OSMANLI

D E V L E T İ ’ NİN

7 0 0 . KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

mkbbr

jlF w

üt

Aa&x/aztas//ZM s/jpfape

ı&

£ Jz d e ç m

ı«

editör

GÜLER

EREN

bilim editörleri
D O Ç . DR. KEMAE ÇİÇE K / CEM O Ğ U Z

1. ve 2. ciltler

SİYASET
3■ cilt

İKTİSAT

4. ve 5. ciltler

TOPLUM
956-OV

6. cilt

N °İj;

oJn>1

TEŞKİLAT
7. cilt

DÜŞÜNCE
8. cilt

BİLİM
9. 10 ve 1 7. ciltler

KÜLTÜR VE SANAT
12. cilt

HANEDAN

T E K N İK K O O R D İN A T Ö R

M U RAT OCAK GÖRSEL YÖNETMENLER HATİCE KOT / ERSİN BAECI / SAEİH KOCA
G Ö R S E L Y Ö N E T M E N Y A R D IM C I L A R I

SEVGİ ÖZÇELİK / LEVENT ELPEN / AYŞE BALCI
D İZ G İ G R U B U

ALİ TAŞTEPE / Ö. EARUK TAŞTEPE / ADEM TEMİZKÖK ALİ ŞİM ŞİR / EMRE TAŞTEPE / GÖKHAN ÖZEN FAHRİ UZUN / AH M ET MAYALI
R E S İM T A R A M A H AM D İ ALKAN

T A S H İH G R U B U

OYA AKBAŞ OCAK / ELNUR AĞAOĞLU / KAZIM BİLGE AH M ET KARAÇAVUŞ / HALİT ÜN SAL / SEVİL DÜNDAR AYLA YILDIZ / MEHM ET LÂLE / EMİNE ÖZDEMİR SERAP DÜN DAR / HÜMEYRA SAK / ÖZLEM ATA
G R A F İK T A SA R IM

YAZIEVÎ İLETİŞİM HİZMETLERİ
D İZ G İ

GÖKÇEN TEKNİK
B A SK I

SEMİH OFSET CİLT BALKAN CİLTEVİ
Y A Y IN K O D U

ISBN 975-6782-03-X (TAKIM) 975-6782-04-8 (CİLT)
Y A Y IN Y E R İ V E T A R İ H İ

ANKARA 1999
Y an K a ğ ıt Ebrûsu: M u stafa D üzgünm an

YAYIN KURULU BAŞKANI

PROF. DR. H A ljl, İNALCIK
CHİCAGO ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

YAYIN KURULU

PROF. DR. NEJAT G Ö YÜ N Ç
İSTANBUL ÜNİVERSİESİ

PROF. DR. YUSUF HAEAÇOĞEU
TÜRK TARİH KURUMU (TTK) BALKANI

PROF. DR. EKMEEEDDİN İH5ANOĞEU
ULUSLARARASI İSLAM KÜLTÜR SANAT VE TARİH ARATTIRMALARI MERKEZİ (IRCICA) BAŞKANI

PROF. DR. ERCÜMENT KURAN
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. MUBAFİAT S. KÜTÜKOĞEU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. JACOB M. EANDAU
HEBREW ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. AHMET YAŞAR O C A K
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. İEBER ORTAYEI
ANKARA ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. STANFORD SFİAW
CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ / BİLKENT ÜNİVERSİTESİ

PROF. DR. BAHAEDDİN YEDİYIEDIZ
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

M Ü ŞA VİRLER Dr. Fatma A C U N / Yrd. Doç. Dr. Ramazan A C U N / Prof. Dr. Hakkı A C U N / Prof. Dr. Namık A Ç IK G Ö Z / Prof. Dr. Fikret A D A N IR / Asst. Prof. Dr. Gabor A GO STO N / Prof. Dr. İsmail A K A / Doç. Dr. A li AK YILD IZ / Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL / Prof. Dr. Rüçhan A R IK / Prof. Dr. Oluş A R IK / Doç. Dr. Mehmet ARSLAN / Prof. Dr. Oktay ASLA N A PA / Prof. Dr. M ahir AYDIN / Prof. Dr. M. A k if AYD IN i Dr. Salim A YD Ü Z / Beşir AYVAZO ĞLU / Yrd. Doç. Dr. A li B A R A N / Prof. Dr. Örcün BARIŞTA / Prof. Dr. Tuncer B A Y K A R A / Prof. Dr. M ikail B A Y R A M / Doç. Dr. Nazan BEKİROĞLU / Doç. Dr. Süleyman BEYOĞLU / Prof. Dr. Abdülkuddüs BİNGÖL / Doç. Dr. A li BİRİNCİ / Prof. Dr. S. Hayri BOLAY / Prof. Dr. İdris BOSTAN / Prof. Dr. Benjamin BRAUDE / Prof. Dr. Palmira BRUMMET / Doç. Dr. Tufan BUZPIN AR / Doç. Dr. Turgut CANSEVER / Prof. Dr. Gönül CAN TAY / Prof. Dr. Nusret Ç AM / Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK / Prof. Dr. Murat Ç İZ A K Ç A / Prof. Dr. Bayhan Ç U B U KÇ U / Prof. Dr. Gez a DAVID / Doç. Dr. A hm et DAVUTOĞLU / Doç. Dr. Remzi DEMİR / Prof. Dr. Bekir DENİZ / Prof. Dr. Uğur DERM AN / Doç. Dr. Çiçek DERM AN / D. Mehmet D O Ğ A N / Prof. Dr. Emre DÖLEN / Prof. Dr. Yavuz ERCAN / Doç. Dr. Ahm et B. ERCİLASUN / Prof. Dr. Burhan ERDEM / Prof. Dr. Özer ERGENÇ / Doç. Dr. Süleyman ERGUNER / Dr. Zeynep Tarım ERTUĞ / Prof. Dr. İsmail ERÜNSAL / Prof. Dr. Selçuk ESENBEL / Prof. Dr. Semavi EYİCE / Dr. Pal FADOR / Prof. Dr. Harid FEDAİ / Dr. Kate FLEET / Prof. Dr. Cornell FLEISCHER / Mehmet GENÇ / Dr. K ıym et G İR A Y / Prof. Dr. Victor Grigorievic GUZEV / Prof.. Dr. Umay Türkeş G Ü N A Y / Prof. Dr. Feza GÜ N ERG U N / Prof. Dr. Cengiz H A K O V / Prof. Dr. Yusuf H AM ZAO Ğ LU / Assoc. Prof. Dr. Jane H A TH A W AY / Dr. Tofıgh HEIDERZADE / Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL / Prof. Dr. Mehmet İPŞİRLİ / Prof. Dr. Mustafa İSEN / Prof. Dr. Norman IT ZK O W IT Z / Assoc. Prof. Dr. R alf Martin JA G E R / Dr. Mustafa K A Ç A R / Prof. Dr. Esin K A H Y A / Prof. Dr. H ayrettin K A R A M A N / Prof. Dr. Bekir K A R L IĞ A / Prof. Dr. Kem al K A R PA T / Prof. Dr. Haşim K A R P U Z / Doç. Dr. Hakan KIRIMLI / Y rd. Doç. Dr. Yunus KO Ç / Prof. Dr. Bayram K O D A M A N / Assoc. Prof. Dr. Kaori KO M ATSU / Prof. Dr. Enver K O N U K Ç U / Vedat KO SAL / Dr. Orhan F. KÖ PRÜ LÜ / Prof. Dr. Klaus KREISER / Prof. Dr. Metin K U N T / Doç. Dr. Zekeriya K U R ŞU N / Y rd. Doç. Dr. Y ılm az KU R T / Prof. Dr. Günay K U T / Prof. Dr. Hee Soo LEE / Y rd. Doç. Dr. Hulusi LEKESİZ / Prof. Dr. Bernard LE W rS / Dr. Marina M ALEW IN SKAYA / Prof. Dr. Şerif M AR D İN / Prof. Dr. Justin M CCARTH Y / Prof. Dr. irene MELİKOFF / Prof. Dr. Özcan MERT / Dr. Monica M OLNAR / Prof. Dr. Rhoads M URPH EY / Dr. H idayet NUHOĞLU / Prof. Dr. Yusuf O ĞU ZO ĞLU / Doç. Dr. Mehmet ÖZ / Prof. Dr. A bdülkadır Ö ZC A N / Doç. Dr. Azmi Ö ZCAN / Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZDEN / Doç. Dr. N azif Ö Z T Ü R K / Prof. Dr. İskender PALA / Prof. Dr. Yuri A . PETROSYAN / Dr. Eugenia POPESCU-JUDETZ / Prof. Dr. Donald QUATAERT / Prof. Dr. Stefan REICHMUTH / Prof. Dr. Günsel REN DA / Prof. Dr. Halil SAHİLLİOĞLU / Prof. Dr. Mehmet SA R A Y / Prof. Dr. N il SAR I / Doç. Dr. Saim SAVAŞ / Y rd. Doç. Dr. Abdullah SA Y D AM / Prof. Dr. Nora SENİ / Prof. Dr. M uhittin SERİN / Y rd. Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU / Prof. Dr. Engin SEZER / Prof. Dr. Gazmend SH PU ZA / Prof. Dr. Salahi SONYEL / Prof. Dr. A li ŞA FA K / Prof. Dr. İlhan ŞAHİN / Prof. Dr. Ramazan ŞEŞEN / Doç. Dr. Ahm et ŞİMŞİRGİL / Prof. Dr. Ahm et TA B A K O Ğ LU / Prof. Dr. Zeren TANINDI / Prof. Dr. Bülent TANÖR / Doç. Dr. Cem alettin TA ŞKIR AN / Prof. Dr. Aslan TERZİOĞLU / Prof. Dr. Mustafa Tevfik TEYYU BO ĞLU / Prof. Dr. Zafer T O P R A K / Prof. Dr. Muzaffer TUFAN / Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM / Doç. Dr. Fahri U N A N / Dr. Yavuz UN AT / Dr. Recep USLU / Prof. Dr. İlter UZEL / Y rd. Doç. Dr. A ygül ÜLGEN / Prof. Dr. M. A li ÜN AL / Ethem Ruhi Ü N G Ö R / Prof. Dr. G illes VEINSTEIN / Dr. Cristine W O O D H E A D / Prof. Dr. Alem dar YALÇIN / Doç. Dr. Mehmet Alaaddin YALÇIN K A Y A / Prof. Dr. Ferous Abdullah Khan YASAMEE / Prof. Dr. M. Sait YAZICIOĞLU / Prof. Dr. Kazım YETİŞ / Prof. Dr. Haşan YÜKSEL / Prof. Dr. Madeline C. ZILFI

SANAT VE YAYIN MÜŞAVİRİ
Ahm et KO T

“Osmarılı”ya Önsöz
Geçen y ıl Cumhuriyetimizin 75 Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. Bu y ıl da Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 700. Yıldönümünü kutluyoruz. ' Tarihte en büyük toprak parçasını üç kıtada hükmü ve nüfuzu altında tutan, hanedan olarak en uzun süre yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin de altyapısını oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin meşru varisi olduğu gerçeği, artık herkes tarafından kabul edilmektedir. 700. Yıl kutlamaları çerçevesinde y ıl içinde düzenlenen bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin Osmanlı’yı daha iyi anlamamız açısından yararlı olduğu açıktır. YENİ TÜRKİYE’nin hazırlamış olduğu “Osmanlı” adlı 12 ciltlik bu eserin, bugüne kadar Osmanlı Devleti hakkında yapılan en geniş kapsamlı araştırma olduğu görülmektedir. Osmanlı’nin siyasi, sosyal, ekonomik yapısı ve uygarlığı ile ilk kez bir bütün olarak ele alındığı bu çalışmanın önemli bir özelliği de, yerli ve yabancı Osmanlı tarihi uzmanlarını çok geniş bir katılımla bir araya getirmesi ve yalnız ülkemiz değil, dünya kültürüne hizmet etmesidir. Bu eser, geçmişini daha iyi tanımak isteyen Cumhuriyetimizin genç kuşaklarına eşsiz bir bilimsel kaynak niteliği taşımaktadır. YENİ TÜRKIYE’y i Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü dolayısıyla geçen y ıl yayınladığı 5 ciltlik Cumhuriyet Özel Sayısı’ndan sonra, Osmanlı hakkında da dünya çapında böyleşine görkemli bir eser hazırladığı için kutluyor, bu değerli eserin bilim adamlarına ve araştırmacılara faydalı olmasını diliyorum.

Istemihan TALAY Kültür Bakanı

YURT DIŞI KOORDİNASYON CEM OĞUZ / CEMRE GÜZEL

TERCÜME
KOORDİNATÖR CEM OĞUZ REDAKTÖRLER DOÇ. DR. KEMAL ÇİÇEK / DR. JUDY UPTON-WARD ERTAN AYDIN / YILMAZ ÇOLAK

MÜTERCİMLER
Y rd . Doç. Dr. B erdal A D A L / M ü fit A K K O Y U N L U / A li A K S E N / Esra A L T U N / Erkan A P A Y D IN / G ü l A T M A C A / A yşeg ü l B A Ş A R / G ü lay Ü tk u B A Y R A M O Ğ L U / A ykan C A N D E M İR / Dr. Sim ten C O Ş A R / Ü m it Ç ELİK / M itad Ç E L İK PA L A / ' G ü lser ÇETİN / Doç. Dr. G ökh an Ç E T İN SA Y A / Tanel DEM İREL / Evren D E V R İM Ç E L İK / Ö zlem Yelda D İLM EN / Seral E R Y A ŞA R / Doç. Dr. Ram azan G Ö Z E N / Z eynep G Ü N E L / A ziz M u rat H A T İP A Ğ A O Ğ L U / N azlı IL IC A K / Doç. Dr. K enan İN A N / Dr. B irsen K A R A C A / Haşan A li K A R A S A R / E lifK O P A R A L / M ustafa M A C İT / M ehm et M U R A T / Em el O SM A N Ç A V U ŞO Ğ L U / İnci Ö Z T Ü R K / G önç SELEN / N alan S O Y A R IK / D oç. Dr. M usa Ş A Ş M A Z / Enver T O P Ç U O Ğ L U / Şibay T U Ğ S A V U L / A ziz T U N C E R / Y rd . Doç. Dr. N asuh U SLU / Şahin Y A M A N / Selda Y A V U Z / Y asem in Y A Z IC I / E lif Y E N E R O Ğ L U / M ehm et Y IL M A Z / R am il Z A L IY A Y E V /

SUNUŞ
O sm anlı D evleti’nin kuruluşunun 7 0 0 . yıldönüm ünde YEN İ T Ü R K İY E olarak böylesine dev bir esere imza atm anın gururunu ve m utluluğunu yaşıyoruz. “O sm anlı Projesi”, T ü rkiye’nin en büyük fikir projesi ve bugüne kadar O sm anlı Tarihi üzerinde hazırlanmış en bü yü k araştırm a oldu. T ürkiye’nin ve dünyanın en önem li O sm anlı uzm anlarının yer aldığı çalışmamızda, önce Osmanlı tarihi konusunda önde gelen b ilim adam larından oluşan bir Yayın K u ru lu teşkil edildi. Yayın K u ru lu ’nun tesbit ettiği konu başlıklarına göre araştırm a yazılarının siparişleri verildi. Bunun için dünyanın 5 6 ülkesinden 4 9 7 ve T ü rkiye’den 1 5 3 6 olm ak üzere 2 0 3 3 bilim adamı ve uzmanla temas kuruldu. Türkiye dışındaki bilim adam larından 2 2 1 , T ü rkiye’deki bilim adamlarından 9 6 8 olm ak üzere toplam 1 1 8 9 bilim sel yazı Yayın K u ru lu ’na intikal etti. Bu yazılardan 1 3 8 ’i Türkiye dışından ve 6 7 2 ’si T ü rkiye’den toplam 8 1 0 bilim sel makale eserimizde yer aldı. Yayınlanmayan yazıların büyük çoğunluğu da aslında bilim sel nitelikte idi; ancak tekrarlardan kaçınma, şekil şartlarına uym ayış gibi gerekçeler yazıların yayınlanmamasında etkili oldu. Yayınlanan yazıların tam am ı da orijinal olup, daha önce herhangi bir dilde yayınlanm am ış yazılardır. B unların büyük çoğunluğu arşiv kaynaklarından yararlanılarak hazırlanm ıştır. Bu araştırm alar yapılırken başta Başbakanlık Osmanlı A rşivi olm ak üzere 33 ülkenin arşivlerinden faydalanılm ıştır. Eserimiz, 12 cilt ve toplam 9 .2 4 4 sayfadan meydana gelm ektedir. 1. ve 2. ciltler Siyaset, 3. cilt iktisat, 4. ve 5. ciltler Toplum, 6. cilt Teşkilât (İdarî teşkilât, hukuk sistem i, askerî teşkilât), 7. cilt Düşünce, 8. cilt B ilim , 9-, 10 . ve 1 1 . ciltler K ü ltü r ve Sanat, 12 . cilt Hanedan (biyografi ve bibliyografya) başlıklarım taşım aktadır. “O sm anlı”, bir ansiklopedi, kronolojik bir klasik siyasî tarih çalışması veya birkaç bilim adam ının yazdığı bir tarih kitabı değildir. O sm anlı hakkında siyasî, İktisadî, sosyal, kültürel, bilim sel ve felsefî açıdan ilk defa bu derece kapsamlı bir çalışma yapılm ıştır. Kısaca, A m erikalı bir bilim adam ının ifadesi ile bu, "bir milletin kendi tarihi hakkında yapabileceği en büyük araştırma projesi”dıt.

XIII. Y ü zyılın sonlarına doğru tarih sahnesine giren Osm anlı B eyliğ i’nin aradan bir asır geçmeden bir cihan devleti, bir im paratorluk haline gelm esinin ardındaki esrar halen tartışılm aktadır. İnsanımız bu m ucizevî oluşun sırrını, O sm anlı’nın tem elindeki m anevî harç ile izah etm ekte, Şeyh Edebalı’nın tefsir ettiği Osman G azi’nin meşhur rüyasındaki Ç ınar efsanesine inanmaktadır. Hangi görüş tarzı doğru olursa olsun, “cihangirâne bir aşiretten” cihan devletine ulaşmada sadece k ılıcın rol oynam adığı, O sm anlı’nın “tehafüt tu tk u s u ’na, fütûhat ve gazâvat anlayışına, sağlam bir ekonominin, yerleşik, şehirli ve dengeli bir toplum yapısının, köklü bir eğitim , bilim , kü ltü r ve sanat dokusunun destek olduğu, artık bütün İlm î çevrelerin kabul ettiği gerçeklerdir. “O sm anlı Cihan H âkim iyeti M efkûresi”, cihanşumüldür, em peryaldir fakat asla em peryalist değildir. O smanlı D evleti, hâkim iyeti ve nüfuzu altına aldığı ülkeleri ve m illetleri sömürmemiş; aksine “âbâd eylem iş” ve şenlendirm iştir. “D evlet-i A liy y e ”, hâkim iyet sahası, m edeniyeti, ihtişam ı, teşkilâtlanm ası ve sosyal yapısı bakımından çok k ü ltü rlü ve çok m ille tli bir im paratorluktur. Bize göre, im paratorluk terim inin m enfi anlam larından kaçınmak için O sm anlı’yı bu m uhteşem sıfattan m ahrum etm ek doğru değildir. O smanlı Cihan D evleti, Roma İm paratorluğu’ndan sonra dünyanın en

uzun ö m ürlü, hanedan olarak en uzun süre yaşayan, üç kıtada en büyük toprak parçasında hüküm süren ve nüfuz sahibi olan bir im paratorluktur. Coğrafya profesörü Ramazan Özey hocamızın araştırm alarına göre; kuruluşunda 5 .6 3 1 km" olan O sm anlı D e vleti’nin yüzölçüm ü, etki alanları ile birlikte Fatih dönem inde 2 .2 1 4 .0 0 0 km 2, Yavuz dönem inde 6 .5 5 7 .0 0 0 k m 2 (8 y ıllık saltanat dönem inde üç kat arttırm ıştır), K an u n î dönem inde 1 4 .9 8 3 - 0 0 0 k m 2 ve en geniş sınırlara ulaştığı nokta olan X V II. yy. sonlarında ise 2 4 m ilyon k m 2 yi buluyordu. 1 9 1 3 Y ılın d a O sm anlı İm paratorlu ğu’nun yüzölçüm ü, 1 8 0 .0 0 0 k m 2 si “A vru pa-i O sm aniye”de, 1 .8 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A sya-i O sm aniye”de, 3 .0 0 0 .0 0 0 k m 2 si “A frik a-i O sm aniye”de olm ak üzere toplam 4 .9 8 0 .0 0 0 k m 2 yi buluyordu. O sm anlı im p arato rlu ğu ’nun hâkim iyeti altındaki topraklarda bugün 4 5 ülke, nüfuzu ve etkisi altındaki topraklarda ise 3 1 ülke bulunm aktadır. Daha da çarpıcı göstergelerle ifade edilirse, bugün O sm anlı’nın hâkim iyeti ve etkisi altındaki coğrafyada 7 6 ülke ve devlet bulunm akta, bunların yüzölçüm leri toplam ının dünya geneline oranı % 3 7 ,8 , burada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı ise % 4 0 ,1 olm aktadır. Prof. Dr. Bernard Lewis, “O sm anlı’nın, hâkim iyeti altındaki her dinden ve her m illetten insanlar için tartışm asız bir m u tlu lu k devri old uğ unu” kaydetm iştir. Gerçekten de O sm anlı M illet Sistem i, her dinden ve her m illetten insanların büyük b ir hoşgörü anlayışı ile beraberce yaşadıkları b ir huzur m edeniyetini ifade eder. O sm anlı, her k ü ltü r ve m edeniyet ile ilgilenm iş, güzel ve değerli gördüklerini benim sem iş ve bu g üzellikleri O rta A sya’dan, anayurttan taşıdığı k ü ltü r potasında İslâm ın ölçüsüyle tartarak ve eriterek yeni, orijin al, zengin bir m edeniyet inşa etm iştir. O sm anlı T ü rk ’tür. O sm anlı im paratorluğu, çağdaşı A vru p alı devletler ve yazarlar tarafından “T ü rk im p aratorlu ğu ”, “T ü rk D e vleti” ve “T ü rkiye” olarak görülm üştür.. O sm anoğullan da kendilerini T ü rk olarak kabul etm iş, Türkçe İm paratorluğun her dönem inde D evletin resm î dili olarak ku llanılm ıştır. Bazı yazarların, literatürdeki “etrak-i bî-id rak” g ib i âsi ve göçebe türkm enleri ve özellikle C elâlî isyanlarına karışanları kasteden ifadeleri örnek göstererek O sm anlı’yı T ü rklü ğ ü n dışında gösterm e g ayretleri doğru değildir. O sm anlı İslâm ’dır. O sm anlı m edeniyeti bir İslâm m edeniyetidir. İslâm tefekkürünün, b ilim inin, k ü ltü r ve sanatının şahikasına ulaştığı bir zirve m edeniyettir. A ncak, O sm anlı her d in î inanca karşı saygılı ve müsamahalı olm uş, din ve vicdan h ü rriyeti bakım ından çağının ötesine geçmiş bir “G üneş Ü lk e si” dir. İşte böyle b ir devletin ve m edeniyetin en tab iî ve m eşrû varisi T ü rkiye C u m h u riyeti’dir. Vatandaşı olm akla övündüğüm üz T ü rkiye C um h uriyeti D evleti ve T ü rk Toplum u, O sm anlı’nın en önem li m iraslarıdır. C um h uriyetim izin yönetim şekli elbette O sm anh’dan farklıdır. T ü rkiye C um h uriyeti yepyeni bir D e vlettir ve siyasî bakım dan O sm an lı’nm devam ı değildir. A ncak tarih in devam lılığ ı çerçevesinde, O sm anlı’nm sosyal, ekonom ik ve k ü ltü rel m irasını devraldığım ız, ideolojik peşin hüküm lerden sıyrılarak kabul etm em iz gereken bir gerçektir. Yeni b in yılın eşiğinde C um huriyetim izi geliştirerek, dem okrasi boyutunu zenginleştirerek O sm anlı’nm da ilerisinde b ir noktaya ulaşm ayı ü m it ve tem enni ediyoruz. 'J' 'J'

Bu eserin hazırlanm asında en büyük em ek sahibi, projenin fik ir babası, bilim sel ayrıntılardan tashihine kadar her safhayı bizzat yürüten Haşan Celâl G ü zel’e şükranlarım ız sonsuzdur. Bu eser hep O ’nun eseri olarak anılacaktır. B ilim editörlerim iz Doç. Dr. K em al Ç içek’e ve Cem O ğuz’a teşekkür borçluyuz. Ö zellikle Doç. Dr. K em al Çiçek, projenin başından sonuna kadar her tü rlü fedakârlığı ve gayreti gösterm iş, tek tek bütün yazılan okuyarak bilim sel rap ortörlüğünü gerçekleştirm iştir. Cem O ğuz ve Cem re G üzel, dünyanın dört bir yanı ile temas kurm uş, y u rt dışı ve tercüm e koordinasyonunu icra etm işlerdir. Y ayın K u ru lu Başkanım ız ve dünyanın b ir num aralı O sm anlı Tarihçisi, hepim izin hocası Prof. Dr. H alil Inalcık’a hem bu görevi, hem de çok değerli orijin al araştırm ası için şükranlarım ızı sunuyoruz. Yayın K u ru lu Ü yelerim iz; bize

K u ru m ve şahıs olarak her tü rlü desteği sağlayan T ü rk Tarih K u ru m u Başkanı Prof. Dr. Y usuf H alaçoğlu’na, ekibiyle beraber bizi hiç yalnız bırakm ayan IR C IC A Başkanı Prof. Dr. Ekm eleddin Ihsanoğlu’na, defalarca m ütevazı bürom uzda g ünlerini, saatlerini harcayarak yazıları tek tek inceleyen nezaket tim sali hocamız Prof. Dr. N ejat G öyünç’e, en büyük destekçim iz olan sevgili hocamız Prof. Dr. Ercüment K u ra n ’a, her zamanki m ütevazi edasıyla yüküm üzün bü yü k kısm ını yüklenen ve bibliyografya çalışması ile eserimize değer katan çalışkan hocamız Prof. Dr. Bahaeddin Y ediyıldız’a, gece gündüz bilgisine ve yardım ına başvurduğum uz Prof. Dr. İlber O rta y lı’ya, sahasındaki yazıları büyük b ir v u k u f ve titiz lik le inceleyen Prof. Dr. A h m et Yaşar O cak’a, çok değerli hocamız Prof. Dr. M übahat K ü tü k o ğ lu ’na, Prof. Dr. Stanford Shaw ’a ve Prof. Dr. Jak op Landau’ya en derin şükranlarım ızı sunuyoruz. P rojenin gerçekleştirilm esinde T ü rkiye’nin ve dünyanın en önde gelen b ilim adam ları bize yardım cı oldular. M üşavirliğim izi üstlenen değerli hocalarım ıza teşekkür borçluyuz. B unlar arasında yer alan ve birer yayın ku rulu üyesi g ib i faaliyet gösteren başta Doç. Dr. A li B irinci olm ak üzere, proje hazırlık safhasında çalışm alara katılan Prof. Dr. B urhan E rd em e, K ü ltü r ve Sanat ciltlerin in hazırlanm asında en büyük katk ıya sahip olan Prof. Dr. M ustafa İsen’e ve Prof. Dr. H akkı A cu n ’a, her zaman yanım ızda bulduğum uz Prof. Dr. Rüçhan A r ık ’a ve Prof. Dr. O luş A r ık ’a, Düşünce cildim ize büyük destekte bulunan Prof. Dr. Süleym an H ayri B olay’a, bizzat bürom uzu teşrif ederek yardım larını esirgemeyen Prof. Dr. Yavuz Ercan’a, Prof. Dr. G ünsel R enda’ya, Prof. Dr. Esin K ahya’ya, Doç. Dr. Y usuf O ğ uzoğlu’na, Dr. Zeynep E rtuğ’a, Dr. K ıy m e t G ira y ’a, Dr. K ate Fleet’e, Dr. K aori K om atsu’ya ve Dr. Ayşe Ju d y U p to n -W ard ’a; ayrıca çalışm alarım ızda yardım larını esirgem eyen Prof. Dr. A hm et Tabakoğlu’na, Prof. Dr. M urat Çizakça’ya, Prof. Dr. G önül C antay’a, Prof. Dr. Ö rcün B arışta’ya ve Prof. Dr. B ekir K arlığ a’ya şükranlarım ızı sunuyoruz. Ç oğunluğu akadem isyen olan değerli m ütercim lerim izin güzel tercüm elerine, redaktörler Y ılm az Çolak ve Ertan A y d ın ’ın üstün gayretlerine m üteşekkiriz. Projenin gerçekleşm esinde tek n ik koordinatörüm üz M urat Ocak, insanüstü bir gayret gösterm iştir. Gökçen Teknik’ten A li Taştepe ve Ö m er Faruk Taştepe’nin uykusuz geçen gecelerini ve em eklerini, genç b ilim adam ları m usahhihlerim izin çırpınışlarını unutm am ız m üm kün değildir. Balkan C ilte v i’nin sahibi M uam m er B ilgiç bir O sm anlı Efendisi edasıyla en güzel şekilde ciltlem eyi başarmıştır. N ihayet Semih O fset’in sahibi M ustafa Çakır, hiç şüphe yok ki, bu projenin en büyük em ektarları arasında baş sırada yer alm aktadır. O ’nun gayretleri olm asaydı bu proje tam am lanam azdı. A yrıca projeyi b irlik te yürüttüğ üm ü z T ü rk Erdem V akfı (T Ü R K E V ) yöneticilerine ve V a k ıf Başkanı M esut Y ılm a z a teşekkürlerim iz bakidir. “O sm an lı”dan sonra sıra dört c iltlik ve 3 .5 0 0 sayfalık “G reat O ttom an-T urkish C iv iliz a tio n ’a geliyor. Ç alışm alarını sürdürdüğüm üz bu önem li eseri de inşaallah kısa b ir zamanda yayınlam ayı üm id ediyoruz. “O sm anlı”nın, O sm anlı araştırm alarına ve araştırm acılarına ışık tutm asını ve daha iyilerinin yapılm asına vesile olm asını diliyoruz.

G ü ler EREN E ditör YENİ TÜRKİYE

ARDTA ARM DA ASG ATAŞE AVPRI b. Sanat ve K ültür Araştırma Merkezi İslam Ansiklopedisi İrâde-i Dahiliye İrâde-i Meclis-i Mahsusa İrâde-i Meclis-i Vâlâ Journal o f American Oriental Society Journal of the Economic and Social History of the Orient Mâliyeden Müdevver Defter Mühimme Defteri Mâliyeden Müdevver Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi Meclis-i Vükelâ Mazbataları Neşreden Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Rusya Devlet Arşivi Sayfa Sayı . Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi Rusya İmparatorluğu’nun Dış Politika Arşivi Bin. BA BOA CA CD CH DİA DUİT E. yazmalar . a. İbn Başbakanlık Arşivi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet Askeri Cevdet Dahiliye Cevdet Hariciye Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Dosya Usulü İradeler Tasnifi Encyclopedia Britanicca Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Evkaf Umum Müdürlüğü Foreign Office... Gürcistan Merkez Devleti Tarih Arşivi Hicrî Hatt-ı Hümâyûn İslam Tarih. a. YA-Res YEE Yz.. Şer’iye Sicili Tarih Araştırmaları Dergisi Tahrir Defteri Tapu ve Kadastro Arşivi Târîh-i Osmânî Encümeni Mecmuası Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Türk Tarih Encümeni Mecmuası Vakıflar Dergisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Vakıf Muhasebe Defteri Varak Yıldız Tasnifi —Sâdaret Resmî Marûzatı Yıldız Esas Evrakı Yazma.B. İngiltere. EHN EUM FO GMDTA h.g.ŞS TAD TD TKA TOEM TSMA TTEM VD VG M A VMD vr. .KISALTMAIAR a.g. Aynı eser Adı geçen eser Adı geçen makale Adı geçen yazma Azerbaycan Respublikası Devlet Tarih Arşivi Azerbaycan Respublikası Merkezi Devlet Arşivi Archivio di stato di Genova Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih. HH IRCICA İA İD İMM İMV JA O S JESHO MAD MD MM MMZC MV nrş.e. OTAM RGD A s. a.y. S..m.g.e.

G A B O R A G O ST O N m D R . D R . D R . D R . D R . SEVDA A L İ K I Z I SÜLEYMA N OVA osmanlı diplomasisi D O Ç. D R . D R . D R . Ü Ç L E R B U L D U K kuruluş PROF. C O L IN J . D O Ç . A H M E T KAVAS ■ D R . D R . D R . D R . M O N IK A M O L N A R U PROF. D R .J A N E H A TH A W A Y ■ D O Ç. D R . EROL K Ü R K Ç Ü O Ğ L U * Y R D . D R . Ş E R İF BA ŞTAV • Y R D . D O Ç. Y U S U F K Ü Ç Ü K D A Ğ ■ D R . F A R U K B İL İ C İ ■ B Ü L E N T A R İ / 4 9 3 ■ D R . İB R A H İM A Y K U N ■ Ç A Ğ R I ERH A N m Y R D . TSISA N A A B D U L A D Z E m D R . T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . E R C Ü M E N T K U R A N M PROF. D R . K A M A R U Z A M A N Y U S O F F ■ ASSOC. D O Ç. ZE KE R İYA K İT A P Ç I • D R . D R . D R . R O G O Z H IN N IK O L A J M IH A JL O V IC H m Y R D . Yüzyıl: Avrupa ve Iran ile Münasebetler ASST. S H A P I K A Z IY E V ■ PROF. İLYA Z A IT SE V ■ ASSOC. İB R A H İM S E Z G İN ■ H . N O R M A N 1 T Z K 0 W IT Z kuzeyde beliren yeni hasım: rusya PROF. M E H M E T A L İ Ç A K M A K ■ PROF. ZE KE R İY A K U R Ş U N m N E B İ G Ü M Ü Ş / 3 2 6 D Ö R D I 'J N C t 'J B Ö L t 'l M imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanuni kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti PROF. B U N E S » PROF. K A M E L F IL A L I» PROF. D R . E K K E H A R D E lC K H O F F M M İG U E L A A. D O Ç . D R . D Ç . D O Ç. D R . PROF. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğu PROF. H O SK A D E M HASANOVA / 5 0 9 A L T I N C I B Ö L Ü M XVIII. N U R T E N K IL IÇ -S C H U B E L B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M XVII. M E H M E T SA R A Y » Y R D . D R . D R . A L İ İ B R A H İM SAVAŞ M D O Ç . D R . H İR O K İ OD A KA D R . V10REL PA N A IT E ■ PROF. H E Y W O O D • PROF. O SM A N KÖSE m D R . . D R . M E H M E T Ş A H İN G Ö Z rumeliye geçiş ASST. D R . PROF. D R . D R . D R . E N R IC O BA SSO W D R . S E Y Y İD M U H A M M E D E S -S E Y Y İD ■ A SSOC. H 0SE 1N M 1R JA F A R I ■ PROF. P T R M E N T Z E L M Y R D . O R H A N F K Ö P R Ü L Ü M Y R D . D O Ç. D R . R A M A Z A N Ö Z E Y m D O Ç . İS M A İL AKA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Devletten imparatorluğa Yükselişin M imarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmet: “iki kıtanın ve iki denizin hakimi” PROF. D O Ç. D R . D R . Ç E T İN A RSL A N duraksama PROF. A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U » A R Z U O C A K L IM Y R D . D R . M U STA FA Z A D E T E V F İK T E Y Y U B O G L U osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri PROF. D R . D R . D O Ç . PROF. A H M E T N E Z İH İ T U R A N m D O Ç. D O Ç . D R . M E H M E T A L A A D D İN YALÇ1NKAYA ■ PROF. A H M E T V EH Bİ ECER ■ Y R D . D R . D R . M U STA FA B U D A K ■ Y R D . D R . D R . M A R IA P lA P E D A N I F A B R IS yavuz sultan selim: hadim-ül haremeyn D O Ç . D R . PROF. PROF. SVETLENA 0R E SH K0V A * PROF. PA L FO D O R * D R . D R . H Ü S A M E D D İN M E M M E D O V K A R A M N L Y ■ D R . A H M E T Ş İM Ş İR G İL kanuni sultan süleyman: osmanlı’nın altın çağı PROF. R H O A D S M U R P H E Y ■ D R . R V D 1 PA U L L IN D N E R » D R . M A R IA IV A N IC S-R E SS • D R . H A L İL İN A L C IK İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Devleti’nin Doğu§u kuruluşa dair nazariyeler PROF.iç in d e k il e r cilt 1 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Tarihine Toplu B ir Bakı§ PROF. D R .

Meşrutiyet Dönemi ittihad-terakki ve yıkılışa doğru D O Ç. IG O R KA R PA Y E V U Y R D . D R . ODILE M OR E A U ■ DOÇ. D R . D R . ÖMER T U R A N osmanlı dış politikasında farklı boyutlar PROF. D R . DO Ç. D R . M İT H A T B A Y D U R ıı. S E L Ç U K ESEN BEL ■ D R . D O Ç. H AŞA N ŞA H İN ■ D R . M U R A T M . A ıl’SA ŞA ŞM A Z m DO Ç. ÖM ER B U D A K ■ Y R D . D R . L IK A R İF İN M A N SU R N OO R • D R . D R . D R . DOÇ. F İK R E T A D A N IR m DO Ç. D R . D O Ç. D R . M U SA Q A S1M 0V m D R . T U F A N B U Z P IN A R misyonerlik faaliyetleri D R . D R . G A Z M E N D S H P U Z A M PROF. Ş. E N G İN A K A R L I ■ PROF. H A T İP O Ğ L U U Y R D . DOÇ. D R . N E C D E T HAYTA ■ Y R D . M U STA FA K Ü Ç Ü K U D R . DOÇ. G Ü L T O K A Y ■ D OÇ. D R . G Ö K H A N ÇETİNSAYA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M m B İL G İN A Y D I N II. HALE ŞIV G IN ■ YRD. N A D İR DEVLET ■ DO Ç. M E T İN H Ü L A G Ü m D R .J U S T 1 N M C C A R T H Y ■ PROF. D R . D R . D R . balkanlar ve ötesi PROF. D R . D R . A L İ B İR İN C İ ■ D R . KE M A L K A R PA T ■ PROF. SF. VEYSİ A K IN . D R . BA Y R A M BA YRA KTA R meşrutiyet dönemi. D R . KE M A L Y A K U T ■ D O Ç. ZEKE RİYA T Ü R K M E N • Y R D . B E S İM Ö Z C A N / 97 ■ Y R D . S U A T A K G Ü L D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M İmparatorluğun Son Yılları birinci dünya savaşı ve sonrası Y R D . D R . D R . D R . A. D R . D R . D R . A H M E T T U R A N A L KA N m D R . İL B E R ORTAYLI D R . H A M İY E T SEZER kırım savaşı ve sonrası D O Ç. SA LA H I R. M E V L Ü T Ç EL E Bİ m DO Ç. H A K A N K IR IM L I m PROF. D R . ISA B L U M l ■ D O Ç. D R . D R . D R . DO Ç. M ERA L B A Y R A K m Y R D . D R . J U D Y U P T O N -W A R D azınlıklar meselesi PROF. D R . DO Ç. D R . D R . D R .LAMİ K IL IÇ ■ N A SIR YÜ C EE R ■ İB R A H İM E TH E M A T N U R ■ ELNUR AĞAOĞLU yıkılış ve yeni başlangıca doğru Y R D . M E T İN A Y IŞ IĞ I * Y R D . M E S U T A Y D IN ■ D O Ç. abdülhamid’in yükselişi ve iktidarı PROF. IO R D A N KA B İB İ N A » D O Ç. D O Ç. yüzyıl: çözülmenin siyasî boyutları “şark meselesi”nin ortaya çıkışı PROF. D R . DOÇ. abdülhamid ve pan-islamizm PROF. C E N G İZ HAKOV • DO Ç. D R . FE RO V Z A B D U L L A H K. H İK M E T Ö K S Ü Z ■ A SSOC PROF. D R .cilt 2 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Avrupa ittifaklar Sisteminde Osmanlı imparatorluğu xıx. D R . HE E S 0 0 LEE • DO Ç. D O Ç. D R . C E M A L E T T İN T A ŞK IR A N ■ D R . D R . M A H İR A Y D IN m D R . D O Ç. A H M E T D E M İR E L » D O Ç. YASAMEE ■ PROF. D O Ç. İB R A H İM İSLÂ M ■ D O Ç. D R . C E Z M İ ERA SLA N ■ Y R D . A L İ A K Y IL D IZ m PROF. D İL JA R A USMANOVA ■ Ç A Ğ R I E RH A N İ K İ N C İ B Ö L Ü M En Uzun Yüzyılın Sultanı: İL Abdülhamid ıı. D R . D R . DO Ç. N E JA T G Ö Y Ü N Ç m Y R D . D R . D R . D R . SON YEL ■ PROF. M E H M E T ÖN D ER ■ Y R D . BA Y R A M K O D A M A N ■ DO Ç. D A V U T K IL IÇ m DO Ç. M A R IN A M ALEVINSKAYA M PROF. DOÇ. D R . D R . D R . E RD AL A ÇIKSE S ■ Y R D . F R A N Ç O IS G E O R G E O N ■ PROF. D R . DO Ç. D OÇ. A Y TE N SEZER ■ YR D . M E T İN H Ü L A G Ü ■ Y R D . D R .

KLÂ RA H E G Y I ■ D R . D O Ç. İM M A N U E L W A LLERSTE IN . SE RA P Y IL M A Z ■ YRD. D R . DA VID GUD1ASH V IL1 • PROF. PROF. D R .F A R U K T A B A K ■ M E H M E T B U L U T malî dönüşüm ve iltizam sistemi PROF. EROL ÖZVAR ■ D O Ç. D A R L IN G • PROF. A H M E T TA B A K O Ğ L U ■ PROF. D R . D R . D R . D R . ELVAN A N M A Ç • F İL İZ Ç O L A K • D R . D R . YA SEM İN D E M İR C A N ahidnâmeler. D R . SE L A H A TTİN TO Z L U M PROF. D R . D R . D R . S A B R İ Y E T K İN ■ M E H M E T A K P IN A R bayındırlık hamleleri: haberleşme. Y IL M A Z K U R T » D O Ç . R E C E P B O Z T E M U R M D O Ç. D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR M D R . A H M E T TA B A K O Ğ L U U ASSOC. FE T H İ G E D İK L İ M D R . SVETLA IANEVA D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Reformlar Dönemi ve M illî iktisat Arayışlar millî iktisat arayışları PROF. kapitülasyonlar ye sonuçları PROF. D O Ç. D R . D R . V A H D E TTİN E N G İN . U F U K G Ü L S O Y U D O Ç . M Ü B A H A T S. D R . D R . U F U K G Ü L S O Y » D O Ç . D R . D O Ç. D R . ŞE V KE T K A M İL A KA R ■ PROF. ZA FE R T O P R A K • ASST. M E H M E T A L İ G Ü R O L ■ Y R D . S A İT Ö Z T Ü R K ■ DO Ç. PROF. H A L İL SA H İL L İO Ğ L U ■ D R . S A B A H A T T İN Z A İM M Y R D . D R . D R . D R . T İM U R K U R A N ■ PROF. D R . D R . EFTAL Ş Ü K R Ü B A T M A Z Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sanayii Devrimi ve Osmanh Ekonomisi osmanlı sanayileşme hamleleri M E H M E T G E N Ç ■ PROF. D R . F A H R E T T İN T İZ L A K M D OÇ. D R . A H M E T K A L A tarım ve madencilik PROF. A B D U L L A H M A R TA L ■ DO Ç. N E SİM İ Y A Z IC I ■ H Ü S E Y İN Ç IN A R ■ D O Ç. A L İ İH SA N B A Ğ IŞ ■ D O Ç . DO Ç. D R . A B D Ü L L A T İF ŞENER ■ D R . S E Y F E T T İN G Ü R SE L ■ PROF. D R . M U R A T Ö Z Y Ü K S E L M D O Ç. D R . D R . Ç A Ğ L A R KE Y D E R m DO Ç. D R . D OÇ. D R . M E H M E T ÖZ ticaret ve loncalar PROF. C O Ş K U N Ç A K IR ■ ASSOC. D R . M U H İT T İN T U Ş ■ ÖZER K Ü P E L İ • D R . NİCOLE VAN OS ■ D O Ç . M U R A T K O R A L T Ü R K M D R . D R . PROF. D R . D O Ç. O Ğ U Z T E K İN ■ D O Ç. D R . R İF A T Ö N SO Y ■ Y R D . ZİYA K A Z IC I maliye politikaları ve para PROF. D R . D R . O R H A N K IL IÇ İ K İ N C İ B Ö L Ü M iktisadi Dönüşüm ve Buhran merkantilist batı karşısında osmanlı ekonomisi . K Ü T Ü K O Ğ L U M PROF. L İN D A T. PROF. D R . PROF. E YAL G IN IO » Y R D . D R . ÖMER D E M İR E L ■ Y R D . D O Ç . A RIEL S A L Z M A N ■ PROF. ŞE V KE T P A M U K ■ PROF. ulaşım ve demiryolları PROF. KA TE FL E E T ■ PROF. T İĞ İN C E Û Z KİPE R OKTA R • L A TİF D A ŞD E M İR osmanlı şehirlerinde ticarî faaliyetler Y R D .cilt 3 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Klâsik Dönemde Osmanh iktisadı İktisadî zihniyet ve yapı PROF. A SLA N ERE N • Y R D . D R . VIOREL PA N A ITE ■ D R . D R . D R . D R . D O Ç. D R . D R . D R . D R . D R . F A R U K Y IL M A Z osmanlı ekonomisinde şirketleşme DO Ç. D R . M U R A T Ç İZ A K Ç A M ASST. D R . K A 0R 1 K O M A T SU uluslararası sermaye ve dış borçlar D R . D O Ç. D R . M U R A T K O R A L T Ü R K ■ DO Ç. V A H D E TTİN E N G İN • D O Ç. T E V F İK G Ü R A N ■ PROF. D R . A B D U L L A H M E S U T K Ü Ç Ü K K A L A Y m Y R D . D R . A B D U L L A H G Ü N D O Ğ D U toprak ve tarım Y R D . DO Ç.

ENVER K O N U K Ç U » DOÇ. D R . D R . SÜ L E Y M A N E R K A N » D R . N U R İ ÇEVİKEL » PROF. N E D İM İP E K ■ Y R D . D R . A B D U L L A H SA YD A M ■ D R . D R . D R . DOÇ. D R . CEV D ET K Ü Ç Ü K » PROF. SE L A H A TTİN Ö Z Ç E L İK m P R O F . D R . B Ü L E N T Ö Z D E M İR osmanlı iskân siyaseti PROF. N A HED İB R A H İM D E SSOU Kİ / 8 2 şehirliler. ETH EM C E BE C İO Ğ LU ■ DR. D R . D R . D R . D R . YAVUZ E RC A N » P R O F . B E H Z E T KA RA CA göç hareketleri PROF. D R . KE M A L Ç İ Ç E K » Y R D . SA W SA N AGHA KA SSA B . EM E CEN » YR D . DOÇ. D R . D R . D R . D R . D R . D R . O SM A N T Ü R E R » PROF. D O Ç. ermeniler ve rumlar PROF. B Ü L E N T Ö Z D E M İR » PROF. GEZÂ DÂ V ID m YR D . D R . M EN DERES C O Ş K U N » D R . M USTAFA KA RA » DOÇ. PROF. STA N FORD S H A W » P R O F . M E H M E T K A R A G Ö Z » ASSOC. DO Ç. F E R İD U N M . D R. A. D O Ç . BİL A L E RY IL M A Z osmanlı toplumunda birlikte yaşama tecrübesi ASSOC. M USTAFA A ŞKA R ■ DR. D R . köylüler ve konar-göçerler PROF. H İK M E T Ö Z D E M İ R » D R . REŞA T Ö N G Ö R E N » K Â M İL Ç O L A K » D R . D R . A R SH I K H A N » P R O F . M E H M E T ESAT SA RIC A O Ğ L U ■ Y R D . A H M E T H ALA ÇOĞLU ■ YR D . D R . DOÇ. D R . D R . F A R U K K O C A C IK ■ DOÇ. G A Z M E N D SH PU Z A » PROF. EVANGEL1A BALTA Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Toplumu ve D inî Hayat osmanlı’tun. L A TİF A R M A Ğ A N * Y R D . SE L Ç U K G Ü N A Y İ K İ N C İ B Ö L Ü M Millet Sistemi birlikte yaşamanın hukukî temelleri PROF. M USTA FA D E M İR » YR D . S A F A R O V R A F İK F İR U Z O Ğ L U » D R . MOSHE M A ’OZ » PROF. B E N JA M IN B R A U D E » Y R D . DOÇ. D R . D R . D R . S A İM SAVAŞ » PROF. M . D R . ALİ G Ü L E R ■ D R . DOÇ. A B D U L L A H SA YD A M » PROF. D R . D R . Y A Ğ M U R SA Y dinin sosyal hayattaki rolü PROF. Y U S U F H A LA ÇOĞ LU ■ Y R D . D R . D R . D R . RECE P D Ü N D A R » Y R D . D O Ç. D R . PROF. D R . DOÇ. M E H M E T İN B A ŞI M Y R D . DOÇ.. D R . SA FF E T SARIKAYA » K A M İL Ç O L A K M E H M E T TOPA L » D O Ç. SUN A B A Ş A K AVCILAR » C O Ş K U N Y IL M A Z * PROF. D R . M USTA FA Z E K İ T E R Z İ millet sisteminde yahudiler. D R . DOÇ. İL H A N ŞA H İN m D R . ÖZER E R C E N Ç * DOÇ. Y U N U S KO Ç » TE V FİK ÇAVDAR » M U T U L L A H S U N G U R ■ YRD. DOÇ. DOÇ. DOÇ. D R . Y U L U Ğ T E K İN K U R A T » D O Ç. A H M E T TA B A K O Ğ L U » PROF. G A L İP E KE N » D R . N U R İ A D IY E KE » D R . A B D U R R A H M A N M E M İŞ ■ A H M E T ÖGKE D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Demografik Yapı. D R . SEVGİ G Ü L A K Y IL M A Z » DOÇ. D R . D R . A RY E H SH M U E L E V ITZ » PROF. D R . M E H M E T Y IL M A Z ■ Y R D . D R . M E H M E T ŞEKER » D R . O SM A N Ç E T İN ■ YRD. D R . D R. İR F A N G Ü N D Ü Z » D R . M A R K S E D G W IC K » E KREM IŞ IN » D O Ç. İREN E M E L IKO FF » PROF. D R. A L İ SİN A N B İL G İL İ » Y R D . D R . D O Ç. temelindeki manevî harç PROF. Göçler ve iskân Siyaseti nüfus YR D . DO Ç.cilt 4 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Toplum Yapısı toplum yapısının ana hatları PROF. D R . D R .

D R . A H M E T C İH A N ■ PROF. ŞEVKİ A Y D IN eğitimde modernleşme PROF. PROF. Z E K İ T E K İN ■ F E H M İ Y IL M A Z bazı osmanlı şehirlerinden portreler D R . O R H A N K IL IÇ » K E M A L E T T İN K U Z U C U » K E M A L E T T İN K U Z U C U . D O Ç. D R . D O Ç. S A İT Ö Z T Ü R K osmanlı’da kadın DOÇ. D R . M U A M M E R G Ö Ç M E N » Y R D . A H M E T M A K A L » D R . M EFA İL H IZ L I m PROF. F A H R İ U N A N » PROF. D R . D R . D R . D O Ç. R E F İK T U R A N » C Ü N E Y D O K A Y » C Ü N E Y D OKA Y D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Şehri ve Şehir Hayatı osmanlı şehri ve şehir hayatından kesitler DOÇ. D O Ç. M E S U T ÇAPA İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Eğitim Sistemi klâsik dönem osmanlı eğitimi ve medreseler D O Ç. D R . M E H M E T E M İN YO L A L IC I m D O Ç. D R . D R . T Ü N C E R B A Y K A R A » M U STA FA A R M A Ğ A N » PROF. N E C M E T T İN TO Z L U PROF. H A ŞA N Y Ü KSE L » Y R D . D R . ZE H R A TO SKA » D R . B A H A E D D İN Y E D İY 1L D 1Z » D O Ç. D R . D O Ç. H A LİS A Y H A N » D R . R Ü Ç H A N A R I K » D R . D R . D R . ŞE H N A Z A LİŞ eğitim ve öğretim kurumlan Y R D . D R . D R . D R . D R . S A B R İ S Ü R G E V İL » TEODA RA BA KA R D JİE V A osmanlı’da spor faaliyetleri A T IF K A H R A M A N » D O Ç. D R . D O Ç. D R . ZİYA K A Z IC I » PROF. D R . İB R A H İM Y I L D IR A N » M U STA FA Ç E T İN B A Y D A R depremler ve yangınlar D O Ç. D R . D R . D R . D R . D R . S A L İH A Y N U R A L » Y R D . D R . A B D U R R A H M A N K U R T » D O Ç. T U R G U T C A N S E V E R » PROF. D R . T A Y Y İP D U M A N m D O Ç . D O Ç. D R . KE N A N Z İY A TAŞ M D O Ç. F A R IB A Z A R IN E B A F -S H A H R » Y R D .cilt 5 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hayrat Sistemi ve Vakıflar vakıf sistemi PROF. D R . D R . D R . D R . R O D E D * PROF. Z I L F I S osmanlı’da çocuk PROF. D R . D R . H A ŞA N H Ü S E Y İN DİLAVER misyoner okulları PROF. D R . M A D E LIN E C. H A B IL R A N D I D E G U IL H E M » PROF. D R . İS M A İL D O Ğ A N m Y R D . ÜL KE R A K K U T A Y U D O Ç . A D N A N Ş İŞ M A N » Y R D . LEYLA K A P L A N » ASSOC. T A H SİN Û Z C A N » Y R D . H Ü S E Y İN Ö Z G Ü R * PROF. D R . U Y G U R K O C A B A ŞO Ğ L U M Y R D . D R . M . D O Ç. D O Ç. A L İ A RSL A N M D O Ç. E TH E M C E B E C İO Ğ L U W D R . D R . A B D U R R A H M A N K U R T ■ FE RİH A K A R A D E N İZ » Y R D . D R . Z E K İ SA LİH Z E N G İN ■ D O Ç . D R . D O N A L D Q U A T A E R T » D O Ç. İSKE N D E R O Y M A K ■ DOÇ. N A Z İF Ö Z T Ü R K ■ PROF. D R . C A H İT YA L ÇIN B İL İM » PROF. ZİYA K A Z IC I * D O Ç. İLYAS Ç E L E Bİ » Y R D . D R . D O Ç. R U T H M . BE H IYA ZLA TA R » PROF. D R . D R . D R . D O Ç. D R . ENVER K O N U K Ç U » Y R D . M E H M E T TE M E L » E M İN E KO C A M A N O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Ailesi osmanlı’da aile yapısı D O Ç. FA TM A M Ü G E G Ö C E K rn D O Ç. D R . A L PA Y B İZ B İR L İK » H A T ID Z A C A R -D R IN D A osmanlı toplumunda sağlık ve sosyal güvenlik PROF. D O Ç.

DR. D R . FATMA A CU N osmanlı merkezî idaresinde çözülme: ayanlık sistemi PROF. GILLES VEINSTEIN ■ YRD. harp sanayii ve teknolojisi PROF. D R . DOÇ. M U R A T ŞE N U D O Ç . A B D Ü L K A D İR Ö Z C A N * PROF. D R. D R. SEDAT BİN GÖL Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Askerî Teşkilâtı klâsik dönem osmanlı askerî teşkilâtı PROF. Ş Ü K R Ü KARATEPE ■ DOÇ. D R . SA LİM A Y D Ü Z * D R. DR. D R . M . H A M İT ERSOY ■ YRD. M A H M E T AKM A N osmanlı hukukunda batılılaşma dönemi DR. DR. ALİ ÜNAL * PROF. ATİLLA Ç E T İN * D R. C H R IST IA N R U M P F » PROF. SE YİTD A N LIOĞ LU M DR. İLH A N YERLİKAYA * PROP. D R. DOÇ. DOÇ. D R. D R. A K İF A YD IN * ROF. DR. İBR A H İM Y ILM A ZÇELİK osmanlı bürokrasi geleneği NECATİ GÜLTEPE m PROF. DOÇ. D R. D R. N EJA T G ÖY Ü N Ç M DOÇ. Ç E T İN VARLIK m DOÇ. D R. D R . D R. M U ZA FFE R D O Ğ A N m YRD. DR. CEM A LETTİN T A Ş K IR A N * PROF. Al. DOÇ. DAVUT D U R SU N osmanlı taşra teşkilâtı PROF. Y Ü M N İ SEZEN ■ DOÇ. İD R İS BOSTAN * ASST. EN GİN BE RBE R » DOÇ. D R . D R. D R . D R . DR. RECEP AHISHALI * PROF. D R . D R. ERHAN A FYON CU * İSM E T DE M İR İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Hukuk Sistemi osmanlı hukuk sistemine genel bakış YRD. D R . D R . D R . M U SA Ç A D IR C I m YRD. DOÇ. ALİ ŞAFAK osmanlı’da yargının işleyişi. şeyhülislâm ve kadı DOÇ. M E H M E T E M İN YOLALICI osmanlı hukuku ve şer’î hükümler PROF. D R. M Ü CT E BA İLG ÜRE L * PROF. REM Zİ F IN D IKL I osmanlı’da tahrir ve arşivcilik NECATİ AKTAŞ * D R. HAŞA N TAH SİN FENDOĞLU M DOÇ. IRIN A PETROSYAN * DOÇ. DR. DR. D R . DOÇ. DR. DOÇ. M E H M E T ALAA TTİN YALÇINKAYA ■ DR. ORHAN KIL IÇ * PROF. A H M E T A K G Ü N D Ü Z ■ PROP. D R. FEVZİ D E M İR * YRD. DOÇ. PROF. DOÇ. D R . ALİ Ş A F A K * YRD. BİRO L Ç E T İN ■ YRD. D R. M . H A M İT PEHLİVANLI m DOÇ. D R . D R. DR. D R. D R. OSM AN Ö Z T Ü R K * YRD. ZEKERİYA TÜ R KM E N . D R. N E JA T G Ö Y Ü N Ç M DOÇ.cilt 6 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanh İdarî Teşkilâtı osmanlı merkezî idare sistemi YRD. G A BOR AGOSTON * D R. D R. A B D Ü L A Z İZ BA Y IN D IR * CEM AL FEDAYİ * DOÇ. M E TİN K U N T devlet idaresi ve din PROP. D R . SALİM A Y D Ü Z ■ MERYEM KA ÇA N ERDOĞAN osmanlı ordusu ve ıslahat D R . DOÇ. A Lİ İHSAN GENCER ■ M E H M E T YAŞAR ERTAŞ ■ BİLG E KESER osmanlı silahları. ÖZCAN M E R T tanzimat döneminde İdarî reform PROF. TU N C A Y Ö Ğ Ü N * YRD . D R. DOÇ. M E H M E T V . YÜCEL ÖZKAYA ■ PROF. ALİ B A R D A K O Ğ L U * PROF. YASEMİN SANER GÖNEN M PROF. OSM AN K A ŞIK Ç I * YRD .

S. D R . T O K T A M IŞ A TEŞ » D O Ç . O R H A N F. D R . ŞA M İL ÖÇ AL osmanlı düşüncesinde türk ve türkmen imajı PROF. B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ » PROF. Y U R I A. D R . H Ü S E Y İN A KKA YA » D R . D O Ç. A N TO N IN A ZHELYAZKOVA . D R . D R . D R . D R . N EV ZA T YA LÇIN TA Ş » PROF. Y U S U F O Ğ U Z O Ğ L U »P R O F . D R . C A H İT T E L C İ » D O Ç . O SM A N KÖ K SA L » D O Ç . B A Y R A M SA K A L L I ■ D R . D R . E R C Ü M E N T K U R A N » PROF. D R . D R . İL B E R OR TA YL I ■ PROF. M E H M E T A L İ B E Y H A N tanzimat: gelenekten kopma DOÇ. D R . M E H M E T A K G Ü N » Y R D . M İK A İL B A Y R A M » PROF. M IC H A E L W IN TE R » ASSOC. D R . D R . D R . D R . SE ZA İ SEV İM osmanlı felsefesinin öncü şahsiyetleri PROF. Ş E R İF M A R D İN » D R . D R . E TH E M C E B E C İO Ğ L U ■ D R . D R . B A Y K A N S E Z E R » D O Ç . PA L M IR A B R U M M E T » PROF. D O Ç . NORA SE N İ » D O Ç. D R . M Ü M T A Z ’ER T Ü R K Ö N E » D O Ç . B Ü L E N T TA N ÖR • D R . D R . D O Ç . D R . K Ö P R Ü L Ü İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Cihan Hâkimiyeti Mefküresi fütûhat ve gazâvat PROF. Y U S U F S A R IN A Y » Y U N U S E M RE TA N SÜ » PROF. S İP A H İ ÇATALTEPE » D R . H İD A Y E T N U H O Ğ L U » Y U S U F K A P L A N ilk teşebbüsler: askerî alanda yenilikler D R . D R . İH S A N D U R A N D A Ğ I » D R . R E ŞA T G E N Ç » PROF. VEJDİ B İ L G İ N » PROF. N A C İ B O ST A N C I osmanlı devleti ve günümüz tarihçiliği R D R . A H M E T KA N L ID E R E B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tarihi Devamlılık: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e osmanlı mirası F. D R . D R . İS M A İL K IL L IO Ğ L U » D R . D R . H Ü S E Y İN Ç E L İK » Y R D . PE T R O SY A N » ŞE V KE T K O Ç S O Y » D R . D R . M E H M E T Ç E L İK » PROF. D R . M E H M E T B A Y R A K D A R » D O Ç. D O Ç. COR N E LL H. SELDA KA YA KIL1Ç » R E C E P B O Z L A Ğ A N ■ PROF. D R . A H M E T Y. D R . D O Ç. T U F A N G Ü N D Ü Z » D R . S E Y F İ B A Ş K A N bir fikir hareketi olarak pan-islamizm ve pan-türkizm D R . B E K İR K A R L IĞ A » D R . D R . O C A K » PROF. D R . O R H A N KO L O Ğ L U mutlakiyetten meşrutiyete: osmanlı düşüncesi ve osmanlı anayasaları ' D R .cilt 7 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Kuruluş Felsefesi klâsik dönem osmanlı düşüncesi D O Ç. D R . Y U S U F H A L A Ç O Ğ L U » PROF. C A H İT Y A L Ç IN B İL İM » Y R D . K A Z IM SA RIKA V A K » M U STA FA A R M A Ğ A N Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Modernleşme ihtiyacının Doğuşu modernleşme arayışları PROF. E K M E L E D D İN İH SA N Ö Ğ L U » PROF. D R . D R . D R . A H M E T G Ü N E R SAYAR ■ PR O F. D R . RAFAEL M U H A M M E T D IN O V » İB R A H İM M A R A Ş » Y R D . D R . D R . D R . D R . J A K O B L A N D A U » PROF. İB R A H İM K A L IN » Y R D . P R O F D R . D O Ç. H Ü S E Y İN 'E M İ » PROF. B A K İ T E Z C A N ■ PROF. İ T E R T U R A N ■ PROF. S E Y F E T T İN E R ŞA H İN » D R .ŞE R İF K O Ç D E M İR ■ Y R D . RAIA ZAIMOVA » PROF. T A H SİN G Ö R G Ü N çözülme ve osmanlı aydını PROF. B E K İR KO Ç L A R . A B D U L L A H A L PE R E N » D R . FL E ISC H E R » Y R D . B E R N A R D LEW 1S » PROF. D O Ç. C H R IS T IN E W O OD H E A D » D R . A Z M İ Ö Z C A N » D R . D R . D R . Z Ü H T Ü A RSL A N D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlılıktan M illi Kimliğe bir tepki olarak türk milliyetçiliği ROF. ZA H R A Z A K IA » Y R D . D R . A Lİ B İR İN C İ ■ D . N E JA T G Ö Y Ü N Ç » PROF. D R . D O Ç . M E H M E T D O Ğ A N ■ Y R D . SA L İM KOCA » D R . A H M E T D A V U TO Ğ LU » P R O F . D O Ç . D R . D R . H A Y R İ B O L A Y » D R . D R . M E H M E T A K İF K İR E Ç Ç İ » D R . D R .

A S U M A N B A Y T O P . D R . A D N A N ATAÇ » PROF. N İL S A R İ ■ PROF. KE N A N İN A N » D O Ç . B Ü N Y A M İN D U R A N m PROF. D R . H Ü S E Y İN G A Z İ Y U R D A Y D IN ■ D R . D R . E R D İM İR • D O Ç. D R . N A SRU L L A H H A C IM Ü F T Ü O Ğ L U Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Sosyal Bilimler felsefe . D R. D O Ç. D R . H A Y R E T T İN K A R A M A N » Y R D . D R . S A İT Y A ZIC IO Ğ L U » PROF. D R . G Ü L B İN Ö Z Ç E L İKA Y » PROF. D R . R E M Z İ D E M İR » YAVUZ U N A T » D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » PROF.cilt 8 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Bilim Tarihine Genel Bakış osmanlı’da bilim PROF. D R . R E M Z İ D E M İR . T 0 F 1 G H H E ID A R Z A D E H » D O Ç . D R . D R . D R . S Ü L E Y M A N A K D E M İR m D O Ç. N U S R E T Ç A M » D R . B E Ş İR ATALAY » Y R D . D O Ç . E M RE DÛLEN ilim ve ulema PROF. D R . A Y ŞE G Ü L D . D R . Ş E R F E T T İN SEVERC A N M coğrafya PROF.M U T L U K IL IÇ » D R . D R . D R .biyoloji Y R D . M U STA FA K A Ç A R » D R .kimya . D R . E M RE D Ö L E N » PROF. S Ü L E Y M A N T Ü L Ü C Ü ■ PROF. D R . A L İ H A Y D A R BA Y A T » PROF. R A M A Z A N ŞE ŞEN ■ PROF. H Ü S E Y İN S A R İO Ğ L U m PROF. M . S Ü L E Y M A N ATEŞ » PROF. M USTA FA K A Ç A R . H Ü S E Y İN G A Z İ T O P D E M İR » PROF. E SİN KA H YA » D R . D R . STE FA N R E İC H M U T H İ K İ N C İ B Ö L Ü M D in î Bilimler PROF. D R . ORYA N » M E L E K DOS A Y G Ö K D O Ğ A N » DOÇ. D R . M E H M E T İP Ş İR L İ » Y R D . D R . G Ü R B Ü Z DEN/Z ■ PROF. M A H M U T A K D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Fen Bilimleri matematik .astronomi PROF. N İL S A R I » PROF. SA L İM A Y D Ü Z » D R . D R . G Ü R B Ü Z D E N İZ ■ PROF. D R . D R . İLT E R U ZEL » PROF. D O Ç . D R . D R . D R . R A M A Z A N Ö Z E Y » D R . D R . D R . D R . A H M E T T U R A N A R SL A N M PROF. B A Y H A N Ç U B U K Ç U veterinerlik Y R D . FE ZA G Ü N E R G U N » D R . H A ŞA N H Ü S E Y İN A D A L İO Ğ L U » Y R D . D R . D R . A Ş K IN YAŞAR ■ D R . E R İŞ A S İL . N E C D E T Ö Z T Ü R K m D R . O SM A N G Ü M Ü Ş Ç Ü » Y Ü C E L D A Ğ L I ■ D O Ç . D O Ç.mantık D O Ç . İLT E R UZEL eczacılık PROF. D R .diş hekimliği PROF. D R . D O Ç . D R . A B D Ü L K U D D Ü S B İN G Ö L tarih ve histografya PROF. A B D U L L A H ÖZEN A L T I N C I B Ö L Ü M Teknoloji PROF.D O Ç . FEZA G Ü N E R G U N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Tıp Bilimleri tıp . D R .PROF. D R . D R . D O Ç. SA L İH S A B R İ YAVUZ M D R . T U R H A N B A Y T O P » P R O F. D R . A L İ Y A R D İM » PROF. D R . D R . D R . YAVUZ U N A T ■ PROF. İB R A H İM H A T İB O Ğ L U » Y R D . M E H M E T H. D R . H U L U S İ L E KE SİZ » D R . D R . A R SL A N T E R Z İO Ğ L U » PROF. D R . B E T Ü L B A Ş A R A N -A L P U G A N » PROF. E K M E L E D D lN İN SA N O Ğ L U » PROF. D R . D R . K O R K U T T U N A » PROF. D R . A Y T E N A L TIN TA Ş M PROF. D R . N A CER M IL O U D I » D O Ç. R E M Z İ D E M İR fizik . D O Ç . D R . K L A U S K R E ISE R ■ D R .

DOÇ. NECAT B İR İN C İ ■ YRD. DOÇ. ERCİLASUN U PROF. MUSTAFA U Z U N • YRD. DR. DR. D R. A DNAN G Ü R B Ü Z dinî edebiyat PROF. DOÇ. MUSTAFA ÖZKA N ■ PROF. İSMAİL PARLATIR • PROF. ŞE Y M A TA ŞÇ İO Ğ L U G Ü N G Ö R ■ PROF. DOÇ. M U H SİN M A C İT ■ DOÇ.klasik dönem osmanlı edebiyatı PROF. D R . DOÇ. DR. Z E K İ A R IK A N ■ İR F A N K A R A K O Ç ■ D R . D R . ALİ İHSAN K O IX U M MUSTAFA MİYASOĞLU ■ DOÇ. DR. KA ZIM YETİŞ ■ PROF. N E C M İ ÜLKER osmanlı coğrafyasında kültür Y R D . M İRFATİH ZEKIYEV Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı erken dönem osmanlı edebiyatı ve halk edebiyatı PROF. DR. DR. D R. İN C İ E N GİN ÜN M PROF. A DNAN KA D RIÇ M PROF. DR. FATİH SE ZG İN M DOÇ. DR. N AZAN BEKİROĞLU • YRD. D R . M. DR. DR. M U STA FA ÖZER ■ A Z İZ 1 V. D R . D R . FAZIL GÖKÇEK . A HM ET B. N A M IK A ÇIKG Ö Z ■ YRD. D O Ç. M EH MET SA RI ■ YRD. DR. DR. DR. VİCTOR GRIGORIEVIC GUZEV . DR. D R . DOÇ. M EH MET ARSLAN M YRD. DR. DR. TA D E U SZ M A JD A » Y R D . ALİ FUA T BİLKA N • YRD . 1. N U R M U H A M M E T H İSA M O V m PROF. DR. DR. B Â K İ A S İL T Ü R K osmanlı kültür hayatından kesitler PROF. MERTOL TU L U M M PROF. D R . DOÇ. DOÇ. DR. D R. CEMAL KU R N A Z U PROF. SEVGİ G Ü R T U N A ■ D R . ABDULLAH U ÇM A N ■ PROF. D R . D O Ç . HAYATİ DEVELİ ■ D R. İSKENDER PALA ■ PROF. R ID V A N C A N IM ■ PROF. D R . ORHAN OKAY ■ PROF. M E H M E T A R SL A N » D R . N E C D E T E R T U Ğ * PROF. F İK R E T T Ü R K M E N ■ D O Ç. DR. DOÇ. ÇETİN D E RD İYO K ■ YRD. DR. DR. Y U S U F H A M Z A O Ğ L U ■ PROF. D O Ç . D R. ESRA KA RA BA CA K ■ YRD. KA DİR ATLANSOY . D R . DR. H ARİD FEDAİ son dönem osmanlı edebiyatında yeni akımlar PROF. D R. D R . M U Z A F F E R T U F A N M Y R D . SÜ L E Y M A N B E Y O Ğ L U ■ E RD A L Ş A H İN ■ PROF. DOÇ. N URAN YILM A Z M A HM ET KA BA KLI ■ DOÇ. U M A Y T Ü R K E Ş G Ü N A Y U PROF. ALEMDAR YALÇIN • DR. SA İM SAVAŞ avrupalı gözüyle osmanlı PROF. DR. DOÇ. F İL İZ Y E N İŞE H İR L İO Ğ L U ■ PROF. Z E Y N E P TA R IM E R T U Ğ ■ PROF. İ. D R . DR. D R. DOÇ. M E TİN ERG UN • YRD. ALEV SINAR ■ PROF DR. H A L U K D U R S U N • D R . Ö Z K U L Ç O B A N O Ğ L U ■ DOÇ. MUSTAFA KOÇ geç dönem osmanlı türkçesi PROF. A Y D IN Y Ü KSE L ■ PROF. DR. LATİF BEYRELİ • DR. DR.ÖZLEM DEN İZ YILM A Z / 412 klasik dönem osmanlı türkçesi PROF. İSMAİL ÜNVER • DOÇ. D R . SA D ETTİN EĞRİ tanzimat sonrası türk edebiyatı DOÇ. N A M IK A Ç IK G Ö Z ■ PRO F. NEJAT SEFERCİOĞLU • DOÇ. D R . Ş A K İR -T A Ş ■ D O Ç. D O Ç . D R. D R. D R . DR. D R . DR. D R . D R . D R .o cilt 9 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Medeniyetinde Kültür ve Sanat osmanlı’da kültürel yapı PROF. D R . KEMAL YAVUZ • DOÇ. A R İF B İL G İN ■ N E V İN H A L IC I ■ Y R D . D R . DR. DR. EN GİN SEZER ■ PROF. GÜN A Y K U T ■ PROF. H Ü S E Y İN A L G O L M PROF. SABAHAT DEN İZ ■ YRD. GÜLDEN SAĞOL ■ YRD. DR. M U STA FA İSE N m D R . D R . VALERY STOYANOV İ K İ N C İ B Ö L Ü M Dil: Osmanlı Türkçesi erken dönem osmanlı türkçesi PROF.

H A ŞİM K A R P U Z M Y R D . D R . RECEP U SLU M D R . NAJWA O T H M A N M YRD . EU G EN İA P O P E SC U -JU D E T Z ■ D R . D R . D R . D R . SA A D E TTİN Ö KTE N * PROF. R Ü Ç H A N A R IK ■ D R . D R . SE L Ç U K M Ü L A Y İM m PROF. B E TÜ L B A K IR M Y R D . D R . D R . OLUŞ A R I K * PROF. SÜ L E Y M A N ERG U N E R * C İN U Ç E N TA N R IKO R U R M Y RD. DOÇ. D R . PROF. D R . OLUŞ A R IK m PROF. A. D R . MUSTAFA C A H İT ATASOY M DR. DOÇ. DOÇ. D R . A YH A N ZEREN M Y R D . İSM A İL Y A KIT • P R O F . D O Ç. NECLA ARSLAN SEVİN M DOÇ. A H M E T ALİ B A Y H A N M D R . A Y G Ü N Ü L G E N m PROF. D R . N U R C A N İN C İ F IR A T osmanlı dinî mimarîsi PROF. EMRE M A D R A N geç dönem osmanlı mimarîsi PROF. G ÖN Ü L C A N T A Y M Y R D . D R . H A K K I A C U N M PROF. D R . DOÇ. N ESLİHAN SÖN M EZ erken dönem osmanlı mimarisi PROF. H A K K I ÖNKAL osmanlı askerî mimarîsi PROF. N U SR E T Ç A M M Y RD. EMİNE K A R P U Z * PROF. D R . D R . DOÇ. D R . H A K K I A C U N M PROF. SEMAVİ E YİCE M PROF. D R . D R . K A D İR PEKTAŞ Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Klâsik Türk Musikisi musikî nazariyatı PROF. D R . D R . D R . N E JA T E R A L PM D R . D R . DOÇ. B Ü L E N T A K S O Y M D R . DOÇ. D R . D R . D R . T U R G U T CANSEVER M PROF. M U T B U L K A Y IL IM C A N KE RA M ETLİ ■ A B D Ü L K A D İR D Ü N D A R M DOÇ. N U R İ Ö ZCA N • D R . N U S R E T Ç A M İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Mimarisi osmanlı türk mimarisine genel bir bakış PROF. ZE Y N E P A H U N B A Y m PROF. ALEX AN DIR A N T H 0 N 0 V M YRD . D R . N İL G Ü N D O Ğ R U SÖ Z M E TH EM R U H İ ÜN GÖR musikîşinaslar D R . R A H M İ OR U Ç GÜVENÇ . OSM A N UYSAL klâsik dönem osmanlı mimarisi ve mimar sinan PROF. D R . A Y G Ü N Ü L G E N M D O Ç . M U ALLA BAYAR E RK IL IÇ M D R . D R . PROF. DOÇ. D R . Z E K İ SÖN M E Z m PROF. D R . D R . H. D R . S A İT ÖZTÜ RKM DOÇ. DOÇ. M E H M E T İB R A H İM G İL M ASSOC. D O Ç. D O Ğ A N K U B A N M PR O F D R . A BD Ü SSEL A M U L U Ç A M m D O Ç . H A ŞM E T A LTIN Ö LÇE K osmanlı’da musikî kültürü ASSOC. K A SIM İNCE ■ DR. DOÇ. D R . A Lİ BORA N osmanlı sivil mimarîsi . D R . Ö R C Ü N BA RIŞTA M PROF. LEYLA BA YD A R ■ PROF. DR. FA TİH M Ü D E R RİSOĞ L U M PROF. D R . B Ü L E N T A K SO Y M YRD. D R .cilt ıo B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlıda Estetik BE ŞİR AYVAZOĞLU * PROF. PROF. D R . D R . JA L E N. RECEP USLU M D R . N U R A N PILEHVARIAN osmanlı coğrafyasında mimarî Y R D . D R . D R . Ö M Ü R B A K IR E R M D O Ç . M . D R . SO N G Ü L K A R A H A SA N O Ğ L ü ATA askerî musikî: mehter T. R A L F M A R T IN JÂ G E R M D O Ç . G ÖN Ü L CAN TAY ■ D R . G ÖN ÜL C A N T A Y M Y R D . B İR SE N ERA T M Y R D . D R . E R Z E N U D R . DR. D R . EUGENİA P O P E S C U -JU D E T Z M OSM A N N U R İ ÖZPEKEL M G Ü L A Y KA R A M A H M U TO Ğ L U M VEDAT KOSAL M M E H M E T G Ü N T E K İN dinî musikî ve halk musikîsi ÖM ER T U Ğ R U L İN A N ÇER M DOÇ.

D R . K IY M E T G İR A Y » E N G İN ÖZENDES Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M Topkapı Sarayı Müzesindeki Geleneksel Sanatlardan Kesitler giyim kuşam DOÇ. DOÇ. D OÇ. D R .c. D R . SAVAŞ ÇEV İK » Y R D . M U H İT T İN S E R İN m P R O P . D R .e. DOÇ. DOÇ. F. FA H Rİ SAKAL . M . G Ü N SE L R E N D A » PROF. D R . DOÇ. A Y G Ü N ÜL G E N » YRD . D R . D R . DOÇ. K IY M E T G İR A Y » D O Ç . ZE R E N T A N IN D I» DOÇ. T Ü L İN Ç OR U H L U » DOÇ. H. B E K İR D E N İZ İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı’da Resim ve Heykel resim »P R O F . ENVER TÖRE » PROF. halıcılık ve kilimcilik PROF. ZEREN TA N IN D I ■ DOÇ. D R . D R . D R . NEVİN YÜCEL C E L BİS heykel ve fotoğraf DR. Y IL D IZ D E M İR İZ II PROF. M . D R . B E K İR D E N İZ »P R O F . D OÇ. D R . HÜLYA T E Z C A N » Y R D . İSM A İL ERÜN SA L ■ YAHYA ERD EM » YRD. D R . kuyumculuk PROF. DOÇ. N İH A N G Ü N E Y minyatür PROF. h . D R . ZEREN TA N IN D I » Y R D . DOÇ. B A N U M A H İR ■ D R. FATMA KOÇ ■ S A D IK TEKELİ hırka-i saadet dairesi ve silah bölümü H İL M İ A Y D IN m H İL M İ A Y D IN ■ H İL M İ A Y D IN » D R . D R . D R .D R . D R . SİTARE T U R A N B A K IR maden ve ahşap sanatı. D E N İZ ESEMENLİ D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M Osmanlı Sahne Sanatları geleneksel görüntü sanatları ve tiyatro PROF. h . ZÜ BEYD E C İH A N ÖZSAYINER » ŞULE A K S O Y » PROF. D R .cilt ı ı B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Geleneksel Sanatlar hat PROF. D R . D R. A B D Ü L H A M İT TÜ FE KÇ İO Ğ L U » PROF. D R . DOÇ. H ATİCE A K SU » A. Y IL D IR A Y Ö Z B E K ■ PROF. SE Y Fİ B A ŞK A N » Y R D . H A M İT A RBA Ş / tezhip ve cilt PROF. D R . D R . D R . U Ğ U R D E R M A N m P R O F . DR. TE R CA N Y IL M A Z » Y R D . D R . H ÜSREV S U B A Ş I» D R . D R . TACİSER O N U K » A Z İZ DOĞ AN A Y ■ D R . R Ü Ç H A N A R IK R D R . ZE YN E P G Ü N E Y el sanatları. G Ü L N U R D U R A N » D R . D R . Ö R C Ü N BA RIŞTA » PROF. D R . ZE YN E P TA RIM E R T U Ğ ebrû PROF. D R . Ç İÇ E K D E R M A N » P R O F . D R . D OÇ. DİLAVER D Ü Z G Ü N » U Ğ U R GÖKTA Ş » ÜNVER ORAL » R A U F A L TIN TA K » PROF. D R . ÖZ D E M İR N U T K U osmanlı sineması H A L İT R E F İĞ » N E CİP TO SU N » Y R D . Ö Z D E M İR N U T K U » YRD . N İH A T BO Y D A Ş » DR. D R . D R . ARA A L TU N ■ D R . M E T İN A KA R » PROF. M E H M E T Z E K İ KU ŞO Ğ L U » G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ G Ü N D E G Ü L PARLAR ■ K. D OÇ. D R . H A L İT ÇA L » YRD. D R . D R . OKTA Y ASLANAPA * PROF. T Ü L İN Ç O R U H L U » Y RD . G Ö N Ü L Ö N E Y »P R O P .T Ü L İN ÇO R U H L U » AYSEL ÇÖTE LİOĞ LU » D R. N U R H A N K A R A D A Ğ » PROF. D R . HALE KÜ N İÇ E N B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M Kütüphanecilik ve Kitap PRO F. A Lİ ALPA RSLA N » Y R D . R Ü STE M BOZER tezyinat ve işleme PROF. U Ğ U R D E R M A N » H İK M E T B A R U T Ç U G İL »P E Y A M İ G Ü REL çini PROF. D R . D R . D R .

B A H A E D D İN Y E D İY IL D IZ Y R D . DOÇ. K E M A L Ç İÇ E K şecere-i âl-i osman D O Ç . D R . D R . K E M A L Ç İÇ E K İ K İ N C İ B Ö L Ü M Osmanlı Araştırmaları Bibliyografyası PR O F. R A M A Z A N A C U N SİY A SE T İK T İSA T TO PLU M T E Ş K İL Â T D Ü ŞÜ N C E B İL İM K Ü L T Ü R VE S A N A T . D R .o cilt 12 B İ R İ N C İ B Ö L Ü M Hanedan padişah biyografileri D O Ç . D R .

KEMAE ÇİÇEK CEM OĞUZ Y E N İ T Ü R K İ Y E Y A Y I N E A R I . DR.I SİYASET EDİTÖR GÜEER EREN B İU M EDİTÖRLERİ DOÇ.

.

özellikle klasik dönem hakkında yapılan tartışm aları ve en son araştırmalarını tafsilatlı bir şekilde ele aldı. XIII. H alil İnalcık. Bu eserin başlangıcını bütün dünyada Osmanlı tarihinin duayeni olarak kabul edilen Prof. Bu genellemelerin başında. Daha da önemlisi bu büyüme. H alil İnalcık’ın “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” adlı makalesi ile yaptık. . Bizans’ın içerisinde bulunduğu karışıklıklar ve taht kavgaları da Osman Bey ve oğullarının bu İmparatorluk ile ilişki kurm alarını ve bölgeyi tanım alarını kolaylaştırmıştır. Osmanlı Devleti’nin farklılığını ortaya koymak ve bu farklılığın dünya tarihinin seyrindeki etkisini vurgulamaktır. Osmanlı B eyliği’nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi de Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda gaz ayı ilke edinerek hareket etmesidir. Dr. Türk Beylikleri ve Türkistan’dan gelen tecrübeli kadrolar kısa sürede müesseseleşmiş bir devlet kurmayı başarmışlardır. Balkanlardaki akıncılık faaliyetleriyle başlayan harekâtın fütuhat ve iskâna dönüşmesi ile Osmanlı Beyliği henüz Y ıldırım Bayezid döneminde bir İmparatorluk haline gelmiştir. m illetlerin askeri ve siyasi güçlerini ekonomik kaynakları ölçüsünde elde ettikleri gelir. sadece topraklar ve nüfuz alanı ile sınırlı kalmamış. Bu cildin tasnifinde editörler tarafından üzerinde durulan ana nokta. Osmanlı Tarihini geleneksel kalıplar içerisinde araştırarak yükselme ve çöküş arasında cereyan eden sunî bir tarihsel gelişm eyi inceleyen Türk tarihçiliğinin aksine. Osmanlı Devleti için bu iddiayı değerlendirdiğimizde. küçük bir uç beyliğinin çok kısa bir süre içerisinde bir cihan imparatorluğuna dönüşmesinde sadece ekonomik çıkarların rol oynadığını söylemenin yeterli olamayacağı kanaatindeyiz.ÖNSÖZ Dünya tarihini bir bütün olarak analiz eden Batılı akademisyenler büyük güçlerin ortaya çıkışını çeşitli tarihi dinam iklerin ışığında inceleyerek bir genellemeye varmak isterler. kısa zamanda geniş bir coğrafyaya hakim olmayı başarmıştır. Avrupa ve İslam alemindeki hadiselere de paralel olarak. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu’da oluşan siyasi şartlar. bizim amacımız. Osmanlı Projesi için özel olarak hazırladığı bu yeni tarih değerlendirmesinde. geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır. Osmanlı hakimiyetindeki dönemleri ve devletin yaşadığı siyasi-iktisadi-m ali dönüşümü yansıtmaktır. Bu ortamı çok iyi değerlendirerek Bizans ve Balkanlarda gazaya yönelen Osmanlı B eyliği.

XVIII. yüzyıl İran ve Habsburglar ile savaşlar açısından. yüzyıllar ise eserimizin ikinci cildinde ele alınm aktadır. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler. Rusya ile yaşanan çekişme Osmanlı yöneticileri için yeni bir ilg i alanını da beraberinde getirm iştir. “im paratorluğun m im arları” olarak nitelendirdiğim iz Fatih ve Yavuz’un dönemini inceleyen yazıların yer ald ığı üçüncü bölüm. ve XVIII. devletten im paratorluğa geçiş mücadelesini ve Osmanlı’nın Batının karşısına islam î kim likle çıkm asını hazırlayan olayları konu almaktadır. kuruluş yılları hâlâ tartışılan O smanlı’nm doğuşu ve yükselişi etrafında şekillenen nazariyeleri ikinci bölümde ele aldık. XVIII. Osmanlı İm paratorluğu’nun bir cihan devleti haline gelm esini hazırlayan faktörleri ele almaktadır. yüzyıl ise Osmanlı Devleti için kuzeyden gelen tehdidin değerlendirilm esi bakımından detaylı bir araştırma konusu olarak seçilmiştir. Bu bölümde. Bu nedenle eserimizde bu dönemlere özellikle önem verilm iştir. Diğer cihan hakim iyeti kurm a iddiasında olan devletlerin tersine.Daha sonra. İmparatorluğun XVII. Osmanlı Tarihi’nin önemli olaylara sahne olduğu XIX ve XX. Osmanlı diplom asisini uğraştıran başlıca konulardan biri haline gelm iştir. Bu anlamda XVII. Osm anlı’nın bir hukuk devleti olduğu ve yükselişini teşkilatlanm asına borçlu olduğu. mevcut Osmanlı tarihleri arasında ilk kez döneme dam gasını vuran Osmanlı-Rus-İran savaşları bu ülkelerin yazarlarının bakış açılarıyla da ele alınm ıştır. Öte yandan. bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından “unutulm uş” veya “hakkı yenilm iş” yüzyıllar olarak nitelendirilm iştir. Kanunî Sultan Süleyman döneminin incelendiği bölüm. Yeni Türkiye . yüzyılları bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılm am ış dönemler olarak kalm ış. Diğer taraftan bu iki cildin en önemli özelliği ise ilk defa Osmanlı siyasi tarihini Türk bilim adamlarından daha fazla sayıda Türkiye dışından bilim adamlarının tartışmasına açması ve her biri 750 sayfalık ik i ciltlik büyük bir hacimle ortaya koymasıdır. Osmanlı İm paratorluğu’nun Kafkasya ve Türkistan ile kurduğu temaslar ilk defa bu derece kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışılm ıştır. bu bölümde özellikle vurgulanmaktadır. Son olarak da Rusya ve Avusturya savaşlarının doğuşunda önemli bir rol oynadığı aşikar olan Osmanlı diplomasisi incelenmiş ve yeni dönemdeki rolü üzerinde durulmuştur. Bu vesile ile değerine işaret ettiğim iz Osmanlı siyasi tarihine dair bu ciltlerin tarihçilere ve tarih m eraklılarına geniş ufuklar kazandıracağı ve benzeri araştırmalara zemin hazırlayacağı kanaatim izi ifadeyle Türk tarihçiliğine hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

DR. DR. RUDI PAUL LINDNER / 14 6 İTİCİ GÜÇLER / DR. MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASIN D A / ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ ■ OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA PROF. KÖPRÜLÜ / 153 O ĞUZ-TÜRKM EN GELENEĞİNİN YERİ / YRD. HEYWOOD / 13 7 ■ SELÇUKLULAR. DOÇ. AHMET NEZİHİ TURAN / 19 0 ■ MİLLİ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSMÂNÎ GÜN Ü KUTLAM ALARI / DOÇ. AHMET VEHBİ ECER / 18 1 OSMANLI DEVLETİ NE ZA M A N KURULDU? / YRD. DR. ORHAN F. HALİL İNALCIK / 11 8 İKİNCİ BÖLÜM Osmanh Devletinin Doğuşu kuruluşa dair nazariyeler OSMANLI DEVLETİNİN KURULU Ş PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ H A K K IN D A BAZI DÜŞÜNCELER / PROF. DR. DR.İÇİNDEKİLER cilt 1 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanh Tarihine Toplu Bir Baktı OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ / PROF. DR. DR. DOÇ. MEHMET ŞAHİNGÖZ / 19 4 ■ ■ OSMANLI DEVLETİ'NİN OSMANLI'DAN . DR. ŞERİF BAŞTAV / 16 9 KAYILARIN AN ADO LU'YA GELİŞİ / YRD. COLINJ. EROL KÜRKÇÜOĞLU / 17 6 ■ İSTİKLAL HUTBESİNİ O K U Y A N DEVLET AD AM I DURSUN FAKİH / YRD. HALİL İNALCIK I 37 OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ / PROF. DR. DÇ. ÜÇLER B U L D U K ! 16 1 kuruluş OSMANLI İM PARATORLUĞUNUN KURULU ŞU N DA BİZANS VE AVRUPA / PROF. DOÇ. DR.

PROF. SINIR BÖLGESİ VE ÇEKİRDEK O LA RA K OSMANLI BALKANLARI / ASST. PETER MENTZEL / 205 ■ OSMANLININ RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER / m ? . DR. DR. YÜZYILLAR) / DR. İLYA ZAITSEV / 253 ASSOC. YUSUF K Ü Ç Ü K D A Ğ I 2 6 9 / DR. İSMAİL AKA / 2 29 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Devletten İmparatorluğa Yükselişin Mimarları: Fatih ve Yavuz fatih sultan mehmed: “iki kıtanın ve iki denizin hâkimi” FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ / PflO/î DR. KAM A R U ZA M A N YUSOFF / 282 ■ ■ XVI. DR. SELİM VE MISIR A R ASIN D A K İ İLİŞKİLER MISIR EYALETİNDE OSMANLI NİZAMININ KURULU ŞU / ■ OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE HİCAZ ( 1 5 1 7 -1 9 1 9 ) / ASSOC. Dff. DR.XVIII. DR. MARIA PIA PEDAN1 FABRIS / 2 59 yavuz sultan selim: “hadim-ül haremeyn” OSMANLI DEVLETİ'NİN ŞAH İSMAİL’İN ANADOLU'YU ŞİİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINI ENGELLEMEYE YÖNELİK ÖNLEMLERİ / DOÇ. ZEKERİYA KURŞUN I 3 1 6 ■ OSMANLILARIN GÜRCİSTAN'I FETHİ VE İSLAMLAŞMA HAREKETLERİ (XVI. ÇETİN ARSLAN I 2 17 duraksama TİMUR DEVRİ ANADOLUSU / PROF. DR.rumeli’ye geçiş SINIR. İBRAHİM SEZGİN / 2 1 2 ■ ERKEN OSMANLI DÖNEMİ (1 2 9 9 -1 4 5 3 ) ’NDE AKIN CILAR VE AKINCI BEYLERİ / H. YÜZYILDA I. PROF. YÜZYIL) / NEBİ GÜM ÜŞ / 326 . JA N E HATHAWAY / 308 DOÇ. YÜZYILDA OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ / (XV-XVII. ENRİCO BASSO l 2 47 ■ RHOADS MURPHEY / 2 3 9 ■ İSTANBUL’U N FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORLARI / OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TAHT ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER ■ X V . PROF. DOÇ.

SAFEVİ VE HİNDBABÜRLÜ İMPARATORLUKLARI: BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM / DR. DR. YÜZYILLAR OSMANLI-SAFEVİ SAVAŞLARI / DR. CHARLES: AKDENİZ DÜNYASI / MIGUELA A.1 7 0 1 ) / DR. V. TUFAN GÜN DÜZ / 465 ■ ■ KARLOFÇA AN LAŞM ASI'N DAN SONRA OSM ANLI-HABSBURG SINIRI ( 1 6 9 9 . BUNES / 392 DÖNEMİNDE M AĞRİB TARİHİ / PROF. DR. HOSEIN MIRJAFARI / 369 ■ H ARAÇGÜ ZARLARIN STATÜLERİ: XV. YÜZYILIN İKİNCİ YARISIN DA TÜRK-FRAN SIZ İLİŞKİLERİ: GİZLİ HARPTEN OBJEKTİF İTTİFAKA / ■ İLK OSMANLI . ERCÜMENT KURAN / 398 ■ ■ OSMANLI OSMANLI CAZAYİRİ'NDE DEVLET ■ ■ OTORİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BAĞIŞ VE A R M A Ğ A N / PROF. NURTEN KILIÇ-SCHUBEL / 4 3 1 BEŞİNCİ BÖLÜM XVII. VE XVII. VIOREL PANAITE / 373 AKDENİZ'DEKİ OSMANLI DENİZ CEPHESİ (XVI-XVIII. KAMEL FILALI / 4 0 1 411 ■ OSMANLILARIN ORTA A FR İK A POLİTİKASI ASKERÎ. R AM AZAN ÖZEY / 3 41 ZAFERLER / DOÇ. AHMET ŞİMŞİRGİL / 347 ■ OSMANLIYI YÜKSELTEN kanunî sultan Süleyman: osmanlı’nın altın çağı İRANLI TARİHÇİLERİN B A K IŞ AÇISIYLA KAN U N İ SULTAN SÜLEYMAN'IN SİYASETİ VE KİŞİLİĞİ / PROF. ÖZBEK. DR. HÜSAMEDDİN MEMMEDOV KARAM NLY / 502 FETİHTEN OSMANLI YÖNETİM SİSTEMİNE ENTEGRASYONUNA K A D A R REVAN EYALETİ (15 8 3 -15 9 0 ) / DR. YÜZYILLARD A EFLAK. ZEKERİYA KİTAPÇI / OSMANLI DEVLETİ'NİN A FR İK A KITASINDA HAKİMİYETİ VE NÜFUZU / DR. FARUK BİLİCİ / 4 8 0 XVI-XVIII. EKKEHARD EICKHOFF / 3 8 4 K AN U N İ. DR. Yüzyıl: Avrupa ve İran ile Münasebetler M ACARİSTAN 'DA OSM ANLI-HABSBURG SERHADI ( 1 5 4 1 -1 6 9 9 ): BİR MUKAYESE / ASST PROF. M ARİA IVANICS-RESS / 4 5 6 ■ ■ ■ OSMANLI-AVUSTURYA SAVAŞLARI ÖNCESİ OSMANLI DİPLOMASİSİ OSM ANLI-HABSBURG SAVAŞLARINDA KIRIM TATARLARININ ROLÜ / II. DR. YÜZYIL A VR A SY A DÜN YASIN DA BÖLGESEL BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK. DR. B A RB A R O S PAŞA. OSMAN'IN HOTİN SEFERİ (16 2 1 ) / DR. TİCÂRÎ VE SİYÂSİ İLİŞKİLER / PROF. AHMET KAVAS / 4 2 1 XVI.HOLLANDA MÜNASEBETLERİ / BÜLENT ARI I 4 93 ■ ■ PROF. YÜZYILLAR) / PROF. H0SKADEM HASANOVA / 509 . DR. PÂL F 0D 0R / 4 5 2 DR. DR. GABOR A G 0ST 0N / 4 4 3 (15 9 3 -16 0 6 ) / DR. ■ ■ BO Ğ D AN VE TRANSİLVANYALILAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / PROF. OSMANLI. MONIKA MOLNAR / 4 7 2 XVII. DR. DR.DÖRDÜNCÜ BÖLÜM imparatorluğun Zirvesi: Cihan Devleti ve Kanunî kosova’dan viyana’ya osmanlı hâkimiyeti OSMANLI DEVLETİ’NİN HÂKİM İYET SAHASI / PROF.

