y ın ın B ölüntüleri". Agagjanov. İstanbul. Anonim Tevarih-i  l-i Osman.319. İstanbul. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. Domaniç. s. s.26-28. H oca Sadettin Efendi. s. Neşr: M ü k rim in H alil.5 5. cüz: 5. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı. Candar- Türkiyat Mecmuası. s. s. 22 M ü k rim in H alil. A n ­ kara. s. Fazlullah. S. XIV- XVII. 21 Şahabettin Tekindağ. I. 1991» s. Ankara. 138-139. Oğuzlara Dair.39. s. s.25-27. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler.l. A nkara. İstan­ bul. çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. I. s. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki. s. M art 1953. Enverî. Ankara. 1980. 1996. İstanbul. 1992. İstanbul. 1947. 1328.144-145. M. s. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri. İstanbul. Selçuklu Devri 1. Ankara.394. s. M oskova. Ankara.V. A hm ed Refik.21-23. Tayyib G ökbİlgin. M. s. A nkara. Çev: Besim Atalay. 1991. 16 17 Paul W ittek . Tevârih-i  l-i Osman. Tahran. 1935. Câm-ı C m Âyîn.20. s. s. O SM A N LI yat Mecmuası. s. K öprülüzade M ehm ed Fuad. 1988. Osmanlı'nın Etnik Kökeni. s. 20 Faruk Sümer. Halil Edhem . IV. s. İstanbul. A nkara.A hm ed N aci.343. Neşri Tarihi. II. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. 1992. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. s . İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. 1968. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. İstanbul.65. s . İsm ail H akkı U zunçarşılı. İstanbul. s. A nkara. Frederik Gıese. s. H alil Edhem . “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla. çev: A zer Yarar A nka­ ra. 1925. Osmanh Tarihi. s.71. Tevârih-i  li Osman. VÎİI28. İstanbul.17. Aydın. çev: A tsız. Atsız.245.l. sayı. 1374.297. I. B artold. 1995. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî.163. Lütfi Paşa.7. 5 6 7 M ustafa Kafalı. Denizli. X I /1. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end. Atatürk Konferansları. 4 U rfalı M ateos. 1.H. s. 1981. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”. Yusuf Halaçoğlu.35-36. Fethiye. s .94101. İsparta.V. l. Selçuklular Zamanında Türkiye. 1999. s. Socineniya. IV/14-15. I.30-31. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri. 1988.20.28. Vekayi-nâmesi (952-1136). s. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w . s.17. İstanbul. s. Seri: II. Franz Babinger-M . 9 10 Ebulgazi Bahadır H an. s. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. İstanbul. İkinci Ka­ DTCF Dergisi. 1 Şerif Baştav. Sayı:8. s. Danişm end. 1341. 1-2.575-580. B ir İn ­ celem e”. Sayı: 47. Faruk Sümer.1-2. s. Diivel-i 26 27 nun. Belleten. s. s. İstanbul. 2 3 O sm an Turan. M ehm ed Neşri. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan. Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu. Osmanh Sultanları Tarihi.8-9. Ankara. s.8-9. 1946. 1972. s . Düveli İslâmiye. A nkara. 1963. M uharrem Ergin. M . Ankara. 1981. Tacü ‘t-Tevârih. H erb ert Adam s G ibbons.63-66. A nkara.176-178. 15 O sm an Turan. 1948. Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200). Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir. Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 1995. A dnan Erzi.248-249SİYASET İÜ . s. A tsız. M üneccimbaşı A hm ed b. Türki­ îslâmiye. H alil İnalcık. Ankara.329. s.271-275. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri". Lütfi Paşa. İstanbul. “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". İstan­ b u l.112.27-28. s. İA. s. O rk u n . İstanbul. Ankara. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. Ankara. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. Cami’ül-tevârih. Kayıların. 1992. İstanbul. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. s. Faruk D em irtaş. “Kaydar”. Haz: N ih a t A zam at. “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler". 23 Fuad K öprülü.G. 1992. IV. s. 1927.5 1. X III-X V . 24 25 İçişleri B akanlığı. 1928.245. Paul W ittek . Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. Oğuzlar. Ankara. 1984. Menderes. 1988. 1988. 1949.8-9O sm an Turan. 1939. Çoban Oğulları. s . Hakimiyet-i Milliye. İA. İstan b u l. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud. 1971. Haz: M ehm et Altay Köym en. Anadolu’nun Fethi. Viad im ir A leksandroviç. Yay: İsm et Parm aksızoğlu. M ü k rim in H alil Yınanç. s. 1997.25-27. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. İstanbul. 1997. Yaşar Yücel. Fuad K öprülü.26-31. Düsturnam e. İstanbul.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. s. s. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. B artold.330.96. 1943. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin.58-59. Düz: Çiftçioğlu N . neşr: Ali Bey. Türkler Anadolu’da. 1947. H üseyin N am ık O rk u n . Ebulgazi Ba­ hadır H an. Osmanh Beyliği. X II/2 . İstanbul. Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi.38-40.1980. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi.87. 1933. 18 Şükrüllah. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi. 19. Andreasyan. Köylerimiz. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu. s. s. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. s. İstanbul. “O sm an I M addesi”.432-433. Kafalı.35-39. 1940. 1975. Türkiye Tarihi. A nkara. s. İstanbul. H üseyin N a m ık O rk u n . Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. s.23. A hm edî. 1996. s. Tarihde Türklük. H alil İnalcık. İstanbul. Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde. Fuad K öprülü. Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler. Lütfullah. Faruk Süm er. İstanbul. Şecere-i Terâkime. A. s . X III47. 1996. IX. 1987. s. Ankara. “Kayı M addesi”. N ihal . D üz: N . 1929. s. Anadolu’da İslâmiyet. 1971.

andığımız makalesinde ". Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. şairleri. Dr. yaygın söylenti ve kanaatlere göre. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur.5 Bu sebeple Prof. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr.. Dr. Dr. İnalcık. söylenmektedir. rihi. komutanları. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim. aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. Prof. 1 Prof.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. Prof. Dr. Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. Prof. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”. Dr. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen. tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını.. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması. DOÇ. ilim adamlarını. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m . 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir.Biz.. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. Prof.. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD. 6991M.. sanatkârı.... basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ". en azından istiklâle bir adım. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür. Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H... DR. ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür. peygam­ berleri. geleceğin de köprüsünü kurar. tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır.. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara.. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar.”2 der.

Bunların. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey. Osmanlı Devleti Tarihinde. hür devlet olma­ nın. Onlar. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. Fuat Köprülü. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. devlet adamı olduğu kadar. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Bu. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. yani XIII. içinde ye­ tiştiği kültürün. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. küçük bir boy’un re­ isleri idiler. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. Kayı boyunun bir bölümü I. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. Bu yönüyle Dursun Fakih. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. Orhan ve 1. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. yaşadığı çağın. fırsat buldukça. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. Herhalde. tabî bir devlet gibiydi. vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. O. XIII. M. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. iyi bir ilim adamı. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. Prof. Bununla birlikte. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. Bu sırada. Yine. gönül ada­ mı. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. istiklâl OSM A N LI . Dr. büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında. Karacahisar ın alınışından sonra. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. onların emrinde. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. istiklâlin ilânı idi. Osmanlı. Dursun Fa­ kazanmasında. Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. bağımsızlığın. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü.

Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. kendilerine ait bulunuyordu. Ta­ rihî deliller. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar.. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı.. Melikşah’ın 100. Uc beyleri de. Bu ai­ lelerin. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil.vayete göre 400 çadır’dan ibaretti. Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. İnegöl. ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. kendisi de. H al­ buki kuruluşu.000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. kısa za­ manda. Bu duruma göre bir uc beyliği. Fakat bunlar. 14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi. o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da.. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü. Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. Bilecik. kadınlı-erkekli. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. ganimet elde etmek için savaşmadı. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir... DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak. eğer Osmanlı ailesi. Dr. Sultan Alâeddin. büyük bir devlet haline getiren de. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için. Şimdiye kadar bunların. tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur. onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. Akyazı. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı. Küçük Osmanlı Beyliğini. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada.15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi.. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı.. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. birer aşiret reisi değil. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil. istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi. Ancak hareketli. Bunu. ".. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler. bir aşi­ ret. işte bu sırada Ertuğrul. gibi yerle­ Gene Prof.. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir. Hendek. BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. inançlı ve dinamik bir toplumdu.. Dr. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği. Bu şekilde. Prof. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri. çok eski bir devre ait olmalıdır. Geyve. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler. Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki... Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti. artık şehirde oturmakta idiler. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET . Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ". Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından. Karacahisar’ı al­ mış. Bu arazi içinde oturan ister müslüman.. Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış. Kayı kabilesinden ise bu bağ.