SHAPI KAZIYEV I 5 5 0 PROF DR. MEHMET A L AAD D İN YALÇINKAYA / 6 6 0 PROF. MEHMET SARAY / 573 İRAN REKABETİ / YRD. MUSTAFA BUD AK / 5 94 YRD. DOÇ. DR. YÜZYILLAR) / PROF. DR. NORMANITZKOWITZ / 5 19 kuzeyde beliren yeni hasım: rusya RUS DİPLOMATLARIN RAPORLARINDA OSMANLI DEVLETİ (XVI-X IX. YÜZYILLAR) / YRD. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU / PROF. DR. YÜZYILDA İLİŞKİLERİ H A R K IN D A K İ OSMANLI BELGELERİ / PROF. YÜZYILDA K A FK ASY A / ÇİN MÜSLÜMANLARI VE OSMANLI İLİŞKİLERİ / ARZU OCAKLI / 5 88 (X V I-X X . R0G0ZH 1N NIKOLAJ M1HAJL0VICH m i SAVAŞLARI / DR. DR. HIR0K1 ODAKA / 6 7 6 ■ ■ ■ BİR AVRUPA DİPLOMASİ MERKEZİ O L A R A K İSTANBUL (17 9 2 -1 7 9 8 DÖNEMİ İNGİLİZ K AYN AKLAR IN A GÖRE) / OSMANLI DİPLOMASİSİNİN BATILILAŞMASI / X IX. SEVDA ALİ KIZI SULEYMANOVA / 6 31 AZERBAYCAN'IN GÜN EY BATISINDAKİ OSMANLI SINIR MUHAFIZLARI / osmanlı diplomasisi GENEL HATLARIYLA OSMANLI DİPLOMASİSİ / DOÇ. DOÇ. İBRAHİM AYKUN / 689 . YÜZYIL SONU X X . ALİ İBRAHİM SAVAŞ / 6 43 DOÇ. DR. DR. MUSTAFAZADE TEVFlK TEYYUBOGLU / 561 osmanlıların türkistan ve kafkasya ile ilişkileri OSMANLI DEVLETİ'NİN TÜRKİSTAN SİYASETİ / PROF. DR. DR. DR. DOÇ. DR. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu XVIII. YÜZYILIN İLK YARISINDA KAFKASLARD A OSMANLI-RUS İLİŞKİLERİ / PROF. DOÇ. ABDULLAH GÜNDOĞDU / 581 ■ ■ TÜRKİSTAN'DA OSMANLIXIX.ALTINCI BÖLÜM XVIII. DR. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ'NİN YABANCI GAZETECİLERE NİŞAN ■ OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİNDEN VERME VE M AAŞ BAĞLAM A POLİTİKASI / ÇAĞRI ERHAN / 6 8 1 DİPLOMATİK BİR KESİT / YRD. DR. TSISANA ABDULADZE / 6 22 DR. YÜZYILLAR ARASI TÜ RK (OSMANLI)-GÜRCİSTAN ■ XVII. SVETLENA ORESHKOVA / 556 ■ ■ ■ EKONOMİK ÇEKİŞMENİN NETİCESİ O LA RA K TÜ R K RUS RUS-OSMANLI SAVAŞLARI: SEBEPLER VE BAZI TARİHİ SONUÇLAR / XVIII. YÜZYIL BAŞINDA ■ ■ K AFK ASYA VE OSMANLI DEVLETİ XVIII. MEHMET A Lİ ÇAKM AK / 6 13 ■ XV-XVIII.

OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ 57 OSMANLI TARİH İ KRONOLOJİSİ .

.

Ancak. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo. sürmeye çalışıyorlardı. nı Alparslan’ın 1071’de M alazgirt zaferiyle Bizans Ana­ dolu’sunu istilâya açmasıdır. ulem a. HAİİL İNALCIK UNIVERSITY OF CHİCAGO / A. Oğuzların yani Türkmenlerin Anadolu’ya sürek­ li yoğun göçleri. ikinci yarısında Orta Anadolu’daki gelişm eler ve Batı Anado­ lu ’da Bizans toprakları üzerinde gâzî Türkmen beylikle­ rinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir. 12. 13. Bölgede Çepni. Burada ilk in . 13. Göç. Türkmenlerin Selçuklular önderli­ ğinde 1020’lerden başlıyarak Azerbaycan’ı istilâ etmele­ ri ve Anadolu’ya akınları ve nihayet Büyük Selçuk Sulta­ O S M A N II E n . Anadolu’ya göçüş konu­ sunu görelim. Osmanlıların bu ilk yerleşme bölgesinde birçok Türkmen boyunun köyler kurduğunu göstermektedir. Ayasoluk ve Bursa’nın m illetlerarası pazarlar durumuna yükselerek Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerinde önemini korumuş olması.da Batı Anadolu’da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a kadar uzayan bir İmpara­ torluk halinde gelişmesi sorusudur. İran’da Büyük Selçuklu devletinin çöküşü ve Harzemşah’ların yükselişi döneminde. Asıl ikinci büyük göç. yy. Türkm enlerden önemli bir kısm ı elverişli buldukları yerlerde köyler k u­ rarak yerleşik hayatı yeğlem ekte idiler. İmpa­ ratorluğun kuruluş problemi M acaristan’dan İran ve Or­ ta Asya’ya kadar uzayan geniş bir coğrafya’daki koşulla­ rın incelenmesini gerektirir. Bu göçmenler arasında şehirli halk. Sümer’e göre Moğol baskısı altında Maveraünnehir. ilk siyasi çekirdeğin ortaya çıkışı ile Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sorusunu birbirin­ den ayrı iki tarihi süreç olarak ele almak gerektir. yy. yy. daha bu tarihten önce. F. Bayat. DR. 14. her sı­ nıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavim ler göçü n iteliğin i aldı. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sorusunu inceleyeceğiz.D. Oğuzların kitle halinde batıya. EySİYASET I. birincisi. Selçuk Sultanları ve İran İlhanlı (Moğol) hakanları altında İran bürokrasisi vergi kaynağı. ANADOLU'YA OĞUZ/TÜRKMEN GÖÇLERİ Oğuzların batıya büyük göçleri başlıca ik i aşamada olmuştur. Osmanlı B eyliğinin ortaya çıkışını. tüccar ve sanatkârlar da vardı. Eskişehir Moğol valisi Nureddin Caca Bey’in 1272 tarihli vakfiyesindeki köy adları. Rum alıali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşam larını sür­ dürüyorlardı. Bu istilâ Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir. Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu. 1220’lerden sonra do­ ğudan gelen yıkıcı. her bakımdan bir Türk yurdu görü­ nüşü almıştır.OSMANLI TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ PROF. Horasan ve Azerbay­ can’dan gelen ikinci büyük göç sonucu Anadolu’da k ır­ sal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine bakarak çok daha yoğun bir hal alm ıştır. BÎLKENT ÜNİVERSİTESİ ünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri. tarım alanlarından uzaklaştırm ak için Oğuz boylarını batı sı­ nırlarına. Bu süre­ ci. ikinci yarısında Anadolu’ya yeni bir Türkmen göçü kay­ dedilm iştir. yüzyılda Anadolu.B. üç temel etken belirlem iştir: İlkin bir demografik devrim. Bizans direnci y ık ıld ığ ın ­ dan birkaç y ıl sonra Türkmenier Ege denizine kadar tüm Anadolu’yu istilâ ettiler. Antalya. saniyen Türk-İslâm gazâ hereketinin yeni bir evrim kazanması ve nihayet D enizli. İlkin demografik etkeni. acımasız Moğol istilası sonucu T ürk­ menlerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. bölgeyi Turkmenia diye anar.

gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. Her bölgenin başında. Al-U m arî 14. Kastamonu. Üç y ıl sonra Moğol kumandanı Baycu Anadolu’yu istila edecektir. Türkmenlerin eskiden beri yoğun olarak yerleştikleri bölgeler. Amasya. Bu Türkmenler. Türkmen boylarının Anadolu’ya yoğun göçü. Selçuklu serhad bölgelerindeki bu Türk­ men nüfusunun yoğunluğunu Bizans kaynakları da des­ teklemektedir. Kastamonu ucunda 100. Biz bu olayları çağdaş Bizanslı ve Selçuklu kaynaklarından yakından izleyebilmekteyiz. Orada savaşçı elemanlar Alplar. Siyasi güç. Arran ve Mogan ovalarındaki Türkmenler zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır.mir. 1240’da he­ nüz M alatya bölgesinde idiler. Anadolu Selçuklu devleti 1235’te M oğolların üstün egem enliğini tanımak zorunda kalm ış. asıl Moğol ege­ m enliği 1243’te Moğol generali Baycu’nun kalabalık bir Moğol ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu’yu isti­ lâsı ile gerçekleşmiştir. OSMANLI BEYLİĞİNİN DOĞUŞU Selçuklu devletinin sınır bölgeleri. Karahisar (Afyon). Onüçüncü yüzyıl ikinci yarısında Orta Anadolu’da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu’yu istilası­ na yol açmıştır. Bu f/f’larda daha 13. Galiba. Akdeniz. Kütahya. Osman’ın babası Ertuğrul da aşiretiyle bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine göçmüş olmalıdır. O SM A N L I I B atı’da gazi Türkmen beyliklerinin. Anadolu’da Moğollara direnen başlıca güç olarak Türkmenler. Kü/ tahya’da 30. Moğol valilerinin ve İran’lı bürokratların Anadolu’da doğrudan doğruya idareyi ele alm aları ile son aşamasına erişmiştir. Mo­ ğollarla çekişmenin temposuna göre zaman zaman kuv­ vetlenmiş ve azalmıştır.000 çadır. Oğuz Türkmenlerinin batıya göç hareketleri. Kastamonu’dan aşağı Sakarya bölgesine kadar uza­ nan yerlerde yoğun Türkmen varlığı ve 1290’larda orta­ ya çıkan olaylar. bu baskı zayıfladığı zamanlarda bağım sızlık hareketleri baş göstermiştir. dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. egemendi. İlhanlı hüküm darlarının. İslâm gaza ideolojisini benimse­ yerek M ısır M em lüklularıyla işbirliğine girm iş ve böylece Anadolu Türklüğünün Moğollara karşı bağım sızlık hareketlerinde siyasi önderliği ele almışlardır. yüzyıl içinde. Uçlarda. hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün. Türkmenlerin Selçuklu idaresine karşı büyük ayaklan­ ması Vefâıyye tarikatinden Türkmen şeyhi Baba İlyas ve onun aksiyon adamı Baba İshak idaresinde 1240’daki ayaklanmadır. ağır vergiler koyan merkezi bürokratik idareye her zaman karşı idiler. M uhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler. Bu korkunç Türkmen ayak­ lanması Anadolu tarihine yön veren büyük olaylardan b i­ ridir. Avdan. Moğol kontrolü. Sivas-Amasya-Bozok bölgesi ile Toros dağ silsilesi ve Bizans topraklarına komşu Batı Anadolu dağlık bölgedir. batı uc bölgelerine göç etmiştir. Etrâk-i Vc. yy. 1260’larda batıya göçüp Kütahya bölgesine yerleştiler.000 çadır Türkmen nüfusu bulunduğunu kaydetmiştir. Denizli (Tonguzlu). Bunlardan biri Vefâiyye-Babaî şeyhi Ede-Bali. çağdaş kaynaklardaki deyim iyle. böylece Orta Anadolu’dan batı uc’larına geçmiştir. Kayı Türkmen boy adlarını taşıyan köyler buluyoruz. 1277’de M ısır sultanı Baybars’m yardım ıyla Moğol egem enliğine son verme girişi­ mi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. dinsel yaşam­ da. Onlar. çoğu kez Türkmen beylerinin boyun eğmesi sonucunu vermişse de. 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan’da geniş otlakları gelip alm alarıyla başlar. Türk­ men ayaklanm alarını bastırmak için yaptıkları seferler. bu arada Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu süreci bu gelişme ile doğrudan doğruya ilgilidir. Ayak­ lanma bastırıldıktan sonra birçok Babaî dervişi. başlarında Denizli bölgesinde 200. klâsik İslâm-Türk mede­ niyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişm işti. Selçuklu sultanının gönderdiği bir emîr (bey) bulunuyordu. Osmanlı B eyliğin in kuruluşu ile doğru­ dan doğruya ilgilidir. kutsal ganiSİYASET . Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler.000 çadır. Batı uçlarında Bizans’a karşı ilk zaman­ larda en güçlü beyliği kuran Germiyanlılar. Maraga. Kara­ deniz ve batı uc’u olarak üç serhad bölgesi olarak örgütiendirilm işti. Vefâiyye tarikatından Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşık Paşa. U c’lara göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında kesin bir rol oynayacaklardır. eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Ga­ zi’nin yakın mürşidi olarak görünmektedir. Alp-erenler kendini İslâmî gazaya adamış.

bölgede kurulan ilk beylikti (1269). bu Türkmen grubu. Batı Anadolu Germiyan su b a yla rı tarafından fethedildi. Sahib Ata oğulları. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılm ıştır. Orhan’ın donanmasından söz eder.) Keykâvûs’u destekleyen Türkmenlerden 40 kadar Türkmen obası. Moğol İlhanlı bürokrasinin m erkezî kontrol ve ma­ lî sistemine karşı olan yarı göçebe Türkmen boyları Mo­ ğolların tahta geçirdikleri kukla Konya sultanlarına kar­ şı idiler. yüzyıl tarihinin temel gelişm e­ lerinden biridir. GAZA VE O SM AN G A ^l'N IN O RSAYA ÇIKIŞI İslâm dünyasında. onun Dobruca’daki zaviyesi heteredoks der­ vişlerin merkezi olmuştur (II. Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağım sız Anadolu’yu tem­ sil ediyordu. böylece bölgede 12901310 yılları arasında Aydın. İç Anadolu’ya dönüp egem enlik kurm aları 14. özellikle Anadolu’da gazâ ideolo­ jisinin ve hareketlerinin ön palana çıkmış olmaSı. kültürü itibariyle ötekilerden farksızdır. Anadolu’ya geri gelmeye çalıştı ise de. Kalanlar ise. Ege’de gazâ öncüsü öte­ ki beylikler. Paul W ittek ’e göre. aynı zamanda balkanlarda İslâmiyeti yaymak için savaşan bir alp-eren gazi olarak gösterilir. Osmanlıların önemli bir donanmaya sa­ hip olmaları ise 1330’lardadır. Selçuk batı sınır böl­ gesinde kurulmuş Eşref oğulları. İzzeddin Kevkâvûs. Nogay. Saruhan. Sonuçta.metle yaşayan uc gazileri idi. Dobruca uc O SM A N LI kuvvetlerinin ve heteredoks hareketlerin. Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğul­ ları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe. uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bi­ zans’a kaçmak zorunda kaldı. 1284’de M oğolların. Balkan Türklerinin büyük destanı Saltuknâme de Baba Saltuk. Batı Anadolu’d a ortaya çıkan bu beyliklerden Osmanlı beyliği bu beyliklerin en güçlüsü ve zengini haline geldi (İbn B attuta’nın gözle­ m i) ve öteki beylikleri işgal etmeye başladı (ilkin 1335 ’te Karesi b eyliğini işgal. Sultan M es’ud’u (12841296) Konya tahtına oturtmaları ve onun saltanat raki­ bini destekliyen Germiyan Uc Türklerine karşı harekâta girişm eleri üzerine Türkmenler gözlerini batıya. Hamid oğulları. Bu dönemde Osmanlıların R um eli’ne geçip Balkanlarda Bizans mirasını ele geçirerek bir İmparatorluk durumuna yükselm esi başlıca ik i temel olaya bağlıdır: Gaza geleneği ve k itle halinde göç. özellikle babaîabdal dervişlerin Balkanlarda başlıca faaliyet merkezi olacaktır. B atıy a göçen babaîlerdendir. kendisine Bizans topraklarında katılm ış ve Bizans İmparatoru tarafından Dobruca’da yerleşmelerine izin verilmiştir. Türkmen beyliklerinin. bu Türkmen grubu ko­ ruyucularını kaybettiler. dinsel yaşama. hıristiyanlaşarak G agavuz adı altında varlık­ larını bölgede sürdürdüler (Gagavuz lehçesinin Anadolu Türkçesi olduğu linguistlerce tespit edilm iştir). heterodoks dervişler genel a bdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu. Saruhan ve Karesi Gazi Türkmen beylikleri doğdu. Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. B iri İran îlhanlı Moğol devletinin ve onların kuklası Selçuklu Sul­ tanların egemen olduğu doğu kısm ı. Güneyde Teke Türkm enleri­ nin desteklediği sahil beyi M enteşenin kurduğu beylik. M oğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte. Aydın. Balkan tarihi ve Balkanlarda İslâmlaş­ ma ile yakından ilgilidir. Selçuklu sınırları ötesinde Bizans topraklarında fetihle ortaya çıkm ış yeni jbir T ü n m en beylikleri halkası oluşturuyordu. birer denizci gazi beylik (guzât fi’l-bahr) ha­ linde geliştiler. Aynı yılda Selçuklu sultanı II. Keykâvûs halkının bir bölüğü. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilg ili bir olay. Bayezid 1484 Akkerman seferinde onun türbe ve zaviyesini onarmıştır. çoğu yok edildi. öteki uc Türkmen­ lerinin egemen olduğu batı kesiti. Baba Saltuk. 1299’da Nogay ölünce. bir yandan M oğolların Anadolu Selçuk sultanlığını bozguna I SİYASET . Osm anlı beyliği gib i. yüzyıl sonlarında Osm anlılar bu bölgeyi kontrolları altına alınca. Keykâvûs’a b ağlılık ları dolayısıyle Keykâvûs/Gagavuz adını alm ışlardır. Baba Dağı böl­ gesinde yerleşmiş ve güçlü Altınordu emiri N ogay’ın ko­ ruması altına girm işlerdi. bu arada Osmanlı bey­ liğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. Bu hareket. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı M em lûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Sarı Saltuk’un Türkm enleri. Kuruluş süreci. Bu tarihte Kantakuzenos. Bizans topraklarına çevirdiler. ettiler). m üslümandı ve Sarı Saltuk’un etkisi altında idi. Sonraları 14. 1261 tarihini. Bu beylikler.

Argun Han’dan Sel­ çuklu tahtını elde etmiş. Keyhatu Han’ın ordusuyla gelmesi üzerine (1291 Ka­ sım) K ılıç Arslan Kastamonu ucuna g itti ve oradaki uc Türkmenlerini etrafına topladı. İşte. Gaziler şim­ di onun bayrağı altında toplanmağa başladılar. Batı Anadolu’da Gazi Türkmen B eyliklerinin kuruluşunu. Os­ man’ın gaza etkinliklerini ve Osmanlı beyliğini nasıl kurduğunu aşağıda anlatacağız. hatta akınlarını nehrin öbür tarafına kadar ilerlet­ m işti. Fakat sonraları BizanslIlarla barışçı ilişkiye girdi. sipah-bed-i d iyar-i »cunvaniyle hüküm sürüyordu. Ger­ çekten ilk savaşçı grup. Bu durum karşısında İslâm dünyası kendini bir ölüm-kalım mücadelesi karşısında buldu. 1291 olaylarından sonra Selçuklu-Moğol bağım lılığından çık­ mış olan Çoban oğlu A li. kutsal savaş ve ga­ nimet için etrafına Alplar ve nöker/yoldaşlar toplamasıy­ la ortaya çıkar. m ülkü gib i algılanır. Patrimonyal devlette ülke ve reaya hane­ dan kurucusunun atadan mirası. Pachymeres. bir ölüm-kalım sorunu olarak ortaya çıktı. 1260). uçların en ileri bö­ lümünde gazayı son derece bir atılganlıkla sürdürmüş. Osman’ın başarıları üzerine bu gazilerin Paphlagonia'dan. İşte bu durum karşı­ sında İslâm dünyasında kutsal savaş. uzakta batıda Bizans toprakla­ rına saldırılara başlamış. Osman Gazi’nin zuhurunu Kastamonu emiri “Amurius oğulları”. yani Çoban oğullarına bağlar. M ısır’da Salâheddin Eyyub î’nin devleti yerine M emlûk askerî rejim i geliyor (1250-1517) ve Kıpçak Türklerinden Baybars (12601277) kumandasında Moğolları Suriye’de ağır bir bozgu­ na uğratıyor (Aynı-Calut. sakarya nehrine kadar feth et­ miş. İran ve Anadolu’da yerleşen İlhanlı Moğol hanlığı Suri­ ye’yi istilâ girişim lerinde bulunuyor ve Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. Rodos ve Ege adalarında Lâtin aslından H ıristiyan­ ların yerleşmesi). Kastamonu uc emiri Çoban oğullarının emri altında Bizans’a karşı en uzak serhadde savaşan bir boy-beyi idi. Keyha­ tu tarafından ona karşı gönderilen Sultan Mes’ud evvela yenildi (Pachymeres M elik Kılıç Arslan yerine bu Ma­ sur’u. Onun “Melek Masur ve Amurius oğulları” hakkında verdiği karışık b ilgileri çağ­ daş Selçuklu kaynağı Aksarayî aydınlatmaktadır. 1277’de Baybars ordu­ su ile Kayseri’ye gelip Türkmenlerle işbirliği halinde Anadolu’da İslâm egemenliğini yeniden kurma girişi­ minde bulundu. Uçlarda Türkmenier baş kaldırdı­ lar. Osman gazi ortaya çıkmadan önceki durum. 1291’e doğru Kasta­ monu’da Selçuklu emiri ünlü Hüsamüddin Çoban soyundan Muzafferüddin Yavlak Arslan. kardeşi Rükneddin K ılıç ArsO SM A N LI lan’ı uc bölgesinde (muhtemelen Akşehir civarında?) yerleştirmişti. akın liderliğini üzerine aldı ve Bizans toprak­ larına karşı şiddetli gaza faaliyetine başladı. Kılıç Arslan da kardeşi Mes’ud’a karşı ayaklandı. gazâ. Bu kay­ nağa göre.uğratarak (1243) Anadolu’da egem enlik kurm aları. Suriye ve Anadolu’ya karşı B atı’dan haçlı saldırılandır (1291 ’de Papalığın İslâm ülkelerini abluka emri. bu yanda gazi alpların gerçek önderi durumuna yüksel­ miştir. Ali akınlarını durdurunca. Kılıç Arslan kaçmış ise de Yavlak Arslan’ın oğlu A li nihayet bir baskınla onu katletti. Pachymeres ile eski Osmanlı rivayeti karşılaştırılınca şu tablo ortaya çık­ maktadır: Kastamonu beyleri Bizans’a karşı gazâ hareke­ tini gevşek tuttukları halde Osman. O zaman Osman Gâzî. Pachymeres ve Aksarayî’de şöyle anlatılır. Pachymeres açıkça bildirmektedir ki. ortaya Sakarya vadisinin beri yakasında Söğüt bölgesinde bulunuyordu. İşte Çağdaş Bizans kaynağındaki bu açık­ lamalarla Osman tarih sahnesine çıkmış oluyor. öte yandan Mısır. Bu nedenle beylikler kurucusunun adını alm ıştır: Aydın ili. yani Kastamonu emirine tâbi bölgeden geldik­ lerini açıklar. 1260-1300 döneminde en yüksek düzeye çıkan bu gazâ etkinlikleri çerçevesinde ele almak gerekir. Pachyme­ res. Saruhan ili gibi. Anadolu’da uc Türkmenleri Moğollara ve Bizans’a karşı bu gaza hareketinin ön safında mücadeleye girerken. yani Mes’ud’u koymakla yanılm ıştır). Mesud son­ ra yanındaki Moğol kuvvetleri sayesinde galebe çaldı (Aralık 1291). Keykâvûs’un oğulları K ırım ’dan Anadolu’ya döndükten sonra onlardan Mesud. Os­ man Gazi. Eskidenberi Mes’ud’a ta­ raftar bulunan uc emiri Yavlak Arsalan’ı öldürdü. gazâ liderinin. Osmanlı devleti de ku­ rucusunun adıyla Osmanlı beyliği diye anılmıştır. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman zamanında Anadolu’da ortaya çıkan tüm beylikler tip ik patrimonyal devletçiklerdir. Argun Han’ın ölümü ve Keyhatu’nun Han seçilmesinden (22 Temmuz 1291) sonra İran moğolları arasında başlıyan taht kavgaları sırasında Anado­ lu anarşi içinde kaldı. Menteşe ili. Osman G azinin bölgesi. (bu konu için ileride Alplar) Nöker/yolSİYASET .

Osman Ga­ zi'yi uçların en ileri kutsal savaş lideri durumuna yüksel­ tiyordu. Selçuk sultanına ve İlh an a karşı isyan anlamına gelirdi. Buna karşı Osman. Kuşkusuz. bir yandan “doyum”. Osman oğlu Orhan Gazi’nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazi. Osman geleneksel rivâyette daima Osman Gazi diye anılır ve onun torunla­ rı da en ziyade bu unvanla övünürler (bak. Za­ manla onlar. kuşkusuz sonra­ ları eklenmiş bir hikâyedir.Bab). Osman G azinin nöker/yoldaşları. gâziyân için gösterdiği son hedef. Osman’ın dedesi olarak benimsen­ miştir. gaza olmuştur. Lefke. Selçuk sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumun­ da idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya ce­ saret edemezdi. Rivayete göre bu fetih onu gazilikten uc beyliğine yükseltm iştir. der ki. bu biçimde onun bayrağı altında toplanan çeşitli köken­ den insanlardır. Babaî dervişlerin en saygılı kişisi Vefâiyye halifelerinden Ede-Bali. bu şehrümüz kim Karacahisardur. Birinci aşamada Osman Gazi’nin harekât üssü Sö­ ğ ü t’tür. “doyum” akınlarına anlam kazandıran kutsal ideolojidir. “bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak. daim a sultanın yakınları olmuştur. Demek ki. Haşan Alp. Selçuklu Süleymanşah’ın (1075-1086) payitahtı olup 1097’de H açlıların aldığı İznik’tir. Osman’ın kariyerinde si­ yasî formasyon yolunda ilk aşamadır. gani­ met olmuşsa öbür yandan kutsal savaş. bak. Hanedana bağla­ nan yabancılar. Daha ziyade dışardan gelen “garîbler". ileri­ de). Tanrı’dan gazâ önderliği beşâretini vermiştir (EdeBali’nin bu uc’da Vefâiyye halifesi olduğunu çağdaş bir kaynak. Karacahisar fet­ hinden sonra bu bağlamda. Eski menâkıbname riyâtinde 1075’te İznik’i fethedip payitaht yapmış olan Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymanşah. kul­ lar olabilir. Samsa Çavuş gibi uc liderleri bağımsız hareket ediyordu. gazâ serhaddinde savaşan alplar ve alp-erenleri harekete geçiren. ma’mûr olmaz. bu uc Türkleri için tekrar İslama kazandırılması gerekli bir kutsal amaçtı. daha sağlığında. Selçuk Devleti kadrosunda. Akça Koca. Osman Gazi’nin bu uc-beylerinden biri olarak. Osman Gazi’nin “yoldaş”ları oldular. Osman Gazi döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri. Mekece ve Geyve İznik’in fethine hazırlıktır. Turgut Alp. Oruç Tarihi’nde yazıldığı gib i “bu Osmânîer garîbleri sevicilerdir” ve bu gelenek Osmanlı ta­ rihinde sonuna kadar devam etmiştir. çağdaş gözlemci Pachymeres’in kanıtladığı gibi. Osman G azinin. Kastamonu emîrine. komşularımız ile müdârâ dost­ lukların edevüz”. Öbür yandan rivâyetin anlattığına göre. Osman’a teberrükte bulun­ muş. Herhalde Osman. Germiyan tarafından gelen SİYASET . Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çobanoğullarına bağlı olduğuna yukarıda işaret ettik. zira Osman Gazi. Sul­ tan da İran’daki İlh an a bağım lı idi. Devletin doğuşunda ikinci aşama. Hanedana T anrının dünya egem enliği bağışladığı hakkında çok rastlanan rüya motifi ise. Os­ man. Başka deyimle. Olası budur kim . Kardeşi Gündüz ile ko­ nuşmasında Gündüz yağm a akınlarına devam önerisinde bulunur. Menâkibnâme geleneğinde. Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu. Bu sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. bu ba­ ğ ım lılık zinciri içinde m eşrûluk kazanırdı. beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. ileride gazâ). Osman Gazi’nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuk sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilm iştir. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi açıklar. Onun Köse M ihal ve Samsa Çavuş ile işbirliği yaptığı Mudurnu-Göynük “do­ yum ” seferi ve feth e ttiği Sakarya’nın geçit şehirleri. Siyasî otorite. Böyle bir hareket. Bik (Bey) diye anılm ıştır. o da Selçuklu sultanına. Karacahisar (Eskişehir’e 7 km uzaklıkta)’ın fethidir. Kızıl börk giyip gaziliğe özenen ve alpların hizmetine giren aşire Türkmenleri ise belki çoğunlukta idiler. İznik. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri. İslâm î kutsal savaş. Bu sa­ vaşçı grubu birleştiren etken. Konur Alp. bu uc’da en atılgan. Başlangıçta Aygut Alp. en başarılı gazâ öncüsü duru­ muna gelm işti. Orhan’ın im am ı İshak Fakı’ya (Fakîh) kadar inen en eski rivayette. meşru hükümdara. eski-rivâyette Osman’ın dev­ let politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ay­ rılm ıştır (Aşıkpaşa-zâde 9. Türk-Moğol geleneğine göre “anda”. ganimet için savaşmaya hazır yabancılar. sınır bölgelerinde sultanın menşûru ile atanmış “sipâh-bed” veya “sipeh-sâlâr” un­ vanı ile emirler vardı. uc toplumunda. gazâ faaliyeti gösterirlerdi. veya ritüel yeminle gerçekleşen nökerlik/yoldaşlık kurumu böylece İslâm î gazâ ideolojisiyle kaynaşıyor. Osman. Osman’ı ve onun gibi bu ucda.daşların m utlaka kan akrabalığına dayanan bir klan-boydan gelmesi şart değildir. Osman’ın ve sonraları Osmanlı sultanlarının Vefâiyye şeyhleriyle yakın lığı tarihî O SM A N L I I bir gerçektir. bu durum.

13001302 yıllarında Osman doğrudan doğruya Bizans Devlet i’nin B ithynia’da iki önemli merkezini. ge­ rekse onların metbûu İran İihanlıları artık bu uçlarda kontrolü kaybetmiş bulunuyorlardı. fetholunan yerlerde yerli H ıristiyan halkı. karizm atik liderin ortaya çıkmasında ve hanedan kurma yolunda kesin olay sayılır. Rum Ortodoks rahiplerinin ayrıca­ lıklarını tanıma. Geyve fethinde (20. tekvur Osman G aziye. Dârü’l İslâm’a dahil bu tekvur. ona ölüme kadar sadık yoldaş demek­ tir. Tabii. Bu tarihlerde gerek Selçuklu sultanları. Zira bundaki kâfirlerin rahatlığını işidüp gayrı vilâyetlerden dahi adam gelmeye başladı”. vergi veren tâbi halkın oturduğu ül­ ke anlamındadır). Bab). 699/1299 yılında Es­ kişehir’in batısında Bilecik. Şim diye kadar tarihçi­ ler onu izleyerek bu tarihi.yağma akınlarına karşı bölge H ıristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş. Devletin ku­ ruluşu. Rum halkı. şehirlere “amânnâme” veya “ahdnâme” ile güvenceler tanırlardı. Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu. /''B u eski rivâyet. onların canını m alını himaye ve dinlerini icrada serbestlik. bir lıarâc-güzâr olarak sultanın himayesi altında­ dır. Özetle Osman’ın Beyliğine dair eski rivâyetteki aşamaları bir çırpıda efsâ­ ne diye bir yana bırakacak yerde tarih kritik metoduna göre dikkatle incelenmek gerekir. bu aşamada Osman’ı. ka­ dar uzakta sarp bir tepe üzerinde kurulmuş kuvvetli bir hisardır. yani Müslümanlara I SİYASET . (bak. devletin gerçekten ve huku­ ken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir. istim âletin. Osmanlı egem enliğinin hızla yayılış sır­ rını açıklar. Osmanlı fetihlerinde ve devletin kolaylıkla yayılışında öne­ m ini vurgularlar. lidere “an­ da” ile bağlanmış. Bab) “halkını emn ü âmân ile inandurdılar’’. Murad devri) bu koşullan şöyle anlatır: “Pâdişâhların devleti ve hörmeti nöker ve il ve memleketledir. ve cem î’ köyleri yerlü yerine gelüp m ütemakkin oldılar. Menâkibnâme. ona saldırmak sultana isyan anlamına gelir. yazılışı II. Eskişehir’den 7 km. devlet için dinî bir borçtur. Vakitleri kâfir zamanından daha eyü oldı belki. Bab). liderin ülkesi. Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama. İslâmın “zim m et” hukuku dairesinde koruma. bağım sızlık iddiasında bulunmuştur. birçok şehir ve kalelere hükmeden bir bey durum u­ na gelm iştir. Yenişehir) kim aldılar. Tanrı des­ teğinin açık bir işareti kabul edilerek. özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gib i teşkilât­ landırma işine giriştiğin i anlatmaktadır. Eğer nöker ve il ve raiyyet olmayacak olursa pâdişâhlık mümkün d eğildir” (nöker. üç kez teslim önerisinde bulunurlar. öbür Türkmen bey­ leri gibi bağım sızlığa hak kazanmış. 30a. Bizans’tan Batı Anadolu topraklarını fetheden öbür beyler gibi Osman Bey de kuşkusuz 1299’da Selçuk sı­ nırları ötesinde geniş bir bölgeyi egem enliği altına al­ m ış. Osmanlı kaynakları. kendi töre/kanu­ nunu ilân ettiğini (15. egem enliğini Tanrı’dan aldığına O SM A N LI inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlıdır. “zim m î” haklarını kazanır. Selçuk Sultanına tâ­ bi yerel tekrarlarla değil. İznik ve Bursa’yı abluka altına alacaktır. Herhalde. Yazıcızâde A li (Târîh-i Al-i Selçuk. İleride istim âlet) İslâm devletinin ege­ m enliğini kabul eden gayrim üslim ler. Selçuklu sultanı haraç ödeme koşuluyla bu hisa­ rı tekvuru elinde bırakmıştır. Çoğu kez önemli bir zafer. Menâkibnâme. kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gib i göstermeye çalış­ maktadır. bağımsız­ lık iddiasında bulunduğunu (14. Aşıkpaşa-zâde (Bab 13) diyor ki: “Bu dört pâre hisarları (Bilecik. köylü ve şehirliyi “istim âlet” ile yerlerinde bırakıp korumuştur. Osmanlı devleti için başlangıçtan beri bağım sızlık iddia eden sonraki Osmanlı sultanları zamanında eklenmiş olmalıdır. Bu fetihten az sonra. Bundan sonra Osman. İnegöl. Yarhisar. kadı tayin ettiğini. “İstim âlet”. her şeyden önce. Yarhisar. vilâyetinde adlü dâd ettiler. Öyle görünüyor ki. kabul edilirse âmân verirler. Başka deyimle. Bu tip devlet patrimonyal devlettir. Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Or­ han'ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı devletinin bu tarihte doğduğu bilincindedir. Bilecik-Yeni­ şehir bölgesinin fethi Osman’ın kariyerinde kesin bir ge­ lişme aşamasını ifade eder. kaynağım ız Karacahisar Tekvurunun sultanının bir harâc-güzârı ol­ duğunu kaydeder. Karacahisar. İl ve memleket. R i­ vayete göre o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş. Osmanlılar bir ye­ ri zorla fethe girişmeden önce. Yenişehir ve İnegöl tekrarlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşir. hoşgörü ile kendi tarafına ka­ zanma anlamınadır. fakat ri­ vayete göre. Evvelâ. vergi ödeyen geniş bir halk kitlesi yani reayası gerekli koşullar olarak düşünülür. doğrudan doğruya Bizans İmparatorluk kuvvetlerine karşı savaş vermek zorunda kalacaktır.

Konya Selçuklu pâyitahtında artık bürokrasi tüm üyle İlhanlı’nm İran’dan gönderdiği İranlı bürokratların eline geçer. 1288-1299 döneminde Anadolu’da orta­ ya çıkan olaylar gözönünde tutulmadan Batı Anado­ lu daki gelişmeler anlaşılmaz. böylece İslâm hukukuna göre “illik ”ten çıkıp “yağ ılık ” durumuna düşmüştür. Âşık Paşazade 12. 1299-1301 ’de Moğol kontrolünün zayıflamasından yararlanan Osman ve tüm öteki Uc beyleri Bizans şehir­ lerine karşı genel bir saldırıya geçmişlerdir. III: Alâeddin Keykubad (1298-1302) zamanında İlhanlı generali Bayancar Anadolu’da Moğol kuvvetlerinin başına getiril­ miş. 1299’da Yenişehir uc merkezinden doğrudan doğruya İznik’i tehdit etm ektedir. 1291-1292 döneminde Keyhatu (Geyhatu)’nun Uc Türkmenlerine karşı sert tedip harekâtına tanık olu­ yoruz. 1299 y ılı­ na ait olaylar. 1288’de Selçuk tahtında Alâeddin değil. Sultan Mes’ud ’la birlikte Keyhatu Konya’ya girer. III. 1302’de Mes’ud ikinci defa Selçuk tahtına gelecek. Özetle. ordusu ve de bir bürokrasisi olan bir devletçik haline gelm iş bulunmakta idi. Osmanlı rivayeti. Bu koşullar altında Osman. Gıyâseddin Mes’ud oturmakta idi. Ona karşı Karaman ve Eşrefoğlu kuvvetleri Konya’yı aldılar ve Keyhüsrev’in iki oğlunu tahta oturt­ tular. uzak uc bölgeleri İllıan’m otoritesi altından çık­ mış oluyorlardı. Keyhatu’nun gelişiyle. ona karşı bu m evkii kendisi için isteyen öbür İlhanlı kum andanı Sülemiş isyan bayrağını kaldırm ıştır (1299). Sultan ın bir harâc-güzârı olan Karacahi­ sar Tekvuruna karşı 1288’de Osman’ın saldırısını meşrû gösterme çabası içindedir ve Sultan Alâeddin ile ilg ili 1299 da vukubulan olayları karıştırm ış görünmektedir. 1204-1261 döneminde Bizans İmparatorluğu’nun. (Rivayet. çağdaş Selçuk kaynağı Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr adlı kroniğine göre. 1298’de İlhan. İlhanlı tehdidi altında Osman’a karşı harekete geçecek durumda değildir ve Os­ man’ı Moğollardan ayıran bir yastık devlet durumunda­ dırlar. Rivayete göre sultan. O sı­ rada. Alâeddin Keykubad’ı onun yerine Konya tahtına oturtacaktır. 1288’de Germiyanlılar dahil.saldırmış. Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev’i idam etmiş ve yerine Gıyâseddin Mes’ud’u birinci defa Selçuk tahtına oturtmuştu. Görülüyor k i. Osman öldüğü zaman (1324). Osman’ın bağım sızlık iddiasıyla ilişk ili olabilir. 1284-1288 dönemi Sel­ çuklu Anadolusu’nda bir kargaşa dönemidir. Osman G azinin 1288’den bu yana U c’da Bizans’a karşı gittikçe artan saldırılarını gerisinden önleyecek bir güç kalm a­ mıştır. Sülemiş’e karşı Anadolu’ya birbiri arkasın­ dan ordular göndermek zorunda kalm ıştır. onun ölümüyle (1308) birlikte Anadolu’da Sel­ çuk saltanatı son bulmuş olacaktır. tam am ıyla Moğollar elinde güçsüz bir oyuncak durumundadır. Komşusu güçlü Germiyanlılar. 1284’te ArO SM A N U I gun Han. Türkmen beyleri Sultan Mes’ud’a itaat ederler. Bab) Herhalde. Orta Anadolu’da İlhanlı kumandanı Bayancar’ın saldırısı haberi üzerine sultan sözde kuşatmayı Osman’a bırakmış ve kale Osman tarafından fetholunmuş. Osmanlı kroniğinde 1288’de Osman’ın Karacahisar fethiyle karıştırılm ış olmalıdır. Selçuk sultanı gücünü tama­ m ıyla kaybetmiş bulunmakta ve Moğol hanları kendi aralarında taht kavgaları ve Anadolu’ya gönderdikleri as­ kerî valilerin isyanları ile uğraşmaktadır. şehirleri. “Karacahisar Tekvuru bizüm ile yağı olmuş” demiş. Türkmen beylerini cezalandırmak için Argun Han. Orta Anadolu’da Moğol-askerî ve m alî kontrolü her za­ mandan daha kuvvetle yerleşmiştir. Öte yandan biliyoruz k i. 1300’de Osman. Görülüyor k i. 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siyasî girişim lerde bu­ lunmaktadır. daha önce 1075-1097 döneminde de ilk Selçuklu payitahtı olan İznik’i fethetme girişim inde bulunacaktır. 1299-1300 y ıl­ larında İlhan. Orta Anadolu olaylarıyla oyalanmakta. beylik öteki beylikler g ib i oldukça geniş bir böl­ geyi egem enliği altına almış. Çünkü bu isyan sonucu. Osman’ın komşusu güçlü Germiyan beyliği. Sülemiş isyanı (1299). II. (bak. 1301’de Os­ man gelip İznik’i kuşatmıştır. bu tarihte yine Konya Selçuk sultanının harâc-güzarı güçlü Bilecik tekvuruna karşı harekete geç­ miştir. İşte bu bağlamda Osman Gazi Karacahisar’ı fethetmiş görünüyor. Konya’da Sultan Mes’ud. B eylik durumunu kanıtlayan bir belge bize kadar SİYASET . O. Osman’ın bir Selçuklu harâc-güzarına karşı hareketini meşrû göstermek için bir düğün ve kompol hikâyesi an­ latmaktadır. oğlu Keyhatu’yu büyük bir Moğol ordusuyla Anadolu’ya gönderdi. Alâeddin Keykubad’ın 1298-1302 arasında Selçuklu tahtında oturduğu kesindir. Keyhüsrev’in oğulları yakalanıp ortadan kaldı­ rıldı. Osman’ın Karacahisar fethi (1288) ile Bayancar olayı (1299) arasında bir ilişki kurmak güç­ tür. Öbür yandan. III.

Baba­ sı İznik şehrini yirm i y ıl abluka altında tutm uştur.gelm iştir. B ithynia’da Bizans’a ait iki merkezi. İznikliler İmparatora ha­ berci gönderip şayet yardım gelmezse teslim olmak zo­ runda kalacaklarını bildirdiler. Fakat İznik’i her yandan kuşatmak olanaksızdı. tavâşî (hadım) ağalarından Şerefeddin M ukbil’i zaviyenin m ütevilliğine atayor. Kendisiyle orada buluştum . Gaziler dahi ol kâfirler çıkacak kenerda pusuya girip pinhan olup durdular. Pachymeres’e göre. Bazarlu.. Karaman B eyliği gib i tam teşkilâtlı bir beylik olarak kurulm uş. toprak ve askerî kuvvetler bakım ından en ileride olanı­ dır. Osmanlı ordusuna karşı kaleden düş­ manın yap tığı çıkarmalar püskürtüldü. Bu tasvir. Bu ordu. Belge sonradan yapılm ış bir kopya olmayıp orijinal nüshadır ve 724 yılın ın R ebi’ülevvel ayının ortaların­ da/1324 Mart ayında yazılm ıştır. Osman’ın İznik kuşatması ve İmparatorun şehri kurtarm ak için Heteriarch Muzolon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı Bapheus zaferi hakkında çağdaş Pachymeres ve Anonim Tevârîh-i A l-i Osman etraflı b ilgi ve­ rirler. Elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır. Osman’ın kuvvetleri ilk in ovada etrafı tahrib ve yağm a ettiler. H erbiri atların ve esbabların çıkarmağa çalışırken gazîler dahi gâfilen A llah’a sığınıb tekbir getürüb cüm le. BAPHEUS (KOYUNHİSAR) SAVACI Osman’ın bir hanedan kurucusu durumuna gelmesi 1301’de bir Bizans ordusuna karşı zaferiyle ilgilid ir. Etrafı bataklıktı ve göle açılan kapı İstanbul ile ulaşmaya imkân veriyordu.. hayli gem i cem’ edüb içine çok eşkerler koyub gönderdi kim varalar gazileri İznik üzerinden ayıralar. Tevliyet’in bir hadım ağasına verilmiş olması. kendisi za­ manının büyük kısm ını devamlı bu kaleleri ziyaret edip. İmpa­ rator II. İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçmiştir. ala­ madan ölmüş. Bi­ lecik-Yenişehir bölgesinin fethinden (1299) sonra Os­ man Gazi. ham­ le edüb at salıb kâfirler arasına koyulub k ılıç urdular. Savaşla çağdaş Pachymeres bu savaş üzerinde bazı ek ayrıntılar vermekle beraber. Arap Seyyahı İbn Battuta. Özetle. Bursa’yı ziyaret ettiğinde Orhan’ı şöyle tanıtıyor. “Bu sultan Türkmen hüküm darlarının en büyüğü. 15. Osmanlı B eyliği.. Osman’ın bir sarayı olduğuna kanıt kabul edilebilir. ahî ve fakıya (fakîh) vakıflar yapmış olduğunu ortaya koymaktadır. Aydın B eyliği. Farsça gelişm iş bürokratik kurallara göre ya­ zılm ış bu belge. H am îd. durum larını gözden geçirip ıslâh etmekle geçirir. SİYASET . Anonimler­ le tam am iyle uyum içindedir. M elik. Yalo­ va’nın doğusundadır. gem i içinde olanlar gem ilerin alub göçüb gitm ek ardın­ ca oldular”. Osmanlı anonim tarihin verdiği ayrıntı­ lara göre ilk in İznik’e götüren vadi girişinde stratejik Köprühisar (bugün aynı adla genişçe bir ırm ak üzerinde­ dir) alındı. kesinlikle fiilen Gazi Osman Bey tarafından ku­ rulmuş. Zaten. bana bü­ yük meblağda para gönderdi”. Ömer Bey kızı M alhatun da tanıklar arasında yer alıyor. Ede-Bali dahil birçok derviş.. Andronikos İznik’i kurtarmak için Heteriarch Muzalon kom utasında bir ordu göndermiştir.. Mekece vakfına ait bir tevliyet nişa­ nıdır. Osman’ın. Bizans’a karşı önemli başarılar kazan­ mış ve oğlu Orhan hiç itiraza uğramadan onun yerine beylik tahtına oturmuştur. Yaiak-Deresi’nin (bugün aynı adla) H ersek-D ili’ne vardığı ovadır. “Çün İslambol Tekfuru bu hâle vakıf oldu. Osman’ın ölü­ münden ancak 10 y ıl sonrasına aittir.. yüzyıl tahrir defterlerindeki kayıt­ lar. servet. İznik üzerine yü­ rümeden önce gerisini koruma altın a alm ak için Bursa O SM A N LI r a Savaşın vuku bulduğu Yalak-Ova. Osman Bey zamanında Osmanlı B eyliği.. Bu yanadan kâfirler dahi ge­ m ilerin sürüp varıb Yalak-Ovası’nda ol kenara iskele urub bir gece çıkm ağa başladılar. yani bir bürokrasiye sahip olduğunu kanıtla­ maktadır. Os­ man çekilmeden önce şehri sürekli abluka altında tut­ mak ve açlıkla teslim alm ak am acıyla dağ tarafında bir “havale” kulesi yaptı ve Draz A li kumandasında küçük bir kuvvet yerleştirdi (Bugün dağ eteğinde Draz A li Kö­ yü ve Draz A li Pınarı halâ aynı adla görülür: Osmanlı kaynağı bu pınarı da zikreder). Özetle diyebi­ liriz ki. Kara yere döküldüler. Bu belge. Osman’ı tarih sahnesine çıkaran bu önemli olay üzerinde bu iki kaynağın karşılaştırılm asıyla şu sonuçla­ ra varmaktayız. Fatma Hatun sıralanıyor. Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişm iş­ tir. Osman’ın bu çeşit belgeleri çıkarabilen kâtiplere.. şehri 12 y ıl daha kuşatarak almıştır. ovası tarafında Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına alır ve 1300’de Avdan dağlarını K ızılhisar vadisinden geçerek İznik ovasına iner ve şehri kuşatır. adı geçen oğlu Orhan. Şahitler arasında Osman Gazi’nin çocukları Çoban. Aynı yılda Osman’ın ölümünden hemen sonra düzenlediği açık olan bu belge.

dolayısıyle Osmanlı devletinin kesin kuruluş ta­ rihi olarak kabul edebiliriz. 15. Pachymeres onun bu zaferle şöhretinin Paflagonya’ya (Kastamonu) bölgesine kadar yayıld ığın ı ve gazilerin onun bayrağı altına koşuştuklarını kaydeder. (Bu ka­ le Osmanlı kaynaklarında Koyunhisarı diye geçer. Hamid oğulları. Tonguzlu (Denizli) beyleri. Karesi Bey’in baskısı altın ­ da idi. O. İlhanlı devlet gelir defterinde 1349 yılında ucat adı altında Karaman. bu uc beyleri gerçekte ba­ ğımsız duruma gelm işlerdi.) Osman’ın öncü kuvvetleri ilk kez burada başarılı oldular. etraf Türkmen­ lerinden yardım istemiş ve kalabalık bir orduyla Bizans askerine karşı çıkm ıştır (Gazi beylikler arasında işb irliği­ ne ait başka m isâlleri biliyoruz). Gaziler başarı gösteren ünlü liderler. Alan ve Katalan ücretli askerleri­ nin cevelanı da hiç bir sonuç vermedi. 1300’lerde Batı Anadolu’da Germiyan oğlu ve onun kum andanlarıyla Menteşe’nin damadı Sasa tarafından yapılan Bizans için fetihler daha hayati m ahiyette sayılıyordu. Bapheus (Koyunhisar) savaşı Osman’a bir hanedan kurucusu karizmasını kazandırmış. Saruhan Bey M anisa’yı alarak (1313) payitahtı yaptı ve böylece ba­ ğım sız Saruhan b eyliği kesin şekiliyle ortaya çıktı. b eyliğini İzm ir’e kadar genişleterek Batı Anadolu’nun en kuvvetli beyliğini kurdu. Bu gruplar arasında anlaşmazlık vardı. Balıkesir (Plaeocastron)’i zaptetti ve nüfiıs yer­ leştirerek merkezi yaptı. B ithinya’da Bizans ege­ m enliğini tehlikeye düşüren önemli bir siyasi-askeri güç olarak ortaya çıkmıştır. O zaman olayları izliyen Pachymeres’in kaydı. fakat Bizans askeri ve yer­ li yardım cıları paniğe kapılm ışlardır. çoğu zaman bu liderlerin adını taşıyan grupların teşek­ külünü sağlar. Alanlar iyi savaşmış. Osman’ın ordusu yaya ve süvarilerden oluşuyordu. Biz 27 Temmuz 1301 tarihini Osmanlı hane­ danının. Bu beylik. Maramar Denizi.İstanbul’dan gelen kuvvetler. onun b eyliğini ve bağım sızlığını haklı olarak bu tarihe kor. Aydın’da Umur Bey. Fakat onun sultan olduğu tarih Abusaid Han’ın ölümü üzerine 1336 yılıdır. Bu başarı Osman’a k ıyıya inme ve Bizans ordusunu karşılama im kânı verdi. Ay­ dın oğlu Mehmed Bey B irgi (Pyrgion)u aldı (1308) ve merkezi yaptı. Bir İmparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer. Pachymeres gib i Osmanlı yazarı Yazıcızade de 1300’den sonra Osman’ın şöhretinin uzak Islâm memleketlerine yayıld ığın ı ve her taraftan “göç göç ardınca Türk-evleri gelip dolduğunu” kaydeder. Daha kuzeyde 1293’ten beri M ysia. Uc beylerine karşı şiddetle hareket ederek onları itaat altına sokmaya çalışan Anadolu Moğol valisi sonra efedisi İlh an a karşı başkaldırdı. İmparatorluk hüküm eti 1278’de ve 1296’da bu Fatihleri geri atmak için bu tarafa iki İmparatorluk ordusu göndermiş. 702 (başlangıcı 26 Ağustos 1302 tarihine düşen) Dimboz savaşından bir y ıl önce yani 1301’de vukuu bul­ muş olmalıdır. Bizans’ın O SM A N L I I Osmanlı tehdidini ne kadar ciddi. Osmanlı kaynağına göre Koyunhisar savaşı Hicrî. Osman’ı bölgede karizm atik bir bey durumuna getirm iş­ tir. Bu­ gün tepedeki harabesine Çoban-kale denir. Sinop hâlâ Moğol devleti hududları içinde getiriliyorsa da. Kastamonu. Germiyan. yy. Yalak-Dere’den kıyıd ak i ova­ ya çıkmadan önce Bapheus kalesi yola hakimdir. kendisinden sonra oğlu Orhan itirazsız beylik tahtına geçmiştir. Bizans İmparatoru o zaman Osman’ı durdurm ak için İran’da Gazan Han. karşıladığın gösterir. beySİYA SFT . Katalanlar çekil­ dikten hemen sonra Ephesus (Selçuk) düştü (1304). Böylece 1300’lerde Osman. Sonunda 1328’de M ısır M em lûkleri yanma kaçmak zorunda kaldı. Orhan’ın ilk Osmanlı akçasını 727/1326-1327’de bastırdığını ileri sürülmektedir. Gerdebolu (Ge­ rede). Ça­ nakkale Boğazı ve Edremid körfezine kadar yeni fütuhat­ la genişledi. Bapheus (Koyunhisar) savaşı için Pachymeres’in verdiği tarih 27 Temmuz 1301’dir. Alan ücretli askerleri ve yerlilerden oluşan 2000 k işilik bir kuvvetti. Pachymeres’e göre B i­ zans’ın hazırlıklarını haber alan Osman. Eğridir. Osmanlı beyliği kesinlikle kurulduğu tarihte Batı Anadolu’daki duruma bir göz atalım . Böylece savaşın tarihi üzerinde ik i kayna­ ğım ız birleşir. Pachymeres’e göre bozguna Bizans ordusunda baş gösteren anlaşm azlıkları yüzünden olmuştur. son­ larında tarihçi Neşrî. Onun doğusunda Osman Bey’in ülkesi geli­ yordu. fakat bir netice alam am ıştı. Orhan (Osmanlı). UC TOPLUMU VE KÜLTÜRÜ Savaş şeyhlerin desteklediği gazi liderler etrafında. onun ölümünden sonra da Olceytü Han’a prenses M aria’yı zevce olarak önermek ve bir Mo­ ğol ordusunu tahrik etmek girişim inde bulunmuştur. Bu Koyunhisarı Hammer’den beri Bursa’ya yakın Koyunhisar’la ka­ rıştırılm ıştır.

Bu gazi beyler merkezi hükü­ mete umumiyetle vergi vermezler. hususi bir kıyafet. Kardeşinin akıbetini gören yeni Aydın Be­ yi H ızır Bey gaza politikasını bıraktı ve ticaretin getire­ ceği faydaları tercih etti. gaza akınlarına başlamıştır. Gazi uc beylikleri olmaktan ziyade hinterlanddaki klasik İslâm cemiyetinin hayat tarzı. am an-nâme verdi (17 Ağustos 1348). Türkmen göçebelerin hakim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridir. W ittek ise bu uçlarda daha ziyade İslâm hilâfetinin sugûr ve awâsım geleneklerinin hakim olduğu kanaatindedir. etraflarına toplanırlar. Etnik bakımdan uc cemiyeti çok karışıktır. rafızîler. m istik ve epik bir edebiyat. Bu menâkibııamelerde realitenin oldukça tahrif edil­ miş olduğunu unutmam alıyız. İslâm hakim iyetinin sürekli batıya doğru yayılışını Tanrının iradesi mukadder bir olay olarak tasvir etmişlerdir. uygun bir yoldaş. Din yoluna gayretlüdürler. 1330’larda Al Umarı Karesi. İleride Luther de Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecektir. O zaman gazanın önderliği uçların en ile­ ri safında bulunan ve Rum eli’ye geçerek yerleşen Os­ manlIlara intikal edecektir. Çağ­ daş bir kaynak alp-eren olmak için dokuz şart arar: Şeca­ at kol kuvveti. iyi bir kılıç. müesseseleri onlarda ha­ kim olacaktır. saray edebiyatı. Saruhan. örfi ve m illi hukuk) hakimdir. onları himaye edeceğini. Rodos şövalyeleriyle. Alp-erenler. gazâ m alını cem’ edüp H ak’ka hare edicilerdir ve H ak’tan yana gidicilerdir. güm rük vergisinin nispetini değiştirm eyeceğini. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi’nin haya­ tına ait kayıtlar bu hayat tarzını kuvvetle aksettirmekte­ dir. Alplar Orta As­ ya Türklerindeki kahramanlık geleneğine bağlıdır. şer’i hukuk) karşı­ sında ucda m istik ve eklektik henüz kalıplaşmamış bir hak kültürü (rafızi tarikatlar. Yukarı­ da gösterdiğimiz gibi bu beylikler Ege denizinde H ıris­ tiyan Ligası tarafından durdurulunca bu gaza fonksiyo­ nunu kaybedeceklerdir. Umur burayı almak için yaptığı bir savaşta şehid düştü (Mayıs 1348). yahut tâbiiyetlerini göstermek üzere lafzı mahiyette bir şey gönderirler. gayret. 20 kadırgalık bir donanma vücuda getirildi. bir ahi şeyhi olma­ sı kuvvetle muhtemel olan Şeyh Ede B ali’nin irşadı ve beline gaza kılıcını bağlaması ile (bu tam bir ahi âdetidir) gazi olmuş. Papalık yoluyla ilg ili H ıristiyan hükümetleriyle barış yaptı ve onlara ülkesinde serbest ti­ caret imkânı sağlıyan tam bir kapitülasyon. Hayat görüşü tamamiyle şövaleresk ve romantiktir. 3)’a göre “Gazilerdir ve galiplerdir. Köprülü. Eski Osmanlı rivayetlerinde Alplar. Osman. Fakat aralarında daim i olarak cihad yapan bir bey olarak Umur beyi ayırt eder.ler. Palamas’a. Zira serhaddin öte tarafında aynı ruhla hareket eden H ı­ ristiyan serhad teşkilâtı. ahiler Osman Gazinin en yakınları olarak gösterilir. Uçlarda en parlak gazâ başarılarını 1330-1345 y ıl­ ları arasında Aydın oğlu Umur Bey tem sil etmiştir. maceracûlar kaçıp sığınm ış­ lardır. iyi bir at. batı ucunda Bizanslı ak ritai var­ dır. Uc hayatı büyük tehlikelerle dolu olup şahsi teşebbüsü ister. Buraya hareket kabiliyeti büyük göçebelerle merkezden kaçan siyasi muhallifler. Eski Osmanlı rivayetlerinde Osman Gazi Kayı boyuna mensup bir yarı göçebe aşiretin beyi olarak takdim edi­ lir. dünyaya mağrûr değillerdir. onun bayrağı altına koşarlar. 28 Ekim 1344’te İzmir lim anındaki hisar Birleşik Haçlı kuvvetleri tarafından baskınla zaptedildi. Bununla H ırisityanlara karşı savaşa son verdiğini bildiriyor. Kendilerini Allahın k ılıcı saymakta idiler ve bu görüş yalnız onların arasında değil. İzmir beyi olarak gazayı deniz seferleriyle devam ettiren U m ura karşı. 1334’te Ege’de birçok Türk gem ileri batırıldı ve edremid körfezinde Karesi Beyi Yahşi Beyin donanması mahvedildi. Ege denizinde H ıristiyan hükümetler bir haçlı seferi için ilk anlaşmayı 6 Eylül 1332’de aralarında imzaladılar. süngü. Osmanlılar Oruç Tarih i’ne (s.b a h r olarak tasvir eder. fî sebîlillah hak yoluna durmuşlardır. Venedik ve K ıbrıs’ın beylik arazisinde konsoloslarının yerleştirilmesine ve lim anlarda serbestçe kullanm alarına müsaade edeceğini vaad ediyordu. bu O SM A N LI yarı göçebe Türkmenier arasında Orta Asya Türk gele­ nek ve inançlarının kuvvetle yaşadığı düşüncesindedir. SİYASET . Hinterlandda hakim muhafazakâr yüksek medeni­ yet şekilleri (teoloji. Menteşe ve Aydın beylerini deniz gazalarıyle tanınmış beyler ghuzât fi l. Rodos şövalyeleri gib i onlar da Şark-Garp ticaretinin nim etlerini tercih edeceklerdir. Şerîat yolu­ nu gözedicilerdir ehl-i şirkten intikam alıcılardır 1354’te onlar G. Bizanslılar arasında da yayılm ıştı. Fakat devlet ku­ ran bu beylerden bir çoğunun eski selçuk emirleri arasın­ dan çıktıklarını gördük. ok yay.

Fakat kardeşler arasında iç harp eksik değildi. Osmanlı hü­ kümdarları Orhan’dan itibaren Sultan al-ghuzzat wa’lmudjahidın unvanını benimsemişlerdir. balmumu. Sinanüddin Yusuf. yün. Osmanlı gazile­ rini hulefâ-i raşidin devrindeki ilk Arap fâtihlerine ben­ zetenler şühesiz doğru bir kıyaslam a yapmaktadırlar. Çendereli H alil ve başkala­ rı hep böyle ulemadan idiler. İlk Osmanlı vezirleri ve devleti teşkilâtlandıran hukuk adamları. Yüzyılın ikinci yarısında mükemmel örnekler yaratıl- P SİYASET . Asır ikinci yarısında Şeyh oğlu Mustafa ve Ahmedı gib i yazarlarla bu edebi faaliyet yaratıcı bir saf­ haya erişmiştir. imaret. bu güne kadar şehrin en canlı mer­ kezi olarak kalmıştır. Bu beyliklerde Arapça ve Farsça vakfiye­ lerle beraber Türkçe yazılanlar bilhassa dikkati çeker. 14.nihayet Bursa “güzel pazarları ve geniş caddeleri olan büyük önemli bir şehir” (sh. Elimizde İslâm kılıcı vardır. pamuk. kurşun eklenmelidir. Diğer taraftan bu pazar­ larda Denizli'de dokunan değerli pamuklular ve Balıke­ sir’de dokunan kıym etli ipek kumaşlar buluyorlardı. Batı Anadolu’da Ayasolug ve Balat Levant ticaretinin ik i büyük merkezini teşkil et­ mekte idi. şap. bize gazi demek lâyık olmazdı”. Onun Bursa’da yaptırdığı site. Bursa hisarındaki manastırı medrese haline getirm işti. Bü­ tün bu beyler yanında İslâm hukuk âlim leri fakîhlerin haiz olduğu büyük nüfuz ve itibarı belirtir. 435. Venedik beyliklerle ticarete hayati bir ehemmiyet vermekte idi. safran. Menşeindeki uc gazi ananesi onun bütün tarihine hakim olmuş. buğday. sarayları ve cam ileriyle İbn Battuta’nın takdirini çekmiştir. üzüm. Bu şehir­ ler güzel çarşıları. 449). Yarı m üstakil olan bu beyler üzerin­ de merkezdeki bey ulu-bey sıfatıyle devletin b irliğin i sağ­ lardı. Asır ortalarında bu iki şehirde Venedik konsolosları yerleşti. Bu Türkmen beyliklerinde gelişen kültürün en ba­ riz vasfı. İtalyanlar bu pa­ zarlarda Anadolu’nun tabii mahsulleri. ülkesini oğulları ara­ sında taksim ederdi. Ayasoluk ve M anisa’da Türkmen beylerinin Napoli paraları tipinde Latince harflerle gigliati denilen gümüş paralar bastırdıkları malumdur. Gazi beyler Batı Anadolu’nun zengin ovalarında yerleştikten ve sahilde Ayasolug (Altoluogo. 450). Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesüz. Balat (M ilet) gibi beynelmilel ticaret lim anlarını ele geçirdikten sonra ülkeleri ticaret ve kültür bakımın­ dan gittikçe gelişen ve İslâm kültürünün yüksek şekille­ rini benimseyen ufak birer sultanlık haline inkilab et­ mişlerdir. kenevir. Ayasolug’da Türklerin tepede kurO S M A N IJ dukları şehir asıl ticaret merkezi idi. Bu Türkmen beylerinin emriyle Farsça’dan ve Arapça’dan klasik eserlerin Türkçeye çev­ rildiğini biliyoruz. İslâm kültürü içinde öz Türk kültür ananeleri­ ni devam ettirm eleridir. Da­ ha büyük tehlikleer ve gayretler karşısında Osmanlılarda birlik daha iyi muhafaza olunabilmiştir. İlk vezirler şüphesiz hinterlanddaki büyük merkezlerden gelen bu fakihler arasından seçilmekte idi. Türkçenin devlet d ili ve yazılı edebiyat d ili olarak hakim mevkie geçmesidir. hamam. Karesi oğullarının merkezi Balıkesir “güzel pazarları olan kalabalık güzel bir şehir” ve. Ona göre Denizli yedi camii ve güzel çarşılarıyle Anadolu’da “en güzel ve büyük şe­ hirlerden b iri” idi. 448. 1330-1333 yıllarında Al-U m arî ve İbn Battutanın söyledikleri bunu açıkça göstermektedir. Türkçeye tercüme faaliyeti devam ederken 14. m a­ zı” ve esir satın alm akta idiler. Buna kalay. Bu bakımdan en anlam lı olanı. cami. Buraya dünyanın her tarafından tüccarlar gelm ekte idi. Kantakuzinos. Diğer taraftan eski Türk ü liq geleneğine göre bey. İran ve Anadolu üzerinden gelen ipek ve ipekli kumaşlar da Büyük Menderes yoluyla Ayasolug’ta Batı tüccarlarına eriştiriliyordu.Fâtih Mehmed I 4 6 l’de Trabzon dağlarına yaya tır­ manırken şöyle demiştir: “Bu zahmetler Allah içindir. Orhan Bey 1331 de İznik’te bir medrese açmış. Genişliyen bu ticareti kolaylaştır­ mak gayesiyle. Beylikler devrinde Batı Anadolu’da meydana getirilen m im ari eserlere gelince en m ühimleri B irgi’de U lu Cami (1312)’e. Bursa’da Orhan Cam ii (1340) yapılm ıştır. pirinç. İbn Battuta (sh. Buna karşılık B atılı tacirler başlıca ince kıym etli yün kumaşları ithal etmekte idiler. Buralarda zengin H ıristi­ yan tüccarlar yerleşti. (429. han. bugün Sel­ çuk). W ittek’in belirttiği gib i gaza Osmanlı devletinin bir ra ­ nan d ’etre'ı olmuştur. Balat. 442) B irgi’de Aydın O ğlunun sa­ rayını ve ipek elbiseler geymiş gulam larını zikeder. akınlarda za­ man zaman ortaklaşa hareket etmek ve birbirlerine yar­ dım etmekle göstermişlerdir. Bununla beraber araların­ da rekabet ve savaşlar eksik olmamıştır. bi gaza sefe­ rine kalkışan beyin komşu beyliğin gazilerini saflarına severek kabul ettiğini belirtir. dış ve iç politika Gazi uc beyleri menşede ucun b irliği geleneğini.

Orta Anado­ lu ’dan. Bunlardan G eyikli B abaya ait belgelenmiş SİYASET BABAİ DERVİŞLERİ OSMANLI UCUNDA Babaî dervişleri. Osmanlı toprağına sığınıp alp-erenler tarzında sa­ vaşlara katılan. Söğüd’de Ede-Bali evladının elinde­ k i vakıf köyler Kozcu. Vefâî şeyhleri. Mâliyeden Müdevver no. Ömer. 1511 ’de başkaldıran Şah-Kulu bu tip dervişlerdendir. Öte yandan U c’lar genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor. Abdal Baba­ lar. fakat planda yenilikler bu yapıları karakterlendirir. Osman Gazi’nin şeyhi. kutbiyye inancında olup her devirde kutbal-aktâb olan velinin cezbe halinde Tanrı ile sürekli ilişki içinde olduğunu ve saltanat işlerinin de onların b ilgisi dahilin­ de bulunduğunu iddia ederler. Osman ve Orhan’dan zaviyeleri için vakıf alan birçok derviş ve şeyh arasında Abdal Murad. Aşıkpaşazâde Tarihinde zikrolunduğu gib i (Atsız yay. v elîlik (bu arada Gazi Hüdavendigâr unvanı taşıyan I. 1300 tarihinde. Mustafa fakılar). Fâtih döneminde sultanın büyük iltifatına erişen Vefâî şeyhi Seyyid Velâyet ise tamamiyle O SM A N LI . bugün de aynı adlarla biliniyor ve Aşıkpaşazâde rivayetinin doğruluğunu kanıtlıyor. Onun anlatım ında Ede-Bali. m ürşidi ve İslam hukukunu ilgilendiren önemli sorunlarda danışmanıdır. hanedanın nüflız ve otoritesini destek­ leme gayretiyle Osmanlı sultanlarına T anrının teyidi. farklıdır. Osmanlı hanedanıyla vefâiyye tarikatı. mezkûr Ede oğlu Mahmud Paşa tasarruf ederdi. Ve­ fâî şeyhleri. Kayda değer k i. Zira Babaîler. 96). Ahmed. yani Osman G azinin sağlığında dan (bak. Murad. sh. Menâkibnâmesinde bu noktayı belirtir. Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğ­ nemeleri gerekirdi. Bu son kayıt önemlidir. Azerbaycan’dan bu arada Konya’dan dervişleri ca­ ize. dinsiz­ leri ve kâfirleri İslâmiyete kazandırdığını. M urada) sıfatı verirler. Osman Bey’in Kumral D edeye verdiği vakıf köyle­ ri (bak. uçların en uzak noktalarına. Hüdavendigâr Livası Tahrir defterinde. Tarihçi Baba İlyas soyundan Âşık Paşazade kendisi Vefâiyye’den olup Seyyid Velâyet’in kayınpederi idi ve tarihinde Vefâiyye şeyhi Ede-Bali’ye olağanüstü bir yer vermiş. Aşpz. Kozagaç köyleridir. Abdal Musa. Bu k ayıtta Ede Şeyh ’in oğlu. Osman adına hutbe okunması meselesi ortaya atıldığında Tursun Fakîh “Osman Ga­ zi’nin kayınatası Ede-Bali’ye” danıştı. bu arada özellikle Osmanlı topraklarına kaçıp sığınm ış gö­ rünmektedirler. Orhan Gazi yaya askeri düzenlemede Ede-Bali’nin reyini aldı. Peçin’de Ahmed Gazi Medresesi (1375). Batı Anadolu’da göl­ ler bölgesi ve D enizli’ye tedip seferleri yaptıkları halde. Kumral Dede Aşıkpaşazâde’de zik­ redilm iştir. 13) Ede- yazılmış Evlan Çelebi Menâkibnamesi bize Şeyh Ede-Bal i ’nin Baba İlyas’ın halîfelerinden biri olduğunu. Şeyh Bedreddin. G eyikli Baba. O. Genelde dervişler. 1455 tarihli bir vakıf tahrir def­ terinde Osman Bey’in Söğüd civarında verdiği vakflarB ali’ye verdiği zaviye vakf kaydı şöyledir: “Karye-i Kozagaç ki vakfdır Osman Begden. Aşpz. Elvan Çelebi. A li. 95) tahrir defterlerinde kayıtlı olup. Söğüd evkafının çoğunluğu fakı (fakih)lere verilm iş­ tir (Hacı Eşref. Tezyinatta Selçuk m im arisine nazaran sadelik. Ede-Bal i ’nin akrabaları ahîler o zaman beylikte nüfuzlu kişiler­ di. sultana isyan eden m ilitan dervişlerdendir. devlete bağlı olup Sultandan vakıf kabul eden conformiste dervişler ile devlete karşı olan (Şeyh Bedreddin. Osman ve Orhan’ın birçok vakıf toprak bağışladık­ ları hakkında abdal. Otman Baba gibi) non-conformeste ik i grupa ayrılır. yani resmî bir kaynakta Ede-Bali (Ede Şeyh)’nin Bilecek’teki zaviyesine Osman Bey tarafından Kozağacı köyünün vakıf verildi­ ğin i okuyoruz. sadaka toplamak için uçlara geliyorlardı. hanedanla aile ilişkisini belirtmeye özen göster­ miştir. Uçlara sığınan din adamlarından biri olan Ede-Bali hakkında şimdi güvenilir bilgilere sahip bulunuyoruz. Hacı Bektaş’tan dünya saltanatına heves etmemeyi öğrendiğini kaydeder. ara­ sında sıkı b ağlılığı kendi kişiliğinde tem sil etm iştir. 96) Mahmud’dur. baba. Ayasolug’da İsa Bey Camii (1375).mıştır: M anisa’da U lu Cami. aşırı Abdal-Kalenderî dervişlerden farklı ola­ rak Şeriata saygılı dervişlerdi. fakı ve dedelere ait kayıtları daha sonraki dönemlerde yapılan vakıf tahrir defterlerin­ de bulmaktayız. 16016. Toplumda haksızlığa uğ­ rayanların hakkını alm ak için gerekirse isyana öncülük ederler. şim di oğlu Şeyh Mehmed ta­ sarruf eder” (Ede-Bali oğlu Mahmud ve torunu Mehmed için bak. İznik’te Yeşil Cami (1379) yüksek bir sanat zevkini aksettirirler. Moğol kuvvetleri. Meselâ. Vakıfları arasında Söğüt’te yaşıyan üç esir kâfir zikredilm iştir.

Barkan. sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait bir­ çok kayıtlar bulmaktayız. İbn B attuta’ya göre ülkesinde sürekli dolaşıp teftiş yapan bir beydir). hasat ve harcamada zaviye mensuplan herşeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar kommünal bir hayat yaşarlar. Derviş durma­ dı. yolcu ve fa­ kirlere hizmet d in î bir hayır işi sayılm akta. Fütüvvet kurallarını izliyen ahi zaviyeleri hakkında yukarıda b ilgi verdik. yy. Sultanlar bu va­ kıfları daima. Birgün bir kavak (çınar) ağacını alıp Bursa hisarın­ da Orhan’ın sarayına çıkagelir. kolonizasyon sürecini kolaylaş­ tıran bir yöntem olarak önemlidir. geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla barınma ve yeme içme sağlarlar. Bugün T ürkiye’nin birçok yerinde eski derviş zavi­ yeleri bir Osmanlı kültür mirası olarak festivallere sahne olmaktadır. Baba “dayım onun yanına g e lir”. “âyende ve revendiye” (gelip geçen yolcu­ lara) hizmet koşuluyla verirler. Uludağ eteğinde İnegöl’e yakın ağaçlık sulak bir yerde yerleşmişlerdir. Bir bölüm zaviye etrafında za­ manla nüfus yerleşmekte. Orhan onu ziyaret eder. Burası Fâtih dönemine ait vakıf defterinde (Osmanlı Arşivi. dağlarda yabani ot ve meyve ile geçinen. 5. 16. Hamam ve değirmen tam iri yalnız öşür gelirinden karşılanmak­ tadır. İsmail. Babâî dervişlerinden bir grup. R um eli’ne geçen Türkmenier bir­ çok yere kavak/çınar adını vermişlerdir). dervişler vaktini bekler. derviş kabul et­ medi. G eyikli Baba’nın davranışları onun. Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipa­ hiden bir yer tapulamışlar “taşın ağacın arıdep yurd edi­ nip ihya etmişler zaviye kurm uşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı alm ışlar”. vergilerden affetmesi. Otman Baba gib i dağlarda gezen ve geyikleri kendine alıştıran şaman tipi gezginci meczub bir derviştir ve bu tip dervişlere yakınlık göste­ ren öbür uc beyleri gib i İnegöl yöresini yurtluk olarak elinde tutan Turgut Alp da G eyikli B abayı sever. bahçe yapar. Sultanların bu gib i yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri. Ağaç 15. L. G eyikli Baba (Baba Sultan) kutlam aları. Fâtih döneminde Elvan Şeydi evladı elindedir. sultanlar­ dan sadaka kabul etmeyen (bu nedenle dağ eteğinde boş bir arazi parçası ister) kalender tip i babaî dervişi olduğu­ nu kanıtlar. Turgut Alp dervişleri teftiş etmekte olan Orhan’a bu mübarek derviş hakkında haber gönderir (Orhan. Osman Gazi Mudurnu se­ ferinde Beştaş zaviye şeyhinden yol hakkında b ilgi alm ış­ tır. son­ larında Aşpz. döndü. Sinan. Anadolu ve Ru­ m eli’de Türk yerleşme. hay­ vanlarla arkadaş olan. MM 16016. m utlak fakirliği seçen. İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran. ona “teberrükümüzdür. Murad döneminde Ge­ yikli Baba zaviyesine bir hamam vakfetmiştir (420 akça y ıllık geliri var). A li. Sonradan dervişlerin ihya ettiği bu yer Fâtih dönemi vakıf tahrir defterinde Baba köyü yahut Babayîler köyü diye kayıtlıdır. Onlar Babaîler diye bilinir. Osman’ın yoldaşı Ay­ kut Alp neslinden Umur Bey II. tarla açar. Fütüvvet disiplini içinde ortaklaşa çalışma. M isafirlik ge­ leneği yalnız ahi zaviyeleri için değil “ayende revendeye” hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zavi­ yeler için değişmez bir kuraldır. G eyikli Baba kendini Baba İlyas m üridiyim diye ünlü Babaî şeyhine bağlar. Defter kaydına göre aynı köyde Ermen Baba’nın Orhan nişanıyla bir çiflik vakıf yeri var­ dır. 6 çiflik sahibi aile ve 8 benlekin (toprağı az aile) oturduğu bu köyün vakıf geli­ ri 1500 akça (25-30 altın )’dır. Otman O SM A N LI □ Baba gib i. geri yeni rızk yeni diye Babaî dervişlere özgü m ut­ lak fakr prensibine sadık kaldı. Avluya ağacı diker. fetihle­ ri kolonize eden dervişler saymaktadır. etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler. Mustafa. Meyve bahçeleri eklenmiştir. tarafından görülmüştür (Çınar Orta Asya Türklerince kutsaldır. der. Bir değirmen ve Bursa’da 3 dükkan za­ manla vakfa eklenmiştir. Anadolu ve Rum eli toponimisi pek çok köyün menşede bu biçimde derviş zaviyeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Toprağı işlemede.önemli kayıtlar elimizdedir. Orhan’ın ısrarı üzerine “şu karşıda duran tepecikten berü yercegüz dervişlerin havlusu olun dedi”. Orhan tekrar tekrar adam gönderip davet eder derviş gel­ mez. o orada oldukça dervişlerin du’ası sa­ na ve neslüne m akbuldür” deyip gider. Defter kayıtlarından bir misâl: Saruhan’da dağ eteğinde Şucâ’ Abdal. yüzyılda vakfın “ziyade’ sinden elde kalan 6000 akça faizle işletilm ektedir. Yer açıp zaviye ku­ ran ve vakfa bağlayan bu dervişleri O. bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Hasiy a se t .8) Baba köyü diye kayıtlıdır (bugün Baba Sultan). Derviş bir zaviye kurar. Geniş bir araziyi vakıf vermek ister. Bu dervişlerden biri. Herkes ça­ lışm ak zorundadır (Bayram iyye’de bu özellikle belirtilir). köyler meydana çıkmaktadır.

fütüvvet ve gaza kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulm aktayız. 7) Yolda kim seyi incitm iyecek (askerin geçtiği güzergahta müslüman halkın yağmalanması her dönemde idarecile­ rin baş ağrısı olmuştur. Anado­ lu ’da Gazi Türkmen devletleri yükseldi.ziran başlarında onbinlerce yurttaşın toplandığı bir dinî ve m illî kültür gösterisine tanık olmaktadır. kuş­ kusuz o zaman toplumdaki belli gereksinim lere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatm ak ve eğitm ek amacı­ nı güdüyordu. GAZÂ VE GABİLİK 13. sufîlik. M ısır ve Suriye’de Kıpçak-aslından askerî bir aristokrasi. 6) Yoldaşına yardım ­ cı olm alı. Kırşehir H a­ cı Bektaş Tekkesini yılda 700 bin kişinin ziyaret ettiği ve her yıl görkemli törenler düzenlediği bilinmektedir. Osmanlı devletinin gâzî karakteri bu tarihî süreçten kaynaklanmaktadır. eserin aslı 10. alp la r adıyla anılmaktadır.da bu gazâ heyecanı M emlûk sultanlığında ve Anadolu’da Türkmenler arasında doruğa erişti. Bir bö­ lüğü de gazilik kurallarını açıklıyan didaktik yahut savaş heyecanını yükselten destan nev’inden eserlerdi. sonlarında yazılm ış Arapça Abû’l-Leys-i Semerkand î’nııı bir risalesidir. bunu önlemek için idam cezası bile uygulanırdı). özellikle Konya’da egemen Fars dili ve kültür dairesi karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gib i eserler. tarihçinin ödevi. 14. Haçlı ve Moğol kıskacı arasında yok olma tehkilesiyle karşı karşı­ ya kalan bu ik i İslam m emleketinde askerî rejim ler ha­ kim oldu. Risâle’de olduğu gibi bu eserlerde gazâ ve gâzîlik üzerin­ de Şerîatın koyduğu kurallar şerh edilm iştir. yy. 3) Ailesinin geçim i için nafaka bırak­ m ak. Uc böl­ gesinde. sonuna kadar dayanmalı. çoğu kasaba ve köy­ lere yerleşmiş Türkmen halkına. yani Osman-Orhan döneminde Karesi’de yazılm ıştır. Risâle. bu arada Ucat'ta. helâl n iteliği özellikle belirtilir. T ekine göre. 13. başka deyim le dayanışma. yüzyıllarda Anadolu’da îslâm dinini. Bunlar. kital ve yağm ayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanm akta. 13. Osmanlı ülkesinde İbrahim H alebî’nin eseri (yazılışı 1478) yayılıncaya kadar İslâm hukukuna ait temel m etin olarak ilkin Şeyh Bedreddin’in Tashîl’i. Osmanlı menâkıbnâmelerinde gazâ ve ganim etin (doyum) kutsal­ lığ ı. yani savaşın İslâm topluluğunun hayrına bir hareket olduğunu emirü’l-m u m ininin onaylamış olması. İslam bu yolda ölene şe- E3 . Gâzîlerin fiillerini ahlakî bakımdan tartışm a konu­ su yapmak tarihçinin ödevi değildir. M emlûkler saltanatı ele geçirirken. İslâm’ın em rettiği bir görev. yüzyılda bir yandan H açlılara öte yandan Mo­ ğollara karşı bir ölüm -kalım savaşı veren İslâm memle­ ketlerinde gazâ ruhu toplum ları ayaklandırm akta idi. yahut ahiler için fütüvvetnâme âdabın anlatıyor veyahut der­ vişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. Bu grup. ondan sonra M olla Hüsrev’in Durar’i esas tutulm uştur. da bu devletçiklerin tüm ü Osmanlı hanedanının şemsiyesi al­ tında birleşti. Selçuklu şehirlerinde. 5) İslâm hükümdarının gazâ için emretmiş olması. sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kural­ larını öğretmek amacını güdüyor (ilm -i haller). serhadlerdeki geniş gazi kitlesine hitap etmekte idi. Karesi beyleri R um eli’ye geçiş ve ga­ za hareketinde önde gelirler. b irlik sağlanm alı. yy. kesin kurallara bağlanmış bir faaliyet alanı olarak ele alınm aktadır. Genel olarak gâzî ahret için sevab kazanma amacıy­ la savaşan müslüman olarak tanımlanır. Uc toplumuna hitab eden bu didaktik eserlerin bir bölüğü. açık-seçik belli kurallara bağlı bir sosyal grubun varlığını çağdaş kaynaklar kesinlikle ortaya koymaktadır. Tekin’in incelemesine göre. Batıda yazılan eser­ lerde. Bu gib i eserlerde gazâ. Burada gazânın dinî-İslâm î n iteliği üzerinde durulmuştur. 4) Gazâ sürecinde gerekli geçim ini sağlamış olmak (yolda eşkiyalığa sapabilir kaygısı dolayısıyla). ve 14. böylece belli bir toplum için anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir. Gâzî olmanın koşulları R isâletü’l-İslâm ’da dokuz noktada toplanır: 1) Ana ve atanın arzı olması. gazâ. Burada bu gazi beyliklerinden bi­ rinde yazılmış olan Risâletü’l-İslâm adlı ilm -i hâl eserin­ de gazâ ile ilg ili bölüm ilginçtir. yy. gâziyân. in­ sanı o biçim harekete sevkeden düşünce ve maksadı tes­ pite çalışmaktır. ilk yarısında. yy. konu üzerinde İslâm î kuralları bildirir. Gâziler yur­ du Anadolu’da gazâ hakkında Türkçe olarak erkenden başka eserler de yazılmış veya tercüme edilmiştir. ve 14. 8) Düşmanla çarpılma halinde kaçma­ m alı. gâzî için kitalde elde edilen ganim et dini bir mükâfattır. Ş. 2) Üzerin­ de ki “em ânetleri” yerine getirm iş olmak (meselâ borçla­ rını ödemiş olmak.

Bunun üzerine Gazi Evrenuz’a pencikin sınırda toplan­ ması için emir gönderildi ve din î niteliğin i göstermek üzere tahsil işi için bir kadı atandı. Danişmendııâme gib i Türk destanlarda kahramanların vasıflandırılm asında belirlenm iştir. eski menâkibnâme kayıtlarında tip ik bir gazi önderi olarak en çok gâzî unvanıyla anılm ıştır. n eftr-i âm ilân edilm iştir. Bursa civarında Türk köylerine gönderilip Türkçeyi öğrenmeleri ve İslâmlaşmaları sağlandı. ilm -i hallerde sayılanlar­ dan farklıdır. fırsat­ ları kollama. 10) Gazînin “n iyeti” sam i­ mi olm alı. sefere gidemeyen bu ödev karşı­ lığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır.000 akça ile 20 atlı süvari­ yi ulufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir. Bu önemli gelir kay­ nağının hazine için kaybolmaması için Karamanlı Mevlana Kara Rüstem uyarıda bulundu. 9) Ganimet m alında ihanet etmemeli. kendi­ ne güven. beyliği ailenin öbür üyeleriyle b irlikte ida­ re eder görünüyor. Sultan’ın gazâlarına parayla katılm aktadır. 94). Osmanlı sultanları son padişaha kadar gâzî unva­ nı tercih ettikleri bir unvan olarak daim a kullanm ışlar­ dır. cöm ertlik siyaset kitap­ larında en iyi politika sayılırdı. sab ırlılık. kuşkusuz gâzî çevrelerindeki gelenekleri yansıtmaktadır. I. İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ fa r z -i k ıfây e ’dit. gazâya sırf ganim et için gitm em eli. yukarıda açıkladığım ız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğin i vur­ gulayan temel koşuldur. yani hare­ ketlerinde d in î hayır düşünceden uzaklaşmam alı. Önemli siyasi kararlar­ da amcası Dündar ile danışırdı (Neşri. yeO SM A N U □ ALPLAR. Türk geleneğinde savaş eri olarak gâzî’de bulunm a­ sı gerekli on karakter sayılır. Bursa’da Hoca İbrahim adlı bir zengin 1476 yılında Fatih Sultan Mehm ed’in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20. yahut esir beş değilse değerinin beşte biri olarak toplanmıya başladı. Çandarlı devlet elin­ de toplanan çok sayıda pencik oğlanlarından sultan kapı­ sında yeni bir asker. Pencik her beş esirden biri. Anadolu Türkmen halkına özellikle U çlard aki gâzîlere hitab eden Aşık Paşa’ııın (1271-1332) Garîbnâme adlı eserinde alp (ga­ z id en profesyonel bir asker olarak beklenenleri özetlen­ miş buluyoruz. gaza em irü’l-m ü’m inin tarafından fa rz -i ‘ayrı ilân olunabilir. Kara Rüstem’e Gelibolu geçidinde pencik toplama yetkisi ve­ rildi. Bayezid. II. yerinde metanetle durma. İslâm dini ve müslüman halk için savaştığını unutm am alı. Gazilerden Sultan için esir başına beşte bir pencik (penc-i yek) alınm aya başlandı. 144 4 ’te Haçlılar. Osman I. Anadolu halkına gönderdiği bir fer­ manda tim ar ve başka mükâfatlar vaadederek Tuna’da Uc Beyi Bali Beyin Lehistan’a akınına katılm aya davet et­ miştir. atılganlık. Osman güdü­ SİYASET . Rum eli’den akından dönenler bu vergiden kaçmak için esirleriyle başka yoldan geçmeye başladılar. O ğlan­ lar. güçlülük ve savaşganlık. Genelde her türlü ganim eti asker elinde bırakm ak. Dindar halk gazâyı ciddiye alm akta. PENCİK U YGULANMASI VE YENİÇERİ KURUEMASI Edirne’nin fethinden (1361) sonra R um eli’de gü ­ neyde Selanik doğrultusunda Via Egnatia üzerinde Karesili gazi bey Evrenuz G azinin . K im in sam im î dindar. Karacahisar subaşılığını (kom utanlı­ ğını) kardeşi G ündüze verm işti. Bu beklentiler. Murad Çandarlının ar­ zı üzerine “Tanrı buyruğu ne ise et” em rini verir. yeniçeri teşkili fikrini buldu. Bu karakterler bazı hayvan­ ların karakteriyle kıyaslanarak cesaret. kim in tamahkâr olduğunu belirlem ek m ümkün değildir. NÖKER (YOLDAŞ)LAR Osman. niçeri ordusunu oluşturdular. yani ancak bazı koşullar yerine getirild iği taktirde yapılması gerekir. gazâda “tama ve riyâ” olm am alı. Bu “iki dânişmendin” ihdasının askerin hiç de hoşuna gitm ediği anlaşılıyor. Bunun Şerîatta yeri olduğu ulemaca onaylandığından. yılm azlık. R um eli’yi istilâ edip Varna’ya geldiklerinde ve 1686’da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradı­ ğında gazâ zorunlu sayılm ış. Gazâ bütün müslüman halkı için bir ödev sayıldı­ ğından sultanlar bazı koşullarda tüm halkı gazâya çağır­ m aktadırlar. Bu son madde. yoldaşına vefâ vasıflarıdır ve Dede Korkut. Meriç vadisinde Hacı-İlbeyi’nin hızlı fetihleri sonucu savaş esirleri büyük artış gösterdi. Fakat İslâm ülkesi hayatî bir tehlike altına düşerse. İslâm kurallarına göre gani­ met m alının bölüştürülmesine çok d ikkatli davramlması önemlidir. taşımada d ayanıklılık. Sonra bunlar bir kışlada toplanıp sultanın emrinde bir “yoldaş” ordu. O zaman her müslüman yetişkin er için zorunlu bir ödevdir.hadet sağ kalana gazilik mertebesi vaadeder.

yaş veya vasiyet. Akça Koca. OsmanlIlarda merkeziyet­ çi bürokrasi güçlendikçe sembolik bir düzenleme biçi­ minde kalacaktır. ilk akınlarda ve öteki Rum tekfurlarıyla Osman arasın­ daki ilişkilerde daima ona sadakatla hizmet etmiş. Bu alp ve nökerlerin çocuk ve torunları sonraları önemli makamları işgal edecekler ve bir çeşit Osmanlı aristokrasisi oluşturacaklardır. yüzyıllarda yu rt veya yurtluk bir göçer-ev grubunun reisine özerklikle verilen bir arazi ünitesi olarak tanımlanmaktadır. Konur Alp. oraya “Turgutrİli derler”. Herhani bir hanlık veraset kanunu yoktu. Orhan. M oğollarda noyanlara ait otlak bölgesi yu rt.-16. 1302 Sakarya seferin­ de Samsa Çavuş itaat eden Lefke ve Çadırlu bölgesini kendine istediği zaman Osman Gazi buna karşı çıkmıştı (Neşri. yahut Rum eli’de O sm anlıya tâbi Bulgar K ralı­ nın ülkesi için kullanılan Şişman-İli. Kardeşi Alâ­ eddin Bey’in çekildiği kendisinden sonra evlâdının Kite’ye bağlı Fodura Köyünde barış içinde yaşadıkları anla­ şılmaktadır. beylik/hanlık için bir ölçü kabul edilmezdi.Bab). (Neşrî. Moğollarda noyanlar (çoğulu noyad) soylu ailelerden ge­ len kumandanlardır. Orhan’ın ölümünde (1362) beylik için Murad ile kardeşleri arasında çatışma çıktı ve Murad onları ortadan kaldırmak zorunda kaldı. Hasta olan Osman beyliğinin son yedi yılında beyliği oğlu Orhan’a bırakmıştı. Or­ ta Asya bozkır İmparatorluklarında. İnegöl’ü fetheden Turgut A lp’a bu bölge bir yurt (apanaj) olarak verilmiş görünüyor. Konstantin-İli.I. Tımar ve yurt (apanaj)ların kaldırılması oldukça geç bir zamandadır. Eski Türklerde beyliği ancak Tanrı bağışlar inancı vazgeçilmez bir gelenekti. Os­ man ile sefere giden öteki alplardan. Aşpz. Konur Alp’in adı geçer. Aslında her oğula bir yurt­ luk verilerek ülkenin beyin oğulları arasında bölüşülme­ si Avrasya’da Türk-Moğollar arasında süregelen aile hu­ kukuna dayanır. Aşıkpaşazâde’nin naklettiği eski menâkıbnâmeye göre Osman’ın seferlerinde yarar “yoldaş” ve “nökerleri” belli başlı kumandanlarıdır. Akça Koca Gazi ve Abdurrahman’ı Sakarya seferinde Orhan’ın yanı­ na verdi. 10. Osmanlılarda alplar aynı zamanda bahadır unvanı taşırlar. Türklerde alplar. Bu ikisi İzmit fethinden (1337) önce vefat etmiş­ lerdir. vb). Ekseri bu gazilerün hidmetkârlan Har­ man Kaya kâfirleriydi” (Aşpz. 1302’de Bursa hisarını abluka için yaptırdığı havale kulelerinden birini Osman kardeşi oğ­ lu A ktim ur’a verdi. Tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal. Osman “alınan vilâSİYASET . Samsa Ça­ vuş ve cemaatı yoldaşlığa yarar kişilerdi” (Neşrî. Başka deyimle. Başlangıçta alplar. oğlu Orhan’ı kendi sağlığın­ da deneyimli kumandanlar. Ü lkeyi feodal bir karakter veren bu gelenek. her biri kendi yurtlu­ ğunda. Osman. Osman ve Orhan fethedilen topraklan oğullara ve alplara yurtluk (apanaj) olarak dağıtm akta ve en önemli uc’a büyük oğul atanmakta idi. “Köse Mihal dayım onun bile olurdı. gazâ önderine “anda” (and) ile bağlanma yoluyla kurulur ve “gâziyân” grubu böylece ortaya çıkar görünmektedir. 76). Kurultay kara­ rı veya bir savaşın sonucu Tanrı’nm kut’una mazhar olun­ duğunun işareti sayılır. Eskişehir’den Bile­ cik ve Yenişehir’e kadar geniş bir ülke sahibi olunca (1299) İnönü’nü oğlu Orhan Bey’e. Bab) Öyle anlaşılıyor ki. Os­ man Gazi ile müttefik olarak seferler yapmakta idiler (bak. Bölgenin o zaman Turgut-İli diye anılması bu bakımdan kayda değer (Aydın-İli. so­ nunda İslâmiyeti de kabul etmiştir. 1324’te beylik tahtına oturdu. “yarar yoldaşdur diye” (Aşpz. Osman’ın nökeri olmuş (Neşrî. yu rt . Selçuklularda ve Osmanlı klasik döneminde 15. Bununla beraber Fâtih’ten sonra da devleti sarsan şehzadeler mücadelesinin temelinde bu Avrasya egemenlik ve ülke anlayışının devamını görüyo­ ruz. kendi kumandası altındaki gazilerle kendi uc bölgesinden akın yapmaktadır. Bab) Bunlar her biri bir uc’da sürekli akına tayin olundu.lecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını ok­ la vurmuş. yahut Moğolca nutug diye bilinir. hizmetine girdiler. 90). Moğollardan noyanlar aristokrat ai­ lelerden ba'atur veya bagatur (Türkçe bahadır) unvanı ta­ şırlardı. Bu alplar. 22. Nökerlik/Yoldaşlık. Saltuk Alp. O SM A N LI □ Osman’ı öbür yoldaşları. öldürmüş. soylu bir bahadıra ait apanaj niteliği taşır. Osman. Gördük ki. Osman Gazi 1299-1301 yıllarında önemli başarılar kazanıp karizmatik bir başbuğ durumuna gelince alplar onun yakın yol­ daşları oldular. onun beyliğini hazırlı­ yordu. bu dahi bahadır yoldaş id i”. Samsa Çavuş. Yarhisar’ı Haşan Alp’a verdi. 112) İnegölü Turgut Alp’a verdi. 19. 120). N utug’un tanımlaması şöyledir: “Şu veya bu göçebe birliğini geçinderecek noyana ait arazi” (Vladimirtsov). Kö­ se Mihal ile seferlere gönderiyor.

Abdâlân ve Bâciyân. M ihal oğulları. alpın en değerli malıdır. askeri ayakta tutan “direktir” (alp’in liderliği). cesaret sahibi olmaktır. Aşık Paşazade Hacı Bektaş’tan söz ederken Anado­ lu’da dört miisafir (dışardan gelm iş) dinî ta ’ife (cemaat) tan söz eder: Gâziyân. fakat yaya askeri (voynuklar) reaya saymışlardır. Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa (1271-1332) Garîbnâme (Ma’arifnâme) adlı eserinde1 (bitişi 1310) alpların dokuz niteliğe sahip olmaları gerektiğini vurgular. A lplık zırhla belli olur. Beşinci koşul. Katı yay çekmek ve uzatmak ere K’ey hünerdür kim kime Tengri vire Katı yay. Aşık Paşanın gâziyân kelimesi yerine İslâm'dan önce Avrasya toplumundaki bahadır önderler için kullanılan alp teri­ mini kullanmış olması ilginçtir. O SM A N LI I Osmanlılarda at üzerinde sipahilik . kızı ve sırdaşı olarak Hâtûn Ana’yı seçmiştir. tim arlı sipahi daima cebelii. Ha­ cı Bektaş. Büyük timar sahiplerinin zırhı. yani zırh­ lı sipahidir. Tâ ki Şah İsm ail’in 40 bin zırhlı süvarisi Selim ’in top ve tüfeği kar­ şısında bozguna uğrayacaktır. Uçüncüsü. Alpa alplık adını don kondurur Osmanlılarda. Aşıkpaşazâde’de be­ lirtild iği gib i gaziler arasında yoldaşlığa işaret etmekte­ dir. Paşa-yiğit oğulları için uy­ gulanacaktır. karşı­ dan heybetli bir görünüş gösterir ve hayvanı kılıç ve ok darbesinden korur. O sm anlıya Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlıyan bir silâhtır. Bu oku çekip uzatmak bir özel hünerdir. Rum Abdalları ve ahilerle yanyaııa bir tâ ’ife olarak zikredilen Gâziyân Osman dönemindeki alplardan baş­ kası değildir ve bu alplar belli nitelikler taşıyan bir grup­ tur. Zırh. Osmanlılar Balkanlarda H ıristiyan süvari askerini soylu sayıp tim ar vermişler. Bu. Absu (Hypsu) hisarı Akça-Koca’ya uc tayin edilm işti. Bu feodal apanaj sistemi daha sonra R um eli’de gaza yapan uc beyleri. M.yetleri guzâta taksim ” etmekte idi (Neşri I. Alpın atının karnını örten bir zırhı olmak gerektir. garibler yahut esiri Köse Mihal arasında ölüme kadar sadakat bağı. Altıncı ve yedinci koşullar. kem ikle berkitilm iş uzun m enzilli yaydır. A lplığı başarmıya gayretsüz er Dördüncü koşul. a n d içmek (kanlarını bir kapta karıştırıp içmek. alperen adını almak isteyen kişi için 9 nesne gerektir. Avrasya tarihinde. Osman Gazi ile alplar. göçebe halklar arasında İmpara­ torluk kuran. Ahiyyân. Başta Alpların “kol-kola savaşması” gereği belirtilm iştir. nefsiyle mücahedede bulunan alp-erendir. Şeyhler neslinden Zaviye yöneten hatunlar. bürüme zırhtır. 118). alpın silâhları. Kılıç üzre and anunçün içilür Alplar arasında anda (and) Avrasya halkları arasında savaş birliğini (Batı dünyasında comitatus). meselâ Hüdavendigar sancağında bir vakıf idare eden Tâcî Hatun B adyan cema’atından sayılırlar. Beyler arasında en değerli peşkeş attı. ona mensup olanlar Bâciyân’ı oluşturmuştur. 1320’lerde Konur A lp’a Kara-Çepiş hisarı. Yalunuz ok yay ile alp olamaz Ok ile ol alplık adın alamaz K ılıç. onun “altını ve inci­ sidir”. cesurluk. A lplık için gerekli yedinci ve sekizinci koşullar “âlet’le r kılıç ve süngü sahibi olmaktır. Gayrı-müslim reayaya ata binme ya­ sağı vardı. Alp “varlığı korumak için ay ve yılda birbirleriyle kol kola savaş” yapan baha­ dırlardır. alpın zırhlı olmasıdır. İlk koşulu “muhkem yürek". Evrenuz. soyluluk koşu­ ludur. Gazi. Onun paralleli. yerleşik halkları egem enliği altına sokan gerçek askerî birlik. bir “bayık” at sahibi olmalıdır. Osman döneminde beyliğin bu feodal yapı­ sı karşısında Orhan döneminde ulema sınıfından vezirler idareyi ele geçirdiği zaman merkeziyetçi bürokratik re­ jim hinterlandda egemenlik kazanacaktır. Garîbnâme’ye göre alp. kan SİYASET . yani yay ve kılıcıdır. Bayram’a göre Bâciyân taifesi. İkincisi Alp’in kolunda kuvvet olmalı (fiziksel güç). “yağı görüp sim m iya”. şeyh Evhadüddin K irmânî’nitı kızı Kadın Ana Fatma Hatundur ve Ahi Evren (Nâsirüddin Mahmud) ile evlenmiş olup Anadolu’da kadınlar ara­ sında ahiliğe denk Bâciyân ta’ifesini kurmuştur. Düşman alpı atından tanır. alp gayret ve hamiyet sahibi olmalıdır. Herkes onun gücünü görür ve sayar. nökerliği (yol­ daşlığı) oluşturan ritüeldir. zırhlı sürvari ordusudur.

Siigü (Süngü)2 gerektir. Eski m etinlerde sügü. düşman alpı karşısında sügüsütıden bilir. dervişler) edinme. Aşık Paşa özetle alp kişiyi şöyle tanım lar Kimde varsa bu dokuz nesne tamâm Alp adıyla anı okur hâss-u-âm A lplık Tanrı vergisi (dâd)dır. Yoldaş olan Alplar “kol kola” savaşmalıdır. ok. Hod bu alplık kim de olsa şeksüzün Ayağına süre cümle halk yüzün ilk velî olmak gerekdür ol kişi Gec vilâyet olmasa anda ayân Din yolunda alp değül bellü beyân Evliyâdur ol kim ana korku yok Dünyada hem âhirette kaygu yok Aşık Paşa bundan sonra dinde alp veya alp-eren ol­ manın dokuz spiritül koşulunu özetler. Yâr ile açıldı bu dîn ey Dede Bu dokuz sıfatı nefsinde toplıyan alp ve alp-eren halkın kılavuzudur. Yoldaş hakkında: Cümle âlet oldu bu kez yârı yok Bile ardınca yürür dildârı yok Çun kafadar olmaya pes neyleye Dört yanını kendü nice bekleye Bil ki alplık yalnuz olmaz ey safâ N itekim yalnız değildi Mustafa Aşık P aşaya göre: Dün ü gündüz çalışa nefsi ile Tâ ki nefs-i düzele aklı ile Alp için dinî. ışk. Garîbnâme’ye göre kol ve elile sügü/mızrak kullan­ ması ayrı bir beceri ister. gerçekten alp olmak için bedenen güç­ lü. yay. Âşık.kardeşi olmak) merasimi ile gerçekleşiyordu. Şeriat bilgisi. anda ile öndere bağlı olan alplar ara­ sında yurtluk olarak paylaşılıyordu. vilâ­ yet. Âşık Paşanın bu anlatım ı. Anadolusunda ideal profesyonel savaşçı kişidir. Bildük alp lık dünyada niceyimiş Dinle imdi dîn içinde neyimiş Hazret-i Peygamber’in dediği gibi: Nefisle savaşma cihâd-i ekberdir O SM A N H Yâ din içre hâkim ü server gerek K utlu kişi bu ikiden alp veya alp-erenden biri ol­ maktır. kılıç ve m ızrakla silâhlanmış. Süg ü ’nün kolu ağaçtan olup ucunda temren (demren) deni­ len kesimi demirden olurdu. kifâyet (nefsini basmak). bağatur/bahadır diye anılan kahraman savaşçıyı. zırhlı süvari olarak canlan­ dırır. Alp. arkadaş. yy. Kuşkusuz birincisi Avrasya H akanlıklarında alp. dünya sevgisi havasına kapılm am alı. doğru yâr (eshâb. yüreği cesur bir yiğ it olmalıdır. Yâ kişi dünya içinde er gerek Pes bu alplık yalnız olmaz yâr gerek Yar içün ol baş-u-can oynar gerek Yoldaşlığın özel bir merasimle gerçekleştiğini yu ­ karıda işaret etm iştik. Bunun yanında Garîbnâme’nin b elirttiği başka önemli bir koşul. spiritül nitelikler şöyle özetlenir. 13. muhabbet ile bütün ömrünü harcar Ey Hudâyâ. Bütün bunlar gözümüzde alp veya alpereni. A hiyyân I SİYASET . “Din A lp ı” bunlara karşı uğraş vermek zorun­ dadır. Bu koşullar. Aşık Paşa’da İslâmi gazi terim i yerine öz Türkçe alp terim i k u llan ıl­ ması dikkate değer. Garîbnâme’ye göre k ılıç ve ok yalnız başına iş göre­ mez. mızrak olarak tanımlanır. ışk (nefsini dünya ilgilerinden kurtarıp bağımsız olma). fısk-u-fesâd gib i kötü huylardan kaçınm alı. İkincisi ise alpın daha çok İslâmî gazâ ile kaynaşmış tip in i alp-ereni vurgular. Âşık Paşanın gördüğü gib i alp. himmet (başkasına özveriyle yardım etme). ışktan ayırm a bizi Aşıkpaşa’da alp ve gazi özdeş terimlerdir. Ganimet ve fethedilen topraklar. lider tipini. riyâzet. Sügü/mızrağm savaşlarda başlıca silâhlardan biri olduğunu eski metin­ lerde k ılıçla birlikte sık sık anılmasından anlıyoruz. Din direği olan böyle bir alp önünde halk yüzünü yere sürmelidir. Osmanlı sipahisi için daha çok gönder (mızrak) sözcüğü yaygındır. kar­ g ı. alpın ar­ kasında yürüyen kafadarı yani yoldaşı olmalıdır. ilm . Bu huylar havayîlikten doğar. C im rilik. tevekkül. Bu süvari.

210-217). Böylece Avrasya steplerinde olduğu gib i alplar etra­ fında gazâ-akın b irlikleri oluşmakta.için ahlâk ve edeb kurallarını tespit eden fütüvvet kural­ larına paraleldir. Moğolca nökör (çoğulu nököd) Avrasya feodal sistem in­ de yaygın bir kurumdur. Osman tutsak düşen Harmankaya Tekfuru Köse M ihal’i aff edip azad etti. tâlib) modelin ge­ nel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır. Anadolu Uc bölgelerinde kızıl börk giyen. La societe feodale. dayanışma. Osman Ga­ zi de. Moğol toplumunda nöker. M ichel yay. Menâkibnâmeye göre (Aşpz. Kırşehir’de görkem li türbesi. Toplumda alp sıfatını kazanmak için bu dokuz niteliğe sahip olmak gerektir. 1968. Çağdaş Bizans ta­ rihçisi Pachymeres Osman’ı bölgede Bizans topraklarına karşı akın yapanlar arasında en atılgan bir önder olarak tanıtmaktadır. Bu alp veya gâzî tasvirini. seferlerde bayrağı altında alpları toplamasıdır. kabile bağları dışında gâziyân örgütüne ka­ tılm ış. Eski Osmanlı menâkibnâmesinde “Aşık Paşa dedikleri aziz” (Neşrî 162) öteki ulem a arasında saygıyla anılır. zırhlı süvaridir ve m utlaka bir yoldaşı olm alı. kökleri bakımından bu modeli İslâm öncesi İran. yy. abdâlân ve bâciyan için ortak bir modeldir. Osman Gazi döneminde askerî-sosyal sistemde nökerlik/yoldaşlık. Babaîlerin. Neşrî. I. Dânişmendnâme ve Dede Korkud gibi Anadolu destanlarındaki kahraman tasvirine eş bu­ luyoruz. Osman Gazi’nin gâziyânı gibi öte­ k i Uc beyliklerinde de ilk askerî siyasî çekirdek benzeri bir süreçte ortaya çıkmış olmalıdır. Onlar bu enerjik öndere Köse M ihal gib i nöker/yoldaş oldular. Araştırıcılar. kendine tâbi olanlarla b irlikte şefin hizmetine g i­ rer. Anda yani a n d içmekle önderle nöker arasında ölün­ ceye kadar süren bir b ağlılık kurulmuş olurdu. Orta Asya Türk dünyası ve Roma idaresindeki Suriye ve M ı­ sır’da rastlanan gençler b irliği geleneğine kadar izlem ek­ tedirler. bey kulları (gulâm -i m îr). 210) Commenatio şef ile hizmet yüklenen arasında “feodal dönemin tanıdı­ ğı en güçlü sosyal bağlardan b irin i” oluştururdu. Nöker kurum u. bir VeO S M A N II faî-Babaî tarikat halîfesi olarak U c’a gelen şeyh Ede Bal i ’nin yakınlık ve “berekâtı” olmuştur. Osmaı. Bab. bugünde bir ziyâretgâhdır. 13. ahiyyan. Battalııâme. la formation des liens de dependance. soylu kişilerin. Osmanlı Devle­ tinin gelişm e çağında kul sistemine vücud vermiş görün­ mektedir. “Köse M ihal da­ yım onun bile olurdı.3 Esir olan nöker. böylece yeni yaşam tarzı sonucu kendi aşiret gru­ bundan kopmuş. Orta As­ ya Türk-Moğol toplumunda nökerlik. 10. Uc Türkmen toplum ları dahil. onun nökeri veya yoldaşı olurlardı. Marc Bloch. alçak gönüllülük gib i etik nitelikler ve üç yüzlü bir örgütlen­ me (şeyh. Paris: A. özveri. Alp. derviş. Nöker. gazâ ve ganimet akınlarıııa katılan. gâziyân. Osman Gazi ve onunla birlikte savaşan yoldaş alpların genellikle Ana­ dolu’da uçlardaki gazilerin tasviridir. A lplık gib i egemen bir kuram olarak görünmektedir. G azi’nin k a­ riyerinde ikinci aşama. Marc Bloch’agö re (s. m aiyet aske­ ri durumundadırlar. Bab). Yiğitlik/centilm enlik. bagaturların evinde ve seferde yanından ayrılm ayan hiz­ metkarı ve silâh arkadaşı olarak tanım lanır. 105) Osman “Yarhisarı Haşan Alpa verdi. Aşık Paşa’nın alp tasviri. U c’ta gâzîler. Yeniçeriler. İslâmî kutsal ganim et için her yandan. bu dahi bir yarar yoldaş id i”. O. alplar ganim et seferlerinde en başarılı önderin bayrağı altına giderler. 10. 1302’de Osman’ın Sakarya seferinde Lefke (bugün Osman-eli) ve Çadırlu tekfurları Osman’a ita­ at ettiler ve “Osman G aziye hâss nöker” oldular (Aşpz. sosyal bakımdan farklılaşm ış oluyorlar­ dı. Bu model. onunla beraber “kol kola” gazâ yapmalıdır. Batı feodalizmin­ de commendatio veya hommage (Almanca m annschaft) anda ile kıyaslanabilir (Bak. Onu ötekiler arasında seçkin duruma getiren özellik. her biri U cu n bir bölgesinde gazâ faaliyetinde bulunmaktadır. her menşeden gelen “garîb’le r. alp-erenlerin pîridir. (Aşpz. Ekseri bu gazilerün hidm etkârları Harman kaya kâfirleriydi”. başbuğa anda ile bağlanırlar. I SİYA SET . Çoğu tutsak edilip an da ile başbuğa hayat boyu bağ­ lı silâh arkadaşı (comrade-in-arm) olur. “Köse M ihal dahi heman can ü dilden Osman Bege etbâ’iyle nöker olup gerçek muhibbi oldu” (N eşrî I 76). y iğ it yahut şeyh. Anadolu Türk hal­ kının tüm sosyal hayatını düzenleyen pragm atik bir sosyal-etik sistemden ve buna dayanan bir model örgütten söz etmek mümkündür. 120). böylece akıncılığı yol edinen Türkmenier. ahi. kuşkusuz başlangıçta bu alplardan biri idi. tim arlı sipahilerin hizmetkârı gulâm lar hep nöker. Mevlevîlerin değil.

MM 16016. bir din adamına ihtiyacı vardı. Böylece. Moğol kuvvetleri onu yenilgiye I SİYASET İleri gelen fakılar sünnî İslâm hukukunu bilen in­ sanlar olarak önemli rol oynamışlardır. Onun çocukları. yy. Türkiye ahi teşikâtının kurucusu. Bu âlimler. İslâm hukukunu. Daha yukarıda kadılar. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesi ve beylere danışmanlık yapmış olmaları. Oğ­ lu Gıyaseddin Keyhüsrev II tarafından zehirlenen Alâeddin’deıı sonra Nâsiruddiıı hapse atıldı. Bu kayıtlarda. tabii. Ho­ cası ve kayınpederi fütüvvet akımının büyük şeyhi ünlü sufî Evhadu d-dîn Kirmânî’dir. Nâsirüddin’in ahileri. Süleyman. Beyliği teşkilât­ landırma. fakîh’in kısaltılmışıdır). Kadı 1 (Söğüd kadısı) imam 1 (İbrahim Fakı) Zaviye Sahibi şeyh 3 (Ede Şeyh. Osman döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakîh’tir. daha bu zamanda. Meselâ.OSM AN IJ U C U N D A AHİLER VE f a k ie a r Demek ki. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafın­ dan ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik­ ler tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. m u’în) gibi ünvanlar kullanırlardı. Turbegi. Osman ve Orhan dönemi vakıflarını içeren Fâtih dönemine ait bir evkaf defterinde (Osmanlı Arşivi. Ahi Evren (Evran). Moğollarla mücadeleye giren II. İslâm kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına. Yusuf. Kırşehir’de debbağlar şeyhi olarak yerleşti. Çandarlı Kara Halil. Murad. Halife Nâsır’ın sultanlar yanında girişimlerine bağlanmaktadır. vezirler gelmekte idi. 13-17) Söğüd kazasında vakıflar şu görevliler arasında bölüşülmüştür. fakılar daha ağır basmaktadır. Nâsıruddin’in Babaîlerle ve Türkmenlerle yakınlığı vardı. vakıfların kanıtladığı gibi. Söğüt yakınında türbesi bugün bir ziyaretgâhtır. daha Osman Gazi zamanında İslâm hukunu bilen kişilerle devlet kuran Bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. ulema menşeinden vezirlerin en ünlü­ südür. Hapisten kur­ tulunca. Tursun Fakîh adlarını bili­ yoruz. fütüvvet erbabının dostu Alâeddin Keykubad I'in (1221-1237) himayesi altında idiler. Ana­ dolu’da ahilik teşkilâtının temelini oluşturan fütüvvet hareketinin başlangıcı. başlarında Bağdad’dan Anadolu’ya gelen bir grup ulema ve sufıler ara­ sında idi. A li Ömer. Tursun) 8 (Hacı Eşref Ahmed. fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. İzzeddin Keykâvus’ı destekliyorlardı. Bu düşmanlık Mevlanâ’nın şeyhi Şems-i Tebrizî’nin katliyle (1247) ilişkili­ dir. hukukî ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahileri ve fakıları görüyoruz (fakı. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakîh ve onun oğlu Yahşi Fakîh vakıf almış bu fakılardan ikisidir. Ahi Evren. Fakılar. OSMANLI . Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuk seçkin sınıfına hitab eden Celâleddin Rum î ile Ahi Evren arasında düşmanlık vardı. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları gösterdi ki. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. Osman dönemine ait fakılar arasında Ede Bali. Timur) 1 (Isa) Fakı Sofi AH İ EVREN Selçuk sultanları Bagdad Halifesi ile yakın ilişkide olup kendilerini resmî yazılarda H alifenin bir menşurla tayin ettiği sultanlar durumunda görür. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. H alîfenin yar­ dımcısı (zahîr. Osman bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormakta­ dır. ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayını açıklar (ilk vezir­ lerden Sinaneddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. Keykâvus 1254’de Kırşehir’e gitti. Uc toplumunda Osman Gazi’nin manevî destekle­ yicisi. 13. sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar ve ahiler son derece önemli bir rol oynamışlardır. Köye yerleşen bir grubun. İslâm kuramlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağla­ maktadır. 1453’e kadar devlet içinde otori­ te bakımından pâdişahla kıyaslanacak bir mevkiye sahip­ tiler. Kirmanî’niıı Anadolu’da birçok şehirde halifeleri vardı. İbn Battuta seyahatinde rastladığı bu çeşit köy imamlarından sözeder. tasavvuf ve felsefe üzerinde eserleri olan bir âlim ­ dir. Asıl adı Hoy’lu Şeyh Nâsırü’ddîn Mahmud’dur.

Osman Gazinin şeyhi Ede-Bali’nin Kırşehri (bu­ gün K ırşehir’den uc’a göçenler arasında bulunduğu ile­ ri sürülmüştür. karşı çıkan esna­ fı. “Anadolu Türk­ men yurdunda her bölgede. Buna fütüvvet de denir. Anadolu’da isyanı bastırmaya çalışan Moğolların soykırımından Nâsıreddin de kurtulmadı. OSM AN LI AHİLİK VE FÜTÜVVET 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta mem­ leketin her yerinde kendisini zaviyelerinde misafir eden ahîleri görmüştür. hayli görkemli olan zaviyesinde her sene toplanırlar. Türkmen halkı için Türkçe Garîbnâme adlı eseri ya­ zan Âşık Paşa da K ırşehirlidir. Gerçekten dericilik. Ertesi gün işlerine gider ve ikindiden sonra or­ taklaşa kazandıkları parayı getirir ahiye teslim ederler. Kanunî Süleyman’ın itaatsizlik gösteren kapıkulu askeri­ ne karşı debbağları anarak tehdit ettiği rivâyet edilmiş­ tir. başlarına. Kırşehir emirliğine atanan Mevle­ vi Nureddin Caca Bey’in şehirde yaptığı katliâmda haya­ tını kaybettiği (1261) anlaşılmaktadır. ya­ kınlık ve itibar gösterirler. Arab seyyahını konuklamak için birbirleriyle kavgaya kadar yarışırlar. Osman Gazi zamanında Sultan-önü U cunda rastladığımız ahiler ve abdal/kalendirîlerin orta Anadolu’da 1256’de patlak veren Moğol-Türkmen mücadelesinin serpintileri oldu­ ğu olgusunu ortaya koymaktadır. Zaviye üyelerine fityân. bağımsız. onu halı. Anadolu Türkleri arasında bir velî mer­ tebesine yükselmiş olup kerametleri bir menâkibnâmede toplanmıştır. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da ahilerle beraber uc’a göçen dervişlerdendir. Şîraz ve Isfahan halkı. Eskinin gele­ neksel yaşamında ev eşyası. Mevlevîlere verildi. satın aldıkları şeyleri ikram ederler ve ayrılış gününe kadar konuk onların ya­ nında kalır. önüne kor. Dünyanın hiçbir yerinde davranışlarında onlardan daha centilmence davranan kimse görmedim. kendisini zaviyede konuk ederler. Fâtih Mehmed kendi cami külliyesini yaptığı zaman yanında sarraclar için büyük bir sarrachane yaptır­ mıştır. Kayseri’de ahî Emir A li’nin zaviyesine şehrin büyükleri dahildir. evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden bir kimsedir. Dünyanın hiçbir köşesinde. 1651 esnaf isyanında ilkin “sar­ rachane ahileri” bayrak kaldırdılar. Evliya Çelebiye göre. Kırşehir’de Ahi Ev­ ren (Evran) tekkesi post-nişîni (şeyhi) tüm İmparatorluk­ ta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetnâme göndererek makamlarını onaylardı. Anadolu halkını din ve ahlâk bakımından mutaassıp bulmaz. Odada sıralarını alınca herbiri kü­ lahını çıkarır. şehir ve köyde rastlanır. Bayramda silahlı genç ahiler merasimlerde sultanın askeriyle beraber yürür. yabancılara yakınlık göster­ mekle. Bir konuk gelmemişse. devlet karşısın­ da en güçlü. Başında ipekten güzel bir tak­ ke kalır. zorbaların ve polis hizmetindekilerin veya onlara katılan serserilerin zulümlerini önlemekte. hatta onları ortadan kaldırmakta gösterdikleri ciddî çabaları bakı­ mından onlarla kıyaslanabilecek kimse yoktur. Bütün bu olaylar. bir zavi­ ye bina eder. İstanbul’da debbağhanede beşbin kadar debbağ vardı. Onların dilinde a h i şöyle bir kimsedir. Anadolu’da ahiliği kuran­ ların başında gelir. 1256). onlara yiyecek vesair gereksinmelerini karşıla­ makta. Ana­ dolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. hayvan takımları. vb. geti­ rirler. kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer. Onun. gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançların. kendi sanatında çalı­ şanları. Ahilere ait zaviyeler. davranışları bakımından onlarla kıyaslanabilir. O. kendileri yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra İlâhi ve raks ile sema’ yaparlar. bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiye­ cekleri satın alınır. Kayseri gibi büyük şehirlerde Moğollar. fakat onlar yolculara daha çok şefkat. deriden yapılırdı. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse. Tokat. Ahi. Osmanlı Devletinin kuruluş döne­ minde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oyna­ dığı kuşku götürmez.uğrattılar (Sultan Hanı Savaşı. Zaviyede onunla beraber olanlar. Sivas. Ahi.4 “Bu ahiler” diyor. Bunun üzerine ahiler uzak uc bölgelerine. bunlar arasında savaşçı kalabalık debbağ esnafını kat­ liam ettiler. Ahiler arasında zengin ve fakir olan vardır. Debbağların pîri sayılan Ahi Ev­ ren 32 çeşit esnafın pîri sayılır. Ahi Evren üzerinde etraflı araştırmalar ya­ pan Mikâyil Bayram a göre o. ahi denir. evvelce söylediğimiz gibi. Bir yerde I SİYASET . Ahi Evren. Türkmenler arasına göç ettiler.5 Kendilerine fityan denen gençlerin ellerinde uzun birer hançer ve başlarında bir zi­ ra’ uzunlukta beyaz keçeden külah (sonraları yeniçeriler­ de göreceğiz) taşırlar. Şehirlerde debbağlar en kalabalık. işçi grubunu oluşturmakta idi.

bu ziya­ ret Osman’ın ölümünden (1324) on yıl sonradır. Ahilerin. Egridir’de fakîh M üslihiddin. Çin’e kadar dış memleketlerde aranan h alılarıyla ünlü Aksa­ ray’ı. özel bir libas giydiklerini be­ lirtir. İbn B attuta’nın verdiği ilginç ayrıntılar arasında bu uçlarda İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir (M ilas'ta fakîh al-Harezmî. (kaplıcaya yakın) bir zaviye vardır.. Osman Gazi’nin Söğüd. Bursa’da fakîh Mecdeddîn al-Konevî ve Abdullah alM ısrî. Öbür büyük şehirler arasında Konya’yı. Bu sultan servetçe. kendisine altın gümüş kaplarda şerbet sunuldu (442). Şemseddin o gece büyük bir ziyafet vererek or­ dunun başlıca kom utanlarını ve şehrin ileri gelenlerini davet etti.sultan yoksa ahi o yerin valisi gib i hareket eder ve davra­ nışları beyler gibidir (434). sırf alnının teriyle kazandığı ile geçinir ve kimseden sa­ daka kabul etmez. K ur ’an okunduktan fakîh ve vâ’iz Konyalı Mecdeddin vaazını verdikten sonra sema’a başladılar. küçük demektir. Kastamon ili vâiz Alâeddin. Arab seyyahın hayranlığını çeken sarayda. Özetle İbn Battuta. orada gelen has­ talara kaldıkaları üçgün sürece barınak ve yiyecek verilir. çarşıda oturan esnafı birbirin­ den ayrı ziyaret etmiştir. İbn Battuta’nın Orhan’ın ülkesi hakkında verdiği ayrıntılar ilginçtir (449-452). İznik’i yirm i yıl kadar kuşatma altında tuttuğu söylenir. Söylen­ diğine göre bir yerde hiçbir zaman bir aydan çok kalmaz. İznik’te Alâeddin Sultanyükî. onun tip ik bir abdal derviş ol­ duğunu kanıtlar: “Bu vâiz Mecdeddin sulehadan olup. Aydın Beyi Mehmed).” (İznik kuşatması 1300’de başlamış ve şehir Or­ han’a 1331’de teslim olmuştur). öyle ki birçoklan her toplantıda onun önünde tövbe ederler”. geniş caddeleri. bana büyük bir para gönderdi. B irgi’de M uhyiddin. vecde gelip bayıldı. ülkesi ve askeri kuvvetler itibariyle Türkmen beylerinin en büyüğüdür. Kabristanda uyur. refahlı iyi örgütlenmiş bir toplum olarak tasvir etmektedir. üstünde ancak çıplaklığını örtecek kadar libas vardır. Cuk. “Bursa Sultanı” ihtiyârüddin Orhan Bek Sultan Osman cuk’un oğludur. 1354’de Gregory Palamas da Orhan’ı dağlık serin bir vadide buldu. Unutm ayalım ki. ipekli libaslarıyla yirm i Rum içoğlanı gördü. Yüze yakın kalesi vardır. ailesinin bir ara B ilecik’te oturduğu hakkında menâkibnâmede aktarılan b ilgiler herhalde doğrudur.. kâfirlere karşı sürekli savaştadır ve onları kuşatm a al­ tında tutar. Sonuç çıkar­ makta acele eden b atılı oryantalistler. Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma âdeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir. Bu zaviye’yi Türkmen beylerinden biri6 inşa etmiştir. Kalacak yeri yoktur. İbn B attuta Anadolu’nun en mamur büyük şehirle­ ri arasında Denizli (Tonguzlu)’yi sayar. Bursa’yı. beylik döneminde şehir­ de. Sultan Arab seyyahını ulema ile çevrili olarak ziyaret etti ve bir takım hadisler hakkında sorgu sordu. çoğu zaman o sürekli bu kaleleri dolaşıp durum ­ larını teftiş eder ve herbirinde birkaç gün kalır. 13 34’e doğru Batı Anadolu beyliklerini Sultanlar idaresinde pazarları ve dinî-sosyal kurum larıyO SM A N LI I la müslüman nüfusun yaşadığı şehirlere sahip. Konya’da ahi bir kadıdır. Bazı bölgelerde eşkiya nedeniyle güvenliğin olm adığını da işaret eder. o şehri alamamış oğlu Orhan on ik i y ıl daha kuşattıktan sonra alm ıştır. Amasya’da velî Ahmed Rifâî soyundan şeyhler. orada çoğu Rum kadın işçilerinin dokuduğu ünlü işlem eli pamuklu ku­ maşlardan sözeder (425). Rumlardan babası fethetmiştir. Hazret-i A li’ye kadar giden pîrleri olup fütüvvete tâbi olduklarını. sonra şehre indiklerinde sarayında konuk oldu. Mecdeddin’in vaazı sırasında dağda bir mağarada riyazette bulunan bir derviş haykırdı. “Bursa” diyor “güzel çarşıları ve geniş yollarıyla büyük ve önem­ li bir şehir olup her yandan bahçe ve akarsularla çevrili­ dir. topluluklarda verdiği vaazlarda halkı cehennem azabıyle uyarır. Şe­ hirde fityanın büyüklerinden feta ahî Şemseddiıı’in zavi­ yesine indik. A ntalya’da Suriye’den Şihâbeddin. Mezarı.. eskiden H ıristiyanlara ait bir camidedir. “Anadolu’nun en güzel ve varlıklı şehirlerinden bi­ r i” olarak tanıtır (432). Karacahisar ve Yenişe­ hir’i beylik merkezleri seçtiği. Arab seyyahın Mecdeddin hakkındaki tanımlaması. İbn B attuta ekler: “Or­ han’ı İznik’te buldum. Sultanın doktoru bir yahudi idi. Orada onun tip ik bir Türkmen çadırında oturduğunu gördü. bundan Orhan za­ manında bile Osmanlıların göçebe oldukları neticesini çıkarırlar. İbn B attuta Birgi Sultanı M ehmed’in sıcaklar dolayısıyle her yaz yaylaya çıktığın ı işitti (439). Gerçekten ulvî bir gece id i”.. Onunla birlikte olmamız aşure gününe rastladı.” SİYASET . O.

yani ahlak ve davranış ku­ ralları yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının m illî karakterini belirlem iştir. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitim iyle öğrenildiğinden. Bu nedenle şehrin nüfusuna göre üretim in ayarlanması gerektir. Sultanlar ve özel kişiler vakıflar yaparak bu za­ viyeleri desteklediler. güç durumda olanların yardım ına koş­ ma. büyüğe saygı. ihtisab kanunları ile mal k a­ litesini tayin ve pazarda muhtesip teftişi ile kontrolünü arttırm ıştır. Osmanlı es­ naf teşkilâtı ve etnik koşullarını belirlem iştir. seyahatine devamla Geyve’de. Talep sınırlıdır.7 Fütüv­ vet. Noksan üretim ise. Küçük şe­ hirde yerel m al üretim inin şehir ihtiyacına göre ayarlanO SM A N L I . diline hakim olma). İç örgüt böylece devlet kontrolü dışında idi. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük. fütüvvet adabı sosyo-ekonomik yapının temel ahlakî işlevini yeri­ ne getirm ekte idi. her usta. fiyatın fazla artışına neden olur ve tü ­ keticinin zararınadır. padişah beratı aldıktan ve devlet bürolarında saklı def­ terlere kaydolunduktan. yani üretim i şehrin nüfusuna göre ayarlanmıştır. misafir odaları eski zâviyeleri anımsatır. M udurnu’da. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. Ken­ disi “salihe. Köylerde gençler gece­ leri yârân veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet ku­ rallarını öğrenirler. fazıla” bir hanım dır”. Meselâ. İbn B attuta’yı kabul edip hediyeler gönderdi. “şimdi Sultan’ın hizmetindeki birkaç kişiden başka ahali yoktur. Bu âdet bugüne kadar gelm iştir. Esnaf ustaları esnafın seçiminden sonra padişah beratıyla tayin olunurdu. A hîliğin ahlâk ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdî’nin eserleriyle sûfî inanışlarıyla zenginleşen fütüvvetnameler. Bolu’da yolu üzerindeki tüm şehir ve kasabalarda ahi zaviyelerinde kaldı. genellikle beratlı esna­ fı desteklerdi. Devlet. Öbür yandan mal kalitesini koruma. sof im âlatı ve ticaretiyle çok zengin bir şehir haline gelen Ankara’da ahî Şerefeddin şehrin kamu işlerinde egemendi. İznik’te Kürele köyünde ahilerden b iri­ nin zaviyesinde kaldı. sosyal dayanışma. esnafın. siyasi iradenin her an esnafa müdahalesini gerektirirdi. sonra loncada gerçek otorite ve yetkisine sahip olurdu. Bu yârân. yalnız ekonomik-sosyal yaşamda değil. y iğ itlik ve ci­ vanmertlik (centilm enlik) hepsi fütüvvetnamelerde tel­ kin edilen idea! insan sıfatlarıdır. Beypazarı’nda 10 fırın ustasına izin verilm işken. hırsızlıktan. esnaf teşkilâtı ile devletin işb irliği sayesin­ de ayarlanırdı. bu nedenle fazla üretim fiyatın düşmesine ve esnafın zarara uğram asına yol açar. Bu kaçakları yasaklamak için esnaf devlete baş vu­ rurdu. olağanüstü bir konuk-severlik. Meselâ. emece denilen tarlada hep birlik­ te ortak çalışma. Anadolu’nun her tarafında yayıld ı. özveri ve dayanışma. özveri. Seçimden sonra kethüdâ. kalfa. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davra­ nışları üzerinde tespit ettikleri özellikler. ustaya itaat gib i esnaf lonca örgütü­ nün gerektirdiği bir eğitim verilirdi. ması gerekirdi. usta nizamı. Ahileri daima fe ta (Türkçe karşılığı y iğit) unvanıy­ la anar. Or­ taçağ esnaf teşkilâtında her sınıf mal üreticisinin sayısı. yiğit-b aşı. kasabada esnaf teşkilâtının temel ekonomik sistem ini belirler. idarecilerini kendisi seçer­ di. Ortaçağın dış pazara m al gön­ dermeyen kasaba ve küçük şehir ekonomisi. ahilik. cinsel taciz­ den ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline. şe­ hirlerde ve köylerde futüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu.Seyyahımız. fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken şehrin üretim koşulları ve mal üretim i. Bununla beraber esnaf kendi iç nizam larını oldukça korumuştur. ııakib ve şeyh. Talep arttığı zaman kenar mahallelerde koltuk denilen kaçak ustalar ortaya çıkar. “İznik’te” diyor. Hatun. ah ilik “âdabı”. im tihanlarla sağlanırdı. I SİYASET FÜTÜVVET VE ESNAF Fütüvvet. çırak. Osmanlı döneminde devlet. Arab seyyahı. O sm anlı’dan önce bu işlevi şehirde esnafın lideri olan güçlü zengin ahi babalar yerine getirirlerdi. İşte bu koşullar. Böylece esnafla devlet arasında gittikçe kuvvetlenen sıkı bir işb irliği ortaya çıktı. keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğun­ luğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlem iştir. beline. Yenice’de. Bunların başında Orhan’ın eşi Bayalun Hatun yaşamaktadır. kamu güvenlik sorum­ luluklarını da yüklendiler. Bu koşullar. İstan­ b ul’da 150 ustaya izin verilm iştir. Selçuk­ lu sultanları Moğol egem enliği altında ülkede siyasi güç ve kontrolü kaybettiklerinden şehirlerde ahiler. İşçilerin ahlakî-sosyal disiplini. İbn B attuta bazı büyük şehir­ lerde baş ahinin bir sultan gib i davrandığına tanık ol­ muştur.

bu muharebeyi uzun uzadıya bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Bunun bir misâli şu olayda açıkça görülür: Beypazarı’nda 1682 tarihinde Ahi Evren (Evran) za­ viyesi vakıfları üzerinde zaviye şeyhiyle debbağlar esnafı­ nın ahisi arasındaki anlaşmazlık.” Bizans komutası. 1 Haziran’da. Bursa. Bu. İmparator ordusuyla buraya. Osmanlı tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Bizans ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu ara­ da Hereke dahil.’nin amaç­ ladığı gayeye erişmiş oldular. vardır. Böylece. daha başlangıçta Osmanlılar stratejik üstünlük sağlamış bulunuyorlardı. Osmanlılar. ondan altı sene soııra da İzmit düşecektir. Oysa. Açıkça maksat. Orhan döneminde (1324-1362) İznik ovası­ nı ele geçirdikten sonra İstanbul’a en yakın iki mühim şehri. İznik ve İzmit’i almak için son bir atılım yapacak­ lardır. bu sahildeki tüm küçük hisarlar. İznik açlıktan düşmek üzere. Buııa karşı. Kuşkusuz. buna düzensiz eyalet askeri de katılıyor. eğer bunu yapamazsa o zaman sa­ vaşı bırakmayı düşünüyor. Bu savaşın Bizans kaynaklarından tam tarihini de biliyoruz. dır. Pelekanon’da yenilgiye uğratıldı. bugün Eskihisar’ın he­ men batısında düzlükte karşı karşıya gelecektir. 1329 baharında Gebze limanı ya­ kınında Pelekanon denilen yerde. Birinci safhada Bizans İmparatoru harp meclisinde şu kararı al­ dı: “Tepelerden Osmanlıları düzlüğe çekelim ve savaşı düzlükte kabul edelim. Pelekanon Zaferi Hammer tarihinde ve onu izleyen tarihçilerimizin eserlerinde Maltepe Sava­ şı olarak bilinir. klasik Osmanlı savaş taktiğidir. Anadolu tarafından Türkler İstanbul Boğazı’na dayanmış olacaklardır. Çok kısa olarak Abdurrahman Gazi’nin Orhan Gazi ile beraber bir Bizans kuvvetini püskürttüğü söylenir. Bu zaferin ilk sonucu. Maltepe. Orhan Gazi. Padişah bu sonuncuya hak vermiştir. Pelekanon’dan epey uzaktadır. 1329 yılı Mayıs sonu Haziran başına rastlar. 30 yıldır abluka altındaO SM A N U . İmparator gelmeden Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. İznik’in teslim olmasıdır. İznik. Bizans ordusu denizi geçmeye bırakılmayarak. zaviyenin seçimle gelen devletçe tasdikli ahi babasıyla zaviye şeyhi arasında anlaşmazlık­ lar çıkmıştır. Oysa. Bizim vekayinamelerde Pelekanon Savaşı yoktur. kaçtı. Bunun için de Önemli bir kuvveti bir vadide pu­ suya sokmuştu. Savaşın ilk günü. Orhan. İmparator. anlatılmamıştır. bizzat o muharebeye katılmış olan Büyük Domestikos Kantakuzenos. Pelekanon Savaşı iki aşamada gerçekleşti. Bunu öğrenen Orhan. Savaş. BizanslI­ lara bir ölüm kalım noktasına gelindiği inancını verdi. Beylik bu savaşı kazandıktan sonra 1331’de İznik. böylece. İmpara­ tor yaralandı. Pelekanon. Böylece. Padişah’ın önüne kadar gelmiştir. Biz burada devir açan bu savaşı ayrıntılarıyla ele alacağız. İznik’i kuşatmadan kurtarmak için gelmiştir. kervansaray ve bir debbağhane vakf eden ahi İsa’nın evladı vakıfnâme koşullarına dayanarak vakfın gelirleri üzerinde idare hakkını ileri sürmektedirler. Bu durum. İznik ve İzmit’i abluka ve akınlarıyla baskı altında tutu­ yorlar. ordusuyla Üsküdar’a geçip Pelekamon’a geldi. Bursa’nın fethinden (6 Nisan 1326) sonra OsmanlI­ ların baskısı tehlikeli bir hal aldığı için İznik teslim ol­ mak durumundadır. 1329 Pelekanon Savaşı İstanbul’un fethi gibi. Pelekanon Savaşı. Osmanlılar 1305-1331 döneminde Adapazarı’nda ve Sapanca’nın doğusunda yerleşmişler. Osmanlı ordusunda bizzat Orhan kumandayı ele almıştır. Osmanlı’nın eline geçecek. Gebze-Eskihisar bölgesindedir. İznik Körfezinin öbür tarafına ge­ çip Yalakdere Vadisi’nden inerek İznik’i kurtarmaktır. Zaviyeye dükkan. Andronikos’un düzenli ordusu 2000 kişidir. Mohaç Savaşında Macar ordusuna karşı da uygulanmıştır. tepelerden harp sahasını gözetliyor. Bursa ile İznik’in düşmesi artık Osmanlı Devletinin Bizans’ı tehdit eden bir güç haline geldiğini göstermiştir.Sonraki devirlerde. Bizans ordusunu arızalı araziye çekip orada çevirmeyi düşünü­ yordu. İki taraf orduları. Bizans ordusunu kendine çekmek için 300 kişilik bir kuvveti a SİYASET -O O R H A N D Ö N E M İN D E BİZANS'IN T Â B İU Ğ İ: PELEKANON (ESKİHİSAR) SAVAŞI 1330’larda Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından birisindeyiz. o tarihte şehrin debbağ esna­ fının seçimi ve padişah beratıyla debbağlar ahisi olan kimse bu gelirin “ahilik” üzere tasarrufunu iddia etmiş­ tir. Karşı tarafta Bizans ordusunun başında İmparator Andronikos III. Osmanlılar 1300’den beri Osman G.

paniğin önüne geçmek için yaralı olduğu halde çalışıyor. Ona karşı. sonra geri kaçışa başladı. Bu zaferden sonra. böylece kısa zamanda Avrupa yakasında güçlü bir köprü-başı kur­ muşlardır. Tuhaftır bizim kaynaklarımız. geçen yüzyıllarda burada ka­ leler yapmışlar. Kale bur­ nunda Fkokrinia. gelen gemilerle Bizans askerlerinden kalanlar İstanbul’a ulaşıp canlarını kurtardılar. Sonra Darıca. Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oğlundan biri olduğu kesinlik ka­ zanmıştır. Haziran’ın ilk günlerinde biter. bir kı­ sım kuvvetlerini kardeşi Pazarlu kumandasında düzlüğe indirdi. Bizans ordusu da karşı çıktı. iki tarafın esas kuvvetleri birbiriyle tutuşamadı. (Türkçede Cinbi) Kalesini ele geçirmişler. Karesili gazilerin zaman zaman sal ile karşı sahile yaptıkları akınların bir yankısı olmalıdır. Bu saldırıyı birkaç kere tekrar etti akıncılar. Bizans ordusunda panik başladı. Birisi. Boğazlar’ın ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı. Bunlar 4 tane kaledir. Anadolu’ya geçmek için bir geçit yeri ol­ duğundan için. iki yıl sonra. Sultan Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşanın gayretleriyle. Or­ han’ın kuvvetleri de tepeleri terk etmediler. bu suretle akın şek­ linde başlayan çarpışmalar. RUMELİ'YE GEÇİŞ Osmanlılar’ın Avrupa’da yerleşmesi. fakat asker panik halinde kaçıyor. Buraya sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri kaleye giremediler. Süleyman Paşa’nm bu başarısının arkasındaki tarihi gelişmeleri şöyle özetlemek mümkündür. Orhan’ın kuvvetleri kaçanları kova­ lıyor. Orhan. iki tarafın büyük kuvvetleri­ nin katıldığı bir savaş halini aldı. tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Bolayır’daki türbesinde yatan Süleyman Paşaya. yahut Flokren dediğimiz kaledir. O. (Bu ayrıntıları o savaş­ ta hazır bulunan Kantekuzenos anlatıyor). çünkü anahtar bulunama­ mış. İstanbul’un fethi gibi. Bunun üzerine. Dördüncü kale. oklarını serpti. Nihayet kale kapısı açıldı ve kalan Bizans askeri kaleye sığınmayı başardı. tepelere doğru çekmek. Rumeli’de yer­ leşme. Osmanlı askeri ile kale arasında kalan BizanslI­ lardan birçoğu kılıçtan geçirildi. Osmanlı Devleti öteki Türkmen beylikleri gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı. Fakat savaşın ikin­ ci günü tekrarlanan bu akıncı saldırıları sırasında İmparator bu ufak kuvveti yok etmek için bir kısım kuv­ vetlerini harekete geçirdi. artık İznikliler’in hiçbir ümidi kalmıyor. Kantakuzen’i okursanız bu kesin yenilgiyi o bir Bizans zaferi gibi an­ latır. daha yukarıda burnun berzahında Nikitiaton Kalesi.Bizans mevzileri üzerine gönderir. Anado­ lu’dan asker ve halk getirip yerleştirmişler. Bu savaşta Osmanlılar üstün geldiler. Başlangıçta. Ötekiler de bu tepelere doğru hareket etmediler. Balkan fetihlerini haSİYASET . Bizanslıları takip eden Osmanlı kuvvetleri Or­ han’ın kumandası altında ordugahın bulunduğu Flokren Kalesi üzerine geldiler. Bizanslılar. kronikler bu mühim zaferi anlatmazlar. öbür çağdaş Bizanslı yazar Nikeforus Gregoras gerçeği yansıtır. Oysa. Bu köprü-başı. İstanbul’dan gemi gelmesi için İmparator emir gönder­ mişti. Osmanlı rivayetlerinde tutsak yapılan ve Müslüman olan bir Rum’un. Eskihisar’dır. kardeşleriyle geçinemeyerek Osmanlılar’a sığınmış müslüman olmuş. Bu­ gün bu kale ayaktadır. Panik halinde kaçan Bizans kuvvetleri bu kalelere sığınmaya çalışıyor. bu büyük olayın tüm ayrın­ tıları çağdaş kaynaklardan biliniyor. büyük stratejik. O S M A N II Bu tam bir zaferdir Osmanlılar için. 1329-1344 yıllarında İzmir’den donanması ile Trakya’ya deniz sefer­ leri yapan Aydınoğlu Umur Bey. Bizans İmparatoru paniği önleyemeyince kendisini bir halı üzerinde gemiye taşıttı ve İstanbul’a kaçtı. Osmanlılar’ın Avrupa’da Viya­ na önlerine kadar yayılan muazzam İmparatorluklarının başlangıcıdır. Bu yalancı kaçıştan maksat. Gebze’nin limanındaki büyük kaledir. Bu bölge. tarih yapan büyük Türk fatihleri arasında yer vermek gerekir. İmparator ok­ la yaralandı. 1329 yılında 28 Mayıs’ta başlar. yani Daritzion Kalesi var. tarihî litera­ türde ve mektep kitaplarında sallarla geçiş efsanesinden hala kurtulamamıştır. Pelekanon Savaşı. İmparator. önemdeki Gelibolu’yu işgal etmiş ve beş yıl içinde Trakya’nın güney bölgesini fethederek. Gerçekte. Sal hikâyesi. Bizans ordusu mevzilerini bırakmadı. 1352’de ilkin Tsympe. Bu akıncı kuvveti Bizans ordusuna yaklaştı. Osmanlılar. tam geçit yerindedir. Osmanlılar’ın Avrupa’da yer­ leşmesi olayını hazırlamıştır. Bizans ordusunu yerinden çıkarıp. Öte­ ki. Osmanlılar ablukayı şiddetlendiriyorlar ve 2 Mart 1331’de İznik şehri Or­ han’a teslim oluyor.

bir süre sonra ölmüş ve Gelibolu’ya yakın bir yere gömülmüştür. Anadolu’dan getirdiği yeni kuvvet­ lerle güçlendirmiştir. Kantakuzenos’un. müttefiki Kantakuzenos’a Orhan’la ittifak yapma­ sını tavsiye etmiştir. Osmanlılar. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın ölümü ve Sırp İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır (1355). Bu sayede. İmparator. 1 Mart’ı 2 M art’a bağlayan gece meydana ge­ len şiddetli bir deprem sonucu. bir yandan Gelibolu. bu kaleyi Osmanlı askerlerinden boşaltma için önerdiği büyük paralar Süleyman tarafından reddedilmiş. Karesili Beyler. 1335’te Karesi Beyliğinin tamamını işgal ederek Çanakkale Boğazı’na ulaşmışlardı. Türk yardımı. ölmeden önce. Kantakuzenoslar tarafından kurtarıcı olarak karşılandı. Sırp K ralına karşı Osmanlı kuvvetlerini kullanarak Trakya’da. aşağı İzmir Kalesini ele geçirdi ve U m urun donanmasını yak­ tı. Bizans egemenliğini koruyabiliyordu. Ece Bey. İzmir’in düşmesinden sonra. Süleyman Paşa. Hacı Ilbeyi. Osmanlı kaynaklarında. Kantakuzenos. is­ yan ederek bu durumdan suçlu sayılan Kantakuzenos’u tahtı bırakmaya zorladı. 1347’de. Türkler’in Balkanlar’da yerleşmesi artık kesinleşmiş bulunuyordu. Dönüşte. Trakya’da ilerleyen bir Sırp ordusunu boz­ guna uğrattı. Kantakuzenos’la ittifak yapmayı Rumeli’ye akınları için gerekli görüyorlardı. O. Edirne’ye gitti. bütün çağdaş kaynaklar kaydet­ miştir. İmparator Kantakuzenos. Osmanh kuvvetleri derhal bu kaleleri işgal ettiler. İstan­ bul’da Yuannis V. O zaman. Osmaıılı’yla ittifakı pekiştirdi. bu seferlerinde. Süleyman Paşa. Bu olağanüstü olaylar. Tsympe deni­ len kalede. Rumeli’yi kesinlikle boşaltmamaya karar verdiler. Umur Gazi. hem Avrupa’da Trakya tara­ fından kuşatılmakta olduğuna tanık olmuşlardır. Şimdi. 1352 yılında. Paleologus’a karşı İmparatorluk iddi­ asıyla Trakya’da faaliyette bulunan Kantakuzenos ile iş­ birliği yapıyordu. bütün ümidini Avrupa’dan gele­ cek bir Haçlı seferine bağlamış bulunuyordu. Osmanlılar karşısında en büyük rakip ortadan kalk­ mış bulunuyordu. Batı’da gazâ hare­ ketinin önderliği Osmanlılar’a geçti. Rumeli’de yerleşen Karesili Beyler. Kantakuzenos için. Orhan’ın yardımıyla İstanbul’a girdi ve Yuannis V ile ortak İmparator ilân edildi. kaleyi bir köprü-başı durumuna getirmiştir. 1346’da kızı Teodora’yı Orhan’a eş olarak vererek. Umur Bey’e karşı Bizans. gerek­ se Orhan. Bizans İmparatoru Yuannis V. 1348’de şehit oldu (Kayda değer ki. kendisine Rumeli’de yerleşme imkânı O SM A N LI sağlamıştır. 1355 yılı sonuna doğru 6. Şimdi. Süleyman Paşa’nın 1352 zaferi. Bi­ zans. (Sırpsındığı) Savaşı ile. beklenmedik bir tabii olay. 13 54’te. Gazi Evrenos. Olayı Tanrı’nın lütfü olarak yorumlayan Osmanlılar. Bu arada Süleyman Paşa. SİYASET . aksine o. İstanbul’da halk. Gelibolu ve civar kalele­ rin surları yıkıldı. hem İstanbul’daki rakipleri. gemileri ganimet dolu olarak İzmir’e dönüyordu. 1344’de bir Haçlı donan­ masını harekete geçirdi. merkezi Biga’ya yakın Ke­ mer Limanında 3000 kişilik bir kuvveti gemilere bin­ dirmiş ve karşı kıyıda Kozludere’ye çıkarma yapmış. Osmanlılar için elve­ rişli bir durum da. Gerek Umur. Bu tarihte. Süleyman Paşanın 1352’deki bu ha­ rekâtı karıştırılmıştır. Gelibolu’yu ku­ şatan Ece Bey. bu şehadeti İbni Battuta Suriye’de işiterek İslâm dünyasının üzüntülerini paylaştı). ertesi sene yapıla­ cak sefer için Boğaz’ın Avrupa yakasında. Kantakuzenos. öbür yandan Tekirdağ ve Malkara doğrultusunda fetihlere başlamışlardır. Bununla beraber. gazi grupla­ rı Osmanlı bayrağı altına koşuyor ve Çanakkale üzerin­ den Trakya’ya akına gidiyorlardı. Bolayır’ı fethetmiştir. Fakat 1357 yılında olaylar birden Osmanlılar aleyhine döndü. Kantakuzenos’un müttefiki olarak Sırp ve Bul­ gar topraklarına akınlar yapıyor. Böyle­ ce. kıyıya çekiyor. bir kısım Osmanlı askerini bırakmış. Süleyman Paşanın ve Kare­ sili gazilerin azim ve kararı sonucu. Bizans payitahtının hem Kocaeli’de. Bizans’a yardıma koşan Süleyman Paşa. Gazi Fazıl Osmanlılar’ı Çanakkale’nin öbür yakasında yerleşmeye teşvik eden gazilerdi. lıafif donanmasını. Türk yerleşmesi İstanbul’da bü­ yük telâş uyandırmış. Güçlü Haçlı donanması. hem de Edirne ve İstanbul’u almayı tasarlayan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı en et­ kin askeri yardımı oluşturmaktaydı. 1361 Edirne fethi ve 1371 Çirmen. Depremi. Anadolu tarafından. Bu arada. yeni kuvvetler ve Karesi’den gelen göçmenler Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeye başladılar. Innocent’e elçiler göndererek Roma Kilisesiyle birleşme vaadinde bulunuyor ve acilen bir Haçlı ordusunun yola çıkarılması için yalvarıyordu. Orhan’ın himayesi altına girmiş sayılabilir.zırlayan ilk büyük gazi beydir. Umur. bu kaleyi geri almak için yaptığı savaşta. bu köprü-başını.

H alil’in kurtarılması için Bizans İmparatoru 1358 baharında üç kadırgasıyla Foça üzerine hareket etti. Bizans böylece. Gerçekten. Rumeli’ye geçip yerleşmeye. Gaziler yeni durum karşısında. Bizans toprak­ larına karşı her türlü saldırıyı durduracak. Orhan. İmparator. Süleyman. Bu arada Bizans diplomasisi. Buna göre Orhan. Gerçekten 1334’te İzm it’i rahat bırakmak karşılığı İmparator. Halil gelinceye kadar iki yıl Trakya’da askeri harekâtın durdu­ ğunu doğrulamaktadır. Bizans diplomasisi. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras. Bu talihsiz olaylar. Orhan. derhal Orhan ile buluşma isteğinde bulundu. durumdan yararlandı ve Orhan’a bir anlaşma imzalattı. tam bir Osmanlı bağımlısı durumuna düşmüştür. 1359’da Halil kurtarılıncaya kadar. bu politikaya karşı idi ve Karesili Gazi Beyler ve La­ lasıyla birlikte. Bu anlaşma ile Osmanlılar. Karesi’den halk. Bizans. Prikoııisos Limanı’nda O r­ han’ı ziyaretle yatışdı ve aynı yıl içinde tekrar Foça’ya gitti. tahta geç­ mesi vaadini de aldı. Orhan bu düzenlemeyi kabul etti. oğlu H alil’in kurta­ rılması için İmparator Yuannis V. Halil için büyük bir meb­ lağ koparmak için direniyordu. önemli bir bekleme ve gerileme dönemine girmiş görünüyorlardı. 1357 yazında Foca’lı Rum korsanlar tarafından İzmit Körfezinde.Orhan’ın 12 yaşındaki oğlu Halil. Bizans ve Osmanlı kaynaklan. 30 bin Venedik altını ödedi. Osmanlılar’a yıllık 15 bin hyperpera. Kimin tahta geçeceğini olaylarla Tanrı’nın iradesi belirlemelidir. EskiFoça’nın hâkimi Kalothetos. Halil kurtarıldı. I SİYASET . fidye olarak. Orhan. aynı zamanda Trakya’da Kantakuzenos”nu oğlu Mateos’a yardımdan vazgeçmeyi ve İmparator Yuanııis’i desteklemeyi vaad ediyordu. Saruhan Beyi İlyas da aynı zamanda kara­ dan yürüdü ve şehri kuşattı. Kesin olarak biliyoruz ki. Orhan’a yeni koşullar kabul ettirildi. Türk-Moğol geleneğini izleyen Osmanlılar’da. OsmanlıBizans ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. İmparator. aynı zamanda Osmanlı’ya karşı en etkin bir silah olarak Batı’dan bir Haçlı donanmasını harekete ge­ çirmek için çabalarını yoğunlaştırmakta idi. Bu arada şu noktayı belirtelim ki. Fakat sonuç alamadılar. Orhan’la yapılan anlaşmada İmparatorun eski borçların­ dan söz edilmektedir. Foça’ya yeni sefer de sonuç vermedi. H alil’in şahsında Osmanlılar’la bir barış ve denge dönemi açmayı arzuluyordu. Rumeli’de Osmanlı’nın yayılma faaliyetleri dur­ du. Trakya’da Bizans’a karşı savaş ve başarı kendisine taht yolunu açacaktı. esir edildi. Chalcocondyles ve Düsturnâme. Palaeologus’a başvur­ du. Rumeli’de Osmanlı topraklarını genişletmek için şimdiye kadar Kaııtakuzenos ailesi ile yaptıkları işbirliği politikasından vazgeçi­ yor. boşaltma­ ya kesinlikle karşı olmalıdırlar. rivayete göre. hü­ kümdarlık için bir veraset kanunu yoktu. anlaşmayı boza­ cağını söyleyerek tehdit etti. Osmanlıya haraç ödemeye başlamış olduğunu kanıt­ lamaktadır. Fakat 13571359 arasında Halil kurtarılıncaya kadar. Süleyman’ın ölümü üzerine Orhan. Böylece Bizans. Orhan’ın güç durumundan sonuna kadar yarar­ lanmak istiyordu. Süleyman’ın ölümü üzerine Murad’ın der­ hal Rumeli’ye gönderildiğini kaydederler. onun yerine oğlu şehzade Murad’ı deneyimli bir kumandan olan Lalası Şahinle beraber Gelibolu’ya gön­ derdi. Anonim Tevârîh-i Âli Osman’da belirtildiği gibi. Dimetoka’da Sırp yadımıyla İmparator güçle­ ri tarafından sıkıştırıldı ve esir edildi. O r­ han’ın dostu. Orhan’a danışmadan İstanbul’a döndü. Çağdaş Bizans tarihçisi Gregoras’a göre. Cinbi ve Gelibolu fethin­ den sonra. Murad hare­ ketsiz bekledi. İmparator. H alil’in Orhan’dan sonra. İhtiyar ve hasta olan Sultan Orhan. köyler kurmaya başlamıştır. Bu arada 1358’de. yani 7500 Venedik altını haraç vermeye başlamış. Rumeli’deki şehzade Murad ise. ümitOSM A N LI sizlik içinde idiler. 1359 baharın­ da Kadıköy’e gelen Orhan ile kıyıya gemisiyle gelen İmparator arasında elçiler aracılığıyla görüşme başladı. Yuannis’in küçük kızı İren ile nişanlandı ve İmparator tarafından İzm it’e getirildi. yıllık bir haraç ödemeyi kabul etmiş­ ti. İstanbul’a getirilip. İmparatorun o zamana kadarki borçlarını affedecekti. Rumeli’nin terkedilmesi gibi bir olasılığın önüne geçmek için ölüm döşeğinde. Osmanlı müttefiki Mateos Kantakuzenos. Bu kayıt Bizans’ın daha bu tarih­ te. cesedinin Bolayır’da gömülmesini ve yerinin belli edil­ memesini vasiyet etmişti. Bizans 1371 Meriç Savaşı’ndan sonra. oğlunu kur­ tarmak için Foça’ya gönderilecek gemilerin bütün mas­ raflarını üzerine alacak. gaza ve yayılma politikasında kararlı idi. Bu arada Rumeli fatihi Şehzade Süleyman Pasa’nııı ölümü haberi geldi. Trakya’da durumu kendi lehine çevirmiş bulunuyordu. Fakat Karesili Gazi Beyler.

1359’da Pierre Thomas’ı 20 kadırgalık bir deniz kuvvetiyle İstanbul’a gönderdi. İstan­ bul’un kilidi sayılan Gelibolu’nun geri alınması için bir Haçlı kuvvetini harekete geçirmeye çalışıyordu. Osmanlı Rumeli’ si böylece birkaç yıl içinde oldukça geniş bir bölgede ortaya çıkmış bulunuyordu. Orhan’ın Süleyman için Bolayır’da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfi­ yede bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çift­ liğin kurulmuş oluduğunu görüyoruz. Osmanlı rivayetinin bu Haçlı seferiyle ilişkisi şimdiye kadar bilinmiyordu. oğlu Manuel’i Avignon’a. Osmanlılara karşı. Papanın yanına rehin olarak göndermeyi bile ka­ bul ediyordu. ordunun başına gönderilmişti. Papalık daha bu tarihte Osmanlı ilerlemelerinin Avrupa için tehlikesini fark etmiş. Yunan kaynakları da bu göçü kanıtlamaktadır. Bizans. sonradan aziz mertebesi­ ne yükseltilen Pierre Thomas ’ın hayatı hakkında Phlipe Mesierre’nin yazdığı eser. bu ilk haçlı seferi için iki kaynağımız var. Bu sebepten Papa ikinci kez. ekonomisi o za­ man Latin milletlerin yani Venedik. İstan­ bul Rumlarının Venedik’in himayesi altına girmeyi bile OSMANLI düşündüklerini yazmakta idi. Doğudaki kolonileri düşebilir. mümessili nuncio Pierre Thomas’ı Macaristan’a ve İstanbul’a göndere­ rek bir Haçlı seferi için faaliyete geçmişti. Süleyman’ın sağlığında devletin genel politikasını yönlendirdiğini ifade etmektedir. 14-15. Osmanlı kuvvetleri pusuya girmiş. Papa ise. Herşeyden önce. Papa 1356 yılında Pierre Thomas’ı Macaristan yoluyla İstanbul’a gönderiyor. Bizans Orhan’la anlaşma düzenler­ ken öbür yandan Rumeli’de acele bir Haçlı kuvveti gön­ derilmesi hususunda ümitliydi. Osmanlılar için cidden kritik bir durum ortaya çıkmıştı. Haçlı için güçlü devlet Venedik. Levant’ta kolonileri olan devletleri Venedik. Ceneviz ve Fransız­ ların elindeydi. İkincisi Osmanlı anonim Tevarih-i Ali Osman’daki kayıttır. Venedik ile Macaristan arasında Dal­ maçya üzerinde çıkan savaşı sona erdirmek ve Macar kuv­ vetlerinin Haçlı seferine katılmasını sağlamaktır. İlkin beş kadırgalık bir donanmanın derhal harekete geçmesini. Bizans İmparatoru. Avrupa için hem siyasi hem ekonomik ba­ kımdan çok önemli sayılıyordu. E D İR N E 'N İN FET H İ Türkleri Trakya’dan atmak için. tamamıyla birbirini tamamlıyor. înnocent’in (1352-1362) Türkler’e karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi için çabalarına Gelibolu’nun düşme­ sinden hemen sonra 1355'te başlamıştı. en ileri uca. Birisi. bu donanma Çanakkale Boğazına iniyor. Piere’nin Ma­ caristan’a uğraması. Bi­ zans için durumun ciddiliğini anlamıyordu. İstanbul düşerse. hukuken olmasa da fiilen saltanatı garanti etmekteydi. Senato.Murad. İstanbul’dan Venedik balyozu durumun ağırlığını bildirmekte. büyük oğul olarak. Rumeli’deki Türkler’i Anadolu’dan ayırıp yok et­ mek stratejisini izlemekteydi. Bizans donanmasıyla. Macarlar karadan. Haçlı yardımıyla denizden boğazları kes­ mek. Bu plan. çıkarılan I SİYASET . Bizans. Bu durum kendisi için. Ceneviz Cumhuriyeti ve Rodos şövalyelerini Osmanlılar’a karşı harekete geçirmeye çalış­ tı. Bu iki yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye göç devam edecek Rumeli Uc’u güçlenecektir. büyük gayret gösterdi. Ertesi sene İmparator. Bunun için İmparator. Fakat bütün bu çabalar boşa gitti. öbür yandan Papa ile Haçlı yardımı için diplo­ matik temasa geçiyor. Türklerin geçit yeri olan Lapseki’ye çı­ karma yapıyorlar. yy’larda bütün Haçlı projelerinde izlenen bir plan olacaktır. Durum gerçekten Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından tehlikeli bir durum arz ediyordu. Öbür yandan onun ölümü ve Bizans idaresinin Haçlı ça­ baları herşeyi tehlikeye atmaktaydı. Bu proje Osmanlıları Avrupa’dan atmak için tasarlanan ilk Haçlı planıdır. Papanın talimatıyla il­ kin Buda’ya giderek Venedik ve Macaristan arasında ba­ rışı sağlamaya çalıştı. Osmanlılar’a karşı bu ilk Haçlı Seferi Thomas’ın çabalarıyla 1359’da gerçekleşecektir. kiliselerin birliği vaadiyle Papa VI. Dalmaçya sorunu yüzünden Macaristan ile 1357 baharında yeniden savaşa başlamıştı. Savaş hakkında bu iki kaynak birleşiyor. 1335’ten itibaren bir yandan Trakya’da askeri hareketa başlıyor. Ama bu ancak Ru­ meli’de onun gerçekten büyük bir fetih başarıyla gerçekleşebilirdi. Sonradan Hı­ ristiyan Avrupa’da bir Haçlı kahramanı olarak kutlanan Thomas. imparator Yuannis. Avrupa öbür taraftan Bizans’ın ticareti. Gregoras. arka­ sından geniş ölçüde bir Haçlı ordusunun gönderilmesini istiyordu. Venedik denizden bu sefere katılacaklar. İstan­ bul İslama karşı son direnç kalesi olarak düşünülüyor.

Onlar 1361 tarihinde Edirne’yi almışlardır. Murad’ın sultan olduktan sonra. düşman bozgun halinde gemilerine kaçıyor. Halbuki. batıda Keşan-İpsala arasında Yayla Dağından Marmara tarafında Tekirdağı güneyinde Bakacak Tepesi ve Hora’dan geçmekte idi. fetih tarihi olarak 1363 yılını veriyorlar. Yani Murad bu fethi. A N A D O LU 'D A OSMANCI YAYILIŞI Gazanın en kudretli mümessili sıfatıyle O sm anlIla­ rın yarım asır içinde nasıl Gazi beyliklerin başı. Süleyman Paşanın 1357’de ölümü üzerine Orhan. Fakat Hıristiyan güçler donanmala­ rıyla Boğaza egemen olduklarından Rumeli’deki Osmanlı varlığı daima tehlike altında idi. Tekir Dağı ve İpsala. 13 54’de Ertena oğullarına ait mühim bir iktisadi-siyasi merkez olan Ankara’nın zaptı ile Osmanlılar ilk de­ fa eski Selçuklu-Moğol sahasında bir yayılma hareketinI SİYASET . Rumeli Beylerbeyliğinin çe­ kirdeği böylece Süleyman Paşa zamanında kurulmuştur. Osmanlıların Avrupa’da kalmalarını kesinleştirmiştir. Bunu Grek ve İtalyan kaynakları belirtmektedir. Akıncılar. Edirne idi. Murada karşı Anadolu’da ortaya çıkan isyanlar dolayı­ sıyla. Bu harekât hakkında Osmanlı kay­ nakları ayrıntılı bilgi sağlamaktadır. Bu zaman içinde Anadolu’dan yeni göçlerle Rumeli’deki Köprübaşı berki­ tilmiş. OSMANLI Osmanlılar için Halil’in esareti dolayısıyle iki yıl (1357-1359) bir duraklama dönemidir. Sırplar’ı püs­ kürten Süleyman Paşa. Şehzade Murad ve Lala Şahin kumandasında Osmanlılar’ın Trak­ ya’da sistemli fetih harekâtı başlamıştır. Osmanh tarihleri bu arada Chalcocondyles bu olayı Edirne’nin Süleyman Paşa tarafından fethi olarak kaydederler. Edirne fethinin daha sonra. Paşa sancağı terimi de o zaman ortaya çıkmış olmalıdır. Edirne’in Sultanı Murad tarafından ancak bu tarihten sonra fethedilmiş olabileceğini düşünüyor. şehzedeliği zamanında başarmıştır. Asıl amaç. Çorlu’yu aldıktan sonra. 1364. Jireçek ve Uzunçarşılı. O zaman Balkanlara hakim Sırp Kralı Stefan Duşan. Gerçekte Edirne. henüz bu sını­ rın ötesinde kalıyordu. İstanbul surları önünde görünmüştür. Kantakuzenos ile beraber Edir­ ne’ye girmiştir. 1352’de Süleyman Paşa. Batı’da Haçlı plânlarında daima Boğazlar’ı kesmek ve Rumeli’de yar­ dımsız kalan Türkler’i yok etme plânı ileri sürülecektir. Paşa ünvanıyla ilk Rumeli Beylerbeyi olacaktır. Edirne’yi fethettiği inancıdır.Haçlı askeri üzerine birden saldırıyorlar. Trakya ve İstanbul’u alarak bir SırpGrek İmparatorluğu kurmayı tasarlıyordu. Zachariadou ve onu iz­ leyenler fetih tarihini daha sonraki yıllara 1369’a kadar ertelemektedirler. Orhan’ın Mart 1362’de öldüğünü ve Murad’ın o tarihte Osmanlı tahtı­ na oturduğunu kesinlikle bildirmektedirler. Ondan önce. yahut 1371 Çirmen Savaşı sonucu alın­ dığı ileri sürülür. oğlu Murad’ı Lalası Şahinle beraber Ru­ meli’ye göndermişti. o tarafta yeni bir atılım için yeni kuvvetler top­ lanmıştı. durumuna yükselmiş olduklarını yukarıda görmüş­ tük.1369 tarihleri verilir. sabib alucat. tarihlerimizde bu olayın tamamıyla meçhul olmasıdır. İstanbul-Edirne yolu üzerinde başlıca hisarlar üzerine yöneldiler. yıl 1359Haçlılara karşı bu başarı. Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un müttefiki ola­ rak Sıplar’ı yenmiş. Bu hatayı Neşrî ve öbür Osmanlı kaynaklan da yapmıştır. ondan on sene önce. Jireçek ve ötekilerini yanıltan nokta. Aşağıda anlatılacağı üzere Sırplar ve Bizans 1371 ’de Edirne’yi Osmanlılar’dan geri almak için gelmişler ve yenilmişlerdir. Garip olanı. Osmanlı kumandanı Edirne üzerine yürüken gerisini gü­ venceye almak için ve İstanbul’dan gelebilecek bir kuv­ veti durdurmak için bu hisarları ele geçirmek gereğini yerine getirmişlerdir. Edirne fethinden ve Murad tahta geçtikten sonra Edir­ ne’de yerleşen Lala Şahin. Şim­ di bu durumu aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağız. Bu tabii yanlıştır. Akınlar bu sınır ötesinde Edir­ ne’ye kadar genişletilmişti. Bizans kısa kronikleri Ankara Alaeddin Camii Kitabesi ve çağdaş İtalya tarihçi Villani. Murad’ın Edir­ ne’yi sultan olduktan sonra fethettiği hatasından kaynak­ lanıyor. Murad ve Lala Şahin. Çoğunlukla Edirne’nin 1363. O zaman İstanbul’da kendini gösteren panik. 1361’de Şehzade Murad ve Lalası Şahin tara­ fından fethedilmiştir. 1359’da Halil kurtarılır kurtarılmaz. Süleyman Paşa’nm ölümünde Trakya’da sınır. Edirne’yi ve Trakya’yı bir Sırp istilâ­ sından kurtarmıştır. İtalya’ya kadar yankı yapmıştır. Araştırıcıları yanıltan ikinci nokta. Uzunçarşılı. 1364-1365 yıllarında olabileceğini tahmin etmektedir. Literatürde Osmanlı’nın Edirne fethi için çeşitli ta­ rihler verilir. Osmanh kaynakları da 1359’da başlayan büyük taarruzu belirtirler ve gazilerin İstanbul yolu üzerinde Çorlu Hisarı’nı aldıklarını kayde­ derler.

Osmanlılar bil­ OSM AN1. bu­ nun İslâmî zayıflatmak ve küffarı kuvvetlendirmek de­ mek olacağını söyliyerek reddetti. Karaman-Osmanlı mücadeleleri bilhassa bu bölge üzerinde toplanmıştır. Osmanlıların Anadolu’da ikinci yayılma istikameti. Bulgar. Rume­ li’de gazâ başarıları ile fevkalâde kuvvetlenen OsmanlI­ lar. İslâm aleminde gazi şöhretleri­ ni korumaya ve kuvvetlendirmeye. Kadı Burhaneddin’in kumandanları Osmanlılara karşı saldırı için tam fırsat olduğunu ileri sürdüler. bunu Şeriata uygun ve kendilerini mazur göstermek için ulemadan fetva almışlardır. Küffara karşı gaza ile meşgul bulunur­ ken geriden taarruz ederek gazilerin vazifesini görmeğe engel olanlara karşı harp farz-i ayn görülüyordu. Sırplara karşı 1389’da Balkanlara geçtiği zaman. Karaman oğulları ve genellikle öteki müslüman devletlerine karşı harb açarken. Bağdad ve Tebriz’e gönderdiği esir şövalyeler sokaklarda dolaştırılmış ve Osmanlılar için büyük gösterilere vesile olmuştu. Osmanlılar Anadolu’da savaşsız mak­ satlarına erişmeyi tercih etmekte idiler. Gü­ neyde Türkmen uc beylerinin en kudretlisi olup Moğollara karşı uzun bir mücadeleden sonra Selçuk sultanları­ nın eski pâyitahtı Konya’da kesin olarak yerleşen Kara­ man oğullan kendilerini saltanat-i Rûm’un . Beyşehir’i ve Germiyan oğlu Osmanlı işgali altındaki ülkesini geri aldılar. Onlar. Bununla beraber Murad’ın Kosova’da şehit düştüğü haberi erişir erişmez.I I hassa Karamanoğulları’nın Hıristiyanlarla ittifak etmele­ ri üzerinde durmuşlardır ki. Bu eski gazi beylere genellikle Rumeli’de zengin timarlar vermekte idiler. Kara­ man oğulları ve diğerleri âsî sayılıyordu. Batı kaynakları bunu teyit etmektedir. Murad I. Zira bir Müslümanın. Onlar. Timur’un etrafındakiler Gazi Sultana karşı saldırıyı uzun zaman iyi görmediler. Anadolu’da aynı iddialarla Karamanlıların karşısına çıktılar. Amasya bölgesindeki küçük emirleri. devrinde güneylerindeki Türk­ men beyliklerini barışçı vasıtalarla. ayet 90). Burhaneddin Mürüvvet Bey eliyle Kırşehir’i. Kara­ man oğulları Ankara gibi eski Selçuklu arazisine dahil Hamid-eli arazisinin işgalini hiç bir zaman kabul etmek istemediler. Mu­ rad II Karamanoğlu’na karşı 1444’de açacağı seferi İslâm âlemi ve bilhassa Şahruh yanında meşru göstermek için tarafsız Mısır ulemasından fetva almıştır. Timur. Fakat Kadı. Osmanlı Sultanları. Yıldı­ rım Bayezid’in 1396’da Niğbolu’da Haçlı ordusuna kar­ şı kazandığı zaferden sonra Kahire. 790/1388’de Şişman’ın Bulgaristan’ı işgal edildikten sonra ertesi ba­ har Murad. son derecede önem vermekte idiler. Bu görüş Osmanlı kaynaklarında her defasında tekrarlanmıştır.de bulunuyorlardı. İran ipek yolu üzerinde idi. yani Selçuk­ lulara ait Anadolu hakimiyetinin vârisi ve diğer uc bey­ lerinin hâmisi sayıyorlardı. Evvelâ Osmanlı üstünlüğüne karşı Anadolu’da Ka­ raman oğulları idaresinde kendini gösteren direnme ni­ hayet 789/1387’de Murad I’in Konya üzerine yürümesi ve burada bir meydan muharebesini kazanması neticesin­ de bertaraf edildi. Murad I. Ankara’da Bayezid’i tutsak aldıktan (1402) sonra. Nisa suresi. Osmanlılar. hele bir gazinin diğerine silah kullanması dinin m enettiği bir şeydi (Kuran. ganaîm’den hisse ve esirler gönderirlerdi. Sırplara karşı Kosova ovasına indi. Fakat bu genişleme Osmanlıları Anadolu’da Sivas emiri Ertena oğlu ve onun yakın müttefiki kuvvet­ li Karaman oğlu ile ciddi bir mücadeleye sürükledi. Haçlılar elinden İzmir’i geSİYASIT . siyasi gayelerle. Başka ifade ile bu fetih. Rumeli’de büyük gaza başarılarından sonra doğu İslâm hükümdarlarına fetihnâmeler. Ankara’yı 1354’de al­ makla kalmamışlardı. Sivas’ta Ertena oğulları yerine geçen Sultan Ka­ dı Burhaneddin’e karşı himaye etmekte idiler. Bu iddia. O sırada Balkanlarda Sırp. Osmanlı sultanlarının gazi şöhreti onlara siyasî büyük yararlar sağlıyordu. Karamanlı Yarcanî’niıı Şehnamesinde açık ifadesini bulmuştur. Burada kazanılan zafer (15 Haziran 1389) Osmanlıların Balkan­ larda da üstün bir kuvvet olarak kalacaklarını ispat etti. Böy­ le bir şey Osmanlıların gazi şöhretini gölgelendirirdi. Karamanlılarla Osmanlılar arasında her iki tarafın hakim olmağa çalıştıkları Hamid oğulları ve Germiyan arazisini Osmanlılar şer’an satın alma ve ci­ haz suretiyle ele geçirdiklerini iddia ediyorlardı. tehditle ve icabında harple ilhakettiler veya kendilerine tâbi hale getirdiler. Onun için onlar zorla yaptıkları ilhakları meşru göster­ meğe çalışmışlardır. uçlardan İslâm hinterlandına doğru yayılışın başlangıcını teşkil ediyordu. Bosna İslav devletleri arasında Osmanlı hakimiyetine karşı ayaklanma ve birleşme husûle geldi. Şimdi Ankara veya Bolu üzerinden hareketle doğuda Tokat.

onun vasali olarak Anadolu’daki seferlerine katılmaya başladı. 1420’ye doğru Mehmed I. 1365-66’da Bulgaristan’ın Macaristan ve Eflak. Merkezi otori­ tenin yokluğu ve iç harpler. İtaatten ayrıldıkları an toprakla­ rı dâr al-harb oluyor. Murad II de Karaman oğluna karşı seferini mazur ve meşru göstermek için. Memlûkleri yenen I. Kıral Şişman. Meselâ. sağ kolda Tunca vadisini takib ederek Balkan dağları eteklerine daha 1366 yıllarında varılmıştı. müttefik veya hâmi olarak bulmaları ilerlemeleri kolay­ laştırdı. 1366-1370 yıl­ larında Bulgar-Türk iş birliğine. Niş 1386’da zaptolundu. Gazâ bir hareket prensibi olmakla beraber. seferlere bizzat gelme­ lerini veya oğulları kumandasında bir yardımcı kuvvet göndermelerini istiyordu. Sela­ nik. Fakat onlardan hiç biri Avrupa’da. İslâm âleminde gazâ Osmanlılarla siyasi nüfuz ve hakimiyetin kaynağı olarak o kadar önem kazandı ki. Özetle. Osmanlılar Balkan anarşisi içine birleştirici dina­ mik bir kuvvet olarak meydana çıktıkları zaman. Daha 1372 veya 1373’de İmparator John V Paleologus hiç bir üm it kalmadığını görerek Murad I ile bir tâbiyet anlaşması yaptı. İstanbul Fatihi büyük başarısından sonra Mısır Sul­ tanına gönderdiği fetihnâmede ona “hacc vazifesini ihya” görevini bırakıyor. Osmanlılar hakimiyetlerini yaymak için fırsatları kullan­ makta ve kaypak bir siyaset gütmekte tereddüt etmiyor­ lardı. Güneyde Evrenuz idaresindeki uçta 19 Eylül 1383 de Serez düştü ve Selanik kuşatması başladı. Şunu da ilâve edelim ki. Tam bağlılık halinde Osmanlı hükümdarı bu beylerden veya prenslerden oğullarını re­ hine alıyor. Avrupa’da olduğu gibi Asya’da da Osmanlı ya­ yılışının esas sebebi gazâ idi. yıllık haraca bağlıyor. Oradan Sofya 1385’lerde. Sonra oğlu Andronicus IV Osmanlı himayesini sağlama­ ğa muvaffak oldu. Murad. Selim Hadim al-Harameyn al-Şerifeyn unvanını alırken ve oğlu Kanu­ ni Süleyman Halife-i Ruy-i Zemin sıfatını kullanırken herşeyden evvel İslâmî koruyan gazi sultanlar oldukları­ nı belirtmekte idiler. tarafından istilâya uğraması. İslâm hükümdarları onlar gibi gazi sıfatı al­ maya başladılar. Eflak beyi Vladislav da 1373’de Türk ittifakını aramış ve Macarlara sırt çevirmiştir. Bu se­ bepten Batı Hıristiyan dünyasının Asya’yı ve İslâm memleketlerini tehditleri arttığı nisbette Osmanlıların İslâm dünyasında nüfuz ve hakimiyeti yayıldı ve Osmanlılar bundan siyasi bakımdan meharetle istifade etmesini bildiler. eyaletlerde senyörlerin top- M U R A D I'İN BALKAN EG EM EN LİĞ İ Bizans İm paratorunun yardım sağlamak için İtalya’da Papayı ziyareti (1369-71) ve Makedonya’daki Sırp prenslerinin Meriç üzerine gelerek son ortak hareke­ ti (26 Eylül 1371 Çirmen savaşı) başarısızlıkla neticele­ nince Bizans ve Balkan hükümdarları birbiri ardından Osmanlı himayesini tanıdılar. 1380’e doğru Anadolu ve Rume­ li’de vasal beylerden ve prenslerden oluşmuş bir impara­ torluğun başında bulunuyordu. Karadeniz kıyıla­ rında Amadeo’nun Haçlı donanması tarafından taarruza maruz kalması.ri alarak kendisi de bir gaza gösterisi yapmak gereğini duydu. Hind Okyanusunda ve Akdeniz’de daimi sefer halinde İslâmî koruyan Osmanlı Padişahları ile boy ölçüşemezdi. Osmanlıları. ülkeleri akıncıların dehşet saçan akınlarına tekrar sahne oluyordu. Bizans ve Balkanlar yalnız siyasi bakımdan değil. ve Tuna üzerinde Türk askerlerinin Bulgarlarla birlikte harekâtına ait tarihi ka­ yıtlar vardır. Bununla birlikte bu vasal dev­ letleri hükmü altında tutmak için Uc beylerinin daimi baskısı kalkmış değildi. Esasen Murad I devrin­ de üç istikamette Balkanların başlıca yolları ve merkez­ leri Osmanlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu: Orta kolda Meriç vadisi. Timur’un halefi Şahruh’un tehditlerini önlemek için mektubunda gazi sıfatı­ nı belirtiyor ve gaza için küffara karşı hareket etmek üze­ re olduğunu bildiriyordu. Türk yardımını kabul etmiştir. bir ara Osmanlı’nın onayı ile tahtı ele geçirdi (1376) karşılığında Gelibolu’yu Osmanlılara iade etti (1379). O SM A N 1. sosyal ve dini bakımdan da derin bir tefrika içinde idi. kendisini İslâm âlemi içinde “gaza ve cihad ehlini teçhiz etmek” vazifesinin tek mümessili ola­ rak takdim ediyodu. Bu bağlılık şu koşullar altında gerçekleşiyordu: Osmanlılar ilk yardım veya itti­ fak ilişkilerini bir takım ödevler yükliyerek bir tâbilik haline çevirmekte idiler. onu Osmanlıların tabii bir müttefiki ha­ line getirdi. Balkan devletlerinin parçalanmış ve biribirine rakip olmaları.1 I SİYASET . vaktile Kantakuzenos’un yap­ tığı gibi. 1387 Eylülünde teslim oldu. Şahruh’a yazdığı mektupta onun geriden saldırarak gazaya engel olduğunu beyan ediyordu.

abluka ile İznik gibi teslim almayı umuyordu. karşısına Sivas Sul­ tanı Kadı Burhaneddin güçlü bir rakib olarak çıktı. Nihayet Timur Ankara civarında Çubuk ovasında Bayezid’in henüz kay­ naşmamış İmparatorluk ordusunu ezdi ve Yıldırım’ı esir etti. Böylece onlar üze­ rinde metbûluk haklarını kuvvetlendirmek ve Venedik’e temayül eden Paleologları cezalandırmak istiyordu. Ba­ yezid. Bu zafer. Bu satvetle Anadolu’ya dönen Yıldırım. Erzincan’a kadar uzandı. Tuna’yı Nikopolis (Niğbolu) da aştı ve Bulgar Kıralı Şişman’ı tevkif ve idam ederek Bulgar kırallığını temamiyle ortadan kaldırdı. öküzleriyle senyör için haftada iki veya üç gün hizmet bunların en yaygın ve en ağırı idi. Osmanlı idaresi gelince köylüyü himaye politikasını izliyerek âdeta bir içtimai devrimin temsilcisi oldu (bak. Theodor ve Manuel kaçmaya muvaffak oldular. Bayezid. İstanbul’u son de­ recede sıkıştırdığından İmparator Manuel II bizzat Avru­ pa’ya giderek yeni bir Haçlı seferi tahrik etmeye çalıştı. Venedik donanması Çanakkale boğazını tutarken bu Haçlı ordu­ su Nikopolis önüne kadar ilerledi. yani Aydın. Murad’ın ölümü haberi üzerine. Muhasara altındaki Nikopolis’e. Top­ rak üzerinde merkezle yerel büyükler arasında bu müca­ dele şüphesiz Balkan tarihinin temel problemidir. Ondan sonra Macarları ve Eflak’ı cezalandırmak üzere Macaristan’a bir sefer yaptı. O zaman Bayezid. Anadolu beyleri yeniden ayaklanmış. yerine hemen orada oğlu Bayezid tahta ologlar. ve İstanbul’u abluka altına aldı. Anadolu ve Rumeli’de küçük devletleri ortadan kaldırarak kısa zaman içinde kurmuş olduğu İmparatorluğu Batıda ve Doğuda cihan­ şümul bir mücadelenin önüne çıkarmakta idi. Bir taraftan da akıncılarını Mora’ya gönderdi. Topraklarından kaçma ve senyörler arasında köylüyü top­ rağına çekmek için rekabet ve mücadele bu kötü koşul­ ların doğurduğu bir durum idi. güney Erdel’i çiğne­ dikten sonra Eflak’a girdi ve Argeş’de Mircea’ya karşı çe­ tin bir savaş verdi (1394). Böylece 1398’de Gaziler Sultanı. Anadolu’da hakimiyetini kurduktan sonra Macar himayesi altında Eflak’ın Tuna’nın beri tarafında Silistre ve Dobruca’da yerleşmesine karşı harekete geçti. Bu son hareketler Avrupa’da heyecan yarattı. Tuna Bulgaristanını ve Dobruca’yı işgal etti (Trnovo’nun kesin işgali 7 Ramadan 795/17 Temmuz 1393). Hâmid ve Germiyan’ın kalan kısımlarını bir yıl içinde işgal ve ken­ di devletine ilhak etti.Kastamonu beyi Candar oğlu Süleyman’ı ezdi ve beyliğini ilhak etti. Avrupa’da korku ya­ rattı. başka­ larına göre Serez de) huzuruna çağırdı. Timur’la Fransa kralı arasında elçiler gidip geldi. Paroikos senyöre mahsul vergisinden baş­ ka bir takım angarya hizmetleri yapmak zorunda idi. Rumeli’deki bütün vassal hükümdarları Kara Ferye’de Q/erria. Bizzat kumanda ettiği ordu. T İM U R DARBESİ. Selanik’i geri aldı (19 Cumada II 796/21 Nisan 1394). gerçek merkezî bir SİYASET . Bizans bazı yerleri. 10 bin seçkin süvarisiyle yetişti ve onları tam bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). İslâm âleminde gazi Sultanın nüfuz ve şöhretini en yüksek noktasına çıkardı. çıkarıldı ve kardeşi Yakub. Böylece Yıldırım bir taraftan İslâm âleminin en bü­ yük Sultanı Memlûk Sultanı’na meydan okurken öbür yandan Timur’un kendi hakimiyet sahası saydığı Doğu Anadolu’ya. Albistan vb. Topra­ ğa bağlı köylü. Fakat daha ilerde Amasya bölgesinde. BAYEZİD I'İN M ERK EZİY ETÇİ İM PA RA TO RLU K TEŞEBBÜSÜ. şehirleri aldı.rak ve köylü üzerinde daha sıkı ve keyfî tasarruf ve tahak­ kümünün yerleşmesi sonucunu vermişti. Yıldırım Bayezid. Batı Anadolu’daki ga­ zi beylikleri. Zayıf Bizans idaresi pronija topraklarını bu senyörlerin elinden alıp merkezi kontrol altına sokmaya boşuna çalışıyordu. Şehri uzun bir. Harp meydanında vurulup düşen Ghazi Khudavendigar. Kosova zaferinin prestiji ile acele Anadolu’ya geldi. Saruhan. Sonra Karaman oğlu üzerine yü­ rüyerek onu sulha mecbur etti (793/1391). bu arada Selanik’i geri almıştı. 1398’de Kadı Burhaııeddin’in devletini işgal etti ve Fırat vadisinde Memlüklerin arazisine girerek Malatya. ileride çitf-hane sistemi). Menteşe. Macar Kralı idare­ sinde bütün Batı Avrupa’dan gruplar halinde şövalyele­ rin katıldığı bir Haçlı ordusu harekete geçti. elindeki kuvvete ve zaferlerine güverenek Murad devrindeki vasal beyliklerden mürekkep İmpara­ torluğu merkezi bir idareye tâbi. Bi­ zans önlerinde idi. ertesi sene Konya’yı işgal ve Karaman oğlu devletine son verdi (1397 sonbaharı). bir iç harbi önlemek için. Murad I. odun ve saman temini. idam edildi. PaleO SM A N U I FETRET VE KALKINMA NEDENLERİ Bayezid.

bana da öyle geliyor. aynı zamanda Mısır’da­ ki halifeden resmen Sultan al-Rum unvanını aldı. Edirne gibi Osmanlı merkezle­ rini uluslararası ticaret merkezleri haline getirmiş bulu­ nuyordu. Bayezid zamanında padişahın hükümetine hakim olma­ sından da şikâyetçidirler. Şiddetle ha­ reket etti. l4 3 3 ’de B. Sırbis­ tan ve Bosna prensleri Padişaha sadakatlarını teyit ettiler. Nihayet. Kara­ man oğlu Hamid-eli’ni. İstanbul’u elli gündenberi muhasara eden Sultan acele Anadolu’ya geçti. Eflak. Fâtih Mehmed H’nin İmparatorluğuna bir hazırlık dönemidir. Mustafa’yı yakalayıp idam ettir­ di. Bursa. İçerde gelişmiş maliye usulleri ve merkezi bir hazine sayesinde ülkenin her tarafında devlet kontrolünü tesise çalışan bir bürokrasi onun zamanında gelişti. Diyor ki: “Bana dediler ki sa­ vaştan nefter eder. Osmanlıların deniz kuvveti zayıf oldu­ ğundan uzun sürdü. İstanbul’u almak. çoğu zaman iç-oğlanlarından seçildi. Eski yerel aristokratik aileler ona cephe aldılar. Onlar Mehmed I ve sonra Düzme Mustafa’ya karşı Murad H’yi tuttular. (1423-1430) Macaristan’ın Eflak ve Sırbistan üzerinde üstünlüğünü kurmak için yaptığı gi­ rişimler ve bundan doğan çarpışmalar 1428’de üç yıllık bir mütareke imzalanması ile sonuçlandı. ilk iki saltanat yılını babası gibi tahtta yerleşmek ve dev­ letin birliğini kurmak için neticesi bellisiz mücadeleler­ le geçirdi. Osmanlılar. bu tecrübeden sonra Bizans. Anonimler (s. 1402'deki fetret geri gelmişti. Onların kazanılmış es­ ki hak ve mevkilerini ancak merkezi ve müstakar bir ida­ re garanti edebilirdi. Karaman oğlu ve Candar oğlunu itaate ve aldıkları yerleri geri vermeye mecbur etti. Onu destekliyeıı Bizans. elindeki büyük geliri kullanmak istese. Hıristiyan âleminin gös­ terdiği direncin küçüklüğü gözönünde tutulursa Avru­ pa’da büyük fetihler yapması İşten değildir”. Eyaletlerde sultanın merkezi mutlak otoritesini kurmağa en çok yardım eden gulam sistemi Bayezid zamanında hakim bir hale geldi. Murad’ı tanımadılar. Bu şehirlerdeki tüccarlar için devletin birliği hayatî önemde idi. Merkezi­ yetçiliğin doğurduğu reaksiyon. Eflak beyi ve Anadolu beyliklerine karşı yumuşak bir politika güttü ve uzun zaman statuquo’yu bozmaktan kaçındı. çünkü. kapı kulları ve mer­ kezi bürokrasi oynadı. Murad Bursa’da tahta çıktığı zaman Edirne ve Rumeli amcası Düzme Mustafa’yı tanıdılar. sonunda Düzme Mustafa’yı bertaraf etti. Geli­ bolu’da tahkimli bir deniz üssü meydana getirerek Ça­ nakkale Boğazında kontrol kurdu ve Venedik’e meydan okudu. Askeriidari saray âmirler. Amasya-Tokat üzerinden ıran ipek ticareti. Gelibo­ lu’yu almayı ümid ediyordu. KALKINM A Murad II (1421-1451) devri. 1423 yazında Selanik’in Bizans tara­ fından Venedik’e teslimi (şehir 1402’de Bizans tarafın­ dan geri alınmıştı) üzerine Osmanlıların Venedik’e karşı açtıkları harp. Ge­ libolu’yu almak için rakibini harekete geçiren Bizans’ı gidip muhasara etti. Bayezid’in düşmesine sebep oldu ama sonradan kullar merkezi İmparatorluğun ihyasında büyük bir âmil olacaklardır. Rumeli’den geri gelerek Anadolu’da üstünlüklerini yeniden kurdular. Bu merkezi idare usullerine karşı Uc geleneklerini korumak etmek isteyen çevrelerin tepkisi gazilere hitab eden anonim tarihlerde açıkça ifade edilmiştir. Balkanlar’da Macaristan’a meydan okdu. Rume­ li de eski kuvvetlerini korumakta idiler. Fakat I SİYASET . Kastamonu beyi Tosya-Kalecik bölgesini işgal ettiler. Murad’ın Hamid-eli’nde vali olan kü­ çük kardeşi Mustafa’nın isyanını desteklediler. hatta uc beyleriO SM A N Ll nin bağımsız faaliyetleri sonucu bazı ilerlemeler de yap­ tılar. Diğer taraftan Bayezid zamanında Antalya üzerin­ den Arabistan ve H int ticareti. Anadolu’da Germiyan oğlu ve Karaman oğlu. Tımarlılar ve ka­ pıkulu fetret döneminde rakip sultanlar mevcut oldukça mevkilerinden emin olamazlardı. İmparatorluğun yeniden kuruluşunda en büyük rolü. (Haziran 1422). Anadolu beyleri. O zaman Anadolu’daki beyler taarruza geçtiler. Timur ‘dan sonra Osmanlılar Anadolu’da zayıflamış olmakla beraber. Uçların. M U R A D II. merkeze karşı otoriteyi ve bölücü eğilimlerine karşı Sultanın mer­ kezî ve mutlak otoritesini savundular. Kapıkulu askeri yedi bine çıkarıldı. 99) bu “bazirganların”. yalnız Hıristiyan âlemini tehdid etmekle kalmadı. Şehri toplarla döğdü. Murad. hatta eyaletlerde timarların çoğu gulam sisteminden ye­ tişen kullara verildi. O.İmparatorluk haline getirmege çalışıyordu. Fa­ kat Murad. Murad’ın kardeşi Mustafa’yı İznik’e Sultan olarak yerleştir­ diler. bu suretle Anadolu ve Rume­ li’yi birbirine bağlıyacak Ebedi Şehri İmparatorluğunun merkezi yapmak düşüncesinde idi. de La Broquiere Murad’ı barışçı bir hü­ kümdar olarak bulmuştur. Murad.