Osman’a şikayet et­ ti. kâfirlerin hakkını alıverdi. Değişik ırk. Osman Gazi. ayrıca yasak edip. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle. Bütün bu olumsuz şartlarda. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur. Merv. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. Eymirliler. Beydililer. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir. dil ve inanca sahip yerli halk.Uc Beyleri tarafından yürütüldü. giderlerdi.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. Salurlar.. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi. Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar... Bunun temin edilmesinde.. işlerini göriip giderlerdi. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı.. büyüdüler. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti. mezheblerine mensup idiler. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur. Ancak. Ahmed YeI SİYASET . mallarının pazarlığını kendileri ederler. edebiyatta. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. hoşgörülü ve adaletli davrandılar. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi. Ermeniler Gregoryan. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma. ezilip yok olmadılar. Yazırlar.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı.. Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi. kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler. Gerçekten de çağlarında. adaletli ve tarafsız. sanatta. Semerkand. vadileri. Çepniler. ve benzerleri) önce ovaları. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. Taşkent. Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir. 17 Eylül 1176 tarihinde II. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman. dilde. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. Bayındırlar. Türklük şuurunu. Süryaniler Ya’kubî. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. Rumlar Ortodoks. Ermeniler ve Gürcüler de vardı.. Dodurgalar. Büğdiizler. Peçenekler. 0 kâfir de gelerek. hoşgörülü. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih... yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu. Yüreğirler. Türk sofilerinin mürşidi. Bayatlar. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor. Os­ man Gazi. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. Anadolu’da küçük beylikler oluştu.. Çünkü Anadolu’da Rumlar. Moğollar tarafından yerle bir edilen. Düğerler.. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. bu arada Türk kültür. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara. Ytvalar. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı..1 7 tular. Şeyh Edebâlî. hakkını vermedi. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki. Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları. Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi.

Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. bayrak. manevî eğitim görmüş. davul. Kendi belinde götürürdü. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. desteğini sağO SM A N 1I — di. onlara baskı yapmadılar. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. Bunlar. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. ahlâkî. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. bayrak. Osman’ın kılıcı gelmişti. devlete. Ancak.21 Hattâ. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur. disiplinli. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. II. Osman Gazi. hükümdarı. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı.19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî. hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. onların desteğini sağladığını gösterir.20 Ahmed Yesevî. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. kılıç). ça­ lışkan. Demek oluyor ki Dursun Fakih. aynı zamanda. Mecdî Mehmed Efendi’nin.. İslâm dininin özü. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak. kimseye el açmadan. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. Bactyan-ı Rum. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. at. töreye bağlı. şehzadeleri. adlandırma­ Dursun Fakih. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır.. törenle aldı. Abdalan-ı Rum. Açabildiği yere kadar açsın. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. Şam’da dinî eğitim gördü. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı. meslekî. dine. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar. vatana. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici. 0 kılıcı belinden çıkardı. Alp-Gazi.22 0. 1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular. örnek önderler idiler. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. Bu anlattıklarımız. Hadis. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz. ülkede bağımsız padişah olsun. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET .sevî (ö. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. pren­ sipli. A hiyan-ı Rum.. kılıç. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. toprağa. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî. kucaklayıcı. at.. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. ellerinin emeği. alınlarının teriyle geçinen. Sultan Alaeddin’den. İnsanlar arasında dostluğu. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi. sevgiyi ve birliği telkin eden. Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. sultan tarafından he­ diye edilirdi.

fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir. onun eğitiminden geçmiş. bir akrabalık tesis edilmiştir. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. dervişlerin ve adaletin yanında oldu. ondan. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. zil. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. Alim. zurna ile çalınan bir nevî marş. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. kös. tefsir. tabi ve hık (yani hilâl. Anası. Merhum Prof. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş. Prof. Dr. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET . Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup. hadis. at. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih. nekkâre. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. Tefsir. Şehabettin Tekindağ. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir. onun adına hutbe okuyan. iç içe oldu. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır. Sultanın. âyân erkânını süsledi. Tefsir. kelâm ilmini. Yetkili. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte. kılıç.2 (> Böylesine âlim.25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş.rak atanmasının bir belgesidir. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ". zahid.. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. Os­ man Gazi zamanında Ahilik.. sul­ tanlık divânını tertip etti... bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. Dr. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı. zahid. mehter) çalınır oldu. bir zat idi”.24 Beylerin. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih. Dursun Fakih de. bayrak. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir. Şerafettin Turan. disiplinli bir teşkilat idi. o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du.

günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. failun) kaleme alınmış. O da. Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. Osman’a davul ve bayrak gelince. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar. M. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. Sultan Alaeddin.. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET . Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi. Söğüd’ün Küre köyünde. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. dediler. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. fazla edebî özelliği bulunmayan.27 Köp­ rülü.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre. gani­ met malının 115’ini ayırarak. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. o da. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan. metotsuz. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. “Hülâsa. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. mescidler yaptılar. kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun. Gerçekten de. keyfî bir şekilde değil.nışma) bulunmuştur. Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. Dr. Osman Gaziye "davul. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir.28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. Sadettin Buluç un X. Prof. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. Ancak Osman Gazi. Dr. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. Alaeddin ile buluşmak. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. Os­ man. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği. at. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. 0. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi. Pazar kurdular. dedi. bu Sultan II. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. bayrak ve kılıç göndermişti. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. Dursun Fakih’in büyük bir "M. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. bayrak. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış. failâtun. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. konik bir tepe üzerine defne­ dildi. Mehmed Neşrî..

Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir. Eğer o. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Osman Gazi. Prof. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim. Cuma namazı kılınacak. Şehabettin Tekindağ. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. O. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder. Haşan Aksoy. Dr. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. Bu se­ bepledir ki.34 bir ilim adamı. K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. velisi. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır.. MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları.33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir. Osman Gazi’nin müşaviri. Nimeti. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır. korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. hem Şeyh Edebâlî. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. ahlâklı. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. yardım­ cısı olmuşlardır. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher. ıra SİYASET .kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. disiplinli. Dr. Dursun Fakih. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti. Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. Abdalân-ı Rum. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. ihsanı eksik etme. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. inançlı. halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi.. adına hut­ be okunacaktır. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. Alperenler. O. Bacıyan-ı Rum.

1.1. 342. a. 73. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Ahm et Yaşar Ocak. I. Osmanlı Tarihi. Atsız. 29 30 31 32 33 N eşrî. s.g. O ruç Beğ. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. 17 18 19 N eşri. Ortaylı.1. 2. Hoca Sadettin Efendi. aynı yer.g. Tarih Dünyası Dergisi. s. “Tursun Bey". S.M. Sadettin Buluç. 93. s. s. İstanbul 1980. 12. 57. İstanbul 1977. M. s. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. MayısHaziran-Temm uz 1999. H . “Din”. İstanbul 1950. İstanbul 1 9 8 3 . İA. N eşrî. 49. Sayı 19. s. Fuad K öprülü.m. I. N eşri. II. “Tursun Bey". N eşrî M ehmed Efendi. 123. N i­ san 1991. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. Parmaksızoğiu. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. İstanbul. 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ.m. Sam iha Ayverdi. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). 7-8. “Tarihin Işığında O rtadoğu”. K öprülü. 342. 95-96. U zunçarşılı. 495-497. İstanbul 1 9 7 5 . s. 56. 34 35 H aşan Aksoy. 15. s. Şerafettin Turan. a. 21. Tarikte Usul. 11-22. 32. s. Yaz-1999. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. Doğu Bati. Neşrî. aynı yer\ İnalcık. X II-2. Türk Edebiyatı Tarihi. 16. X. 123. Köymen. s. M ecdi M ehm et Efendi. Süheyl Ünver. Neşri Tarihi. Hüseyin Gazi Yurdaydın. s. Ankara 1979. Aşıkpaşaoğlu. S. Fuad K öprülü. 45-52. 18. s. Aitay Köym en.g. 263. İnalcık. Şehabettin Tekindağ. Büyük Türkiye Tarihi. a. Yeni Forum Dergisi. İstanbul 1970. İslâm Tarihi Dersleri. s. 111. S. A. s. Tacü’t-Tevarih. s. Ankara 1 9 8 8 . Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. Yay: İ. Cogito.m. İA. Şemseddin Sami. Yayınlayan: M. X . Yılmaz Ö ztuna. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. Aşıkpaşaoğlu Tarihi. İstanbul 1 2 6 9 . Yayınlayan: N . Ankara 1964. Hadaik üş-Şakaik. A nkara 1970. İstanbul 1990. s. TD VİA. I. II. X III. 9-22. s. Ortaylı. 56. İlber O rtaylı. s. “Dursun Fakih”. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. s. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. Türk Kültür Tarihi. Hoca Sadettin Efendi. 35. O SM A N LI m SİYASET . 251. Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. H alil İnalcık. 263. Yurdaydın. IV. s. İstanbul 1969. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. İstanbul 1980. M . 561. 135. V. 7. s. Türk Edebiyatı Tarihi. s. 113. Zeki Velidî Togan. X II-2 . 2540. I. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700. I. Şehabettin Tekindağ.1. Oruç Bey Tarihi. İnalcık. İstanbul 1998. 3020.

Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü. Tâcü’t-Tevârîh. Şemdânîzâ- atfetmektedir. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET . Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. 1330/M. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. Encümen bu görevi müellifimize verir. ve bunların mütala­ ası sonucu H. zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. İlgili fıkraları tek tek gösterir. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. Derviş Mehmed b. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder. “keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H. D O Ç. bilim hiç bir soru­ ya mutlak. evrensel bir cevap veremez. On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te. İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. öncelikle bu yüz­ den. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. 699/M. ' Önce.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir.4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor. çünkü ister geriye doğru. Fihris-i Düveli. Hadîkatü’l-Miilûk. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. DR. 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır. Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. Resmî Sâlnâme (1330). Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). İncelemesi sırasında ayrıca. Heşt Behişt. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr . bu yazı/rapor ortaya çıkar. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. Câm-ı Cem-Âyin. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz. neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. Hayrullah Efendi Târihi. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi. Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. ister eşzamanlı olsun. geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz. Yazar.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden.5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. öncelikle eski tarihleri incelemiş. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa. M ir’at-i Kâinat.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. Müneccimbaşı Târihi. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. belki raportör demek la­ zım.

Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti. sürgün bulunan III. Bir yıl kadar sonra da II. Osman’a OSM ANLI . usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır. Encümen aynı za­ manda. bu doğrultuda Osman’a tabi. Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir. Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?). Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra. 3. tabi. ba­ zı güçlüklere rağmen. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir. Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır. 688’de. Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir. 2. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. 699’da. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. Ebu’l-Fidâ. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. belirlemek mümkündür. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır.doğrudur. Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. ama herhalde o. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti. Fakat incelenen kaynaklar­ da. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti.ramaya başlar. fakat önermesi. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. konuyu.9 Diyelim gönderildi. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. ayı ve günü de. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. Alâeddin ilk saltanatında. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. bir de gazete ile cevap verilmiştir. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır. devletsiz gün olmayacağına göre. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. üçüncü bir yol olarak. Cevap sahibi. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. Alâaeddin Keykubâd b. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir.

59*60. C. 269. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. cogito. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. 13. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. Osman- lı Devletinin Kuruluşu. D İA. 36-48. Toplumsal Tarih . Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi. bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. Tüfekçioğlu. A. X I/66 (Haziran 1999). s. s. A nkara 1980. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. haz. 2Ğ1-278. İs­ tanbul 1264-1265: I. 500. 700..: İ. “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor.: Osm an Okyar. aynı m a­ kale. “A hm ed Vefik Paşa”. Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. Efdaleddin (Tekiner). 33. 1071-1920. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn. Boguslaw Leshodorski. Neumann bize asıl anlaşılması. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. tertib -i cedit. s. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. İstanbul 1999» s. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. O ğuz Tekin. Aleksander Gieysztor. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. V/25 (N isan 1330). sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini. trc. modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını. II/7 (mayıs.14 Öte yandan Attali.: Ayşegül Sönmezsoy. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”. s. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K. H alil İnalcık. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. 2733). Sorgulayıcı bir üslup için bkz. Ecudes e t Maslanges. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”. Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française.: Jacques A ttali. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". 19 (Yaz 1999).rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı. I. s. Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. 62-63. s.12 Takvim düzenlemek.lu Nüshalara Göre).: R. 308.kumaşının âdî. \kkâ- y i’-i Târihiyye. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. s. Yılında Amerika. Stanislaw H erbst.: Joseph H am m er von Purgstall. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. çev. Şükrü [Akkaya}. zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. H alil İnalcık. E rtürk. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No. s. Bkz. tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. takvime göre dönemle- mek. s.11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. İslâmî Araş­ Tarihi. çev. N eum ann. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. H akkı Ü nal. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. G ieyszcor. 268-280. tırmalar. K ısım -I. I-II. A. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. 3. Târîh-i Cevdet. s. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. 40-41). II. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”.: M ehm ed A tâ. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M .devletin hangi ay ve günde. sosyal ve ekono­ mik şartları”. İstanbul 1994. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. 1492. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. İs­ tanbul 1287. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur. haz. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor. Do­ ğu Batı. Le Millannaire de la Pologne. “D evletin A dı Yok . İstanbul 1999. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar.Venezia 1963. s. H . s. TOEM . s. “Zohar’a göre geçmişi ancak. haz. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. bir kez daha önem kazanmış oluyor. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. s. alem/ sancak’ın -varsa. O SM A N LI |£ V H SİYASET .I. yüzyıllar Anadolusunun siyasî.Years of the Polish State. İstanbul 1336. Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi. menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler. ve aynı şekilde. V I/4. O sm anlılar Özel Sayısı. Millenium: A Thousand. H âkim iyeti M illiye M atbaası. s. 41-42). s. tem m uz 1999). înalcık’tan Kafadar’a. K. A nkara 1934. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”. H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî. Kılıçbay. M atbaa-i K ütübhane-i Cihan. çev. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. Kayseri 1997. Devlet-i Osmaniye Târihi. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k . 279.: Ella Landau-Tasseron. Varsovie 1961. N eum ann. Şevket Pam uk.: M. İstanbul 1992. II. İs­ tanbul 1309. 33.B ir A m blem in O kunm ası”.: A h m et U ğ u r vd. Paris 1935. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. haziran. I-II. 1 2 Siyah ‘An’lar. sivilize olmakla ilgili. Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl.

s. 21). s. 17-26. X X II/1 (1999). B arthold. A ttali. s. “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına. Osmanlı Beyliği (1300-1389). tarihi yü­ rüten realitelerdir. Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı. aynı eser. 118. s. “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”. G üven vd. 31-50. says in Ottoman History. s. Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". 114.10 Meselâ bkz. k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. s. Jacques Lefort. buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. Elizabeth A. 207. Berkeley 1995. Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. Halil İnalcık. s. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.. s. “ 13. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. Aslında m itoloji. 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. 10). ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. efsane. İstanbul 1998. Zachariadou. Ç. İslâmî Araştırmalar. tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. 68-7. The Constructi- on of the Ottoman State. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi.: G. ed. J . İstanbul 1997. Y üzyılda B itinya”. S i O SM A N H f f l j SİYASET . çev. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. çev. Osmanlı Beyliği (1300-1389). K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı.: Seyfettin Erşahin.

bu durumu düzeltebilmek için. Sırp. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. Bulgar vb. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. doğum yıldönümleri vb. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir.1 İttihatçılar. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak. DR. Yunanlı. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. sis­ temi. bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar. Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. şeklinde tanımlamaya başlaması. sebepler! SİYASET . Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya. Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. hatta 19. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. İktisa­ dî. yeniden ayağa kalkmaya. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. buralardan milyonlarca insan aç. sefil. dağılma süreci içine girmişti.

2 İlk millî bayram. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün. Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. “Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine.. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır. II. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün. İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. bir kısım üyeler de her iki günü. millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. 8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram.

Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. Kutlamalara İlk İtiraz. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz. nereden gelip.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. daha muhteşem. tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. gü­ nün tesbiti konusunda oldu. bir müsâmere.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı.lemez. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi. maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. yazıya şöyle devam etmektedir. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. nereye doğru gittiğini bilmek. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi. fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. Bu âmil. Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler.

Hindistan sâhillerinde. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. İSTİKLÂL. ” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. selâm. orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı. Murad’ların. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. konuşmalara geçilmişti. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında. Orhan’ların. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler. Gençliğin. “Ordu.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. Bu besinin. “ordu günü” hâline dönüşmüş. ”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. daha çetin. Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları. I SİYASET . şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine. Fâtih’lerin. daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır.

haklarını aramalarını. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir.. Meselâ 30. 21. Bunlardan biri de bay­ ramlardır. bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz.. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay.12. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler. esnaf. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa.7. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri.12.1335 tarihinde bütün vilâyetlere. millî heyecanı diri tutmak.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi. niyâz ederim” demektedir. memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir. Memleketin çiftçi. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı.22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir. Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir. Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. şehitler için okutulan mevlitler. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta.Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş. Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET . Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. Hey’et-i merkeziyemiz. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30. istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır. Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir.

Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu. resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri. Bu savaş. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. ”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır. yarın da Türk olacaktı. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır.. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür. köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “. Açıksöz. Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır. aynı cinsten bir anlayışın. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor. A na­ dolu. ”26 SONUÇ 20. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin.. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . Buna rağmen.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. şimdi de Türk. Türk­ lüğün devamıdır. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane.

S. Tem m uz 1987. D . Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi. E Erdem . K . no: 103.1 3 3 6 /2 6 . Tasviri Efkâr. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır. Tarih ve Top­ lum Dergisi. tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir. F. F. "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. “İstiklâl Günii’'.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”.29. işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . s. 30 Kânûn-ı evvel 1913. s.g. 4 K âııûn-ı Sânî 1915. 1336/26 F 4. s. “ İstiklâl-i O sm ânî”. 18 K âııûn-ı evvel 1329. no: 33-81.29. D. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere. D..3-4 18 ATAŞE. İkbâl-i İstikbâle D oğru.m . K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz.3-3 “Valilere. a.y. Tücec. D. K . İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi. 3 4 a. s. 579-582. Donanma Mecmuası. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle. Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. 3 K ânûn-ı sâ­ nî. D . F. 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir. S. 1336/26 F 4-77.1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak. 80. K âzım Özalp. Tasvîr-i Efkâr. no: 27-75.. Tasviri Efkâr. A n k ara.1 3 3 6 /2 6 .1 3 3 6 /2 6 . M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”. 18 K ânûn-ı evvel 1329. 9- kü İhtifâli. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5. c. no: 25./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev. 418. H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır.1 David Kushner. 16 17 A. 1336/26 F 4-4. 0 . m utasarrıflar. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. K .29. Yakup K adri. 31. K . 1919-1922. 36.29. 4 1 8 ”. 6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”. 2. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K . 30 K ânûn-ı evvel 1913. Donanma Mecmuası. İstan b u l.. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. 17 Kâııûn-ı evvel 1329). Bu telgrafların altın d a valiler. (T ürk Yurdu. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi. no: 103. s.29. belediye reisle­ H arbiye. nûn-ı evvel 1915. 15 Şubat 1915.29. Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır. K .1988. “Müşahad-e ve Mülahaza. 12 Efdaleddin. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE.g.. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K . 1979. 31. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. 514. no: 37-85 s.g. s. H ey ’et-i Merkeziyeler. “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. 1336/26. sene 5. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz. 20 ATAŞE K . 11 O sm an Ferid. Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte.m . " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası.: S. 5 Yunus N adi. s. İzm ir'e D oğru G azetesi. 30 A ralık 1921. M ısır'da b u lu n uyordum . 1.T. bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. “İstiklâl ve İstikbal". O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir.29.l 8 "İstiklâl Günü". 32. o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. R.1 3 3 6 /2 6 .29. “B undan takriben onbeş yıl evveldi. D. 7 A ğaoğlu A hm et. Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. 9 Oysa. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır. M illî M ücâdele. no: 27 -7 5 . Donanma Mecmu­ ası. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. 4 K ânûn-ı sânî 1915. F. Valiler.. 13 14 Haşan Albayrak. kum andanlar. F. D . 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. S.3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir. E rtem . s. 43 s. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı.12. 1336. 15 M art 1915. deki belgede K â­ SİYASET .

vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim .1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder. 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir.1 . F. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. 263. 4-2.zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. K -29. D. 1336/26. 7. 31 Aralık 1920.29. D. N u re ttin G ülm ez. 1999. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz. Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir. deki belgede. ATAŞE. 1336/26 F 4-83. Ankara. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi. OSM A N LI J J J I SİYASET .3. S. Yunus N adi. Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün.” 23 ATAŞE K.

.

SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR.

.

Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. Sugar. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır. Diğer bir deyişle. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. XVI. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir. Bununla beraber.D . İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. Bu­ nunla beraber. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. SİYASET . Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. Ben. Sipahiler. Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. Sipahi adı verilen bu askerin. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. Yani Osmanlının Avrupa sınırı. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar.B . Osmanlı İmparatorluğu için. Balkan­ ların. Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. F.SIN IR. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. Bu yüzden bu makalede. yüzyılın sonu ve XVIII. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi. DR. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. PROF. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. Ama. Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. Balkanların. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. Sugar”dan aldım. Aynı za­ manda. sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır.

Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe. yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar.Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu. “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. Habsburglar 1522’de. Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi.XIV. Anadolu’da XII. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. Osmanlılar bu hattı XIX. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. XV. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. Sınırlarda yaşayanlar. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. Osmanh sınırları XVIII.. XVI. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. yüzyılda başlayıp XVII. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. Osmanlı uç beylerinin. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. Bununla beraber. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı. Türk gazi savaşçıların. yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı. Bu yayıl­ manın anlamı. Bu SİYASET . İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. ve özellikle XVIII. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. Bu tarihten itiba­ ren XVI. Balkan bölgesinin. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. Habsburg askerî sınırının tersine. Sınır. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. XVIII. XVII.Bu idari düzende. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir. Askerî sınır bölgeleri. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. yüzyıla kadar süren. 1575-1683 yılları arasında.

Martulozlar gibi voynuklar da. Akıncı­ ların tersine. Deliler. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. XV. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. Diğer bir deyişle. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV. Aslında önde gelen akıncı aileleri. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. ve XVI. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi. Bununla beraber. Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır.000’di. Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. XV.sebeple. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. Bazı martulozlar. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. hak ve sorum­ OSM AN1. Ay­ rıca önemli yolları.000’di. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. akıncıların. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı. martulozlar. Bunlar. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. Diğer Hıristiyanlar. “Akıncı” terimi aslında. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. başka görevleri de vardı. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. yüzyıllarda sayıları en az 40. SİYASET . Moldovya. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi. voynuklar da. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı. Yine martulozlar gibi. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen. diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi. Malkoçoğulları ailesi. De­ liler. Balkanların.I I lulukları babadan oğula geçerdi. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. Örneğin. XIV. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. ve XVI. Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. 1577’de sayıları en az 80. XV. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı.

Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı. merkezi hâzineden maaş alırlarken. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. Bunun yanı sıra. Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. Her bir dizdar. Daha da derine inersek. Bu kurallar. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. Kaptanlık XVI. kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. Bunlar. Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. Aslında. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. Sırp-Hırvat. Diğer taraftan. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Sugar’ın belirttiği gibi. Bu genellikle. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. XIV. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı. Yerel nüfustan. Dizdar. Bu yüzden . Örneğin azaplar. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. Aslında. Macar ve Türk. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür. tı­ mar sahibiyken. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. Bununla beraber. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. Örneğin. aslında. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. Beşliler. Dizdar.Akıncılar. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. tıpkı azaplar gibi. Azaplar. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı.

Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. “farisanlar”. Bu olaylar. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. savunma amaçlı olarak kullanıldı. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları. Örneğin. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. Bütün bunlara ilave olarak. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı. mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. Bundan sonra. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. Daha da ötesi. “beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. Öyle ki. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. XVIII. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. Diğer taraftan. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. XVII. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. Sonuç olarak. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. Karlofça Anlaşması. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. mar­ tulozlar. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. Tüm bu yapılanma XVII. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. XVIII. Aslında. yüzyılda Osmanlı yetkilileri. martulozlar XVIII. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII. sınır muhafaza kaleleSİYASET . Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. yüzyılın sonlarından XVII. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. Diğer taraftan. değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden. Osmanlı merkezî hükümeti. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. yüzyıl boyunca da değişime uğradı. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. Bu yüzden. Osmanlı’da. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. “kale azapları”. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. yüzyıl. Özellikle. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. Osmanlı yetkililerini. martuloz birlikleri XVII.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. yüzyılda da görülmüştür. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. Sonuç olarak. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı. Aslında XVII.