Kosova’da yenildi O SM A N LI (17-20 Ekim 1448). Murad aslında içkiye düşkün. Murad II büyük İsrar ve ricalarla ordunun başı­ na çağrıldı. Murad birdenbire barış ve yatıştırma politikasına döndü. 1444-1446 yılları arasında genç Sultan Mehmed H'nin (1444’de henüz 12 yaşında) ilk saltanat dönemin­ de. âsi Arnavut beyi İskender beyle birleşmek üze­ re Balkanlara üçüncü defa girdi ise de. Murad’ın Belgrad önünden ricatı bir dönüm noktasıdır. Fütuhat yanlısı olup onu 1444’de İstanbul fethi­ ne teşvik etmiş olan lalaları Şehabeddin Şahin ve Zaga­ nuz Paşalar da vezir olarak iktidara geldiler. İSTANBUL FETHİNE DOĞRU İstanbul’un fethini hazırlıyan etkenler arasında Osmanlı iç tarihinde vuku bulan bazı iç gelişmeler önemli­ dir. Derhal İstanbul kuşatma­ sı için hazırlıklara başlandı.1434-1442 döneminde şiddetli fetih politikasına dön­ mek isteyenler divana hakim oldu. devletimizin düşmanlarını korumakta ve onları bize karşı kışkırtmak­ tadır. Balkanları ve İstanbul’u Osmanlı’dan kurtarmak için bu son girişimdir. Edirne’de panik baş gösterdi. sanat. Gerçekten. etrafındaki fütuhata askerî liderler grupu. Murad ölünce (1 Muharrem 855/3 Şubat 1451) oğlu Mehmed II. başlıca Zaganuz ve Şehabeddin Paşalar. 19 yaşında ikinci defa tah­ ta çıktı. Varna’da Osmanlı zaferi (28 Receb 848/ 10 Kasım 1444) yalnız Balkanlar ve Bizans için değil. Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu idi. Sonraki devirde gelse zayıf bir sultan sayılırdı. bunun 1444’deki gibi. Bizans’ın E3 SİYASET . Aynı zamanda Venedik donanması Çanakkale bo­ ğazını kesmişti. mem­ leketimizin tam ortasını işgal eden Bizans. Sonra yeniden taarruza geçmiş olan Karaman oğlu ile anlaşarak (1444 Yenişehir Andlaşması) Hamid-eli’ni ona bıraktı. Çandarlı. Murad bu istilâ ordusunu Balkan geçitlerinde güçlükle durdurabildi (Zlatica savaşı. ti­ careti tamamiyle Venedik ve Cenevizliler eline geçmiş bulunan bu şehrin doğal sahibi. tasav­ vufa ve mistik bir hayata yöiıelmiş bir adamdı. Osmanlıya bağım­ lı vassal devletleri tehdit etmekten kaçınıyor. Macarlar. edebiyat ve musikiyi takdir eden. Fakat o zamanki dinamik Osmanlı toplumu. aynı zamanda Haçlı seferleri­ nin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek isti­ yordu. Av­ rupa için de hayatî önemde savaşlardan biridir. Bunu fırsat bilen Macar Kıralı. Haçlı or­ dusu. Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilân ediyor. 29 MAYIS 1453 İki bağımsız kaynak. Bizans ve Papa. II. Haçlı hazırlıklarına devam ettiler ve Macar-Eflak ordusu Tuna’yı aştı (1444 sonba­ harı). ulemadan veziriazam Çandarlı H alil’in mutlak iktidarını kırmağa ve onun ye­ rine geçmeğe çalıştılar. Varna civarına kadar geldi. Ertesi sene Orta Avrupa’nın kapısı Belgrad’ı Macarlar elinden almak için ilk ciddi teşebbüsü yaptılar. o zaman nüfusu 40 bini geçmeyen. Bu sözler. Osmanlılar tarafından beyliği ihya edil­ miş olan Sırp despotu müttefiklere katılmadı. nihayet Murad I l’yi tekrar tahta getir­ meyi başardı (Mayıs 1446). 24 Kasım 1443). tımar istiyen asker onu sü­ rükledi ve kazandığı zaferlerle en büyük sultanlar arasın­ da yer aldı. KONSTANTİNUPOLİS'İN FETHİ. Fakat yeniçerileri elinde tutması­ nı bilen Çandarlı. 1434’de Sırbistan ve Eflak üzerinde hakimi­ yet için Macaristan ile açılan mücadele sonunda Osmanlılar bilhassa 1437’de Sigismond’un vefatından yararla­ narak Macaristan’ı bizzat Sultanın idaresindeki bir ordu ile istilâ ettiler (1438) ve Sırbistanı işgal ve ilhak ettiler (1439). Her tarafta sulhu garanti altına aldığını sa­ narak. Osmanlı devletinin güvenliği ve geleceği için bu şehrin fethi zorunlu olmuştur. Sırp despotu Georg Brankovic’e ülkesini geri vermek ve Tuna’yı geçmemek taahhüdü ile Macarlar ve Sırp Despotu ile bir barış imzaladı (12 Haziran 1444 Edirne Andlaşması). İstanbul’un Osmanlı sal­ tanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç savaşa sürüklediğini hatıralatıyor. Daha Hunyadi. atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Haçlı ümitlerini yükseltti. İstanbul fethi kararının verildiği toplantıda Meh­ med H’nin şu noktalar üzerinde durduğunu söylerler: Gazâ. Hunyadi yeni bir baskınla Niş ve Sofya’yı aldı ve son Balkan geçitlerine dayanarak Edirne’yi tehdit etti. kendi isteğiyle tahttan çekildi. 1441 ve 1442’de Erdel’e büyük ölçüde akınlara karşı Hunyadi’nin karşı baskınları Osmanlılar için tam bir bozgunla neticelendi. devleti tehlikeli maceralara sürükleyece­ ğinden korkuyordu. Kritovoulos ve Tâcî Bey-zâde Cafer. karşı taarruza geçti­ ler. devlet içinde kudretli veziriazam Çandarlı’ya karşı nüfûz ve iktidarlarını pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duymakta idiler. Genç Sultan ve etrafındakiler.

Başarı. Fâtih. O hanlık. Osmanlılar için bir ölüm kalım sorunu idi. Batı Hıristiyan âlemi­ ni talırik etmenin büyük tehlikelerine dikkati çekmekte devam ediyor ve bir uzlaşma tavsiye ediyordu. II. Macarların Balkana girmek için hazırlandıkla­ rına dair haberler geliyordu. Venedik donanması yola çıkmıştı. Bu şer’i bir ku­ raldı. Mehmed. gazilik ve kayserlikte. otuz yıllık saltanatını bu amacı gerçekleştirmeğe harcadı. bir ordu gönderseler bile Osmanlı kuvvetlerinin üstün olduğunu ve İtalya’dan herhangi yardım gelmeden şeh­ rin zaptolunabileceğini hararetle savundu. Bir kelime ile İstanbul fethi. Genç ve muzaffer sultan. Osmanlı sultanında ki evrensel egemenlik fikri de­ ğişik kaynaklardan gelir. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparatordur ve Roma İmparatorlu­ ğu’nun merkezi de İstanbul’dur”. Sözde. hakimiyetini meşrulaştırmak ve bilhassa Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü be­ nimsemiş. son derece otoriter bir sultan olarak kendi şahsında klasik Osmanlı Padişahını yaratmıştır. 83).1423’de Selanik gibi Batıklara devr-ü teslimi olasılığı uzak değildi. Languschi’ye göre" (Fâtih’in) iddiasınca dünyada bir tek İmparatorluk. Buna kar­ şı Zaganuz. Trapezuntios Fâtih’e şöyle hitap ediyordu: “Kimse şüphe etmez ki. Selçuk sultanı kendisi de bu otoriteyi Bağdad Halifesinden al­ makta idi. Fâtih’in kayserlik ananesini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hük­ mü altına alabilirmiş. Zorla (kahren) alınan şehrin yağmasına Sultan engel olamazdı. 29 M ayısta ge­ nel saldırı ve yağma emri verdi. bir gaza başarısı üzerine Selçuk Sultanı. Bu iddianın tarihi esası ne olursa olsun Osmanlı hanedanı. Sultan. kendisini artık evrensel bir İmparatorluğun vârisi olarak görüyor. Pears’in son kez Agostino Pertusi’niıı eserleridir. Gerek Türk gerekse Bizans geleneğine göre. Murad devrinde yazıl­ mış Yazıcı-zâde A li’nin Selçukname’ sinde Osman Gazi’ııin sözde Oğuz H an’ın büyük oğlu Günhan’ın oğlu Kayı soyundan olduğu için uc’daki Türk beyleri tarafın­ dan hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia ekle­ nir: “Günhan’ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince Hanlık ve Padişahlık Kayı soyu varken özge boy ' anlarının so­ yuna Hanlık ve Padişahlık değmez”. Mehmed I l’yi bir anda İslâm âlemi­ nin en şanlı Sultanı durumuna getiriyordu. O. işin bir an bitirilmesine bağlı idi. İstanbul’u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğunun yega­ ne meşru vârisi saydı. Daha II. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekte hiç bir zaman gerçekleşememesi sonucunu ve­ rirdi. J. İmparatora yaptığı teslim önerilerinin reddedilmesi üzerine.Fethin ertesi günü vezirazam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. Fâtih’in.” Bu sonuncu cümle. İstanbul’un her bakımdan tekrar bir dünya merkezi hali­ ne gelmesini istiyordu. Yerine Zaganuz geçti. bu sıfatı siyasi bir vasıta. Rum ve İtalyan nedimle­ rine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. Osman’a beylik tev­ cih etmiş ve beyliğe ait sembolleri göndermiştir. hanlığın veya İmparatorluk merkezine fiilen sahip olan kişi İmparatorluğun da sahibidir. OSM A N U Q . Murad’dan başlıyarak paralarda ve silâhlar­ da Kayı boyu damgası kullanılmıştır. bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. Fâtih şehrin boşalmaması için fetihten sonra. fetihleri için meşrû bir ha­ reket noktası sayıyordu. fidye­ sini veren veya belli bir zaman içinde kaçtığı yerden ge­ ri gelen Rumların şehirde yerleşmesine izin verecektir. İstanbul fethiyle beraber Fâtih üçüncü bir geleneği de benimsemiştir. Fakat aynı zamanda egemenliğin kaynağı hakkında İslâmî kavram da kuvvetle benimsenmiştir. Kuşkusuz Yıldırım Bayezid’iıı İmparatorluğu çöktükten sonra Osmanlı İmparatorluğunu kesin biçimde yeniden kuran Fâtih’dir. 1466’da G. Onları bir zaman için vergiden muâf tuttu (Kritovoulos. her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte | SİYASET A N A D O L U VE R U M E L İ'D E M ER K EZÎ İM P A R A T O R L U Ğ U N K U RU LU ŞU İstanbul fethi. Evrensel otoritesini İslâmî gazi sıfatına dayan­ dırmak konusunda bizzat Fâtih’in ne kadar ileri gittiği­ ne yukarıda işaret etmiştik. O. sen Roma­ lılar İmparatorusun. Böyle bir şey. batılı devletlerin birleşemiyeceklerini. Fethin ayrıntılarına girmeden şu noktaları ek­ lemek gerektir. 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında 54 gün süren İstanbul kuşatması hakkında tefarruatlı tasvirler içinde hala en iyi eser E. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul’dan daha lâyık bir yer yok imiş. Türk karargâhında Çandarlı. mutlak bir iktidar sahibi olduğuna inanıyor.

Morava vadisin­ de Balkanların kalbine doğru Macar nüfuzunun sarkma­ sını sağlıyan bir gedik teşkil ediyordu. Trabzon Rum İmparatorluğunu. yani Anadolu ve Rume­ li ile Karadeniz ve Akdeniz’in hakimi olmak iddiasında­ dır. yerli askeri sınıfın önemli bir bölümünü kendi askeri kadrolarına aldılar ve yerli vergi kanunları­ nı yerinde bıraktılar. şimali Ar­ navutluk’ta 1443’den beri isyan halinde bulunan İsken­ der Beyi kışkırttılar. Ermeni Patriğini İstanbul’da pâyitahtmda yerleştiriyor. O yıl ve 1460’da yapılan iki seferle Fâtih Mora’yı işgal etti. Mora’da. Macarlar Kuzey Bosna’da Jajce’de yerleşmiş­ ler. Venediklilerin haklarını korumak üzere İstanbul’da bir balyozun sürekli yerleşmesine izin verilmişti.buradaki bütün hanedan­ ları ortadan kaldırmağa çalıştı. Fâtih. Tuna cenubundaki bütün Balkan yarımadasını doğrudan doğ­ ruya egemenliği altına sokarak. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Haşan ile Venedik arasında ittifak için elçiler gitti geldi. Bu amaçla. Avru­ pa’yı bir Haçlı seferinde bu iki devletin yanında mücade­ leye sürüklemeğe çalışacaktır. Modon. 1463’de Venedik’le bozuştuğu zaman Batı ticaretini ida­ me için Floransalıları teşvik edecektir. Fa­ kat Belgrad kalesi önünde Macarlara karşı muvaffak olamadı(l456). Thomas ise Venedik hi­ mayesini sağlıyarak şiddetli bir mücadeleye girdiler. Arnavutluk ve Yunanistan kıyı­ ları ile Ege denizinde Venedik’le karşı karşıya getirecek­ tir. Fâtih. Korint Berzahını tutarak yarımadayı ele geçirdiler. 1454-1463 yılları arasında Balkan hakimiye­ ti için en gerekli saydığı sorunları ele aldı. İlkin. 1454. Fakat denizden desteklenen sarp yerlerde inşa edilmiş Nauplia. Ticaret serbestisi bağışlanmış. Memlekette her iki tarafı tutan partiler vardı. Adalarda ve Kırım’da Cenevizlilere de haraç ödemek. vaktiyle Bizans’a bağlı olan güney Kırım sahilin­ deki limanları (1475) ve Güney İtalya’yı işgal (1480) et­ mesi bu bakımdan dikkate değer. O. N i­ hayet. Balkanlarda tam egemenlik girişimi Fâtih’i Tuna üzerinde Macaristan’la. o. Fâtih. 1463-1479 Venedik Harbi. Bu durum üzerine harp ilân olundu. İlk hedefinin Roma İmparatorluğunu kendi hük­ mü altında yeniden canlandırmak olduğu onun fetih plânlarından açıkça bellidir. Fâtih ve Venedik. Koron gibi kalelerde Venedikliler tu ­ tundular ve 1463’de yerli Rumlar Argosu Osmanlılara teslim edince saldırıya geçtiler. Arnavutluk’ta ve Ege adalarından Vene­ diklileri atmak için seferleri aynı amaçla yapmıştır. Venedik’le ittifak etmişlerdir. bilinçli olarak Bi­ zans tahtına hak iddia edebilecek bütün hanedanları or­ tadan kaldırdı. 1463’de çatışma kaçınılmaz bir hal alıncaya kadar savaştan kaçındılar. Diğer taraftan Fâtih atası Yıldırım Bayezid ve Mu­ rad II devrinde Osmanlı hakimiyeti altına girmiş bütün yerler üzerinde hakimiyet iddia edecektir. Fâtih. Osmanlılar.idi. Güneyde Mora yarımadası Venedik eline düşebilirdi. 1456 ve 1459’da iki sefer sonunda despot­ luk tamamiyle işgal ve Osmanlı Devletine ilhak olundu. Fâtih için büyük bunalımlar doğurmuştur. giriş ve çıkış gümrük vergisi ancak yüzde iki olarak tespit olunmuş. 1455’de Sır­ bistan’ı iki seferle devlete daha sıkı bağlarla bağladı. denizde za­ yıf olduğunu biliyordu. Mora’da Paleologlardan olan iki despotu ve Paleologlar ile akrabalığı bulunan Cenevizli Gattilusi ailesini bertaraf etti. yani Osmanlı yüksek hakimiyetini tanımak şartı ile ticaret serbestisi verilmişti. Özetle Fâ­ tih kendi şahsında Türk. Kuzeyde 1444’de canlandırılan Sırp despotluğu. Sultan al-barrayn ve khakatı al-bahrayn. 1464’de Papa Pius II Avrupa haçlı orduları için AncoSİYASET . Müttefikler. 1458’de Despot Brankovic’in ölümü üzeri­ ne Sırbistan yeniden Macarlarla Osmanlılar arasında bir mücadele konusu oldu. Papalık bu mücadelenin Hıristiyan dünyası ve özel­ likle İtalya için sonuçlarını göz önünde tutarak. İslâm ve Bizans geleneklerini şahsında bağdaştırarak klasik Osmanlı Padişahını yaratı­ yordu. Kemal Paşa-zâde’ye göre Fâtih “Urum sı­ nıfında Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı. Venedik de 1454’de yaptığı andlaşma ile İstanbul Fâtihi ticaret için elverişli koşullar el­ OSM ANLI I de etmişti. Deniz kıyısındaki kale­ lerde. 1458’e doğru Mora’da despotlardan Demetrius Osmanlı himayesini. Çağdaşı Kemal Paşazâde’de “tedbîri cihangîrlik zik­ rinde idi” diye Fâtih’in gerçek emelini açıklar. onun eski bir İslâmî unvana ye­ ni bir anlam katarak kullanmasında görülür. 1456 tarihinde Amurutzes’e bir dünya haritası yaptırıyordu. 1463 yılında Bosna işgali Macaristan ile savaşı alev­ lendirmiş. Bu siyasi program. ay­ nı maksatla Rum Ortodoks Patriğini. kendi ülkesi ve devlet hâzinesi için ba­ tı ticaretinin hayati Önemini hakkıyle takdir etmekte idi.

O. Limni ve Agriboz adaları Osmanlılara terk olunuyor ve Ve­ nedik ayrıca her yıl 10 bin altın ödemeği kabul ediyor­ du. Boğdan’ı haraca bağladı (5 Ekim 1455). bu arada Isfendiyar oğlu. Bununla beraber kendisi­ ni savaş için teşvik eden Venedik elçilerini sarayına kabul ediyordu. İstanbul’da Kadırga Limanında yeni bir tersane kurdurdu ve donanmayı kuvvetlendirdi. Venediklilere ticaret serbestliği eskisi gibi tanınmış­ tı. Fakat Toros Dağlarında savaşçı Türkmen kabileleri Karamaııoğulları idaresinde savaşa devam etti­ ler. Timur'un torunu HüseO SM A N U yin Baykara’ya elçi göndererek Uzun Haşan'a iki taraftan hücum önerisinde bulundu. Bunun üzerine Fâtih. İtalya’da bir köprübaşı kurulmuştu. Germiyan oğlu onun yanına sığınmışlardı. Otranto’yu aldı (11 Ağustos 1480) ve içine asker yerleştirdi. izliyor. Ordusu (100 bin kişi) tahmin olunuyordu. Mora geri alın­ dı. Osmanlılara karşı Anadolu beylerini himaye altına alma­ ya çalışıyordu. şimdi Osmanlı donanmasına iki büyük hedef gös­ terdi: Akdeniz’in kapısı olan Rodos’un fethi ve iç koşul­ ları o zaman bir istilâya elverişli görünen İtalya’nın isti­ lâsı. Mahmud Pa­ şayı güçlü bir ordu ile Mora’ya gönderdi. Arnavutluk’ta Ve­ nedik elindeki Işkodra’yı şiddetle muhasara etti (1474 ve 1478). Kilidülbahr ve Kale-i Sultaniyye’yi (Çanakkale) yaptırdı (146364 kışı). Altunordu’ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım H anlığını Osmanlı tâbiliği al­ tına soktu (1475). Fakat Gedik Ahmed. Gedik Ahmed ertesi yıl İtalya’da yapacağı büyük ölçüde fütuhat için ordusunu toplamak üzere Ar­ navutluk’a geri döndü. Mücadele II. Timur’un siyasetini. Orta Anadolu sorununu böylece çözümleyerek To­ ros Dağları’na kadar ilerleyen Fâtih. Fâtih için bu harp sırasında en çetin bunalım Ana­ dolu’da Karamaııoğulları yüzünden patlak vermiştir. l 4 6 l ’de Sinop ve Trabzon. Rodos şövalyeleri ve Uzun Ha­ şan arasında bir ittifak kuruldu. Modon kalele­ rini elinde tutuyordu. Fâtih’in kovduğu beyler. 1466-1470 arasında Karamanoğulları’nı ve daha doğuda Dulgadır (Zulkadriyye) Türkmen beyliğini himaye eden Memlûklerle OsmanlI­ lar sınırdaş olmuşlardı. Akçahisar (Kruye). 1472’de Venedik. Koron. Kıbrıs. 1471’de İran’ın da hakimi olan Uzun Haşan Orta Anadolu işlerine karışıyor. Venedik. Papa. Venedik barışa yanaştı. Bu sırada Gedik Ahmed Pa­ şa. Venedik­ liler de buraya ateşli silahlarla donatılmış bir kuvvet göndererek onunla birleşeceklerdi. şimdi Venedik’le mücadeleyi daha sıkı biçimde ele aldı. Fâtih için en tehlikeli bunalımı bertaraf etmiş oluyordu. 1475 Kefe ve Sudak). Akdeniz’in büyük deniz devletini barışa zorlayan Fâtih. 1480’de Mesih Paşa Rodos’a çıkarma yaparken bü­ yük asker Gedik Ahmed Paşa Otranto’ya çıktı. Karamanoğulları arasında taht mücadelesi Mehmed ile Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı karşı karşıya getirdi. Uzun Haşan. Bayezid zamanında patlak verecektir (1485-1491 harbi). Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için şimdi aralarında projeler bile yapmakta idiler. Lepanto. daha bu de­ virde İslâm dünyasının bu iki büyük devletini harbin ke­ narına kadar getirdi. Torosları ve Akdeniz kıyılarını işgal ederek Karamaneli fethini tamamladı (1474). Yıldırım Bayezid zamanındanberi Karamanoğulları’na karşı Osmanlıların müttefiki olan Dulgadıroğulları üzerinde nüfuz mücadelesi. Müttefikler. sonra birer birer işgal etti (1459’da Amas­ ra.na’yı coplanma yeri olarak tespit etti ve ertesi sene bura­ ya bizzat gitti. Fâtih bizzat Arnavutluk’a iki sefer yaptı (1466 ve 1467). Tokat’ı baskınla yağma ve tahrib etti. Mesih ye­ nildi. 1472’de Uzun Haşan. Doğu Anadolu’da Başkent (Otluk-beli) mevkiinde düşmanı tam bir bozguna uğrattı. Uzun Haşan Karahisar Kalesini bırakarak ve bir daha Osmanlı topraklarına saldırmayacağına yemin ederek barış andlaşması yaptı. Ya­ pılan andlaşmaya göre İşkodra. Venedik donanması Çanakkale Boğazı dışında do­ laşıyordu. Fâtih nihayet Karaman ülkesini Osmanlı ülkesine kattı (1468). Karaman-Akkoyunlu ordusu Akşehir’e kadar sokuldu. Bu zafer. Akdeniz kıyılarına 30 bin kişilik bir kuvvet yolluyacak. Böylece Boğazların hâkimi olarak KaI SİYASET . yarımadada. Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerini de ilkin ha­ raca bağladı. En önemlisi. Herşeyin tehlike­ ye girdiğini gören Fâtih bütün güçlerini seferber ederek ertesi sene Uzun Haşan üzerine yürüdü. Roma’dan Fransa’ya sığın­ mak için hazırlık yapıyordu. deniz üssü Gelibolu’yu korumak için Ça­ nakkale Boğazı’ııda karşılıklı iki kuvvetli kale. Nihayet Osmanlı akıncıları İsonso’yu aşarak Ve­ nedik karşısında göründüler. Fâtih bu büyük tehlike karşısında olağanüstü önlemler aldı.

Fâtih. Halktan biri gibi camide cema­ at arasında namaz kılan veya Saray kapısında halkın şikâ­ yetlerini dinleyen babası Murad H’den farklı olarak Fâ­ tih. bu makamın saraydan yetişen kullara özgü olduğunu ileri sürerek red cevabı verecektir. Her zaman için emri altında bu­ lunan ve doğrudan doğruya şahsına bağlı olan bu kuvvet (yeniçeri ağasını doğrudan doğruya Padişah seçerdi) sa­ yesinde İmparatorluk içinde veya uçlarda çıkabilecek herhangi bir karşı hareketi önleyecek duruma geldi. iktidarına kar­ şı koyan ve koyabilecek tüm elemanları ortadan kaldırdı veya değiştirdi. Bulundukları hisarlara kimse ayak atamazdı. kendisine vezirlik teklif edilince. yeniçeri ağalarını. Böylece. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır. 1436’da veziria­ zam olmuştu. yeniçeriler eyaletlerde de Padişah otoritesinin. Uçlar. Veziriazam Mahmud Paşaya Rumeli Beylerbeyliği de verilerek devletin en büyük eyalet sipahi ordusunu kontrolü altında bulundurması sağlanmıştır. 1453’e kadar on altı sene devletin gerçek sahibi idi. merkezi otoritenin mümessilleri görevini üstlenmiş bulunuyorlardı.radeniz’i bir Osmanh gölü haline getirmiş oluyordu. devlet için artık bir sorun olmaktan çıktı. Bunlar o bölgede valiye veya baş­ ka bir otoriteye tâbi değillerdi ve yalnız merkezden emir alırlardı. Anadolu ve Rumeli’de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanh İmparatorlu­ ğu’nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti. Fakat yakını ve çağ­ daş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey’in bile aşırı bul­ duğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde iki denizin ve iki karanın tam hâkimi olmuş. divan toplantılarında hazır bulun­ mayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkânı ile müzakere ediyor. orada Padişah emirle­ rinin uygulanmasını sağlardı. Tahta çıkışında kendisine karşı isyan et­ miş olan Yeniçerileri şiddetle cezalandırdı (1451). mâ­ liyenin bağımsız sorumlu müstakil ve mesul başı olan defterdar üzerinde de daha sıkı bir kontrol hakkı tanımış­ F Â T İH 'İN İM PA R A T O R L U Ğ U N U Ö R G Ü TLEM ESİ Fâtih. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi. Fâtih. Bu garnizonlar. Saray’da dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkânı veriyor. Osmanlı idare sisteminde Padişah’ın mutlak mer­ kezi otoritesi hakkında Fâtih seleflerinden çok daha üs­ tün bir inanç besliyordu. Fâtih. 1461’de Trabzon Kalesi’ne 400 ye­ niçeri yerleştirmiştir). kişiliği sanki kutsal bir İmparator gibi davranıyordu. Fâtih. bu yerleri düşmandan korumakla kal­ mazlar şehirlerde müslüman halktan gayrimüslimlere OSMANLI ! tır. Murad II. Sultanın eski hocası Mola Gürânî. onun emir ve arzularına mutlak surette bağlı birisi durumuna geliyordu. İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. Fâtih. Bir çoklarını Ocaktan attı. kumandanlarını sekbanlar arasından seçmeye başladı. Karamanı Mehmed müstesna. Bu sayede bağımsız davranan güçlü uc beylerini alelade san­ cak beyleri durumuna getirdi. Son­ radan Molla Gürânî. veziriazamlarını kullarından seçtiği gibi icraî ve siyasî iktidarın mümessilleri olarak idarenin her kadeSIYASÎT . Beylik zamanından beri kadıaskerler. İmparatorluğun yalnız territoryal bakımdan yaratıcısı değildir. bütün vezi­ riazamlarını kendi kulları arasından seçti. silâhlarını yenilemek ve miktarlarını beş binden on-on iki bine çı­ karmak suretiyle bu askeri İmparatorluk ordusunun te­ mel gücü haline getirdi. kadıaskerliğinde. yerlerine saraydaki avcı bölükle­ rinden Sekban adı altında yeni yeniçeri bölükleri koydu. sultanın devlet işlerinin düzenlenmesinde ve teşkilatlanmada en nüfuzlu yardımcıları olduğu gibi veziriazamların da ço­ ğu kez onlardan seçildiklerini yukarıda görmüştük. İlmiyeye ait tayin­ leri veziriazama danışmadan yaptığı için istifaya zorlan­ mıştır. bu soylu veziri ancak İstanbul fethini başardıktan sonra bertaraf etmeğe cesaret edebildi ve on­ dan sonra da. devlet işlerinde karar yetkisini gerçekte eski vezir ailesine mensup ule­ madan Çandarlı Halil’e bırakırdı. Bir kelime ile. bütün devlet yetkilerini elinde toplayan ve İmparatorluğunu mutlak şekilde bir merkezden idare eden bir Pâdişâh örneğini yaratmak için. Öbür taraftan mutlak vekili ola­ rak veziriazamın yetkilerini genişletmiştir. 1430’da ba­ bası yerine kadıaskerlikten vezir olmuş. vezi­ riazam pâdişâhın mutlak vekili. veziriazamlara. Çandarlı. sosyal kuramlarını geliştirerek kesin şekillerini veren ve devletin gelecekteki siyasi gelişmelerini tayin eden de Fâtih’tir. bunlar­ dan en ünlüsü Mahmud Paşayı Fâtih bir bahane ile idam ettirmekten çekinmedi. fethettiği mühim kaleler garnizon olarak yeniçerileri yerleştirirdi (1460’da Korinth Kalesi’ııe 400. gelebilecek kötü hareketleri önler. Sonra maaşlarını arttırmak.

Mehmed I’in veliahd tayin etmesi istenen m neticeyi vermemiştir. idarenin üç esas kolunda son söz padişa­ ha bırakılmıştır. def­ terdar ve nişancıyı ayağa kalkarak kabul eder. doğrudan doğruya Padişaha karşı sorum­ lu idiler. Bununla beraber il­ miye sınıfının bey sınıfına geçmesi. genel işlerde veziriazama. maliye işlerinden sorumlu defterdarlık ve ka­ nunun uygulanmasıyla görevli kadıaskerliktir. Böylece Şeriat yanında yalnız hükümdarın iradesinden doğan bir hukuk. Buna karşı onlar. arz odasında Padişah’m huzuruna girip iş­ leri arzederler. Bunlar. örfi kanunlar meydana çık­ tı ve kanun alanı gittikçe genişledi. Onlar haf­ tada dört gün. Öbür yandan. vezirleri. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. Padişah adına emir yazma yetkisi. siyaset ve idarede nizam koyma hususunda mutlak yetkilerini bı­ rakmadılar. Ağa. merkezi hükümetin yazı işleri ve bürolarını temsil eden dördüncü bir sorumlu makam olarak nişan­ cılık makamı vardır. Bununla beraber Padi­ şah sıfatıyle hükümdarın. timarlı sipahiler. bu hükümle­ rin icrasını tamamiyle ehl-i örfe. mâliyede def­ terdarlara. ken­ disinden önce mevcut bulunan devlet teşkilâtını ve teşri­ fatı. onla­ ra nezaret ederdi. Bunun yanında. Fâtih Kanunnamesine göre. imparatorluk kuran Türk ve Moğol hakanları. onların en önemli hakimiyet haklarından sayılırdı. öteki OrtaDoğu devletlerinde görüldüğü gibi. O. bazı ilâvelerle bir kanunname halinde tespit etmiş. Türk yasa ve töre devlet geleneğine bağlıdır. bu yetkiye dayanarak birçok kanunlar ve yasaknameler çıkarmıştır. Fâ­ tih. Padişah yalnız. İdarenin bu üç esas kolu. Bu suretle Fâtih’in idare ve hukuk sisteminde m ut­ lak ve merkeziyetçi otoritesini gerçekleştirmeyi hedefle­ yen önlemlerini açıklamış bulunuyoruz. Daha doğrusu. genel siyaset işlerin­ de vezaret. idarenin kontrolü görevini üstlenmişlerdir. Padişah emirleri şeklinde ilân olunurdu. İdare ve icra ala­ nında mutlakiyetin en tesirli aracı olan kul (gulam) sis­ temine ilerde ayrıca değinilecektir. eski Türk gele­ neğine göre hükümdar otoritesinin kaynağı Tanrı oldu­ ğundan. bugünkü anlamda ancak nizam ve tan­ zimler şeklinde yorumlanmıştır. Fâtih. İslâm dünyasına girince Türk hükümdarları. kendi yaO SM A N U sa veya törelerini tespit ve ilân ederlerdi. Böylece valiler. kadılardan bey ve beylerbeyi tayini kanuna göre mümkündü. ulemanın buna karışmaya hakkı olmadığı fikri. Bununla beraber özel­ likle malî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı ra­ dikal önlemlerin onun idaresine karşı kuvvetli bir hoş­ nutsuzluk yarattığı. Veziriazam. Bu sebepten veliahd tayini de müm­ kün değildi. ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. daima Şeriattı ve bunun yanında kanun adıyla çı­ karılan kurallar. Bu dört makam. bununla beraber onlar kendi işlerinde bağımsız olup. Kanunun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. Fâtih’in kanunların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyle sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. esasen İslâmî an­ layışa yabancı olan bu davranış. Padişahın mutlak vekili olarak maliye işlerini temsil eden defterdarın ve kanunun uygulanma­ sından sorumlu kadıasker ve kadıların üzerinde idi. İslâmî anlamda asıl kanun. ulemanın bazı girişimlerine kar­ şı şiddetle tepki göstermiştir. Kardeşlerden her biri saltanata aySİYASET . yeni duruma göre bu müesseselere kesin şeklini vermiş­ tir. Şer’î ve örfî kanunlara göre hüküm vermek yetkisine sahip olan kadılar. Osmanlılarda 17. İstanbul Fâtihi’ne ve İmparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı ge­ lecek güçte değildi. doğrudan doğruya Padişah’dan emir alırdı. yüzyıl başlarına kadar egemendi.meşinde yalnız kullarım kullanmıştır. yani Padişahın icra yet­ kisini temsil eden kullara bırakmak zorunda idiler. bu otoriteyi kimin alacağını tayin etmek de Tanrıya ait bir iş sayılırdı. Osmanlılarda saltanat değişikliğini düzenleyen bir kanun ve gelenek yoktu. Bu suretle. Böy­ lece idarede yargı ayrılmış oluyordu. veziriazamın kontrolsüz bir şekilde devlet yetkilerini ve devlet kuvvetlerinin hepsine hüküm etmesi tehlikesi bertaraf edilmiş. vergi tahsildarları ve Padişah yasağını uygulamaya yetkili bütün icra ajanlarını kullardan seç­ miştir. Kanunun ve adaletin tam yeri­ ne getirilmesi sonuçta hükümdarın iradesinin ve otorite­ sinin tam uygulanması demekti. Bunu Tanrının bağışlıyacağı kut tayin etmeliydi. davalarda kadıaskerlere verilmiştir. Devlete türe ver­ mek. buna mutlak şekilde yetkili ol­ duğu. yeniçeri ağasına doğ­ rudan doğruya emir verme yetkisine sahip değildir. Sağlığında. yani sivil bir kanunname ilânı. veziriazam. kadıaskerler. Buna karşı Şeriat’m uygulanması yanlız ulema eline bırakılmıştır. divanın aslî üyele­ ridir.

bu du­ rum ölümünde şiddetle patlak veren bir içtimai-siyasi gerginliğe neden olmuştur. tahta çıktığında henüz memede olan kardeşi Ahmed’i boğdurmuştur. 875. Askerin ve kamuoyunun onayladığı bu prensip İmparatorluğun birliğini korumaya yönelikti. Bizans devrinde aynı şekilde yerel senyörlerin ve manastırların devlet topraklarını. Fâtih. padişahın eyaletlere. Evkaf ve emlâkin devletleştirilmesinden zarara uğrayanlar özellikle ulema sınıfı. Her padişah tarafından cülûsu sırasında uygulanan bu yöntemin 865. bu gibi toprakla­ rın vesika ve durumlarını araştırarak bazı esaslara göre bunları (meselâ binası yıkılmış vakıfları) mîrî toprak ha­ line getirdi. 1. mîrî arazi haline sokulması (neshi) ve timar olarak askeri sınıfa dağıtılmasıdır. vakıf mütevellisi olarak kendi çocukları ve torunları için bu toprakları sağlam bir gelir kaynağı haline soktukları­ nı biliyoruz. Bu reformun sonucu zarar gören geniş bir kitle özellikle zaviye yöne­ ten dervişler o zaman veziriazam olan Karamani Meh­ med Paşaya karşı kin beslemeğe başladılar. Bu suretle devlet. Fâtih’in gümüş para ayarını değiştirmesi. böyle bir reforma girişebilirdi. Bu aslında zo­ runlu bir kanun değildir. Âşık Paşazade (s. Bir takım özel koşulların da yar­ dımı ile ekberiyyet. Müddeiler mağlup olunca yabancı hükümdarlar yanına kaçıp devlete daimi bir tehdit teşkil etmekte idiler. Osmanlı ülkesinde o zamana kadar görülmemiş zulümler olarak protesto eder. tüccarların O S A \A N İI I kıyaslanabilir. Tekeller. memleketin kaynaklarını son kerteye kadar kul­ lanmaya çalışmış. 198) bunları. Cem ile Bayezid. 880 ve 886 Hicrî yıllarında tekrarı memlekette büyük hoşnut­ suzluk doğurmuştur. Bir de bu kaııanu yürütmek için.nı derecede hak sahibi saydırdı. seferler için asker sağlamaktı. Osmanlı toplumunda nüfuzlu ve zengin ailelerin. yüzyıllarda nizam-i âlem için kardeş katlini zorunlu bir önlem diye ka­ bul eden Osmanlı kamuoyu 16. Fâtih. Bi­ zans’a kaçan Osmanlı şehzadesi Orhan. İmparatorluğun kurulması için Fâtih. yüzyıl sonlarında artık bunu iyi görmeyecektir. şehirlere gön­ derdiği gümiq arayıcı yasak kulları evleri. gerçek gümüş fiyatına almak. hanları araştırmağa ve buldukları eski gümüş hazine için almaya yetkili idiler. yerli ve yabancı tacirlerin şikâyeti­ ne nedetı olmuştur. Bu pren­ sipler. Fâtih’in aldığı başlıca mali önlemler şunlardır. Bu gibi toprak­ ların çoğu aslında daha önce mîrî arazi olup çeşitli yollar­ la vakıf ve mülk haline gelmişti. Yeni akça çıkarmak ve eskisinin dolaşımını yasaklayarak kişi­ ler elindeki eski akçayı darphanelerde beşte bir eksiğine. mum gibi zaruri ihtiyaç maddelerini bölge bölge “mukataaya” iltizam verme. Para üzerindeki önlemleri. aslen bir İtalyan Yahudisi olan Hekim Yakub’un bu kötü yeni­ likleri memlekete soktuğunu iddia eder. FATİH'İN MALÎ ÖNLEMLERİ Fâtih’in maliye ve toprak üzerinde siyaseti de dev­ rimci bir karakter taşır. 2. şeyhler. radikal önlemlere başvurmuş. Fâtih bununla hakimiyetin bölünmezliği ve devletin parçalanmazlığı prensiplerini herşeyin üstünde tuttuğunu göstermekte idi. Sultan olanın kardeşlerini nizam-i âlem için idam etmesinin “caiz” olduğunu ve ule­ yüklerini. eski Türk Müslüman aileleri idi. 15 ve 16. sabun. SİYASET . Fakat İmpara­ torluk ölçüsünde hoşnutsuzluk doğuran başka malî bir önlem. İstanbul surları üzerinde Fâtih’e karşı savaşmıştı. Memlekette yaygın hoşnutsuzluğun Bayezid döneminde kökten karşı reformların derin sebebi de budur. Fâtih. Sonraları kanunnamesinde. Tursun Bey’e göre bu suretle 20 bin köy ve mezra devlete mal edilmiş ve timar sipahilerine dağıtıl­ mıştır. tuz. nakit gümüş pa­ ra üzerinden beşte bir vergi almış oluyordu. ellerindeki m î­ rî araziyi mülk ve vakıf haline çevirmeğe çalıştıklarını. vakıf ve mülk toprakların büyük bir kısmının devlet toprakları. daha sonra Bayezid IFnin oğul­ ları arasındaki mücadelelerde ortaya çıkacaktır. pronijalan kendi tasarrufları altına sokmağa çalışmaları ve devletin buna karşı boşuna mücadele etm esi O sm anlIlardaki bu akımla manın bunu “caiz" gördüğünü ifade etti. Onun bu mukataalara dair kanunları sert önlemler içermektedir. Bu reformun asıl amacı kuşkusuz asker dirlikleri­ ni artırmak. bun­ dan hazine için büyük gelirler sağlamıştır. yani hanedanın sağ bulunan en yaşlı üyesinin saltanata geçmesi kuralı bir âdet olarak yerleşe­ cektir. Bir padişah ölünce kar­ deşler arasında mücadele kaçınılmaz bir haldi ve bu du­ rum bilhassa Bayezid’in oğulları ve torunları arasında devleti büyük buhranlara ve tehlikelere sürüklemişti. Babası ile arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid karşıt olan­ ların toplanma merkezi haline geldi. Ancak Fâtih gibi mutlak otorite sahibi bir hükümdar. yöntemini büyük ölçüde kullanmış. Nizam-i âlem için zaruret ha­ linde cevâz verilen bir fiildir.

dan sonra Batı Avrupa tica­ retinin gittikçe daha büyük bir önem kazanması ile mümkün olmuştur. Edirne. İstanbul’da ve Selanik’de çuha sana­ yii. İtalyanların yerini al­ mıştır. Bu kısa ve ucuz yol. Daha 1432’de B. Genelde Osmanlı Devle­ ti. Bursa’ya kendi ajanları ile muntazaman Hind malları göndermekte idi. de La Broquiere Pera’lı Ceneviz tacirlerin Bursa’dan baharat satın al­ dıklarını tespit etmiştir. Yanbolu’da aba-kebe yapımı Balkanlarda önemli sanayi kolları idi. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccar­ larından çok daha fazla bu unsurları görmekteyiz. Floransalılar. da Müslüman Türklerin sanayi ve ti­ carette birinci planda faaliyette olduklarını. Fakat ikinci bir yol. yy. Arabistan ve H int mallarının da bir ant­ reposu haline gelmişti. altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna paralel 15. tahta. büyük şehir­ lerde Hükümet karşısında nüfuzlu bir sınıf teşkil ettik­ lerini görüyoruz. boya ve H int kumaşları gibi değerli mad­ deler genellikle Şam. Bursa’nın bu devirde nüfusu 50 binden aşağı değildi. Ankara ve Tos­ ya’da sof sanayii. yani Dâr al-Harb’e men­ sup olup amannâme (kapitülasyon) ile ticaret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. birbirini tamamlayan iktisadi bir birliğe yol açmıştır. Osmanh siyasi dü­ zeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altına bir­ birine yaklaştırmış. Bu gümrük Fâtih devrinde bir tarihe kadar yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Bu siya­ set. bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelen­ mesi bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. oradan Bursa’ya gelen deniz yolu idi. Bursa’dan Balkanlara geçmekte idiler. Batı Anadolu’da kuvvetli bir pamuklu sanayii. yüzyılda İran’dan Avrupa’ya ihraç edilen değerli Esterabad (Staravi) ipeğinin beynelOSM A N LI Bursa gümrüğüne 1479’a doğru ipekten yılda yaklaşık 15 bin altın duka gelir gelmekte idi. Bölgelerarası ticarette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccarlar. İpek tâcirleri dönüş­ lerinde İran’a Bursa’da aldıkları bu yünlüleri götürmek­ te idiler. y. Gayrimüslim zımmîlerin. Mısır ve Suriye limanla­ rından Antalya’ya. 15. N iha­ yet Fâtih devri sonlarında Hindistan’da Behmenîlerin meşhur veziri Mahmud Gâwân. Ermeniler ve Yahudiler. Bu arada Fâtih Bizans’ın çöküş dev­ rinde Venedik ve Ceneviz’in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş. Selçuklu Anadolusu’nda olduğu gibi. o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tacirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. i SİYASET . Osmanh kaynaklarının. Bursa Doğu’dan müslüman tüccar kervanlarının eriştikleri en batıda bir merkez olarak. Edirne’de deri işleri ve ayakkabı sanayii. Levant sahasında Frenk (Avrupalı)ların siyasi hakimi­ yetine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeğe çalışmıştır. Fâtih devrinde süratle büyüyen İs­ tanbul. baharatın Bursa’da pahalı olduğunu söylemekle beraber. Her yıl buraya devamlı 5-6 ipek kervanı gelirdi. 1480’lerde bu ticaretle uğraşan Bursalı Türk ta­ ciri Hayreddin’in yarım milyon akça sermaye ile bir şir­ ket kurmuş olduğunu biliyoruz. Konya üzerinden Anado­ lu’yu çapraz kesen eski ticaret yolu üzerinden kervanlar­ la gelirdi. 15. Adana.y. Rumlar. yeni siyasi nizam retten yük başına 70-80 altın kazanıldığı hesaplanmıştır. Bursa ay­ nı zamanda kıymetli Avrupa yünlülerinin doğu memle­ ketlerine sevkedildiği bir merkezdi. olarak artan devlet gelirleridir. Baharat. Maringhi’ye göre her kervan or­ yüzyılda Osmanlı Devleti’nin büyük askeri ve talama 200 yük ipek getirmekte idi. Maringhi. Bu H int ajanları. Ermeni Rum ve Yahudilerin Osmanh İmparatorluğunda ticarette ege­ men olmaları ancak 16.ekon om i milel antreposu haline gelmişti. bilhassa ağır ticaret malları için kul­ lanılırdı. Floransa’da bu tica­ siyasi girişimlerini mümkün kılan şey. Ge­ libolu bu ticari canlanmanın tanıklarıdır. Anadolu’dan Mısır’a külliyetli miktarda ağaç. Bursa ve İstanbul’da ipekli sanayii (1502’de Bursa’da bin kadar ipekli tezgâhı sayılmıştır) Avrupa ve Kuzey memleketlerine önemli miktarda ihra­ cat yapabilmekte idi. Öte yandan Bursa. yani İslâm devletine haraç ödeyen zımmiler için yüzde dört ve harbîler için. Bursa’da baharatı kumaşla değişmeyi Mısır ve Suriyede altınla almaktan daha kârlı saymakta idiler. bu madde Eflak. onlardan gümrük almıştır. Fâtih bu oranı Müslümaıılar ve harac-güzarlar. Bu devrin ka­ rakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir. Heyd gibi bü­ yük bir âlimi Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çök­ tüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Boğdan ve Lwow’a Bursa’dan sevkolunmakta idi. demir Antalya ve Alâiye limanlarından sevk olu­ nurdu. daha Fâtih’deıı önce uluslararası ticaret merkez­ leri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa.

Hıristiyan vakıfları da aynı kontrola tâbi idi. çocuklar için bir mektep. bütçesinden 1528’de vakıf ve mülklere ayrılan para umumi gelirin yüzde 16’sını alıyordu. 1095 mescit. İstanbul İmparatorluğun son günlerinde “fakir ve büyük kısmı gayrı meskun bir harebeler şehri” idi. Reâyânın refâh-ı bir din vazifesi olarak benim­ senmiştir. Osmanlı devletinin kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu. Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa. Sofya. Kritovoulos’a göre Fâtih kendisi Yeni Saray’la büyük camiinin inşasını bu tarihte emr etti. Mora’dan. imaret yaptırdı ve bu ha­ yır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam. Amasra’dan. Şehrin nüfusunun 30 bine kadar düştü­ ğü iddia edilmiştir. 1528 yılında Anadolu’daki vakıflarla 45 imaret (fa­ kirler ve yolcular için barınma yeri). Larende ve Ereğli’den mühim miktarda Müslüman Türk halkı sürüp getirdi. Konya. 110 medrese. Dar al-tâlim. Silivri ve Galata’dan nüfus getirip yerleştirdi. Foça’dan. 342 cami. bir hastahane (Dâr al-Şifâ). Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski saray) sonra uygun bulmadı. yal­ nız tebaayı istismar fikrine bağlandığı iddiası tamamiyle yanlıştır. gerçek bir metropolis haline getirmek. Fâtih kendisi. Her Padişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir. yani umuma mahsus binalar. Argos’dan. Gedik Ahmed Paşa. köprüler. Bunların mutlaka merkezi hü­ kümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Vezirazam Malımud Paşa sultanı izliyerek. fetihten önce vücutsuz bir baş gibi idi. Gelibolu. Bunların en m ü­ himleri Hoca Paşa. İstanbul’un en popüler alış veriş merkezi olarak bu­ güne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Murad Paşa. imar etmek ve kalkındırmak olmuştur. Fâtih. ticaret yerleri. fakat başaramamıştı. Aynı şekilde za­ manla diğer vezirler de bugün İstanbul’un belli başlı ma­ hallelerini teşkil eden siteler kurdular. Kefe’den şehre Rum. Serez. Eskiden olduğu gibi şahıslar şimdi sadece kadının tanzim ettiği vakfiye ile vakf tesis edemezlerdi. nüfuslandırmak. Keza o yıl. Yenişehir. vakıf­ ları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. ibadet. 75 büyük han ve kervansaray. Şehre gelen yolları ve köprüle­ ri tamir ettirdi. bir imaret inşa İstanbul’un imarında esas rolü. bütün Osmanlı şe­ hirlerinin kuruluşunda ve inkişafında olduğu gibi. Trabzon’da manastırlara ait vakıflar kaldırmış. Ma­ nastır. ” Osmanlı devleti. İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. Fâtih şehirde yaptırmakta olduğu inşaatı bizzat teftiş ederdi. İstanbul ima­ rı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir misâli olarak bir az ayrıntı vereceğiz. Fâtih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır: “Hiin&r bir şehr biinyâd etmektir. Sürgün usulüyle şehre nüfus ge­ tirip yerleştirme işini saltanatının sonuna kadar uygulan­ dı. Bu gün devlete ait birçok kamu hizmetlerini. 238 hamam ve başka tesisler idare olunmak­ ta idi. Almanya ve İtalya’dan Yahudilerin gel­ mesini teşvik etti. Taşoz ve Sumatraki adalarından. vakıf müessesini bu doğrultuda en ziyade geliştirmiş bir İslâm devleti sayılabilir. Aksaray. Fetihten sonra dağılan ahaliyi toplamaya çalıştı. Ferye. Üsküp. Edirne. vakıf müessesesi oynamıştır.İSTANBUL'UN YENİDEN İNŞASI Fâtih’in en büyük bir kaygısı İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri. şehre bol su getirtmek için su yollarının onarımını emretti. Trabzon’dan. İstanbul’un imarından önce Bursa. Osmanlılar. 1455 kışında meşhur kapalı çarşının çe­ kirdeği olan Büyük Bedestan’m yapılmasını emretti. Fâtih. Da­ vut Paşa mahalleleridir. şehri yağmasız almaya çalışmış. Şehrin etrafındaki bölgede harp esirlerinden yerleştirerek 100 kadar köyü ihya etti. Reâyâ kalbin âbâd etmektir. çarşı ve han gibi ticari tesisler yaparak vakfetti. Burada cami. fakat Athos (Aynaroz) dağında tasdik etmişti. 154 muallimhane (çocuklara mahsus mektep). medrese. İznik. yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini. Patrik Gennadius’a göre. Filibe. 625 büyük küçük zaviye. Midilli ve Agriboz’daıı. imar mer­ kezleri vücuda getirmelerini istedi. İtalyan Yahudi nüfusu ge­ tirip yerleştirdi. seyyahları barındıracak imaretler. İstanbul. mektep ve hastahaneler inşası ve ida­ mesi işini vakf müessesesi yerine getirmekte idi. 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imaretler. kendi adı­ na berat verir veya nesli ederdi. çeşme ve ha­ mamlar. Fâtih. Saray burnunda Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yaptırdı (bitiş tarihi 1464). Devlet O S M A N ll El SİYASET .

Bu geleneksel karakterler nelerdir? Aşağıdaki tar­ tışmamızın esas noktalannı bunun açıklanması oluştura­ caktır. Bundan başka İstanbul’da inşa ettirdiği büyük bedestaıı (Bezâzistan). İstanbul’da yaptırttığı veya kiliseden çevirttiği dokuz cami ve onlara bağlı kurumlan devamlı şekilde ta­ mir ve idame etmek. işlerin vakfiyeye göre yürü­ tülüp yürütülmediğini kontrol ederler. Bütün bu tesislerin ekonomik önemi büyüktür. Yalnız Fâtih camii etrafında 286 dükkandan mürek­ kep bir çarşı vücuda gelmişti.ettirdi. 14 umuma mahsus hamamın. Vakfın genel nâzırı bizzat padişahtı. kusuru görülen­ leri cezalandırırlardı. Yüksek dini ilimlerle beraber aklî ve naklî ilimler (taba­ bet. 22 başhane (lokanta) tah­ sis ve vakf etmişti. ev ve dükkan kiralarının önemli bir kısmını. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi­ ne borçluyuz. Galata’da 260 dükkan vardı. Vakıf kendi idari mali işlerinde özerk olup yılda bir hesaplar yerel kadı tarafından kont­ rol edilirdi. 32 bozahane. İçinde iki âlim ve tecrü­ beli doktor. küçük köylü-aile işletmelerine dayanan sosyo ekonomik yapıyı. dört hanın. bir cerrah (opera­ tör).000’e ulaşmıştır. matematik) okunurdu. yy sonuna doğru 700 bin tahmin etmektedirler. Başka bir deyimle. Bu dükkanların kira bede­ li vakfa aitti. üzüm. OSM ANLI m İSTANBUL N Ü FU SU Kadı Muhyiddin’in 1478’de yaptığı bir sayıma gö­ re İstanbul nüfusu o tarihte şöyle idi: İstanbul’da aile Müslümanlar Hıristiyanlar (Ortodoks) Yah udiler Kefeliler Karamanlılar Ermeniler Frenkler (Avrupalılar) Çingeneler Yekiin 8951 3151 1647 267 384 372 31 14803 Galata’da aile 535 592 62 332 1521 Aynı sayıma göre. Sultan Pazarı. bir eczacı hazır bulunurdu. Fâtih’in yaptırdığı Dâr al-Şifâ’da muhtaç kimseler bakılır ve bedava ilâç verilirdi. İstanbul dışında otuz beş köyü vakf etmiştir. 1939’da 3200 traktör varken 1959’da bu rakam 44. yerini gittikçe daha ziyade pazar ürünlerine. İmparatorluğun en yüksek ilim müessesesi olarak yaptırılan Semâniye medreselerine gelince. Ö. tütün. 1478’de İstanbul’da 3667 dük­ kan. Beylik pazarının ve başka ticaret yerlerinin. kapıcı ve iki hasta bakıcı hastane personelini teş­ kil etmekte idi. pamuk. Ayasofya camiini tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân. 987 ev. Bunların yıllık geliri takriben 13 bin Venedik dukasına varmakta idi. incir. bir kehhal (göz doktoru). iki hastahane aşçısı. Memleketimiz 1950-1960 döneminde traktörün yaygınlaşması ve tarıma pazar eko­ nomisinin girişi ile başlayan gelişme sonucu köklü bir değişiklik temposuna girmiştir. Fâtih. 1950’ye kadar Türkiye ekonomisi ve sosyal yapısı Osmanlı dönemindeki asırlık geleneksel esas ka­ rakterlerini korumakta idi. Barkan 400-500 bin. Her sene sonunda müderrislerle personelin ileri ge­ lenleri bir toplantı yaparlar. Braudel ise 16. F. 51 hamam. Talebinin bütün masrafları vakıf gelirinden sağlanırdı. Geçimlik (subsistence) tarım ekonomisinin ana ürünü buğday-arpa ekimi. Ecza mahzeni muhafızı ve idare işlerine bakan bir rnîn ile vekili. ay-çiçeği ve mısıra bırakmaktadır. Bu sayımda askeri sı­ nıfın konmadığı unutulmamalıdır. şehrin büyümesi ve kalkınmasında başlıca rolü oynamış­ tır. personelin maaşlarını ödemek üze­ re İstanbul’da devlete ait arazi. DEVLET VE KIRSAL K E SİM İN SOSYAL YAPISI: Ç İF T -H A N E SİSTEM İ Türkiye’mizin ana ekonomik karakteri ve sosyal ya­ pısını Osmanlı dönemi belirlemiştir. sınaî bitkilere. astronomi. Fâtih bu medre­ selerin teşkilâtlandırılmasında Türkistan’dan getirttiği meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçudan istifade etmişti.(1510’daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik eser harab olmuştur). Fâtihten bir yüzyıl sonra İstanbul onun tasarladığı gibi ger­ çekten bir dünya metropolis’i haline gelmiştir.L. İstanbul nüfusunu 1530’a doğru. SİYASET . 54 değirmenin gelirlerini yine aynı amaçla vakfetmiştir. pirinç. buraya yet­ kinlik gösteren her müslüman çocuğu kabul olunurdu. Vakfiyede hastalara tatlı muamele olun­ ması özellikle işaret olunmuştur.

SİYASET . Çünkü. Buradan toplumumuzda bugün bile. Öküz gücü üzerinde bu kadar durmamızın sebebi. Buna mîrî arazi rejimi diyoruz. Salgın sonucu öküzü ölen köylü çaresiz kalır.Geleneksel tarım ekonomisinin esas üretim vasıtası. Fakat öküz gücünün yerini makine gücü alıncaya kadar tarım tekno­ lojisinde esaslı bir değişiklik görülmemiştir. arazidir. Bu nokta. Çift öküz geleneksel tarımın traktörüdür. yani bir çift öküzün işleyebi­ leceği toprak ünitesi. belli bir ekonomik ve sosyal rejimin uy­ gulanması içindir ki. Bir­ çokları genel kanunnamede. Fakat geleneksel tarı­ mın traktörü saydığımız öküz gücünü hesaba katmaz. hububat ekimini kontrol al­ tında tutmak zorunluluğunu duymuştur. tarla ziraatini. Bu raiyyet çiftliği. Osmanlı Devleti. işletmenin. Mîrî arazi yalnız hububat ziraati ya­ pılan. tarım ekonomisinin en önemli elemanı ise de. Aile emek ünitesini. bütün tarım top­ raklarını kapsamaz. tarla olarak kullanılan. hiç kuşkusuz. traktörün uygulan­ masından önce. bir işletme ünitesi oluşturur. Bir çift öküzü olan aile. ekonomik bakımdan en verimli iş­ letme olarak tanınmıştır. neden o kadar önemli bir yer tuttuğunu açıklayamamış­ lardır. hayvanı kuvvetin en etkili biçimde kul­ lanım teknolojisini gösterir. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu ana ekonomik sosyal düzene biz çift-hane sistemi diyoruz (Tahrir Defterlerinde çift-bâ-hane). devlet için tarım ekonomisinin temel ünitesidir. Ayrıntılarına girmeden önce birkaç ana kavramı belirtmekte yarar görüyorum. bu patriarchal ve patrilineal bir aile tipidir. Eğer dul kadın. en ileri tarım teknolojisi olarak zamanla dün­ yanın öbür bölgelerine yayılmıştır. O SM A N LI I Günümüzde toprak. bağ ve bahçe haline getirilemez. Bi­ zans ve Osmanlı İmparatorluklannda vergileme öküz sa­ yısına göre yapılmakta idi. hububat ekimine. ileri­ de göreceğimiz gibi onun çift hane sisteminin temel ele­ manlarından biri olmasındandır. Osmanh rejiminde mîrî adı ile tamamiyle başka bir statü taşıyor­ du. ya­ ni aileyi temsil eden kocanın adiyle tespit edilir. köylü ai­ le ünitesi esas itibarı ile. yapım dinamiği ve başka özellikler tabü zamanla önemli değişiklikler getirmiştir. kanunla garanti altına alınmıştır. başlıca buğday-arpa ekimine dayanır. devlet tarla arazisini kendi mutlak kontrolü altına almak gereğini duymuştur. büyük kitlelerin geçimi. hane. Sabanın odun veya demirden olması. Koca. aydınlanmasını gerekli gördü­ ğüm ikinci nokta şudur: Mîrî topraklar dediğimiz devlet toprakları başlıca iki kategoriye ayrılır: Tapulu arazi. Eski Mezopotamya uygar­ lıklarından beri. Hayvanî enerji ünitesinin. Aslında. Genel köylü ekonomisi teorisyenleri. Bütün Osmanlı tahrirlerinde. anlaşılamamış ve yanlış yorumlar süregelmiştir. Bağlar ve bahçeler bunun dışında kalır. elinden tarla ara­ zisini alır ve başka bir köylüye aktarır. Vazgeçilmez bir düzendir. ordunun ve şehirlerin iaşesi. evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş erkek köy­ lünün simgelediği köylü ailesidir. bir çift öküzle çeki­ len saban. kuru-ziraat (dry-farming) ile buğday-arpa ekimi yapan iklim kuşaklarında. köylü ailesinin mülkü olarak. aile emeğini esas alır. İleride göreceğiz ki. vergi mükellefi ola­ rak onu tanır. İlkin mîrî arazi. mîrî arazi kendi başına bir gaye değildir. Osmanh kanûnnâmelerinde kesin bir madde vardır: “Tarla. belli bir tarım ekonomisi ve sosyal yapının sürdürülmesi için Osmanlı sosyal yapısı hakkında çeşitli sosyolojik modellerden alı­ nan yetersiz teoriler ileri sürülmüştür. Bu. müzevvec yani evli erkeğin. Onun parçalanma­ sına ve kaybolmasına karşı bir sürü kanun önlemleri alın­ mıştır. devlete bütün köylü sınıfını ve tarım ekonomisini kontrol ve düzenleme yetkisi veriyor­ du. yani vergi kaynakla­ rını belirleyen defterlerde. fakr-u zarurete düşer ve hükümet an­ layış göstererek vergi affına giderdi. Devlet. Mîrî arazi rejiminde. oğulları çalışma çağına gelinceye kadar. Geleneksel tarımın temeli olan emek birimi. koca. kadın ve çocuklar ve çoğu zaman evlenmiş oğullarla torunlardan oluşur. aile ekonomi­ sinin. Bu rejimde. ırgatla idare ede­ bilirse. son söz sahibidir ve örgütleyicisidir. vergi-nüfus sayımı. mesela marginalist okul. Devlet bu yüzdendir ki. onu bîve adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. ge­ çimlik ekonomi. Mîrî toprak rejimi. devlet daimi kontrol altında tutar.” Tarlaların devamlı işletimi. Mîrî toprak rejimi ile ilgili bazı kilit kavramlar bu­ güne kadar bütün yayınlara rağmen. kısaca reaya çiftliğini. yani devletin rakabesini (mutlak mülkiyet hakkını) elinde tuttuğu arazi. Ekonomik örgüte hakimdir. hiç olmazsa kır sektöründe patriar-chal aile tipinin neden hakim aile tipi olduğunu anlıyoruz. Özetle. kocası ölen kadının erkek evladı yoksa. şim­ diye kadar yeterince anlaşılamadığı için. hububat ekiminde noksandan ileri gelir. Darlık ve açlık. bir çift öküz ile çekilen sabandır.

Tahrir defterlerinde mukataalı çiftlik veya mezraa’lar üzerinde toptan bir meblağ belirlenmiştir”. Örneğin. bir kelime ile raiyyetin sta­ tüsünü de. ile belli olur. mezraa. Mîrî top­ raklarda mukataa sistemi şöyle uygulanmıştır. kendisi düzenler. tapu siste­ mi denilen özel bir rejim altında bir köylü tasarrufunda bulunmayan araziyi devlet belli bir kira karşılığı şahısla­ ra ihale eder. Bunların ha­ rap durumda kalmaması. hibe ve vakf edilemiyen. Burada. devlet elinde. Sonraki dönemlerde. satılamıyan. eski çağlardan beri Akdeniz ve Orta Doğu tarihine yön vermiş bir temel sistemdir. karşılıklı bir anlaşma. Buradaki anlam ile mukataa veya kesim. Devlet neden bazı toprakları mukataa ile verir? Bu­ nun sebebi şudur. Bu çeşit topraklar­ da. Devlet bu garantileri vermiştir. Kira bedeli.mukataalı arazi. tapu sistemi yanında. Patrilineal irsiyet. “yoksul” tabiri ile himayesi gerekli bir sınıf olarak ele alınmıştır. İşte tapu rejiminin klasik dönemdeki temeli budur. Yahut. saban ve tohumu ken­ disi sağlar ve bağımsız bir işletme ünitesi olarak toprağı kendisi işler. Tapu rejimine göre. doğrudan doğruya köylü tarafından işlenmeyen birçok arazi vardır. toplu bir miktar para olarak devletle kişi arasında bir sözleşme. ta­ pu rejimi dediğimiz özel bir sistem içinde verilen arazi­ dir. bu bir açık artırma ile belirlenir. reaya tasarrufu dı­ şında. Tapuya verilmeyen. hukuk bakımından mukataa tam bir kiralamadır. bu savaşı tarihçi dikkatle araştırmakla. Mîrî tapulu arazi. angaryalar. Toprak ve reaya üzerinde feodal kontrolların ortaya çıkmasına karşı mer­ kezi İmparatorluk bürokrasisinin savaşması bu İmpara­ O SM A N L I ! torluklar tarihinin en önemli fasıllarından birini ve belki en önemlisini oluşturur. İmparatorluk siyasetinin bul­ duğu ve korumaya çalıştığı ana İmparatorluk rejimi ola­ rak. Çünkü. Özetle. es­ naf. rantın miktarı belli olmaktadır. fakat babadan oğula bir iş­ letme birliği olarak geçen raiyyet çiftlikleridir. Ekâbir. yani babadan oğula intikal maddesi de bu devamlılığı sağlamak için konmuştur. mukavele. Bu. genel anlamda bir iltizamdır. Köylü şu anlamda hür ve bağımsız köylü­ dür: Devlete ve sipahiye. bir köyde bir aile raiyyet çiftliğini terkedip gider ve bu arazi işlen­ memiş kalır. Belki. Osmanlı İmpara­ torluğunda. tapu sistemi. bir köy halkı çe­ şitli nedenlerle köyünü bırakıp kaçar. Köylü bunu kendisi işlemek zorundadır. Meselâ: “Mezra’a-i Pı­ nar der tasarruf-i Ali: 800 akça” gibi. Mîrî tapulu arazi yanında ikinci büyük kategori topraklar. raiyyeti kendi çiftlik veya vakıflarında işletmeye kalkışınca. kesim. ke­ sişme ile. Mukataa. aksi halde. yani yukarıda açıkladığımız gibi. Çoğu zaman. bu İmparatorluklar tarihini bence en iyi biçimde açıkla­ yabilir. Kiralamayı yapan kim­ se. Üretim vasıtaları öküz. Boş SİYASET . m îrî mukataalı arazidir. köylünün emek ve hürriyetini garanti altına alır. köy­ lünün bağımsızlığı ve diğer elemanlar değişikliğe uğra­ yacaktır. büyüklere karşı korunmağa çalışılmıştır. Zira. Tapu rejimine göre. Hizmetler. Bizans’ta “dynatoi” Osmanlı İmparatorluğunda “ekâbir’e karşı köylüler da­ ima “fakir”. Onun emeğini kimse karşılıksız sömüremez. bir çift öküzle işlenebilen ara­ zi ünitesi) daima titizlikle. Bu gibi çiftlik. Kanunlarla. Bu sebeple. tah­ rir defterlerinde hâlî kaydını bulmaktayız. Düzen bozulur. raiyyet çiftliği işlenemez ve vergiler ve sipahi dirliği ger­ çekleşemez. tamamiyle ayrı bir toprak rejimi simge­ ler. hatta asker de olabilir. bu tür toprakları mukataa ile vermeyi ve işletmeyi en iyi yol olarak bulmuştur. köylü aileleri tarafından çiftlik üni­ telerinin bağımsız ve devamlı işletilmesini garanti eden bir sistemden ibarettir. köylüler de kişi veya toplu olarak mukataa ile araziyi tutabilirler. ancak üzerinde anlaşma yapılan meblağı öder. tapu rejiminin kuralları uygulanmaz. yüzyıla kadar küçük köylü aile işlet­ meleri rejimi ana hatlannda korunabilmiştir. raiyyet çiftliği birimi. İmparatorluk bürokrasisinin esas vazifele­ rinden biri. köylü emeğinin de devlet kontrolü altında olduğu gerçeğini unutmamak lâ­ zımdır. Burada şahıs köylü olmayabilir. Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarında reaya. bir devlet gelir kaynağını bir özel şahsa belli bir bedel karşılığı ki­ ralamaktır. Mukataa sistemi. devlet bunu önler. şehirli. modellerin katı çerçeve­ sinde kalmadan. tasarruf edilen arazi. Üretim işini. Fakat 20. tabi­ ri de buradan çıkıyor. bu rejimi korumaktır. başka deyimle devlet gelir kaynaklannı kaybetmemesi için. Tapulu arazi: Köylü aile birliklerine. çift-hane sisteminin gerekleri belirlemiştir. köy arazisi için. bu açıdan incelenmelidir. toprağın olduğu kadar. kanunların em rettiği bedeni hizmetler dışında karşılıksız hiçbir hizmet yapmağa mecbur değildir. bu İmparatorlukları köylü İmparatorlukları diye karakterlendirmekle bir abartmaya sapmadığımıza inanıyorum. yani çiftçi aileler ve toprak birimi (yani çiftlik.

Çoktan beri çeşitli yazılarımda anlatmaya çalıştığım bu sistemin ay­ rıntılı bir analizini çıkacak kitabımızda bulacaksınız. Burada. Şimdi. çiftlik adı almaktadır. zamanla üzerinde köylü aile­ leri yerleşerek. tümü. belli bir üretim tarzı. Merkezi bürokrasinin asıl gayesi. öküzün de vergileme birimi olarak alındığı durumlar vardır. yani tapulu arazi ve mukataalı arazi ayırımı. zirai rejimin ana ünitesi olarak sistemin temelini oluşturur. Bunu. tamamiyle serbest bir kiralama şeklinde. İmparatorluk bürokrasisi için aynı zamanda bir ana ver­ gi ünitesidir. kombine bir vergidir. toprağı. Bazen Zeugarion. Çift-hane sisteminde belirtilmesi gereken esas nok­ ta şudur: Aile emeği.kalacağına. defter­ lerde haneyi temsil eden vergi mükellefi aile reisi adına bir (ç) harfi ile tespit olunur ve bu çift-hane ünitesini ifa­ de eder. belli bir sosyo-ekonomik yapı simgeler. tapulu arazi durumuna geldiğini tespit etmekteyiz. Bu ünite. çift-hane sistemine geliyoruz. Mîrî topraklarda esas re­ jim tapulu rejimdir. insanlığını bulduğu en veI SİYASET yerleştirilmesine benzer. Osmanlılar ise. bir çift öküz ve ikisinin birlikte iş­ lediği arazi. Marginalist mektep. bir kısmı ise tümüyle bir toprak vergisi saymışlardır. Bu. bir köylü ailesinin geçimini sağladığı ve devlete ait vergileri karşı­ layan bir artı ürün ürettiği tipik bir üretim birimidir. Bu ünite. Bir çift öküzün işleyebildiği tarlalann tümü de. jugumcaput ünitesine ait bir vergi olduğu kesin olarak tesbit edilebilmiştir. Bu ünite çift resmi denilen bir vergi siste­ mine bağlıdır. çift öküzü değil. birlikte. Osmanlı miri-tapulu arazi sistemini. sonuçlan kısaca arzetmeğe çalışacağım. kişilerin tasarrufuna verir. İşte bu kombine verginin bir karşılığından ibarettir. bizzat topra­ ğı gösterir. Burada. Osmanlı çift-hane vergisi. Bizans tmparatorluğunda aynı üniteye. aile emeğine da­ yanan bu üretim örgütünün. Bu sistem. tahrir defterle­ rinde gördüğümüz mukataalı çiftlikler. eski defterlerde “hane-bâ-çift" tâbirile biz­ zat Osmanlı katiplerinin bu üniteyi böylece adlandırdıkOSM ANLI . çoğu zaman çift karşılığı olarak Zeugarion (ki bu da Farsça cuft. Bu rejim­ de çift öküzün ve aile emeğinin temel olduğu küçük köy­ lü işletmeleri söz konusudur. Çift-hane bu temel karakteri ile kır toplumunun temel hücresi’dir. bir çift öküz olarak kabul edilir ve vergi öküz miktarına göre be­ lirlenir. bu çeşit çiftlik ve mezra’alarm. yani bir çift öküzün işleyebileceği çiftliği esas alırlar. Ekonomik bakımdan çift-hane. Fakat çok az da olsa. Alınan çift resmi. Batı tarihçileri iki yüzyıldan beri tar­ tışmışlar. tapu rejimi kuralları dairesinde tasar­ rufu altında bulunduran köylü ailesi. Çift-hane bütün sistemin temel ünitesi ol­ duğundan kanunnamelerde ve tahrir defterlerinde sırada daima ilkin çift resminden söz edilir. Bir çift öküzü ve onun işleyebile­ ceği kadar toprağı. toprak olarak değil. İmparatorluk bürokrasisinin de titizlikle koruma­ ğa çalıştığı bir sosyal ve fiskal ünite olarak kabul edil­ miştir. Köylü-tarım vergisinin bu kombine niteliği anlaşılıncaya kadar. Gerçekten. biz yeni tahrirlerde. Daha çok. İşte. jugum-caput ola­ rak kabul edilmiştir ve alman vergi her ikisini kapsayan bir vergidir. Geç-Roma tarihinde boş kalan la~ tifundia arazisi üzerine. Geç Roma döneminde de jugum ve aile. sonunda köylünün yerleştiği tapulu arazi şekline getirmektir. şimdiye kadar açık bir şekilde araştırıcılar tarafından belirlenememiş ve bu yüz­ den yanlış yorumlara sapılmıştır. Ancak son zamanlarda bunun kombine bir vergi. Çift-hane. araştırmalarımızda çift-hane şeklin­ de bir terim olarak kabul ettik. mezraalar bu çe­ şit topraklardır. dışardan gelen kolon ailelerinin lannı gördük. devlet hâzinesine bir gelir kaynağı olsun ve harap olmasın diye devlet bu toprakları tapu rejiminin kayıtlar altında değil. bir kısmı bu vergiyi bir kişi veya ocak vergisi. Akdeniz bölgesinde kuru ziraatle hububat ekimi yapan bütün memleketlerde esas tarım ve vergi sistemi daima çift-hane sistemi olarak uy­ gulanmıştır. köylü ailesidir. yazık ki. Latince Jug terimleri ile aynı köktendir) denir. Tahrir defterlerinde gördüğü­ müz bu iki hakim arazi kategorisi. sadece şahsi (personal) vergi değildir. daha doğrusu ailenin üretici emek ünitesidir ve bu bakımdan vergilemeye esas sayıl­ mıştır. bir üretim ünitesi ve dolayısıyla bir mali ünite sayılır. çift aslında bir çift öküz demektir. Başka deyimle. ancak çift-hane rejimi çerçe­ vesinde anlayabiliriz. Osmanlı İmparatorluğunun Bizans ve Selçuk dö­ nemlerinden devr aldığı ve esas olarak Eski İran ve GeçRoma İmparatorluğu dönemine giden bu temel sistemin ana unsurlarını yukarıda açıklamaya çalıştım. bu çe­ şit mukataalı toprakları da. Bu süreç. bu ünitenin vergilendiril­ mesidir. Hane. Biz.

Asya bürokrasileri için ideal ünite. yeni ekonomi sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde. İmparatorluk bürokrasisi. Sonraki araştırmalarımız. az toprak sahibi olanlar. yy. çift-hane sisteminin en aşağı basamağında yer alır. çifte sahip köy­ lü ailesidir. sı­ nıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte. Fakat unutmayalım ki. Evvela. aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. kocasının çiftliğini işletebilen dul kadınlar ki bunlar da bîve adıyla aynı sistemde yer alır. sonuç olarak son derece tu ­ tucu bir sosyal düzen idame etmektedir. yani bennakler. kara veya caba adıyla anılan köylülerdir. Clıayanov’a göre. İşte devlet bunlara. bir üretim tarzı (Mode of Production) ola­ rak benimsenmelidir. Bekar erkek.rimli tarım işletmesi olduğunu ileri sürer. toprak ve reaya köy­ lü üzerinde tahrir sistemi yoluyla yaptığı kontrollar so­ nucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte. bu basit bir tarım tipi olmaktan ziyade gerçekte bir üretim tarzıdır. emek kapasitesine göre belirler. mesela İran’da. Sistemin. ta eski çağlardan beri İmpara­ torlukların temel tarım sistemi olduğunu ortaya koydu. değişime ve gelişmeye. çiftler yani çiftliğe sahip köylü aileleri gelir. mücerred.’ın mâlikâne-mukataa sisteminde bile. ve vergi yükünü bunlar için toprak esasına göre değil. fakat bir gelir kaynağı üreten bekarlar yer alır. hepsi daima köylü aile emeğine ve çift öküz-saban teknolojisine dayanan küçük köylü işletmelerini ifade etmektedir. Roma ve Bizans’ta olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da. Devlet. kendi­ liğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine. def­ terdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. Köylü toplumunu böyle bir şematik vergi sistemi içinde toplayan bu rejim. tarlaların bağ bahçe haline gelmesini. İmpara­ torluk tahrir defterlerinde belli bir sisteme göre kayıt ve tespit olunmaktadır. Bununla beraber. Bu toplumda çiftlik tasarruf eden aileler yanında. Ona göre bu üretim tarzı Asya’da. Oyle görünüyor ki. bu sistem Türkiye’de günümüzde kü­ çük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi te­ melidir. bağımsız kendine özgü. topraksızlar. Osmanlı İmparatorluğunun ve başka geleneksel İmparatorluk­ ların. bu sistemin kuru ziraate bağlı buğday-arpa tarımı yapan Akdeniz memleketlerinde. Böylece. Bu sonun­ cular. Çift esasına bağlı raiyyat vergilerini bundan önceleri raiyyet rüsumu üze­ rindeki araştırmalarımızla ortaya koymuştuk. m îrî arazi ve tahrir sistemi sayesinde. Merkezi kontrolün kaybolduğu yerlerde. Osmanlı bürokrasisinin kanunnamelerinde ve tahrir defterlerinde tespit edilmiştir. toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kont­ rolü altına düştüğü halde. ondan sonra aile emeği esas alınarak belirle­ nen çiftçiler. çiftliklerin dağıl­ masını önlemeye çalışmakta. çift resmi sistemi içinde farklı bir statü vererek ayrı kalemlerde toplar. Yeni bir tahrire kadar devam eden bu statü. toprak ve reaya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte. fıscal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. fakir ırgatlar olarak tasnif olunup. kır sosyal ya­ pısına bağlı bir sistem olduğunu tümüyle gösterememiş­ tik. Fakat o za­ man bu vergi sisteminde alınan resimlerin. Bu sistemde bütün kır toplumu. bir estate. defterlerdeki terimi ile mücerred. işgücü kısıtlı olduğundan. vergi bakımından biz raiyyet rüsumu sisteminde şöyle bir kademelendirme gö­ rüyoruz. hatta yaratmış olmaktadır. Nihayet. kır bölümünde köylü. tapu toprağını kay­ betmiş topraksız aileler veya yeterince toprağı olmayan aileler de vardır. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden mey­ dana gelen sosyal farklılıkları tamamiyle bertaraf ede­ mez. m îrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. çift sahibi olanlar. bu durumu fazla abartmamak gerek. daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen. devlet toprak üzerinde rakabe hakkını koruyabilmiştir. Galya’daki mansus Bizans İmparatorluğundaki zeugarion ve Osmanlı çift-hanesi. Başka deyimle. bürokratların reçetesine uymaz. bu arada Rusya’da ekonomi ve toplumun tarihi yapısını açıklayan bir üretim tarzı olarak anlaşılmalıdır ve bu iti­ barla Marksist teoride feodal üretim tarzı gibi. Gerçi kır toplumunda sosyal realite. ondan sonra evli olmayan. sonra bu toprakların yarısı kadar bir araziye sahip nim-çiftler. Geç-Roma İmparatorluğundaki coO S M A N II lon. Mülkün vakf haline getiril­ diği durumlarda bile devlet toprak ve reaya üzerinde I SİYASET . durgun (stagnant) bir sos­ yo-ekonomik yapıya bağlı olmasında. 18. sosyo-ekonomik bir yapıya dayandığını ve İmparatorluk bürokrasisinin böyle bir sosyal yapıyı bü­ tün toprak ve vergi sisteminin temeli olarak benimsedi­ ğini o zaman fark etmemiştik. Osmanlı devletinde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. Böylece.

bu köylerde birçok çiftlik ve mezraa satışlarına ba­ karak. İmparatorluk ölçüsünde bir Osmanlı köy tipin­ den söz etmek tabii olası değildir. belli bir sosyal adalet ve Din u devlet ide­ olojisi ile politik bir sistem halinde örgütlenmiş merkez­ de uzman bir küttâb sınıfı. az kullanılmış olmakla beraber elimizde tahrir defterleri gibi zengin ve ayrıntılı bir kaynak vardır. özel koşul­ lar altındadır. Seriyye sicilleri arasında. toprağa bağlılık prensibine rağmen. köylü­ nün yer değiştirmesindeki kolaylığa bağlanabilir. toprağını bırakıp çift-bozan olması genel bir olaydır. politik-askeri faktörler köylerin büyüklüğünü. Me­ sela. yani çölleşme. bize bu çeşit sicillerden yararlanarak bazı araştırmalar sunmuşlardır. sistem realitede bürokrasinin istediği gibi pürüzsüz işlememiştir. nüfusunu. köy yerleşmelerinin özel bir karakter kazanmış olmasından ve böylece Osmanlı İmparatorlu­ ğuna özgü belli bir köy tipinden söz edebiliriz. İmparatorluk düzeni. yani Ana­ dolu ve Rumeli’de. Bu ko­ laylık. Gerçek durumları incelemek için. Osmanlı kanûnlarının köyün yapısı ile ilgili özellikleri ve etkileri başlıca şu şekilde özetlenebilir: 1. Biz Bursa köy sicillerinden seçilmiş 150 kadar belgeyi Türk Tarih Kurumu’nda basıma vermiş bulunuyoruz. merkezi devletle eyaletlerde'toprak ve köylü emeğini kontrolü altına geçirmeye çalışan “kudret sahipleri” ara­ sında her dönemde görülen savaş. yersel haksızlıklara karşı daima Çarigrad’da. hiçbir zaman kişilerin üstünlüğü ile bitmemiştir. Ayanların kontrolları altına geçen köyler ve büyük çiftlikler tekrar devlet müsadaraları sonunda mîrîye geçmiştir. kültür. Her kaza dairesi. Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli bölgelerde çeşitli köy tipleri vardır. gelişmiş bir tahrir ve defterhâne arşivi ile. Şimdiye kadar Ronald Jennings ve Suraiya Faroqhi. Bu ideoloji sayesinde. yahut yol üzeri olması. Devletin fiscal çıkarları. bu arada ölenlerin terekelerin­ deki eşyayı kıymetleri ile tespit eden tereke defterleri. Tabii. köy sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde başka hiçbir kay­ nakta bulamadığımız ayrıntıları içermektedir. bu artı-ürünü seçkin sınıf içinde hangi grubun eie geçireceği sorunu idi. köy sorunlarını kap­ O S M A N II I sayan özel sicil defterleri. hiç olmazsa İmparatorluğun çekirdek bölgesinde. yerleşim şartla­ rı. direkt üretici olan köylü reayanın artıiirünü üzerine olup toprağın esas mülkiyeti üzerinde de­ ğildir.kontrol hakkından vazgeçmemiştir. bu sa­ vaşın asıl konusu. Burada sorun. kadının hükmü altında 40-50. İmparatorluk merkezi idaresi ile küçük köylü arasında bir güven ve bunu ifade eden bir İmparatorluk “adalet” ideolojisi ortaya çıkmıştır. daima küçük köylünün koruyucusu olarak ortaya çıkmış ekabirin. Köylünün. Marksist yoruma göre. bu çatışmaları gidermek için biteviye yeni kanûnlar çıkarma gereğini duymuştur. Bir kelimeyle. Bu da köy ka­ dı sicilleri ve terekeleridir. Bu köylerde ortaya çıkan hukuki sorunlar. Osmanlı kanûnları bunu önle­ mek için. bu köyler şehir ve kasabalara yakın köyler olduğundan. verimliliğini yitirme gibi sebeplerle. tekâlif-i şakka veya angar­ yalar yoluyla kontrolsuz sömürüsünü önlemeye çalışmış­ tır. Bu yüzden bunlar üzerinde yapılan genel­ leştirmelerde daima dikkatli olmak gerekmektedir. devletin avarız sistemi içinde fazla hizmetler yüklemesi ve özellikle ağır SİYASET . Öyle anlaşılı­ yor ki. belli bir dönemde mîrî arazinin geniş ölçüde özel mülkiyete geçtiğine dair genellemeler yapılmıştır. Bu bakımdan da. İmparatorluk kanûnlarında ve defterlerde ifadesini bulan ideal düzen ile kır toplumunda gerçek gelişmeler arasında bazan esaslı farklar ve ça­ tışmalar ortaya çıkmıştır. kolaylıkla yer değiştirmesi. yerleşim modelini ve ekonomik faaliyetleri belirler. daha doğrusu kiralamaları­ dır. İmparatorluk bürokrasisi. o şehir veya kasaba kadısının mahkemesine gelir. kadı bu köy davaları için çoğu zaman bir naib ata­ maktadır. bazen 300 kadar köyü toplamak­ tadır. Burada bu kaynaktan çıkardığımız bazı dikkati çeken durumları söz konusu edeceğiz Başlamadan hatırda tutm ak gerektir ki. genel kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinden. Tabii sebeplerle. Bu ide­ olojiyi adaletnameler çerçevesinde başka bir yerde uzun uzadıya anlatmaya çalıştık. ayrıntılı bir defter tutm a sistemi sayesin­ de çift-hane sistemini başarı ile uygulamıştır. Bu sa­ tışlar çoğu tasarruf hakkının satışından ibaret ferağlardır veya mukataalı arazi satışları. Dersaadet’te oturan padişahın himayesini aramıştır. köylünün toprağın maliki olmamasından ileri ge­ lir. Tuna üzerinde Sırp çiftçisi veya Amasya köyündeki Türk köy­ lüsü. Bununla beraber. Osmanlı toprak ve vergi kanûnlarının etkisi altında. Fiziki ve etnik şartlar. kaçak köylüyü 10 veya 15 yıl bir zaman içinde yazılı olduğu köye geri getirme yetkisini sipahiye bağış­ lamıştır Bizzat böyle bir kanûnun çıkmış olması. kudret sahiplerinin.

daha garantili şartlar arar. sosyal yapısını esaslı olarak değiştirecek nitelikte değildir. çift-hane sistemi Osmanlı köyünün ana sosyal yapısını belirlemiştir. Yahut. Böylece devletin güttüğü vergi politikası ve politik faktörler. Özetle. Gerçi göçebelerin ve göçmenlerin yerleşmesinde top­ rağın ortak mülkiyeti ve tarım topraklarının periyodik parsellenmesi görülür. köylerde hâlî çiftlikler ortaya çıkar. mezar­ lığı ve suyu ortaklaşa bir köy tasarrufunu ifade etmekle beraber. Köy cemaatinin ortak tasarrufları yani. hiçbir zaman toprağın ortak (communal) tasarrufuna bağlı köy tipini temsil etmemiş­ tir. Böylece ortaya çıkan bu gibi topraklar da defterlerde mezraa adıyla kaydolunur.olgusu. vakıfların köylüyü daha iyi koruma imkânları do­ layısıyla köylü. emeği de kontrol altına alan devletçi-patrimonial karakteri. Başka deyimle. Dağ geçitlerinde koruma hizmetine ayrılmış veya maden O SM A N LI . Örneğin. mîrî arazide raiyyet çiftliklerinde yerleşmiş ve çiftliği babadan oğula bırakan bağımsız köylü ailelerin­ den meydana gelmiştir. mezraalar yalnız terke­ dilmiş eski köylerden ibaret değildir. toptan köyünü terkedip başka taraflara göçer.’dan sonra köyün bir cemaat olarak tayin edilen meblağdan toptan sorumlu tutulduğunu biliyoruz. Köylünün toprağın sadece bir kiracısı olması. Bir bölgede yeni tahrirlerde hâlî çiftliklerin artmasını. köyün ekonomik bakımdan kötüye gidişinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz.’da geliş­ me çağında. Bunun en göze çarpan misali. birkaç haneden ibaret devamlı yerleşimler haline gelebilir. köyün varlığı ve köy­ deki değişimler için temelli bir faktör olabilmektedir. İşte bu gibi arazi de daima mezraa adı altında anılır. Devlet. Stahl’ın Osmanlı döne­ minden önce Balkanlar’da bir communal köyden toprak tasarrufundan söz etmeleri. derbentçi. ortak ormanı. yaşamı için daha iyi. sınırlar bir hüccet­ le tesbit edilirdi. Tahrir defterlerinde köylünün bırakıp gittiği mezraa adı altın­ da kayıtlı köyler hayret edilecek kadar çoktur. katil ve hırsızlık olaylarında bü­ sini değil. Fakat Osmanlı İmparatorluğunda tipik köy. Tabii olarak köylü. nüfus ço­ ğalması dolayısıyla yakınındaki ormanı veya boz araziyi tarıma açar ve yeni bir tahrirle bunu mukataalı arazi bi­ çiminde devletten kiralar. Or­ taklaşa kullanılan varlıklar içinde otlak yeri için köyün göçebelerle veya komşu köylerle uğraşısı köylerin tari­ hinde önemli bir yer tutar. Bir köy. Ostrogorsky’nin ve H. Herhalde Osmanlılar döneminde Balkanlar’da böyle köy cemaatlarına (communities) rastlanmaz. Osmanlı köy yapısı araştırmaları bakımından son derece önemli bir konudur. G. 3) Osmanlı köyü. Köyler arasında sı­ nır tayini kadılar aracılığı ile yapılır. Fakat sonraları genellikle ağır vergi yükünden kurtulmak için. avarız ve cizye vergilerinin toplanmasında. orada köylüyü et­ kileyen olumsuz faktörlerin artışı ile açıklamak olasıdır. ortaklaşa kullanılan çayırı. esasen otlak bahsinde belli otlakları belli köylere ayırarak köyler arasındaki ça­ tışmaları en aza indirmeye çalışmıştır. hiçbir zaman bir communal köy tipinden söz et­ memize imkan vermez. y.vergiler koyması yüzünden köylü. Bu mezraalar üzerinde geçici yerleşmeler. Bazı vergilerin köyün ortaklaşa sorumluluğunu ge­ rektirdiğini ayrıca tartışmak gerekir. küreci (madenci) ve çeltükci köylerinde görülür. yani imece usulünü de communal köy tipi için bir örnek olarak alamayız.y. tarlaları.y. sipahi bunları tapuya alacak köylü aileleri bulamaz. Osmanlı köylüsü­ nün yer değiştirmede aşırı hareketliliğini açıklayan baş­ lıca bir faktör sayılabilir. Bazı konularda köy halkının bir­ birinin işini toplu halde görmesi. Şu halde. otlağı ve çayırı sınırlandırılmış defterlerde ve kadı hüccetlerinde territoI SİYASET Bu arada Osmanlı devletinin yalnız tarla arazi­ manlı ceza hukukunun. böylece ekonomik ve sosyal bakımdan tamamile farklı­ laşmışlardır. Bu du­ rumlar köyün cemaat karakterini kuvvetlendirmekle be­ raber. 16. toprağı terketmekle kaybının ağır olmaması -tapu resmi ve oğulların toprak tasarruf hakkını kaybetmesi. bugünkü araştırmalar karşı­ sında terkedilen bir görüş olarak kalmıştır. Osmanlı köyü. 2) işçiliği ve pirinç tarımı yapmağa mecbur edilmiş köyler. harman yeri. vakıf köylerine gider. özellikle 16. başka önemli bir amil olarak. Ostün bir köy halkını sorumlu tuttuğu da bilinir. ortak merası. köylünün kısmen veya tamamen köyünü bırakıp kaçtığına dair birçok misal biliyoruz. mezraaların çoğu böyle ortaya çıkmış görün­ mektedir. Birçok sancaklarda bu gibi mezraaların sayısı köy sayısı kadar­ dır. hâlî çiftlikler ve mezraalar üzerinde istatistik veriler. bir takım köylerin özel bir karakter kazan­ masına yol açmıştır. y. Kaçmalar bireysel kaldığı tak­ dirde. Hâlî çiftliklerin ar­ tışını biz. Bununla beraber biliyoruz ki. Bunun gibi.

oğulları Cem ile Bayezid arasında taht için tehlike­ li bir iç harp ve devlet idaresinde ve sosyal-ekonomik iş­ lerde Fâtih’in siyasetine karşı kapsamlı bir tepki dönemi başlar. Kadı sicillerinde pek çok ferag-satış işlemi bulmaktayız. İnce­ lediğim belgeler. yalnız bahçe ve bağlardır. yaygın yolsuzlukları arasın­ dadır. bay’ u şirâ’ tabiri kullanılması birçok araştırıcıyı yanlış yorumlara ve genellemelere sürüklemiştir. Köy sicillerinde şu olayı da sık sık görmekteyiz: Si­ pahiler. Defterde vergi yazılmayan otlak ve çayırlardan sipahinin resim almağa kalkışması da. Osmanlı köyünde belli bir sosyo-ekonomik ya­ pıyı devam ettirmeye çalışmış ve birçok bölgelerde belli karakterler taşıyan bir köy tipi hakim olmuştur. bu idari birliğini de vur­ gulamak gerekir. Osmanlı arazi hukuku bir raiyyete. en iyi para getiren uzakça pazarlara zor­ la köylüye taşıtması. Bunun nedeni. toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumlu olduğu gibi devlet idaresinde de kulları iktidardan uzaklaştırmak ve divana Faik Paşa ve Manisazâde gibi ulema ve kâtip sınıfından kimseleri vezir olarak sokmakla da. den haklarını kaybettiklerini ve kadı mahkemesine baş­ vurduklarını görmekteyiz. Bu ce­ maat içinde. onu köylü ile çatışma haline koyan birçok konular vardır. O. Osmanlı mîrî toprak rejimi ve çift-hane sistemi. Sipahilerin baş vurduğu en yaygın ve köylü için en ağır yolsuzluklardan birisi. tapulu topraklan köylü elinden almak için genel bir eğilim içindedirler.rial varlığı tesbit edilmiş idari bir ünitedir. raiyyet çiftlikleri üzerinde bağımsız üretim ya­ pan çift-hanelerdeıı oluşmuş bir köy toplumudur. Bununla bir­ likte. Sipahi ile köylü arasında en önem­ li çatışma konusu sipahinin köylü emeğini sömürmeye çalışmasıdır. köyde sipahinin köylüyü koru­ ma ödevi yanında. denebi­ lir. kanunun yasak­ ladığı eski bir angaryayı veya mahalli vergiyi. İhtiyar bir köylü kendi hayatında yetişkin oğullarına veya bir yabancıya tapulu toprağını ferağ edebilir. çiftlerin ve ailelerin bağımsızlığı esastır. 1600 yıllarını kapsar. kanûnda olmasa bile. Si­ cillerde. şikayette bulunmak hakkına sahiptir. Ancak yeni bir tahrir bu gibi yeni gelir kaynakla­ rını kanunlaştırır. Köyün maddi çıkarları ve tasarrufları bakımından sosyal ekono­ mik cemaat karakteri yanında. köylüye hayvanı ve arabası ile taşıma angaryaları yüklemesi en çok rastlanan hususlardır. Fâtih’in son yıllarında devlet işleri veziriazam Kara­ manı Mehmed Paşa elinde idi. Ferağda. Fakat bütün bu Community vasıfları yanında Osmanlı köyü. önemli durumlarda doğrudan doğ­ ruya sultana baş vurmak. Bu ferağ işlemine kadı sicillerinde satma. Fakat köylü buna karşı mahal­ li kadı mahkemesine. köy­ lü verdiği tapu resmine karşılık alandan bir miktar para alır. Fâtih ölür ölmez bu rical etraflı bir komployu SİYASET . bu gibi fazla hizmet angaryalarını önlemek­ tir. Böylece. Mesela sipahinin kendisine ait tahıl öşrünü. FÂTİH DÖNEMİNE TEPKİ Fâtih’in ölümü ile beraber. Ferağ ancak sipa­ hinin izni ile olabilir. yetim çocukların veya hisse sahiplerinin bu yüzO SM A N U BAYEZİDII VE CEM SULTAN. örneğin vakıf­ lar karşısında. korkunç bir yeniçeri is­ yanı. Köyde sipahinin sorumluluk­ ları. İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa gibi kul aslından eski ricalin şiddetli nefretini ka­ m zanmıştı. sipahilerin birbiri karşısında veya diğer idari üniteler. 1500. Sipahinin kendi hassa toprağında. Özetle. tarlasını veya çiftliğini ferağ (tranfer) hakkını tanır. eski adet diye yeniden canlandırmaları ve köylüden istemeleridir. toprağı başka bi­ risinin tasarrufuna tapuyla verirken onlardan yeniden ta­ pu resmi almak suretiyle gelir kaynağı sağlamalarıdır. Sipahi de izin verdiği için. Başka deyimle. SİPAHİ VE KÖYLÜ Köy sicillerinde. Köylü ve sipahi arasındaki diğer çatışma konuları kanunnamelerde yer almıştır. esas sosyo-ekonomik yapısı bakı­ mından. sipahi ve köylü ilişkileri üzerinde aydınlatıcı belgeler vardır. nîm çiftliklerin bu yolla geniş ölçüde bir alış-veriş konusu haline geldiğini görüyoruz. reayayı kanûnda belirlenenden daha çok kullanmaya kalkışması. başlıca. haklarını belirleyen bir birimdir. Toprak olarak varisler ara­ sında paylaşılan. bir para kabul eder. Osmanlı rejiminin en belirgin karakterle­ rinden biri. her gelen sipahinin kendisi için köylüyü ev veya ambar yapmaya zorlaması ve bunun gi­ bi başka hizmetler. çift-hane sistemini korumaya yönelik ka­ nunları uygulamak ve devamlı kontrol sağlamaktır. Terekeler­ de hiçbir zaman hububat tarımı yapılan tarlalar miras bölüşmesine konu olmamıştır.