3’ü. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. Bu süre içerisinde. 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. Sonuç olarak. bu m iktarın % 42. Balkanların tamamına yayıldı. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. Bu durum. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi. Örneğin. Bunların arasında birer tane İtalyan. Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. En önemlisi. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler. Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. Benzer olarak. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. sadece yeniçeriler değil. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu. Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. İdari bakımdan. yüzyılın başlarında. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. Balkanlar. Örneğin. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir. Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. Osmanlı İmparatorluğu. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. yerel yerlilere kalmış oldu. Bu işlem. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. Bu yüzden.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. Diğer bir deyişle.ri ve sınır çitlerinin bakımı. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu. bir sıgWjl SİYASET . Osmanlılar için Balkanların önemi. Bir çoğu.000 süvariye bakabiliyordu. XVI. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. hatta ayrılamazdı. Avrupa’ya yapılan saldırılar. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. çoğunluk. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. Ermeni ve Gürcü.

kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. Osmanlıların. Balkanların. Bu. Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması. Osmanlılar. Bu yüzden. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Bu yüzden Osmanlılar. sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. M . Balkanlara girdikten hemen sonra. Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. Osmanlı imparatorluğu. aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu. XVII.

ardından İzmir’i SİYASET . Daha M. asırda Bulgarlar.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri. IX. daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. VI.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları. asırlarda Peçenekler. Mikhail. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. asırda Macarlar. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler.000-6. XIV. asırda Avarlar.S. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri. coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur. Mese­ lâ. Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. Pa­ pa. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. IX-XI. dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler.OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. Türkiye Selçukluları zamanında. VII.500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. IV. DR. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri. Lazgöl adlı hisarı fethetti.2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. asırda. Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey. D O Ç . Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı. VI. Katalan lideri Roger de Flor. 6. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması.

12 Kezâ. Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin. Vize istikameti­ nde. Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. üçüncü kol ise İpsala.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. Orhan Gazi. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı. Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır.23 Yine Konur Hisar. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar. Malkara.9 Bu durum. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde. Bu durum. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı.1 1 Ancak.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda. emrindeki gaziler.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa.16 Osmanlılar. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır.2 5 SİYASET . Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler. Anadolu’da. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu. İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara. N itekim. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi.19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. Çorlu. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi. İstanbul istikametinde.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa. Biga’dan Gelibolu’ya geldi. batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. Fetih hareketleri. Hayrabolu. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ. iki defa Rumeli’ye geçmişti. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Gelibolu. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi.10 Nitekim bu kumandanlar. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu.1 7 Kantakuzenos. Yakub Ece Bey. Diğer taraftan Osmanlılar. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti.

Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı. kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i). Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber. halkını esir etmesinin de rolü vardı.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması.26 İpsala.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi. bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında. göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri. Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış.31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında. daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57). Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. Mu­ rad.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler.34 Murad. N i­ hayet. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi. N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi.35 Murad Hân. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü. Murad. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti. esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi. Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi. Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı.39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET . Anadolu’dan gelen göçmenlerle. Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi.

Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti. SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. s. 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”. XIV. Ancak. diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer. İstanbul’u kuşatan Andronikos. 3 (1952). 61.: Poul W ittek . XIX.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi.: Z errin G ünal Ö den.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör. ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri. Bunun yanında bu mücadeleler. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı. S. Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır. Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. S. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır. Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . halk arasında geniş kabul görmüş. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo.dığı zaferi ile bozguna uğratılması. G D A A D . yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber. 35. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti.44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. 63 9 -6 6 8 . Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”. s. Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı. c. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı. 1 A fif Erzen. Tutuklu bulunan Andronikos’u. Bunun yanında deprem vb. Tarih Dergisi. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır.45 Tabiatiyle bu durum. gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. S.47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da. İstan b u l 1994. s.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. 3 a. bölge­ yi harâb hâle getirmişti. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. İmparator Ioannes V. 1. İstanbul 1972. “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”. Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır. Ancak. yerli halka gösterdikleri müsamaha idi. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular.

“Türkler ve Balkanlar”. 148-149. Babinger neşri. 123-124. c. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. 21-22. M ünir A ktepe. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. S. İstanbul 1949. H annover 1925. Doğuş­ 32 33 Kronolojisi. Hümaniter Bilimler. s. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız. Lutfı Paşa. Ostrogorsky. 29 vd. s. İbn-İ Kem al.. Paris 1979. 101). “G elib o lu ”. 177. İstanbul 1964.: M. 13. Sezgin. 10 11 İbn-i Kem al. 290. 4. İnalcık. “Gazaya Dâir. 25-26.e. s. 983. II. s. Defter. 299-312. H a k k ı Ayverdi. s. Leiden 1965. İstanbul 1956.. “The Turks w ith the G rand Catalan Company. “T ü rk ler ve B alkanlar”. Kitâb-t Cihan-nümâ. a. Ostrogorsky. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. 137-159Şahin. 477-478. s. s. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı.: F eridun M. s. I. 12-13. Bizans Devleti Tarihi. s. 102-103). 19 P Charanis. Tevârih-i Âl-i Os­ man. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi. 291. İA. N ecdet Ö ztürk.. s. İstanbul 1949. “T ürkler ve Balkanlar". 71 vd. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET . s. Claude Cahen. 28.1. 505-509. 768).g. s. EI2. 131. İstan­ bul 1998. 209. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler. 15 M. Çiftçioğlu N . Tez nr. aynı eser. 7 68-769. “Süley­ rihleri. İstanbul 1968. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". Bizans Tarihi. trc. İstanbul 1997.: İnalcık. H alil İnalcık. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler. s. İnalcık. İstanbul 1993. “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". 151.g. 239-240. trc. Tevârih-i Âl-i Osman. aynı eser. Tevârih-i  l-i Osman. s. s. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. 317). 1. 25-45. Travaux et Me'moires. 12/11. s. T D . Cogito. Ostrogorsky. II. Balkanlar. 135-145. H alil İnalcık. İnalcık.. 127. M ü n ir A ktepe. 1 305-1312”.. 19-28. İstanbl 1988. 983. s. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. s.g. İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık. Önsöz ve İndeks M.: Fikret Işıltan. 175. s. s. Prof. aynı eser.: Aşıkpaşazâde. a. s. 17-18.: A tsız.g. “T ü rk ler ve Balkanlar”. s. Şehabeddin Tekiııdağ. a. II. İstanbul 1984. 126-127. s. II. Osmanlı Beyliği 1300-1389. İbn-i K em al.g. U nat.e. İm aretin vakfiyesi için bkz. 495. s. Bizans Devleti Tarihi. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. s. 16. M irm iroğlu trc. s. ve XV. Şerafettin Turan neşri.: H am di Can Tuncer. 69). s. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. 190-194.XIV. 25). 19. "Edirne'nin Fethi”. 479Ostrogorsky. İbn-i Kem al. “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad. s. İbn-i K em al.. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad. s. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”. Emecen.e. İstanbul 1991. s. İnalcık. s. İstanbul 1971. s. Tak­ vimler. 10-11. nr. s.O fj> 123-129. Tevârih-i  l-i Osman. s. G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. İstanbul 1989. İstanbul 1961. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri". 769. 173 vd. n. “Rumeli”. VII. İsm ail H am i D anişm end. İbn-i K em al. “A ydınoğulları” m ad. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz.-M . 94 9 /3 8 8 . s. 176-177. s. 240. M . I. F. Emecen. Âli Bey neşri. Türklük Araştırmaları Dergisi. X V ve XVI. II. Feridun Emecen. a. M ükrim in H alil. s. 299-300. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”. s. ed. 493-495. İbn-i Kem al. Bizans Tarihi. “T ü rk le r ve Balkanlar". 117. 34 35 Aşıkpaşazâde. H ernandez. s."Rumeli'nin iskânı”. İstanbul 1979. s. H az. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. s. 151.: Tekindağ. Takvimler. "G elibolu". İstanbul 1971. 151. Dukas.). 110. s. Atsız neşri. s. Tevârih-i A l-i Osman. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. İstanbul 1989.e. s. 124. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". 140-144. A n­ kara 1983. İstanbul 1974. aynı madde.e. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. “G elibolu" m ad. 14-15. s. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. “Tevârih-i Al-i O sm an”. 983. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. Tevârih-i A l-i Osman. s. Gelibolu. F. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad.e. N ikolas O ikonom ıdis. s. s. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstan b u l 1993. 36 37 Aşıkpaşazâde. N eşrî. “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”. Bizans Devleti Tarihi. 16 17 18 İnalcık. O ruç b. 8 9 H alil İnalcık. Bizans Devleti Tarihi. Zachariadou. 136. Dr. “R u m eli”. M ünir A ktepe. İlhan Şahin. Vakıflar Dergisi. s. c.. “G elibolu” m ad. BOA.. s. s. İnalcık. 11. 114-118. Feridun M. İb n -i K em al.g. Aşıkpaşazâde. A nkara 1965. I. s. Osmanlı Beyliği (1300-1389). X. "Rum eli" m ad. İstanbul 1991.. Türkiyat Mecmuası. A nkara 1 9 8 7 . 158. Aşıkpaşazâde. IX . İstanbul 1928. “Osmanlı Devleti”. "Edime”. s. Basılm amış D oktora Tezi. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. 191-197. Ankara 19842. s. İstanbul 1999.. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. X . İstanbul 1990. “Türkler (Osmanlılar)”. M arm ara İJniv. İstan b u l 1997. Edirne’nin 600. Ostrogorsky. s. aşhane. Yaz 1999. H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. G. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. s. s. Osm an Turan. 156-157. s. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı. s. aynı m üellif. s. İstanbul Üniversitesi. 11. A k te p e . 124. 4 5 Enverî. D İA. s. İnalcık. Ostrogorsky. II. XIV. s. R. 12 13 14 Dukas. “O sm anlı D evleti. 176-178. 144. s. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. 4 8 8 . K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş. Aşıkpaşazâde. 291.. 191). 6 7 M erçil. ed: Elizakth A.). s. T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz. N ec­ d et Ö ztürk. İstanbul 1997. DİA.. S. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi.: A ktepe.: H alil İnalcık. Emecen. IV. I.. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”. Ankara 19955. 16 vd. l 6 (1955). s. a. s. s.: İ. s. D İA. M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. İstanbul 1953. Erdoğan M erçil. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”. Bizans Devleti Tarihi. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. s. H alil İnalcık. İA. s. Diistımıâme. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz. İnalcık. 141-144. II. Tarih Sem iner K tb . 173-182.: EHzabeth Zachariadou.  dil..r. A ltay K öym en neşri. V III. s. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”. “O sm anlı Siyasi Tarihi”. 499. 261 vd. 12. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz. D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz. A ııthony L uttrell. VII. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. “Osmanlı Devleti”. 124. s. 115-119. Serhan Tayşi. II.. “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”.: E. İnalcık. III. 17). a. “XIV. H alil İnalcık. İstanbul 1994. Edime. s. 118). 211). İs­ tanbul 1995. Byzantinoslavica. Fetihler ilerledikçe. 138. “Türkler (Osmanlılar)”. s.

yeni bölgelerin fethedilm esi. B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları. O hri ve çevresinde. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. Edirne ve çevresinde. şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar. faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları. akın yaptıkları bölgeler. Serez.2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz.4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I. G üm ülcine ve L outra’da. D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır. Teselya Yenişehir. Evrenosoğulları. hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz. D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde. Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları.ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H.1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın. topSİYASET . Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik. üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir. T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır. Turhanoğulları. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu . H am zavi’n in eserinde I. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş.

13 A. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. F. A kıncı def­ terleri. ve 16.9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. K ö p rü lü . k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de. Çete.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı. İ.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar. yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür. üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı. haram ilik ve ak ın adı verilen. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı. keşif. akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. Y apılan ak ının. I. ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde. tarih in d e II.1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. F. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir. A ydınoğullarm ı k onu alan eser. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden. M urad’ın. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır.12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H .17 A k ın c ılık .14 M.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz. M urad (13601389) ve I. döğüş sanatının inceliklerini bilen. Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II. b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. I. g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. 15. akıncılığın 15. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT .18 O sm anlı öncesi./1 4 6 4 M.

İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. A şıkpaşazâde tarihinde.. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . ele gefirmeye yürekli serdarları. Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i. ekonom ik. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. E v­ remiz G a z i dahi vardı. düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. 11366 M .sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların. A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır.22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında.21 I. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler. İpsala’y ı fethetti. A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını. I. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da. M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken. 78 6 H . I. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. B.20 S. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u .19 C. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di. O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de. C. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. ğ u çalışmalarda. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda. Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti. İkincisi de akıncı bey­ ri. tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek. . devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. U zunçarşılı’nın Ilhanlı. zapdetmekle görevlendirmişti. barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır. “H an. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir. h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. d i­ ni. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H . C ahen. M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından.

ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . yolları. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek. 3. 5.11 3 8 3 M . getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. yüksek dağları. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. Ü çüncü önem li nokta. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da. 7. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. peri çehreli kızlar. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak. 9. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana. I. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. D üşm anın önem li geçit. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır. tah rip ve talan yoluyla. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. 4. O layın ikinci önem li noktası. G an im et. Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. 12. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. m al ve esir alm ak. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. bağlılıkla rın ı belirtmişler. yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. 10. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. B irincisi. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. 2. 6. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. Yağma. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. O sm anlı ordusu seferdeyken. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. 8. 11. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. Y ukarıda aktarılan bilgiler. H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. sultanın.

. H ica z’a gitm işti. S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi.. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler. N i ­ ce vilayetler fethetm işti. 15. hüner gösteresin. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim. ağanun neslindendir.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp . K endi sancak beğleri de geldi. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler. ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu. Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler. y ü z a k lığ ı edesin. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. SİYASET . Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi. G erektir ki. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini. B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler. “.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır. K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip. sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. B ileğinin hünerini.. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti. “. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken. kıvanub buyurdu. onların statülerine de yer v erildiği görülür. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi... M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise. A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz. Varub.. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi... ona göre a d ­ lanm ak.. H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip. su ltan M urad. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır. dar. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı. Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi.B a k a Evrenoz demişti.. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın. su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas. k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz. On­ dan sonra düğüne başladılar. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir..a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası. Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. atın ın bastığı yerde ot bitmez. sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir. yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde.. “H a zır lık la r tam am landı. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “. ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden.. Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken. ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti.. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I..

riayet edip. Bilginlere.. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. to p lu m yaşam ının (dini.. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim . g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip. devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı.“. Ahi teşkilatının. ”il ana şema üzerinde şekillenir. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. 16. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. E rken O sm anlı dönem inde. m alum un ola ki. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti.. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. B u bilgilerden. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. Sen. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . Evrenüz. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. O sm anlı idaresinin. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır.İm di. tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir. Vergilerini adalet üzre toplayasın. k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur. Bu p o litika. toprak yöntem inin. M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında.. hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu. Yalova’y ı da tim ar a verdiler. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam. tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın. A şıkpaşazâde’n in I. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik. atam a r­ mağanısın. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. Erken O sm anlı dönem inde. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı. vardığın yerde durasın. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. I SİYASET D .

B ununla b irlik te. B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar.”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. I. D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi. A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler. M. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de./1 4 3 1 M. ..H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi. A kdağ. M urad zam anın­ da. sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I. H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti. tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13. Serez iline geçirdi.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar. .. O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. A. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy. H araç koyuldu. ”37 Şeklinde. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle. Onları sürdü. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te. iskân ettiriim eO SM A N H . topraklara yerleştirilip. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında.39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. Orada göçer iller vardı. D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin.. akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır.. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. B u d u ru m a en iyi örneğim iz. 835 H .. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi. tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde.. O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler. A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir. 34 Yazar I. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece.36 b u insanların I.

V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT . G elirler. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi.41 E. şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir. Bir g ru p seferde iken. Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. Yazara göre. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. k o nunun başında. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir. A m a toprağı satm a.40 N . O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar. V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. W erner. m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. tim ar sitem inin. W erner.42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır. B unlardan birincisini. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir.