Bayezid. Charles’a karşı Papa. Boğdan’da nüfuz egemenlik sorunu ileride Osmanlılarla Lehistan arasında mücadelelerin esas konusu olacaktır. babası gibi sık sık yeni akça çıkar­ mama. Bayezid ve Amasya’dan gelen yakınları. Rodos şövalyeleriyle yaptığı bir anlaşmaya göre. Çandarlı İbrahim divana vezir atan­ dı. Onlar. İshak Paşa.uyguladılar. böylece kuzey memleketleri­ nin Akdeniz’le ticaretinin bu iki mühim antreposunu İmparatorluğa bağladı. İki memleket arasında ilk büyük harp başlıca bu mesele yüzünden çıktı (1496-98). Bu ticarette hayati menfaatleri olan Stefan nihayet Osmanlı tâbiyetini kesin olarak ka­ bul etti. Yeni Sultana. bir haçlı seferinde kullanılmak üzere Papalıkla uzun görüş­ meler konu oldu. Yeniçerilerin taptığı bu büyük asker Cem’i mağlup etmeyi başardı ve İmparatorluğun gerçek hakimi durumuna geldi. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın tesiri al­ tında şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takibcisi olarak kanun ve nizamlarda. Yeniçerileri ve Amasya’da vali olan şehzade Bayezid’i tabii bir müttefik buldukları gibi ma­ lî siyasetten şikâyetçi olan halk tarafından da desteklen­ mekte idiler. Fâtih devrinde yapılmış büyük fetihleri teşkilâtlandırma ve böylece İmparatorluk yapı­ sını kuvvetlendirme. H ı­ ristiyan hükümdarlar. Bayezid. yine saltanatını kuvvetlendirmek amacıy­ la Gedik Ahmed’i bertaraf ettikten sonra büyük bir gazâ başarısı sağlamak zaruretini duyuyordu. Kendi adına o sırada ya­ pılmış bir tercümede Gedik Ahmed. Babasının siyasetine karşıt olarak o. Fransa’dan Roma’ya getirildikten (4 Mart 1489) sonra bu büyük gelir kaynağından Papa ya­ rarlandı. ticaret yerlerini yağma ettiler. Bayezid. idarede Fâtih devrin­ de çok genişliyen örfî devlet kanunlar alanını daralttı. Bunun için Fâ­ tih ’in başarısızlığa uğradığı Boğdan’ı seçti. babası zamanında devletleştirilmiş emlâk ve evkafın büyük bir kısmını sahiplerine geri verdi ve bu­ nun için çağdaş yazarlar tarafmdan adaleti şerîata bağlı­ lığı göklere çıkarıldı. Ancak Fransız Kralı Charles VIII. İshak paşa yardımıyle Gedik Ahmed Paşayı. Fakat Bayezid. babasının siyasetini terketmesi ve dedesi Murad Il’nin siyasetine dönmesi tavsiye ediliyor­ du. Karadeniz ve K ırım ’a sarkmak isteyen kuvvetli Polonya krallığının hi­ mayesini sağlayan Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın elinden Kilia ve Akkerman’ı aldı. Bayezid’e nüfuzlu bir kişi tarafın­ dan yazılan mektupta. sultanı tahta otur­ tan biri sıfatıyle anılmakta. Onun çekin­ gen politikasını açıkça kötüleyen bu diktatörü nihayet Cem tehlikesi bertaraf edildikten sonra bir ziyafet sonun­ da katlettiler (18 Kasım 1482). Konya’da vali şehzâde Cem. yumuşak. Venedik ve Napoli Kralı ile Bayezid arasında yaklaşma oldu. hoşgörülü bir idare getirdi. sonsuz iktidarı öğülmektedir. öbür yandan Cem’in pâyitalıta gelmesini önleyerek Bayezid’i İstanbul’a getirtip tahta çıkardı. H atta Fransız kralı İtalya’dan sonra Bayezid’e saldıracağını ilân etti. barışsever. emlâk ve evkafı sahiplerine geri verme koşulları şartları kabul ettirildi. Gedik Ahmed’in kayın pederi İshak Paşa da emek­ liye çıkarıldı. O. Doğu’da Memlûklere î SİYASET . İtalyan sa­ raylarıyla ve Papalıkla diplomatik ilişkilere girdi. Bayezid. adına para bastırdı. Cem. adalet ve hakka dayanan bir idare kurma devri olarak selâmlar. Cem tutsak tutulduğu süre­ ce sözde onun masarifi için yılda 45 bin altın ödemeyi kabul etmişti. O. şimdi tahtına gerçekten sahipti. İshak Paşa tarafmdan tahrik edilen yeniçeriler. Bu sırada Cem de Bursa’ya gelip Sultanlığını ilân et­ ti. Bayezid. Devrin büyük tarihçisi Kemal Pa­ şazade onun saltanatını. Pa­ palığa tâbi Rodos şövalyeleri elinde tutsak olan Cem. Bayezid devri (1481-1520) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepki simgeler. Fâtih devrine karşı tepkinin bir göstergesi olarak. İtalya’ya götürülen Cem’e karşı halka kendini sevdirmek ve saltanatını kuvvetlendirmek için şeriatı çok gözetici oldu. baO S M A N II bası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Sa­ ray’ın divarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Cem korkusiyle bir Haç­ lı seferine önayak olabilecek Macaristan ve Venedik’le andlaşmalar yaparak bir barış devresi açmıştı. başlıca Macaristan tarafmdan. Boğdan seferi Bayezid için gerçek bir başarı idi. gelip Cem’i zorla aldıysa da. babasının sıkı idaresini ve fetih politikasını devam ettirecek görünü­ yordu ve Fâtih tarafından halefi olarak tercih olunmuştu. Fâtih’in bahtsız oğlu Napoli yolunda ha­ yata veda etti (1495). Bu seferde Kırım hanı bir tâbi sıfatıyle Osman­ lIlarla işbirliği yaptı. İtalya’ya geçireceği orduyu hazır­ lamakla meşgul bulunduğu Arnavutluk’tan kendi yanına gelmeye ikna edebildi. Cem’in ölümüne kadar (25 February 1495) Bayezid’in iç ve dış siyaseti onun dönmesi korkusu altında kaldı. ölen sul­ tanın karargahından dönerek İstanbul’da Karamani Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdüler.

zihnini işgal ediyordu. Fakat Venedik’in rakibi olan İtalyan devletleri. Bayezidi teşvik ediyorlardı. Venedik’e harp açarsa yılda 50 b in düka vermeyi vaad ettiler. yardım va­ adinde bulundu. Fransızlar. Bu durum ve Anadolu’da olayla­ rın ciddileşmesi üzerine Osmanlılar. H atta 1480’de geri kalmış olan İtalya istilâsı da bazı Türk devlet adamlarının. Osmanlılara karşı Haçlı projesi adı altında gizlenmeye dikkat olunuyordu. Osmanlı do­ nanmasının artık Akdeniz’in hâkimi Venedik’le açık de­ nizde boy ölçüşebilecek bir duruma geldiğini gösterdi. İtalya harpleri sırasında (1494-1554) Av­ ru p a diplomasisinin ayrılmaz bir unsuru durumuna gel­ di. o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir donanma inşasına baş­ ladı. Osmanlıları bir hayli endişelendirmekte idi. Papa faaliyete geçti. Bayezid’e baş vurdular. 1497’de Fransız-Vened ik ittifakına karşı Milano. Osmanlı devleti. İtalya’da Taranto kendisine terk edildiği takdirde. 1500 yılı seferinde Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri. Karaman ve Dulgadır sorunları yüzünden gergin olan Osmanlı-Memlûk ilişkileri Cem sorunu yüzünden daha da gerginleşti. Venedik’in Balkanlarda son köprübaşılarmı tasfiye etmek için Batı’da şartlar Os­ m anlIlar için çok müsait görünüyordu.karşı yaptığı yıpratıcı uzun savaş (1485-1491) Bayezidi Avrupalı güçlerle barışa zorluyordu. nihayet Macaristan’ı harbe ikna etti. Hâzineye 40 bin altına mal olmuştu. Polonya. Fransız ve Venedik donanmaları gelip M idilli’ye taarruz ettiler. Batı ticaret mallarından vaz geçemeyen Osmanlılar. İspanyollar. Ertesi yıl İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. gelerek tehditler savurdular. Venedik Avrupa’da bir haç­ lı ittifakı meydana getirmek için büyük çaba gösterdi. Gerçekte de Fâtih zamanın­ da olduğu gibi Osmanlı-Venedik harbinden Floransalılar büyük ticari yarar sağlayacaklardır. Bayezid’in İtal­ ya’da dostlan Milan’dan sonra 1501’de Napoli de Fransız ve İspanyollar tarafından işgal olundu. Navarin ve K oronu aldılar. Macarlar. Modon. Memlûk Sultanı Kaytbay 1481’de. 1499-1502 Cem tehlikesi kalktıktan sonra Bayezid. Bayezid’in Epirus’da hazır yardım ordusu denizi geçmeye cesaret ede­ medi. Boğdan ve Rusya’nın ittifaka katılmasın­ dan korkuluyordu. Genelde bu Osmanlı zaferi. Ertesi yıl Os­ m anlIları barışa zorlamak için Fransız elçileri İstanbul’a Cem’i kabul etmiş ve sonra 1482 yazında onun Karaman oğlu Kasım beyle birlikte Orta Anadolu’da harekâtta bu­ lunmasını kolaylaştırmıştı. Venedik’in Fransa ile ittifakı. Venedik’le bir harp halinde Floransa’ya güveniyorlardı. Bir Venedik casus raporuna göre o zaman Türk donan­ masında harp gemileri 78 kadırga (galley). Napo­ li kiralına 25 bin asker yardımcı göndermeyi vaadetti. Papa ve Portekiz Akdeniz’de Venedik’e yardımcı kuvvetler gönderdiler. Bu kökelerden her biri 1800 ton büyüklü­ ğünde olup dünyanın on büyük gemileri sayılmakta idi. Venedik-Osmanlı harbi (1499-1502). Mora’da Venedik elinde kalan kaleleri. 890/1485’de patlak veren sa­ vaş Osmanlılar için başarılı olmadı. Avrupa’da ümitsiz duruma düşen her devlet son çare olarak OsmanlIlardan yardım alacağını söylemekle düş­ m an ın ı korkutmağa çalışıyor. Napoli ve Milano. Rodos şöval­ yeleri. 25 Mart 1503’de de Macaristan ve diğer Hıristiyan devlet­ lerle Buda’da barış andlaşmaları imzalandı. Donanma ile kara­ dan bizzat Sultan idaresinde gelen ordunun iş birliği sa­ yesinde Lepanto alındı (28 Ağustos 1499). Bayezid’i gizlice teşvik ediyorlardı. Bayezid. 14 Aralık 1502’de Venedik’le İstanbul’da. Şimdi Osmanlılar Avrupa’da Haçlı hazırlıklarına karşı sert bir şekilde cevap vermeye kararlı idiler. Altı büyük seferden sonra yorgun düşen her iki taraf statüskonun korunması esası üzerine barış imzaladılar (1491). Nauplia ve Monemvasia’yı almak için ciddi bir girişimde bulunmadılar. VENEDİK HARBİ. Sâniyen İtalya harplerinin bu ilk aşamasında Osmanlılar güç dengesinde önemli bir kuvvet olarak Avrupa politikasına girmiştir. Memlûklerle m ü­ cadelenin nedeni yalnız iki devlet arasındaki küçük Türkmen beyliklerini kontrolü altına almak sorunundan ibaret değildi. Mekke ve Medine’yi kontrol eden ve H a­ lifeyi yanında bulunduran Mısır Sultanı. Bayezid. Osmanlı Akdeniz haki­ miyetine bir başlangıç olması bakımından çok önemli­ dir. O SM A N LI I SİYASET . 25 kalyata (Galleotta) ve yeni yaptırılmış olan iki büyük kökeden oluşuyordu. yahut sık sık değişen ko­ alisyonlar. Papa. İlerde İtalya harplerinin ikinci aşamasında bu siyasetin Fransa ile ittifaka kadar gelişti­ ğini göreceğiz. 1499’da bir Floransa konsolusu (emino) İstanbul’da yerleşti. Osmanlı Sulta­ nı üzerinde üstünlük iddiasında idi. Sırbistan’a saldır­ dılar. Venedik. Ferrara Mentua ve Floransa.

Bayezid’in en önemli başarıları arasında. KI2. Onların devletin vergi def­ terlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını. yani defterde kaydı olmayan reaya sıfatıyle serbest dolaştıklarını biliyoruz. Dulgadır Türkmenleri. bir Türkmen yurdu olan Doğu Anadolu’da ve İran'da büyük nüfuz ka­ zanmıştı. Azerbay­ can. kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan. haymane ve­ ya hâric-ez-defter. Osmanlı devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince. Padişahın kanunlarını ve merkezi idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar. yahut parçalayarak küçük gruplar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleş­ tirmişlerse de. Özetle yörükler. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir ha­ yat süren hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. Osmanlılar Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ne geçirmiş. miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli al­ maya çalışmıştır. Osmanlıların İslâm aleminin hakiki koruyucusu ro­ lünü ortaya koyan olaylarından biri de İspanyol hüküm­ darları tarafından sıkıştırılan Endülüs Müslüman devle­ tinin 1482’de elçi göndererek. Toros dağlık bölgesindeki yoğun göçebe kabilelerin oluşturduğu teh­ ditten ileri gelmiştir. II. Bayezid’den yardım is­ temeleridir. bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha ziyade ' Kızılbaşlar. Türkmen göçebelerinin büyük kısmı Toroslarda Teke’den Maraş’a kadar bölgede hâlâ hâkim du­ rumda idiler ve Karaman oğullarından İran’a kaçıp sı­ ğınmış olanların tahriklerine yahut Suriye’den gelen kış­ kırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Türkmen hükümdarı Uzun Hasan’la akrabalık kurmuş olan aile. büyük gelir kaynakları çiftçi kitlele­ rinin üretimine bağlı bir devlet sıfatıyle göçebelerin mevsimlik göçlerine karışıyor. Bu korsanlardan Ke­ mâl Reis 1494 tarihinde resmen Osmanlı Donanma hiz­ metine alındı. Bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’m yanında Trabzon Rum larına ve Gür­ cülere karşı gazalara katıldılar.Yine bu devirde kayda değer bir olay da şudur: İs­ panyol hükümdarlar tarafından Gırnata Müslüman dev­ letinin istilâsına girişilmesi oradaki Müslümanların II. yağmaları şiddetle cezalandırıyordu. hâlâ Osman-oğlu diye andıkları Osmanlı hükümdarını kendileri ile denk sayarlardı. tarım eko­ nomisine dayanan. sünni İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks derviş tarikatlerine fa­ natik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı. yy ilk yarısından beri bağlı idiler. 13. Ataları gibi gazilik m . Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri şimdi her za­ mandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sûfıleri.iI<BA$ AYAKLANMASI. aşiret hukukuna ve âdetlerine önem ver­ meyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyor­ lardı. Osmanlı devletini hâkim bir Deniz Devleti (sea power) durumuna getirmiş olmasıdır. ŞÂH İSMAİL Venedik harbine son verme gereği. Şeriatı. kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi. Osmanlı devleti. Bu daimi huzursuzlu­ ğun derin sosyal sebeblere dayandığını görüyoruz. İstanbul. vergi tahrir defterlerine ge­ çirmiş. Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler ve Anadolu’daki Kızılbaşların manevi ve siya­ si lideri sıfatıyle Şah İsmail (1501-1524) Osmanlılar için güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. Doğu Akdeniz’de Hıristiyan kor­ sanlarına karşı faaliyette bulunan Türk korsanları faali­ yetlerini Batı Akdeniz’e naklettiler. Doğu Anadolu. İspanyol boyunduruğu altına dü­ şüp (1492) kuzey Afrika İslâm memleketleri bir istilâ tehlikesi altına girince. Onun getirdiği yeniliklere Osmanlı do­ nanması ilerde görülen büyük başarılarının temelini at­ mış oldu. 1492’de İspanyolların sürdüğü yüzbine yakın İspanyol Yahudisi Sultan’ın iz­ niyle Osmanlı ülkesine kabul edilmiş. Selanik ve bazı Rumeli şehirlerine yerleştirilmiştir. Bazı aşiret beyleri. yüzyıldan beri kırmızı külahlarıyla tanınan militan alevî Türkmen gö­ çebeleri. ve yaptıkları zararlara kar­ şı cezalar koyuyor. Bayezid’den yardım istemelerine neden olmuş ve Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı İspanyollara karşı Batı Akdenize göndermiştir. kontrol altına almak istemiş. Cem korkusu sebebi ile Osmanlı hükümeti uzun zaman yalnız sempati gösterisinde bulundu. Gırna­ ta Müslüman devleti. Donanmaya özel bir ilgi gösteren II. koyu şi’î-alevî olup Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı Erdebil şeyh ailesine daha 15. çağdaş tarihçi Kemal Paşazâdenin işaret ettiği gibi. Kızılbaş umumi adı altında anılmakta idiler.

İran seferini bırakmak zorunda kalan Selim süratle İstanbul’a döndü ve kendi plânlarına karşı koyanları ortaya çıkararak şiddetle cezalandırdı. Ülkesi hızla isti­ lâ edildi (1515 Haziran). Diyarbekir şehri (Ekim 1515) ve SELİM I. yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Se­ lim (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed’in enerjik cihangirliği canlanıyordu. bu iş tamamlanınca. 921/1515 baharında Yavuz. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim İmparatorlu­ ğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişâhtı (bir aralık vezirazam tayin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürüt­ müştür). İran yerine Dulgadır beyi Alaüddevle üzerine yürüdü. hasta. “düşman yok. Buna karşı Şah İsmail ona gönderdiği mektupta Anadolu halkının çoğunluğunun kendi baba­ larının müridleri olduklarını ve ailesinin gaza ile şöhret kazanmış olduğunu söylüyor ve Timur olayında Osman­ lI’ların başına gelenleri hatırlatıyordu. Uzun Hasan’ın Anadolu’daki siyasi gayelerini benimsemiş olup. bu harap memlekette nice bir seyahat ederiz” diye bir kaç defa ayaklanmaya yeltendi. SayılaO SM A N U . Bu meydan okuma karşısında Bayezid. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. REYDANİYYE (1517) Kızılbaş ayaklanması. ÇALDIRAN (1514) MERCİDÂBIK (1516). Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu ta­ mamiyle ülkesine kattı. Vene­ dik’le Osmanlılara karşı ittifak arıyor. ihtiyar ve asker gözün­ de nüfuzunu kaybetmiş olan Bayezid’in oğulları arasında taht için şiddetli bir rekabet ve mücadele ile aynı zama­ na rastlıyordu. Çaldıran zaferi. Osmanlı sağ kolunun galebe çaldığını. ancak Kapı-kulu’nun ve yeniçeri­ lerin top ve tüfenk ateşiyle durumu düzelttiğini bildir­ mekte idi. Savaş kazanıldıktan sonra oğlu Süleyman’a gönderdiği fetihnâmede padişah. Nihayet iki ordu Çaldıran’da karşılaştı. İsmail. Derhal sava­ şa girildi (24 Ağustos 1514). Osmanlı Sultanına bu bakım­ dan da rakib olma iddiasında idi. fakat sol kolun baş­ langıçta bozulduğunu. (24 Nisan 1512). özellikle Macaristan’la barış görüşmelerine girdi. Fakat ordu çektiği meşakkatlere bir daha katlan­ mak istemedi.iddiasında bulunan İsmail. O. barışçı göründü. Hersek-zâde’yi yumruklamıştır. rafızî ve mülhidlere karşı bir nevi gaza olarak ilân etti. çöle çevirttiği dağlık ve fakir Doğu Anadolu’da bu onun ordusunu içeri doğru çekmek ve sonra imha etmek planını uygulamak istiyordu. beylerbeyini katletti. Bütün gücünü kızılbaşlara ve Şah’a karşı toplamak için Avrupa’daki komşuları ile. Selim’in doğu seferi esna­ sında ona karşı düşmanca tavır almıştı. Anadolu tarihinde bir dönüm nok­ tasıdır. sanatkâr ve büyükleri İstanbul’a gönder­ di. Salta­ natının ilk iki yılını taht için rakip kardeşlerini bertaraf etmekle geçiren Selim. İsmail’e karşı bu seferi. Selim sefere çıkar­ ken (28 Şubat 1514) şeyhlerden ve ulemadan Şah’ın bir mülhid ve kâfir olarak katli vâcib olduğuna dair fetvalar aldı ve etrafa ilân etti. Güney Batı Anadolu’da Tekeili’nde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt. kendisinin Büyük İskender gibi şarkın ve garbın hakimi olacağını yazmış. Ona karşı hareket eden Vezirazam Hadım Ali Paşa harp mey­ danında maktul düştü. Şah. Vezirazamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğ­ rendiği Dukagin Zâde’yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş. 151 l ’de Şah-kulu. Bir yandan da Şahı harbe zorlamak amacıy­ la hakaret dolu mektuplar gönderdi. yine barışa bağlı kaldı ise de. Selim iki hafta sonra alayla Tebriz’e girdi ve adına hutbe okuttu. salta­ natının ilk iki yılını tahta rakip olabilecek kardeşlerini ve çocuklarını bertaraf etmekle geçirdi. 1502’de. rının kırkbine vardığı rivâyet olunmaktadır. Bu Türkmen beyi o za­ man Mısır Sultanı’na tâbi idi. Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve haliflerini tespit ettirip habs veya idam ettirdi. ve 1507’de iki kez Osmanlı top­ raklarını çiğnemekten çekinmedi. Selim kendi ordusunda İsmail’in taraftarları bulunmasından şüpheleniyordu. Belki İran’ı feth ve ülkesine katmayı düşünü­ yordu. Çaldıran’dan dönüşte binlerce asker ve hayvan telef olmuştu. topçu kuvveti isti­ yordu. Şah’ın Horasan’dan Tebriz’e zorla getirdiği tüccar. Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyor­ du. Bursa’yı tehdide başladı. Yeniçerileri kendi tarafına kazanan Selim. Selim sert tedbirlerle onları sindirebildi. nihayet İstanbul’a girmeye ve babasını tahttan indirerek yerine geçmeye muvaffak oldu. Bu sefe­ ri başlangıçtan beri istemeyen yeniçeriler. İsmail. Tumanbay’a gönderdiği mektupta. Kışı Amasya’da geçirdi ve İsmail’i tamamiyle yok edinceye kadar harbe devam etmek azminde olduğunu ilân etti. gerisinden emin olarak Şah’a karşı Doğu seferine çıktı. 1514 yılının 13 Temmuzunda hu­ duda erişti. Selimşah.

gemi ve ateşli silâh bakımından düşmanla boy ölçüşecek durumda değildi. Irak ve Kafkasya’daki fütu­ hat için bölgedeki Erzurum.da İran. Doğu Anadolu yaylalarındaki kalabalık Türkmen ve Kürd kabilelerini iki ayrı ulus halinde ör­ gütlediler. Böylece. Memlûkler. Şah’a karşı sefere çıkarken İran’la ipek ticaretini yasak etmiş. Osmanlılar. Bu yandan Portekizli­ ler. Hind Okyanusunda dehşet saçan korsan faaliyetiyle kalmadılar. SELİM I VE MISIR MEMLÛKIERİ Mısır Memlûkleri 1514 tarihine doğru bir yandan Şah İsmail’in öbür yandan Portekiz tehdidi altında Os­ manlIlarla iyi geçinmek zorunda idiler. Anadolu ve Halep ticaret yollarının birleştikleri büyük ticaret mer­ kezi Diyarbekir’in zaptı Osmanlı hâzinesine büyük bir gelir kaynağı oldu. Doğu Anadolu’daki yerleşik çiftçi halk üzerinde evvelâ Uzun Haşan zamanında toplanmış yerli vergi kanunlarını yerinde bıraktılar. Osmanlılar. Doğu’dan gelecek is­ tilâlara karşı Anadolu güvence altına alınmakta idi. Diyarbekir başlıca üs­ ler halinde kullanılacaktır. özellikle o zaman Mezopotamya ile İran. sünnî Şafiî idiler. H int Okyanusunda ticaret tekelini ellerinde tutmak için Araplara karşı 1502’den itibaren amansız bir mücadele­ ye girmişlerdi. Portekizlilerin. Yan. ödenmesi daha kolay ve basit olan Osmanlı vergi sisteminin. Rumeli’ye sürdürmüş­ tür. Fakat 1517-1540 arasında bölgedeki halk. Osmanlılara karşı 1501’de Haçlı donanmasına katıldıkları da hatır­ lanmalıdır. İran ve Memlûklerle mücadelede Yeni Çağ’a özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. de La Broquiere bu bölge hakkında “le pays de Turquemanie que nous appelons Armonie” (bi­ zim Ermenistan dediğimiz Türkmen-ili) demektedir. kendi idare tarzlarını buradaki koşullara uy­ durdular. 1432’de B. Diyarbekir eyaleti geliri 1528’de 25 milyon akça ile bütün Balkanlardan alman gelirin sekiz­ de birine yükselmekte idi. Öbür yandan beş Kürd kabile­ si de hükümet adı altında devlet vergilerinden affedilmiş tâbi ayrı bir grup teşkil ediyordu. İran’la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. Normal Osmanlı sancak teşkilâtını kurmakla beraber aşiretler özel bir idareye tâbi tutuldu.diğer şehirler 1515-1517 arasında feth edildi ve bölgede­ ki Türkmen ve Kürd aşiretleri uygun koşullarla Osmanlı devletine bağlandı. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerinde hakları babadan oğula irsî geçtiğinden ocaklık ve yurtluk denmekte idi. Yavuz. Fakat Ocak 151 l ’de Mısır’a Osmanlıların dört yüz top ve kırk I SİYASET . Mısır sultanına yardım göndermişti. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehir­ leri. Kanûn-i Osmanî’nin uy­ gulanmasını istediler. Arabistan’la Hind arasında tica­ reti kesmek için Aden Körfezinde Sokotra adasını (1505) ve Basra körfezi ağzında Hürmüz’ü (1507) ele geçirdiler ve Kızıldeniz’de Cidde’ye kadar sokuldular. Bitlis hâkimi Şeref Bey İstanbul’a bizzat gelip Padişah’ın elini öperek itaatim sundu (Mart 1516’da). Bursa’da İranlı ipek tâcirlerini tutuklamış. OSMANLI Osmanlılar. Zira o zaman İran’ın batıya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek bu mem­ leketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. Fakat bütün bu kabi­ le beyleri Diyarbekir valisinin emri altında belli sayıda askerle Pâdişah’ın seferlerine katılmak zorunda idiler. İran’a hâkim olan Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen hanedanları devletlerini Doğu Anadolu’daki Türkmenlerle kurmuşlardı. O zaman Bayezid. Türkmenler Boz Ulus. Kürdler Kara Ulus adı altında birleştiler. Öbür yandan 16. Daha küçük olanlar zeamet sayıldı. Sekiz Kürd kabile beyi. Kürdler. Memlûklerin düşmanı Şah İsmail’e elçi göndererek ortak bir saldırı önerdiler. Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan’dan köle ticaretini önlemeğe kalkışmıştır. Otuz gemilik kereste ve üç yüz toptan ibaret ilk yardım Rodos şövalyeleri tarafından zaptedildi. Osmanlılar böylece Tebriz-Halep ve TebrizBursa ipek yolunun kontrolünü tam olarak ele geçiriyor­ lardı. Bölgenin ilhakı ekonomik bakımdan daha az önem­ li değildir. yy. Bu ümitsiz durumda Mısır Sultanı Al-Gavrî Osmanlı sultanından yardım istedi. Fakat Ale­ vî olan Türkmen kabileleri İran Safevîlerinin esas kuvve­ tini oluşturmak üzere o tarafa çekilmeğe başladılar ve bölgede zayıfladılar. irsî olarak kendi kabileleri üzerinde ve böl­ gelerinde sancak beyi tayin edildi. Se­ lim. Büyük emeklerle Kızıldeniz’de yap­ tıkları donanma Portekizliler tarafından yok edildi (1509). Portekizliler. Doğu Anadolu yüksek yaylasının ilhakı ilkin strate­ jik bakımdan önemli idi.

Osmanlılar. Selim. Halîfe’yi yanında oturttu. Memlûkleri takib ve araştırma kasdiyle Os­ manh askerinin yaptığı harekât halk arasında korku ve dirence sebep oldu. bir taraftan Diyarbekir’de tutunmaya çalışırken Selim ordusunun başında Fırat vadisine indi. Böylece Memlûk sul­ tanlığı tarihe karışmış bulunuyordu. Al Gavrî. Osmanlılar Rumeli’de ilerleme­ ye başladığından beri Akdeniz’den gelecek bir Haçlı se­ ferinden eskisi kadar kaygılı değildiler. Bir vakitten beri Osmanlı Padişahları. Gazze’den öte Mısır’da kendi adına sikke bastırıp hutbe okutursa onu orada vali bırakacağını bildirdi. Kahire’de panik yarattı. Osmanlı idaresini kabule hazırlamış bulunuyordu. Özetle. kendisine karşı saldırıya geçe­ ceğini biliyordu. Merc-i Dâbık’da karşılaştı. Pâdişâh. Khyirbay ve bazı Memlûk emirleri Selime gelip itaatlarını sundular. Memlûkle­ rin eskiden beri kendi nüfiız ve hakimiyet bölgesi say­ dıkları araziye tecavüz etmiş oluyordu. bütün Arapların gözleri ve yürekleri gâzî Osmanlı sulta­ nına dönmüştü. Halep halkı Memlûklere düşman olmuştu. Tumanbay. Savaşı seçti. baskın ve gerilla harbine baş vurdu. Memlûkler idi. Çölü geçen Selim Belbeis’de Mısır halkını Memlûklerden ayrı tutarak kendilerine aman verdiğini. Calculiya’da Şam valisi Canberdi Gazalinin mukavemet gi­ rişimini kırdı (27 Aralık) ve Gazze’ye kadar Filistin’i iş­ gal etti. Fakat hangi taraf kazansa. Fakat sonra kaçmaması için tedbir aldı. Selim. Bununla beraber İbn İlyas’a göre aşa­ ğı sınıf halk Osmanlılara yardımcı oluyor. Mısır’ı işgal konusunda tereddütte idiler. Halife Al-Mutawakkil ve üç kâd’il-kudât Pâdişah’ın huzuruna çıktılar. Haleb’e giren Osmanh Sultanı. Araplar. demir bakı­ mından Mısır Osmanlılara bağımlı idi. 11 Ekim 1516’da Kahire’de Sultan ilân edilmiş bulunuyordu. Selim’in bu tahkimli mevzii yandan çevi­ rerek yaptığı saldırı tam bir zaferle neticelendi (26 Ara­ lık). büyüklerin I SİYASET . herşey Arap dünyasını. Al Gavrî savaşın kaçınılmaz olduğunu bildiğinden 18 Mayıs’ta or­ dusu ile Haleb’e hareket etmiş bulunuyordu. Selim. Topkapı Sarayı belgeleri 1512 tarihine doğru gemi inşası için bir kaç Osmanh kaptanının Süveyş’e gönderdiğini ortaya koy­ maktadır. Arap dünyasının Hint Okyanusunda hayat kaynaklarını kesmek Mekke ve Medine’yi zaptetmek tehdidinde bulunan Portekiz saldırısı karşısında kuşkusuz yalnız Al Gavrî’nin değil. Osmanh Padişahı için düşman Arap halkı değil. Bu tehditler. fakat Memlûklerin bu heyeti gitme­ ye bırakmadıklarını biliyoruz. âdet olmadığı halde yanma Halife Al-Mutawakkil al’Allah’ı almıştı. Mekke ve Me­ dine’yi almak. Memlûkler. Memlûkler bir savaşı kaygı ile beklemekte idiler ve kuşkusuz bir barışı tercih ederlerdi. 30 Ağustos’ta Şam’a geldi. Ertesi günü Hâlife Al-Mu.kantar barut yetiştirdiklerini biliyoruz.tawakkil’i Osmanlı aske­ riyle şehre göndererek halka güvence verdi. Memlûkler için aynı derecede tehlikeli olan Şah İs­ mail ile Selim arasındaki savaşta Al Gavrî tarafsız kaldı. Gemi yapmak için'tahta ve zift. Ağustos başlarında Haleb üzerine yürüdü. şimdi Por­ tekizliler Aden’i zapt etmeye çalışıyorlar. Mekke ve Medine’ye zengin vakıf hasılâtı gönderdikleri gibi Mekke Şerifı’ni kendi taraflarına ka­ zanmak için çaba harcamaktan geri kalmıyorlardı. Fakat. sefer açmadan Çer­ keş aslından olan Memlûkleri hedef tutacak. 1516’daMekke ve Medine Seyyidleri’nin Selime bir he­ yet gönderdiklerini. fellahlar da dahil olarak kimseye kötü muamele yapılmayacağını ilân etti. Al Gavrî’nin bütün hâzinelerine el koydu. Osmanh kuv­ vetleri. iki ordu. Selim. Mart 1516’da Osmanlılar. Selim. Memlûklerdetı H arput’u aldılar. Harp başladığı zaman üstün Osmanlı topçusu. Memlûk ordusunun yenilgisi başlıca Halep valisi Hayirbay’ın hiyanetine ve Çaldıran’da olduğu gibi Osmanlıların şiddetli top ve tüfenk ateşine atf olunmak­ tadır. Al Gavrî harp meydanında inme isa­ betiyle öldü. yeni Memlûk sultanı Tumanbay’a bir mektup göndererek Halife’nin ve kadıların biati ile memleketi kendi egemenliği altına aldığını. Arapları on­ ların zulmünden kurtarmak istediğini ilân edecektir. Aksi takdirde Mı­ sır’a girip bütün Memlûkleri kaldırmaya azmettiğini ilâ­ ve ediyordu. Reydaniye’den kaçmayı başaran Tumanbay. Sinan Paşa. Çaldıran’dan sonra Alaüddevle’nin ülkesini ve Diyarbekir’i zapt etmekle. tam bir O SM ANH bozguna uğradılar. Tumanbay. Kahire’de panik havası vardı. Kahire’de Cuma hutbesi Selim adına okundu. Kahire halkı kendisini des­ tekliyordu. bu işe yaramaz eski top­ ları susturdu. Osmanlıların Merc-i Dabık’daki savaş usûlünü taklid ederek Kahire önünde Reydaniye’de top ve tüfekle berkitilmiş bir savunma hattı hazırladı. Peygamberin kemiklerini mezarından çı­ karmakla tehdit etmekte idiler.

Nadir Şaha aynı şeyi kabul ettirmeğe çalışmışlardır. 1524’de Süveyş’te yapılan bir donanma (8 kadırga. Muaviye’ye karşı Ka’be’nin hâdimi ve Hacc reisi ol­ makla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Bu donanma ilkin Suvakin’de bir kale yapmak isteyen Portekizlileri bura­ dan kovdu. Suvakin’e kadar bütün H i­ caz’ın. 3 Galyata. Mısır fethinden hemen sonra Kızıldeniz’i Portekizlilere kapamak üzere bu denizde kotrollarını kurmaya çalıştılar. 6 baştarda) Selman Reis idaresinde bu maksatla Yemen ve Aden tarafına gönderildi. O. Osmanlılar.D’ohsson ve sonra M. daha önceleri 1727 Ekiminde İran’a hâkim olan Afgan Şahı Eşref’le ya­ pılan andlaşmada Osmanlı Padişahı bütün Müslümanla­ rın Halife’ si olarak tanınmıştır. Muhar­ rem 833’de (1429 Kasım) Ka’be’yi örtü ile örtmek ve Mekke’de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Vaktiyle Abd Allah b. O SM A N LI OSMANLI SULTANLARININ HALİFELİĞİ Bir rivâyete göre Selim tarafından İstanbul’a gönde­ rilmiş olan Halîfe Al-Mutawakkil Ayasofya camiinde hi­ lâfeti resmen Padişaha terk ve ferağ etmiştir. Hıris­ tiyan Habeş hükümdarı ile ittifak için Massuwa’ya elçi­ ler göndermişlerdi. Keza. Tumanbay nihayet yakalandı ve idam olundu. Şahruh. Fâtih Mehmed’in Hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri ta­ mir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz kar­ şılanmıştır. Kanunî Süleyman da cülûsunda Mekke şerîfıne gönderdiği nâmede Allah’ın ! SİYASET . eserlerinde bu rivayeti yaymışlardır. Osmanlılar. Zubayr. Gücerat ve Kalkutta Sultan­ ları OsmanlIlardan Portekizlilere karşı yardım istemeye başladılar. Mısır’da Osmanlı valisi Hâin Ahmed Paşa’nın isya­ nı bastırıldıktan (1524) sonra veziriazam İbrahim Paşa Mısır’a giderek memleketin idaresine ayrıntılı bir ka­ nunnâme ile kesin şeklini verdi. Selman Reis’e atf olunan 2 Mayıs 1525 tarihli bir lâyiha Osmanlı siyasetinin anahatlarını tespit etmektedir. M. Selim. Mekke ve Medine’nin kendisine itaat ettiğini. Mısır’daki işleri düzene soktuktan sonra 1524’de Portekizlilere karşı sistemli ha­ rekâta giriştiler. Hareketinden önce Halîfeyi gemi ile İstanbul’a göndermişti. Klasik hilâfet görüşü 1256’da Bağdad’ın Moğollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir ünvandan başka birşey değildi ve eski manasını tamamiyle kaybetmişti. ya­ kında İran’a gelerek orasını da alacağını. Şehir içinde Memlûklerle şiddetli sokak muharebeleri oldu. Portekizlileri Kızıldeniz’den atarak H in­ distan’dan gelen ticaret gemilerine yolu açmak gerekti. Abbasi halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik Hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Bu başarılı harekâttan sonra Hindistan’da­ ki Müslüman hükümdarlar. Mekke ve Medîne’nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üs­ tünlüğü belirten bir sıfattı. Selim. Selim Mı­ sır’a vali olarak Hayırbay’ı Mısır’a beylerbeyi bıraktı ve İstanbul’a dönmek üzere Kahire’den ayrıldı (10 Eylül 1517). Kızıldeniz’de daimi bir donanma bulundurmak. 1515’de Portekizlilere karşı Memlûk Sultanı tarafından Kızıldeniz’e gönderilen do­ nanmanın reisi Osmanlı kaptanı Selman reis idi. Kızıldeniz’e tekrar girmiş. Şirvanşâh’a gönderdiği Mısır fetihna­ mesinde Selim’in Büyük Hilâfet anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Zengin hediyeler gönderdi. 1517’de Portekizliler. Memleketin tarım alanlarının ve vergi kaynaklarının tahrir defterlerinde tam olarak tespit edildiğini görüyoruz. 1774’de Kırım hanlığının bağımsızlığı konu­ su ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı Ruslara karşı bu müslüman devleti üzerinde Halîfe sıfatıyle bir takım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş. (17 Temmuz 1516’da Mekke Şerîfı Abû Numay’ın oğlu Mekke’nin anahtarlarını getirerek baba­ sının itaatini bildirdi. Cidde’ye kadar sokulmuşlar. bu mektupta Memlûklerin Hicaz Hac yolunu “Arap eşkiyasından” ko­ ruyamadıklarını. Ata. Bununla beraber. Gerçekte. Osmanlılar. Padişah’ın hizmetine girdi. Abû Numay’ın şerîf olarak kalmasını kabûl etti ve kendisine bir ahidnâme verdi. kendisine Alah tarafından İslâmiyet ka­ nunlarını düzene koyma ve K aba mahmillerini teçhiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple kü­ çük büyük bütün İslâm memleketlerinin kendisine itaat etmeleri gerektiğini söylüyor. Şirvanşâh’ın kendi “Hilâfet-i Ulyâ”sına tâbi olmasını ve camilerde kendisine dua etmesini istiyordu. Selman. Buna göre. Yemen’i ele geçirerek bir Osmanlı garnizonu yerleştirdi ve Hind Okyanusuna çıkarak Aden’i zapta çalıştı (1525).hâzinelerini nereye sakladıklarını bildiriyordu.

Kanunî Süleyman. onun devlet işle­ rine.. ken­ dinde. Süleyman. Eskiden örfi kaI SİYASET . Dikkati çeken baş­ ka bir nokta bu sıfatların Allah’ın iradesi sonucu olduğu iddiasıdır. Mekke Şerîfi cevabında. Portekizlilere ve Ruslara karşı Hind Müslümanlarından ve Orta Asya hükümdarların­ dan yardım talebi karşısında kaldığı zaman da Hilâfet-i Rûy-i Zemîn’in kendisine Tanrı tarafından verilmiş ol­ duğunu ve Hac yollarının açık bulundurulması kendisi için bir vazife teşkil ettiğini belirtmiştir. Allah’ın iradesiyle “al-saltanat al-uzmâ wa masnad al-kilafât alkubrâ” ya geldiğini tasdik ederek. Hilâfet-i Kübrâ ve bütün İslâm âlemi üzerinde himaye fikridir. 1919-1923’de Hind müslümanları İngiltere’ye kar­ şı bu inançla karşı çıktılar. tekrar bütün İslâm âlemini kapsıyan bir hilâfeti ulyâ fikridir. Ondan sonra Kemal Paşazâde ve Abussuûd (1545-1573’ arasında Şey­ hülislâm) o zamana kadar yalnız sultanın iradesine daya­ nılarak çıkarılan kanunları ve örfî müesseseleri şeriata uydurmak için harcadıkları çaba ile devlet idaresini şerîleştirmede önemli rol oynadılar.kendisini saltanat tahtına ve hilâfet makamına geçirdiği­ ni bildiriyordu. İslâmın himaye ve savunulması idi ve Osmanlı devletinin fiilen sahip bulunduğu kudrete dayanıyordu. bu fiilî durumu. Zira Süleyman’ın bu mak­ satla harekete geçtiğini. Burada dikkati çeken nokta. Bu anlayış kuşkusuz Abbasîler devrinde formüle edilen hilâfet nazariyesine tamamiyle uygun değildi. Çöküş devrinde ise Osmanlılar. “al-aimme min-Kurayş” hadîsi ortadaydı. Fiilen hakimiyeti elinde bu­ lundurarak şerîatı uygulama vazifesini üzerine alan her Müslüman hükümdarı halife unvanını taşıyabilirdi. Böylece. 1725 tarihlerinde. Yeni hilâfet anlayışının temel fik­ ri gazâ. Mekke ve Medîne’nin ve Hac yollarının korunması gibi bütün İslâm dünyasını ilgilendiren hususları Osmanlı sultanları kenO SM ANLI di vazifeleri sayarak İslâm âlemi üzerinde üstün bir oto­ rite kurmak iddiasında olmuşlardır. halife-i rûy-i zemîn sıfatiyle kendi devletinin iç siyasetine ve kanunlarına şeriatı tam manasiyle hâkim kılmak zorunluluğunu hissediyordu. O. Osmanlı padi­ şahı kendisinin fiilen İslâm dünyasının en büyük hü­ kümdarı ve koruyucusu durumuna gelmesini. Allah’ın iradesi sonucu saymakta idi. Osmanlı Padişahı sünnî İslâmiyeti temsil eden hâ­ life sıfatıyle. arada okyanus olduğu için İslâm âleminde biri Osmanlı Padişahı öteki H ind Padi­ şahı olmak üzere iki imâmın yani halîfe’nin varlığı kabul olunuyordu. Abussuûd Efendinin yazdığı Budin Kanunnamesi m u­ kaddimesinde de Süleyman için “vâris al-hilâfet al-kubrâ. Osmanlı Halîfesinin bağım­ sızlığını ve Mekke ve Medîne üzerinde egemenliğini di­ nî bir konu olarak ileri sürdüler. Aslında bu yeni an­ layış da onların bütün İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ha­ kimiyetlerini hazırlıyan bir politikadır ve gâzîlik gelene­ ğinden doğmuş olduğu da âşikârdır. fıkıh kitaplarının Abba­ si devrine ait hilâfet anlayışına döndüler ve ondan meded umdular. Ama Osmanlıların temsil ettiği hilâfeti kubrâ ve imamat-ı uzmâ.. Selim. Sumatra Sultanına kadar her müslüman hükümdarına yardım gönderdiğini biliyoruz. İslâm memleketlerinin Hıristiyan saldırılarına karşı savunması. onun. hâiz al-imamât al-uzmâ hâmî hama al-Haramayn alMahataramayn” unvanları kullanılır. Kıbrıs fethinde âşârın sekizde bir yerine hârâcı toprak üzerinden alman beşte bir kuralını idareye kabul ettirdi. Şeyhülislâm Ali Cemâlî’nin bu bakımdan önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Başka deyimle. tarihi şartların meydana ge­ tirdiği yeni bir hilâfet anlayışı sayılabilir. Bu anla­ yış ise hilâfet hakkında İslâm âleminde 13. Bunlar boş söz ve iddialardan ibaret değildi.yüzyılda ga­ lebe çalan anlayışın. Abussuûd’un arazi ka­ nunu ve arazi vergileri hakkındaki yorumu bundan son­ ra Osmanlı kanunlarına kılavuz oldu. örf sahasına karışmasına şiddetli bir tepki gösterdi ise de Cemâlî şeyhül İslamların devlet içinde üstün mev­ kiini hazırlıyanların başında gelmektedir. tarihi şartlara göre genişletilmesin­ den başka bir şey değildir. siz Afranc’da (Avrupa’da) memleketler feth etmekle bize ve bütün İslâm Sultanlarına üstün bulunuyorsunuz (Fadîlat tammat alaynâ ve alâ sair Mulûk al-anâm bal alâ kaffat salatîn alİslâm) diyordu. Osmanlılar’ın yeni tarihi koşullar altında buna getirdikleri yenilik. Osmanlı Padişahı Kureyş’den değildi. İran’da Safeviler idaresindeki halkı cebren itaat altına alınması gereken mulhid ve rafızîler saymak­ ta idi. Şeriatı temsil eden ulemanın örfü temsil eden ümera ve küttâb yanında üs­ tünlüğü sorusu daha Selim devrinde kuvvetle ortaya atıl­ mıştı. Selim’den sonra Osmanlı devleti açık bir şekilde gâzî uc devleti ge­ leneğini geliştirerek eski İslâm hilâfetini yeni bir yorum­ la ihya etmiş oluyordu.

Kari V karşısında Avrupadaki devletlerin varlığını garanti eden tek kuvvet ola­ rak baktığını itiraf etmiştir. Selim ’in fütuhatı. Macaristan’a gi­ ren Süleyman Mohaç (Mohacs)’da ezici bir zafer kazandı (28 Ağustos 1526) Kral harp meydanında maktul düştü. Zapolya (Janos Szapolyai)’yı Kral seçtiler (10 Kasım 1526). mücadele edecekler. OSMANLI DÜNYA DEVLETİ: AVRUPA DEVLETLER SİSTEMİNE GİRİŞ Süleyman tahta. Bu ül­ kenin o zaman uzak ve elde tutulması güç olduğu düşü­ nülüyordu. yeni­ liklerin ve reformların öncüsü olacaklardır. Padişah’dan Kralı kurtarmak için Habsburglara karşı kaO SM ANU . Ferdinand Budin’i işgal ederek Zapolya’yı koğdu (23 Eylül 1527). Osmanlı Padişahından yar­ dım istedi. kiittab. Osmanlı devleti Avrupa politikasına bir denge gücü olarak davet edilmekte idi. Burada da durum elverişli idi: Zapolya ve bir kısım Macar magnatlar Kralın Habsburg taraftarı politikasına karşı idiler. Zapolya. D i­ vanda derhal sefere karar verildi. Daha önce İtalya’da denge siyasetinde Napo­ li.m radan ve denizden saldırıya geçmesini. Osmanlılar için daha elverişli bir durum olamazdı. Batıdan yardım gelmedi. Şeriatçılık siyasetinin Osmanlı toplumunun kalıplaşmasında ve kültür iktibaslarına ka­ panmasında başlıca rol oynadığı iddia edilmektedir. çıkarları eski düşman Macaristan’a bir saldırıyı gerektiriyordu. Öbür yandan İmpara­ torluk tahtına Kari V ’in seçilmesinden (1519) az sonra Hıristiyan âleminin iki büyük hükümdarı Kari V ile Fraçois I arasında kaçınılmaz harp patlak vermişti (Mart 1521). Üç hafta sonra çekildi. Zapolya Habsburglar karşıtı ittifaka katıldı. Osmanlılar. Budin’e girdi. çıkan fırsatı kaçırmadılar. Al­ man taraftarı olanlar ise Pressburg’da başka bir diet’ te Kari V ’in kardeşi Arşidük Ferdinand’ı Macar Kralı seçti­ ler. Osmanlılar geleneksel siyasetlerine Belgrad’ı 1521’de. göstermeli idi. Bu şartlar altında Süleyman 1529 ya­ zında ikinci defa Macaristan’a girdi. Avrupa’da ba­ rışı kurarak Osmanlılara karşı haçlı seferi projesi iflâs et­ ti. bunun için o daha 1515 ’de İstanbul’da büyük bir tersane inşasına başlamış­ tı. Böylece Avrupa iki-cepheye ayrıldı. adetti (Şubat 1528). Fransız elçisi Jean Frangipane. Osmanlı devletine. Budin’de I SİYASET Sü l e y m a n . tâbi bir Kral idaresinde bulundurmağı yeğlediler. İm paratora karşı yeniden giriştiği savaşta (1528) yine güç bir duruma düşmüş bulunan François yardım istiyordu. yüzyıl kanunlarında gittikçe daha ziyade istiftâ konusu olması. Fakat şimdi İtalya harplerinin ikinci aşamasında. bu yardım yapıl­ mazsa François’nın İmparatorun koşullarını kabule mec­ bur olacağını ve İmparatorun “dünyaya hakim” olacağı­ nı söyledi (Şubat 1526). O. Başlangıçta François’yı kurtarmak için İmparatora karşı İtalya’ya karadan ve de­ nizden saldırı düşünüldü. Fakat Osmanlı. kendisi 1532’de Vene­ dik elçisine. Fâtih Mehmed Akdeniz'in kapısı Rodos ve Orta Av­ rupa’nın kapısı Belgrad önünde durdurulmuştu. Fransa ve müttefikleri onu ta­ nıdılar. a u j iit e ş f . yıllık vergi teklif ederek krallığı­ nın tanınmasını Padişah’tan istedi ise de bu teklif redde­ dildi. Fransa Kıralı François I Pavia’da İmparator Kari tarafından esir alınınca (1525) annesi son çareye baş vurdu. Mohaç’tan beri Macaristan’ı kı­ lıç hakkı olarak kendine bağımlı bir ülke saymakta idi. Selim’in asıl maksadı Batıya büyük bir sefer yapmaktı. hem magnatların hem köylülerin dostu görünmesini bildiler. Süleyman. İtalyadaki koşullar dolayısıyle 1525’de Venedik de Osmanlılar yanında idi. İmparatorluğu bir misli büyütmüş ve Avrupa’da ümitsizlik doğurmuştu. Padişah.nun konusu olan meselelerin 17. İşte Süleyman bu koşullarda tahta çıkmış bulunuyordu. Milano. Osmanlı Padişahı. hatta sancak kanunlarında Şeriat’ın dikkatle uygulanmaya çalışılması bu akımın sonucudur. Zapolya’ya Krallık tacını giydirdi ve Buidin’de tahta oturttu (8 Eylül 1529)Oradan Ferdinand üzerine yürüyerek ordusuyla Viyana’yı kuşattı (26 Eylül 1529). O zaman Habsburglara karşı bir kısım Macar beyleri. Osmanlılar. Rodos’u 1522’de fethetmeyi başardı. bir süre önce magnatlara karşı şiddetli bir is­ yan çıkarmışlardı. Batı’da gazânın devam ettirilebilmesi Hıristiyan dünyasının bu iki kalesinin alınmasına bağlı idi. Venedik hatta Papa Osmanlı yardımı için gi­ rişimlerde bulunmuşlardı.çıktığı zaman (17 Şevval 926) İslâm âleminde kazanılmış yeni durumu korumak için ataları gibi gazâ alanında büyük başarılar'. Ule­ manın şeriatçılığına karşı devlet ve toplumun ihtiyaçla­ rını daha serbest bir şekilde gözönüne alan pratik idare­ ciler olarak bürokratlar. tâbiliğini sunması koşulu ile Macar tacını Zapolya’ya vermeyi ve onu Ferdinand’a karşı savunmayı vasadık kalarak Macaristan’ı bu aşamada işgal etmediler. François. Köylüler.

Barbaros. Süleyman. Osmanlılarla iş­ birliğini korumak. İran’a karşı bir seferi zorunlu gören padişah. Ertesi yıl Padişah. İtalya sahillerini vurduktan sonra Tunus’u zaptetti (Ağustos 1534) ve bir deniz üssü haline getirdi. Fransızlar Lombardiya’ya girerken Os­ manh ordusu Arnavutluk’tan Otranto’ya çıkacaktı. Fakat ertesi sene Fransa İmaparator ile yine barış yaptı (Temmuz 1538. İstanbul’da usta diplomatı Rincon aracılığıyla çelişki­ li tutumunun sebebini açıklamağa ve gizli ittifakı devam ettirmeğe çalışıyor ve bunda da başarılı oluyordu. 1532’den beri İstanbul’da resmi bir ittifak için gö­ rüşmeler hayli ilerlemişti. 1531’den itibaren François. Zapolya. İtalya’ya saldı­ rı planını ele aldı.kendi temsilcisi olarak Luigi G ritti’yi bir yeniçeri garni­ zonu ile bıraktı. Akdeniz’de Türk donanması yenilmiş. Akdeniz'de 1571’e kadar Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayılmaktadır. Viyana’ya 60 mil mesafede Güns kalesi önün­ de üç hafta oyalandıktan sonra döndü (Ağustos 1532). 1532’de Venedik elçisine. Kari V ise. Şimdi. Osmanlı ordusu Viyana üzerine yö­ neldi. Franço­ is. Böylece. yıllık bir vergi ödeyecekti. İmparator. Korfu kuşatmasında Fransız donanması da gelerek Osmanlılarla birleşti. Böylece ilk kez Os­ manh Fransız askeri işbirliği savaş meydanında gerçek­ leşmiş oldu. François’nın rehine çocuklarını geri gönderiyordu. İtalya’yı istilâ tehdidiyle ancak 15 37’de hareket geçebil­ di. Fakat Karl’ın Viyana’da bulunan kardeşi Arşidük Ferdinand. O sırada Kari. Bu za­ fer. Padişah tarafından imzalanmamıştır). François’nın kişisel gizli politikası. Akdeniz’de Venedik’in gayretleriyle meydana ge­ len Doria idaresindeki büyük Haçlı donanmasını Barba­ ros. Kari. sonra bunu Padişahla ara­ sını açmak için İstanbul’a abartı ile bildiriyordu. Fransa ittifakı Osmanlılar için Batı siyasetlerinin vaz geçilmez bir öğesi olmuştu. François’ya. Doç’a şunları yazıyordu: “Sul­ tan Süleyman. İran seferinden dönüşte Süleyman. İran ile 1518’den beri sürdürdüğü diplomatik ilişkileri sıkılaştırdı. Mayıs 1537'de Venedik Balyozu. fakat İmparatoru bunun dışında tuttu. François. kendisi Cenova ve Milano’yu işgal etmeyi umuyordu. Andrea Doria Mora’da Koronu zaptetmişti. Fransızlarla sıkı iş birliği yapmasını emretti. bunu Macaristan Krallığı için bir koz olarak kullanmak istedi. hatta kendi tebaasından gizlemekti. İmpara­ tordan ve onun İmparator ünvanından nefretle söz edi­ yor. Fran­ sa ile ittifak görüşmelerinin meyvalarından biri meşhur 1536 Kapitülasyon taslağıdır. Osmanlı dev­ letine. daima Roma’ya Roma’ya diyor. Haber padişahı kızdırdı ise de. 1531’de Budin’e yeniden saldırmıştı. 1535’de La Forest geldi. Zapolya’nın ve François’nın Habsburglarla bir barış yapmasına kesinlikle karşı koydu. Sü­ leyman Macaristan’a girdiği sırada Fransız kralı François İmparatorla barış imzalamıştı (13 Ağustos 1529 Cambrai Sulhu). padi­ şahın gelecek sene bütün kuvvetleriyle karadan ve deniz­ den Habsburglar’a karşı saldırıya geçmesini ve kralına bir milyon duka malî yardım yapmasını istedi. Padişahla I SİYASET . François ile barış yaptığı zaman da ondan Haçlı se­ ferine katılma vaadleri alıyor. Süleyman. Burgogne’ı istemekten vaz geçi­ yor. İmparator görünmedi. Akdeniz’de mücadeleO SM ANLI ye devam için Barbaros’u çağırtarak Cezayir Beylerbeyi ve Kapudan-i Derya unvaniyle bütün deniz kuvvetleri­ nin başına getirdi. Arnavutluk kıyısında Avlonya’ya geldi. (bu bir taslak halinde kal­ mış. Ferdi­ nand ile ilk ateşkes anlaşmasını imzaladı (1533). Koron geri alındı. İstanbul Avrupa politikasının odak noktası haline gel­ mişti. Padişah İmparatorla bir meydan savaşı yapmak ve yeni bir Mohaç zaferi istiyordu. AiguesMortes) ve Osmanlılara karşı Haçlı seferine katılmayı vaad etti. Padişah’ı Güney İtalya’ya sefer yapmağa teşvik etti. Tunus’u Barbaros’un elinden almıştı (Temmuz 1535). Padişah İran seferiyle uğraşır­ ken François padişahla ittifakını pahalıya satmak istiyor­ du. İmparator aleyhine İngiltere ve Alman prensleri ile yeni bir koalisyon kurması için büyük bir para (100 bin altın) göndermişti. kendisine İmparator denmesini arzuluyor”. Kari V karşısında Avrupa devletlerinin varlığını garanti eden yegâne kuvvet olarak baktığını itiraf etmiş­ ti. Preveze’de bozguna uğrattı (28 Eylül 1538). 1537 ve 1538’de Venedik’e ait Adriyatik sahillerin­ deki yerlerin ve Korfu adasının zaptına girişilmesi daha ziyade İtalya istilâsına bir hazırlıktı. Milano’yu barış yoluyla İmparatordan alamayacağını gören François. fakat bunu Batı Hıristiyan dünyasın­ dan. Akdeniz ve İtalya’da işbirliği görevini amiral Barbaros Hayreddin’e bırakarak kendisi Almanya’ya sefere çıktı. Karla karşı harp ilân edildi. Müslümanlarla Kral'ın ittifakını propaganda konusu ya­ pıyor. Fransa ile işbirliğinin de­ vamındaki önemi hesaba katarak anlayış gösterdi.

1543’de Süleyman. Ertesi bahar or­ tak hareket için Osmanlı donanma halkı kışı boşaltılan Toulon’da geçirdi. Venedik’e barış verirken (1540) bunu François’nin hatırı için bağışladığını belirt­ ti. AVRUPA'DA PROTESTAN WRA OSMANU DESTEĞİ Bu dönemde Fransız Kralı. Fehervar gibi kaleler Ferdinand’dan alındı.sıkı işbirliği politikasına döndü. Kral. Ferdinand. Süleyman. Ferdinand’ın Osmanlı uydusu Erdel (Transylvania) voyvodalığını istilâ girişimi (1550) üzerine OsmanlıHabsburg mücadelesi yeniden alevlendi. Ferdinand’ın kuvvetlerini püskürten Süleyman Budin’e girdi ve Macar krallığının orta kesimi Budin bey­ lerbeyliği adı altında Osmanlı ülkesine ilhak olundu. Padişah. 1550’den sonra Osmanlılar. Süleyman 1541-1544 arasında Fransa ile sıkı işbir­ liği yaptı 1541’de Padişah Macaristan işine kesin bir çö­ züm getirmek için o tarafa hareket ederken donanması Barbaros idaresinde Fransa ile işbirliği için Akdeniz’e ha­ reket ediyordu. Temeşvar merkez olarak burada ikinci bir beylerbeyilik kurdular ve kalan kesimde Zapolya oğlu Zsigmond’u Erdel tahtında bıraktılar. Gran. Osmanlıları Alman­ ya’daki müttefikleri Protestan prensleri ile temasa soktu.) karşı donanma harekâtı 1550’ye kadar durdu. Ren nehrine doğru hudutlarını ilerletirken Güney Fransa’yı Türk-Fransız donanması ko­ ruyor. Fransa Kralı ile işbirliği yapmalarını istiyor. Macaristan’a giden Süleyman’ın ordusuna ufak bir Fransız topçu kuvveti de katılmıştı. Rodos’tan çıkarıldıktan sonra Trablus Garp’te ve Maita’da yerleşmiş olan Aziz Yahya (Hospitaller) şövalyelerini bu yerlerden atarak Doğu-Batı Akdenizi birbirine bağlayan bu geçit bölgesine hakim olmaya çalıştılar. Sonuçta Fransa. Macar Krallığından Ferdinand elinde kalan arazi şeridini feth etmek için tekrar Macaristan’a hareket etti. Zapolya’nın ölümü (20 Temmuz 1540) Macaristan meselesini tekrar ön plana getirdi. Bayezid’in İran’a kaç­ ması ve idamı (1561) ayrıca derin üzüntülere neden ol­ du. Ferdinand sulh istedi. Yaş­ lı Süleyman için bu büyük bir düş kırıklığı olmuştur. İki sene sonra da Edirne’de Ferdi­ nand ve Kari ile daha kapsamlı beş yıllık bir ateşkes ya­ pıldı. Buna göre. İran’la ilişkiler yeniden gerginleştiğinden Süleyman. Akdeniz’de Karl’ın ülkelerine (İspanya vb. Batı’da genel bir barışı uygun buluyordu. İmparatora karşı savaşan protestanların yararlı bir müttefik olacağını gördü. Ferdinand’ı püskürten Osmanlılar. bu sayede Avru­ pa devletler sisteminde ağır basan bir duruma erişmiş bulunuyorlardı. Padişah. Mustafa’nın katli (1553). Ferdinand. Osmanlı hükümeti. İaşe giderlerinin ödenmesi sorunu Fransızlarla Türkler arasında üzücü tartışmalara neden oldu. Ölen Kral’ın memedeki oğlu Janos Zsigmond’a Erdel voyvodalığı verildi. Yeni Fransa Kralı Henri II zamanında (1547-1559) babası za­ manında olduğu gibi Fransa ile Akdeniz’de askeri işbir­ liği devam etti. Karl’ın elçilerine de François’ya ait ülkeler kendisine verilmedikçe barış yapmayacağını bildiriyordu. kendisinin de yakında harekete geç­ mek üzere olduğunu. Nice şehrini muhasara etti. Macaristan Krallığından elinde bulunan arazi için yılda 30 bin altın lıarac vere­ cekti. Bu tarihlerde Anadolu’da şehzadeler arasında baş gösteren kavga. Macaristan’ı ilhak ile uğ­ raşırken İmparator. Duc d ’Enghien kumandasında Fransız donanmasıyla (50 gemi) birle­ şen Barbaros. hatta Fransa’ya Korsika adasını kazandırıyordu(1553). 1552’de gönderdiği bir mektupta onları Papaya ve İmparatora karşı teşvik ediyor. Padişahla ittifakı sayesinde Şark’ta ticari ve siya­ si bakımdan öteki Avrupa milletlerinin üstünde ayrıca­ lıklı bir yer kazanmıştı. aynı zamanda yüz bin altın harcayarak mey­ dana getirdiği yeni büyük donanmayı (110 kadırga) Bar­ baros idaresinde François emrine gönderdi. Trablus’u aldılar (14 Ağustos 1551). fakat tam bir perişanlıkla geri çekilmek zorunda kaldı (1541). François’nın ara­ cılığı ile (zira o daima sadık müttefik konumunda görünO SM A N LI mek istiyordu) İmparator ile ilk defa bir yıllık bir ateş­ kes imzaladı (1545). Osmanlılar ise. fakat Malta’nın üzerine gönderdikleri büyük do­ nanma ve ordu tam bir bozguna uğradı (1565 yazı). Almanya’ya girdiği zaman kendi­ m lerine aman verdiği için hiç bir zarar vermiyeceğini ye­ SİYASET . Barbaros’a öldürücü bir darbe vur­ mak kasdıyle Cezayir’e büyük bir kuvvetle saldırdı. her zamanki gibi bu dönüşü iyi karşıladı. Macar Krallığının tamamını elde etmek üzere gelip Budin’i ku­ şattı.

Osmanlı devleti için olduğu kadar Avrupa politikası için de bir dönüm noktası ol­ muştur. fakat Magusa kalesi ertesi yıl 1 Ağustos tarihine kadar dayandı. 16.minle vaad ediyordu. Av­ rupa’da dengeyi sağlayabilecek askeri bir kudret gözüyle bakmakta idi. onları putlara tap­ madıkları. Saint Barthelemy’de kalvinistlerin katliâmını kendi taraftarlarının bertaraf edilmesi şeklinde anlayarak Fransa kralına kız­ gınlığını dile getirmişti. Bu oldukça beceriyle yürütülen bir siyasetti. Osmanlılar aynı şekilde Hollanda’da Kalvinistlerin Katolik Ispan­ ya’ya karşı uzun mücadelesiyle de ilgilendiler. askeri yardım teklifinde bulunuyor. Elizabeth Philip’in. yy. Osmanlıların Avru­ pa’daki diııî-siyasetle yakından ilgilendiklerine kuşku yoktur. Haçlı donanmasının yolunu kesmek için Adriyatik’te harekâtta bulundu ve sefer mevsimi so­ nunda Lepanto’ya çekildi. KIBRIS VE İNEBAHTI (LEPANTO) 1559 Cateau-Cambresis andlaşması. Osmanlılar Habsburglar’m Avrupa’da hegemonyasına karşı mil­ li monarşileri ve protestanları siyasi bakımdan destekle­ mekle kalmadılar. Malta önünden Osmanh geri çekilişi ve Kanunî’nin son Macaristan seferi (1566) Batı’da her iki cephede Osmanlı girişimlerinin durduğunu gösteriyordu. Böylece Batı’da Osmanlılar için siyasi koşullar değişti. Kıbrıs için Osmanlılar en ziyade Batı’dan gele­ cek bir Haçlı donanmasını durdurmanın güçlüğünü dü­ şünmekte idiler. başka bir Protestan önderi Osmanlıyı Allah’ın lûtfu saya­ cak kadar ileri gitmekte idi. Venedik’in müttefikleri İspanya ve Pa­ palık donanmalarını hazırlamakta geç kaldıkları için Osmanlı donanması bir müdaheleye uğramaksızın Fini­ ke’den Kara ordusunu Ada’ya geçirmeye muvaffak oldu (3 Temmuz 1570). Lefkoşa alındı. nihayet Don Juan kumandasında büyük Haçlı donanması ile gelip İnebahtı (Lepanto)’da Türk donanmasına saldırdılar (7 Ekim 1571). Özetle. ilk yarısında İngilte­ re Levant’taki ticaretini Hindistan’la ticareti kadar önemli saymakta idi. Padişah bu yakınlığını bir kapitülasyon bağışlamakla gösterdi (1580). Osmanlı İmparatorluğunun mo­ dern Avrupa’nın doğuşundaki önemli rolü şimdi tarihçi­ lerin dikkatini daha ziyade üstünde toplamaktadır. Erdel kalvinizm’in bir kalesi haline geldi. yüzyıllarda Fransa ittifakı gibi Avrupa'da Osmaııiı siyasetinin temel diplomatik araçla­ rından biri olmuştur. protestanlığın kuv­ vetlenmesinde ve nihayet resmen tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Büyük Armadası Kuzey Denizinde perişan oluncaya ka­ O SM A N LÎ dar Sultan’a. Protestan ye kalvinistleri teşvik etmek ve desteklemek 16 ve 17. vaktiyle François’nın düşündüğü gibi. Osmanlı H üküm eti. Padişah bir mektubunda Flandre’da ve Ispanya’ya bağımlı başka yerlerdeki Lutherci prenslere hitab ederek. 1521-1555 arasında Osmanlıların Habsburglar üzerindeki ağır baskısı. Habsburgları zayıflatmak ve ortak bir Haçlı seferi hazırlanmasını önlemek amacı güdülüyordu. Türklerİn SİYASET . Padişah’ın bir tebaası olan İstanbul Patriki ile doğrudan doğ­ ruya temasta idi ve dinî konularda bir uzlaşma arıyordu. 17. yy. m ikinci yarısında Fransa’da OsmanlI­ larla ittifak siyasetine geri dönmek isteyenler kalvinist Huguenot’lardı. Avrupa’da bü­ yük mücadeleye İspanya lehine son verdi. Böylece Avrupa’yı parçalanmış hal­ de tutmak. Habsburg’lardan Philip H’ye karşı Avrupa’da direnişin şampiyonu durumuna gelince. Lutherci Melanchton. Kapitülasyon bağışlanması bu siyasetin bir aracı idi. 17. Bunun arkasından Kıbrıs seferiyle (1570 baharı) açılan bunalım ise. yy. Osmanlılar onunla da ilgilendiler. Bu büyük deniz muharebesinde Türk donanması m mahvoldu (savaşa 438 harp gemisi katılmış. Müttefikler. İngilte­ re Kraliçesi Elisabeth I. onlara kar­ şı dostça davrandılar ve nihayet bu dostluğun göstergesi olarak bir kapitülasyon verdiler (1612). da kuzey Macaristan’da kalvinıstler Osmanlıları en etkin koruyucuları olarak buldu­ lar. Osmanlı idaresin­ de kalvinizm Macaristan’da ve Erdel’de serbestçe yayıldı. Osmanlıların Habsburglara isyan halindeki Hollan­ da Protestanları ile de ilgilendiklerini biliyoruz. Allah’ın birliğine inandıkları. Bu tarihten sonra İngilizler İstanbul’da Katolik Fransa’nın yerini aldı. Martin Luther Osmanlıları Hıristiyanları uyarmak için Allah’ın gönderdiği bir ceza olarak tasvir ederken. Papa ve İmparatora karşı mücadele ettikleri için kendisine yakın sayıyordu. Başka biri Lutherciliği İslâmiyetle kıyaslamıştır. Böylece. aynı zamanda onlara Levant pazarları­ nı açmak suretiyle merkantilist gelişme programlarını da büyük ölçüde desteklediler. 1571’de Osmanlı donanması. Halbuysa Os­ manh hudutlarının ötesindeki Macar topraklarında Ka­ toliklik egemendi. Philip Avru­ pa’nın hâkimi görünüyordu.

bedevilerin yağmalarını m enetm eğe ve Fırat üzerinde nehir nakliyatını düzenlemeğe çalıştılar. Osmanlı askeri kudre­ tinin ve dehasının eriştiği en yüksek noktayı temsil eder. Basra körfezinde Osmanlılar Portekizlerle müca­ dele için Süveyş’te olduğu gibi bir tersane inşa ettiier (1546). Osmanlılar burasını da bir beylerbeyilik halinde daha sıkı bir şekilde kontrolları altına aldılar. Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vaz geçiyor ve ağır bir harp tazminatı ödüyordu. ittifa­ kın üçüncü yılında barışı tercih etti (7 Mart 1573). Fakat müttefikler erte­ si sene Kıbrıs’a doğru hareket ettikleri zaman karşıların­ da yeni bir Türk donanmasını hayretle gördüler. İlk ciddi isyan Basra’da baş gösterdi (1546 ve 1566). Bu ticaret yolu Osmanlı idaresi altında bir canlılık kazandı. hakim sınıf olarak yerleş­ miş feodal Katolik Lâtinleri ber taraf ettiler. 1548 de Süleyman ikinci defa Tebrizi aldı. Harp ka­ çınılmaz hale gelmişti (1533). Osmanlı ba­ ğımlılığını bırakarak İran Şahını metbû tanıdı. K atîf (1550) ve Bahrayn (1554) i zaptettilerse de. Basra-Bağdad-Haleb yolunun kontrolünü elde etmekle Osmanlılar. klasik Osmanlı fetih siyasetine göre teşkilâtlandırıldı: Osmanlılar. Yerli halkı kazanmak ve iktisadi-mali kaynakları geliş­ tirmek maksadıyla önlemler aldılar. Osmanlılar Irak’da Bağdad Beylerbeyiliğini teşkil ederek yerleşik ahalinin oturduğu bölgeleri timar sistemine tâbi tutmuşlar. lu’da yerleşen Osmanlılar. 1538 de Basra emîri Raslıid al-Dın bir heyetle şehrin anahtarlarını göndere­ rek Osmanlı Pâdişahına itaatini sundu. Fakat sonradan Osmanlı merkezi idaresi kendisini hissettirmeye başla­ yınca yerli hanedanlar ve yağmacı Arab kabile şeyhleri ayaklanmağa başladılar. Doğu’da olayların kötüye gitti­ ğini gören Süleyman 153 l ’de İmparatorun elçilerine iyi kabul gösterdi. Babası Şah İsmail gibi Anadolu’da Kızılbaşları kışkırtmakta idi (1527 Kalender isyanı). Kıbrıs fethinde ordu ve donanmanın işbirliği halin­ de yaptığı büyük ölçüdeki harekât. her yıl Osmanlılara karşı elli bin askerle yüklü 200 kadırga donatılacaktı. Bundan sonra Osmanlılar Avrupa’da daha ihtiyatlı bir po­ litika gütmek. yani feodal Lâtin beylerin malikânelerinde toprağa bağlı Rum köylülerin haftada iki gün senyör için çalışma angaryasını kaldırdılar. Bu anlaşmaya göre Tebriz ve Bağdad Osmanlılarda kaldı. 960/1553 de H ind okyanuI SİYASET İRAN SEFERLERİ Osmanlı hükümeti Doğu’da ve Batı’da aynı zaman­ da savaşa girmekten daima kaçınmıştır. savaş aralıklarla 1555 de imzalanan Amasya barış andlaşmasına kadar sürüp gitti. Süleyman’ın iki sene sü­ ren Şark seferi Tebriz (13 Temmuz 1534) ve Bağdad’ın (27 Aralık 1534) zapt ve ilhakile sonuçlandı. Hind Okyanusunda Portekizlilere karşı. Tebriz’i aldılar. Tebriz ve Irak için daimi bir tehdit oluşturmakta idiler. Bitlis Kürd beyi Şeref Han. Venedik. fakat Tahmasb’ı bir meydan harbine çekemedi. bununla beraber Lepanto’da Osmanlıların daima korktuk­ ları şey gerçekleşmiş. Körfeze hakim olmağa çalıştılar. Lepanto’dan sonra Batı milletleri İspanya’nin baskı­ sını daha kuvvetle hissetmeye başladılar. Kıbrıs eyaleti. Katolik Lâ­ tin egemenliğine karşı olan Ortodoks kilisesine bütün eski imtiyazlarını ve vakıflarını iade ederek ihya ettiler. Lepanto’dan bir yıl sonra 1572 de Fransa’da Saint Barthelemy katliâmiyle Katolik ligasının kalvanist rakiplerini bertaraf etmesi. Haçlıların üç yıllık ittifak projesine göre. Hürmüz muhasarası (1552) bir netice vermedi.230 gemisinden yalnız 30 gemi kurtulabilmişti. Doğu-AnadoOSM ANII . Buna karşı Şalı’ın Bağdad valisi Osmanlılarla anlaştı. Astrahan’da Rus Çarlığına karşı Sokullu’nun evrensel tasa­ rılarına son vermek gerektiğini kabûl ettiler. Ve­ nedik. Şarkta. Hollanda âsilerinin ezilmesi ve İngiltere üzerinde bir is­ tilâ tehdidinin artması bir raslantı değildir. Tebriz yolile Bursa ve Haleb’e sevkeden ve böylece iktisaden Osmanlılara bağımlı olan Gîlân ve Şirvan hükümdarları Osmanlı Pâdişâhını metbû tanıdılar. Buna karşı Talımasb. Saldırı­ yı yenilemek cesaretini gösteremediler. Bu arada özellikle pareikosların. Bağdad’ı alamadılar. Basra-BağdadHaleb ticaret yolunda emniyeti tesis için müsait yerlerde kaleler yapmağa. Başlıca ser­ vet kaynağı ipeğini. Bağdad hisarında kuvvetli bir yeniçeri garnizonu (2000 kişi) yerleştirildi. Osmanlı ordusu çekilir çekilmez İranlılar karşı taar­ ruza geçtiler. Hindistan-Orta Doğu ticaret ara­ sında bu yola da hakim oluyorlardı. O rta Anadolu’dan sürgün usulile büyük ölçüde (bir hesaba göre 20 binden fazla) Türk göçmenini âlet ve hayvanlarıyla göçürüp boş top­ raklara yerleştirdiler. Akdeniz’in Hıristiyan devletleri bü­ yük bir Haçlı seferinde Türk donanmasını yoketmişlerdir. İki ta­ raf 59 bin ölü ve yaralı verdi).

Bayezid III. Moskof Büyük Knezliğine 1530 tarihlerine kadar kuzeyde bir tehlike olarak bakmı­ yordu. 1554’te Barak Navruz H an’a Safevilere karşı kullan­ ması için 300 yeniçeri ile bir topçu takımı gönderdi. Süveyş donanmasını göndermeğe karar verdi.sunda Portekizlere karşı Şeydi Ali Reis kumandasındaki sefer de başarısızlıkla neticelendi. Bu mücadele esnasında Osmanlılar Şi’î İran’a karşı Sünnî Orta Asya Hanlıklarıyla ittifaklar yaptılar. Osmanlı ordusu çekilince İranlılar karşı saldırıya geçmişler. 1475’te Fâtih’in Mengli Giray’ı Kı­ rım tahtına oturtmasıyla Osmanlı tâbiliği altına girdi. II. Selim H’ye elçiler göndererek Şah’ın ve Astrahan’ı işgal eden Moskofların Hacılara ve tüccarlara yol vermediklerinden şikâyet etmekte. 1567 de Hindistan’da Kalikut ve Seylan Racaları da Osmanlı Padişahından yardım istediler. Fakat Yemen isyanı üzerine ancak iki gemi ile ateşli si­ lahlar yapan ustalar ve malzeme göndermekle yetindiler. yy. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyor­ du. OSMANLILAR. OsmanlI­ lara karşı bu gelişmelerden kaygılı idi. yy. 1538 de Süleyman Boğdan seferi sonunda Güney Bucak’ı (Güney Besarabya) Boğdan1 'dan ayırıp Akkerman Sanca­ ğ ı’nı kurdu. Karadeniz ve Kafkasya’da Rus tehlikesi 16. Kali­ kut kumaşları getirdiklerini yazar. Astrahan’ın alınarak O SM A N LI H * hiç olmazsa bu taraftan hac yolunun açılmasını rica et­ mekte idiler. Son araştırmalar göstermiştir ki. İvan’a Osmanlı ülkelerinde ticaret serbestliği vermiştir (1496). ecza. Onların saldırıla­ rına karşı Osmanlılar zayıf olan Kırım Hanlığı ve Mos­ kova Büyük Knezliği blokunu desteklemekte idi. Eldred. 1554’te yalnız Venedikliler. Osmanlılar ilk defa Moskofları bir tehlike olarak gördüler. İranlılara karşı mühim işler gör­ dü. Philip II. Gerek Or­ ta Avrupa’daki koşullar. İvan IV. Çerkeş ve Nogay’lar arasında müttefik­ ler buldu ve 1559 da Rus Kazakları ilk defa Azak’a ve Kırım sahillerine saldırıda bulundular. Orta-Doğu’nun bü­ yük ticaret yolları dışında kalması ancak Hind okyanu­ suna ve Akdeniz’e bretoni denen çok sayıda topla dona­ tılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollanda­ lIların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Sahib Giray’ı Moskova’ya karşı gereğince desteklemediler. yy. Osmanlı İmparatorluğu. böylece Karadenizi bir Osmanlı gölü haline sokma işini tamamlamış bulunuyordu. Aynı tarihler­ de Orta Asya’dan Moskof girişimlerine karşı şikayetler gelmeye başladı. İskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. Buhara ve bilhas­ sa Harezm. SİYASET . 16. Osmanlıların bu girişimleri tamamile sonuçsuz kal­ mış değildir. 15. Osmanlı hükü­ meti Karadeniz’de egemenliği için duyarlıdır. her ay Basra’ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan’dan baharat. Tebriz’i almışlardır. Orta Asya Hanlıkları. Fakat yerel zenciler Osmanlılara karşı korkunç bir isyan çıkarmakta gecikmediler (1589). 1565 yılında İstanbul’a Sumatra Açe Sultanı Alâeddin’in elçileri gelerek Portekiz’e karşı yardım istediler. gerekse Kırım Hanlığının fazlasıile kuvvetlenmesini tehlikeli gören Osmanlılar. KIRIM HANLARI VE RUSYA Kırım Hanlığı. Kafkasya’da Terek ırma­ ğına kadar sarktı. Pâdişâh. Çar (İmparator) ünvanmı aldıktan (1547) sonra Kazan’ı (1552) ve Astrahan’ı (1554-1556) Kırım Hanları­ nın çabalarına rağmen zaptetti. Rû­ mî adı verilen bu birlik. Böylece gelecekte Kırım. Osmanlı Pâdişah’ı Halîfe-i Ruy-i Zemin (Dünya Halîfesi) görevini yerine getirmeli idi. 1585’te bir Türk donanması Afrika Altın Sahilini Portekizlerden temizli­ yor ve Mombassa prensini Osmanlı hakimiyeti altına alı­ yordu. Alçak küpeşteli kadırga donanmalarla sa­ vaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz’de silindi. Samarkand. 1548’te Süleyman ikinci defa İran seferine çıktı ve ipek kervanlarının hareket nok­ tası Tebrizi tekrar işgal etti. Padi­ şah. Enerjik Kırım Ham Sahib Giray 1523 de Kazan Hanlığını Osmanlı yardımı ile Moskoflara kar­ şı elinde tutmak istedi ve 1532’de Kırım Hanı atandı. ortalarında tam anlam­ da ortaya çıkmış bulunuyordu ve Osmanlılar o zaman tehlikeyi fark edebildiler. Ancak Altunordu’nun mirası Astrahan ve Kazan için Moskova ile Kırım arasındaki mücadele sı­ rasındadır ki. sonlarına kadar Kırım’ı ve Karadeniz sa­ hillerini tehdit eden kuvvetler. Litvanya-Lehistan ile müttefiki Altunordu Saray hanları idi. bi­ rinci yarısında halâ Akdeniz’den Anvers’e biber gelmek­ te idi. Şark’ta harp savaş aralıklar­ la devam etti. 1583’de İngiliz J. Öte yandan Boğ­ dan voyvodası Petru Rareş de Osmanlılara karşı Mosko­ va’nın himayesini istediği gibi (1543) Papa da Çarı Haç­ lı projelerinde hesaba katmağa başlamıştı.

Orta Asya Hanlıklar ile doğrudan doğruya ilişki kurmak. şiddetli bir direnç gösterdiler. İran’da sünnilere hakaret ve baskı yapılmaması hakkında ayrı bir maddede konmuş­ tu. Bu proje ile büyük devlet adamı Sokollu Mehmed. 1578 den 1639 Kasr-i Şirin barış andlaşmasına kadar aralıklı süren savaşlar Osmanlı tarihinde büyük buhranlara yol açmıştır ve başlıca üç aşama gösterir. Padişah. Novosiltsev daha 1568 kışında Şah’ın sarayında idi. Fakat Divan’da rakipleri tasarı aleyhinde idiler. Kur nehri kuzeyinde Gürcistan. Şeybânîlerden Abdullah Han. Demirkapı ve kuzey setpleri yoliyle Kırım Hanlığından yardım alan Özdemir oğlu Osman Paşa tarafından püs­ kürtüldü (1582-1583). Taht-Algan unvanını aldı. Perevolok’a sevk ettiler ve ağustos başlarında kanalı kazmağa başladılar. Bunu izliyen yirmi sene içinde Osmanlılar. Kıbrıs seferi arifesinde Osmanlılar. Astrahan’ı almak suretiyle Rusları aşağı Volga havzasından uzaklaştırmak. Çar. Kırım ’a geri çekil­ meye karar verildi. İRAN İLE UZUN SAVAŞ DÖNEM İ 1578-1639 Tahmasb’ın ölümünden sonra İran’da baş gösteren kargaşalıklardan Osmanlılar yararlanmak istediler. Don-Volga arasında bir kanal açmak. O sırada Osmanlılar İran’a karşı çetin bir harbe girmiş bulunuyorlardı. Donanma kızaklarla Volga’ya indirildi. Kars’ta kuvvetli bir kale yaparak yeni bir üs kuran Osmanlılar. 1572’de Devlet Giray’ın Moskova üzerine yürümesi teş­ vik olundu. H atta Avrupa krallarına karşı itti­ fak teklif etti. Harezm-Astrahan-Kırım ticaret yolunu kontrol altına almak ve ticareti canlandırmak projeden beklenen siyasi-ekonomik amaçlardı. Bu ba­ şarısızlık kuzeyde yeni harekâta girişme şevkini kırdı. Ama bu sefer ancak 1569’da gerçekleşti. Astrahan yolunun açılması. steplerde büyük zâyiat verildi. Gerçekte Çar ile İran arasında bir yaklaşma gecikmedi. Rusya’nın ye­ ni ilerlemeleri karşısında İran ve Moskova’ya karşı Padişah’a yeniden ittifak teklif etti ve Astrahan’ın alınmasını yeniden istedi (Ağustos 1587). Bu andlaşma ile Osmanlılar. Şir­ van ve Dağıstan’ı ele geçirdiler. Kafkasya’yı itaat altına al­ mak.Süleyman. Yeni tahta çıkan Abbas I (1587) bu durumda Osmanlıların koşullarını Jcabul ederek barış yapmak zorunda kaldı. Kırım Hanlığı ve Çerkeş beyleri üzerin­ de hakimiyet haklarını belirtti. Osmanlı ordularının Kırım-Kafkasya yolunu kullanma­ sına engel olmak istediler ve rakip hanları himaye ederek bizzat K ırım ’ı tehdit ettiler. İranlılara karşı Osmanlı Padişahının himayesini istemekte idiler. İran harpleri sırasında Moskoflar. Kazakları. şehri ateşe verdi. Çar Kaf­ kasya kuzeyinde yeni kaleler yaptırıyor. Don nehri üzerinden bir donanma göndermek. 1562 de Habsburglarla ateş-kes yapar yapmaz kuzey sorununu ciddi biçimde ele aldı ve Astralıan’a bir sefer tasarlandı (1563). 1583 denberi). fakat Kazan ve Astrahan’ın boşaltılmasından söz edilmedi. Buhara Hanı. Karadeniz’den su yolu ile Hazar denizine donanma soka­ rak İran’ı arkadan çevirmek. İran ve Moskof sorunlarını bir çırpıda çözümlemeyi tasarlıyordu. 1569’da Osmanlılar büyük hazırlıklardan sonra Don ırmağı üzerinde bir donanma ile ordularım VolgaDon arasında en yakın noktaya. Akde­ niz’de Haçlı donanması ile uğraştığından Moskoflara karşı mücadeleyi tamamıyla Kırım Hanlarına bıraktılar. Kabartay’da yapılan kalelerin yıkılması ve Kırım ’la barışın korunmasını şart koştu. Moskof elçisi I. İran’ın karşı saldırıları. Aşamada 1578’den 1590 İstanbul andlaşmasına kadar Osmanlılar. andlaşmaya. 1583 de yeni bir hamle ile Aras-Kur arasındaki araziyi işgal ettiler (Revan. Nogayları ve Çerkesleri nufuzu altına sokmağa çalışıyor ve doğuya doğru ateşli silahlarla takviyeli çeteler Çar’ın ha­ kimiyetini Sibirya içerilerine götürüyorlardı (Sibir Han­ lığının istilâsı 1581). I. Sular ortasında güçlü Astrahan kalesi kuşatıldı. Horasan’ı istilâ ve H erat’ı zaptetti (Mart 1588). Akdeniz’de ve İran’da uğraşırken. Han Moskova önüne kadar geldi. bu istekleri kabul eder göründü. bütün fetihlerini ellerinde sakladılar. Lehistan’da Çar’a karşı O SM A N L I I Henri de Valois’nın Kral seçilmesi Osmanlı askeri kuv­ vetleriyle desteklendi. Sokollu bu seferi devam ettirmek azminde idi. Dik­ kate değer ki. Rus Çarına karşı Padişah. Ruslar. Tasarı­ nın imkânsızlığı görüldü. P. İşgal edilen bölgelerde Osmanlı hakimiyeti yerleşe­ medi. Bu iddialı proje devletin kendi kud­ reti hakkında güvenini göstermesi bakımından dikkate değer. Türkçe konuşan fakat Şi’î olan halk ve Anado­ lu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler Safevilere bağlı idiSİYASET . aynı tarihlerde Şirvan ve Gürcistan beyleri. Abbas’ın kardeşi Haydar Mirza İstanbul’a rehine gönderildi.

Buna göre. bu yerler için yılda ikiyüz yük ipek göndermek şartile barış teklif etti (1610). Fakat sonunda Macaristan sorunu Osmanlı siyase­ tini belirledi ve Habsburglara karşı sefere karar verildi. (Abbas. 1591 denberi Osmanlı Sarayı­ na yıllık 30 bin altın vergiyi göndermiyordu. Bunlar ilk fırsatta Şah tarafına dönmeğe hazır idiler. Şimdi Diyarbekir’i üs yapan Osmanlıların Bağdad’ı geri almak için yaptıkları girişimler (Kasım 1625 ve 1630) sonuç vermedi. Tımar alma umuduyla Kapı-kulu askeri Batıya bir sefer için sabır­ sızlanıyordu. Şehrizor. Bu devirde Osmanlı devleti içerde anarşi içinde bocalamakta idi. aldığı emirle Bosna valisi Haşan Paşa Hırva­ tistan’da büyük çapta akınlara başladı. Er­ tesi sene iki memleket arasında sınırları kesin şekilde tes­ pit eden bir anlaşma yapıldı (1939 Kasr-ı Şirin muahe­ desi). Fran­ sa’nın İspanyol kontrolundan kurtulması için Osmanlılar ülkede Marsilya ticaretini menetme tehdidile Fransa tahtı için Henri de Navarre’ı (1589-1610) desteklediler. Şah. Haber. 1632-1635 de Murad IV. Bunların sonun­ cusunda büyük zâyiâtla hayatını kaybetti. Azerbaycan ve Gürcistan’daki fütuhatını ge­ ri almış olan Abbas. Aşamada Şah. Böylece İstanbul tekrar Avrupa beynelmilel siyasetinin merkezi haline geldi. Van. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri. İngiltere ve Fransa. İran’da para buhranı kendini gösterdi. timar usûlü ve alışılmamış vergiler hoşnutsuzluk doğuruyordu. Osmanlı devleti. Avustur­ ya’ya karşı. Akdeniz’de İspanyaya karşı bir deniz seferleri mi. O zaman Osmanlılar eski geleneğe uyarak gözlerini Batıya çevirdiler. İpek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine bü­ yük zarar verdi. İran’­ da ipek ticaretini kendi tekeli altına almıştı). Halk kaçtığından yerli kaynaklar yeterli değildi. kendilerine Şah-Seven adı takmışlardı (yalnız Şirvan Sünni idi) Osmanlılara açıkça düşmanlık göstermekte ve Şah’ın idaresi altındaki yerlere kaçmakta idiler. Bu sıralarda Girid’in fethi lüzumun­ dan bahsedilmeye başlandı. OsmanlI­ ların Şirvan. Bunun üzerine Papa’nın Avrupa’ya gönderdiği iki nuncio nun faaliyetler sonucu m Avusturya bu tarafta Osmanlılara karşı bir Haçlı ittifakı SİYASET . fakat Azerbaycan üzerin­ deki bütün iddialarından vaz geçiyorlardı. Venedik ise bitaraflığa sadık kalıyordu. Öbür yan­ dan İmparator Rudolf II. Tımar alan askerlerin eline bir şey geçmiyordu. HABSBURG'LARA KARŞI UZUN SAVAŞ. Osman’ın katli (1622).ler. Vezirazam Sinan Paşa Avusturya’ya harp ilan etti (29 Temmuz 1393) ve Ağustos sonlarında ordu ile Macaristan’a hareket etti. İspanyayı meşgul edi­ yorlar. Musul şehirle­ rini ve bütün Irak’ı OsmanlIlardan aldı (1623). Bu tarihte İngiltere. Batı Avrupa’da durum Osmanlılar için çok elverişli görünüyordu. Osmaniılann getirdiği idare tarzı arazi ve nüfus tahririne daya­ nan vergi sistemi. Bursa’da iflâslar baş gösterdi. bilhassa Kürt ve Türkmen göçebelerinin çoğun­ lukla bulundukları Irak-ı Azem’de merkeziyetçi Osmanlı idaresi yerine daha ziyade gevşek feodal bir karakteri gösteren Şah’ın idaresi tercih edilmekte idi. yeniçerilere karşı sekban askerini yanına toplıyan Abaza Mehmed Paşa isyanla Erzurum’u üs yaptı. Kars vilâyetlerini muhafaza ediyor. Osmanlılar neticesiz seferlerden sonra nihayet 1555 Amasya andlaşması esas olmak üzere ve yüz yük ipek gönderilmek şartiyla barışı kabule mecbur oldular (1618). Erzurum gibi Osmanlı üslerinden çok uzak olması. II. Fakat 1571 de olduğu gibi bir Venedik-İspanya ittifakından korkuluyordu. kapı-kulunun devlete tam manasıyla tahakküm etmesi üzerine. ve bir Osmanlı-Avusturya harbini de önlemeğe çalışıyordu. Kerkük. Bağdad’ı. 1593-1606 1590 da İran seferi uzun ve yıpratıcı bir harp so­ nunda Kafkasya ve Azerbaycan’ın ilhakile neticelenmiş­ ti. II. En büyük güç­ lüklerden biri. Aşamada Abbas karşı saldırıya geçti. Anadolu’ya perişan dönen dirliksiz as­ ker Celâli eşkiyası olarak karışıklıklara neden oldu. bu yerlerin Bağdad. Osmanlılar Bağdad. Osmanh devleti de karşı önlem olarak İran’ın şiddetle muhtaç ol­ duğu kıymetli madenlerin ve bakırın İran’a ihracını ya­ sakladı. askeri ve mali yardım yetiştirilememesi idi. Osmanlı fe­ tihlerini geri aldı. Bu isyan dev­ leti temellerinden sarsmakta idi. İspanyaya karşı Osmanlıların bir donanma göndermesi için İstanbul’da diplomatik çaba harcıyor ve bu maksatla bir İspanyol-Osmanlı ateş-kesi için yapılan temasları baltalamaya. şiddetli icraatla devlet içinde Padişah’ın mutlak oto­ ritesini tekrar tanıttı ve ordunun başına geçerek İran üzeOSM A N U rine yürüdü ve Bağdad’ı geri aldı (24 Aralık 1638). İstan­ bul’da büyük heyecan ve kızgınlık doğurdu. III. yoksa Orta Avrupa’da Avusturya Habsburglarına karşı bir savaş açmak mı hususunda kararsızdı. Diyarbakır.

105 hânesi Yaya ve Müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muaf) Türk çiftçileri idî. Haçova meydan muharebesinden kaçan ve dirlikleri ellerinden alman Anadolu sipahileri. İs­ tanbul’da açlık ve para darlığı ve harpten bezginlik var­ dı.425 hâne (hane halkı aile). İslâmlaşma başlangıçta şehir­ lerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıl­ dı. Kanija.707 hanesi Hıristiyan. Rumeli’de (Tuna ve Sava ırmakları güneyin­ deki bölge) 1. İstolni-Belgrad kalelerinin el de­ ğiştirmesi ve kuşatılmalarla geçti. kargaşa ve zaaf içindedir. Avrupa’nın yeni harp teknolojisi. Karadeniz’den Hırvatistan’a kadar geniş bir cephede Os­ manlIları tam on dört yıl uğraştırdı.435 hanesi Yörük. Boğdan ve Lehistan’a bağlı Dnyeper Kazakları bu ittifa­ ka dahil oldular. Habsburg askeri karşısın­ da zaaflarım göstermişti. 1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre.meydana getirmeyi başardı. L. Bu Habsburglar karşısında açıkça bir gerile­ me ifade ediyordu. Anadolu’dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Sonraki yıllarda AvusturyalIlar Raab’ı ge­ ri aldılar. Eflak. Osmanlıları büsbütün güz duruma soktu. Üsküp (Skopje). Osmanlı hükümeti Anadolu’da Sekban askeri yazmak zorunda kalmıştı. Esztergom. Bocskai idaresinde Erdel ayaklanması sonucu Os­ manlIların bu tarafta durumu düzeldi. yeni tahta çıkan Mehmed III. İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300’ü geçmediği anlaşılmaktadır. Uzun H arb’in belli başlı aşamaları şöyle özetlenebilir: 1394 de Sinan Viyana yolunda önemli Raab’ı (Yanık-Kale) aldı. hafif tüfekle at üstünde savaşan Avusturya askeri karşı­ sında kılıç kalkanla savaşan tımarlı sipahilerin yetersizli­ ği ortaya çıkmış.958 hanesi. Serez. 1520-1535 tahrîr defterleri­ ne göre. Ö.032. Maximilian idaresindeki Alman ve Erdel m üt­ tefik ordusuna (40 bin kişi) karşı büyük bir zafer kazan­ dı (23-25 Ekim 1596). Boszkai’ya Macar Kralı ünvanı ile tac giydirdiler ve himaye­ leri altına aldılar. Yüzyılda yoğun olmuştur. Rumeli’de Müslüman nüfusun 37. İmparatorlu­ ğun çökme alâmetleri bu harp sırasında herkesin gözün­ de açık bir hal almıştı. Yıllar iki taraf arasın­ da Esztergom. yani yüzde 18’i Müslümandır. Anadolu’da büyük kargaşalık­ lara yol açtılar. Rumeli’de Türkçe konuşmayan Müslüman toplulukları dışında. İstan­ bul’da asker. O zaman Venedik elçisi şunları yazmakta idi: “Türkler bezgin.111. Barkan’ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında. Sinan Paşa ertesi sene Eflak’ı işgal ederek bir Beylerbeyi idaresi altına koydu. 1520-1555 yıllarına ait tahrîr defterlerine gö­ re. küçük Asya’da (Anadolu. AvusturyalIlar önem­ li Esztergom (Estergon) kalesini ele geçirdiler. gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi.799 hanedir. uc bölgele­ rinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yo­ ğun Türk toplulukları göze çarpar. Yüzyılda çoğunluktadır. o bölgeye Anadolu’dan sürgün yolu ile nüfus. ilk futuhat döneminde. Bunun yanında. Rumeli’deki nüfusun 832. Osmanlılar. NÜFUS Aşağıda. Budin’i gelip kuşattılar. Barkan’ın araştırmalarının ortaya çıkardığı sonuçları ak­ taracağız. Erdel (Transilvanya). her yerde. Bu zafer. nüfus ve devlet gelirleri hakkında. geri alındı (1605). Osmanlı sarayının ar­ tık Kanuni Süleyman devrindeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermekte idi. özellikle sürülmesi kolay göçebe halkı sürüp yerleştirirlerdi. Diyarbakır ve Rum vilâyetleri) 1. O SM A N LI g g Savaş. barışı sağlıyamadı. fakat aynı zamanda eski Macaristan Krallıığıııdan Habsburglar elinde kalan yerler üzerinde iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vaz ge­ çiyorlardı. Osmanlılar. Her iki taraf değişen koşullar karşısında sulha yanaştılar. Balkanlar’daki Müslü­ manların büyük çoğunluğunun. yani göçebe Türkmen ve 12. fetihleri­ ni güvenlik altına almak için. Eğri ve Kanija beylerbeyilikleri teşkil olunmuş­ tur). Eski Osmanlı uc şehirlerinde. Başka deyimle. Yenişehir (Larissa). Macaristan’da açılan bu ikinci savaş. 194. Eğri (Erlau)’ın fethi ardından Haçova (Mezökeresztes) de yapılan büyük meydan savaşında Osmanlılar. Osmanlılar. 1489’da Bosna’da 25 bin Hıristiyan aileye karşı 4500 Müslüman hâne vardı. 1603 de Şah Abbas’ın saldırıya geçmesi. hatta Bosna’da dahi. fakat sonbahar­ da İmparator kuvvetleri müttefiklerle birlikte sarşı saldı­ rıya geçtiler. Zulkadriye. ZsitvaTorok’da yapılan barış andlaşması ile Osmanlılar Maca­ ristan’da durumlarını koruyorlardı (hatta iki yeni beylerbeyilik. 14. Osmanlı Padişahının rakibini Kayser unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar tanıması ve andlaşmayı yirmi yıl için imzalaması. Osmanlı devletine. 1595’ten beri bir­ kaç kez barış girişiminde bulunmuşlardı. Türk göçleri. Sultan korkak ve iradesiz olup barış yapmayı arzulamaktadır”. Saray-Bosna’da MüsSİYASET . nüfus. Karaman.’i bizzat sefere gitmeğe zorladı. Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16.

00 (R u m eli’de 17. Bu iddiayı. bütün Akdeniz ülkele­ rinde olduğu gibi. 17. bütün Türk şehirleri gibi. pirinç ve pa­ muk gibi bir takım önemli tarım bitkileri ve yönetmele­ ri sokmuştur. Dobruca kırı kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul’u buğday anbarı haline gelmiş. Niğbolu 1343. Bu miktara bütün g g Sİ YASET .803 (8953’ü Müslüman) hâne ile Balkanlar’ın ve Anadolu’nun en büyük şehri durumuna geldi {hâne yi 4 nüfus kabul edersek bu 60 bin kişi olur. Rumeli’de en bü­ yük şehirlerden Selânik 4803. Eflak ve Martolos) Şunu da söylemek gerekir ki.0 4 9 kişi) K ap ı-k u lu askerî (Yeniçeri ve süvariler. Atina gi­ bi önemli şehirler bir yana bırakılırsa. hiç düşman ayağı görme­ diği ve önemli iç kargaşalıklara alan olmadığı göz önüne alınırsa. Tahrîr defter­ lerinde. vergiden muaf olanlar eklenirse 70 bin). Yüzyıl sonlarına doğ­ ru İstanbul. Özetle eski Roma O SM ANLI DEVLET GELİRLERİ VE EKONOMİ 1527-28 malî yılında 538 milyon akçayı (yaklaşık 9 milyon Venedik altını) bulan devlet gelirleri başlıca şu yerlere harcanıyordu: M ilyon Akça Padişah’ın özel harcamaları Tim arlar 3. Rumeli’nin (Tuna ve Sava güneyindeki bölgelerle Kırım Yarımadası güneyi) bütün geliri 198 milyon akça (yaklaşık üç buçuk milyon altın)dır. devlet görevlilerinin maaşlarına ve çeşitli bağışlara harcanmaktadır.692 Voynuk. 1500-1560 yılları arasında. Bursa ve Edirne. uzun bir dönem için. özellikle Orta-Anadolu’da geçim sıkıntısı­ nın artması sonucunu da vermiştir. bundan kalanı bina. 3 milyon kuzu ve 200 bin öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği hesaplanmıştır. ücretli askerlik. 16. do­ nanma giderlerine. orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Osmanlı döneminde Rumeli’ye Türk kültürü damgasını vurmuştur. sanatkârlar ise Balkan şehirlerinde Do­ ğuya özgü bir takım yeni sanatlar ve becerileri getirmiş­ ler ve yaymışlardır. İstanbul da zen­ ginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş. 1490-1528 yılları arasında Balkanlar’da cizye vergi toplamı üçte bir artış göstermektedir ki.468 kişi) 6 6 . Balkanlar’ın. Hıristiyan grup­ ları vardır (örneğin adı geçen tarihlerde 82. Mustafa Akdağ’a gö­ re.00 (hepsi 23.288 kişi.lümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dük­ kân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccardan oluşuyordu.5 166. fazla nü­ fusun şehirlere yığılması. yedek ak­ ça olarak iç-haz'ınede saklanırdı.017 kişi) Görülüyor ki. devlet gelirlerinin yarısı asker maaş­ larına (timar ve ulufe olarak) gitmektedir. Osmanlı İmparatorluğunda da en azından yüzde kırk bir nüfus artışı görülmektedir. 1527-28 malî yılında gelirden 70 milyon akça artmıştır. İç-hazine bir ihtiyat hâ­ zinesi işlevini görür. Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hıristiyan çiftçilerin gibi vergi veren reaya sınıfı içinde sayılmışlar­ dır. eşkiyâlık ve Celâlî hareketlerinin ana nedeni olmuştur. topçular ve öteki K ap ı-k u lu ve Saray hizm etlileri) Kale m ustahfızları ve donanm a askeri 4 0 . büyük bir pazar olarak bir İmparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır. bu nüfus artışı normal sayılmalıdır. Bu yiyecek ve içe­ ceklerin önemli bir kesimini Rumeli sağlardı. Rumeli’nin birçok bölgesine. Kalan paranın önemli bir kısmı da. yine asker ve saray giderlerine ayrıl­ makta. mezra’a ve otlakların tarım toprağı haline gelmesi­ ni sağlarken. Sofya. Buna karşılık. nüfusla tahıl üretimi arasındaki dengesizlik. man çiftçiler.0 0 (hepsi 27 . İstan­ bul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun. şehirler az nüfus­ ludur (genellikle 2000 hâne altında). Atina 2297. yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük şehri oldu. O zamanlar. kırsal kesimden ve İmparatorluğun her yanın­ dan erzak ve para akmaya başlamıştır. Eski­ den Balkan tarihçileri. kale inşası ve onarımına. Bizans’ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul. Müslüman Türkler Balkanlar’da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. İstanbul. Öbür yandan. tarım topraklarının genişle­ mesi. ihtiyaç halinde dış hâzineye kredi verilirdi. Selânik. Artan para. Osmanlı idaresi altında askerî sıfatını taşıyıp bir takım ayrıcalıkları bulunan. Nüfiıs artışı. Fâtih’in büyük ça­ baları sonucunda 1478’de yapılan bir sayıma göre 14. Yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80 bin hâne yi aşkındır. Müslü­ gibi İstanbul. K ü çü k Asya vilâyetlerinde 16. Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiç bir tarihçi artık onaylamıyor. bu da daha çok nüfus artışı ile açıklanabilir. Serez 1093 hâne idi.

baharat ticaretini yeniden Kızıl-Deniz ve Basra Körfezi yollarına çekmeyi başarmışlardır. Körfez’de Bandar-Abbas limanını yapmış. Osmanlılar için Batı’dan özellikle gümüş ithâli bü­ yük önem taşırdı. 1584 yılına kadar altının 55-60 akça olarak değişmeyen durumu. Abbas’ın ölümünden sonra ipek ker­ vanları yeniden Halep. bu bölgenin gelirlerinde bu yirmi yıl içinde esaslı bir değişiklik olmadığını ortaya koymakta­ dır. gümüş ve bakırın İran’a gitmesini yasaklayarak karşı önlem alıyor­ lar. İran ipek ticareti. imâret. ekonomik bir bo­ yut kazanıyordu. deri. Dışarıdan mal getirtilmesine bir sınırlama konmadığı halde iç pa­ zarda kıtlık doğurması veya düşmanın işine yarar düşün­ cesi ile bir takım malların (pamuk. kalay. başlangıçta öteki dünya pazarlarından daha önemli bir rol oynamış görünmektedir. Şah Abbas I. Vakıf giderlerinin büyük kısmı. çelik. Bu sistem. han. medrese. bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek düşüncesi ile verilmiştir. Şu bir gerçektir ki. hastahane inşası ve bakımı giderleri­ ne harcanırdı. yani yeni bulunan vergi kaynakları. yüzde 42. Fakat gümüş. 1622’de İngiliz’lerle işbirliği yapıp Hürm üz’ ü Por­ tekizlilerden almış ve nihayet Bağdad’ı ele geçirmiştir. Osmanlılar da İran’ın çok ihtiyacı olan altın. ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi. Rum eli’de Osmanlı şehirleri­ nin kuruluşunda da başlıca rolü oynamıştır. İfan ipeğinin H int Okyanusu veya Moskova üzerinden Batıya gitme­ sini sağlamak için büyük çaba göstermiş. Ekonomik bakımdan bu dönemde en önemli geliş­ me. Gücerat ve Sumatra’da Atjeh sultanlığı ile ittifak yapmış ve baha­ rat girişlerini üst düzeyde tutabilmiştir. bugün modern devletin yüklen­ diği bu gibi kamu hizmetleri vakıf yolu ile yerine geti­ rilmiş olurdu. Bu nedenle altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmazdı. zâviye. Osmanlılar. mescid. Rumeli’den gelen gelirlerin yüzde 46’ sı merkezî hazine mukataalarından (yani başlıca hâs olarak ayrılmış bölgelerdeki çiftliklerden toplanan çeşit­ li vergilerle şehirlerde alınan ticaret resimlerinden. Bununla beraber. bütün İmparatorluk gelirlerinin yaklaşık yüzde 37’ sine eşittir. 1528-1548 malî yılı hesapları. Fransa ve İngiltere’de merkantilizm ve kapitaliz­ min gelişmesinde. Fransa (1569). Uygun koşullarla Osmanlı Levant pazarlarının açıl­ ması. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecek­ tir. H int Okyanusunda Portekizlilere karşı bilinçli bir uğra­ şıya girişmişler. hamam. Öyle görünüyor ki. 1540’tan sonra Orta-Doğu’ya gelen baharat miktarı 30 bin kantara yükselmiştir ki. tahrîr defterlerinde gördüğümüz ifrazat . 1560-1570 döne­ minde Portekizlilere karşı H int Okyanusunda. çeş­ me.3’ü gayri-Müslimlere yüklenen cizye vergisinden gelmekte idi. Böylece. 1536-1569’da Fransa. balmumu) ihracı zaman zaman yasak edilmiş­ tir. 1680’de İngiltere ve 1612’de Hol­ landa’ya kapitülasyon bağışlanması. Avrupa’ya elçiler gönder­ miş. Portekiz elile Avrupa’ya sevkedilen baharat da bu miktarda idi. altına göre daha yüksek paritesi olan Hindistan ve İran’a kaç­ makta idi. Bursa ve İzmir’e gelmeye başla­ kalmış gelirin ortaya çıkması ile açıklanamaz. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları. barut ve kristal. güm­ rük ve madenler gelirinden). Batı merkantilist devletlerine. 1500 tarihlerinde Bursa’da bin kadar ipekli tezgahı çalışır durumda idi. Osmanlı devletinin başlangıçtan beri başlıca servet kaynaklarından biri olma özelliğini sürdürdü. genellikle ekonomik hayatta da istikrârın ve dengenin simgesi kabul edilebilir. yalnız gizli bat. Rumeli gelirinin yüzde 48’i.hâs ve timarlarla vakf ve mülklerin gelirleri dâhildir. Kapitülasyonlar. Gümüş para darlığı. Türkiye’den. köprü. kurşun. Bu dönemde kuzeye Osmanlı baharat ihracatı. Padişah hâs­ ları olarak doğrudan doğruya merkezdeki devlet hâzine­ sine girmekte idi. İngil­ tere (1580) ve Hollanda (16l2)’ya kapitülasyonlarla İmparatorluğun her tarafında serbest ticaret izninin ba­ ğışlanmasıdır. Yeni top­ rakların tarıma açıldığını kayıtlardan anlamaktayız. böylece iki ülke arasındaki uğraşı. ekonomi ve devlet giri­ şimlerini kısıtlıyan önemli bir faktör olmuştur. Avrupa devletlerine kapitülas­ yon verilmesinde siyasi amaçlar önemli rol oynamıştır. hubuO S M A N ll m mış ve Osmanlı ekonomi si için önemli bir kaynak o1SİYASET . ca­ mi. Osmanlı devleti. saat gibi lüks eşya) sağlanması ve hâzineye ait gümrük gelirinin artma­ sı göz önünde tutularak kaygısızca verilmiştir. Rumeli’de gelirin yaklaşık yüzde altısı mülklere ve vakıflara ayrılmıştır. ge­ reksinim duyulan bazı önemli maddelerin (başlıca ince yünlü kumaş. Lizbon ve Amsterdam’da kay­ gı uyandırıyordu. Bu miktar. mektep. Yüzde 46’ sı tımarlara ayrılmıştı. Mer­ kezdeki hâzineye. demir.

çarşıda en usta kişiler arasından seçiliyor ve­ ya saray için tutuluyordu. bu gö­ rüş bir bakıma kabul edilebilir. Osmanlı kültürünün en önemli ve orijinal bir koliı da hukuk alanındadır. bugünkü geri kalmışlığı.ser-mimârân-i hâssa) bağlı bir mîmar olup kamu yapıları onun gözetimi altında yapılırdı.makta devam etmiştir. eserleri ötekiler için örnek olurdu. gelişiyordu. Av­ rupalI uzmanlar için bir Efrenciyan odası bile kurulmuş­ tu Tursun Bey (15. Pâdişâh iradeleri şeklinde çıkan örfî kantin yasakname ve tüzükler. örneğin Rusya’da dahi Rönesansı izleyemediği. Nihayet. dışar­ dan âlim ve sanatçı getirtilmesine önem veriliyordu. bütün politik-sosyal düze­ nin kaynağı ve dayanağı sayılıyordu. Her önemli şehirde. Onun için bu döneme klasik dönem diyoruz. Kendine özgü bir Osmanlı kültürü. kendi klâsik şekilleri içinde kalıplaştı. Yine bu dönemde. iz­ lemek istemediği ortada olan bir gerçektir. saraydaki baş-mîmara (. Padişah için en nefis eserleri yaratırlar. hatta dinî yargı göreviyle askerî görevlerin aynı kişiler elinde toplanmış olması da dikkate değer. Mutlak bir otori­ tenin sahibi sayılan Padişah. hâssa sıfat ile Padişaha mensûp hırfetler olarak sarayda örgütlenmişti. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi sonlarında Osmanlı kültürünün klâsikleştiği. yüzyıl sonu) kendi zamanında sanat­ ta başlıca üç üslûptan. Kanunî döneminde ideal şekillerine erişmiş kabul ediliyordu. Osmanlı rejimi altında yaşamış olmakla açıklamaya yelten­ meleri. Fransa ve İngiltere’de ipekli tüke­ timinin ve ipek sanayinin genişlemesi. Özellikle. Osmanlıların Balkanlar’da sosyal ve kültürel etkileri derindir. giyimini ve ya­ şayışını Müslüman Osmanlıya benzetebilmekti. Daha önceki İslâm dev­ letlerinden farklı olarak. kuyumcular. hilat ve kaftan yapanlar. sarayın ve saraydan çıkma kulların pat­ ronajı altında gerçekleşiyor. Daha 15. timar ve kul sistemine dayanan sosyal-politik yapısı nitelik ba­ kımından en yüksek gelişme derecesine ulaşmıştı. Osmanlı kültü­ rünün geliştirildiği merkez. Eli emirlü. Balkan­ lı. askerî uc ve gazâ örgütünün devlet içindeki rolü ve sürek­ li yeni topraklar fethini bir gereklilik haline getiren ti­ mar sistemi göz önünde tutulmalıdır. dış etkilere kapanmaya başladı­ ğı bir dönem olarak düşünülebilir. anakronistik bir iddiadan ibarettir. Bunlar. yeniçe­ ri pek çok asker timar bekliyordu. Osmanlı patrimonial padişahlık toplumunda yüksek kültür yaratımı. İç-oğlanlarından kumandan veya vali olarak taşraya çıkanlar. Gazâ prensibinin. ipek ticaretini dünya ekonomisi ve kapitalizmin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etkilemiştir. askerî sınıf görevlileri oluşturmakta idi. şâir­ ler. tavr-i Rûmî (Anadolu Türk). O zaman kimse. Yabancı kültürlere özeniliyor. Saray mimarları. en yüksek servetlere sahip yüksek ta­ OSMANLI I . donmuş bir kültür değildi. Bu gözlemler doğru olmakla beraber. çeşitli etkenlerden yoğrulmuş kendine özgü bir Osmanlı kültürünün ve yaşam üslûbunun varlı­ ğı ve Osmanlı yönetiminin yerleştiği ülkelerde bu kültü­ rün ve yaşam tarzının derin etkileri unutulmamalıdır. ide­ al şekillerine kavuşmuş bir kültür bilincine vardı ve ar­ tık dış alıntılara özenmedi. Doğu Hıristiyan kültürünün bağımsız yaşadığı ülke­ lerde. yüzyılda Bursa gibi bir ticaret ve endüst­ ri merkezinde dahi. yüzyıl ikinci yarısında klâsik şekillerine ulaşan bu ilk dö­ nem Osmanlı devlet yapısı. hatta Arap tarihçilerin. Osmanlılarda sivil yönetim. Saray’ın patronajı altında İran ve Timurîler Orta-asya’ sı Osmanlı kozmopolit sanatına örnek olmuş üstadların getirilmesine önem verilmiştir. askerî bir devlet karakteri gösteriyordu. SİYASET OSMANLI KLASİK KÜLTÜRÜ Osmanlı kültürü ilk döneminde gelişme çağında kapalı. Osmanlı emperyal kültürü bir prestij kültürü idi. nakkâşlar. devletin mîrî toprak. devlet ve hukuk dü­ zeni var olmuştur. emperyalist girişimlerin devlet hayatında üstün rolü göz önünde tutulursa. Osmanlı kültürü. serveti ve prestiji hayalinden geçiremez­ di. gerçekte o zaman en büyük üstadlarım yetiştirerek. halı ve ipekli dokuyanlar. hümanizma ve rönesansın. Kendi iç-değeri yanında. İstanbul. yüzyıllarda görülecektir. daha doğrusu Sa~ rây-i Hümâyûn idi. Birçok sanat kolları. 16. Batılı milletlere geti­ receği kudreti. Bir gayri­ müslim için en arzu edilir şeylerden biri. Bu kültürün büyük bir çekici kuvveti vardı. gâzî uc toplum ve geleneği­ nin gelişmiş bir şekli olarak. Öbür taraftan Saray okullarında iç-oğlanlarına çeşitli sa­ natlar öğretilirdi. bakayı. hânendeler (mutribân). Aynı durum pamuk ve pa­ muklular için 17-18. gittikleri vilâyetlerde Padişah sa­ rayını taklitle kendi saraylarını kurarlar ve Osmanlı saray üslûbunu çevrelerinde yayarlardı. bilinçli kültür alıntıları yapılabiliyor. tavr-i Uatâyî (Orta Asya Timurlu) ve tavr-i Frengî (Avrupa) üs­ lûplarından sözediyordu.

gümrük. defterdara tâbi kâtipler 39 kişi idi. bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan. sırf hikmet-i hükümet kaygısıyle hareket eden bağımsız bir gruptu. 17. Rûm (Amasya). çingene. Yakın-Doğu’nun eski yönetim geleneklerini titizlikle sürdüren ve bir korporasyon halinde kurumlaşmış bulunan bir grup oluştur­ makta idi. levendler adile bu kargaşayı desteklerken. Daha 16. şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs’a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. 1571-1610. başka önemli bir kategori halinde Osmanlı bürokrasisi içinde sayabiliriz. Doğal olarak bunun dışında. bürokrasinin iki temel kolunu oluşturmakta idiler. garip-yîgit adile ko­ şuştukları bir er-meydanı idi. med­ rese ve camilerde İslâmî ilimleri öğrenmekle beraber. öbür yandan yukarıda söylediğimiz dara bağlı maliye kâtipleri öbür yanda. yahut çırağı veya asistanı vardı. Bu sonuncunun ayrıca. gibi. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacıyle rakip şehzadeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci. uçlar ise askerî hizmete girmek istiyenlerin gönüllü. Avrupa’da savaş tekniğinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı klâsik askerî ve malî düzeninin sarsılması. doğrudan doğruya maliye başındaki defter­ yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma’zu l sipahi­ ler. Çağ­ daş yazar Venedikli Calepio’ya göre. Devlet ve idare hakkında bilgileri siyasetnâme ve m ir’at-i mülûk gibi eserlerden alırlardı. Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar. bu kaynaşmanın ön safında yer almışlardır. 1570’den sonra İran sa­ vaşları (1578-1618) reaya aslından binlerce Anadolu de­ likanlısının askerî kadrolara alınmasını gerektirmiştir. toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar. Osmanlı maliye yöntem ve for­ mülleri İlhanlı İram’ndan devr alınmıştı. toprak sı­ kıntısı çeken. Siyaset ve yönetim işlerine bakan ve doğru­ dan doğruya vezîr-i âzam emrinde bulunan dîvan kâtiple­ ri bir yanda. yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çete­ lerini kuruyorlardı. ma­ den. Bunun gibi. dîvan kâtipleri 11. Kanunî dönemi başla­ rında. ecnebi adı altında “Türk. bütün göçmenlerin üçte birine yaklaşmıştır. koruyucu göreviyle bırakılmıştı. doğrulamaktadır. Devlet bürolarının tümü. vergi tahrîr defterlerine yazılmamış olan. vezîr-i âzama bağlı olmakla beraber. işleri yöneten emîn adile bilinen bürokrat­ ları ve onların emri altında görev yapan kâtipleri ayrıca hesaba katmak gerekir. 23 şagirdi. 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanla Anadolu. Fakat birçok belirtiler. kâtipler iki ayrı kola ayrılmıştır. bir yandan Avrupa’da yayılma durakladı. Zulkadriyye (Maraş) vilâyetlerinde. Öbür yandan. 5720 hâne olarak saptanmıştır. Bunun yanında. Küttâb. yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler. yüzyıl sonlarında.b ü r o k r a si ve k a n u n la r vaş dönemi ve onun doğurduğu malî bunalım göz önüne alınmalıdır. yönetim sanatının inceliklerini. Böylece. yüzyıl başlarındaki bü­ yük bunalımı hazırlayan önemli gelişmeler olarak. ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıca­ lıklarından yararlanmak isteyen. Bunun yanında 1571 ’de adada. bu yolla Anado­ lu’dan Kıbrıs’a 20 bin göçmen gelip yerleşmiştir. İslâm devletlerinde bürokrasiyi. 16. kendi isteği ile gi­ denler. İslâmiyetin yayılma­ sından önceki dönemlere çıkan. KÖKU) DEĞİŞÎM 16. yönetimle il­ gili kararlarda ve devlet yönetimine egemen ilkelerin ha­ yata geçirilmesi ve yürütülmesinde en büyük rolü divân-i hümâyûn bürolarındaki kâtipler oynamakta idiler. Osmanlı devlet yönetimini yakından anlamak için. yevmlüler. bu bürokratların ye­ tişme biçimleri ve çalışmaları. fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanı­ yor. yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. bu varsayımı. 1500 yeniçeri ve 3000 sipahi. bir taşma ve göç bölgesi. çırak-kalfa-usta sistemine göre öğrenirlerdi. öbür Osmanlı hukukunun yaratılmasında. defter ve muhasebe yön­ temleri üzerinde araştırmalar henüz başlangıçtadır. Kıbrıs’ın fethinden sonra. vakıf vb. kadıları ve onların emrindeki kâtipleri. yüzyılın ikinci yarısında. bü­ yük nüfus artışı. Kanunî döneminde özellikle şehzâde Mustafa ve şehzade Bayezid olayları sı­ rasında. Safavîler ve Habsburglarla uzun sa­ OSM ANU I . büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bürokratlar. yüzyıl ortalarında. ulema dışında. Koçi Bey bunları. Karaman. Genel­ de. TaSİYASET BÜYÜK BUNADIM.

Fakat çok geçmeden Osmanlı Devleti. Bunun başlangıcını. doğal olarak geleneksel devlet ve toplum felsefesi çerçevesinde yorum yaparlar. 1593-1606 Avusturya savaşlarında. An­ cak. Philip’in İspanyası gibi. Kapı-kulu zorbaları ve ulema. yeniçerilerin ayaklanmaları ve haremle işbirliği yaparak zorbalıkla hükümet otoritesini kontrolleri altına almala­ rı. Öbür yan­ dan. Reaya aslından binler­ ce genç. gittikçe daha masraflı bir hal aldı. Çok kez. II. kale muhafızı. sadece donanmanın yıllık gideri 1 milyon 200. Osmanlı donanması 200 kadırgadan kurulu olduğu­ na göre. Şeriatçılık. Fakat. Saray nedim­ leri. özellikle malî kargaşa ile ilgilidir. Kanunî Sü­ leyman döneminde Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi. klâsik Osmanlı düzeninin temel ilkesi olan reaya ve aske­ rî ayrılığı ilkesi bu yolla çiğnenmiş oluyordu. ok-yay. aynı zamanda Osmanlı mâliyesi için de yıkıcı bir nitelik kazanmıştır. büyük bir gerçek payı vardır.000 altın yardım yapmış. Bir kadırganın bakım ve yönetim masrafı o zamanlarda yılda 6000 altın düka idi. başlangıçta Kafkasya’daki fütühat bölgelerinde timar sahibi. Selim’in tahta çıkması ile İstanbul’a beraberinde gelen yeni grubun. gerçek nedenleri görmekten ve değişikliklerin gerçek anlamına inmekten uzaktırlar. 1533’de Osmanlı Devleti müttefiki Fransa’ya 100. Böylece. bürokrasinin devlet çıkarlarını ve dü­ zenini herşeyin üstünde tutan geleneksel bağımsızlığını çiğnemişlerdir. Sayıları 1527’de 7886 SİYASET . kuşkusuz. bu dönemde ciddi olarak sarsılmış. Bunalı­ mın nedenleri üzerinde çağdaş Osmanlı düşünürleri ay­ rıca şu noktalar üzerinde dururlar: Padişah’ın mutlak ve­ kili sayılan vezîr-i âzama tâbi Dîvân-i Hümâyûn un ve bü­ üşme düzeyine ulaşmış olan klâsik Osmanlı kuramları­ nın bozulmasına (tagayyur ve fesada) bağlarlar. Laz. Osmanlı İmparatorluğu yapısında derin izler bırakan iki önemli olayla başlamıştır: Habsburglara kar­ şı orduyu ateşli silâhlarla donatılmış ağır piyadeden ku­ rulu bir ordu haline getirme zorunluluğu ortaya çıkmış.yüzyıl fakahâsına göre şer’i prensiplerle yorumlamaya çalıştı. Şunu da ekliyelim ki. yüzyıl so­ nundaki bunalım sonucunda. 1578-90 yıllarında Azerbaycan ve Şirvan’ın ele geçirilmesi. Öte yandan özellikle donanma yapımı çok büyük giderlere yol açmakta idi. bu dönemde arttı. 1603’de İranlılar Osmanlıları geri atınca bu askerler Anadolu’ya gelip döküldüler. Bu dönemde. ulemanın örfî kanunlar ve yönetim ala­ nına karışma girişimleri. bu Osmanlı düşünürleri. Koçi Bey’in ve ondan önce Kitâbi Mustatâb’ın (yazılışı 1620) şiddetle yakındıkları gibi. Yörük” diye anar. daha çok fetvalarla dolu bir dergi halini almıştır (Fâtih ve Süleyman kanûnnâmelerinde bir tek fetvaya rastlanmaz). Yukarıda temel nedenler arasında nüfus artışına değindik. İran savaşları Osmanlı bu­ nalımının başlıca nedenlerinden biri olarak yakından incelenmelidir. Fâtih tarafından devletleştirilen mirî toprakların tekrar geniş ölçüde mülk ve vakflar halinde devlet kontrolünden çıkmaya başlamasıdır. Bunun en önemli sonuçlarından biri.tar. İspanya ve Almanya Habsburglarıyla karada ve denizde büyük çekişme. Çağdaş Osmaniı bürokrat düşünürleri özetle. dünya boyutlarında egemenlik girişiminin yükü altında ezildi. Bu görüş­ lerde. yö­ netimin yeni durumlar karşısında serbest çalışmasını kı­ sıtladı ve sünnî tutuculuğu güçlendirdi. örfî kanunları ve yönetim düzenlerini. Kanûnî döneminde en yüksek geOSM ANLI m niçerilerin sayısı çok arttırıldı. birbi­ rine sıkı sıkıya bağlı askerî ve malî değişiklikleri ele ala­ cağız. 16. yalnız Osmanlı askerî düzeni için değil. Memleket ahalisi kaçtığından veya direndi­ ğinden oradaki işgal kuvvetlerini Anadolu’dan beslemek gerekmiştir. Savaş. Eskiden.000 altına varmakta idi. İmparatorluk yönetiminin klâ­ sik kanun ve düzenleri bozulmaya başlamıştır. Hatırlamak gerekir ki. I. Ahmed devrinde topla­ nıp düzenlenen Kanânnâme-i Cedtd. Avusturya’ya açı­ lan savaş (1593-1606) daha çok bu askerleri oyalamak ve dirlik bulmak amacını güdüyordu. Kürd. başka bir deyimle. timarlı sipahi yerine tüfenkli piyade kullanılması gereği dolayısıyle ye­ roların bağımsızlığı. sonra aynı devlet bir milyon altın daha istemiştir. Modern tarih incelemeleri bu yorumları desteklemektedir. vezîr-i âzam Sokullu’ya karşı uğraşılarında görmekteyiz. II. Şimdi. kılıç ve mızraklı timarlı sipahi savaş değerini kaybettiğinden timar rejimi ihmal edilmiş ve dağılmaya bırakılmıştır. devlet işlerine karış­ maya başlamışlar. çök­ menin temel nedenini. yal­ nız örfî kanûn konusu olan sorunlar bundan sonra gittik­ çe daha çok fetva konusu olmaya başladı. bürokratik merkeziyetçilik zedelen­ miştir. 9. ve gönüllü olarak bir dirlik ve kapı bulmuştu. yönetim ve askerî otoritenin yalnız ve yalnız Padi­ şah kullarına verilmesi ilkesi de unutulmuştu.

Ancak. yüzyıl savaş dönemlerinde. Aslında. İranlıların karşı saldırıyla geçtiği 1603-1610 yılları arasında. Öte yandan. Barış dönemlerinde sekban askerine ge­ reksinim kalmadığı zamanlarda.1583’de 6 0 . Cizye. Bu dönemde. yani gümüş m iktarının azaltılmasıdır. Gerçekten bir altın 15 27’de 5 7 . Zira enflasyondan sonra timarları oluşturan vergiler arttırılmadığı için sipahilerin timar gelir miktarı gerçekte küçülmüş. 17. gümüş miktarı itibarî değerinden yüksek olan Osmanlı parası akça. Osmanlı parasında bu dönemdeki büyük dalgalan­ malar. nüfus ve talep artışı. 1596 tarihli adâletnâme. Anadolu’da her tarafta halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar.8 2. Osmanlı Devleti Avrupa’dan gümüş sağlamak için kendi millî para akça sistemi yanında her çeşit para­ nın girişini serbest bırakmıştı. İşte Anadolu’yu kasıp kavuran Celâlî haydut gruplan bu yolla ortaya çık­ tı. özellikle Ma­ kedonya bölgesi ile kuzey Bulgaristan kargaşalıklardan kurtulamadı. vergilerin ayarlama yolu ile yükseltilmesi sonucunu ge­ tirdiği gibi. Sadece merkezî hâ­ zinenin yıllık geliri altın hesabı üzerinden şöyle bir dü­ şüş gösterdi.2 5 Bu listeye timar olarak verilen giderler dâhil değil­ dir. I 6 6 l’de 535 akçaya çıktı. Akdeniz’de İspanya ve Venedik’e karşı kuvvetli bir donanmayı sürekli hazır tutmak zorunluluğunda idi. 1571’den sonra dev­ let. Yılı "Î527 1567 1597 1618 1653 1661 Milyon Altın 5 5. mal darlığı veya devlet bütçesinde para bulmak için tagşîş. Bu dönemde. böylece bir çare bulunmak istendi. Akçanın yüzde yüz değer kaybetmesi Amerikan ucuz gü­ müşünün akını. Osmanlı mâliyesini altüst eden bir olay da. Anadolu baştan başa yıkıldı. Anadolu’dan başıboş köylülerden ücretle tüfenkli sekban ve sanıca askeri yazıl­ maya başlandı. Osmanlı Devleti. gümüş akçanın tagşîşi. Bunu farkeden maliye bu yüzden akçada gümüşü azalttı ve akça kesadiaa. 1630’da 240. özellikle 1683-1699 yıllarında bu anarşik durum geri gelecektir. Önceleri.iken. 1610’da 37. timar rejiminde de derin etkiler yapmıştır.1584’de 120 akçadır.5 3 4. kitle halinde kaçmaya başladılar. para bunalımında birlikte etkin olmuştur. Rume­ li’de bu kertede yaygın olmamakla beraber. Avrupa kalp paralarının piyasayı istilâsı ve akçanın ayarlanması zo­ runluluğu ile açıklanmıştır. 1596’da 150. Fakat görünüşü çekici kalp paralar piyasayı kaplayınca. Sekban ve Samca. Bu durum. değer kaybı çeşitli biçimde yorumlanmıştır. Levend ve yeniçeri nakit ulûfe al­ dıklarından merkezî hazine gelir kaynaklarını oldukça arttırmak gerekiyordu. Osmanlı ordusu artık. 1600’de 240. Timarları yetmeyen veya elinden alınan sipahiler de. O S M A N II SİYASET . Bu amansız soygunlar ve katiller yüzünden köylüler. böylece zarar­ larını gidermeye çalışmışlardır. 1691’de 280 akçaya çıkarıldı.627 kişiye ulaştı. 1590 yılından sonra hazine daima büyük açıklar ver­ meye başladı. bu soyguna katıldı. Bu durum. bütün bu faktörler. enflasyonu körükledi. kanunsuz yollarla 150 akçalık cizyenin 500 veya 600 akçaya kadar çıktığını belirtmektedir. Anadolu’daki anarşi yüzünden. avâriz ve cizyenin artması ve bu vergilerin toplanması sırasında görevin kötüye kulla­ nılması yüzünden reaya arasında hoşnutsuzluk arttı. ücretsiz kalan bu eli tü­ fenkli ve yeniçeri subayları kumandasında örgütlenmiş gruplar. akçada âyar düşürülmesi (tagşîş) sonucunda akçanın değeri de çok düşmüş bulunuyordu. bunun üzerine sipahileri seferden kaçmaya ve­ ya bir takım kanunsuz yenilikler (bid’atlar) çıkararak re­ ayadan türlü adlar altında para sızdırmaya. 1574’de 40 akça iken 1591’de 70. çe­ şitli adlar alan bu tüfenkli ücretli askerlerden vazgeçe­ medi. pro­ testo olarak yerini yurdunu bırakıp kaçmalar yaygınlaştı. İstanbul’da özellikle savaş zamanlarında toplanan avâriz-i divâniyye. devleti kötürüm etti. buradan halkın Rumeli’ye kaçıp sığındığını biliyoruz. Fakat bu da yakıldı. Kişi başına 1582’de 40. 1580’lerden itibaren Avrupa’dan sel gibi ucuz gümüşün gelmesi ve Avrupa kalp paraların istilâsı bunun başlıca nedenidir. Gresham kanunu sonucu piyasadan kaçmaya başladı. bu Anadolu tarihinde Büyük Kaçgun diye anılır. artık her yıl toplanan bir nakdî vergi haline geldi ve miktarı da sürekli olarak arttırıldı. merkezî hâzinenin gelir kaynakla­ rını arttırmak için cizyeyi ve olağanüstü bir ek vergi olan avâriz-i divâniyye’yi arttırmak zorunda kaldı.

devlet reayayı ve her türlü vergi kaynaklarını korumak kaygısıyle. mutlak bir çöküş yerine İmparatorluk ger­ çekte yeni koşulların istediği önlemleri alarak bir uyum sağlamış ve daha üç yüzyıl süren yeni bir denge meyda­ na getirebilmiştir. yerini ateşli silâhlarla donatılmış bir ücretli or­ du almış. ÂYÂN-İ VİLAYET Yeni dönemin en belirgin özelliklerinden biri. yüzyılda Evliya Çelebi. böylece ürünle ödemeye dayanan vergi sistemi yerine daha çok nakdî vergilere dayanan bir maliye ve merkezî hazine sistemi gelmiştir. Osmanlı döneminde de şehirlerde. Anadolu’da âyânın büyük bir bölümünü. Anadolu Selçukluların­ da. Onların önlenemez yolsuzlukları karşısın­ da hükümet. Bununla beraber. Bu dönemde. Osmanlı tarihinin birinci klâsik dönemi böylece kapanmış olmaktadır. akçadaki ka­ rarsızlıkla ve geçim sıkıntısı ile doğrudan ilişkilidir. İşte bu grup. her kazada halkın seçtiği ve yerel hükü­ met otoritesi olarak kadının onayladığı bir âyânın varlı­ ğı gerekli sayılmıştır. yeni dönemin getirdiği veya yaygınlaştırdığı daha yakından inceleyelim.sık sık görülen yeniçeri ayaklanmaları da. yerel güçlere ve kişilere vergi ve güvenlik işlerinde yetkiler tanınmasıdır. 18. yüzyılda merkezî otoritenin zayıfla­ ması ile birlikte gerçek bir feodalleşme ile âyân rejimiy­ le sonuçlanacaktır. yüzyılda artık Osmanlı Devleti. O zaman âyân şöyle tanımlan­ makta idi. yeni koşullar altında eyâletlerde üzerlerine git­ tikçe daha çok sorumluluk almış. sözü geçer kişiler veya papazlar. yüzyılda­ ki konumunda değildir. YakınDoğu devletlerinde Orta-Çağ’lardan beri halk ile hükü­ met arasında aracı sayılmışlardır. Bu şiddetli sosyal. kebe ve renkli velenseler işlemek. uzun ve pahalı savaşların ve Anadolu’daki yıkıcı kar­ gaşalıkların yükü altında ezilmiş. Bu durum. Toplumda ileri-gelen ve sözü geçen kişiler. yüzyıldan sonra. kocabaşı ve çor­ bacılar ile Ortodoks ruhbanı ön plana çıkaran koşulları MERKEZİYETÇİLİĞİN ZAYIFLAMASI. 1601’de zorbalara hadlerini bildirmek için âyân-i vilâyet’fe n serdârlar atandı ve onlaO SM A N U ^ . Özellikle iltizam sis­ teminin yaygın bir biçimde uygulanması sonucu reaya ile devlet arasında yeni bir sömürücü sınıf ortaya çıkmış­ tır. Yeni dönemde avâriz ve cizye gibi nakdî vergilerin oranı yükselince. Önce. Hıristiyanlar arasında knez. yerel halkın silâhlanıp karşı koymasını bile onaylamak zorunda kaldı. ilk zamanlardan başlaya­ rak. Öbür yandan. Yalnız Müslümanlar arasında değil. hatta asker topla­ ma işlerinde geniş yetkiler tanımaya başlamış ve sonuçta 18. yö­ netimde merkeziyetçiliğin zayıflaması. bu âyân ve eş­ rafın çoğu. Anadolu’da Celâlîler’e karşı gönderilen valiler ve adam­ larının. özellikle İspanyol real’leri (riyal) ve Hollanda riksdal’l t n (esedî guruş) piyasaya hakim olmuş ve Osmanlı ekonomisi zamanla Avrupa merkantilist sis­ temine tâbî bir ekonomi haline gelmiştir. İslimye’de “ekser âyân-i vilâyetin tica­ reti” tüfenk. satmaktı. “Vilâyetten yarar ve nâmdâr ve müstakim ve mütemevvil (paralı) ve halk arasında sözü ve kelimâti dinlenür kimesneler”. her kazaya toptan belirlenen avâriz vergisini SİYASET bir yöntemdi. halkın bunlara bağlılığı büsbütün kuvvetlen­ di. 17. sözü geçer kişilerin himayesini aramak­ tan başka çare göremiyordu. Rume­ li şehirlerinde âyânı üç kategoriye ayırmaktadır: Şehrin nüfuzlu zengin tüccarları. vergi yazılmasında ve ahalî arasında yükümlülüklerin belirlenmesinde bu nüfuzlu kişiler rol oynamakta idiler. yüzyılda yerel yönetim büsbütün bunların eline geç­ miştir. O zaman. 16. bunlara dü­ zenin ve güvenliğin korunması. yerel cemaatın hükümet karşısında temsilcisi sayılmışlardır. vergi. Osmanlı akçası yerine Batı Avrupa paraları. kaynaklarını kaybet­ miş ve tüketmiştir. rın yardımı ile köylerde yigit-başılar emrinde halkın ör­ gütlenmesine izin verildi. halk zorbalara ve vergi toplayanlara karşı uğ­ raşı veren yerel. Ortaçağ ekono­ mik ve malî koşullarından doğmuş olan timar rejimi çökmüş. Eyaletlerde müslümanlar arasında âyân ve eşrafı. kapılarında ücretli sekban askeri besleme zorun­ luluğu dolayısıyle reayadan aidat toplamaları. son incelemeler gös­ termiştir ki. 16. ileri gelen ulema ve kapı-kulu garnizon ağaları. tefecilik yapar kimselerdi. merkezî otorite ve kontrol zayıfladığı zaman. yani tekâlîf-i şakka. esnafın ve işçilerin başı olan abîler oluşturmakta idi. Aslında. merkezî yönetim. askerî ve malî sarsıntılar sonun­ cunda 17. âyân ve esnafı daima halkla yöne­ tim arasında aracı olarak kabul etmiştir. Yeni koşullara elverişli bir uyum için gereken maddi ve manevî öğelerden yoksun olduğu için­ de gerçek bir reform yapamamıştır. öteden beri halka tarım için veya vergisini ödemesi için borç para verir. Osmanlı Dev­ leti. Hıristiyanlar arasında da zengin.

aynı zamanda paşa­ ların ve beylerin veya şehir ve kasabalarda oturan her çe­ şit dirlik sahiplerinin gelirleri de iltizâm yöntemiyle top­ lanırdı. kadı başkanlığında toplanan yerel âyân ve eşraf meclisinin gö­ revleri arasında idi (eşraf deyimi. hatta çocuklarına geçmek üzere' irsî verilmeye başlandı. Âyân rejimi gibi maktu sistemi de merkeziyetçiliğin gevşemesine. kazaî ayrıcalıkları vardı. daha çok yayıl­ dılar. Kadıla­ rın da. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli as­ kerî gruplar. gittikçe yayıldı. Bu yolla. Eskiden pek seyrek durumlarda ve koşullarda yürürlükde olan bu yöntem. Yeni dönemde gittikçe daha geniş bir şekilde uygu­ lanmaya başlayan maktu ve iltizâm yöntemleri de yerel âyân ve esnafın rolünü arttırmıştır. Hükümet böylece. giderler çıktıktan sonra kararlaştırılmış bir para (bedel) ödemeyi garanti et­ mekte idi. Böylece Ortodoks ruh­ ban. dışardaki ihtilâlci komitecilerle bir bağlantı halkası oluşturmuşlardır. bölgenin İdarî ve ekonomik özerkliğine yol açacaktır. Yunanlıların. koca­ başı ve çorbacılar birçok yerlerde köylünün başına geç­ miş. âyânın nüfuz ve servetinin temel araçlarından biri haline gel­ mişti. kocabaşılardan kurulu demogerentos meclisleri doğrudan doğruya maktu sistemi ile ilgilidir. knezler. vali her yıl haziO S M A N II I neye o vilâyetin vergi geliri olarak. îşte birçok şehirlerde bu SİYASET . çoğu zaman. M aktu (kesim) yöntemine gelince. devlet topraklarını ağaların elinden al­ ma amacını güdecektir. reâyânın bu yöntem için isteklerini onaylamıştır. Osmanlılar. Bu yönteme göre. hatta yerel özerkliğe yol açmıştır. bu bir bölgenin vergi geliri için. daha çok. Yeniçeri gibi Kapı-kulu süvari­ leri de. m irî toprakların vergi gelirini öteden beri iltizâm yöntemiyle toplardı. Valiler. Yeni dönemde yaygın hal alan bir idare yöntemi de. Yalnız doğrudan doğruya merkezî hazine elindeki toprakların. yerel topluluğun temsilcileriyle maliye arasında belli (maktu) bir miktar üzerinde anlaşmaya va­ rılmasından ibarettir. bu pratik bir yöntemdi. m îrî topraklar gerçekte büyük arazi halinde ye­ rel âyan ve eşraf eline düştü. voyvoda veya mütesellim adı altında valilerin vekili olarak hizmet eder­ ler. Büyük mültezimler. hükümetin vergi gelirini garanti etmek üzere valilikleri iltizâmla vermesidir. yeni dönemde kadıların görev süresi çok kısaltılmıştı (iki yıldan daha az). Vergi iltizâmı. kendi kaza bölgelerinde yerel mahkemeleri nâiblere iltizâmla sattıklarını biliyoruz. öteden beri önemli şehirlerde Padişah’ın otoritesini yürütmek. özellikle Anadolu şehirlerinde.halk arasında herkesin durumuna göre dağıtma ve topla­ ma görevi. Kanunî döneminde şehzâ­ de ayaklanmalarından ve Celâlilerden sonra yeniçeri ve sipahiler. Bu dönemde yerel knezler. birçok yer­ lerde. ülkede yayılmış bulundukları için. din adamı âyan için kullanılır bir deyimdir). Anadolu’da Sekbanlar Arap vilâyet­ lerinde yerliyye denilen bir çeşit milis askeri kapı-kullarına karşı mücadele halinde idiler. 19. çıplak mülkiyeti daima devlete ait sayılmakla beraber. Rumeli’de özellikle cizye toplanmasında uygulandı. vergi gelirini garanti ediyor. Hâzineye ait ge­ lir kaynakları mukata’at. uzun savaşlar ve malî sıkıntılar sonucunda. Yeni rejimde. şehri ve yerel güvenliği ko­ rumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500600 kişi) yerleştirirlerdi. Padişah kulu olarak onların birçok malî. halkın temsilcileri olarak. Bu işlerde öteden beri hükümet adına düzenleyici rol oynayan kadıların nüfuz ve yetkile­ ri gittikçe yerel âyân eline geçti. kocabaşılar. mültezimlere hayat boyunca. iltizamı parçalar halinde da­ ha küçük yerel mültezimlere iltizama verirlerdi. yüzyılda Balkanlarda köylü hareketleri. âyânın kişiliğinde verginin toplanmasını güven­ ceye almış oluyordu. gerçekte yönetimi ellerinde bulundururlardı. ge­ rek hükümet gerek halk karşısında yerel otorite kazandı­ lar. Zamanla bu yöntem. bu gelirlerin tahsîlini ye­ rel âyâna iltizâma verirlerdi. Devlet. yerel kadı başkanlığında o kazanın âyân ve eş­ rafına veriliyordu. şimdi avarız vergileri arasında idi ve âyân aracılığı ile toplanırdı. Birçok âyân. aynı zamanda reâyâyı mültezim veya tahsildârın kötü davranışlarından koruyordu. Bunlar. Bunlar ise. bunların ba­ şında her bölgede ketbiidayeri adı verilen bir komutan bu­ lunurdu. Gelen hükümet memurları ve yerel asker için toplanan âidât ve yerel giderlerin saptanması işi de. genellikle yerli âyân idiler. Hükümet. devlet mültezimlere gittik­ çe daha geniş yetkiler tanımaya başladı. yani mukata'lann değil. Sekban askeri toplamak için alman sekban akçası. aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başlarlardı. Zaten. oradaki beylerbeyine veya sancak beyi­ ne bağlı değillerdi. Bu yöntem.

âyân ve hânedânlar doğrudan doğruya impartorluğa ege­ men oldular. Müslim ve gayr-i Müslim reâyâ yığınlarını bu âyâna karşı korumak ve yeni bir Os­ manlılık kavramı ile onları kazanmak amacını güttü. dışarıdan gelen milliyetçi kışkırtmalardan da reâyânın korunabileceği sanılıyordu. 1807’de Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa’nın İstan­ bul’da vezir-i âzam sıfatıyle diktatörlüğü döneminde. Gülhane Hatt-i Hümâyûnu (1839) kanunlarda ve yönetimde Batı modern devlet ilkelerini getirmeye çalışıyordu. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk. Malım udun 1815'ten başlıyarak. âyân rejiminde son gelişme dönemini imge­ ler ve feodalleşme böylece tam sonucuna ulaşmış sayıla­ bilir. kuzey Afrika vilâyetleri. onların bazan paşaların kapı kuvvetlerinden daha büyük kuvvetlere sa­ hip olduklarını. OSMANLI I SİYASET . Merkezî bürokrasi. 18. Padişaha imzalattıkları bir belge. serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları ünvan ve ayrıcalık­ larla bu otonomiyi meşrû ve kanunî bir hale getirdiler. merke­ zî devlet otoritesini yeniden kurmaktı. Devlete ait belli başlı yetkilerin miras yoluyla babadan oğula geçmesini sağlayarak gerçek fe­ odal beyler durumuna geldiler. vergilerin kaldırılaca­ ğı. yüzyıldan başlıyarak. yüzyılın ikinci yarısında hanedanların orta­ ya çıkması. güçlü bir mücadeleye girdiğini görüyoruz. öte yandan Balkan ülkelerinde millî kurtuluş ha­ reketlerini kuvvetle benimseyen bir orta sınıfın genişle- sağlamaya kalkıştılar. Karaosmanoğulları gibi) yerel temsilcileri ve âyânı kendi kontrolları altına soktular. ve mukata’alar satın aldılar veya zorbalıkla birer kudretli âyân durumu­ na geldiler. Avusturyalı’larm batı Balkanları istilâ için açtıkları savaşların yıkıcı etkilerini unutma­ mak gerekir. eyâletlerde toprak ve yerel yöne­ timde egemenliğini sürdürmeyi başardı. devlet idaresini batılılaştırma ve devleti batı devletler topluluğuna sok­ manın kesin bir gereklilik olduğunu anlattı. 18. Ayân. devlet topraklarının köylüye dağıtılacağı söylentileri­ nin yayılması. Bu dö­ nemde. genelde İmparatorluk ekonomisi içifl yıkıcı etkilerini hızla gös­ termiş. yerel düzen ve güvenli­ ğin sağlanması işlerinde değil. 1876 Meclis-i Mebûsânmâz dahi eyâletlerden gelen âyân ve eşraf egemen oldular. Tanzimat'la kurulan sancak ve kaza meclislerinde egemen durumda idiler. Mahmud. Tanzimat reformu (1839-1876) ile onların yerel güçlerini kırmaya boşuna çalıştı. İmparatorluk yöneticilerine. Tanzimat. Padişah’m seferlerine bu küçük orduları ile katıldıklarını görmekteyiz. Reformun ana amacı. 19. Hat­ ta onlardan bazıları. sened-i it­ tifak ile eyaletlerde egemenliklerine hukukî bir temel MERKEZİYETÇİ BÜROKRASİNİN CANLANMASI: TANZİMAT VE REAKSİYON Âyâna karşı II. 1821’de Yunanlı­ ların ayaklanması ve bağımsız Yunan devletinin kurulu­ şu (1830). Bosna gibi sınır vilâyetlerinde âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için Sultan’ın şehire vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgele­ rinden yararlandılar. II. merkezî hükümet emrindeki orduyu yeniden düzenleyip güçlendirdi. Böylece. Batı devletlerinin. Yeniçeriler. devlet adına bölgelerinde asker toplama ve bu askere ku­ manda etme yetkilerini de aldılar. paşalık ve vezirlik ünvanları ile valilik vermeye dahi zor­ ladılar. merkeziyetçi bürokrasi güçlendi ve yönetimi tam kontrolü akma aldı. Bağdat gibi uzak eyaletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. 17. yüzyılda onların yerel egemenliği ellerin­ de tutan gerçek hânedânlar kurduklarını biliyoruz. merkezî yönetimi derinden kaygılandırdı. Bu sultan. hatta va­ liler onlarsız ne asker ne vergi toplayacak güce sahip de­ ğillerdi. Böylece. Rume­ li’de reâyânın yerel âyâna karşı yüreklenmesini ve direni­ şini sağlamıştır. Ayân. güçlü ha­ nedan kurucuları (Tepedelenli Ali Paşa. yüzyılda baskı yoluyla kabul ettirdikleri fazlası ile liberal bir ticaret rejimi.kapı-kulu kumandanları yerli âyân ve ulema ile bırleşerek gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. halkı arkalarına alarak Bâb-ı Alî’yi. Tanzimat. yalnız vergi toplama. Avrupa’dan aldığı modern silâhlarla. üstün bir kuvvet meydana getirdi. Anadolu ve Rumeli’nin birçok şe­ hirlerinde yeniçeri ve sipahi şefleri iltizâm. Bununla beraber bu köklü reform hareketlerine karşı âyân. 18. Tanzimat'ın Gülhane’de ilânından he­ men sonra Balkan reâyâsı arasında. Devlet ajanları. Bundan sonra. büyük âyân hanedanlara karşı savaş açtı ve böylece merkezî-mutlak Padişah otori­ tesini yeniden canlandırdı. ancak siyasi otoritesi için en tehlikeli hanedanları ve bü­ yük âyânı ortadan kaldırabilmişti. yüzyılda Ruslar’ın Karadeniz ve Kafkasya’ya inmek.

Bu çıkmazdan Türkler. Cilt. Tableau du commerce de la Grece forme d’apres une annee moyenne depuis 1787 jusqu’en 1797. Ö. O. Les Bektaşî â la lumiere des recensements ottomaı^s. Baskı. Osmanlı Ticaretinde Gayri Müslimler. II.A. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”. irene Beldiceanu-Steinherr. L. Tanzimat yönetiminin. XV. Beratlı Tüccarlar ve Hayriye Tüccarları. İstanbul 1980. 1993. 1991. Ankara. Paris 1800. E. “Edime Askerî Kassam’ına ait Tereke Defterleri”. çev. New York 1987. Barkan. Esin Atıl. “The Price Revolution of the Sixteenth Century: A Turning Point in the Economic History of the Near East”. Rumeli şehirlerinde.133-134. "Garib-nâme’de alplık geleneğiyle ilgili Bilgiler”. Kırk Gün Kırk Gece. BİBLİYOGRAFYA Rifa’at Ali Abou-El-Haj. İs­ tanbul.L. Meııgi Garıbnam m etni yay. Formation of the Ottoman State. Ankara: TTK 1972-1979O. 2. Patrona İsyanı. 2 SügU. Bkz. kuşkusuz. Moğo/larm İçtimaî Teşkilâtı. Abdülhamid (1876-1909) döneminde. M. şeriatçılığın ve panİslâmizmin egemen olması. halkını endam. 1 Bedri Noyan-M. Ayda Arel. 524569. L. International Journal of Middle East Studies (1975). Tarama sözlüğü V. 1960. Washington DC. Belgeler 1966 Ö. Barkan. Barkan. Barkan. O. İstanbul 1975. Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform. pazarları. The Age of Sultan Süleyman the Magnificent. Asırlarda Osmanlı İmparatorlu­ o s m a n i . Münir Aktepe. tnan. İstanbul Üniversi­ tesi İktisat Fakültesi Mecmuası. Ankara. Barkan. Ankara. NY. M. İstanbul 1958. İs­ tanbul 1943. bkz. Cilt XI (1950). I. 6 Bursa yakınında K ükürdlü Kaplıcası olmalıdır. Metin And. o zamanki uc toplum u üzerinde değerli ayrıntılar verir. Aktepe. ve XVI. Ankara 1988. Çağatay. 1989. Berkes. Celâlî İsyanları.R. 1919-1923 yıllarında bir bağımsızlık savaşı yapmak ve millî bir devlet kurmakla kurtulmuşlardır. Barkan. 413-469. hamamları olan şehirlerde oturm aktadır. yalnız geçmişin bıraktığı bir sosyal düzenin düzeltil­ mesi mümkün olmayan sonuçlarına karşı değil. G ibb. 18. L. Ö. Cambridge. Bursa teslim olmadan önce İ3 0 2 ’de Osman G azı’nin yeğeni A ktim ur'un kuşatm a kulesi bura­ da idi. N. hükümetin vergi ba­ ğışıklıkları tanımış olduğu Avrupa tüccarı denilen grup. İstanbul 1958. SİYASET I . Beyler cami. Barkan. An­ kara 1983. “Tarihî Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Ta­ rihi”. İstanbul 1959. Batılı devletleri bıra­ kıp Alman kayserliğine yöneldi. Felix Beaujour. sünii. Toplu Eserler. Bu arada Anadolu’yu dünyanın en güzel m em leketlerinden biri ve 7 N . 1962. îb n Battuta. Ali Akyıldız. Kapitü­ lasyonlar. II. M. İstanbul 1970.'Türkiyat Mecmuası (1951).meşine ve güçlenmesine. L. Tanzimat’ın başarısızlığına karşı TürkMüslüman halkın bir tepkisini dile getirmektedir. Ö. Uc beyleri vezir ve emirleriyle saraylarda oturan “su lta n la rd ır. Zaviyelerin güzel halılar ve kandillerle süslü olduğunu kaydeder. İstanbul Vakıfları Tahrir Defte­ ri. Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi. L. aynı za­ manda Rus çarlarının ve Habsburglar’ın askerî emperya­ lizmi ve Batılı büyük devletlerin kapitülasyonlarla ga­ ranti edilen ekonomik emperyalizmine karşı ümitsiz bir uğraşı vermek zorunda kalmıştır. Hüdavendigâr Livası Tahrir Def­ terleri. Barkan ve Enver Meriçli. m edrese. Akdağ. Ali İhsan Bağış. The Ottoman Empire Sixteenth to Eighteenth Centuries. Bu dönemde dış politikada hükümet. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Barkan. 3612-3616: “Sügüler ile dürtüşelim ” 3 A. 2 Cilt. büyük ölçüde yar­ dım etmiştir. L. Belleten. eşitliğe dayanan bir Osmanlı vatanı ve Osmanlılık düşüncesi so­ nunda tümiyle başarısızlığa uğramıştır. Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı. tem izlik yiyecek içecekte üstün ve "Tanrı yaratıklarının en iyi kalplisi” olarak (4 İĞ) tasvir eder. Albanay. Akdağ. 4 5 H. Ankara 1963. 145153. 481-495. 1971. Yüzyılda İstanbul Mimarisinde Batılaşma Süre­ ci. 98. L. Avrupa ile ticaret imtiyazını elde etmiş olan yerli Hıristiyanlardan oluşuyordu. Patrona İsyanı (1730). H. L. 1974. 419-420. Vladiminsov.1 ğu’nda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları. İstanbul: Eren Yay. İstanbul 1975. Bir Türk Kurumu olan Ahilik. The Travels O f İbn Battııta. 141-146. . Ayverdi ve Ö. İmparatorluk hüküme­ ti. 15501557. 2. 1991. Eski Donanma ve Şenlikler­ de Seyirlik Oyunları. Ö.

D. Leiden 1973. 1591-1611. S. München. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire. A. Y Önen. İstanbul-World City. A. 10 cilt. A. Coping with the State. Reform in the Ottoman Empire 18561876. Faroqhi. Dünya Kenti İstanbul. İstanbul 1953. 1898-1938. Busbecq. İstanbul: Tarih Vakfı. Çadırcı. Mustafa Cezar. Histoire de la litterature turque. S. H. Ergin. Chicago 1966. Princeton: PUP 1980. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa'da İpekçilik. Osmanlı Medreselerinde Eğitim-Oğretim. Prin­ ceton: PUP 1989. Trade. Paris 1968. Bureaucrat and Intellectual in teh Ottoman Empi­ re: The Historian Mustafa Âlî. Londra 1972. Stuttgart 1992. C. O. New York 1987. de Groot. Finkel. A Social History. İstan­ bul 1984. A. Cook. H. S. Abdülbaki Gölpınarlı. Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik. München 1967. und 16. R. Türkei. France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century. 0 . 1600-1700. Melamîlik ve Melamîler. E. H. Faroqhi. Typical Commerrial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Oxfbrd 1968 . A. Gerber. çev. Paris 1935. Fleischer. H. S. Population Pressure in Rural Anatolia. Işlamic Society and the West. The Forgotten Frontier. Landliche Siedlungen im südlichen Inneranatolien in den letzten vierhundert Jahren. İstanbul 199395. K. 15201650. Abdülbaki Gölpınarlı. The Great Anatolian Rebellion. die Geschichte der Pilgerfahrt. Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia. İstanbul 1931. İs­ tanbul 1971-72. İstanbul: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi 1965. 2 Cilt. Gül. Osmanlı Tarihinde Levendler. Charles Issawi. Chicago. Wien 1981. Jahrhundert. The Sublime Porte 1789-1922. İ. Leiden. Hess. Tableau general de l’Empire Ottoman. Jerusalem 1988. Lewis. East Encounters West. Princeton: PUP 1986. Cambridge 1987. Göçek. Cevdet. Findley. Wien und die Osmanen. Christians and Jews in the Ottoman Empire. L. İstanbul 1338/1992. Receuil d ’itineraires dans la Turquie d ’Europe. Venedig. A History of the Earliest diplomatic Relations 16101630. B. Hütteroth. M. 8. The Remaking of İstanbul. F. Griswold. F. Clayer. M. I. 1541-1600. Danişmend. Etat et Societe. Ankara 1992. A History of the Sixteenth Century Ibero-African Frontier. 1. yay. Owford. New York 1973. Faroqhi. 1995. W. 1450-1600. House Owners and House Property in Seventeenth Century Ankara and Kay­ seri. Ankara:TTK 1991. XVI-XVII Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda H u­ bubat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler. 1593-1606. Göttingen 1968. Herrscher über Mekka. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. Mystiques. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. D. W. Eickhoff. Hasluck. Der Bektaschi-Orden in Anatolien (vom spâten fünfzehnten jahrhundert bis 1826). Bombacı. Christianity and İslam under the Sultans. The Turkish Letters. F. 4 cilt. The Ottoman Empire and the Dutch Republic. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları. Emmanuel. Paris 1788-1824. N. Umbruch in Südosteuropa 1645-1700. Cambridge 1984. H. Z. Dilger. G. İstanbul: ISIS yay. Güçer. C. A. Faroqhi. H. 1957. İstanbul 1960. C. D ’Ohsson. Wien 1988. Dernschwam. Bowen ve H. Gibb. M. Dalsar. Ankara 1977. London 1986. Mecelle-i Umur-i Belediye. S. O SM A N LI I S. New York-Londra 1982. Zürich 1990. Ottoman Civil Officialdom. 1994. Hütteroth. Faroqhi.A. C. SİYASET . Cilt . İstanbul: Türkiye İş Bankası 1983. Cilt. Economy and Society in an Ottoman City: Bursa. Crafts and Food Production in an Urban Setting. The Economic History of the Middle East 18001914. Çelik. The Administration of Warfare: the Ottoman Military Campaigns in Hungary. Boue. Roderic Davison. Ber­ lin 1983. İstanbul. Les Halvetis dans l’aire backanique de la fin du XVe siecle â nos jours. İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat. Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Untersuchungen zur Geschichte des Osmanischen Hofzeremoniells im 15. Darmstadt 1982. Türkçe çev. Vienne 1954. Oxford 1929A. M. Mustafa Cezar. Braude and B. S. W. W. Men of Modest Substance. J. Histoire de l’industrie des tissus des Israelites de Salonique. Findley. Foster. 1996. Londra: Oxford University Press. London 1978.

Marcus. Yurdaydın. İstanbul 1939R. Essays in Ottoman History. Bloomington. İ. İnalcık. 18781914: a Handbook of Historical Statistics. Filaha. ve İngilizceye çev.R. The Ottoman Empire: Conquest. E. A. The Arab world. ed. İnalcık. Kiel. Timar. Histoire de i'Empire Ottoman. Ottoman Population 1830-1914. Ankara 1969.. Konyalı. Studies in Ottoman Social a n d Econmic History. London 1993. Von Andreas Tietze. İstanbul 1983. Unat ve M. yay. İstanbul 1996. edition. Nasühü’s-silâhî Matrakçı. iden: Brill: Bayazid I. R. Gelibolu. Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı. a Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. Smith ve C. İstanbul. Imtiyazat. Beyond the Sublime Porte: The Grand Seraglio of Stambul. İslamoğlu-İnan. G. Koçi Bey Risalesi. Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans. Paris 1962. İnalcık. Turkish Embassy Letters. İslâm Ansiklopedisi. New York 1970.A. economique et sociale. Mimar Sinan. 1987. Orhonlu. McGowan. Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. Jennings. 2 Cilt. essai d’histoire institutionelle. yay. Kanun. Jack und A. H. New York: New York University Press 1993. Ankara: TTK 1987. McCarthy. Osmanische Friedhöfe und Grabsteine in İstanbul. Articles by H. İnalcık. Owen. Desai. Orhonlu. yay. C.H. Kazıcı. Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World. Leiden 1994 C. Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilâtı.K. An­ kara: TTK 1976. İstanbul dans la seconde moitie du dix-septieme siecle. Demographic and Social Characteristics. London. 13 cilt. 1973. İstanbul: An Urban History. M. State and Peasant in the Ottoman Empire. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Architecture. Ernst. Ortaylı. İ. Organization. Lady Mary Wortley Montagu. The Ottoman Empire: The Classical Age. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. Ceremonial and Power. Cambridge 1981 . Mantran. Harir. Wisconsin: Madison 1985. Princeton 1962 . Paris: Fayard 1989. J. B. Le. VI (1980). Wien 1978-1982. The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century. Cambridge 1991. New York and London H. A. İnalcık in Encyclopaedia of İslam. H. 1360-1700. İstanbul 1987. Boston: (Mass) 1982. Kemal Karpat. “Centralization and Decentralization in O tto­ man Administration”. Dzizya.. yay. Kütükoğlu. Osmanlı Tarihi. İstan­ bul: 1940-1988. Köymen. Lewis. Quataert. Ankara 1981. Ghulam. İstanbul: Millî Eğitim Bak. İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparator­ luğu’nda Alman Nüfuzu. Kuran. Koçu. Counsel for Sultans of 1581. H. M. and Economy. Leiden: E. 1 3 0 0 -1 6 0 0 .H. Enver Ziya Karal. Kiel. Manifestations of Sainthood in İslam. H. B. yay. 1600-1700”. The M iddle East andth e Balkans under the Ottoman Em­ pire. İstan­ bul. eds. The Ottoman State and its Place in the World History. İnalcık. Halil İnalcık with D. Z. İstanbul 1981. 2 Cilt. Ankara: TTK 1954- 1962. Cambridge. R. London: Variorum 1990. İnalcık. İs­ tanbul: Eren yay. 1994. F. Mantran. M. M. Beyân-i Menâzil-i Sefer-i ‘Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han. Hans-Peter Laqueur. R. 1998. İstanbul: Eren Yayınevi. İstanbul 1986. 1982 . Osmanlılarda İhtisab Müessesesi. O SM A N LI m İ. 55-71. The Genesis of Young Ottoman Thought. Hüseyin G. 1993. İs­ tanbul 1967. “Military and Fiscal Transformation in the O t­ toman Empire. Giray. Konyalı. Mimar Koca Sinan. A n Econmic a n d Social History o f the Ottotyan Em­ pire. H. Rumeli. Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri. Kafadar Necipoğlu. Economic Life in Ottoman Empire. H. Kemal Karpat. Londra. London: Variorum Reprints. The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. İstanbul 1993. H. Doğan Kuban. Aksüt. 283-337. İstanbul 1948. Brill 1974. Neşrî Tarihi. yay. Maastricht 1985. New York 1989Ş. 2. Everyday Life in İstanbul. Konya 1964. Lon­ don: Variorum Reprints. G. Mustafa Alî’s. Mardin. İnalcık. İ. Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans. H. 1985. J. Eyalet. R. Naff and R. A Sketch of the Economic. Studies in Eighteenth Century Islamic History. İskender Beg. İnalcık. Ortaylı. T. Archivum Ottomanicum. 1978. 1977. Tübingen: Erns Wasmuth Verlag 1993. C. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. 1571-1640. SİYASET . Miller. Turkey and the Balkans. A. 3 cilt.

Dürer and the Oriental Mode. D. Ursinus. Sultan II. The Politics of Dependency: Urban Reform in İs­ tanbul.The Ottoman Empire and the World Economy. Raby. Panzac. S. Cambridge 1977. Berlin 1982. Sicill-i Osmânî. 3 cilt. Pakalın. O SM A N LI m SİYASET . Todorov. Ankara: TTK 1964. New York. İsmail Soysal. H. İstanbul: M. Türk İktisat Tarihi. İstanbul: Dergâh Yay. La ville balkanique au XV e-XIXe siecles. H. The Imperial Harem. Pococke. Çağlarboyu Anadolu’da Kadın. R. Fransız İhtilâli ve Türk-Fransız Diplomasi Müna­ sebetleri (1789-1802). Uzunçarşılı. İstanbul 1308-1315. İslamoğlu-lnan. Osmanlı Devleti’nde İlmiye Teşkilâtı. Oxford 1993. A. Şam 1973-74. 1830 and 1831. Ç. Oxford: Clarendon 1905-1906. M. M. Institution du wakf au XVIIIe siecle en Turquie (etüde socio-historique). Pamuk. İ. Mehmed Süreyya. Harem'den Mektuplar. Özel Sayı 1978. Mahmud ve Reformları Semineri. H. Toledano. R. Londres: Saunders and Otley 1832. 28-30. 18201913. Louvain 1985. Princeton University Press 1982. İstanbul 1971. Anadolu Kadınının 9000 Yılı. Harem. E. St. Uluçay. İ. Rosenthal. Venice. H. Anka­ ra: TTK 1965. Adolphus Slade. İstanbul 1999Memorial Ömer Lütfı Barkan. Uzunçarşılı. G. Westport: Greenwood 1980. Ankara: TTK 1984. 1300-1750". ordonnances et aetes les plus importants du droit interieur et d ’etudes sur le droit coutumier de l’Empire ottoman. Ankara: TTK 1985. B. Bildiriler. Tabakoğlu. Andre Raymond. Corps de droit ottoman: recueil des codes. Ankara 1984. Ankara: TTK 1982. 2 Cilt. Z. R. An Ottoman Century. Ankara: TTK 1985. 4 Cilt. Mantran. Ankara: TTK 1945 İ. 1700-1850. M. D. 1994. Ş. London 1982. I. “Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketlerinin Yeri. S. London 1838. Ş. Regionale Reformen im Osmanischen Reich am Vorabend der Tanzimat. Artisans et commercants au Caire au XVIIIe siecle. Bakanlığı 1940. The Politics of Piety: The Ottoman Ulema in the Postclassical Age (1600-1800). Baskı. Londres and New York: Methuen 1981. Ze’evi. The District of Jerusalem in the l600s. Runciman. H. Renda. IREMAM/CNRS 1991. Paris 1980. Uzunçarşılı. Bilâl Şimşir. Osmanlı Tarihi. activites et societes. David Urquhart. Zilfı. reglements.E. New York 1996. İstanbul: Edebiyat Fakültesi 1990. Haziran 1989. Gelişme Dergisi. Uluçay. Sahillioğlu. Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü. Women and Sovereignty in the Ottoman Empire. Georges Young. The Middle East in the World Economy 18001914. Ankara 1970. Yediyıldız. The Fail of Constantinople. yay. 4 cilt. H. Para Tarihi. Osmanlı Devleti’nin Merkze ve Bahriye Teş­ kilâtı. Ç. Records of Travels in Turkey. N. Tanzimat. yay. Ankara: TC K ültür Bakanlığı 1993. Cambridge 1965. The Spirit of the East Illustrated in a Journal of Travels Through Rumeli During an Eventful Period. Cambridge 1987. Developpement socio-economique et demographique. Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi. La peşte dans l’Empire Ottoman. A Description of the East and Some Other Countries. Greece ete. Minneapolis 1988. J. Les villes dans l’Empire ottoman. and of a Cruise in teh Black Sea. Londra 1743-1745. The Ottoman Slave Trade and its Suppression: 1840-1890. Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilâtı. Pamuk. 1-38. Panzac. İ. 2 Cilt. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Uzunçarşılı. Rumeli'den Türk Göçleri/emigrations turques des Balkans/Turkish Emigrations from the Balkans. D. with the Capitan Pasha. Leslie Peirce. Roger Owen. and E: Shaw. İstanbul 1956. in the Years 1829. Bucarest 1980 . 2.

K â n û n î Selîm II (1 5 6 6 -7 4 ). 1443) M ustafa (d. 1 495) Seninşah (d. 1 357) Savcı Süleym an Ç elebi (1 4 0 2 -1 1 ) O rhan A lâeddîn A lî (d. 1451) C em (1 4 8 1 . 1513) A h m ed (d. Yavuz 1 Süleym an I (1 5 2 0 -6 6 ). d . 1 511) A lem şah (d. 1 389) M ustafa. H alife (1 9 2 2 -2 4 ) Y u su f İzzeddîn (d. 1553) . H ü d av endİgar Bayezid I (1 3 8 9 -1 4 0 2 ). 1513) M ûsâ Ç elebi (1 4 1 1 -1 3 ) H a lil Ya’k û b (d. i M u râd 111 (1 5 7 4 -9 5 ) t M eh m ed III (1 5 7 4 -9 5 ) M u stafa I (1 6 1 7 -1 8 . 1916) M a h m û d I (1 7 3 0 -5 4 ) M e h m e d IV (1 6 4 8 -8 7 ) A hm ed II (16 9 1 -4 5 ) M ustafa II (1 6 9 5 -1 7 0 3 ) O sm an 111 (1 7 5 4 -5 7 ) M ustafa IV (1 8 0 7 -8 ) Abdülaz îz (1 8 6 1 -7 6 ) M u râ d IV V (16 2 3 -4 0 ) M ehm ed (d. Y ıld ırım M eh m ed II (1 4 1 3 -2 1 ) M u râd II (1 4 2 1 -4 4 . 1561) M u stafa (d. 1543) İsâ Ç elebi Bâyezîd (d. F atih Bâyezîd (1 4 8 1 -1 5 1 1 2 ) Selim I (1 5 1 2 -2 0 ). 1 6 2 2 -2 3 ) İb râ h îm I (1 1 1 6 4 0 -4 8 ) A h m ed I (1 6 0 3 -1 7 ) O sm an II (1 6 1 8 -2 2 ) (İb rah im I) Süleym an II (1 6 8 7 —91) A h m e d III (1 7 0 3 -3 0 ) M ustafa III (1 7 5 7 -7 4 ) 1 Selim III (1 7 8 9 -1 8 0 7 ) A b d ü lh a m îd (1 7 7 4 -1 7 8 9 ) M a h m Aû d II (1 8 0 8 -3 9 ) A b d ü lm ec îd (1 8 3 9 -6 1 ) M u râd V (18 7 6 ) M e h m e d V R esâd (1 9 0 9 -1 8 ) A b d ü lh a m id 1 1 (1 8 7 6 -1 9 0 9 ) M e h m e d V I V ah ıd etrîn ) (1 9 0 8 -2 2 ) I A b d ü lm ec îd . 1510) O rh an (1 3 2 6 -6 2 ) M u râd (1 3 3 6 2 8 9 ). G âzi A â e d â ın A l î Süleym an Paşa (d. 1 4 5 1 -8 1 ). D ü zm e (1 4 2 1 -2 ) M u stafa K ü ç ü k (1 4 2 2 -2 3 ) A h m ed (d. 1 4 4 4 6 -5 1 ) M e h m e t II (1 4 4 4 -6 . 1326).OSMANLI H A N ED A N I GENEOLOJİSÎ O sm an I (d. 1474) K o rk u d (d.

Osmanlıların desteği ile tekrar Orhan Bey'in Cenevizlilere Kapitülasyonları ver­ mesi.OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ PROF. İzmir Beyi U m urun ilk Balkan seferi. Trakya’da Osmanlı fetihlerinin Bizans tahtına çıkışı. I. Aydın. Osmanlıların İzmit'i fethi. 1308 1313 1326 1327 1331 1332 1333 1335 1337 1341-7 1344 1345 1346 1352 Aydm T ürklerinin Birgi’yi fethetmesi. V. başlaması. HALİL İN A N CIK UN1VERS1TY O F C H İC A G O / A. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşanın Edir­ ne’ye Adrianople’ye girmesi. Osmanlıların Ankara ve Gelibolu’yu alması (2 Mart). Şehzade Murad’m yeniden Trakya’ya akınlara baş­ laması. Bursa’da ilk Osmanlı akçesinin basılması. Osmanlıların Bursa’yı fethi (6 Nisan). Osmanlı-Bizans ba­ rışı. Adronikos ve Osmanlı şehzadesi Savcı'nın babala­ rına karşı ortak isyanı (ilkbahar) ve yenilgileri (Ey­ lül). Osmanlıların Kuzey Anadolu’da Amasya bölgesine müdahalesi. John’un gelmesi. DR. Osmanlıların Serez’e girmesi (19 Eylül). 1375-80 1 3 79 Osmanlıların. Anadolu’da Osmanlılara karşı ayaklanmaların baş­ laması. John Palaeologun. 1363-5 1364 1366 Osmanlıların Güney Bulgaristan’ın ve Trakya’daki fetihleri. Murad’ın tahta çıkması. Karamanoğullarına karşı zafer kazanılması. Süleyman Paşa’nın Tzçimpe’y i alması. 1369 1371 1373 V. Saray Dükü VI.D. Pelekanon (Maltepe)’da Orhan Bey'in III. Bizans'da iç savaşın çıkması. Germiyanoğulları ve Hamidili Bey­ likleri topraklarının bir kısmını ilhak etmesi. Bizanslılarla Bulgarlar arasında savaş. OSM A N LI I SİYASET . Menteşe Türklerinin 1355 1357 1359 1361 1362 Stefan Duşan'm ölümü (20 Aralık). Andronikus’a karşı zaferi. Osmanlıların Sofya’yı fethi. Papa’mn Osmanlılara karşı haçlı seferi ilan etmesi. John Kantakuzen’in kızı Theodara ile evlenmesi. Osmanlıların Selanik’i fethi. kurulması. Adronikos’un. Osmanlıların İznik'i fethi. Osmanlılar ve Cenevizlilerin desteği ile İstanbul’a gelmesi. Haçlıların İzmir Kalesini ele geçirmesi. V. I.B. Sırp İmpara­ torluğumun parçalanması. John Palaeologun tahta çıkması\ John Kantakuzen’in tahttan inmesi. Orhan Bey’in ölümü. VI. 1353-6 1354 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. Osman Ga­ zi’nin ölümü ve Orhan Gazi’nin tahta çıkması. Şehzade Süleyman’nın ölümü. Bizans’da iç savaş. İran’da Moğol İmparatorluğu’nun sonu. Çirmen'de. Osman Gazi’nin Koyunhisar Zaferi. Karesi ve Osmanlı Beyliklerinin 1269 1301 1304 manlarını istilası. Murad’m Edirneyi fethi. Osmanlıların N iş’e girmesi. Um ur Bey’in son Balkan seferi. Mesut’un ölümü. Çorlu ve Dimetoka nın fethi. son Sel­ çuklu Sultanı II. V. Orhan Bey’in. 1376 IV. BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 1261-1310 Batı Anadolu'da Menteşe. Bizans Hizmetindeki Katalanların Türklere karşı BizanslIlara yardım etmesi. Saruhan. Karesi Beyliğinin Osm anlılar tarafından ilhakı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Sırp Prens­ leri Vukasin ve U gljesayz karşı zaferi (26 Eylül). Filibe’nin fetihi. Amadeo’nun Gelibolu’yu ele geçirmesi. Saruhan Türklerinin Manisa’yı fethetmesi. 1380-81 1383 1385 1386 1387 Cenevizlilerle Venedikliler arasında savaş. John’un Roma’ya gelmesi. Menteşe Türklerinin K arta'da bulunan Bizans li­ Efes’i fethetmesi. Adronikos’un Geli­ bolu’yu Osmanlı’ya terketmesi.

Mircea'ya karşı sefer düzenlenmesi. Murad’ın Bursa’ya gelme­ si (Mayıs) Mustafa’nın Rumeli’yi kontrolü altına alması. Bayezid’in oğlu Mustafa’nın Rumeli’ye girmesi. I. Boşnak ve Bulgar ittifakı. Argesh Sava­ şı (17 Mayıs). I. I. 1394-1402 Osmanlıların İstanbul’u kuşatması. 1406 1410 I. Venedik ile an­ laşmazlık. I. Osmanlıların Güvercinlik’e girmesi. Süleymanla Hıristiyan devletleri arasındaki anlaşmalar. 1414 1415 I. Eflak’ın Osmanlılara bağlı bir eya­ let haline gelmesi. Osmanlıların Ploşnik’te yenilmesi (27 Ağustos). 1423 II. 1428 1429 1430 1432-3 n SİYASET Karamanoğullarmm Hamidili’yi alması. Karamanoğullarmm yenilmesi. I. Sigismundün. Palaeologus’un Avrupa’ya girmesi. Bayezid’in tahta geçmesi. Süleyman Çelebinin Rum eli’de Musa Çelebiyi OSM A N H . 1422 Mustafa’nın Ulubat’dan geri çekilmesi ve Edir­ ne’de idam edilmesi (Ocak). Timur’un Anadolu Beyliklerini tekrar can­ landırması. Osmanlılarla Macarlar arasında barış. Macaristan ve Bizans ittifakı. Şah R uh u n Azerbaycan’a girmesi. Palaeologi’nin Ana­ dolu’da Bayezid’in ordusunda yer alması. Osmanlılara karşı Ve­ nedik. İzmir’in ve di­ ğer Ege şehirlerinin alınması (Yaz). OsmanlıVenedik Savaşı. Yergöğ’iin alın­ Bayezid’in Macaristan ve Eflak seferi. Yıldırım Bayezıd'in Edirne'deki oğlu Süleyman Çelebi. M ora’ya akınlar yap­ maları. kardeşi Mus­ tafa’nın Anadolu’da isyan çıkarması. 1398 Vidin Bulgar Prensliğinin ve K adı Burhanettin Ahmed Beyliğinin alınması. Mehmed’in Karamanı alması (Sonbahar). Sivas Sultanı Kadı Burhanettin karşısında geri çekilinmesi. Güney Arnavutluk'ta isyan çıkması. II. 1394 1395 Osmanlıların Teselya’y ı fethi. I. Osmanlıların Antalya ve Alanya’ya girmesi. nu yok etmesi (29 Mayıs). Selanik’in Bizanslılara geçm esi (Ekim). 1416 I. Osmanlıların Selanik’i (29 Mart) ve lyonya’yı alması. Mehmed ile Manuel arasında Musa’ya karşı itti­ fak anlaşması yapılması (Temmuz). Usküp’ün alınması ve Kuzey Arnavutluk’a akınlar ya­ Bursa’yı pılması. Ankara Savaşı (28 Temmuz): Timur’un İzmir’i Hospitallers’dan alması (Aralık). Sa­ ruhan. Mehmed’in Konya’yı kuşatması ve Ham idili’yi yeniden ele geçirmesi. Osmanlılarla Bizanslılar arasında barış anlaşması. I. II. Yergöğii alması. Bayezid’in Batı Anadolu ve Menteşe. Ti­ m ur’un Sivas’ı yağmalaması (10 Ağustos). Yıldırım Bayezit’in Anadolu’ya dönmesi ve Kara­ manı topraklarına katma. 1411 1412 1413 Musa Çelebinin Süleyman Çelebiyi yenmesi (Şu­ bat) ve İstanbul’u kuşatması (Yaz). Bayezid’in. Bursa’daki oğlu İsa Çelebi ve Amasya’daki oğlu I. Pietro Lorendano'mın Gelibolu’daki Osmanlı filosu­ Bulgaristan’ı alması (Sonbahar). Mehmed ile Süleyman Çelebi arasındaki savaş. Mehmed’in Candaroğulları topraklarını alması. Mehmed’in Batı Anadolu seferi. İzmir'in Osmanh topraklarına katılması. Aydın. 1423-30 1424 1425 1427 Selanik’in Venedik kontrolüne girmesi. Sırp Prensi Stephen L azarevifın Ölümü (19 Temmuz). Yıldırım Bayezit’in Erzincan’a girmesi. Murad’ın İstan­ bul’u kuşatması (2 Haziran-6 Eylül). M ircea’nın Silistre ve Deliorman’ı istilası (Sonbahar). 1392 OsmanlI’ların Kastamonu ve Amasya’ya girmesi. Osmanlıların Kuzey yenmesi (15 Haziran ve 11 Temmuz). Mehmed’in Sofya yakınlarında Musa’yı yenilgi­ ye uğratması (5 Temmuz). I. Mehmed’in ölümü. Mehmed’in Canik seferi. Turahan Bey’in Mora’ya girmesi (Mayıs). Mehmed’in ülkede birliği sağlaması. 1396 1397 İzmit Savaşı (25 Eylül). ması 1421 I. Yıldırım Bayezid’in Akşehir’de intihar etmesi (8 Mart). Bulgaristan Kralı Sisman’ın idam edilmesi (3 Haziran). Palaeologi’de dahil olmak üzere Verria' da huzuruna çağırması.1388 Sırp. Şeyh Bedreddin isyanı (Yaz) ve Şeyh Bedreddin’in idamı (18 Aralık). 1417 1418 1419 I. 1393 Bayezid’in Balkanlara geri dönmesi ve Bulgaris­ tan’ın Tuna kesimlerini ilhakı. Marıuel II. 1399 1400 1401 1402 1403 Fırat vadisindeki Memlûk şehirlerinden Malatya ve Elbistan’ın alınması. Macarların Belgrad’ı alması. 1389 1389-90 1390 1391 Kosova Savaşı (15 Haziran). Candaroğulları ve Karamanoğullarmm hakimiyet altına alınması. Mehmed arasındaki taht kav­ gası. Balkanlar'a kendisine bağlı bütün prensleri. Kırşe­ hir ve Niğde’yi topraklarına katması. Murad’ın Mustafa’yı yenmesi. Germiyan ve Hamidili Beyliklerini fethi. Karamanoğullan’nın kuşatması. Menteşe ve Teke’nin yeniden alınması.