. s. “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I. XIV. H . B k z. B k z .3 0 8 . Harmancı).. Z . 197 3 .. A n k a ra . 2 4 2 . İ s ta n b u l. H . a.g. 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z. a. T i irk A kıncıları . B k z. Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz.m. 1 9 8 1 . Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran).: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı. İs ta n b u l. 59B k z. 6 B k z. 6 6 7 .. 8 2 .: K ö p r ü lü .: K ra e lic z .. Erken 0s~ 14 15 B k z .. Ç . 1 9 2 8 /2 9 . Levend).: A.Y.. s. s. A n k a ra . 1 9 7 0 . 1 5 5 -1 5 6 . Z .m. E . 1 9 1 4 /1 5 . s. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası. “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”.. s. I.. .: N e ş r i. s. O .. H o c a S a d e ttin E fe n d i. Kappert). I.. “A k ın c ı” m a d d e s i. A . 2 1 9 B k z . İ.. 2 2 9 . 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . s. B k z .. 7 /3 7 . I I. Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları. B k z .. 1 9 4 0 .: A k d a ğ . manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri.2 3 4 . 1 3 4 -1 3 5 . P.: Y îııanç. 2 7 .g. S.m. 1 9 8 6 . 1 9 2 8 . 3 0 4 0 . Y Y ’dan X V I.. R.. T A C A N .: M.. s. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .2 4 0 .: C a lıe n . . A . s. Y . 1 9 8 5 . A n k a r a . A lcın ay . Parmaksızoğlu). 2 3 1 . A n k a ra .1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a . s. M.: O c a k . a. a.. s.: A n o n im . 8 B k z. Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz. İ s ta n b u l.: A şık p a şa z â d e .5 5 .. İ s ta n b u l. Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal . C .e. s.4 0 . 1 9 9 1 . 4 6 -7 2 . A. M . s. 1 9 1 5 . a. H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır .e.: Shaw . H . 3 6 .: A şık p a şa z a d e . Y Y. s. 1 9 3 3 .. A ğ u s to s 1 9 9 5 . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 4 6 . a. 31 32 B k z . I. " A k İn d jİ” m a d d e s i. a. A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z . I. 2 8 . 1 9 8 3 . B k z . s.. Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi . O SM A N LI f f f l SİYASET . “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . The Encyclopaedia o f İslam.: F e rid . a. s. N .da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. Köymen). s. O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n .4 3 8 . 2 4 0 . A n ­ k a ra . 1 9 8 1 . B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz . s. 37.m. S. 23 9 B k z.4 3 .. 1 2 7 . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü . The Foundation o f the Ottoman Empire (çev. s.. Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”. İ s ta n b u l 1 9 1 0 .g. a. 6 2 -7 3 B k z . Bayezid II Zamanların­ 20 B k z. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z .: İ. k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II . İ s ta n b u l.: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i.g . 9 B ilg i için b k z ..: Asım ). 8 5 .. A tsız) İ s ta n b u l. a.. t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir. a. W ie s b a d e n .e. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid.e. 1 9 9 2 . Osmanlı D evletinin Kuruluşu.: O.: W e rn e r. A .. mesi (yay. “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”. 1 9 7 9 .. H .. B e lle te n . a.e.: H a m z a v i. 7 3 -7 4 . A n k a r a .2 5 0 .e. 4 3 2 . R . 1 9 8 7 . Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev. T ürk Ta­ şuyor Dergisi. H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z . 3. 3 1 . s. H ./ 1 4 9 1 M . 1 9 5 6 . Baştav).e.. A ta tü rk’e Armağan Kitabı. 1 9 6 0 . Cam i-iil M aknunat (çev. a.e. 13 B k z.m . A şık p a şa z a d e . 3 9 . s. h . s. H .. İ. 5 B k z. 3 . M . Tacn’t Tevarih (çev.g. s. Yinanç). B k z. İ s ta n b u l. İslam Ansiklopedisi. Öner). “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”.3 4 1 .. a. 1 9 6 7 .e.: İn a lc ık .g. 2 3 9 B k z .: M... s.g. Os- rihi Encümeni Mecmuası. d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . A .e. II.g. I . 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i. 33 34 A.: E n v e ri. 42 B k z ..: H o c a S a d e ttin E fe n d i. II.: U z u n ç a rş ılı.2 4 0 . I . Unat. 2 3 9 . s. 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir. I . M o- da A k ın la r.: A k ın .g. 2 9 7 . s. I. A kıncılar ve Mehmed II. M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r . E sk işe h ir. 11 12 B İlgİ İçİn b k z . B k z. A. B k z.: H a n h a n . 2 3 1 . F. H. s.-X V . Dusturnâme (yay. 4 3 3 . İ. M . 5 4 . 3 0 4 2 . 2 0 2 . s.g.m.: U z u n ç a r ş ılı. M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . İ. N e ş r i..g.: Y.1 0 . 1 9 8 1 . D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n .: T acaıı.: B e ld ic e a n u .e. E se rin i 8 9 8 H . Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . A. 1 9 7 9 . İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k . 3 4 0 .I I .: Ş. U z u n ç a r ş ılı. 6 7 .: a. 10 B k z . İ s ta n b u l. F. a ..g.g.. 2 3 9 .g. H . I-V . s. H .: A şık p a şa z a d e .. K ılıçbay). s. 4 2 .: M. D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . X V I .e.g. 1 0 5 . “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” .e. “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”. İ s ta n b u l.7 5 9 . 7 B kz. 2 4 2 .. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 4 B k z. s.g..: F e rid . B k z .: Suzi Ç e le b i. 6 6 . s. s. Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F.: A şık p a şa z a d e . N .: U z u n ç a r ş ılı. Y . A n k a ra . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev. 43 Esen. Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev.g.. s. N . F.: A rs la n ..: N e ş r i.: U z u n ç a rşılı. Hulusi). a...: G ib b s o n s . . V. 1 9 8 7 .g. Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz.g. İ s ta n b u l 1 9 3 6 . I.: O c a k . O . s. B k z . s. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası. 1 4 2 -1 4 3 .: K r a e litz .g. 1 9 8 2 . A . E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z .1 4 6 . 1 9 8 8 . s. 1 9 2 4 . D e c e i. s.: a. 1 9 8 7 .: P a k a lın . A n ­ k a ra . H . İ. V.m.

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. Bu yüzden o. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı. Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu. Kara Koyunlu. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı. DR. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. Dulkadıroğlu. Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. Erzincan’da Erzincan emirliği. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. Horasan’ın bu durumunu. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları. bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. ve XIV. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış. bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek. Toga Timurlular. burasını ele geçir­ di. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu. Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. Bu sırada Anadolu’da. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. Musul. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur. Horasan Serbedarlılar.

O. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak. Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş. Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu. Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti. mektuSİYASET . Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder.3 O. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. Bayezid. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. H int seferine katılmamıştı. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü. Toktamış üzerine. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu. Karamanoğlu Alaaddin Beg. Zira artık Altın Orda hanları. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil. kendisine katılacağını bildir­ mişti. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı.2 Kadı Burhaneddin. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. Gürcüler üzerine yürüyerek. Bu haber doğru olup. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. Delhi’yi ele geçirip. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. Berkuk. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. onlara ağır darbeler indirmiş. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip. giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah. Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına. N itekim o. Hanzâde. beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Ti­ mur. Bu savaş Orta Asya. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. onu bertaraf et­ mişti. Zira o. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı.

Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar.4 I SİYASET . az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. tehditlere başlamakta. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. Konya. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. Böylece dostluk. yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. Kadı Burhaneddin. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. önce Musul’a. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. bir süre Semerkand’da kalıp. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. Bâ­ yezid’e sığındılar. Öte yandan ittifak üyeleri. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. Azerbaycan. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı.

kafirler ile mücadele edip. O. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. Tâbi olup. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. yakıldı. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid. Timur elçilere. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş. burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. lâkin tekrar gelecek olurlar ise. Esasen bu teklifler kabul edilse bile. Timur bu cevaba karşı.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. Bu yüzden o önce Behisni’ye.5 Haleb. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. şehir yağma edilip. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş. dostluk teklif ediyor. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. Timur. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. oradan da Haleb’e geldi. önce Sivas’ı geri almış. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur.10 SİYASET . bu olmadığı takdirde. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı. düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak. Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu. Buna karşılık Bâyezid. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi. artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. An­ kara’yı kuşatmıştı.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti.

Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar.1 5 Muhammed Manisa’da. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu. bağlılığını bil­ dirmişti. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. güneyde Karacaviran. Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. Hacılar köyü). O. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı.000 kişi. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu. beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Rumeli’nde fetihler durmuş. kuzey­ de Cankutaran. Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. 17 Ağustos’ta. XIV.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce. Mire dağı. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. torunu Muhammed Sultan. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. Çubuk. onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi. batıda Kuşçu dağı.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. Ova çayı. Kışlacık deresi. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. Bu yüzden Timur. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Aydınoğullarına bırakıldı. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş. Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. lâkin ona yetişemeyince. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. Esenboğa. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı. Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. Osmanlı ordusunun 70. Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir. İzmir. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı. Zira Bizans İmparatoru Manuel.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. kuşatmayı kaldırarak.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır.

Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”. H . 1977. Tahran 1336 h . “ 1402 Ankara Savaşı". 96 v. Osmanlı Tarihi. 121 v.dv. II. 88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. Askeri Tarih Bülteni (1980). I. 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz. Kara Koyunlular. 108 (33). M. Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir.19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. Mirza Şahrııh ve Zamanı.: Zeki Velidi Togan. A nkara 1994. I. Acaibu’l- Makdnr.. Şâmi.. 14 Bu fetihnam eler için bkz. Belleten (1943). 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. Uzunçarşılı. Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. “XIV. Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş. X I/1 5 . H . A nkara 1 9 6 i. I. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı. 4 Faruk Süm er. 1/2. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî. 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi.dv. Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. paraları üzerine onun adını da koydurdu. “T im urs O ste u ro p ap o litik ”.: Alexatıdrescu Dersca.: M uzaffer Erendil.ş. 308. II. II. La Campagne d-e Timur en Anatolie. İ. Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. X X X V II/l4 6 . ZDM G (1958). Zafemâme.dv.. s. I.: İsm ail Aka. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz. İstanbul 1334. 301 v. 63 v. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403). V II/2 7 . 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. Osmanlı Tarihi. I. Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup. 2 7 9 v. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. Ayrılmadan önce.dv.: Fuad K öprülü. II. 5 91-603. Ba­ yezid M ad. Yezdî. Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip.1 7 Yenilgi. N r.dv. Bayezid I M ad. 318. 327. Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti. Zafemâme. 25 2 . Osmanlı Tarihi. 6 v.dv. U zunçarşılı.: İ. 591-59919 H alil Edhem . 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz. 310. Belleten (1937). La Campagne de Timur.-XV. Alexandrescu D ers­ ca. Uzunçarşılı.: Yaşar Yiicel. 55. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti. T im u r A kşehir’e gelince. Yinanç (/. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı.: Yaşar Y ücel. İ. İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz. 15 16 17 Yezdî.: Ö m er H alis (Bıyıktay). 68 v. H . “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”. 3 Bu m ek tu p için bkz. “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir. Praha 1937.1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur. U zunçarşılı.2 9 2 . M . İ. Zafemâme.tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada. O .: İb n Arabşah. I. H . l 6 l v. s. 350). Belgeler (1986). 6 7 İsm ail Aka.dv.. 386). “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi". İstanbul 1934. 62. savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. 10. 1-22.A. Belleten (1973). Meskûkât-ı Osmaniyye. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır. Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti.. K ahire 1285.dv. aynı m üellif. A. B ucuresti. 24. 348).

HARAMEYN" .DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI.

.

FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII. YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 . YÜZYILLAR) 253 XV.-XVIII.

.

Fatih olarak tanındı. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE.3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir.2 XVI. Açıkça görülüyorki. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir. DR. [JJJ SİYASET . Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. fakat XVI. Paradoksal olarak. fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir. Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF. döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse.

Gençliğimin. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder. Yazarları. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. Yukarıda belirtildiği üzere. “İskenderler. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir.9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır. projesini hatırlatmaktadır. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir. Sezar. “Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi. Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih. 672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. II. Bu şekliyle hikaye Papa II. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir. zenginliğimin ve talihimin yardımıyla. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. belirtilmeyen bir tarihte. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca.

Fatih sadece B atı cephesinde Hristiyan Avrupa’ya karşı değil. Bu konuda tüm kaynaklar birleşmektedir k i 1481 ilkbaharında.. lıarb ta­ raftarı lobinin onun normalde ihtiyatlı tabiatını fazla iyimser tahminler ile aştığını nispeten güvenilir kaynak­ lar belirtm ektedir. aynı zamanda he­ men bütünüyle başarılı askeri sicilinin onu sahip-kiran (Gezegenlerin uğurlu birleşim inin Efendisi) unvanına la­ yık gördüğünün bilincindeydi ki bu unvan İslam gelene­ ğinde ilahi onay ve destek ile efsanevi fetihler yapmış olan çok az karizm atik lidere layık görülmüştü.15 Fatih’in askeri seferleri planlamadaO SM A N U Fatih’in niyetini bize aynı tarihçi haber vermektedir. büyük seferlere hazırlanırken Fa­ tih ’in riske atılm ayı sevmediği görülmektedir. (sahip-kıran)!'11 halde Fatih Sultan Mehmet seferlerinden gerçek­ XV. bize Fatih’in seferlerindeki düzeni. 147 5’de K ırım ’ın Osmanlı hakim iyeti altına alınması ile Osmanlı nüfusu Karadeniz’e ulaşmış ve Osmanlıların mevcut deniz gücü kapasitesinin daha da sınırlanmasına ve daha fazla kayna­ ğa ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. öm­ rünün sonuna yaklaşırken. Bundan öte. aynı zamanda Asya’da aşikar hedefi olan M emlûk Suriyesi’ne karşı da tekrar bü­ yük bir kara harekatına hazırlanıyordu.la açıkça gurur duyuyordu. Fatih’in bazan aşılamayan engel­ lerle karşılaştığı ve yenilmez olm adığı inkar edilemez. Osmanlı ve Memluk toprakları arasındaki tampon bölge olan Karaman’ı Suriye ve Mısır’ın fethinin ilk aşaması olarak (vurgu yazarındır) almaya karar verdi. O zaman imparatorluk donanması 200 tekneden fazla değildi ve bunların sadece 92 ’si silahlı kadırga id i. Belgrad (1456) ve Rodos’un (1480) başarısız muhasara­ ları ve Fatih’in sahip olduğu mütevazi ölçülerdeki do­ nanma XV. Fatih sadece başarılı bir komutan olarak tanınmak istemedi. Mesela bu titizlik . Sınırsız ihtirası ol­ masına karşılık. ‘İstanbul’a ilave olarak.13 Ancak Fatih özel tekneleri bir şekilde donanmaya katarak 300 teknelik bir filoyu cepheye insan ve malzeme taşımak üzere denize çıkartabiliyordu. diğer çi olarak ne elde etmeyi ummuş ve amaçlarını gerçekleş­ önemli bir siyasi gücü olan M em lûklara yönelik olarak tirm ek için nasıl bir yol tutm uştur? Fatih askeri açıdan m ümkün olanı hedeflemiş ve bunu gerçekleştirmek için hiç bir şeyi şansa bırakmayan titiz askeri seferler hazır­ lanması konusunda ısrarcı olmuştur. 1480’de Rodos muhasarasının başarısız olmasına rağmen. Fatih’in askeri itibarını bozulmadan ko­ rumak istemesi kazanma şansı olmayan maceralara atıl­ masını önlemiştir. öncelikleri ve hedeflerini yorumlayabilmemiz için ip uçları vermek­ tedir. Venedik’le 25 Ocak 1479’da barış imzalanması beklenen fırsatı verdi. İşte onun bu mükemmel as­ keri sicili. atalarından kalan topraklara yirmi ülkeyi daha katmış ve dünya fatihlerinden birisi oldu­ ğunun işaretlerini göstermişti. Macar sınırı boyunca mevzilenmiş akıncılarından büyük bölümünü Anadolu’daki müstakbel cepheye kaydırm a tedbirini almasından ve cö­ mert tim ar ve zeamet bağışları ile m üttefik kazanmaya çalışmasından da belli olm aktadır. Fatih’in askeri seferlerinin bir muhasebesi yapıldığında. ”18 Şartlar izin verdiğinde Fatih’in M em lûk toprakları­ nın bütününü veya bir kısm ını alm a eğilim inde olduğu­ na dair ciddi işaretler vardı.. Gerçekçi bakılırsa.16 Bu kusursuz planlama ve güçlerini ustaca mevzilendirilm esi göstermektedir k i Fatih hem askeri zafer ka­ zanmaya azim liydi. hem de başarı oranını düşürecek risklere girmemeye kararlıydı. yüzyılın sonlarmda İslam Dünyasında. Sonuçta Kritovoulos’un ifadesi­ ne göre Fatih’in ordusu “altm ış bin süvari ve seksen bin piyadeye” ulaşm ıştı. H ristiyan Batı­ nın itaat altına alınmasının imparatorluğun gelecekteki gelişm esi ve em niyeti için sağlam bir temel atılm ası yö­ nündeki kapsamlı planın sadece bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. O ki metodik yaklaşım ı ve titizliğ i güçlü Türkmen lideri Uzun Haşan ile Ağustos 1473’te O tlukbeli muharebe­ sinde karşılaşmadan önce. II. Osmanlı ilerlemesinin bir kaç cephede ayııı anda olması hüküm darlığının son on yılında m ali güçlükler doğurmuş ve imparatorluğun zaten azalmış olan insan ve m addi kaynaklarında ciddi ve toplumsal açıdanda yıkıcı sakıncalı tesirler meydana ge­ tirmiştir.14 Bu tespitin ikinci bölümü müba­ lağa edilmiş olsa da. Meh­ m ed’in dünya fatihleri arasındaki statüsünün bilincinde olduğunu Fatih’in yakın çalışma arkadaşlarından tarihçi Tursun Beg 147 3’te işaret etmiştir. I SİYASET . 1461’de Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden önceki hazırlıklarında net bir şekilde görülmektedir. asrın üçünc