1473 1474 1475 1476 Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos). Kosova Savaşı (17-19 Ekim). John H unyadi’nin Boğdan’da Osmanlıları yenmesi. Otranto'da Osmanlı kuvvetlerinin esir düşmesi (11 Eylül). 1469-74 1469 1470 1471 Karamanoğuları Beyliği’nin bertaraf edilmesi. İskender Bey’in ölümü (17 Ocak). Papa II. Şah Ruh’un Anadolu’ya girmesi. Uzun Hasan’ın ölümü (6 Ocak). 1457 1458 İskender Bey’in Albulena zaferi. II.1434 1435 1437 1439 Eflak. 1477 1478 Mehmed’in Moldovya seferi (Yaz) ve Corvin’t karşı düzenlediği sefer (Kış). Mahmut Paşanın Sırbistan seferi. Murad’ın ölümü (3 Şubat). 1462 1463 II. Bayezid’in tah­ ta cülusu (20 Mayıs). 1452 1453 1454 Boğaza hakim olmak için Rumeli H isarının inşası (Ocak-Ağustos). 1440 1441-42 1443 Belgrad kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması. Yergögii’nün yeniden alınması. D ulkad irli Şehsuvar’m Osmanlılara sığınması. Venediklilerin Enez ve Yeni Foça’y z saldırıları. Venediklilerin M ora’yı kont­ rolleri altına almaları. Mehmed’in Bosna’yı al­ ması. Pius’un Haçlı Seferi ilan etmesi. Karaman’da iç savaş çıkması. Arnavutluk’da Işkodra’mn kuşatılması. 1446 1448 1449 1450 1451 II. Kupa ve Taman’m fethi. Papa 11. Bizanslılara savaş açılması. Beylerbeyi Süleyman’ın İnebahtı’yı kuşatması. Saint Jean Şövalyeleri ve Alanya Emirliği ittifakının kurulması. Elbasan Kalesinin inşası. Mehmed’in Karaman'ı alması (Yaz). II. Murad’ın Semendre’yi alması. 1464 Osmanlıların Mora’yı yeniden alması (İlkbahar). II. kez tahta çıkışı. II. Kuzey Arnavutluk’ta İskender Bey’in ayaklanması. Candaroğulları Beyliği’nin ve Trabzon Rum İmpa­ ratorluğumun alınması. Osmanlıların Vriul'ı ye akm etmesi. Mehmed'in Yayça’yı kuşatması. Amasra’nın fet­ hi. 1444 Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan arasında barış (Edirne. Mehmed’in İskender Bey’e karşı seferi. Osmanlı akıncılarının Venedik önlerine gelmesi. Ve­ nedik. Kıbrıs Krallığı. Osmanlı donanmasının Karadeniz’e inmesi. II. II. Mehmed’e bırakması. Murad’ın Boğdan seferi. Mehmed’in cülusu (18 Şubat). Venediklilerle savaş. Türkmen aşiretlerinin Toros dağlarındaki direnişi. II. İzladi Savaşı 1466 1467 1468 (25 Aralık). Murad’ın İskender Bey’e karşı 2. II. Osmanlılarla Karamanlılar arasında barış (Yenişehir. II. Karamanoğlu İbrahim’in ölü­ mü. Bayezid’le Cem arasında Ye­ nişehir Savaşı (20 Haziran). Bosna K ra llığ ı’n m Osmanlılar tarafından haraca bağlanması. 1472 Uzun Haşanın Tokat’ı yağmalaması. Mora’nın alınması. Mehmed’in Arnavutluk’ta İşkodra’yı kuşatması. II. II. Sırbistan’ın ba­ ğımsızlığının sona ermesi. A napa. . Venediklilerle barış (18 Nisan). Arnavutluk’ta Kruya (Akçahisar)' nin teslim alınması (6 Haziran). II. Karadeniz civarındaki Ceneviz sömürgelerinin haraca bağlanması. Eflak seferi. İstanbul’un kuşatılması (6 Nisan-29 Mayıs). Mehmed’in İskender Bey'e karşı sefer düzenle­ mesi. Kırım ’daki Ceneviz sömürgelerinin alınması. John H unyadi'm n Balkanları istilası. Seferi. Osmanlıların Boğdan’a akın etmesi. II. II. Osmanlıların Boğ­ dan ve Macaristan’a akm etmesi. seferi. Mehmed’in ölümü (3 Mayıs). Mesih Paşanın Rodos kuşatması. 1479 Venediklilerle barış (25 Ocak). Mahmut Pa­ şanın Limni’ye girmesi (Eylül). Ağustos). Bir Akkoyunlu-Karamanlı ordusunun Karaman’ı istilası. Murad’ın tahtını oğlu II. II. Şehsuvar’m Memlüklüler tarafından öldürülmesi. Osmanlıların Belgrad kuşatmasının başarısız ol­ ması. Macaristan kralının Yayça’ya girmesi (16 Aralık). Mehmed’in Karamanlı seferi (Mayıs-Haziran). Pius’un ölümü (15 Ağustos). Mehmed’in Sır­ bistan seferi. Venedik (10 Eylül) ve Macaristanla (20 Kasım) barışın yeniden sağlanması. Mehmed’in Eğriboz’u alması (11 Temmuz). Ahmet Paşanın Otranto’ya girmesi. II. 1455 1456 Osmanlıların M oldovya’y ı haraca bağlaması (5 Ekim) II. Trabzon Rum İm paratorluğunun haraca bağ­ lanması. Metyas Corvin’in Sabaas’ı alması (15 Şubat). Murad’ın İskender Bey’e karşı seferi. Mehmed'in Sırbistan’a 2. Varna Savaşı (10 Kasım). 12 Haziran). Sırbistan’ın yeniden dirilmesi. II. Pera’m a alınması. 1459 1460 1461 II. II. Mehmed'in Mora’ya girmesi 1480 1481 Semendre’nin alınması (Haziran). Murad’ın 2. Sigism un dun ölümü. II. Murad’m Ham idili’yi yeniden alması. Sırbistan ve Bosna’da Osmanlı-Macar rekabeti. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Osmanlılara karşı. Mehmed'in Eflak’ı alması (Yaz). II.

1538 I. Andre Dorya’nın K oronu alması (8 Ağustos). Süley­ man’ın Viyana’yı kuşatması (26 Eylül-16 Ekim). İran’da Şah İsmail’in başa geçmesi. II. Cem’in ölümü (25 Şubat). Dulkadiroğulları hanedanının sonu. Doğu Anadolu’nun Osmanlılara verilmesi. Bayezid’in ölümü (26 Mayıs). Selim'in Çaldıran’da Şah İsmail’i yenmesi (23 Ağustos). I. İbrahim Paşa'nm Mısır’a girmesi (24 M art-l4 Ha­ ziran). Cem’in Rodoslularla savaşması (26 Temmuz). Polonyalı Albert’in M oldavya ’yı istilası. V. Zapolyai Yanos’un Macaristan tahtına oturması (10 Kasım). 1484 1484-91 1495 1496 1497-99 1499 1500 II. Kemah’ın alınması (19 Mayıs). Polonya ile savaş. Osmanlıların A pulia seferi (Temmuz). 1543 Fransa ve Osmanlı müttefik donanmalarının Nis’i alması(20 Ağustos). 1520 1521 1522 I. Selim’in Memlükleri Mercidabık’da yenilgiye uğratması (24 Ağustos). 1512-1513 I. Kuzeydoğu Anadolu’da ayaklan­ ma. Mısır Memlükleriyle savaş. Venedik’le barış anlaşması (10 Ağustos). I. Macarların Osmanlılara karşı savaş açması. Süleyman’ın Ferdinand’a karşı İstabur (Macaris­ tan) seferi. 1540 Venedikliler ile barış (2 Ekim). 1527 1529 Avusturya Kralı Ferdinand’ın Buda’y a girmesi. Şah İsmail’in Dulkadirli Beyliği’ne karşı Osmanlı toprakları üzerinden saldırıya geçmesi. 1545 SİYASET I. II. Belgrad’ın Fethi (29 Ağustos). Süleyman'ın Buda’y a girmesi (2 Ey­ lül). I. Koron’un alınması (12 Ey­ lül). Macaristan’ın Osmanlı topraklarına katılması. G ilan Sultanının Osmanlı İmparatorluluğu’na bağlılığını açıklama­ sı. Yeniçerilerin baş kaldırması (Şubat). G ü n sü n alınması (28 Ağustos). I. Teke d e Şah İsmailin şiî yandaşlarının isyanı (Mart). Bayezid’le Saint-Jean şövalyeleri arasında Cem’le ilgili olarak anlaşma yapılması (Eylül). V. Suriye’de Canberdi Gazalinin isyanının bastırılması ve idamı (Şubat). I. Peşte. Süley­ man’ın Buda’ya girmesi (10 Eylül). Gedik Ah­ met Paşanın öldürülmesi (Kasım). I. Süleyman’ın Bağdat’a girmesi. Süleyman’ın Buda’yı alması (8 Eylül). Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş. (14 Eylül). 1541 I. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (8 Ocak). Barbaros Hayrettin’in Tu­ nus’u alması (Ağustos). Mekke Şerifi’nin Yavuz’a itaatini bildirmesi (17 Ocak). Venedikliler ile savaşın başlaması. Valpo. İnebahtı’nın fethi. 1512 I. I. Şah İsmail’in Bağdat'a girmesi. Zapolyai’nin ölümü. 1531 AvusturyalIların Buda’yı kuşatm ası (Aralık). 1514 1515 I. Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (1 Ekim). Süleyman’la Ferdinand arasında mütareke (Kapi- . Selim’in Halep’t girmesi.Gran’ın alınması.o 1482 Cem ve Karamanlı Kasım’ın Anadolu’ya girmesi. Toman Bay’ın Kahire’de direnişi. Kanuni Sultan Süley­ man’ın tahta cülusu (30 Eylül). Güney M oldavya’nın Osmanlı topraklarına katılması (4 Ekim). Osmanlıların K aradağ’a girmesi. Süleyman’ın M oldavya’ya girmesi (Yaz). I. 1539 Kastelnova’n m fethi (10 Ağustos). Polonya-Macar ittifakı. Şıklos. Preveze Deniz Zaferi (29 Eylül). Süleyman’ın Tebriz’e dönmesi (İlkbahar). Süleyman’ın Avusturya seferi. Süleyman’ın Arnavutluk'a girmesi. 1533 Avusturya Kralı Ferdinand ile barış yapılması (22 Haziran). 1524 1525 1526 Mısır’da Ahmet Paşanın isyanı(Ocak). Avus­ turyalIların Buda’yı kuşatması. Charles (Şarl)’ın Tunus’a girmesi (21 Temmuz). I. 1517 Ridaniye Savaşı (22 Ocak). Selim’in kardeşlerini yenmesi ve öldürtmesi ve Anadolu'daki Şah İsmail yandaşlarının isyanlarını bastırması. Karamanoğullarımn Toros dağlarında isyan etmesi. Zapoly a i’nin B uda’da taç giymesi. Bayezid’in M oldavya seferi. Barbaros Hayrettin’in Osmanlı donan­ masının başına geçmesi. Rodos’un fethi (21 Ocak). İran’la savaş (Ağustos). Dulkadiroğulları Beyliğinin fethi (Haziran). Şarl’ın Cezayir’e gelmesi (20 Ekim). Süleyman’ın Macaristan'a girmesi. Süleyman Paşa’nın Diu önlerine gelmesi (4 Eylül). 1534 Tebriz’in fethi (13 Temmuz). 1532 I. Selim’in vefatı (21 Eylül). Osmanlıların Navarin deniz zaferi (12 Ağustos). I. Mohaç Meydan Muharebesi (29 Ağustos). 1535 1536 1537 I. I. Korfu adasının kuşatılması (25 Ağus­ tos). M alvasia ve Anabolu ’nun ele geçirilmesi. Selim’in babasını tahttan feragat etmeğe zorla­ ması (24 Nisan). 1544 Vişegrad’m fethi. 1516 Diyarbakır’ın fethi (Nisan). 1499-1503 Venedik ile savaş. K ili ve A kkerm an ın Osmanlı topraklarına katılması. İbra­ him Paşa’nm idam edilmesi (5 Mart). 1503 1504 1507 1511 1523 İbrahim Paşanın Veziriazam olması.

Lefkoşa Kuşatması. Uluç Ali’nin Tunus’u al­ ması (Ocak). Rusya’nın A straban’ı işgali. 1560 İspanyolların Cerbe’y t girmesi. Hürm üz ’de Osmanlıların Portekizliler karşısında bozguna uğraması. Kıbrıs seferi. Şirvan ve Derbent’in Osmanlı topraklarına katılması. Malta’nın kuşatılması (20 Mayıs-11 Eylül). Sinan Paşanın Macaristan'a girmesi. Gür­ cistan. Lala Mustafa Paşa’nm Ç ıld ır zaferi (10 Ağustos). Venedikliler ve Fransa Krallığı arasında barış antlaşması yapılması (1 Ağustos).tülasyonlar) verilmesi. 15 7 9 Persler’in karşı saldırısı. 1598 AvusturyalIların Raab’1 (29 Mart) ve Veszprem’i al­ ması. Beckerek. 1552 Temeşvar’ın (Temmuz) ve B a n a t’ıs k ı diğer şehirle­ rin alınması. II. Avusturya İmparatoru ile barış (17 Şubat). İran ile savaşların başlaması (İlkbahar). Sinan Paşa’nın inzivaya çekilmesi (Ekim). 1570 1571 Çar ile barış görüşmeleri. 1548 Ağustos). Selim ’in tahta cülusu (24 Eylül). 1567 1568 1569 Yemen’d e Zeydiyye ve M ukattar isyanı. 1573 1574 1577 1578 Venedik ile barış anlaşması yapılması (7 Mart). oğlu Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi. Turgut larm Polonya tahtı için Henry’i desteklemesi. Kaptan-ı Derya Pi15 8 7 1583 1582 Osmanlıların Kur Nehri civarında bozguna uğra­ ması. Mehmed’in Macaristan seferi. Ç anad ve Lippa 'nın fethi. Eflak. Anadolu’da Celali Ayaklanmaları. I. Van’ın alınması (25 Reis’in Tripoliyi alması (14 Ağustos). İmparatorla barı­ şın yenilenmesi (29 Kasım). Sinan Paşa’nm Tunus'u fethi (24 Ağustos). 1553 1554 1555 1556 1556-9 1559 İran ile savaş. 1585 Özdemiroğlu Osman Paşanın Tebriz’i alması (Ey­ lül). İstanbul’da sipahilerin isyanı (27 Ocak). Süleyman’ın İran seferi. Veszprem’in alınması (13 Ekim). Eflak Voyvodası M ih ail’ıa isyanı Habsburgs. AvusturyalIların Stuhlmeissenburg ve Vişegrad’a girmesi (8 Eylül). İran’la barış yapılması (21 Mart). Avusturya kralı Don John’un Tunus'u alması (Ekim). II. I. Sisak’ta Osmanlıların zaferi (20 Haziran). Se­ lim'in ölümü (12 Aralık) Avusturya imparatoru ile barışın yenilenmesi (1 Ocak). Rusların Kazan’ı iş­ gali. 1596 III. Süleyman’ın İran seferi. Varad . Ko­ zakların A zo v ’a saldırması. Osmanlılara karşı kutsal ittifakın kurulması (20 Mayıs). Osmanlıların Ruslara karşı yaptığı sefer. Murad’ın ölümü (16 Ocak). Boğdan ve Erdel Beyliği arasında 1595 Osmanlı karşıtı ittifak kurulması (Ocak). İmparator ile barışın yenilenmesi (3 Ekim). Eflak Bey’i M ib a il’m İz­ 1572 Devlet Giray’ın Moskova'yı istila etmesi. 1547 Osmanlılarla Habsburgslar. 1561 1562 1565 1566 Şehzade Bayezid’in idam edilmesi (25 Eylül). Mezökeresztes Savaşı (26 Ekim). Fas’da A lk a za r (Ksaru 1-Kebir) Savaşı (4 Ağustos). I. İnebabtı Savaşı (7 Ekim). III. Amasya'da İran ile barışın yapılması (29 Mayıs). Süleyman’ın İstanbul’a dönmesi (12 Aralık). Süleyman’ın oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgası (Mayıs). Süleyman’ın Karaman Ereğlisi’ne girmesi. B uda’yı kuşatması. Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın öldürülme­ si. girmesi. Mehmed’in tahta çık­ ması (27 Ocak). Osmanlıların E rlau ’da yenilmesi (Ekim). Zigetvar önlerinde I. Don-Volga kanalı projesi ve A strahan’m kuşatılması (Ey­ lül). İmparator Ferdinand ile barış yapılması (1 Tem­ muz). I. Macaristan’da AvusturyalIlara karşı savaşın devam etmesi. İstanbul’da Yeniçeri isyanı (3 Nisan). OsmanlıO S M A N II g j g j SİYASET . Osmanlıların Magosa ’yı fethi (1 Ağustos). Süleyman’ın ölümü (6 Eylül). Beştepe'de Özdemiroğlu Osman Paşa’m n zaferi (6 Haziran). Zigetvar Kuşatması (5 Ağustos-7 Eylül). Yeniçeri isyanı ve yönetimde yapılan değişiklikler. Nahçıvan ve Erivan’ın fethi (Yaz). Avusturya ile savaş (Sonbahar). 1588 1589 1590 1591-92 1593 Osmanlıların Karabağ’ı fethi. yale Paşa’nm Cerbe’yi alması (31 Temmuz). Sinan Pa­ şa’nm başvezir olması. Süleymaniye Camii’nin ibadete açılması (16 Ağustos). E flak Bey’i M ichael'm Dobrudja’yz. Bayezid’in İran’a sığınması (Kasım). E rlau’nun alın­ ması (23 Eylül). Osmanlıların (Transilvanya) Boğdan’a girmesi. III. S a k ız’ın alınması 1594 Sinan Paşanın R aab’ı alması. 1549 1551 Gürcistan’da fetihler. Papa. ' I. Büyük Abbas'm İran’da şahlığını ilan etmesi. Sinan Paşa’nm Eflak’a girmesi(Ağustos).

Osmanlıların Bocskai’y i Macar Kralı ilan etmeleri. K arayazım ıın Urfa kuşatması(Temmuz). Mehmed’in ölümü (22 Aralık). Davut Paşa sadrazam. 1602 Arşidük Matyas’ın Buda’yı kuşatması (Sonbahar). Canibek Giray Han (31 Mayıs). Şah Abbas’ın Tebriz’i alması (21 Ekim). 1616 İskender Paşa’nın Boğdan’da başarılı seferi (17 N i­ san). Eflak Bey’i M ih a il’in ölümü (19 Ağustos). İran’a sefer. Halil Paşa sadrazam. Murad’ın cülusu (10 Eylül). Erdel’de Bathory Gabor prens: Osmanlı egemenli­ ğinin iadesi (1 Temmuz). 1617 1618 I. Sad­ razam Kemankeş Ali Paşa’nın idamı (3 Nisan). ordu Bağdad önünden çekilir (3 Temmuz). Şirvan ve Kars’ı fethi. kardeşi I. 1623 Anadolu’da paşalar isyanı (Mart). Karadaniz’de Kazakların yenilgisi (Ekim). Osm anlıların G ran ’ı alması. Arşi­ dük Matyas’ın Buda’yı kuşatması. Van’a saldı­ ran İranlı kuvvetlerin püskürtülmesi (15 Ekim). Hüsrev’in azli. Halil Paşa sadrazam (1 Ara­ lık). Osman’ın katli (20 Mayıs). 1629 1630 1631 1632 1628 1627 1610 1626 _ah Abbas Bağdad önünde (29 Mart). 1603 1604 Şah Abbas’ın Erivan. Ruslara karşı işbirliği. Kazakların Boğaziçi’nde Yeniköyü yağ­ malamaları (20 Temmuz). I. 1599 Avusturya ile barış görüşmeleri. Anadolu’da Abaza Mehmed isyanı sürü­ yor. Hâfız Ahmed’in Saray’a saldıran yeniçeri zorba­ ları tarafından katli (10 Şubat). Zaporg Kazak­ larının akınları. 1608 1609 Celâlî Kalender-oğlu’nun yenilgisi (5 Ağustos). Hâfız Ahmed sadrazam (25 Ekim). Halil Paşa sadrazam (1 Aralık). Abaza’nın teslim olması (22 Eylül). Abaza Mehmed Paşa İsyanı (17 Kasım). Murad’ın devlet işlerini eli­ ne alması (8 Haziran). kahvehanelerin kapatılması. 7 . Ahm et’in tahta geçmesi (23 Aralık). Erzurum’da üslenen Abaza’nın neticesiz kuşatıl­ ması (15 Ekim-25 Kasım). Sultanahmed Camii'nin açılışı. H otin tes­ lim olunacak. Hüsrev’in Bağdad seferi (10 Haziran-14 Kasım).m it’e saldırısı. Ashaba küfür edilmeye­ cek. yeniçeri ayaklanması (18 Mayıs). İran ile barış andlaşması (20 Kasım): Sınırlarda statükonun saklanması. Sultanahmed Camii temelinin atılması. Zitva-Torok’da Osmanlılarla AvusturyalIlar arasın­ 1605 1606 1607 da barış anlaşması yapılması Vezirazam Kuyucu Mehmed Paşa’nın Anadolu’da Celâlîleri ortadan kaldırmak için seferi. 1600 Osm anlıların Kanije’y i fethi (Eylül). Mustafa sultan (22 Kasım). 1613 1614 İçki yasağı. Kırım ’da Meh­ med Giray Han ve Şahin Giray’m azli. İran’a sefer. I. Osman’ın cülûsu (26 Şubat). 1620 İskender Paşa’nın Lehistan’da zaferleri (20 Eylül. 1625 Hâfız Ahmed Paşanın Bağdad seferi (Mayıs-Temmuz). İran’ın İngilizlere ilk kapitülasyonu (Temmuz). Zorbaların saraya baskını (12 Mart). Abaza Mehmed Paşa'nın yenilgisi (3 Eylül). donanmanın Malta’ya akını (8 Temmuz). 1611 1612 Kuyucu Murad Paşanın ölümü (5 Ağustos). Abaza’nın ikinci isyanı 1601 Ferdinand’ın Katıije önlerinde yenilmesi (18 Ka­ sım). Erivan kuşatması (11 Eylül). 1624 Bağdad ve Irak’ı Şah Abbas’ın istilâsı (Ocak). Kara Meh­ med Paşa sadrazam. E flak Bey'i M icbael’in Boğdan'a girmesi. Ahmed Paşa’nın azli. Osmanlı-Safevi barışı (26 Eylül): sınırlar aynı. K ı­ rım ’da Mehmed ve Şahin Giray’ın isyanı (MayısTemmuz). Osmanlı-Leh barışı (27 Eylül). Cennet oğlu isyanının bastırılması (Aralık). İran yılda 100 yük ipek verecek 1633 Büyük İstanbul yangını (2 Eylül). Hüsrev’in Erzurum kuşat­ ması (5 Eylül-22 Eylül). Arşidük Ekim) 1621 Lehistan seferi (29 Nisan). âsî Canbulat-oğlu Ali Paşa ve Ma’n-oğlu Fahrüddin’in yenil­ gisi (23 Ekim). Sultan Osman’ın tahttan indirilmesi ve I. barış (6 Ekim): Kazaklar akından alıkonacak. Hotin kuşatması. Kazakların boz­ guna uğratılması (1 Ekim). Balıkesir’de âsî İlyas Paşa’nın idâmı (Ağustos). Mustafa’nın tahttan indiril­ mesi ve IV. Bağdad’ı so­ nuçsuz kuşatma (5 Ekim-14 Kasım). Kazakların Sinop baskını (Ağustos). Tebriz yakınında Acı-Çay Savaşı (11 Kasım). Mustafa’nın tahttan indirilmesi ve II. IV. I. Hüsrev Paşa sadrazam (6 Nisan). Sipahilerin kan davası. 1622 Sultan Osman İstanbul’da (25 Ocak). Serâv’da Osmanlı bozgunu (10 Eylül). III. tütün yasağı (16 Eylül). Vezirazam Nasûh’un idâmı. İran’da Çemhal zaferi (14 Temmuz). Sipahilerin ayaklanması (Ocak). Ahmed’in ölümü (22 Kasım). Mustafa’nın ikinci kez tahta otur­ ması (19 Mayıs).

Bagdad’m teslim alınması (24 Aralık). 1657 Venedik donanmasına karşı zafer (10 Temmuz). 1655 1656 Ermeni Süleyman Paşa sadrazam (19 Ağustos). kalenin teslim alınma­ sı (24 Eylül). Eflak Voyvodası Mihnea’nın bozguna uğratılması (12 Kasım). Yeniçeri ağalar diktasının sonu (3 Eylül). Murad Teb­ riz’e giriyor (1 1 Eylül). Revan (Erivan) kuşatması (26 Temmuz). 1646 Venedikliler Bozca-Ada’yı işgal eder (7 Nisan). 1659 Anadolu valilerinin idâmı (16/17 Şubat). Revan’ın teslim olması (8 Ağustos). Çanakkale Boğazı açıklarında Venedik donanması­ na karşı zafer (16 Mayıs). 1658 Anadolu valilerinin Abaza Haşan önderliğinde is­ yanı (13 Kasım). sipahî zor­ balarını katliâmı. Girid serdarı Deli Hüseyin Pa­ şanın idâmı (29 Aralık). Kâtib Çelebi’nin ölümü (24 Eylül). Esnaf ayaklanması (21 Ağus­ tos). Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi. Murad Bağdad seferine çıkar (8 Mayıs). Kandiye kuşatmasının şiddetlendirilOSM ANU I mesi (29/30 Ağustos). içki yasağı (5 Ağustos). Köprülü’nün Erdel (Transilvanya) seferi (23 Haziran). Bağdad ku­ şatması (15 Kasım-24 Aralık). Murad'ın ölümü (8/9 Şubat). Uyvar kuşatması (17/18 Ağustos). Şeyhülislâm Yahya’nın ölümü (26-27 Şubat). 1641 1644 Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa’nın idamı (31 Ocak). Kandiye kuşatması (26 Mart). âsî Varvar Ali Paşa’nm idamı (20 Mayıs). IV. Gazi Deli Hüseyin Paşa’nin Resmo (Rethymnon) kuşatması ve fethi (6 Ekim-20 Ekim). Meh­ m ed’in cülusu (8 Ağustos). Sultan İbrahim'in kanını isteyen sipahi­ lerin Sultanahmet olayı. yeniçeri ocağı zorba ağala­ rı diktası (28 Ekim). IV. 1645 Girit Seferi (19 Nisan). Celâlî Kara Haydar'ın idâmı (12 Kasım). Murad'ın İran’a Revan seferi (10 Mart-27 Ara­ lık). İbrahim 'in idamı (18 Ağustos). 1652 1653 1654 Tarhoncu Ahmed Paşa sadrazam (20 Haziran). Azak Kalesi’nin Kazaklar eline düşmesi (5 Tem­ muz). Abaza Mehmed Paşanın idâmı (23/24 Ağustos). Limni’nin geri alın­ ması (15 Kasım). Girid’e erzak ve mühimmat gönderilmesi güçleşiyor. 1651 Ege’de Osmanlı donanmasını n Nakşa (Naxos) boz­ gunu (13 Haziran). Cinci H ocanın idamı (29 Ekim). Büyük İstanbul yangını (30/31 Ağustos). I. Ahmed Paşanın idâmı (21 Mart). Sultan-zâde (Mihrimah sultanın torunu Ayşe Ha­ run’un oğlu) Mehmet Paşa sadrazam (31 Ocak). Köprülü Mehmed Paşa geniş yet­ kilerle sadrazamlığa getirilir (15 Eylül). Venedik donanması Ça­ nakkale Boğazı’nı abluka altına alır (24 Mayıs). 16 6 1 1662 1663 Köprülü Mehmed Paşanın ölümü (29/30 Ekim). Ukrayna Kazak Hetmanı Boğdan Hmelnitsky’nin Osmanlı-Kırım hima­ yesini bırakıp Rus Çarının himayesi altına girme­ si. 1664 SİYASET AvusturyalIların Sigetvar kuşatması (25 Ocak). 1650 Venedik donanması tekrar Çanakkale Boğazı önünde (15 Mart). Kırım Hanı Mehmed Giray’m Ruslara karşı Konotop za­ feri (12 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (26/27 Haziran). Ye- . Deli Hüseyin Paşa sadrazam (28 Şubat). yolda Sakarya şeyhinin idamı (22 Haziran). Lehistan’la barış (Eylül). Yeniçerisipahî isyanı (Vak’a-i Vakvakiye) (4 Mart). Şeyhülislâm Ahî-zâde’nin idamı (7 Kasım). Doğu seferi (17 Şubat 1637-12 Haziran 1639). 1636 1637 Revan’ın İranlılara teslim olması (1 Nisan). IV. Varat’ın fethi (27 Ağustos). Rakoczy’nin kaçması (1 Ey­ lül). 1635 IV. 1634 Padişah’ın Lehistan seferi için Edirne’de ikâmeti (15 Nisan-27 Temmuz). Yeniçeri ağası Kara Murad sadrazam (21 Mayıs). Hanya’nın teslim alınması (19 Ağustos). Kösem Sultanın katli (2/3 Eylül). İbrahim'in tah­ ta çıkışı (9 Şubat). sipahî zorbalarından Gürcü N ebî isyanı (7 Temmuz). Bozcaada’yı Venedik işgali. 1638 IV. Kemeny Yanoş’a karşı zafer ve Erdel sorunu çözü­ me kavuşur (23 Ocak) Avusturya’ya karşı harp ilânı (12 Nisan). Köprülü Fazıl Ahmed sadrazam (30 Ekim). 1649 Lübnan Maronîleri üzerinde Fransız himayasi (28 Nisan). Erdel’de Szalonta bozgunu (3 Ekim).o sadrazam Mehmed Paşa’nın İran seferi (15 Ekim). Novigrad’ın fethi (3/4 Kasım). Büyük İstanbul yangı­ nı (24 Temmuz). 1660 AvusturyalIlarla işbirliğinde bulunan Rakoczy'ye karşı zafer. 1639 1640 İran'la Kasr-ı Şirin Andlaşması (17 Mayıs). 1647 1648 Kandiye kalesi ablukası (7 Temmuz). Erdel’de Osmanlı egemenliğinin yeni­ den yerleşmesi (23 Mayıs). Vene­ diklilerin Osmanlı donanmasını yoketmesi ve Ak­ deniz yolunun kesilmesi (26 Haziran). Bozcaada’nın geri alınması (31 Ağustos).

AvusturyalI­ lar Budin’i (2 Eylül). Avusturya orduları Budin önünde (15 Temmuz). Fazıl Ahmed’in Girid seferi (15 Mayıs). Mohaç’ta Osmanlı bozgunu (12 Ağustos). Niş bozgunu (24 Eylül). Büyük İstanbul yangını (5 Eylül). Ma­ caristan’da Batucina bozgunu (30 Ağustos). 1ĞĞ5 1666-1669 Topkapı Sarayı yangını (24 Temmuz). Salankamen Meydan Savaşı. Kameniçe kuşatması (18 Ağustos) ve teslim olması (27 Ağus­ tos). 1692 1693 Varat’m düşüşü (12 Haziran).ni camiin halka açılması (8 Şubat). Pa­ dişah Jorj Hm elnitsky’yi Hetman tayin eder. 1673 1674 Jan Sobieski’nin H otin zaferi (10 Kasım). Lehlilere karşı Bojan zaferi (10 Ekim). IV. 1678 Ukrayna-Rusya’ya karşı sefer ilânı. Kırım ordusunun Sobiesky’ye karşı Kameniçe önünde zaferi (14 Ağustos). Kaçanik kahramanı Selim Giray’ın Edirne’de Padi­ şah tarafından karşılanması (23 Şubat). Ciğerdelen (Parkany) zaferi (7 Ekim). Merzifonlu Kara Musta­ fa’nın Viyana üzerine yürümesi (27 Haziran). Venedik Navarin’i alır (15 Haziran). Fransız donanmasının Sakız’a saldırısı (24 Tem­ muz). Ruslar Çehrin önünden çekilir (14 Ey­ lül). Süleyman’ın cülûsu (8 Ka­ sım). Avus­ turya’ya harp ilânı (12 Ekim) 1683 IV. seferdeki Osmanlı ordusunun isyanı ve İstan­ bul üzerine yürümesi (5 Eylül). tüm müslümanların savaşa çağrılması (nefîr-i âm ilâm) (6 H a­ ziran). Köprülü Fazıl-Mustafa Paşa sadrazam (25 Ekim). II. Ahmed'in cülûsu (22 Haziran). Zaporog Kazakları (Ukray­ na) Osmanlı-Kırım himayesinde. Eğri kalesinin düşüşü (14 Ocak). Estorgon’un düşmesi (1 Kasım). 1675 1676 Lehliler’in ilbay (Lemberg) önünde başarısı (24 Ağustos). Girid adasını Osmanlıya bırakan OsmanlıVenedik barışı (5 Eylül 1669). Erdel ve Bosna’da kalelerin Avusturya ordusu tarafından iş­ gali. Merzifonlu Kara Mustafa sadrazam (4/5 Kasım). Venedik’in harp ilânı (15 Temmuz). Belgrad’ın ku­ şatmadan kurtarılması (12 Eylül). Fazıl Ahmed Paşa’nın ölümü (2/3 Kasım). Osmanlı’ya karşı Avusturya. SİYASET 1680 1681 Özü Nehri ağzında kale inşası. Kara Mustafa Paşanın ve Kırım Hanı’nın Çehrin Kalesi kuşatması (19 Temmuz) ve fethi (21 Ağustos). Sobiesky’nin Kameniçe önünden geri atılması (3 Ey­ lül). Mehmed Belgrad’da. ve tüm Macaristan’ı işgal ederler. Osmanlı kuvvetlerinin Ukray­ na’dan çekilişi. Vasvar Barışı (10 Ağustos). Kandiye kuşatması (18 Ağustos). Mehmed’in tahttan indirilmesi. Macaristan. Fazıl Ahmed Yeni-Kale’yi alır (30 Haziran). Belgrad’ın düşüşü (8 Eylül). Fazıl Mustafa’nın şehid düşmesi (19 Ağustos). Rusya ile Radzin barış andlaşması (11 Şubat). Serdar Hanya’da (3 Kasım 1666). Kanije’nin düşüşü (11 Temmuz). Pâdişâh Sofya’da (25 Haziran). 1677 Hetman Doroszenko’nun Ruslarla birleşmesi. Ordu’nun Bud in’de toplanması (22 Eylül). Venedik Hanya’yı kuşatır (18 Temmuz). Viyana kuşatması (14 Temmuz-31 Ağustos). Osmanlı O SM A N LI I f f J . Kandiya’nın teslim olması (27 Eylül 1669). Kral Sobiesky’nin Kameniçe önünde bozgunu (26 Eylül). 1672 Lehistan’a karşı harp ilânı (4 Haziran). Saint-Gotthard Meydan Savaşı (1 Ağustos). Thököly'nin Erdel Voyvodalığına getirilm esi (21 Ağustos). Şeytan İbrahim’le Sobiesky arasında savaş. Avlonya’nın geri alınması. Fazıl Mustafa Paşa’nın AvusturyalIlara karşı seferi (13 Temmuz). Mehmed’in Ukrayna seferi (16 Haziran). Sultan IV. 1691 Mısır Çarşısı yangını (1/2 Ocak). Kırım Hanı Selim Giray’ın Urkapı önünden Rus ordusunu ricata zorlaması (30 Mayıs). Bucaş Barış andlaşması (18 Ekim): Podolya’da Osmanlı egemenliği. II. Atina’nın Venediklilerce işgali (25 Eylül). Fethülislâm ve Orsova kalelerinin geri alınması (Temmuz). Lehistan arasında Papa takdisiyle Kutsal İttifak. Leh kıralı haraca bağlanmış. Belgrad’m geri alınması (8 Ekim). Budin Va­ lisi İbrahim’in idâmı (14 Eylül). Venedik. Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nin Orta-Macar’da Kaschau (Kaşa) kalesini fethi (15 Ağustos). Süleyman’ın ölümü ve II. 1690 1689 1688 1687 1685 1686 1684 1684 yenilgisi ve ricat (12 Eylül). Rus­ ya’ya harp ilânı. Preveze’nin düşüşü (28 Eylül). Kara Mustafa’nın idâmı (15 Aralık). Kazak Hetmanı Doroszenko’yi Ruslara karşı himaye. 1682 Emeric Thököly (Tökeli Imre)'nin Osmanlı himayesinde Orta Macar kıralı tayin edilmesi (9 Ocak). Zurawna barışı (27 Ekim): Podalya ve Ukrayna’da Osmanlı ege­ menliği. Kı­ rım Hanı Selim Giray ve Doroszenko Osmanlı or­ dusunda.

I. Rusya ile barış andlaşması (16 Nisan). İran Safevîlerinin sonu. Şeyhülislâm Feyzullah efendi’nin aşırı nüfuzu. 1727 1695 1696 1697 Azak kalesinin düşüşü (6 Ağustos). Doğu seferi. Topal Osman Paşa sadrazam (10 Eylül). Bender’de kalan İsveç kıralı Demir-Baş Şarl’ın memleketine gönderilmesi (19 Eylül). Ali Paşanın azli (12 Temmuz). -Mustafa’nın cülusu (6 Şubat). Nevahend’i geri alması (2 Temmuz). Kermanşah’ın Osmanlı tarafından işgali (15 Ekim). İran’da Kermanşah’ın geri alınma­ sı (30 Temmuz). G irit’te Suda Kalesi’nin fethi. Aya Mavra adası Venedik’e. Pâdişâh’ın Hilâ­ fet bölünmez cevabı (12 Mart). Rusların Kafkasya’da ilerleme­ leri. Mahmud’un cülûsu (1/2 Ekim). Kameniçe. şâir N edîm ’in ölümü (Aralık). Ahmed’in cülusu (22 Ağustos) Poltava’da Çar’a yenilen (3 Temmuz) İsveç Kralı Şarl’ın Osmanlılara sığınması. donanmanın Midilli açıklarında Zeytin-Burnu zaferi (18 Eylül). Ahmed’in ölümü. Osmanlı Devleti ve Rusya arasında İran’ın taksimi anlaşması (13-24 Haziran). Rusya'ya harp ilânı (16 Haziran). Naimâ’nın ölümü (Eylül). 1723 1719 Ağustos). Silâhdâr Ali Paşanın şehâdeti (5 O SM A N LI S1YASF . Osmanlı-İran ba­ rışı (17 Ekim). Tebriz (4 Aralık). Sakız adasının Venediklilere teslim olması (21 Ey­ lül). Zenta meydan savaşında bozgun (11 Eylül). Avusturya ile Pasarofca Barış Andlaşması (21 Temmuz). Temeşvar’m düşüşü (20 Ekim). Thököly İz­ m it’te verilen bir çiftliğe çekilir. Rus ordusunun Kırım ’a girip Bahçesaray’ı yakması. Kırım Hanı Feth Giray’ın Ruslara karşı zaferi (12 Ekim). Rami Mehmed Paşa sadrazam (24 Ocak). Bedesten yangını (3/4 Aralık). Büyük İstanbul depremi (25 Mayıs). Pâdişâhın Lugoş zaferi (22 Eylül). 1714 1715 Venedik’e karşı savaş ilânı (8 Aralık). Ahmed’in Şark seferi (3 Ağustos). 1709 1711 1712 1713 Çar Petro ile Pruth Savaşı (19-21 Temmuz). Rus Çarı Petro'nun Azak önünden ricatı (13 Ekim). Or­ du’nun isyanı (Edime vakası). Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam (18 Eylül). Belgrad’m düşüşü (18 Ağustos). Venedik donanmasına karşı Koyun-adaları’nda Mezemorta Hüseyin Paşa'nın deniz zaferi ve Sakız’ın geri alınması (18 Şubat). Revan Fethi (3 Ekim). Nevşehirli İbrahim sadrazam (9 Mayıs). Luristan'ın ilhakı (6 Eylül) Eşref Şah’ın Hilâfet iddiasıyla İran’daki Osmanlı fetihlerinin geri verilmesi isteği. Sultana ve Hana verilen peşkeşlerden vaz geçilmiştir. matbaanın kabulü­ ne karar. Hekim-oğlu Ali Paşa sadrazam (12 Mart) Nâdir Şah Bağdad önlerinde. Venedik eline geçen Ege adalarının fethi (Haziran). Lıppa (Lipva) fethi (2 Eylül). II. 1717 1718 II. 1729 1730 1700 1701 1702 Rusya ile İstanbul Barış Andlaşması (14 Temmuz). III. Barış koşullarının imzası (21 Temmuz). Amca-zâde’nin istifâsı (4 Eylül). 1698 1699 İran’la Hemedan barışı (4 Ekim). Ukrayna ve Podolya Lehistan’a bırakılmış. II. III. Varadin bozgunu. Hemedan Fethi (31 Ağustos). Banat Osmanlıya. 1737 Hekim-oğlu Ali Paşanın Rusya müttefiki Avus­ turya ordusunu Banyaluka’da yenilgiye uğratması (4 Ağustos). Avusturya. Pâdişah’ın Avusturya seferi (30 Haziran). İran'da fetihler: Urmiye (11 Ekim).1694 Varat’ın Avusturyalılarca kuşatılması (12 Eylül). Ahmed’in saltanattan çekilmesi. İbrahim Müte­ ferrika matbaasının açılması Büyük İstanbul yangını İran'da Nâdir Şah’ın ortaya çıkması. büyük İs­ tanbul yangını (16/17 Temmuz). Patrona Halil isyanının bastı­ rılması (15 Ekim). büyük İstan­ bul yangını (21/22 Temmuz). Patrona Halil isyanı (28 Eylül). Mustafa’nın tahttan indirilmesi. Mora ve Dalmaçya. Padişah’ın Olaş zaferi (27 Ağustos). Venedik ve Lehistan’la Karlofça Barış Andlaşması (26 Ocak): Macaristan ve Erdel-Avusturya’ya. Karlofça'da barış görüşmelerine başlanması (20 Ekim). Baltacı Mehmed Paşa sadrazam (18 Ağustos) 1703 1731 İstanbul’daki kalabalık Arnavutların çıkardığı kar­ gaşa (28 Ocak). Gence fethi (4 Eylül). 1725 1726 Tebriz fethi (3 Ağustos). 1716 Avuturya’ya karşı sefer açılması (24 Nisan). Topal Osman Pa­ şanın Bağdad zaferi (19 Temmuz). 1732 1733 1735 1736 Osmanlı-Safevî barışı (10 Ocak). Rus-Osmanlı barışının kesinleşmesi (24 Haziran). Gürcistan’da fetihler (Temmuz). III. 1724 Hoy Kalesi’nin fethi (6 Mayıs). Mora’da harekât (Ağustos).

II. Mustafa’nın cülûsu (30 Ekim). reformlar. Kars’ı kuşatması (9 Ekim). 1779 1755 İstanbul H alicinin donması. Abdülhamid’in cülûsu (21 Ocak). 1790 Osmanlı-Prusya ittifakı (31 Ocak). Bender’e saldırısı (Ağustos). Rus donanmasının Çeşme önünde Osmanlı donanmasınTyakması (6/7 Tem­ muz). Şebeş’te Avustur­ yalIlara karşı Osmanlı başarısı (21 Eylül). İstanbul ve Trakya’da deprem (29/30 Temmuz). Avusturya ve Rusya ile Belgrad barışı (18 Ey­ lül): Belgrad ve Kuzey Sırbistan’ın geri verilmesi. Küçük-Kaynarca’da Rusya ile barış im­ zalanması (21 Temmuz): Kırım Hanlığının ba­ ğımsızlığı tanınıyor. Safa Giray’m Rus generali Münich’i yenilgiye uğratması (8 Ağustos). Katerina Kırım ’da. I. III. ard-depremler. RusyaAvusturya arasında Osmanlı ülkesinin bölüşülme­ si görüşmeleri: Rus himayesinde Bizans’ın canlan­ dırılması. III. Şehzâde Selim’in doğumu (24 Aralık). Osman’ın ölü­ mü (29/30 Ekim). 1787 Rusya’ya harp ilânı. 1772 1773 Osmanlı Hisarcık (Krozka) Boğazı zaferi (22 Temmuz). Musul’u kuşat­ ması (27 Eylül). 1756 1757 Büyük İstanbul yangını. Büyük İstanbul yangı­ nı (27/28 Eylül). Kuzey Karadeniz ülkelerinin Rusya’ya ilhakı. Karadeniz'de Rus do­ nanması olmayacak. Fokşan bozgunu (1 Ağustos). Uzun-çarşı yangını (21/22 Ekim). Osmanlı-Rus barışı (7/18 Eylül). Kuzey Karadeniz’de Kerç. Kartal bozgunu (1 Ağustos). Turfaya kadar Karadeniz kıyıları 1771 Rus ordusunun K ırım ’ı istilâsı (24 Haziran).1738 Osmanlıların Avusturya ordusuna karşı Orsova za­ feri (15 Ağustos). Hotin zaferi (1 Mayıs ve 12 Ağus­ tos). Özü Kalesi’nin Ruslarca zaptı (17 Aralık). Nâdir Şah’ın saldırısı (29 Mayıs). Azak Rusya’ya bırakılıyor. Uluslararası dengede değişme. H otin geri verilecek. Musul tarafında başarılı ha­ rekât. Mora’da isyan ve bastırılması (9 Nisan). 1774 savunması (2 Ağustos). Azak bölgesi tarafsız bölge. Orsova bırakılıyor. 1760 1761 1763 1764 1765 1766 1768 1769 Lâleli Camii temelinin atılması (10 Nisan). Koca Ragıb Paşa'nın ölümü (7/8 Nisan). III. III. Ragıb Paşa sadrazam (11 Ocak). I. Kırım’ın Rus egemenliği altına düşmesi ve Hanlı­ ğın ortadan kalkması (9 Temmuz). Mısır’da Cin Ali Bey isyanı (1 Mayıs). Mahmud’un ölümü. Yerköyü’de Osmanlı zaferi (8 Haziran). 1770 Rus donanması Akdeniz’de. Os­ man'ın cülüsu (13 Aralık). Nâdir Şah’ın Kâgâverd zaferi (23 Ağustos). Muhsin-zâde Mehmed sadrazam (28 Mart). 1788 Avusturya’nın Osmanlı’ya karşı harp ilânı (9 Şu­ bat). Potemkin Akkerman’da (22 Eylül). Varna’da Rusların püskürtülmesi (20 Ekim). Abdülhamid’in ölümü (6/7 Nisan). Mustafa’nın ölümü. Rus asillerinin lC nm topraklarını yağmalaması. Lâleli Camii’nin açılışı (9 Nart). Büyük İstanbul depremi (22 Mayıs). Özü. büyük İstanbul yangım (27/28 Aralık). İsmail kalesinin düşüşü (22 Ara­ lık). Rus yanlısı Şahin Giray Han. 1791 Macin’in düşüşü (10 Temmuz). 1792 Rusya ile Yaş Andlaşması (9 Ocak): Kırım. Hıristiyan kiliseleri korunacak. Buza bozgunu. Dumbowitza’nın düşüşü (30 Ekim). Osmanlı-İsveç ittifakı (11 Tem­ muz). Nur-i Osmâniyye Camii’nin açı­ lışı (5 Aralık). III. Bulgaristan’ı Rus istilâsı. Bükreş barış toplantısı (9 Kasım). H otin’in Ruslar tarafından işgali (21 Eylül). Kırım Giray’ın Rusya'ya akım (31 Ocak). Halil Hâmid Paşa sadra­ zam (31 Aralık). Dalmaçya Avusturya’ya verilecek. ancak Hanlık Halîfe-Sultan ile dinî bağlarını koruyacak. 1789 I. AvusturyalIlar Belgrad’da (8 Ekim). Yenikale. Büyük İstanbul yangını. Silistre zafe­ ri (29 Haziran). Hekimoğlu Ali Paşa 3. Selim’in cülûsu (7 Nisan). Taman yarımadası. İsveç’in Rusya’ya harp ilânı. Rusya ile Kırım üzerinde Aynalı Kavak Tenkîhnamesi (21 Mart): Kırım’da Osmanlı ve Rus rekabe­ ti sonucu anarşi. Fransa’da Büyük Devrim. 1783 1782 İran’la savaş (2 Mayıs). Büyük İstanbul yangını (3/4 Şubat). Rusya seferi (27 Mart). İstanbul depremi (2/3 Eylül). Özü O SM A N LI J g j SİYASF . Tatarlar Rus topraklarına gir­ meyecek. Osmanlı-İran barışı (4 Eylül). Belgrad’ın geri alınması (1 Eylül). Rus­ ya’ya kapitülasyon ayrıcalıkları aynen tanınacak. Yerköyü zaferi (12 Eylül). Rus ge­ nerali Münich'in H otin’i teslim alması. Lehistan için Rusya’ya harp ilânı (8 Ekim). Avusturya ile Ziştovi barış andlaşması (4 Ağustos): Belgrad geri alı­ nıyor. kez sadrazam (15 Şubat). Kilia'nin Ruslarca iş­ gali (30 Ekim). 1775 1739 1742 1743 1744 1745 1746 1750 1752 1754 Hekim-oğlu Ali tekrar sadrazam (21 Nisan).

Yunan Devleti (15 Ağustos). Mehmed Ali Paşa’nın Su’ûdîlerden Medine’yi geri alması (2 Aralık). Cezâir-i Seb’a Cum huriyetinin Osmanlı himayesi altına konması (21 Mart) Fransızların Mısır’ı boşaltması anlaşması (27 H a­ ziran). 1813 Mekke’nin geri alınması. Rah­ maniye Savaşı (13 Temmuz). Nizâm-i Cedîd ordusu Üsküdar’da (2 Haziran). Galip Dede'nin ölümü (3 Ocak). Vahhabîler (Su’udîler) Hicaz’da (Nisan-Mayıs). Sırp isyanı: Belgrad’ın düşüşü (13 Aralık). Sırbis­ tan’ın özerkliği (29 Ağustos) Takvîm-i Vekâyi’in çıkması (1 Kasım). 1825 1826 1827 Mora isyanının bastırılması (24 Şubat). Padişah’ın Rumeli gezisi. Atina’nın zaptı (5 Haziran). Rumeli'de Dağlı eşkiyası. Ruscuk’un düşü­ şü (27 Eylül) Rusya ile Bükreş andlaşması (28 Mayıs). M ahmüd’un tahta çık­ ması (28 Temmuz). Vahhabîlerin Hicaz’dan çıkarılması (23 Ocak). 1820-1822 Tepedelenli Ali Paşaya karşı harekât. Rusya Memleketeyni (Eflak-Buğdan) boşaltacak Askerî reform: Nizâm-i Cedîd (24 Şubat). IV. Napolyon’un Mısırlılara Beyannâmesi (2 Temmuz). III. Avrupa m üttefik donanma­ sının Navarin'de Osmanlı donanmasını yakmaları (20 Ekim). Saray baskını. İngilizler’e Karadeniz'de ticaret serbestliği ta­ nınması (30 Ekim). IV. Sekban-Yeniçeri savaşı. İstanbul’da Patrik’in idâmı (22 Nisan). Mehmed Reşit Paşanın seraskerliği ve Mora’ya hareketi (13 Kasım). Ahıska. Ehramlar Savaşı (21 Temmuz). baskınlar (17 Kasım). Sekban-i Cedîd (14 Ekim). . Osmanlı-Rus ititfakı (24 Eylül). Missolonghi’nin zaptı (22/23 Nisan). Sultanın merkezî otoritesin yeniden kurulması. Osmanlı-İngiliz savunma anlaşması (5 Ocak). Osman-İngiliz barışı (5 Aralık). Sisam’ın özerkliği (10 Aralık). Sened-i İt­ tifak (29 Eylül). Alemdar’ın şehadeti (15 Ekim). Boğazların Rusya lehine 1808 Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’da. Yeni­ çeri isyanı. Fransa’nın Cezâyir’i işgali (5 Temmuz). Gürcistan’da Rus egemenliği tanınıyor. ilk buharlı gemi. İngiliz Donanması İstanbul önlerinde (20 Şubat). Anadolu’da Anapa. Mustafa’nın tahttan in­ dirilmesi (28 Temmuz). Napolyon Bonapart Mısır’da (2 Temmuz). Napolyon’un Akka önünde yenilgisi (18 Mart). Vahhabîlerin tüm Hicaz’ı ele geçirmeleri. N izam-i Cedîd’e karşı Kabakçı isyanı (25 Mayıs). Ahılkelek kaleleri Rusya’ya bırakılıyor. Sırp isyanının bastırılması. Selim’in tahttan indirilmesi (29 Mayıs). Rusya ile Akkerman Andlaşması (7 Ekim). Mısır’dan ayrılması (22 Ağus­ tos). Necd’de Vahhabî isyanı. Rus filosu Boğaz için’de (20 Şubat) Osmanlı-Rus savunma anlaşması: Hünkâr İskelesi (26 Haziran/8 Temmuz).Rusya’ya bırakılıyor. 1795 1797 1798 1799 1800 1801 1802 1803 1805 1806 1807 1830 Yunan bağımsız devletini Osmanlı Pâdişâhı tanır (24 Nisan). Hocapaşa yangını (2 Ağustos). Kara Yorgi Avusturya’ya kaçar (3 Ekim). 1823 1824 Osmanlı-İran Barışı (28 Temmuz). Yunan bağımsız­ lık ilânı (13 Ocak). Abukir’de Nelson Fransız donanmasını yok eder (1 Ağustos). 1833 1831 1832 1809 Osmanlı-İngiliz gizli savunma anlaşması (5 Ocak). Mora’da Yunan isyanı (12 Şubat). İskenderiyye’nin İngilizlere teslim olması (20 Mart). Poti. Fransa’ya harp ilânı (2 Ey­ lül). Mehmed Ali Paşa’nın Mısır valiliğine tayini (8 Temmuz). Büyük İstanbul yangını (16 Kasım). Mustafa’nın katli (15/16 Kasım). ağır harp tazminatı. Sakız isyanı ve bastırılması (23 M art-18 Nisan). Büyük İstanbul yangını (7/8 Temmuz). Alemdar sadrazam. Osmanlı-Fransız barış andlaşması (25 Haziran). Mısır or­ dusu Kütahya'da (2 Şubat). III. Rus­ ya’ya harp ilânı (22 Aralık). Osmanlı-Rus ateş-kesi (25 Ağustos). 1828 1829 Rusya ile savaş (26 Nisan). II. Rusya ile Edirne Andlaşması (14 Eylül): Tuna ağzı. Büyük İstanbul yangını (13 Eylül). 1810 1812 Cihâd-Ekber ilânı (25 Haziran). 1793 Ruslarla savaşın yeniden alevlenmesi (Kasım). “Kıyafet nizâmı” (3 Mart). Mısır’da Mehmed Ali’nin isyanı. Selim'in şehadeti. Konya Savaşı (21 Aralık). Mus­ tafa’nın cülûsu (29 Mayıs). Abu-khur (Abukir) za­ feri (25 Temmuz). Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Seyrüse­ fer anlaşması (7 Mayıs). 1821 Boğdan’da İpsilanti Rum ayaklanması ve Çar’ı ça­ ğırması (6 Mart). Mısır’dan İbrahim Paşanın Mora isyanım bastır­ maya çağrılması (1 Nisan). IV. İngilizler İskenderiye’yi boşaltır (14 Eylül). 1822 Tepedelenli’nin katli (24 Ocak). Vidin'de Pazvand-oğlu isyanı. 1815 Eyâletlerde âyânın temizlenmesine başlanması. İstan­ bul’da anarşi.

Paris barış andlaşması Kırım Savaşı’na son verir (30 Mart): Osmanlı ülkesinin bölün­ mezliği ve devletin bağımsızlığını İngiltere. Başvekâlet ihdâsı. Fran­ sa ve Avusturya’nın bir andlaşmaya bağlamaları (15 Nisan). İnglitere.9 Eylül 1855). olay uluslararası müdahalelere neden olur (5 Eylül). Fransa Osmanlı Devleti’ne askerî yardım taahhüt ederler (12 Mart). 1840 Mısır sorununu çözmek için büyük devletler ara­ sında Londra mukavelenamesi. Memleketyn (Eflak. 1841 1842 1843 1845 1846 Boğazlar Mukavelenamesi (13 Temmuz). 1861 1860 1859 1858 1856 1855 Ocak). müttefik kuvvetleri Yunanistan’da (5 Mayıs). ilk başvekil Mehmed Emin Ra­ uf Paşa (30 Mart). Abdülhamid'in doğumu (21 Eylül). Prens Mençikof’un İstanbul’a gelmesi. Encümen-i Daniş’in açılması (18 Temmuz). Koca Reşid Paşanın ölümü (7 Ocak). Lübnan bir Hıristiyan mutasarrıf idaresinde ba­ ğımsız bir sancak haline getirilir (9 Haziran). Memleketeyn sorunu. Balta-Limanı anlaşması (1 Mayıs). idâdî mekteplerinin kuru­ luşu. Kars’ın düşüşü (28 Ka­ sım). Traktir zaferi (16 Ağustos). Osmanlı-îngiliz ticareti üzerin­ de Balta Liman Anlaşması (16 Ağustos). Cidde’de Fransız ve İngiliz konsoloslarının katli (15 Tem­ muz). Abdülaziz’in cülûsu (25 Haziran). Mehmed Ali’nin İstanbul’u ziyareti (19 Temmuz). Abdülmecid’in İslâhat Fermanı (18 Şubat): Gayrimüslim tebaaya yeni garantiler. 1839 Mısır ordusunun Nezib zaferi (24 Haziran). Sul­ tan Abdülmecid’in ölümü. Sivas­ topol kuşatması (25 Eylül 1854 . 183 4 1838 İngilizlere Fırat üzerinde Seyrüsefer müsaadesi (29 Aralık). Kılburun zaferi (17 Ekim). Osmanlı Olteniça zaferi (5 Kasım). Ömer Paşa’nın Kalatz’ı işgâli (17 Nisan). Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye iddiaları (28 Şubat). Gülhane H att-i Hümâyû­ nu ile Tanzimat devri açıldı (3 Kasım). Memleketeyn’in boşaltılması için Rusya’ya ültimatomları (27 Şubat). Ingiltere. 1847 Maârif-i Umumiyye Nezâreti kuruluşu. Fuad Paşa sadrazam (22 Kasım) ) SİYASET 1854 İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’de (3 O S M A N II M . Dede E fendinin ölümü (30 Kasım). Inkerman zaferi (5 Kasım). Mustafa Reşid Paşanın ilk sadrazamlığı (28 Ey­ lül). Jan Couza’nın Memleketyn’de Prens seçilmesi. Avus­ turya kuvvetleri Memleketeyn’de (20 Eylül). İngiliz ve Fransız donanmaları Beşike körfezinde (25 Haziran). Ahıska bozgunu (26 Kasım). Silistre kuşat­ ması (15 Mayıs-25 Haziran). Türk-Yunan ilişkileri kesi­ lir (Ocak-Şubat). Hristiyan ve Müslüman halk arasında heyecan ve beklentiler. Makâmât-i Mübareke sorunu. Mısır valiliği irsî olarak Mehmed A li’ye tevcih olunuyor. Memleketeyn hakkın­ da Avusturya ile batılı müttefiklerin anlaşması (2 Aralık) Karadeniz Rus limanlarının abluka altına alınması (15 Ocak). Büyük Devletlerin Babıâli’ye ortak notası. Rusların Sinop baskını (30 Kasım). Viyana Protokolü (1 Şubat). Süveyş Kanalı inşasına dair kesin sözleşme (5 Ocak). Memleketyn katli (15 Temmuz). Sardunya Krallığı ittifaka katılıyor (26 Ocak). Hâin Ahmed Paşanın donanmayı Mısır’a kaçırması (3 Temmuz). Kuleli Vakası. müttefiklerin K ırım ’a asker çı­ karması (14 Eylül). M ahmud’un ölümü. Cidde olayı (15 Temmuz): 1856 Islâhat fermaniyle Hıristiyanlara verilen imtiyazlara karşı protesto. Abdülmecid’in cülüsu (1 Temmuz).yabancı gemilere kapanması. Nesselrode’nın notası ve Rusların Memleketeyni işgâli (3 Temmuz). Rus­ ların Dobruca’yı istilâsı. Osmanlı kanunla­ rı Mısır’da da cârî olacak (24 Mayıs). Avusturya. II. Ali Paşa dördüncü kez sadrazam (6 Ağustos). ilk telgraf hattı (9 Eylül). Lübnan Vakası: Dürzî ve Marumîler arasında ça­ tışma. Fransa ve İngiltere Rus­ ya’ya harp ilân ederler (27 Mart). Cebel-i Lübnan sorunu. Askerî İslâhat: vilâyetlerde redif askeri uygulama­ sı: Bosna’da karşıtlık. Koca Hüsrev Paşa sadrazam (2 Tem­ muz). Avusturya-Rusya arasında Doğu sorunu üzerinde anlaşma (6/18 Ey­ lül). Boğdan) özerkliği (19 Ağustos). Yunan başıbozukları Tesalya ve Epir’e girerler. Prusya arasında Londra Konvansiyonu (15 Temmuz-17 Eylül): Rusya Hünkâr İskele­ sinde sağladığı tek taraflı himayeden vaz geçer. 1849 1851 1853 Mülteciler sorunu (25 Aralık). Beyrut’a çıkarma ve şehrin işgali (15 Ekim). Müttefik donanması Odesa’yı bombardıman eder (22 Nisan). ilk Osmanlı istikrazı (28 Haziran). Rusya’ya harp ilânı (4 Ekim). Mehmed A li’nin ölümü (1 Ağustos). Alma zaferi (20 Eylül). Osmanlı ordusu Bük­ reş’te (6 Ağustos).

Fransa Tunus'u işgal eder (12 Mayıs). Temmuz). Meclis-i Meb'ûsân’ın açılışı (19 Mart).■1868 Girid isyanı. 1882 İngiltere Mısır’da: Tel-el-Kebir Savaşı (13 Eylül). 1885 Rumeli-i Şarkî Vilâyetinde ayaklanma (18 Eylül). Ka­ radağlıların Ömer Paşa tarafından yenilgiye uğra­ tılması (23 Ağustos). Mahmud Nedim sadrazam (8 Eylül). Ali Suavi olayı (20 Mayıs). V Murad’m taht­ tan indirilmesi ve II. Kanun-i Esâsî hazırlanıp Meşrutiyet ilânı (23 Aralık) 1877 Midhat Paşa’nm azli ve sürgüne gönderilmesi (5 Şubat). Berlin Andlaşması (13 Temmuz): Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması. Abdülaziz’in Mısır seyahati (1 Hazi­ ran). Midhat Pa­ şa sadrazam (23 Aralık). Bosna’da ve Bulgaristan’da (2 Mayıs). 1873. Mısır’da İngiliz işgali. Üç İmparatorun Berlin Buluşması: Avusturya ve Rus­ ya arasında Osmanlı karşısında statuquo’nın deva­ mı hakkında anlaşma (6-12 Eylül). V. Sırbistan’ın işgali (Temmuz-Ağustos). Özerk Bulgaristan. 1870 Bulgar bağımsız kilisesi (Eksarhlık) (11 Mart). Osmanlı-Rusya San Stefano Barış anlaşması (3 Mart). Yabancı uyruklulara mülkiyet hakkı ve­ rilmesi (9 Haziran). Kars ve Ardahan verilir. Alexinatz’da Sırp bozgunu (1 Eylül). İstanbul konferansı (12 Ekim). Midhat Paşanın ve Mahmud Celâleddin Paşa’nm katli (6/7 Mayıs). Londra’da 12 Temmuz. Işkodra barışı (31 Ağustos). Sırbistan. Rusya'nın Sırbistan ve Karadağ harekâtına son verilmesi hakkında ultim atom u (31 Ekim). Yunanistan’a ültimatom (12 Aralık). Yunanistan’a harp ilânı (2 Şubat). Şûrâ-yi Devlet (1 Nisan). Rusya’nın harp ilânı (24 Nisan). Rumlara gelecek için vaatler. kaime (kâğıd para)'nin kaldırılmasına başlanması (1 Temmuz).-1877 Rusya Osmanlıya karşı savaş için Avrupa’da diplo­ matik temaslar yapar: Çar Aleksandr Berlin’i ziya­ reti (10 Mayıs 1875). Talebe-i Ulûm gösterileri (10 Mayıs). Sadrazam Âli Paşanın ölümü (7 Eylül). Çerkeş Haşan vakası (15/16 Haziran). Romanya Dobruca’yı alır ve güney Resarabya’yı Rusya’ya bırakır. İngiltere ile Kıbrıs Konvansiyonu (4 Haziran 1878-3 Şubat 1879). İngiltere 1815’den beri himayesindeki İyonyen adalarını Yunanistan’a devreder (5 Haziran). Be­ yoğlu yangını (5 Haziran). Romanya ve Karadağ bağımsız. Avusturya ve Rusya arasında Reichstadt anlaşması (8 Temmuz): İmparatorluğun taksimi projesi. 1866 Mısır Hidivi veraseti babadan oğula kabul olunu­ yor (28 Mayıs). G irit isyanı. Meriç vadisinde Rumeli-i Şarkî Vilâyeti ve Makedonya Osmanlı egemenliğinde. Karadağ’ın harp ilânı (2 . 1864 Memleketyn'in birliği (28 Haziran). Hacı Arif Bey’in ölümü (28 Haziran). Hıristiyan köylü isyanları (Temmuz). Şinasi’nin ölümü (13 Eylül). Rus ultim atom u (31 Ekim). Abdüla­ ziz’in Avrupa’ya hareketi (21 Haziran). 1868 1868 Osmanlı-Yunan ilişkilerinin kesilmesi (Aralık). Viyana’da 28 Temmuz. 1867 1866. 1878 Tesalya’da isyan. Yeni Osmanlılar Ce­ miyeti ve meşrutiyet projesi (24 Mart). Abdülhamid savaşa karşı. Sırbistan Bulgaristan’a harp ilân eder (13 Kasım). Bazı kalelerin Sırbistan’a bırakılması (8 Eylül). Budapeşte’de 31 Temmuz. Tesalya’yı ve Epir'in bir kesmini Yunanistan ilhak eder. Rusya'ya Batum. Sırbistan’ın Osmanlıya harp ilânı (30 Haziran). 1876 Abdülaziz’in tahttan indirilmesi. 1883 1884 Sudan'da Mehdi direnci (Kasım). Girid hakkında Paris konferansı: Yunasitan’la anlaşma (18 Şubat). Düyûni Umumiyye İdaresi (20 Aralık). Murad cülûsu (30 Mayıs). İngiltere’de Osmanlı aleyhdarlığı artıyor. Rus bitaraflığı. Süveyş Kanalı’nın açılışı (19 Kasım). Abdülhamid’in cülûsu (31 Ağustos). reform vaadleri. Bosna-Hersek'i Avusturya işgali (28 Haziran). Kâmil Paşa sadâ­ reti (5 Ocak). Berlin memorandomu (13 Mayıs). İstanbul’da 7 Ağustos. 1871 Londra Andlaşması (13 Mart): Karadeniz bîtaraflı­ ğının kalkması (13 Mart). 1872 Midhat Paşa’nın ilk sadâreti (30/31 Temmuz). Girid idaresinde reform (15 Şubat). 1875 Hersak'te (13 Nisan). Fransa’ya Tunus’u işgal vaadi. Meşrutiyet tartışmaları (8 Haziran). İstanbul Tersane Konferansı (23 Aralık). Bulgaristan'a İngiliz desteği. Sırp yenilgisi (27 1863 Sadrazam Fuad Paşanın istifası. Ali Paşa sadrazam (11 Şubat). 1869 Fuad Paşanın ölümü (12 Şubat). Büyük Devletlerin müdahelesi. Sultan Abdülaziz’in ölümü (4 Hazi­ ran).1862 Belgrad vak'ası (15 Haziran). Paris’te 30 Haziran. Müslümanların kalelere çekilmesi (2 Eylül). 1880 1881 Ziya Paşa’nm ölümü (18 Mayıs). Yunanistan’la birleş­ me kararı.

Mahmud Şevket Paşa’nın katli (11 Haziran). 1904 1905 V. Yunanistan’dan 4 milyon al­ tın tazminat. Dünya savaşına girer. Büyük Dev­ letler Osmanlı ülkesinde Statuquo’nun korun­ masında anlaşıyorlar (12 Aralık). Murad’ın ölümü. Rusya'nın tarafsızlığı. Büyük devletlerin müdahelesi ile barış (4 Aralık): Tesalya Yunanistan’a. Sultan II. Osmanlı karşı saldırısı (18 Nisan). Ermeni teröristlerinin kışkırtmaları ve memleket­ te Ermenilere karşı sert tepki. Fransız-İtalyan anlaşması: Fransa Fas’ta. Yunan donanmasının Çanakkale Boğazı’nı ablukası (17 Aralık). Bulgar ilerlemeleri (21 Ekim-2 Kasım). Bulgar ordusu Çatalca önünde (15-19 Kasım). Avusturya ve İtalya arasında Üç­ lü İttifak’ın yenilenmesi (20 Şubat). Meclis-i Mebûsân’ın feshi (18 Ocak). 12 Ermeni. 1914 1902 Enver Bey Harbiye N âzın (3 Ocak). Rusya'nın harp ilânı (4 Kasım). Kapitülasyonların tek taraflı ilgası (9 Ey­ lül). Mehmed Reşad’ın cülûsu (27 Nisan). 1903 Büyük Makedonya ayaklanması (2 Ağustos-25 Kasım). 25 Arnavut. Hareket Ordusu İstanbul’da (23/24 Nisan). SaintJames Barış Konferansı (16 Aralık). 1886 Bulgaristan ve Osmanlı arasında anlaşma (1 Şubat). 5 Yahudi. Yunanistan Girid’in ilhakını ilânı eder (6 Ekim). Balkanlarda Statuquo’yu koruma için Rusya-Avusturya anlaşması (30 Nisan). Sultan Doğu’da reformlar plânını onay­ lar (17 Ekim). V. İtalya Tarblusgarp’ta serbest hareket edecek (14 Aralık). Rusya’nın İstanbul’u işgal plânı. 1908 Çar ve VII Edvard arasında Reval Mülakatı: İkinci Meşrutiyet’in İlâm (23 Temmuz). 1901 Fransız donanmasının Midilli saldırısı (5 Ekim). II. Abdülhamid’e Ermeni suikasti: Bomba olayı (21 Temmuz). 1896 Girid isyanı. Selânik. Liman von Sanders İstanbul’da (14 Aralık). İstanbul depremi (10 Temmuz). Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini ilân eder (5 Ekim). Ahmed Vefık Paşanın ölümü (1 Nisan). 1911 1912 1910 Trablusgarp için İtalya ile savaş (23 Eylül-4 Ekim). Tevfık Paşa sadrazam (13 Nisan). Bâb-i Alî yangını (4/5 Ocak). Selânik’in Yunan ordusuna teslim olması (8 Kasım). Mahmud Şevket Paşa sadrazam (23 Ocak). 4 Bulgar. Londra Barışı ile Balkan Savaşı’nın son bulması (30 Mayıs). O SM A N LI J g j SİYASE’ 1915 Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvet­ lerinin Mısır Seferi: Kanal Hezimeti. Yunan geri çekilişi (25 Nisan). 23 Rum. Ermenilerin Adana vak’ası (14 Nisan).Kasım). 60 Arap. Osmanlı Bankası’nı işgalleri (26 Ağustos). 1888 1891 1894 1895 Namık Kemal’in vefatı (2 Aralık). O rdunun Atina’ya yürüyüşü. 1895 ■1896 İstanbul'da Ermeni gösterileri (26 Ağustos-3 Ey­ lül). Manastır ve Kosova vilâyetleri’nde kargaşa (21 Eylül) (3 milyon nüfusun yarısı müslüman). Yunanistan’ın müdahalesi (Şubat) ve ilhak girişim i. sert tepki. 1897 1900 Gazi Osman Paşa'nın ölümü (4/5 Nisan). Osmanlı Devleti Yunanistan’a karşı harp ilân eder (17 Nisan). Büyük Devletler müdahalesi: Murzsteg Programı (22 Ekim). Arnavutluk’ta isyan (1 Nisan). Rumeli-i Şarkînin Bulgaristan’la birleşmesi (18 Eylül). Çırağan yangını (19 Ocak). 1909 31 Mart Vakası (13 Nisan). Dömeke zaferi (12 Mayıs). Girid’e özerklik (18 Aralık). Balkan harekâtı yeniden başlar. bir İngiliz donanması Çanakkale Boğazı önünde (17 Ekim). Avusturya-Macaristan ile gizli ittifak (2 Ağustos). Reformlar. 1913 İttihad ve Terakki K om itesinin Bâb-i Alî baskını. Said Paşa’nın istifası (16 Temmuz). Kosova’da Sırp zaferi (22 Ekim). 3 Sırp ve 1 Ulah m eb’ûs. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi (27 Nisan). Azerbaycan mekteplerinde Türk dili yasağının kaldırıl­ ması (29 Ekim). İstanbul Andlaşması (29 Eylül). Arnavutların bağımsızlık ilânı (28 Kasım). Müttefik- . Osmanlı Devleti I. İttihad ve Terakki Komitesi iktidarının sonu. Sultan Reşad’ın Rumeli seyahati (5 Haziran). Rum işbirliğiyle İtalya’nın 12 Ada’yı işgali (24 Nisan-20 Mayıs). Çatalca Ateşkesi (3 Aralık). Almanya. Halepa P aktının uygulanması (3 Temmuz). Lozan Konferansının kesil­ mesi (6 Ocak). Vilâyât-i Şarkiyye Islâhatı için büyük devletlerle sözleşme (6 Şubat). Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaşa katılma kararını Büyük Devletler önler. Balkan Harbi’nin başlaması (8 Ekim). ülkede genel coşku: Makedonya’da barış ve Büyük Devletlerin taksim plânlarının son bulacağı ümidi. Makedonya. İngiliz girişimi. Meclis-i Meb’ûsân’ın açılışı (17 Aralık): 142 Türk. Edirne’nin geri alınması (21 Temmuz). Büyük Devletlerin müdahelesi (Şubat-Mart). İtalya ile Ouchy’de barış (15 Ekim). Edirne’nin düşüşü (26 Mart).

/18 Ma. İzmir Dokuma Fab­ rikasının kapaması. Sivas 1919 O SM A N LI i f j l SİYASET . Evrâk-ı nakdiyye çıkarılması. Hukuk-ı âile Kararnâmesi’nin ilgası. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim). Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilmesi (19 Mayıs). 1923 Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz).). Damad Ferid’in istifası ve Ali Rıza Paşanın sadâreti (2 Ekim). Hukuk-ı âile Karar­ namesinin kabulü. Ahmet İzzet Paşa'nın Sadâreti (8 Ekim). II. Fransa ile barış (20 Eylül). Doğu Anadolu’da Ruslarla işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması: Tehcir (27 May. Cemaat Mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi (2 Ekim). Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal Paşayı idâma mah­ kum etmesi ve askerlikten tardı (11 Mayıs). ele geçen­ lerin İngilizler tarafından sürülmesi (16 Mart). Rusya’da Komünist İhtilâl: Çarlığın sonu. Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa iştiraki ve Almanya’ya savaş ilânı (6 Nisan). Abdülmecid Efendi’nin halife olarak seçilmesi (16 Kasım). İtilâf devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları (13 Kasım). İstan­ bul hükümetinin Sevr Antlaşmasını imzalaması (10 Ağustos). mebusların Anadolu’ya kaçmaları. meclisin dağıtılması ve kapan­ ması.). 1917 1918 Brestlitowsk Antlaşması (3 Mart). Gümrü Antlaşması (2/3 Aralık). Sultan Reşad’ın vefatı ve Vahdettin’in tahta çıkması (3 Temmuz). İnönü Zaferi (31 Mart). Erzurum Kongresi (23 Temmuz). Tevhid-i Meskûkât Kanunu. Saltanatın İlgası (1 Kasım). Yunanlıların İzmir’i işgali ve Batı Anadolu’da ilerlemeleri (15 Mayıs).0 ^ 0 lerin Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmaları: Çanakkale Savaşları (Oc. 1924 Hilâfetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensup­ larının yurt dışına çıkartılmaları (3 Mart). m illî sınırların belirlenerek ilânı (29 Kasım). İzzet Paşa’nın istifası ve Tevfık Paşa’nın sadâreti (8 Kasım). Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül). Büyük Zafer: Yunan başkuman­ danının esir edilmesi (30 Ağustos). 1921 Londra Konferansı: Anadolu için söz söyleme hak­ kının Anadolu hükümetinde olduğunun tesbiti (27 Ocak-12 Şubat). G üm rük resmi oranının %30’a yüseltilmesi. Hicaz ve Mekke’nin kaybı. Damad Ferid Paşa’nın sadâreti: Hürriyet ve İhtilâf Partisi’nin iktidara geçmesi (4 Mart). Amasya Mülâkatı (22 Ekim). Mîsâk-ı Millî: Millî gaye ve hedeflerin. Cumhuriyet’in ilânı (29 Kasım). İzmir’in kur­ tuluşu (9 Eylül). Ferid Paşa’nın sadâreti (5 Nisan). Sultan Vahdeddin’in yurtdışına çıkması. Alanya ve Avusturya’nın savaştan çekil­ meleri (3-4 Kasım). Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü. Sad­ razam Talat Paşa’nın istifası. ■ 1916 Kongresi (4 Eylül). Yıldırım Orduları G rubunun kurulması. Ankara’nın başşehir olarak kabulü (13 Kasım). 1922 Büyük Taarruz: İşgalci Yunan kuvvetlerinin im ­ hası (27 Ağustos). Şer’iyye Mahkemelerinin Adliye Nezâretine bağ­ lanması (25 Mart). Mondoros Mütarekesi (30 Ekim). 1920 İhtilâf işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki resmi binalara girmeleri.

OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞUŞU KURULUŞA DAİR NAZARİ YEL/ER KURULUŞ RUMELİ YE GEÇİŞ DURAKSAMA .

K U R U L U ŞA D A ÎR
n a z a r îy e l e r

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ H İPO TEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

137
SELÇUKLULAR, MOGOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA

146
OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER

153
OSMANLI BEYLİĞİNİN OLUŞUMUNDA OGUZ-TÜRKM EN GELENEGlNİN YERİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ PROBLEMİ: YENİ HİPOTEZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
DR- COUN }. HEYWOOD
UNIVERS1TY O F B İR M İN G H A M H O N O RA R Y SHNIOR RESEARCH FE U O W , CENTRE FOR BYZANT1NE, O T T O M A N A N D M O D E R N GREEK STUDİES / İNGİLTERE

I smanlı devletinin kökenleriyle ilgili bir değer­ lendirmede içkin olan rahatsız edici tarihi problemler bugünün tarihçilerinin zihinlerini kurcalamaya devam ediyor. Colin Imber’in son zamanlar­ da yayımlanmış makalesinde şu dikkat çekici gözlem yer alıyor: “Bir modern tarihçinin yapabileceği en iyi şey, Osmanlıların erken dönem tarihinin bir kara delik oldu­ ğunu açıkça kabul etmesidir”.1 Imber problemin çözüm­ süz olduğunu ileri sürerek devam eder: “Bu deliği dol­ durmak için yapılan her teşebbüs sadece daha çok efsane­ nin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır”.2 Ne Imber’in erken Osmanlı tarihine ilişkin indirgemeci görüşü, ne de be­ nim bir tarihçi olarak W ittek’e ilişkin revizyonist görü­ şüm alanımızın duayeni olan Profesör Halil İnalcık tara­ fından paylaşılır. Onun görüşleri, konuya ilişkin yapılan son önemli katkılarda sıralandığı gibi, Imber ve bu satır­ ların yazarı tarafından ortaya konulan tarihsel yorumun karşı kutbunda yer alır.3 Gerçekten de, bu iki görüş uzlaştırılamaz görünebilir; şu kadar ki, kendisinin bazı faz­ la. ihtiyatlı olmayan yorumlarına göre Imber ve ben bir sağırlar diyalogunun nahoş iştirakçileri olarak addedili­ yoruz.4 Buradan nereye gidebiliriz? Osmanlı devleti (terimi nasıl tanımlarsak tanımlayalım), bu çapraşık fakat tarih­ sel bakımdan semereli hadiseye daha sonradan eklenen menkıbe ve hikayelerin temel tarihselliğini kabul etsek de etmesek de, zaman ve mekanın belli bir noktasında ortaya çıktı. Gelenekçiler ve revizyonistler (ikisi arasın­ daki sınır çizgisi tamamıyla net olmasa da) arasında er­ ken Osmanlı tarihi ve tarih yazımı gelenekleri -hem Or­ ta Çağ hem modern- üzerindeki tartışma yararlı bir şe­
OSM ANU I

kilde devam ettirilebilir mi? Bayan Beldiceanu Osmanlı tarihinin erken döneminin sır ya da sihir bulutları arasın­ da belirsiz hale geldiğini yazdı. Bu tabi ki oldukça Wittekçi bir görüş: fakat tarihte ne sır, ne sihir, ne de muci­ ze var. Olaylar meydana gelir; ve biz bunları doğaüstü kuvvetlere başvurmadan elimizden gelenin en iyisi ile izah etmeliyiz. Tarihsel çabanın pek çok alanında yanlış algılama ya da rasyonel düşüncenin olması gerekenin ya da teleolojik fantazinin hizmetine girmesi bilinmeyen bir şey değildir. Erken dönem Osmanlı tarihi örneğinde de, büyük ölçü­ de belli sabit fikirlere dayanılması, belki kısmen Osmanlı devletini ortaya çıktığı dönemin hadiseleri temelli bir bağlama oturtma konusundaki isteksizlikden kaynakla­ nıyordur. Osmanlı devletinin kuruluşu için geleneksel olarak kabul edilen tarihin yediyüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu olay konuya ilişkin ‘resmi’ ya da milli tutuluların tekrarlanması için bir fırsat olarak alınacak­ tır. Bu makale Osmanlı devletinin doğuşu problemine bazı yeni yaklaşımlar önererek yararlı bir işlev görebilir; problemi en basit haliyle ortaya koyarsak: ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Entellektüel borcumu ifade etmekten mutluluk duyduğum bir grup meslektaşın son çalışma­ sı,5 benim bu iyi çalışılmış konuyla ilgili geleneksel gö­ rüşlerin bir yeniden değerlendirmesini sunmama vesile oldu. Belirtmek istediğim ilk görüş, Osmanlının kökeni konusu üzerinde en son araştırmaların (ki 1930’lara, özellikle de Mehmed Fuat Köprülü ve Paul W ittek’in ya­ zılarına kadar giden üç kuşak tarihçiliğin ürünüdür), erSİYASET

ken Osmanlı tarihçiliği konusunda, tarihsel anlayışımı­ zın zararına olarak, benim tabirimle ‘nasıl’dan çok ‘ne’ sorusu üzerinde yoğunlaşma eğiliminde olmasıdır. Bir başka deyişle Osmanlının kökenleri tartışması, ‘gazi dev­ leti’ miydi, değil miydi; soydan ya da birarada bulun­ maktan gelen bir aşiret miydi, değil miydi; nihai olarak Avrasya steplerindeki pastoral-göçebe topluluklarından (ya da step kökenli daha sonraki siyasi yapılardan) devşirilmiş bir siyasi geleneğin kalıbı içinde biçimlenmiş bir siyasi varlık mıydı, değil miydi? soruları etrafında dön­ mektedir. Bu son soru, Moğol atmosferiyle birlikte, ge­ nelde Omeljan Pritsak ve müteveffa Joseph Fletcher gi­ bi, kendileri doğrudan Osmanlıcı (Ottomanist) olmayan (çoğunlukla uzmanlar tarafından itibar edilmeyen) ve Osmanh tarihindeki belli problemlerle ilgilenen tarihçi­ ler tarafından soruldu.6 Diğer yandan, 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçilerine Rudi Lindner’in çok ikna edici bir şe­ kilde tarif ettiği bir borror Tariarorum bulaşmış gözükü­ yor.7 Bu bulaşma yeni bir şey değil. Lindner makalesin­ de haklı bir şekilde ‘Türkiye’de modern tarihsel çalışma­ ların kurucusu’ olarak tarif ettiği Mehmed Fuat Köprülü’ııün çalışmasına (özellikle de 1934’te Sorbonne’da Osmanlı devletinin kuruluşu üzerine verdiği bir dizi ünlü konferansa) atıf yapar.8 Lindner’e göre, Köprülü ‘iddia et­ mekten ziyade ifade etti’ ki, Osmanlıların ataları Kuzey Frikya’ya. 11. Yüzyılda varmışlardı, ‘ama Osmanlıların Moğollarla yoldaş oldukları iddiasından mümkün oldu­ ğu kadar uzak kalmak arzusunu açıkça ortaya koydu.’9 Bu daha önce bahsettiğim ‘bağlam dişiliğin’ mühim bir uç örneğidir. Köprülü ve W ittek’in Osmanlı devletinin kökeni üzerindeki tarihsel tartışmanın müteakip seyri üzerinde­ ki etkisi çok büyük oldu ve konunun takipçisi olan öğ­ rencilerinin çoğu bunların görüşlerini ya kabul, ya tadil, ya da ret ettiler. İki tarihçinin de görüşlerine son on yıl zarfında karşı çıkıldı. Fakat bu eleştirmenler (W ittek ya da Köprülü’nün görüşlerini ister tadil ister ret etsinler) temelde genelin içindeki özeli keşfetmeye çalıştılar. Böy­ lece altmış yıl boyunca tarihçiler Osmanlı devletinin va­ roluşuyla ilgili ayrı ayrı olaylardan meydana gelen ve ta­ mamen durumla ilgili ‘nasıl’ sorusunu (tamamen değilse de) büyük ölçüde ihmal ettiler. Ayrı ayrı olaylar şeklin­ deki kanıtlar ele alındığı zaman da, genel olarak geç 13OSM ANH

ve erken 14. yüzyıl Bitinyası’nın (ya da bu sırada Batı Anadolu’da oluşan beylikler ‘kalıbı’nın) coğrafi ve sosyal çerçevesi içinde bağlamlandırıldı. 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başlarında Batı Anadolu’da gerçekten ne ol­ duğu hakkındaki zor ve dikkat gerektiren sorular şimdi­ ye kadar geniş bir kontekste değerlendirilmedi. Burada yapmamız gereken şey mit, sır ya da muci­ ze aleminden, hatta W ittek sonrası sınıflandırma temel­ li ve dolayısıyla her şeyi açıklamaya çalışan ne’ sorusun­ dan uzaklaşarak; eski usul, teferruatçı ve (modasının geç­ miş olmasına bakmaksızın) yeni-Rankeci araştırmanın ‘nasıl’ sorusuna dönmektir: Bir başka deyişle, bu makale 1298-1304 yılları arasında Anadolu, doğu Balkanlar ve Pontus bölgeleri içinde yer alan devletler arasındaki kar­ maşık ilişkiler ağını inceleyen bir araştırmadır.

II
Lindner tarafından son dönem Osmanlı tarihçiliği için çok elverişli bir şekilde horror Tartarorum olarak ta­ nımlanan bu tuhaf fenomen uygun bir başlangıç noktası sağlıyor. Lindner’in işaret ettiği gibi, Köprülü O sm an lI­ ların geç 11. yüzyıl kökenlerini sadece Anadolu toplumunda büyük ölçüde bir Türk (daha doğrusu Türkmen) aşiret unsuru olarak göstermekle ve böylece O sm an lIlar­ la (Doğu halifeliği topraklarına erken 13. yüzyıldaki bi­ rinci Moğol istilalarının yarattığı nüfiıs kargaşası ile ya­ kından ilgili) onların kendi menkıbevi kökeni arasına yüz elli yıllık bir mesafe koymakla kalmadı.10 Köprü­ lü’nün Osmanlıların Kayı kökeni hakkındaki sabit fikri hiç şüphesiz Liverpool’dan kalkan geç 19- yüzyıl göçmen gemisinin üçüncü mevkisinden çok kö k lerin i ‘Mayflower’da aramayı daha büyük erdem sayan Amerikan etnik bilincinin (Atatürk döneminde çok karakteristik olan anlaşılabilir etnik kimlik arayışının) bir Türkçe versiyo­ nundan başka bir şey değildir. Bununla beraber, kendisi­ nin güçlü Oğuz-Kayı yorumları, tıpkı W ittek’in aynı dönemde Osmanlıların sözde-tarihi Oğuz şeceresini tah­ rip etmesi gibi, daha sonra gelen tarihçilere (Osmanlı ta­ rihine her yaklaşımı en geniş manasıyla ‘Anadolu gelene­ ğ i’ olarak adlandırabileceğimiz terimin dışında düşün­ meyi imkansız kılan) tünelvari bir görüş açısı yüklenme­ sine hizmet etti. Bu iki büyük çağdaş tarihçinin çalışma­ sı yayınlandıktan sonra da, Osmanlının kökeni konusunI SİYASET

da önceki yirmi küsur yılın ürünü olan daha erken dö­ nem tarihçiliğe fazla önem verilmedi. Bu geleneksel yaklaşımın kusurları nelerdi? Şimdi bunları tanımlamaya ve analiz etmeye çalışalım. Bir ke­ re, (Osmanlı saray kroniklerinin sağladığı uydurma ta­ rihsel bilginin ve coğrafyanın yardımıyla) bu geleneksel yaklaşım Osmanlı devletinin doğuşunu geç 11. ve erken 14. yüzyıllar arasında kendi kendine tanımlanmış bir Anadolu ve bunun Bizans’tan Türk’e dönüşümü çerçeve­ si içine yerleştirir. Bu kadro içindeki öncü unsur, litera­ türde ifade edildiği gibi, Anadolu’daki Bizans varlığının azaltılması ve nihai olarak ortadan kaldırılmasıdır: Bu 1 , sürecin son aşaması Bitinya’nın Osmanlılar tarafından 14. yüzyılın (yaklaşık olarak) ilk otuz yılında ele geçiril­ mesi olmuştur. Böylece, devletin doğuşu hakkında erken dönem Osmanlı tarihinin bağlamı- eğer W ittek’in hipo­ tezini sonuna kadar kabul edersek- Türkler ve Bizans, ya­ ni İslam ve Hristiyanlık arasında bir mücadeledir: kısa­ ca, W ittek’in gazi devleti bağlamı.1 1 Bunun erken dönem Osmanlı tarihinin problemle­ rine hem dar hem de, göstermeyi umduğum gibi, tarih­ sel olarak sağlam temele dayanmayan bir yaklaşım oldu­ ğunu belirtmeliyim. Şu ana kadar ‘gazi tezinin yapısın­ da var olan zayıflıklar Imber ve Jennings gibi tarihçiler tarafından mahir bir şekilde analiz edildi; ne onların ne de Köprülü ve W ittek’ten beri çalışan hiç bir tarihçinin yapamadığı şey, sadece gazi tezi’ ya da Kayı kökeni de­ ğil, fakat bütün bir ‘Anadolu geleneğini şüphe altına so­ kan kanıttan nihai sonucu çıkaramamak oldu. O

dar imparatorluğun batı yarısındaki gelişmeler, temelde Hülagü ve Jochi’nin torunlarının rakip uluslun (eğer ge­ leneksel ama yanıltıcı tanımlamaları kullanırsak- İlhanlı ve Altın Ordu) arasında devam eden keskin mücadele ki­ şiyi böyle bir sonuca götürebilir. Hemen hemen bir elli yıl boyunca, bu iki büyük güç arasındaki ailevi mücade­ le uzun bir kara sınırı üzerinde aralıklarla başgösterdi: Bu Kafkasya’da yerel Gürcistan krallıkları üzerinde; Azerbaycan ve Arran üzerinde; ve Hazar Denizi’nin öbür yakasında, Horasan ve Harezm üzerinde nüfuz ve kontrol için yapılan bir mücadeleydi. Bu gelişmeler iyi biliniyor ve burada tarihi temelle­ rini kanıtlamaya gerek yok. Bununla beraber, sık sık göz­ den kaçırılan şey, rakip Altın Ordu ve İlhanlı büyük güç­ lerinin en kritik karşılaşmaları ne Kafkasya'da ne de Harezm-Horasan bölgesindedir. İlhanlı ve Altın O rdu’nun çıkarlarının doğal olarak çatıştığı son derece yüksek stra­ tejik öneme sahip üçüncü bir karşılaşma alanı daha var­ dı. Bu Boğazlar ve çevresidir: Boğaziçini, Marmara deni­ zini ve Çanakkale boğazını kuşatan ve Kara ve Ak deniz­ leri birbirine bağlayan stratejik su yolunun iki yakasında uzanan topraklar; ki geç 13. ve erken 14. yüzyılda Altın O rdu’nun Pontus dünyasıyla Nogay hanlığı ve Akdenizin suları arasındaki hayati giriş-çıkış noktasını oluştu­ ruyordu.13 İşte Osmanlı devleti bu karşılaşma kalıbı içinde varoldu. Böylece, Osmanlı devletinin doğuşuyla A ltın Or­ du’nun Pontus step alanı arasındaki bağlantıların olanaklılığını tartışmadan önce, 14. Yüzyıl başlarında Bo­

ğazlar bölgesindeki büyük güç politikası problemini, Al­ halde görüş açımızı nasıl genişletebiliriz? Cevap tın Ordu ve İlhanlı arasındaki ‘üçüncü karşılaşma’ bağla­ basit: Birisi gözlerini geç -13. yüzyıl Bitinya’ smın ‘kü­ mında ele almak gerekiyor. Bu bağlamda kritik olan çük dünyasından ve daha büyükçe olan geç- Selçuk, Mo­ ğol hakimiyetindeki Anadolu dünyasından kaldırmalı ve 13- yüzyılın sonunda hala ayakta duran Moğol dünyaimparatorluğuna bakmalı. 1300’e gelindiğinde Moğol imparatorluğu (tıpkı Constantine’in oğullan idaresinde­ ki Roma imparatorluğu gibi) aile içi çekişmelerle bölün­ müş bir ev haline gelmişti ama hala hiç şüphesiz bütün­ cül bir imparatorluktu. Geleneksel tarihi bilgiye göre 1294’te büyük Kubilay hanın ölümüyle birlikte bir emperyal yapı (ya da, daha önemlisi, insanların zihinlerinde yaşayan bir kavram) olarak Moğol imparatorluğu ortadan kayboldu.12 Gerçekten de, 13. yüzyılın son on yılma ka­
OSM ANU I

nokta 1260’larda Tuna ve Dinyeper arasındaki bölgede güçlü bir devletin doğuşudur: Nogay hanlığı.1 4 Nogay, Jochi’nin yedinci oğlu olan Boal’in torunuy­ d u .15 Raşideddin’e göre, Nogay ‘Orus, Ulaklı ve KHRT/KHRB’16 (son kelimenin doğru karşılığı ne olur­ sa olsun,1 7 aşağı Tuna’ya kadar uzanan aşağı Dinyeper (Ozü)’in batı ve güney-batı toprakları) ülkesini fethetmiş ve kendisine yurt ve mesken yapmıştı. Howorth Nogay’ı Boal ulusu n m . başı olarak kabul eder ve herhangi bir kaynak göstermeden Nogay Ordusunun genel olarak Peçeneklerden, yani batı steplerinin Kuman öncesi Türki
SİYASET

ahalisinden oluştuğunu ileri sürer. Daha muhtemel bir şey, Nogay’ın ordu birliklerinin genel olarak Moğolların Mangkits kabilesinden temin edilmesidir. Raşideddin (,Successors, s.125) Nogay’ın hem Batu (ö. 1256) hem de Berke'nin başkomutanı olduğunu belirtir; Nogay kesin­ likle Hülagü’ye karşı Berke’nin ordularının Kafkasya sa­ vaşlarına kumanda etmişti. Nogay daha sonra (1287’de), Batu’dan ölümünden sonra Kıpçak hanlığındaki soyu arasında birlik ve düzeni sağlaması için özel bir hüküm aldığını iddia etti.18 Vernadsky, eğer olay böyleyse Batu ’nun kendi ordu birlikleri (yani Mangkit Ordusu) üze­ rinde, bunları hanlıktaki nizami hükümeti devam ettir­ mek için özel bir kıta gibi düşünerek, Nogay’ın otorite­ sini teyit etmesi gerekirdi görüşünü savunur.19 Açık olan şey, 1266’da Berke’nin ölümü üzerine, Nogay bütün tec­ rübesi ve askeri maharetine ve hiçbir erkek evlat bırak­ mayan Berke’nin (Vernadsky’nin görüşüne göre) Nogay’ı kendi yerine aday göstermiş olması ‘ihtimaline’ rağmen, Jochi ulusundu herhangi bir kıdem iddiasında bulunma­ dı ve hanlık bölgesel kurultay tarafından (Batu’nun en genç çoçuğu Tugan’ın oğullarından biri olan) amcası Möngka-Temür’a verildi. Berke’nin hükümdarlığının son yıllarında, Nogay zaten Tuna’nın güneyindeki topraklara aşina olmuştu. 1264’te Bizans’a karşı Bulgar işbirliğini sağlamak için Trakya’da faaliyetteydi. Bu ertesi yıl (1265) İstanbul’a ciddi bir Bulgar-Nogay ortak tehditi ile sonuçlandı. Da­ ha bir kaç yıl önce İstanbul’daki Bizans hakimiyetini ye­ niden kurmuş olan VIII. Michael, İlhanlı taraftarıydı. Berke’nin ölümünden sonra, Nogay kendi gücünü pekiş­ tirmeye ve bu gücü hızla güneye ve kuzeye doğru yayma­ ya çalışmış gözüküyor. Krallığının merkezi, daha öncede belirtildiği gibi, Bug nehrinin üzerindeki kendi yurdu­ nun topraklarıydı. 1271’de, VIII. Michael’ı Boğazları Nogay-Memlük diplomatik misyonlarına açmaya zorla­ mak için, İstanbul’a karşı bir sefere daha girişti; 1275’te Galiçya’yı yağma etti; ve 1277’de, Bulgar tahtı için Bi­ zans karşıtı adayı desteklemekle meşguldü. 1280 (1282-3?)’de Möngka-Temür un ölümünden sonra, Nogay neredeyse bağımsız olmuştu; ve ileriki yir­ mi yılda, 1299’daki ölümüne kadar, iki rakip hanlıktan, merkezi Bug olan Nogay (Mangkit) ve merkezi Volga olan Büyük Ordu’dan, söz edebiliriz. Nogay, Teselya’daO S M A N IJ I

ki asi bir valiye karşı yardım teklif ederek ve imparato­ run yardımına dört bin seçme Moğol askeri göndererek, VIII. Michael’la dostluğu yeniden tesis etme politikasına girişti. VIII. Michael’in ölümünden (1282) sonra, Nogay halefi II. Andronikos’la bir ittifak sürdürdü ve Bulgar çarlığına kendi adayını oturttu. Bu dönemde Bulgaristan gerçekten de Nogay hanlığının bir vassalı ya da uydu devleti, sayılabilir: Nogay’ın bir oğlu Bulgar çarı Terter’in kızı Soki ile evlenmişti. Nogay ayrıca Macaris­ tan’ın Moğol hayranı hakimi IV. Belanın (1284-5) taraf­ tarı olarak da savaştı. Nogay, Saray hanlığı ile ilişkilerinde ise daha az ta­ lihliydi. Möngka-Temür un yerine ruhani ve yetersiz Tode-Möngka geçti; o da 1287’de kuzeni Töla-Buqa tara­ fından devrildi. Bunun üzerine Nogay, kuzenleri TölaBuqa ve Könchek’e karşı (Raşideddin’in ayrıntısıyla tas­ vir ettiği gibi, kurnazca bir stratejiyle ikisinin de ölümü­ nü (1291) sağlayarak) Möngka-Temür un oğlu Tokhtu (Toqta)’nun iddiasını destekledi. Bunu müteakiben No­ gay ve Tokhtu aileleri arasında gelişen sürtüşme, 1298’de iki rakip han arasında açık savaşla sonuçlandı. Önce, Tokhtu yenildi ve kuvvetleri dağıtıldı; fakat ertesi yıl, Nogay (Kırım’ı yağma ettikten sonra) kuvvetlerinin bü­ yük bölümü tarafından terkedildi ve (muhtemelen aşağı Bug’da bir yerlerde) Tokhtu tarafından yenilgiye uğratıl­ dı. Daha sonra, muhtemelen 1299 sonbaharında, ele ge­ çirildi ve öldürüldü. Bu dramatik ve büyük çaplı olayla­ rın yankıları, ve Pontus stepinden toplanan geniş TürkMoğol kitlelerinin yerdeğiştirmesi, kuzey-batı Anadolu kadar uzaklarda hissedilecekti. III ‘Pontus geleneği’ olarak adlandırabileceğimiz argü­ manı Osmanlı devletinin doğuşuna uygulamak için ne kanıtımız var? Ayrı ayrı ele alındığında, tek bir parça bi­ le kesin delil yok; hep birlikte ele alındığında ise, çekici bir hipotezden başka bir şey vadetmez ama, tartışmayı ilerletmek için ileri sürmeye değer bir hipotezdir. 1930’ların ortalan kadar erken bir tarihte, Köprü­ lü, kendisinin tabiriyle ‘kuvvetle muhtemeldir k i’, ‘Altın O rdu’nun (ki aslında Nogay’ın devletiydi) ‘Anadolu’da­ ki gelişmelere yabancı olmadığı’nı ve ‘muhtemelen’ er­ ken 14. yüzyılda İlhanlı hakimiyetine karşı ayaklanmada
SİYASET

bir rol oynadığım ileri sürdü (Origins, s.35). Köprülü, 1298’de Aq-Tav Tatarlarından bir gücü, güney ve batı Pontik Heraclia (Karadeniz Ereğlisi)’dan Bizans toprak­ larına yollanan İlhanlıların cezalandırma seferine karşı, Bizanslılara yardım için gönderenin muhtemelen No­ gay20 olduğunu düşündü. Köprülü, bunların Gelibolu yolu ile gittiklerini ve yenildikten (fakat kim tarafın­ dan?) sonra Rumeliye döndüklerini de ekler. Sadece Bitinya ile Pontus stepi arasındaki bağlantı­ yı açık seçik göstermekle kalmayıp, bu dönem Türkleri arasında gazi etiğinin yaygınlığının öyle çok güçlü olma­ dığı görüşünü destekleyen başka bir vaka da, aııomim koca-bakbshı vakasıdır. Pachymeres tarafımdan aktarıldığı

bu ifadesine ünlü tarihçi Cl. H uart’ın (son zamanlara dek W ittek ve Köprülü öncesine ait hafıza kaybının bir kur­ banı olaıı) ‘Les origines de l ’empire ottom an’ başlıklı bir makalesinde dikkat çekildi. Makale 1917’de Journal des
Savants'da basıldı;25 Elizabeth Zachariadou yetmiş yıldan

uzun bir süredir bu makaleye atıf yapan sadece bir avuç tarihçiden biri.26 İlgili pasaj, Osmanlı hanedanının ku­ rucusunun babasının Pontus stepinden (deşt-i kıpçak) geldiği ve on bin çadırlık göçebeyle Caffa’dan Anado­ lu ’ya geçtiği hakkındaki bir rivayeti aktarır.27 ‘Osmanlılar’ın K ırım ’dan Anadolu’ya göçettikleri hakkında Khwaııdemir tarafından nakledilen bu hikaye, aynı dönemde, yaklaşık 1298-9’da, Karesi beyliğinin Troad ve Misya’da (Çanakkale ve Edremit bölgesi) kurul­ ması (ki bu bağlamda çok önemli bir olaydır) ile birlik­ te değerlendirilmelidir. K öprülünün bu süreci anlatışı iktibas etmeye değer (Origins, s.35): Nogay’ın ölümü üzerine, on bin haneden oluşan bir Türk kavmi 1263’te Sarı Saltuk önderliğinde Anado­ lu’dan Dobruca’ya geçti ... Sultan İzzeddin’e katılmak için Ece Halil önderliğinde tekrar Anadolu’ya döndü ve Karesi eyaletine geri geldi, [metinde aynen: vurgu benim] Karesinin kökeni temel bir tarihsel sorun teşkil eder. Şimdiye kadar, Cl. Cahen’in belirttiği gibi, bu is­ min anlamı ve etimolojisi hakkında ‘sadece ispat edilme­ miş hipotezler’ ileri sürüldü. Gerçekten de, Cahen’in işa­ ret ettiği gibi, ‘hanedan’ın bütün tarihi ... karanlığa göm ülü’dür.28 Cahen’e göre, Karesi daha güney ve doğuda­ ki kardeş-devletlerinden ‘biraz sonra’ kuruldu; çünkü Muntaner 1304-6’daki Katalan seferi ile ilgili olarak var­ lığından bahsetmedi yahut Pachymeres’in (ö. 1313) Türkmen beylikleri listesinde yer almadı. Zachariadou, Karesi’nin Troad ve civarındaki bölgede meydana gelen Katalan kaosu sonrası dönemin bir ürünü olduğu (yani, kesinlikle 1304’ten sonra ortaya çıktığı) konusunda Cahen’le aynı fikirdedir. Hipotez kabul edilebilir gözük­ müyor; Cahen buna rağmen Karesi’nin kökeni ile ilgili olarak ‘içlerindeki bir unsur tamamen farklı bir soydan’ [yani Anadolu kökenli Türkmenleri kastederek] gözle­ minde bulunur. Cahen ayrıca W ittek ve daha önce Köp­ rülü tarafından ortaya konulan Karesi/İzzeddin/Dobruca bağlantısını da kabul eder; ama ‘8./14. yüzyıl başlarında meydana gelen kargaşalıklar, ve bu süreçte İzzeddin ile
SİYASET

gibi, bu kişi ‘K ırım ’daki Moğol hükümdarı Noga’nın (yani Nogay) sarayında ‘baş büyücü’- dolayısıyla muhte­ melen bir şaman {kam)’dı.21 Nogay’ın 1299’daki ölü­ münden sonra, ailesiyle birlikte îlhanlı ülkesine geçmek istedi, fakat yanlışlıkla Bizans topraklarına (yine Pontik Heraclia) girince, vaftiz edilerek Nicomedia (İzmit) böl­ gesinin hegemonu olarak imparatorun hizmetine girdi. Apros savaşından (1305) sonra, Tourkopoloi ve Alan lejyonerlerini yatıştırmak için Trakya’ya gönderildi, ‘çünkü
Tourkopoloi ile aynı dilden ve millettendi ve çünkü No-

gay’ın sarayında iken Alanlarla iş yapmada tecrübeliy­ di.’22 Koca-bakhshinın çağdaş bir Bizanslı yazarın baptizati neophyti olarak adlandırdığı, samimi inancından çok

çıkarı için din değiştiren kişilerden biri olması (Pachy­ meres onun bir Türk ve Müslüman olduğunu belirtir),23 ve daha sonra ihanetle suçlanması,24 burada vurgulamak istediğimiz noktanın dışında kalıyor. İlgi çekici olan bu vakanın ortaya koyduğu ek kanıt: Tokhtu ile Nogay ara­ sındaki zorlu mücadele, biri aşağı Volga diğeri Bug ve Kırım arasında yerleşmiş, iki step siyasal yapısı arasında bir mücadeleydi; Nogay’ın mağlubiyeti ve ölümü, Türk unsurların (tahminen hem Oğuz hem Kuman), Osmanlı devletinin kuruluşu için verilen geleneksel 699 Hic­ ri/ 1299 Miladi tarihine denk gelen aylar içinde, Kırım Dobruca bölgesinden (batı Kıpçak stepi) Anadolu’ya hem kara hem de deniz yoluyla büyük ölçekli göçleri için bir katalizör görevi gördü. Osmanlıların Kırım (ve dolayısıyla Pontus) kökenli olduğu iddiası 1520 civarında yazan İranlı tarihçi Khwandemir tarafmdan ileri sürüldü. Khwandemir’in
O SM A N LI

Bizans’a kaçan ve Dobruca’da yerleştirilen, burada güney Rusya’dan gelen diğer kavimler ile karışan ve az-çok Hristiyanlaştırılan bazı Türk ve Türkmenler’ hakkında muğlak konuşur. Yine Cahen’e göre, K aresinin kurulu­ şu ‘bunların bazıları [Türk ve Türkmenler, ilaveten bir Pontik karışım] Halil isminde bir adamın liderliğinde bir araya geldiler ve Trakya ve Misya’ya geri döndüler [me­ tinde aynen: yine K öprülünün hipotezi]... diğer Müslü­ man Türklerle, Misya (yani Karesi)’dekilerle, tekrar te­ mas sağlayarak bir kere daha İslam katmanı içine çekil­ diği’ sırada meydana geldi. Buraya kadar Cahen’in ve onun öncülerinin çalış­ malarını gördük. Ancak, bir anlığına Halil figürünü bir kenara koyarsak, beyliğe adını veren kurucunun, Karesi’nin gerçek kimliği neydi? Cahen, biraz çapraşık ola­ rak, bu ismin ‘gerçek kurucunun ismi olm adığını belir­ tiyor. İsim el-Ömeri’den geliyor; Aşıkpaşazade ise yakla­ şık 735/1335’te ölen Karesi şehzadesini ‘Karesi oğlu Aç­ lan Bey’ olarak adlandırıyor. Bu hanedanın şeceresini çıkarma konusunda yeni bir teşebbüs Profesör Zachariadou tarafından yapıldı; kendisi Karesi’yi Osmanlılara benzer şekilde bir gazi beyliği olarak sınıflandırdı. Kendisinin kullandığı Tokat’da bulunan bir erken 9-/15. yüzyıl kitabesinden kal­ karak, şu şecereyi çıkarabiliriz:
Baghdı Bey, ‘hanedanın kurucusu’ (=Pachymeres’de ’Pagadinus’, ‘1302 civarında bey’ [EZ]

rında bey’ olan Baghdı Bey ile Karesi’yi ‘1328-32 civa­ rında’ yöneten torunu Demir Han arasındaki çeyrek yüz­ yıla hanedanın dört neslinin faaliyetlerini doldurmak açıkça imkansız. ‘Karesinin hala muğlak olan etimolojisini araştır­ mak da faydalıdır. Zachariadou bunun bir Türkçe isim olmadığı hipotezini yürütüyor ve ‘Kalamos’a götürüyor: Katalanlar belli Türkleri Bergama’nın doğusundaki Ger­ me kalesinden attılar; Zachariadou, ‘beylerin [Karesi] büyük çoğunluğunun Türk isimlerine sahip olduğu’ gözleminde bulunarak (s.227), köken olarak yerel (Yu­ nan) yer adını ileri sürer. Eğer ‘Karesi’ gerçekten Türkçe bir isim değilse, en azından Türkçe’de kullanılan, belki Moğol kökenli, bir isim/terim olabilir mi?29 Bu kesinlikle o dönem Anado­ lu (Oğuz) Türkçesinde yaygındı; fakat ilginçtir el-Ömeri (MSS, A, S, E) Pontik Türkçe (Kuman/ Altın Ordu/ Kırım Hanlığı) terimi qarasu/qaracu’yu (ki muhtemelen bu bağlamda ‘bir askeri grubun ya da ordu parçasının li­ deri’ olarak açıklanan) hatırlatan ‘Yakhshi b. Karashi’ bi­ çimini veriyor. Bu muhtemel Pontus bağlantısını daha da geliştir­ mek mümkün. Zachariadou, Karesililerin ‘han’ terimini kullanmasını yorumlar. İlk olarak, bu varsayılan kullanışı sahte bir şecerenin kanıtı olarak görme eğilimi vardır: ne de olsa, İlhanlı ve Altın Ordu hala ayaktayken hangi Ana­ dolu beyi Cengizvari imalar taşıyan han ünvanını kullan­ maya cesaret edebilir? Zachariadou, Karesi efendilerince
ece (=hoca) ve han kelimelerinin kullanılmasının ‘bu beyli­

I I
Kalem Bey (Gregoras’da 'Kalamis': ‘yanlış’ [EZ] - ve böylece sahte?)

ği diğerlerinden ayırmak için kullanılan hususiyetler gibi göründüğü’ şeklinde yararlı bir öneride bulunur. Bu gözlem şu sonuca varabilirsek daha da yararlı hale gelir: Karesi, ya da en azından beyliği yöneten aile, gerçekten diğer beyliklerden farklı bir kökene sahiptir. Bu ‘farklı’ köken yalnızca Pontus olabilir ve böylece (en azından ortaya çıktıkları dönemde) Altın Ordu ve m uh­ temelen daha dar bir açıdan Nogay ‘O rdu’sı ile irtibatlı­ dır. Bu bağlamda Karesili yöneticilerinin Demir Han ve­ ya Yahşi Han gibi isimleri (ya da, daha muhtemeldir ki, kayda geçen ünvanları), Cengizvari (ya da ‘eski’ Oğuz) ve mantıklı hale gelir. Zachariadou’nun belirttiği gibi, ece ünvanıyla ilgili olarak şu eklenebilir: ‘Karesi’de sıkça kullanıldı’ ve meşStYASHT

I I
*Karesi Bey veya Han - ‘beyliğin kurucusu’

I

__________ I__________
Demir Han Yahşi Han

I

_____ I________
Beylerbey Yakup Açlan (0.1345) Açıkça bu şecere ya da en azından teyit ettiği kro­ noloji, bütünü ile kabul edilemez. Bir kere, ‘1302 civa­
O S M A N II I

ru Osmanlı kronik metinlerinde bile Karesi kökenli uç beyine (Ece Halil) verilen lakap olarak yer aldı. Gerçek­ ten de, Clauson’a göre, ‘usta’ yani hoca anlamıyla ece ke­ sinlikle Moğolcadan geçme bir kelimedir: bu formdaki belli başlı az sayıda Osmanlıca-Türkçe kelimenin (eçe, eçi ve eçü) hiçbirinin bu bağlamda bir manası yoktur.30 Khwandemir’in (sonradan W ittek tarafından ince­ lenen)31 Osmanlıların kökenini bu dönemde K ırım ’dan Anadolu’ya yapılan on bin çadırlık göçte bulan anlatısı (ki Karesi vakasının bozulmuş bir halini yansıtır) tartış­ maya açıktır. Açıkça, 1298’de Nogay ve Tokhtu arasın­ daki mücadelenin ölçüsü ve yoğunluğu, aşağı Volga’dan Tuna’ya kadar olan bütün alan boyunca insanların yayıl­ masını ve büyük çaplı hareketlerini (öyle bir süreç ki tamamiyle kuzey-batı Anadolu içinde meydana gelen çağ­ daşı hareketlerin gelişmesine muhtemelen engel olmuş­ tur) hızlandırmış olmalıdır. Karesili yöneticilerin ‘isim lerinin gerçekte Unvan­ ları olması ihtimali, Osmanlı devletinin kurucusunun görünürdeki ismiyle ilgili problemlerin bir yeniden de­ ğerlendirilmesine bağlanabilir. HollandalI oryantalist J.H. Kramers 1928’de yayınlanan ‘Osman kimdi?’ baş­ lıklı makalesinde bu meseleyi ciddiyetle inceledi; Haki­ ki Müslüman (ve Arap) ismi ‘Uthman (Türkçe telaffu­ zuyla Osman)’ın çağdaş Bizans kaynaklarında kelimenin kökünü ortaya çıkaran bir biçimde verildiği olgusuyla izah etmeye çalıştı: Yunanca çekim soneklerinden arındı­ ğı zaman, Pontus askeri terimi atman/ataman ı (ki terim olarak Slav dillerine de geçmiştir ve Pontus stepi/Ukray­ na’nın Büyük Ordu sonrası Kazak siyasi sistemleriyle ilişkili olarak ‘hetman’, ‘Kazak büyüğü’ olarak İngilizce­ leştirilmiş biçimi gayet iyi bilinir) çok yakından andırı­ yordu.32

şeklinde ifade edebileceğimiz görüşe doğru evrilen basit bir ‘nüve’ sunuyor. Bu ‘nüvenin bazı önemli özelliklerini aşağıdaki gi­ bi sıralayabiliriz: [i} Osmanlı başlangıçta, tıpkı Karesi gibi, gayri­ müslimdir ve dolayısıyla tanım itibariyle gazi değildir. İzzeddin/Dobruca öyküsünün açıkça gösterdiği gibi step geleneğinde dini bakımdan pluralist olan Pontus bölge­ si Türklerinde Gaza geleneği hiç yoktur. Böylece çağdaş Bizans kaynaklarının ilk Osmanlı bağlamında ‘gaza’dan ya da gaziler’den neden hiç bahsetmediği bilmecesi an­ laşılır hale gelir. [ii] Bu ‘nüve’ ya da öncül-devlet ismi bilinmeyen, fakat ‘Pontik’ ünvanıyla ya da at(a)man rütbesiyle tanı­ nan bir kişi tarafından yönetildi. Gerçekten de, kendisi Bizanslı çağdaşlarınca at(a)mamn bir isim mi yoksa Un­ van mı olduğuyla ilgilenilmeksizin tanınmıştır. Bir süre, muhtemelen yirmi yıl kadar sonra Pontus akıncı lideri­ nin ismi Müslüman/Anadolu kültürü etkisi altında ‘Os­ man’ şekline dönüşmüştür. Yukarıdaki yorumlardan çıkarılan bir sonuç olarak, yaklaşık 1299-1302’de Osmanlı devletinin ortaya çıkma­ dığı, Pontus stepinden bir grup göçmenin (ki aslında bir akıncı grubu ya da ilerleyen bir ordunun parçasıdır) Bitinya’da belirmesinin bir ‘devlet’ olarak izah edilemeye­ ceği, bunun ancak bu tarihten bir on (ya da en fazla yir­ mi) yıl içinde, yani Osmanlıların tekrar tarih sahnesine çıktıkları 1315 ve 1324 yılları arasında, söz konusu ola­ bileceği düşünülebilir. 1320’lere kadar, bu grup siyasi kültür ve dini yönelim açısından ilişkide olduğu Anado­ lu (ve Müslüman) beyliklerinin rengini aldığı zaman, bir tarihsel varlık olarak Osmanlı beyliğinden söz edebiliriz. Bu öncül-Osmanlı devletinin yaşadığı tarihsel ge­ lişme sürecinin Karesi ile paralel gitmiş olduğu gözükü­ yor; Zachariadou’nun haklı olarak işaret ettiği gibi, er­

IV
Bu makale, daha ileri bir tartışma husule getirmeyi amaçlayan işlevsel bir hipotez olarak, erken Osmanlı devletinin yaklaşık 1298-1300 (1304’tetı yukarı bir ta­ rihte değil) yıllarında batı Pontus step bölgesi (Kırım ve Dobruca arasındaki topraklar olarak bilinen ve bir bölü­ münde bir kaç on yıldır Nogay ulusunu. barındıran böl­ ge) içinden gelen tamamen farklı kökenlere sahip Türk unsurlardan oluşan bir topluluk tarafından kurulduğu
O S M A N II I

ken Osmanlı tecrübesinin Karesi ile çok sayıda ortak noktalar taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu manada, Karesinin nihai massedilmesi iki aynı şeyin, şimdiye kadar sanılan­ dan daha derin bir seviyede, birleşmesi olabilir. Bu bağ­ lamda, ‘Osmanlı’nın Trakya’yı ve güney-doğu Avru­ pa’nın civar bölgelerini fethinin ilk aşamalarında Karesi (ve nihai olarak Pontus) kökenli kişilerin oynadığı ‘öncü rol’ tesadüf olamaz.
SİYASET

Getirilen öneri şu: Imber’in ‘kara deliğini doldura­ bilmek için Osmanlı devleti (ki hiç şüphesiz Anadoluluy­ du ve daha sonra kendini bu ortama iyice yapıştırmak için rivayetler ve efsaneler icat etti) ve Osmanlı ‘nüvesi’ (ki Pontik, Anadolulu olmayan ve gayrimüslim bir köke­ ne sahip olduğu öne sürülebilir) arasında bir ayrıma git­ mek yararlı olabilir. Colin Imber’in Anadolu geleneği ile birlikte geçerli olan ‘kara delik’ kavramı Osmanlıların kökeni hakkında daha radikal bir teori ile izah edilebilir: bu teori hakkında ilk fikirler üç çeyrek yüzyıl önce Huart tarafından ortaya kondu. Kesinlikle doğrudur ki, Osmanlı ‘nüvesi’ ya da öncül-devleti kesin biçimini, son ve geçici ‘cihanşümul Moğol barışı’nm bitişini önceleyen, Müslüman olmayan Altın Ordu ile Müslüman İlhanlı arasındaki kısa süreli açık savaş (1296-1304) döneminde aldı. Bu dönem kuzey-batı Anadolusu’nun küçük dünya­ sı dışında, Nogay ve Tokhtu arasında Altın Ordu’da üs­ tünlük için yapılan son mücadeleyle, bunun 1299’da Tokhtu lehine sonuçlanmasıyla, ve 1304’ te Moğol impa­ ratorluğunun tekrar biraraya gelmesi için yapılan kısa ömürlü tasarıyla şekillendi. Büyük Moğol Hanı Temür himayesinde taa Pekinde hazırlanan bu tasarı Jochi ulu-

juyla Hülagü’nün soyu arasındaki durmak bilmeyen sa­ vaşı son defa olarak bitirmeyi amaçlıyordu. Tasarının ya­ pılması kritik bir dönemin sonu oldu: Üçüncü Altın Ordu-İlhanlı karşılaşmasının meydana geldiği Boğazlar ve civarında, hem Asya hem de Avrupa kıyılarında, Altın Ordu yanlısı tampon ya da uydu devletler kurulmasının belli amacı vardı. Osmanlı ‘nüvesi’nin kuzey-batı Anadolu’da takriben 1299 yılında ortaya çıkmasının nihai önemi, birbirine rakip olan Altın Ordu ve İlhanlı büyük güçleri arasında­ ki üç karşılaşmanın en kritiği olan, kendi aralarında ve kendi içlerinde açık savaş yaşadıkları bir dönemde mey­ dana gelmesidir. Bu Moğol hanedan rekabeti bağlamın­ da, Bizans ve onun (bütün tarihçi kuşaklara göre erken dönem Osmanlı tarihi için çok önemli bir belirleyici olan) ideolojik kurumlan aslında az bir öneme sahipmiş gibi görülebilir. İlhanlı-Altın Ordu çatışmasına sahne olan ve Boğaziçinden Kafkaslar yoluyla Harezm’e kadar uzanan kavis üzerinde oynanan büyük oyunda, Bizans ya: da Karesi ve Osmanlı öncül-beylikleri -b u makalenin de başlığı olan Bitinya’lı Atamanlar- tesadüfi oyunculardan başka bir şey olmayabilir.

1

Colin Imber, 'The legend o f Osm an Gazi’, in Elizabetlı Zaclıariadou (ed.), The Ottoman emirate, 1300-1389 (Halcyon Days in Crete, I. A Symposium held in Rethym non, IL-13 January 1 9 9 0 , s.6 7 -75, s.7 5 ’de. 9 10

1981); İngilizce tercümesi (tr. and ed. Gary Leiser), The origins o f the Otto­ man Empire (Albany, N.Y., 1992). Lindner, ‘How M ongol were the early O ttom ans?’, s.282-3. W ittek , 13. yüzyıl sonunda batı A nadolu’da T ü rk m en beyliklerinin orta­ ya çıkışm a yol açan nüfus baskısında, M oğolların Anadolu Selçuklu dev­ letine saldırısı ve bunun sonucunda bu devletin vassal statüsüne in d iril­ m esini baş faktör olarak görm e eğilim indedir. W ittek , Osm anlı devleti­ nin gerçek kuruluşunda M oğol unsuruyla ilgili herhangi bir i htim aü gör­ m ezlikten gelir. 11 Colin Heywood, ‘A Subterranean H istory: Paul W ittek (1894-1978) and the Early O ttom an State’, Die Welt des Islams, xxxviii/3 (1998), s,386-405; ibid., ‘The Frontier in O tto m an History: O ld Ideas and N ew M yths’, in Daniel Power and N aom i Staııden (ed.), Frontİers in Qjıestion: Eurasian Bordcrlands, 100-1700 (London and New York, 1999), s.228-50.
12

2 3

Ibid. H alil İnalcık, ‘Osm an Glıazi’s siege of N icaeaan d the baccle ofB aphaeus’, ibid ., s.78-99; idem, ‘How to read ‘Ashık Pasha-Zade’s H istory’, in: Co­ lin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies İn Ottoman History in homur o f Professor V. L Menage (İstanbul, 199^), s. 139-156.

4

Krş. ö z e llikle înalcık’ın değerlendirm esi (“Osm an G lıazi”, s.9 7 ’nin d ip ­ notu).

5

G irit sempozyumu bildirileri arasında yukarıda d ipnot I ve 2 ’de bahsedi­ lenlerden başka bkz. Aldo G allotta, ‘II "m ito oguzo” e le origine dello stato ottom ano: una riconsiderazione’ (s.41-59) ve Elizabetlı A. Zachariadou, ‘The em irate o f Karası and th at o f the O ttom ans: two rival states’ (s.2252 3 6 ).

Peter Jackson, ‘From U lus to Khanate: the M aking o f the M ongol States,
C .1 2 2 0 - C .1 2 9 0 ’,

6

Om eljaıı Pritsak, ‘Two m igratory m ovem ents in the Eurasian stepe in the 9 t h - l l t h centuries’, Proceeditıgs 26th International C ongress o f Orientalists, Ncw Delhi, 1964 i N ew D elhi, 1968), ii, s. 157-63; Joseplı Fletcher, T h e Turco-M ongolian m onarchic traditioıı in the O tto m an Em pire', Harvard Ükrainian Studies, iii-iv (1979-80), s.236-251. 13

The Mongol Empire and its Lcgaey, s. 1 2 - 3 8 .

Özellikle bkz. Georges I. Bratianu, La rner noire des origines â la conqete otto­ man (Monachii, 1969), s. 185 vd. Romanyalı tarihçi D r V. Ciocaltan’ın me­ seleye yeni bir ışık tutm ası beklenebilecek olan son çalışmasını henüz göre­ m edim: Mongolii si Marca Neagra în secolelc X III-X IV (Bucuresti, 1998).

7

Rudi Paul Lindner, ‘H ow M ongol were the early O ttom ans?', in Reuven A m itai-Preiss and David O. M organ (ed.), The Mongol Empire and its Le£<zçy(Islamic H istory and Civilization. Studies and Texts, vol. 24; LeidenBoston-K öln, 1999), s. 282-9; ibid., ‘B eginning O tto m an H istory’, in Colin Heywood and Colin Im ber (ed.), Studies in Ottoman History iri Hom­ ur of Professor V L. Mcnage (İstanbul, 1994), s.199-208.

14

Nogay için tek m onografik çalışma, N . I. Veselovskİy, ‘K han iz tem nikov Zolotoİ Ordy: N ogai i ego vrem ya’, Zapisk, Rossisk. Akad. N a u k , 8th ser., xiii/6 (Petrograd, 1922); N ogay’ın kariyerinin bir özeti için krş. B. Spuler, Die Goldene Horde: Die Mongolen in Russland, 1223-1502 (Leipzig, 1943), s.56-81. George Vernadsky, The Mongols and Russia (New Haven, 1953), s .l7 4 -8 9 ’da da değerli gözlem ler var.

8

M ehmed Fuad K öprülü, Les origines d t t empire ottoman (Paris, 1935). Türkçesi: Osnıanlı İmparatorluğu’nını kuruluşu, ed. O . F. K öprülü (İstanbul,
OSM ANLI

15

Nogay’m ne zaman doğduğu belli değil: m uhtem elen 1220 kadar erken bir tarih olabilir; ö lü m tarihi olan 1299’da ‘çok yaşlıydı.

m

SİYASET

16 17

Böyle, Successors, s.125 ve s.113-14. Raşideddin tarafından söz edilen bu üç g ru p m uhtem elen, M oğol öncesi dönem de iki gruba ayrılmış ve D inyeper n ehrinin hem orta hem de aşağı kısım larında yerleşik ‘vahşi olm ayan’ Polovstiler olarak da bilinen, K u­ m alılardır. N ehrin sağ yakasında (bu bağlam da Raşideddin tarafından bahsedilmeyen) It-obalı/Ic*oba ve U rusoviçi/U rus-oba (yani ‘O ru s’); sol yakasında ise U lahobalı/U laheviçi ve Burç-obalı/Burçeviçi vardı. Raşideddin'de m uhtem elen K H R T /K H R B ’ye dönüştü. (Bkz. Peter B. Golden, ‘The Polovci D ikii', Harvard Ukrainian Studies, iii-iv (1979-80), i, s.26768. (Böyle son okunuşu ‘belki L H W T biçim indeki *Lahut, yani Polonya­
lI la r ,

26

H u a rt’m makalesi şurda zikredildi: Elizabeth A. Zachariadou, ‘Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the O tto m an Expansİon’, in B. Lewis and Ft. N iew öhner (edd.), Religionsgespracbe im Mittelalter (= Proceedings 25. W olfenbuttler Symposîon), (W iesbaden, 1992), s.289304, s.301, d ip n o t 52.

27 28 29

H u art, loc. cit. Cl. Cahen, ‘Karası', E I(2), iv, 627-8. B unun bir M oğol terim i olup olmadığı m erak konusudur. Türkçe açım ­ lanması olan KRS hiçbir ipucu vermiyor.

kelim esinin bozulm uş halid ir’ şeklinde izah ediyor ki bana hiç m u h ­

30 31

Clauson, Vrc-ÎŞtb-century Turkisb, s.20. P. W ittek , ‘Yazıjıoghiu ‘Ali on the Chriscian Turks o f the D obruja’, B S0AS, xiv (1952), s.639-668.

temel gözükmüyor.) 18 19 20 Vernadsky, Mongo/s and Russia, s. 164. Ibid. K öprülü tercümesinde (Origins, s. 3 5) Lesier tarafından düşülen şerhte yan­ lışlıkla ‘A ltın O rda’nın hüküm d arı’ şeklinde tanım landı. 21 E. A. Zachariadou, ‘Observations on some Turcica o f Pachymeres’, Revue de Ûtudes Byzantines, xxxvi (1978), s.262-264. 22 23 Zachariadou, s. 264. Ibİd. Bu iki terim o dönem Bizans kullanılışında, daha sonraki Avrupa uygulam asına ters bir şekilde, eşanlamlı olarak görülm edi. 24 25 Ibid. Cl. H uart, Xes origiııes de l’em pire o tto m a n , Journal des Savanis , N .S. V,
XV ( 1 9 1 7 ) , S .1 5 9 - 1 6 1 .

32

J. H . K ram ers, ‘W er w ar O sm an?', Açta Orientalia , vi (1928), s.24 2 -2 5 4 , tıp k ı basımı: idem ., Analecta Orientalia. Yunanca biçim leri için bkz. Gy. M oravcsik, “O sm an’, Byzantinoturcica ; at{a}man için bkz. Sir Gerard Clauson, A Dictionary o f pre-tbirteenth-century Turkisb (Oxford, 1972); M ax Vasmer, Russiscbes etymologiscbes WÖrterbuch (H eidelberg, 1953), i, s.31. İlg in ç b ir şekilde, eski R usça'da 1294 tarih in d e ilk kullanılışı vataman şeklindedir. (Vasmer, loc. cit.). Louis Bazin (‘A n tiq u ite m econnu d u titre d ’A tam an ’, H arvard Ukrainian Studies, iii-iv (1 9 7 9 -8 0 ), i, s.6 270) at(a)man = O sm an tezini ele alır ve son çalışm aları (sonuçlarını sa­ dece M oravcsik’in m alzem esine dayandırm asına rağm en) eleştirerek red­ deder.

SİYASET

SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR VE OSMANLILAR ARASINDA
PROF. DR. RUDI PAUL LINDNER
UN1VERSITY O F M IC H IG A N , D EPA R TM EN T O F H İSTO RY / A.B.D.

u kısa makalenin amacı Osmanlı tarihinin ku­ ruluşuyla ilgili kaynakların çalışılmasındaki bazı imkanlara ve varolan sorunlara işaret et­ mektir. Başlangıç olarak, halihazırda farkında olduğu­ muz aysbergin sadece görünebilen parçasıdır. Fakat asıl büyük parça suyun altında yatmaktadır. Burada ben İs­ tanbul ve Ankara’daki arşivlerde bulunan yayımlanma­ mış bir takım belgeye değinmekteyim. Bu belgelerin büyük çoğunluğu, XV. yüzyılın geç dönemlerine ait ol­ makla beraber, bunlar bürokratların erken dönemlerin koşullarıyla ilgili düşüncelerini elde etmede bize büyük oranda yardımcı olmaktadırlar.1 Şimdilik halihazırda ulaşılabilen kaynaklara bir bakalım. En ilginç araştırma yollarından bir tanesi Selçuklu, İlhanlı ve erken dönem Osmanlı tarihi arasındaki bağ­ lantılarla ilgilidir. Geç dönem Anadolu Selçuklu tarihi, uzun ve saygın bir tarih yazma geleneğine sahip bulunan İran’lı bürokratların az sayıdaki çalışmalarını içermekte­ dir. Buna ek olarak İlhanlılar için Rashid al-Din’iıı bü­ yük çalışması vardır. Diğer yandan ilk Osmalı kronikle­ ri bu geleneğin dışında kalmaktadır ve çalışmaları ağır­ lıklı olarak kendisinden önceki yazarlara dayanan Kemalpaşazade’nin eserine denk bir çalışmaya XVI. yüzyıla kadar rastlayamamaktayız. Anonim kroniklerin yazarları ise ne ibn Bibi ve Aksarayi ile aynı sınıftadırlar ne de bu geleneğe benzemeyi arzu eder görünmektedirler. Sonuç olarak, erken dönem Osmanlı yazarları ile yerini aldıkla­ rı gelenek arasında amaç ve işlevsellik açısından ilginç bir boşluk bulunmaktadır. Bu iki farklı yapıyı tamamla­ ma görevi daha yerine getirilmeyi beklemektedir. Bu kurumlar arasındaki ilgi çekici diğer boşluk pa­ rasaldır. Elimizde çok miktarda Anadolu Selçuklu parası
OSM A N LI

bulunmaktadır. 20 yıl önce bir kolleksiyoncu karar ver­ diğinde, sadece Avrupa ve Amerika piyasasına gelen ma­ teryale dayanarak Sultan I. Mesut’tan Keykubat IH’e ka­ dar olan dönemin paralarını kapsayan bir kolleksiyon oluşturabilirdi ve Hicri 595 ila 702 yılları arasında kesi­ len gümüş dirhemlerin hemen hemen tamamını da satın almak aynı biçimde olasıydı. Bu örnek bize bu serilerin boyutları ile ilgili bir fikir vermektedir.2 Yüzyılın sonu­ na doğru darphanelerin toplam çıktısı artmamakla ve gerçekte azalmakla birlikte, sayıları artmakta, Hicri 699’da da en yüksek miktara ulaşmaktadır. Aynı şey Anadolu’da İlhanlılar adına kesilen sikkeler için de geçerlidir. Hicri 699, kendisinden sonraki dönemin daha az miktarlarına göre büyük bir yıldır. Bu sikkelerin yüksek oranda gümüş içerdiklerini ve Mısır’ın çağdaş sikkelerin­ den daha saf olduklarını da eklemek gerekmektedir. Eğer bunları erken dönem Osmanlı madeni parala­ rıyla karşılaştırırsak, gösterebileceğimiz çok az şeye rağ­ men Orhan’ın iktidarı öncesiyle arasında kesin bir farklı­ lık görürüz. Okuyucu, Selçukluların bir sultanlık idare ettiklerini, Osmanlıların ise sadece bir beylik kurdukla­ rını, böyle bir kıyaslamanın adil olmayacağını söyleyerek itiraz edebilir. Özellikle Osman hiçbir gümüş kaynağını kontrol etmiyordu (çeşitli Anadolu Selçuklu kesmeleri­ nin madenleri, Maden Lü’lü’e gibi, akla getirmesine rağ­ men), dolayısıyla geç döneme kadar madeni paralardan fazla bir şey beklememeliyiz denilebilir. Bunlar akla yat­ kın itirazlardır, fakat cevap olarak ben geç dönemlerinde Selçuklular’ın oldukça zayıf bir yapıyı idare ettikleri ( bu Hicri 699’daki Osmanlı “bağımsızlığı” efsanesinin ko­ laylıkla kabullenilmesinin de sebebidir), Osmanlılar’ın
SİYASET

m

topraklarının önemli ticaret yolları üzerinde olduğu ve bu dönemde komşu beyliklerde gümüş para basımının bulunduğu gerçeklerini vurguluyorum. Burada yine Sel­ çuklu idaresi, İlhanlı hakimiyeti (overlordship) ve Osmaıılı kurumunun (enterprise) oluşumu arasında bir ko­ pukluk gözükmektedir.3 Dolayısıyla araştırmacıların önünde duran bir görev de bu boşluğu doldurmak ve er­ ken dönem Osmanlıları tam olarak zamansal mekanına oturtmaktır. Osmanlılar bir boşluktan tarih sahnesine çıkmadılar. Erken dönem Osmanlı tarihi için en temel kaynak topraktır. Pofesör Louis Robert’ın coğrafya olmadan tari­ hin olamayacağı klişesi sürekli olarak akılda tutulmalı­ dır. Osmanlı tarihinin ilk yıllarının iklim ve genel görü­ nümü, özellikle erken dönem Osmanlı kayıtlarının coğrafik bakımdan test edilmesi açısından daha yakından ça­ lışmayı gerektirmektedir. Profesör Clive Foss bir çalış­ masını bu alanda yapmıştır. Elde ettiği sonuçlar gerçek­ ten ilgi çekicidir ve muhtemelen Orta Çağ Anadolu coğ­ rafyasının tarihsel olarak çalışılması yönünde başkalarını da teşvik edecektir.4 Yapılması gerekenleri gösterme açı­ sından, Lindner’in çalışması örnek olarak alınabilir. Lindner, erken dönem Osmanlı kroniklerini, özellikle Anonim Kronikleri ve Aşıkpaşazade’nin değerlendirme­ lerini izleyerek Ertuğrul ve Osman’ın takipçilerinin, ara­ larında birçok göçebe çobanın da bulunduğu, yaşamları­ nın en azından bir kısmını koyun güderek geçiren aile­ lerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Bu iddiayı destek­ ler biçimde sadece kışlakların ve yaylakların nerelerde bulunduğunu belirten metinler bulunmaktadır.5 Fakat bu yeterli kanıt olamaz. Çoban açısından bu yerler ve bunlar arasında izlenilen yollar bir anlam ifade etmekte midir? Belirtilen yaylaklarda bulunan otlaklar Söğüt’e yakın hatta Söğüt civarında yer alanlardan daha üstün durumda mıdırlar? İzlenilen yolun kendisi göç eden hay­ vanlar için yeterli Otlaklar sağlamakta mıdır? Mevsime bağlı göç için kullanılan yerlerden biri olan Bilecik niçin yoldan bu kadar uzaktadır? Çobanlar için en iyi çözüm olamayacak yolların ya da otlakların seçilmesinde siyasi ya da askeri tercihlerin zorlaması var mıdır? Tüm bunlar Lindner’in önceki çalışmasında cevaplandırılmadan bıra­ kılmış sorulardır ve beni başka bir soruyu daha sormaya zorlamaktadır: Tarih yazıcılarının bu ailelerin göç eden
O SM A N 1.1

çobanlar olduğu iddiası bir hayal midir? Kısaca, erken dönem Osmanlı tarihi ile ilgili soruların bir coğrafyacı­ nın bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Toprak bizler için önemli bir kaynak olarak beklemektedir.6 Arazi üzerinde ne bulunmaktadır? Erken dönem Osmanlı nesillerinin oluşturdukları kurumlar hakkında ne söyleyebiliriz? Oluşturdukları bu kurumlar onlar için ne ifade etmektedir? Buralarda ileride yapılacak araştır­ malar için büyük um ut vaadeden bir durum bulunmak­ tadır. Fikir verici çalışmalardan, akılda tutulması gere­ ken bir tanesi Viyanalı araştırmacıların ürettikleri yüzey­ sel incelemelerden elde edilen ve büyük miktarda malze­ me içeren Tabıda Imperii Byzantini'n'm ciltleridir. T IB ’in son ciltleri Paplılagonia ve Firigya’yı içermektedir ve Bitinya üzerine bir çalışma da Fransız ekibinden beklen­ mektedir. Büyük Bizans yapıları tanımlanmıştır fakat küçük yapılar yok olmadan önce ayrıntılı biçimde bu­ lunmalı, sınıflandırılmalı ve incelenmelidir.7 1929’da Taescher ve W ittek tarafından ifade edildiği üzere, dep­ remler ve Yunan-Türk savaşı birçok ortaçağ yapısını yok etmiştir. Fakat yine de bu alanda incelemeleri devam et­ tirebilmek için yeterli kaynaklar bulunmaktadır. Vakıf belgeleri, Eskişehir ovasında zamanında neler bulundu­ ğuna dair kanıtları sağlamaktadır. Erken dönem Osmanlı binaları ile ilgili olarak, bir mimarlık tarihi şaheseri olan Ayverdi’nin büyük incelemesi bulunmaktadır.8 Eski fotoğrafları, arşiv belgeleri ve ölçümleriyle bu çalışma mükemmeldir. Bütün olası yapıları tespit etmesi ve Türk akademisyenlerince yayınlanan güncel çalışmaların onun üzerine inşa edilmiş olması bu çalışmanın büyük ama tek meziyeti değildir. Bu çalışmanın incelenmesinde, bazı ^binaların belirtildiği döneme ait olmadığı ve orijinal ya­ pıların saptanabilmesinin sadece inşa tekniklerinin ay­ rıntılı bir biçimde çalışılması ile olabileceğinin akılda tutulması önemlidir. Bu, duvarcılık tekniklerini ve ön­ cülüğünü Profesör Peter Kuniholm’un yaptığı dendrochronological tarihleme amacıyla ahşap kalıntılarının çalı­ şılmasını da içerecektir.9 Ne yazık ki Söğüt yakınlarında Karakeçili tarafından yapılan yıllık kutlamalar hakkında kasabanın kendisi ve oradan geçen yolların tarihçesi hak­ kında bildiğimizden çok daha fazlasını bilmekteyiz. Er­ ken dönem Osmanlı tarihine mimari katkı daha fazla in­ celemeleri gerektirmektedir.
SİYASET

Bu Olcaytu’nun fer­ manının Adapazarı’na kadar ulaştığını belirten modern Bizans kroniği Pachymeres’de de gayet açıktır.15 Hicri 699 tarihi bize Osmanlı’nın kuruluşunun 700. Samsun ve Sarıkavak sayılabilir. Burada İlhanlı sikkeleri önemli bir rol oynamaktadır. yüzyılın başlarından kalma İslami kitabelerle ilgili karşı­ laştırmalı bir çalışma çok faydalı olacaktı. fakat İlhanlılar’ın nüfuz ve prestijlerinin batıda çok uzaklara kadar ulaştığına da hiçbir şüphe yoktur. yüzyıl Anadolu dirhemlerindeki gümüş içe­ riği oldukça yüksektir ve çıktının büyük olduğu gözük­ mektedir. Kitabeler bize hamile­ rinin kendileri ve işleri hakkında bilmemizi istediklerini söylerler ve bu kitabeler orjinal yerlerinden çıkartılsalar ya da kendilerinden sonra gelen kitabeler eskiden kulla­ nılanların yerini almış olsalar bile bize uzun süren bir dö­ nemin entellektüel tarihine doğrudan ve kısa bir bakış sağlayacaktır. Gümüş (aynı zamanda Gümüşpazar). İkinci sikke Kütahya yakınlarındaki defineye aittir ve 1301 tarihini taşımaktadır.1 4 Bu sikkeyi nasıl anlayabiliriz? Osmanlılar Bursa’ya ida­ reci olarak 1326’ya dek girmemişlerdi. Ama özellikle sikkeler üzerine ya­ pılacak daha ayrıntılı bir çalışma bu isimlerin bazılarının aynı madene ait olduğunu gösterecektir. Bu özel kitabeler konu­ suna daha sonra tekrar döneceğiz. Beyşehir’de muhtemelen Eğridir’de ve kesinlikle Afyonkarahisar’da Gazan Mahmud adına kesilmiş sikkeler vardır.17 Bunların bir kısmı yakında bağımsızlaşa­ cak olan yöneticilerden kaynaklanmaktaydı. Sadece Selçuklu darphaneleri arasında isimleri gümüş madenleri ile bütünleşmiş Bayburt. Artık analiz ve sentezlerin yapılabilmesi müm­ kündür. Bunların ilki darphane olarak küçük bir batı Anadolu şehri olan Bursa’nın adını taşıyan ve İlhan Olcaytu adına saltanatının son dönemlerinde kesilen gümüş sikkedir. Anadolu’nun şehir ve kasabala­ rında birçok yerel tarihçi Max van Berchem ve Halil Edhem’in ayak izlerini takip ederek kitabeleri kopyalama. 16 Varolan sikkelere yöneltilecek daha yakın bir dik­ kat. Ma’denşehir. yüzyıl sonları ve XIV. Maden. Ankara’da. Akşe­ hir’de. İbrahim Artuk tarafından basılan sikke aynı nes­ lin Selçuklu. Lü’lü’e. Fakat kanıtlarına halen rastlanabileceği üzere bu tarihten önce birkaç yıl haraç toplamışlar ve şehir etrafında ordugah kurmanın OSM A N LI I yanı sıra şehri muhasara altına da almışlardır.10 Kitabeler arasında elbette sikkelerin üzerindekiler de yer almaktadır. İlhanlı ve ilk beyliklerinkilerden farklı ola­ rak kendine özgüdür. Anadolu’da XIII. Tıııe bu sikkenin niye yeni bağımsız olmuş Osman’ın adını değilde İlhan adını taşıdığı soru­ labilir.12 Bu sikke geç Selçuklu ve modern İlhanlı dirhemlerinden farklı olarak üzerinde darphane adı ve tarih taşımamak­ tadır. fakat erken dönem Osmanlı sik­ keleri daha ayrıntılı biçimde araştırma konusu olmaya değer. Ma’denpazar. Bu aynı yıl Anadolu’da bulunan İlhanlı paralarındandır.18 Belirtmek istediğim nokta. Bu kitabelerin yoldan geçenlerin çoğu ta­ rafından okunamıyor olması gerçeği yine de bunların de­ ğerini azaltmamaktadır. Fakat bu konuSİYASET . Bu darphanelerin bazılarının yerleri ha­ len bilinmemektedir. sikkeler üzerine yapıla­ cak bir çalışmanın Osmanlı tarihinin erken dönemleri­ nin yeniden inşa edilmesi girişimlerinde merkezi oldu­ ğudur. fotoğraflama ve yayınlamada mucizeler gerçekleştirmiş­ lerdir. Ma’den Derbent. Bu sikke­ nin Osman'ın bağımsızlık statüsünü nasıl aydınlatabile­ ceği ise kısaca daha sonra değineceğimiz diğer bir soru­ dur. Yapı Kredi koleksiyonun­ da Bergama’da Olcaytu adına kesilmiş bir sikke de bu­ lunmaktadır. yıldönümü olan 1999’u hatırlatmaktadır. Orhan dönemi sikkeleri daha önce ça­ lışmaya konu olmuştu.Binalarda nadiren tarihsel olarak önemli kitabeler bulunmaktadır.1 1 Üzerinde Osman’ın ismi olan ve yukarıda belirtilene benzemeyen diğer bir sikke de Londra’da özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır. çünkü böyle bir çalışma en azından erken dönem Osmanlı tarihinin en bilinen kitabelerinin daha geniş ve muhtemelen daha uygun bir çerçeveye oturtacaktı.1 3 Bu iki sikkeyi herhangi bir modern para basım ge­ leneği içerisinde değerlendirmek zor olmakla beraber vurgulanmaya değer başka sikkeler de bulunmaktadır. Samasur. Ladik’te. İlhan Gazan Mahmud adınadır ve üzerinde Hicri 699 tarihinin yanında darphane olarak Söğüt adını taşımaktadır. XIII. kroniklerin dışarıda bıraktığı konulara gerçek an­ lamda nüflız edilebilmesine yardımcı olacaktır. Buna verilecek cevap belirtilen tarihte Osman’ın gerçekten bağımsız olmadığı ya da eğer Selçuklular’dan bağımsız ise onu doğuya bağlayan daha büyük bir hükü­ metin var olduğu olacaktır.

Her ne kadar kolleksiyonlardan ve satış kataloglarından bunları keşfetmek zaman ve sabır istemekteysede sikkeler üzerlerinde daha ayrıntılı bir biçim­ de çalışılmayı hak etmektedirler.21 Bu kaynakta ekonomik tarih ve ticaret ilişkilerinin çalışılması ile ilgili olarak. Araştırmacıların çoğu son dönem­ lere kadar ulaşılması daha kolay olan Ali tarafından bas­ kısı yapılan edisyonu kullanmaktaydılar. Arazi. kitabeleri tartışırken belirttiğim entellektüel tarihle il­ gili daha fazla bilgiye ulaşmada yardımcı olacaklardır. Fakat birkaç yıl önce sağlam olarak tekrar piyasaya çıktı ve Berlin’li Klaus Schwarz ta­ rafından satın alındı. Elbette ki bu dönemi anlamamızı sağlayacak başka yazılı çalışmalar da bulunmaktadır.22 Bapheus’un İzmit yakınlarında olduğu ve hatta SİYASET . Bili­ nen ve akademik literaratürde sıralanan elyazmalarının ötesinde diğer bir elyazması da Zagreb’de bulunmakta­ dır. Arap dili kaynaklarından biri olan ibn Batuta’nın gezi hikayelerinin başarılı bir biçimde ça­ lışılmışken (İngilizce’ye iyi çevrildiği için muhtemeldir) diğer tarafta al-’Umari’nin risalesinin Anadolu coğrafya­ sı üzerine olan bölümünün benzer ilgiyi çekmediğine işaret etmek istiyorum. Bunlara ek olarak bazı resmi kaynaklar da vardır. Dahası Anadolu Selçukluları’nın düşüşünü takiben beyliklerin kurulduğu ve İlhanlı otoritesinin hakim olduğu dönem­ de çeşitli sikkelerin yerel pazarlarda hiçbir zorlukla kar­ şılaşılmadan kullanıldığını ve bunun sonucunda benzer özellikler ve standart ağırlığa sahip bir sikke rejiminin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Daha ayrıntılı bir çalışmaya imkan vereceği için önermek istediğim son grup metinler Bizans İmparator­ luğu kaynaklılardır. Burada değerlendirilecek olan örnek George Pachymeres’in modern kroniğidir. yazıldı­ ğı ortamlar. metin­ leri biraraya getirmede kullanılan metod belirsizdi.yu Osmanlıların siyasal varlıklarının yükseldiği dönem­ de ve öncesinde Anadolu’da büyük miktarda gümüş üre­ tildiğini söyleyerek kapatmak akla yatkındır. Ek olarak Aşıkpaşazade’nin yıllar içerisinde hika­ yesini ne kadar geliştirdiğini ve Friedrich Giese tarafın­ dan yapılan standart baskısının yetersiz sayıdaki el yaz­ malarına dayandığını da bilmek zorundayız. Anonim kroniklerle Oruç ve Ruhi metinleri arasındaki ilişki tam olarak bilinmemektedir ve anonim kroniklerin metinleri eleştirel bir biçimde ele alınmalıdır. İkinci bir örnek olarak. Aynı zamanda.20 Dolayısıyla Aşıkpaşazade’nin mantığını tatmin edici bir biçimde anlamaktan uzağız. Menage’nin Aşıkpaşazade’nin metinlerinde yer alan bazı parçaların. Fakat bunların. Dietrichstein elyazması sahibinin ölü­ münden sonra yapılan mezatta yer almadı ve bu kolleksiyon dağılarak kayboldu. Bir türlü dinmeyen elyazmaları üzerindeki tartışma da henüz ta­ mamlanmamıştır. Osmanlı yazın kaynaklarının hiç bir zaman okuyu­ cu ve yorumlayıcı bulma güçlüğü çekmediklerini düşü­ nüyorum. geleneği ge­ riye XIV. Burada. Fetih çağının kahra­ manları ve çeşitli tarikatlarla bağlantılı hatırı sayılır miktarda literatür bulunmaktadır.19 Fakat bu gele­ neğin yeri hala belirsizdir ve Aşıkpaşazade’nin aldığı parçaların ne kadarını ne derecede değiştirdiği açık de­ ğildir. bunların yazılış şekilleri. Profesör V. bunlar daima heyecan verici olmuşlar ve iyi aktarılmıştır. Erken dönem Osmanlı tarihi üzerindeki son tartışmala­ rın çoğunluğu eski Osmanlı kroniklerinin değerlendiril­ mesine dayanmaktadır. yüzyıla kadar giden Yahşi Fakih’den alındığını yıllar önce ortaya çıkarması verilebilir. Bize Osman ile Bizans kuvvetleri arasında 1302’de yapılan Bapheus savaşı üzerine geniş bilgiyi sağlayan Pachymeres’tir. Bu metinler. takip edenlerin ih­ tiyaçları dikkate alındığında ve bunlarda yer alan olaylar arasındaki tarihlemenin güvenilir olmadığı bilindiğinde. Fakat biri Vati­ O SM A N L I I kan’da diğeri İstanbul Arkeoloji Müzesinde yer alan iki elyazması mukayese edilene kadar bu edisyonda. bu kroniklerin metinlerinin ve elyazısı geleneğinin"hem kendi içinde hem de birbirleri ile olan ilişkileri üzerinde çalışılması­ nın önemli olduğu tartışması hala hüküm sürmektedir. en azından Profesör Colin Imber’ın gözünde bağımsız bir değeri olmadığı sadece Hanefi yasası olan cihadın derlemesi olduğu da akılda tutulmalıdır. yazma ve sikkelerden yazılı kaynaklara döndüğümüzde aşina olduğumuz bir alana varmaktayız. sadece Osmanlılar açısından değil aynı zamanda diğer beylikler ve bunların Abu Sa’id hükümetiyle ilişkileri konusunda da çok miktarda bilgi bulunmaktadır. bina. L. Osmanlılar da bu sik­ kelerin kullanıldığı pazarların ya da toplulukların dışın­ da kalamazlardı. 1947’de Arnakis bu savaşın Osmanlı kaynaklarında ka­ yıtlarının olmadığını göstermiştir fakat manzara Bapheus’un Osmanlı kaynaklarında da olması gerektiği yönün­ dedir.

Onun Pelekanon izahatında da sanki savaş sahasında Türk tarafında bir şahidi varmış da ondan elde edilmiş gibi bilgi bulunmaktadır. yüz­ yılın başlarının sınır boylarında diğer kaynakların bizi inandırdığından çok daha karmaşık olduğunu bilmeli­ yiz. sikkeler) doğru bir dolaştık.25 XIV. Osmanlılar’m kurdukları şeyi nite­ lerken.31 Ek olarak diğer beylikler tarafın­ dan yayılan modern askeri taktikler çerçevesi içerisinde Osmanlı askeri kurumlarının gelişimini ve aynı zaman­ da göçebelikten uzaklaşarak yerleşikliğe ya da piyade taktiklerine doğru yavaş dönüşümünü de görmek olası­ dır. Bir Osmanlı devleti olduğuna hiç bir şüphe bulunmamaktaSİY A SÎT . bir kural olarak “devlet”in kullanılm adığının farkındadırlar. Fakat Kantakuzen bize bu konuda çok şey söylemektedir. En acı anlaşmazlıkların nadiren basit bir kelimeden kaynaklan­ dığını belirtmek kesinlikle gereklidir. Osmanlı kroniklerinde Osman’ın müttefikleri olarak sıralananların gerçekten de başlangıçta ona yönelik ola­ rak dostane olup olmadıklarını merak etmekteyiz. en azından ilk iki nesil için güvenilir olma umu­ duyla daha nötr olan ve isbatlanması gerekmediğini var­ saydığım “teşebbüs’”(enterprise) terimini seçmiştim. Daha başka nelerin elde edilebileceğinin ipucu için önceki İm­ parator John Kantakuzen kroniklerindeki malzemeyi in­ celememiz gerekmektedir. Her ha­ lükarda resmimizin içini hem özel hem de genel dönem­ leriyle kesin kronolojik işaretlerle Bizans kaynaklarından doldurabilmekteyiz.26 Zor olmakla birlikte Pachymeres’in saptamaları bu erken yıl­ ların anlaşılmasında oldukça yardımcıdır ve Osmanlı ka­ yıtlarındaki olası boşluklara bir bakış açısı kazandırmak­ tadır. yüzyıl söylemiyle ka­ dim dönem malzemelerinin yerini bildirmektedir. Burada ele alına­ cak ilk kelime “devlet”tir. Eski çalışmalarımın tamamını okuyanlar bu çalışmalarda eski Osmanlılar için. 1329’da ki Pelekanon savaşını değerlen­ dirmesi bence göçebe okçularla yürütülen ortaçağ savaşı­ nın bilinen en kapsamlı anlatımıdır. Örneğin erken dönem Osmanlı askeri tarihi ile ilgi­ li bilgi birikimi Osmanlı kroniklerine bakılarak çok faz­ la geliştirilememektedir.30 Bu iki örnekte Bizans kaynakları Osmanlı tarafında bulunamayacak kıymetli bilgiyi sağlamaktadır. yüzyılın rivayet ve geleneklerini mo­ dem Bizans gözlemcileri gibi algılamaları ve aynı fikri paylaşmaları için hiçbir açık sebep bulunmamaktadır. Bu­ nun yanında büyük miktarda yararlı bilgi de içermekte­ dir.32 Arazi gibi genel konulardan daha kolay başedilebilecek konulara (elyazmaları.2 7 Pachymeres. “Devlet” ve daha sonraları “imparatorluk” kavramlarını Osmanlılar’ın büyük ve uzun ömürlü başarıları olarak uyarlayanlar son dönem araştırmacılarıdır. Kanta­ kuzen’in anılarının son halini hazırlamadan birkaç yıl önce Osman ile konuşma şansına ulaştığını söylemek ke­ sinlikle bir abartı olacaktır. “Tevarih-i Al-i Osman”daki “Al”.29 Kantakuzen’in egemen olan im­ paratorun davranışları hakkındaki değerlendirmeleri.23 Osmanlı tarihçilerinin XV. OSM ANLI I bütüncül olduğuna inanmaya imkan olmamakla birlikte verilen taahütlerdeki sapmalar üzerine yaptığı açıklama­ lar onu en iyi yere yerleştirmese de dikkate değer bir yer sağlamaktadır.24 En önemlisi Osmanlı tarihçilerinin karanlıkta bı­ raktığı konularda Pachymeres’in bir bakış açısı vermiş olduğu gerçeğidir. kelimelerden kaynaklanmaktadır. Mevcut fırsatlarla ilgili son örneğim ise daha küçük mev­ cudiyetlerden. Erken dönem kronikleri bu başlıkları arasıra taşımaktadırlar. Bundan başka Bapheus ve Pelekanon üzerine olan bu iki metin bizi erken dönem Osmanlılar’daki göçebe ço­ banlık bağlamındaki soruya geri götürmekte ve Os­ man’ın yazlık ve kışlık otlakları konusundaki eski tartış­ mamızdan kaynaklanan şüphelere karşıt bir görüşü de sağlamaktadır. Osmanlı tarihçileri Sakarya’nın yayla­ ları ile Marmara Denizi arasında kendileri ile Bizanslılar arasında hiçbir rakibe yer vermemektedirler. “devlet”ten çok daha farklı bir anlama gelmektedir. 1307 sonrası erken Osmanlı tarihi için Osmanlı araştırmacılarına yardımcı olmamaktadır. Bu daha çok onun kendi kari­ yeri ile ilgili bilgileri içerir ve XIV.savaşın şehirden dahi görülebildiğinin fakat buna rağ­ men bahsedilen savaşın Osmanlı kroniklerinde yer alma­ ması bu tür çabaları sonuçsuz bırakmaktadır. Bunlar strateji ve taktiklerle il­ gili olarak sürekli başarı ve şansın dışında çok az şey öğ­ renmekteyiz. Diğer yan­ dan Pachymeres haklarında çok az bilgi vermekle birlik­ te diğer beylerin varlığından sözetmektedir.28 Savaşın yerini be­ lirleyen Feridun Dirimtekin’in çalışması sayesinde Kantakuzen’in savaşın coğrafyasıyla ilgili değerlendirmeleri­ nin doğruluğunu tetkik etmek ve araziyi incelemek mümkün olmaktadır.

Giese. Gerçekte de günümüzde. Arazi ve iklim ile ilgili olarak sunulan eksiklikler. Köprülü. ama sadece ne zaman devlet olarak isimlendirildiği kesin ve açık bir biçimde kurulmayı beklemektedir. karşıt ör­ nek olarak göçebelerce kurulmuş vakıflar nediyle.33 Osmanlı devleti modern araştırmacıların ve daha da önem­ lisi Osmanlılar’ın gözünde bir devlet olarak ne zaman başlamıştır? İkinci kelime ise elbetteki “gazi”dir. oldukça büyüleyicidir. Osmanlı araştırmacıları için muhteşem bir dönemdir. W ittek’in erken olgunluk dö­ nemi Kraelitz. topra­ ğın geri kalan yapıları daha fazla belirsizliğe terkedilemeyecek çalışmaya değer konulardır. Sadece birkaç tanesi belir­ tilen bu Alman ve AvusturyalI bilim adamlarının Der İs­ lam'la ilk sayılarındaki ya da Mıtteılungm zur Osmanischen Geschichte nin iki cildindeki çalışmalarına göz atmak bile değildir. Ama Osmanlılar’ın Habsburglar’la ittifak yapmak­ la kendilerini yönlendiren ilham kaynaklarını terkettikleri ve varlık sebeplerinin mahvına sebep oldukları iddi­ ası üzerinde ise tam bir sessizlik hakimdir. oldukça ilginç bir konudur.. W ittek’e göre varlık sebebi olan şey artık matriksde bir unsur ya da yo­ ğun bir yemeğin içerisinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. Taeschner ve Mordtmann gibi devlerle geçmiştir. Bundan son­ ra gazilerin ideolojisi artık Osmanlı tarihinin itici gücü O S M A N II İRİ SİYASET . kati surette yerleşik bir bürokrasiyle karşı karşıya bulundu­ ğumuzu ispatlamaz. Gaziler önemliydiler. içi boş bir biçimde tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Anadolu’daki valilerin başkaldırıları karşısında neleri başardıkları ve neleri başaramadıkları. dahası artık bu sınır boyu kültürüne bir anlık bakış sonuca ulaşmada anahtar deliğidir. Bu keli­ me ve onun Osmanlı tarihindeki rolü üzerine yapılan orjinal çalışma. filolojik hakimiyeti üzerine yorumla­ madaki becerisini de ekleyerek katılması beklenmektey­ di. İlhanlılar ve beylik­ ler arasındaki etkileşimi dikkatlice incelememizi sağla­ yacak düzeye ulaşmıştır. Gazan Mahmud ve Olcaytu dönemle­ rinde Moğollar’ın. O daha önceden bu alanda pek kul­ lanılmamış retorik stratejilerini açığa çıkarmış ve konuş­ tuğu andan itibaren güçlü yazısıyla iki nesli büyülemiş­ tir. yeni nesil için bunun ne anlama geldiğini sorduklarında sadece okuduklarımız kapsamında değil fakat bavul dolusu yazdıklarımızdan da emin olabilme­ yiz. Babinger.35 Onun Paris ve Londra konferansları Osmanlı başarı­ sında itici gücün kutsal savaş ruhu olduğu iddiasını önü­ müze koymaktadır. Terim. Selçukluların sınır ile olan bağlantıla­ rını ve arazileri üzerinden akıp giden paranın kontrolü­ nü nasıl olup da kaybettikleri bile ayrıntılı bir biçimde açıklanmamıştır. olaylardan bir nesil öncesinin olduğundan çok daha az emin olduğu­ muza inanıyorum. Eski Osmanlı metihleri üzerin­ deki çalışmalar kuşkusuz devam ettirilirken Bizans kay­ naklarından gelen malzemeyle bütünleşme de acil bir dikkat gerektirmektedir. W ittek’in bazı modern takipçileri Osmanlılar’ı ba­ şarıya götürmede etken olan çeşitli faktörlerin olabilirli­ ğini anlamak için onun orjinal iddialarını gözden geçir­ diler. üzerinde durulmaya muhtaç.dır. Ondan sadece zamanının entellektüel hareketine.37 Bu erken dönem.34 Profesör Colin Imber yayınlanacak olan çalışmasında bu terimin binlerce anlamı ve kullanımına değinmektedir. 1324’ten sonra Mekece’deki bir vakfın varlığı. İronik olan W ittek’in Rise of the Ottoman Empire adlı kitabının piyasada tükendiği sıra­ da Fuad K öprülünün Paris konferanslarının İngilizce çe­ virisinin basılmasıdır. Araştırmacılar arkalarına yasla­ narak oturup. Osmanlı’nın erken dö­ nemdeki başarılarının ardında yatan sebeplerin çeşitlili­ ğini savunmaktaydı.36 Bu yazının amacı erken dönem Osmanlı tarihinin yeniden oluşturulmasında her çeşit kaynağın elimizin al­ tında bulunduğunu ve yapılacak daha çok şeyin olduğu­ nu vurgulamaktır. çalışmaları Fransa ve Hollanda’da verdiği derslerin çevirilerinin de yer alacağı bir biçimde Royal Asiatic Society tarafından yakında yeniden yayınlanacak olan Paul W ittek’e aittir. Sikkelerle ilgili ola­ rak basılan eserler artık Selçuklular. en meşhurla­ rında biri olan Köse Mihal bunun böyle olduğunu olduk­ ça iyi isbat etmekteydi fakat bunlar artık tek başlarına fazla bir şey ifade edemezlerdi. Bu sadece düşünce ve uygulama olarak yerleşikliğin ufukta olduğunun belirtisidir.

204. 28 Cantacuzenus." I. 70 yıl önce eserlerini yazan P. 2: 460. 2 1 1 -2 1 7 ’ye bakınız. 1966). İyi b ir V atikan elyazması Barber. 1947)'si o ld u ğ u ­ nu hatırlatm akta fayda var. 31 K ısa Bizans kroniklerinden b ir tanesinin. "Osm anlı beyliğinin kurucusu O sm an G azi'ye ait sikke. “B eginning O tto m a n history".3). G ardner'a teşekkür borçlu­ yum . ed. “The conquest of Adrianople by th e Turks. Exploration in Ottoman Prehistory (Ann Arbor. F. n. 439-461 ’e ve E. 19 V. M enage. Giese (Leipzig. 179185. düzeltm e için aldığı bazı notlar şim di Indiana Ü niversitesi’nde bulunm aktadır. 5 Ö rneğin. İnşa tekniklerini ve tarİhlem eyi de içeren yeni b ir inceleme için Clive Foss'un Survey o f Medieval Castles o f Anatolia II: Nicomedia (London. U zunçarşılı. K arşıt yaklaşım için H . G ünüm üzde her ne kadar A rnakis'in çalışması bir çok açıdan eskidiysede yine de gerçekten dikkate değer bir çalışm adır ve o kunm asında hala faydalar b u lu n m ak ta­ dır. 34 Bu konudaki başarılı b ir değerlendirm e için Colin Im ber’in Bulletin o f the School ofOriental and African Studies 60 (1997)." O . 33 İ. Elyazm alarının b ir fotoğrafı ve kısm i tercüm esi İ. "Pelekanon. Bu tü r b ir incelemeye m odel olarak P. “H ow M ongol were the early O ttom ans?”. 2000). A rnakis'in Hoi protoi Othomatıoi (A thens.” Studi Vcneziani 12 (1970). dem irbaş no. L. 10 H enüz A nadolu İslam i kitabelerinin kü lliy atın a sahip değiliz. L. K onyalı'nın çeşitli yerel tarih çalışm alarında yer alm aktadır. Bu kapsam lı çalışmaya son dönem de verilen atıflar eserin sadece sonuç bölüm ündeki on sayfalık İngilizce özete ya da R. 8 9 E. A. W olfFun Speculum'daki değerlendirm esinedir. Zac­ hariadou (ed). The Ottoman empire 1300-1481 (İstanbul.” Zachariadou’nun Emirate’inde. 1994). 16 (1963). O sm an'ın saltanatı üzerine bilim sel tek m onografinin m odern Yıınanca'da G . Osmanlı Mimarisinin îlk Devri (İstanbul. Hoi protoi Othomanoi. Barkan ve E. 35 W itte k ’in en te lle k tü d oluşum u için Colin Heyw ood’un m akaleleri haya­ tidir. 199-208.: R. P. dem irbaş no. 6 7 Daha fazla bilgi için bakınız benim . 29 F. H . 1992). 153. 27 E lbette ki Pachym eres'in eseri üzerinde kuşku ile durulm ayı g erek tirm ek ­ tedir. 5 (1941). "Epigraphisch-topographische Forschungen im R aum von Eskişehir. Er­ ken dönem O sm anlı topraklan üzerine b irik im lerin i yazıya döken son Osm anlı tarihçileri.. ed. 27-33." Belleten. 22 eschner tarafından yapılan yeni baskısında. I9 9 6 )'a bakınız. 1984)." E. 69-112. 689-7 l l ’de “aşiretçilik” kavram ını kullandım . 8 8 . Elbettekİ bazı yıllar ve kesm eler diğerlerine oranla daha fazla b ilin m ek te­ dir. M eriçlİ'nin Hüdavendİgar livası tahrir defterleri (Ankara. M organ’ın derlediği. 127. fol lOOr. 333 1. 1993). 2 0 -2 1 ’e de bakınız. The Ottoman Empire (1 3 0 0 -1 3 8 9 ) (R ethym non. Bonn. Nicomedia. 30 Colin Imber. 7. Dakibziya. F. 26 Bu konudaki en iyi m akale sıradışı b ir çalışma olan: A. 23-26 M ayıs 1983 (Ankara. Bu sikkeyi Explorations in Ottoman Prehistory’de yayınlayıp açıkla­ dım . A ykut. 1999). İnalcık. Reuven A m itai-Preiss ve D avid O . P. 282-289. D iğer b ir alanda Clive Foss’da aynı sonuca varm aktadır. Bu iddiayı satış kataloglarının gözden geçirilm esine dayandırm aktayım . elyazm aian yeterli b ir b içim ­ de çalışılm am ıştır. İnal­ cık. Failler. H. 10817. A k akçe (İstanbul. 1929). A rnakis. “A şiret” ke­ lim esinin O rta Çağ A nadolu’sundaki çağrışım larını başka b ir yazıda d e­ ğerlendireceğim . “B yzantine M alagina and the Lower Sangarios. Zachariadou. 67-68. Menage (İstanbul. 13 Am erican N um ism atic Society'nin N ew Y ork'taki kolleksiyonun da yer alan ve üzerinde K eykubat IlI'ü n adını taşıyan üç sikkeyi sahte olabilecek­ leri için gözönüne alm ıyorum . 4 Çalışm asını benim le paylaştığı için Profesör Foss'a teşekkür ederim . Bu yayının ışığında bu tartışm a yeterince özettir. Ö nem li bir an ıt olan Beş K ardeş a nıtına verilen sebebsiz zarar örnek olarak alındığında b u tü r incelem elerin yapılm ası zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. 211-2 1 2 'y e bkz. eds. N ik itiato n . iki savaş ve çarpışm a­ larla ilgili olarak hazırladığım sonra yayım lanacak b ir yazım da daha ay­ rın tılı b ir biçim de tartışıyorum . 178. Ayverdi. G r. 20 21 Bu öneri için Profesör Eleazar B irn b au m ’a teşekkür borçluyum .1 2 Bu dönem i kapsayan ilk büyük döküm ancif çalışm a Ö. W ittek . Pachymeres. Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071 -1 9 2 0 ) (Ankara. O . 37 “W h a t was a N om adic Tribe?” Comparative Studies in Society and History 24 (1982). 1990). "Osman Gazi's Siege o f Nicaea and th e B attle o f Bapheus. Benim izlenim im Sivas ve Konya sikkelerini elde etm ek en kolay ola­ nıdır ve bunları bulm ak hiç de şaşırtıcı olm am alıdır. Franz TaOSMANLl . A ykut. 10525. “The Legend o f O sm an G azi. Lindler. Bu sikke aynı za­ m anda Explorations in Ottoman Prehistory'de de yer alm aktadır. 3 Bizans geçm işinin Önemine bu m akalenin ileriki sayfalarında değinece­ ğim . The Mongol empire and its legacys (Leİden. H . civardaki kalelerle iigili değerlendirm eleriyle Foss. 46. 4 5 -7 8 faydalı harita ve fotoğraflar da içermektedir. L. 24. Araştırma sonuçları toplantısı." Bulletin o f the School o f Oriental and African Studies. C ılin Heywood ve Colin Im ber’in derlediği." Anatolİan Studies 40 (1990)." Rcvue d-es etudes byzantines 52 (1994). ed. Lindler. "The M enaqib o f Yakhshi Faqih. Studies in Ottoman history in honour o f Professor V. A rtık bu kullanı­ m ın göçebelerin hüküm ranlıklarını nasıl organize ettik leri konusundan kaçınm anın bir açıklaması o ld uğunu kavram ış durum dayım . Nicomedia. 15 Yazı için T. Hoi protoi Othomanoi.” Travaux et mmoires 1 (1965). 7798. “Gazi O rhan Bey Vakfiyesi. Pasajın en iyi tartışm ası için Clive Foss. G . 78 . O sm an'ın güçlerinin M aeander gibi uzaklardan insanları d a içerdi­ ği iddiası d ik k at çekicidir (ed. B onn. 17 18 D em irbaş no. 277288. Frei. L. irene Beldiceanu-Steinherr’in parlak önerisiyle E dirne’nin düşüş tarihi problem inin çözüm ünü sağladı­ ğı b elirtilm ek zorundadır. Arnakis. 1988)'dir. Ritzİon. 12 British' M useum 'dan N icholas Low ick'in bu sikkenin fotoğraflarını bana gösterm e ve b u konuda benim le tartışm a konusundaki alicenaplığını be­ lirtm ek isterim . 25 Profesör Foss yayınlanacak olan çalışm asında Osm anlı kaynaklarında tar­ tışılm ayan b ir konu olduğu için O sm anlı'nııı kom şuları ile İlgili olarak alU m ari'nİıı faydasına değinm ektedir. İkinci D ünya Savaşı onun bu konudaki gayretlerini. Taeschner ve R. A. O n u n “La conquete d ’A ndrinople par les Turcs: La penetration tu rq u e en Thrace e t la valeur des chroniques ottom anes. A k akçe. 32 Osm anlı yazılı kaynaklarının sessizliğini konusunu. 53-62. 1980). H artm aıın'dır.: R. Philokrini. 10817'ye bakınız. Q uatrem ere'nin eski m etin ve çevirisinin ciddi biçim de elden geçirilm esi gerekm ektedir. 50-54. İstanbul. 1: 341-363. Bkz." Fatih ve İstanbul: İstanbul Fethi Derneği 2 (1954). Profesör Im ber’e m odern b ilim ’deki “gazi” terim in in özel tarihi üzerine yayınlan­ m ak üzere olan çalışm asına önceden bakm a şansı verdiği için teşekkür borçluyum . Yeni b ir çeviri ve tefsiri hazırlanm ada bana bu m etinleri ulaşılabilir kıld ığ ı için Victoria R. "Les emirs tures â la conquete de l'A natolie au d eb u t d u 14e siecle. "per ton m aiantron" a sahiptir. Bonn. 16 Bkz. fakat k ita­ beler çok dağınık olarak hasılsalar d a tam am lam ak için uğraşm ak en iyi­ sidir. A rtuk. SİYASET 1 1 İ. Die altosmanische Cbronik d-cs Asikpasazade . D iğer bir nokta da. 23 24 Foss. D irim tek in . neslin 1910 ile 1920 yılları arasında basılan kaynak m alzem esi­ nin kapsam lı b ir yorum lam asını yapabilm e yeteneğindeki tek A lm an O ttom anistİydi. O kyar ve H . belki de en Önemlisi Profesör Im b er’in on dör­ düncü yüzyıla ait “gaza" kitabesi tartışm asında yaptığı gib i kitabelerin dilini analiz etm ektir. sonra­ ki yayınlarından da anlaşılacağı gib i yavaşlatmıştır. 36 Colin Im ber. 14 Yazı için T.

Bu devle­ tin tarih sahnesinde nasıl ortaya çıkmış olduğu meselesi oldukça yakın zamanlara kadar bilim çevrelerine dahi meçhul kaldığı gibi. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi. Os­ man’ın göbeğinden çıkan bir ağaç bütün dünyayı ört­ mektedir. Zira Osman’ın göbeğinden çıkan ağacın gölgesinin bü­ tün dünyaya yayıldığı menkıbesinin bir benzerini XIII. yeni bir ırk. bir Osmanlı kavmi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sevük Tigin.OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDEKİ İTİC İ GÜÇLER DR. yüzyıl başında İlhanlılar sa­ rayında Camiü’t-Tevârih adlı ilk cihan tarihini yazan ReS İY A S E T . Tıpkı bunun gibi XIV. Ona göre. tarihî vesikaların eksik olduğu durumlarda bu çeşit menkıbevî bilgiler de kullanılabilir. bunu onun fatih bir oğlu olacağı şeklinde yorumlamıştı. Buradaki menkıbeye göre. Rüyaya göre. Bunun için de önce yanlış bilinen hususların ana nokta­ larını belirtip sonra da yeni görüşleri anlatacağım: Gibbons adlı İngiliz tarihçisi 1916 yılında yayınla­ dığı The Foundation of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı eseriyle bu imparatorluğun meselesine nihâî bir çözüm getirdiğini ileri sürmüştü. Dünya Harbinden sonra yayımlanan tarih kitapların­ da Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında bir ana kay­ nak olarak kullanılmıştı. bugün bile geniş çevrelerde lâyıkıyla bilinmemektedir. sâdece siyasî bir deyimdir. şeyh onun bu isteğini başlangıçta reddeder. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka hiçbir imparatorluk dünyanın üç k ıt’asında 600 yıla yakın bir zaman hüküm sürmemiştir. Osmanlı tari­ hi etnik (yâni kavmî) değil. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ileri sürdüğü tez kökünden yanlıştır. kabul ettiği yeni din ile yani Müslüman­ lıkla. ilk Osmanlı kro­ niklerinde yâni vekâyinâmelerinde tamamiyle menkıbevî. evinde misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın kızı ile evlenmek isterse de. Bu­ nu yaparken de bir takım ayrıntılardan ve lüzumsuz ta­ riflerden kaçarak da genel bir tablo çizmeye çalışacağım. Bu rüyayı Osman’ın sülâlesinin bütün dünya­ ya hâkim olacağı şeklinde yorumlayan Şeyh Edebalı. oğlu doğmazdan bir saat önce. bir Osmanlı ırkı vücûda getirmişti. İşte bundan dolayıdır ki bu yazımda ele alacağım konu Osmanlı Devleti’nin nasıl ortaya çıktığı ve bu dev­ letin kuruluş ve gelişmesindeki itici güçler olacaktır. Onun ileri sürdüğü görüşlerde ayrıntılara ait bazı hususlarda doğru tarafları varsa da. O R H A N F. kü­ çük bir aşiret. yüzyıl müverrihlerinden Curcânî’nin Tabakât-ı Nâsırfsinde de görürüz. tarihî bir olayı dinî O SM A N LI j g bir âmil ile açıklamaya çalışmak büyük ve afv edilemez bir hatâdır. Gibbons’un bu eseri Avrupa’da büyük bir ilgi görmüş ve I. Gibbons’un ikinci büyük hatası. KÖPRÜLÜ T Ü R K T A R İ H K U R U M U A SLÎ Ü Y E S İ oma İmparatorluğu’nu bir yana bırakacak olursak. bu rü­ yayı tabir eden kimse. Gibbons’un tarihî bir gerçek gibi kabul ettiği menkıbe şudur: Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacak olan Osman. böylece kızını Osman’a vermeğe razı olur. Halbuki bu menkıbenin hiçbir tarihî değeri yoktur. Ona göre. rüyasında kendi evinden çıkan bir ağacın bütün dünyaya gölge saldığını görmüş. Tarihî realite olarak bir Osmanlı İmparator­ luğu bulunmakla birlikte. onun düştüğü ilk büyük yanlışlık buradan ileri gelmektedir. bir Osmanlı ırkı. Bu İngiliz tarihçi Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu dinî bir sebeple izaha çalışmakta olup. yâni menkıbelere dayanarak verilen bilgilere fazla iti­ bar etmiş olmasından ileri gelmektedir. Ancak bir gece Osman bir rüya görür.

Tuğrul ile diğer iki kardeşinden bahsedilirken. M. İngiliz tarihçisi Gibbons’un asıl büyük hatâsı ise. Prof. sonradan Osmanlılar arasında çok rağbet gören eserinden alınarak. Gibbons’un başlıca yanlışlarını böyle belirttikten sonra. 273 v. Oğuz an’anesindeki yukarıda naklettiğimiz rüya rivaye­ tinin Reşîdüddin’in. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu gibi çok büyük bir tarihî olayı. bunların babalarının rüyasında. idare ve ordunun başında yer alanlar da Türkler’dir. göbeğinden çıkan üç bü­ yük ağacın büyüyen gövdelerinin her tarafa gölge salma­ sını görmesi üzerine bu rüyayı tabir eden hâkim. Onun bu iddiası tarihî re­ aliteye ve çeşitli gerçeklere hiç uymayan bir fanteziden. yüzyılın ilk yarısında ün yapmış büyük devlet adamları arasında meselâ Köse Mikhal ailesi gibi hristiyan dönmeleri çok azdır. bahis konusu konfe­ ranslarında. İngiliz tarihçisinin hiçbir vesikaya dayanmaksı­ zın ve o devirdeki Anadolu’nun tarihî şartlarını bilmek­ sizin ileri sürdüğü mesnetsiz ve dayanaksız görüşü bu ka­ darla da kalmamaktadır. bunun Osmanlı sülâlesi için de kullanıldığını kolayca söyleyebiliriz. Her ne XV. onun Osmanlı D evletini sâdece dörtyüz çadır halkından mürekkep göçebe veya yarı göçebe küçük bir aşiretten çıkmış farzederek. En basit bir mantık bile bu kadar küçük ve iptidâî bir aşiretin tek başına ve o sıralarda ne kadar zayıf olursa olsun Bizans ile boy ölçüşebileceğini ve kısa sürede Bal­ kanlar’a hâkim olacak bir teşkilât kurabileceğini kabul edemez. 1965’te benim. kısmen diğer Türk devletlerinin tari­ hine ait belgeleri. gösterilen büyük ilginin neticesinde bir Türk tarihçisi Ord. Gibbons’a göre Osman’dan son­ ra yerine geçen oğlu Orhan. milletini. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki yeni ve ilmî Türk görüşünü büyük ölçüde yabancı ilim adamlarına da kabul ettirmek imkânını buldu. Elde bulunan bütün tarihî belgeler bunu kesin olarak ve büyük bir açıklıkla göstermektedir. Bu bakımdan. Dr. Ancak memleketimizde de bu hususları müdellel bir şekilde yâni noktaları belgelere dayanarak çürütebilecek herhangi bir tez ileri sürülememişti.şidüdditı’de de yukarıdaki rüyalarda görülen ağaç men­ kıbelerinin bir başka şekline rastlıyoruz. (Bu eserin.) Yukarıda çok kısa olarak belirtmeye çalıştığımız husus­ ları birer birer çürüttü. Atatürk devrinde gerek Türk ve gerek bu tarihin bir parçası olan Osmanlı tarihi araştırmalarına karşı.) adlı eserinde Os- manlı Devleti’ni kuran Türkler’in Kanglı aşiretine men­ sup oldukları şeklinde yer alan görüşünün de hiçbir esa­ sa dayanmadığını bu arada belirtmek isteriz. peşin hükümden ibarettir.d. Osmanlı Devleti’nin ilk zaman­ larında Selçuklu ve İlhanlı ananeleri üzerine kurulmuş olan bürokrasi tamamiyle Türk unsurundan mürekkep bulunduğu gibi. Makalemizin başından buraya kadar ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız üzere 1930’lu yılların ortalarına kadar Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin menşei ve kurulu­ şu hakkında bilinenler tarihî gerçekle hiçbir alâkası ol­ mayan şeylerdi. kısmen de tarihin çeşitli yardımcı ilimlerini kullanarak. Çok daha eskilere gittiğimiz zaman daha Heredote’dan başlayarak ilkçağ ve ortaçağ kronikçilerinde de bu türlü rüya rivayetlerine sık sık rastlanır. biz­ zat Atatürk’ün de önayak olması sâyesinde. bulunduğu yerlerdeki yerli unsurlardan ve göçebe Türkler’e nazaran bu işe daha kabiliyetli olan Rumlar arasından sağlamıştı. Osmanlı kaynaklarının çok eksik ve yetersiz olmasına rağmen. diğer Avrupalı bir tarihçi olan Renet Grasset’in Histore de l ’Asie (Paris 1922. Köprülü. ve ancak başka bir makaleye konu teşkil edebilecek olan. Tarihî gerçek ise şudur: Osmanlı Devleti’nin XIV. 1934’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ııde verdiği 3 konferansla. yâni Osmanlı Devletini. Buradaki men­ kıbede. daha sonra da çeşitli baskılarını yayımladığımı belirtmek gerekir. tekrar yayınladığım. (bu 3 konferans 1935’te Les onigines de l ’Empire Ottoman adıyla Paris’te ya­ yınlandığı gibi Türkçe’ si de 1959’da Tarih Kurumu tara­ fından Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu olarak neşredildi. Osmanlı müesseseleri ve devlet teşkilâtı da.1. Makalemizin bundan sonraki kısmını Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu aydınlatabilmek için nasıl bir yol tutulması gerektiği konusu teşkil edecektir. Fuad Köprülü. hiç bir suret­ le Bizans’tan alınmış olmayıp bu müesseseler de yukarda adı geçen devletlerden veya diğer Müslüman-Türk dev­ letlerinden Osmanlılara geçmiştir. bu yanlış ve çok basit görüşe dayanmak suretiyle açıklamaya çalışmasından ileri gel­ miştir. Burada açıklanması çok uzun sürecek olan OSA\ANlI m SİYASET . bu zata çocuklarının hükümdar olacağını söyler.

doğudan gelen yoğun Türk kitlelerinin iskânına açılmış. O halde Osmanlı Devletinin kuruluşunu anlayabilmek için Gibbons gibi. batı Anadolu’da ise şehir hayatı daha sonra­ ları inkişâf etmiştir.000 çadır halkı Türkmen yaşıyordu. Selçuklu İmparatorluğu. 35-37)’nun Anado­ lu’nun XIII. bu iş sistemli bir şekilde yürütülmüştür. daha iyi hayat şartları sağlayabilecek topraklar almak ümidiyle durmaksızın batıya doğru akmışlardır. konuyu geniş bir pers­ pektif içinde ele almaktan başka bir yol yoktur. Anadolu’da­ ki şehir hayatının inkişâfı da önce orta ve doğu Anado­ lu’da olmuş. Diğer taraftan Bizans’da bu sıralarda eski kuvvetinden çok şey kaybettiği için bu ni­ hâî ve tabiî istilâya karşı koyamamıştı. Marco Polo (Marco Polo. yetersiz bir takım vekâyinâmelere dayanmak yerine bu çapraşık problemi çözmek için. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse. Bütün bu söylediklerimize ilâveten Anadolu’nun XIII. Bayundır. Bu misal hele Anadolu’nun daha XIII. daha önceden o sahalarda yaşayan Türk aşiretlerini. daha Moğol istilâ­ sından önce Antalya’nın kuzey batısında Denizli dağları ve civarında 200.645. yüzyıl başlarına kadar İk­ tisadî bakımdan da nasıl bir kalkınma içinde olduğunu gösterebilmek için aşağıdaki hususları belirtmeyi de lü­ zumlu buluyoruz.kadar bugün elimizde yalnız Gibbons’un değil. Çepni gibi şubelerinin isimlerini taşıyan bir çok köye rastlanılması Selçuklular’ın bu parçalayarak iskân siyasetlerinin bir neticesidir. kendileri­ nin emniyete alabilmek için askerî yollardan uzak dağlık bölgelere. Anadolu Sel­ çuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Süleyman Şah. Bugün Anadolu’nun birbirinden çok uzak yerle­ rinde Oğuz Türklerinin Kınık. İşte bu suretle. Anadolu Beylikleri’nin ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin bir devamı şek­ linde ele alırsak bir çözüme varmak epeyce kolaylaşmış olur. yüzyılın başlarında Türkleşiyordu. XIII. sâdece vergilerin art­ masıyla veya bir takım başka sebeplerle izâlı edilemez. Arap tarihçisi ve coğrafyacısı Abu 1Fidâ’nın naklettiği bir rivâyete göre. Anadolu’yu iskân ederken büyük ve kuvvetli aşiretleri çeşitli parçalara ayırarak bi­ linenden uzak sâhalara sevk etmek suretiyle etnik bir bir­ liğin isyanı ihtimalini ortadan kaldırmak gayesini güt­ müştü. İlk Moğol tahakkümü devrinde Ana­ dolu vergisi 60. ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer’in de göremediği bâzı kaynaklar bulunuyorsa da XV. Bayat. Ağaçeniler gibi çeşitli Türk zümrelerine mensup kitleler bulunmakla birlikte asıl büyük ekseriyeti Oğuz Türkleri teşkil ediyordu. yüzyıl başlarına veya ilk yarısına âit birkaç kronik dışında bunların çoğu XV. yüzyıldaki etnik vaziyete hakkında verdiği bilgiler. Gârân Han’ın saltanatının başlangıcında 600 bin dinâr olan Anadolu varidatı. XIV. Kıpçaklar. yüzyıl sonuna veya daha sonralara âit kaynaklardır. yüzyıl başlarına âit tarihî ve coğrafî belge­ lerin verdiği bilgilerle karşılaştırılınca Türk-İslâm ekse­ riyetinin yarım yüzyıl gibi kısa bir zaman zarfında nekadar kuvvetlendiği kolayca anlaşılır. Yüzyıldan az bir sürede Anado­ lu gelirindeki bu büyük gelişme. yüzyıl ortalarından XIV. Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştirmiştir. Batı Anadolu uçlarına çekilmeye mecbur et­ mişti. Bizans İmparatorluğuna tâbi sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlayan Türkmenler’in bu hareketi. Ayrıca bu İktisadî gelişmeye paralel olarak. Bu defaki ilerleme Orta Anado­ lu’daki nüfus artışının yeni sahil mıntıkalarına doğru ta­ biî bir şekilde yayılmasıydı. Daha sonra İlhanlı hükümdarı. Hamdullah Mustafvî’nin 1336 yı­ lına âit hesabına göre 5. Kalaçlar. Selçuklular’ın Anadolu’yu ilk istilâlarındaki gi­ bi hızlı bir istilâ değildi.000 dinâr iken 1256’ya doğru bu vergi 200 bin dinara çıkmıştı. Böylece daha XIV.000 allîm franga yükselmişti. İlhanlı idaresinin O r­ ta Anadolu’ya yerleştirdiği yeni göçebe aşiretler. Or­ ta Asya’da ve Seyhun’un yukarısındaki sâhalarda Aral ile Hazar Denizi aralarında yaşayan Oğuz kitleleri. Avşar. I.000 dinara. Her ne kadar Selçuklular’ın Anadolu’yu açmasından sonra buraya yerleşen Karluklar. SİYASET . yüzyılda büyük bir O SM A N U Türk kitlesi tarafından geniş ölçüde Türkleştirildiğini açıkça gösterir. yüzyıl sonunda Selçuklu Anadolusu’nun ma­ nevî kültür ve fikrî faaliyet bakımından bir hayli ilerle­ miş olduğunu da bu arada kayd etmek gerekir. Salur. yâni 16. Osmanlı tarihini. özellikle Melikşah’ın tahta geçmesinden sonra. Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu ancak geniş Türk tarihi çerçevesi içinde anlayabiliriz.935. Bunun için büyük Türk sûfısi ve Mesnevi nin ölmez şairi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerini hatırlatmamız yeter- m lidir sanıyoruz. 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Ana­ dolu.

Muğla. bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin çe­ kirdeğini teşkil eden unsurun Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük çoğunluğunun Oğuz. Bilecik yörelerinde bulunan Osmanlı Beyliğini de saymak gerekir. Aygut Alp. Haşan Alp. İbn Battûta’nın verdiği bilgiler sayesinde bunların Anadolu’da ne kadar yayılmış olduklarını Antalya. Gerede. Yukarıda bu adı geçen beyliklerden Karaman ve Germiyan beylikleri. Osmanlı sülâlesini kendi içinden çıkaran. Balıkesir. Oğuzlar’ın mühim bir şubesi olan Kayılar’ın Moğol olan Kaylar’la hiçbir il­ gisi yoktur. Milas. Alpler veya Alperenler olup. bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı. Turgut Alp gibi Alp lakabını ta­ şıyan bir çok kumandan vardı. Tire. KastamoS İY A S E T . Germiyan Beyliği XIV. Manisa. N i­ tekim Osman ve Orhan’ın mahiyetlerinde Konur Alp. Bir zamanlar tanınmış Alman bilgini j. yeniden büyük bir devlet meydana getirebilmek için gerekli maddi ve manevi bü­ tün kuvvetlere sahip olduğu açıkça görülüyordu. Gerede. Selçuk) dahil Aydınoğulları. Bursa. Eskişehir. Bizans’ın karşısında yerleştirildik­ leri ve bölgesinde nasıl olup da birden bire gelişmek im­ kânını bulduklarının açıklamasına geçmeden önce. Bu beylik de O ğuzların Avşar şubesine men­ sup bir Türk aşhiretinin reisleri tarafından kurulmuş olup. Ödemiş taraflarında da Kayı adını taşıyan köylere rastlaıımaktadır. Bolu. Marguandt. Amasya. Ödemiş. başlangıçta Germiyan Devleti’ne tâbi idiler. Fethiye ci­ varlarında ve daha garba doğru Denizli. Gerek iç. XIII. Ladik. Kuzey Anadolu’da Erzincan ve Su­ şehri havalisinde. La­ dik'deki İnançoğulları hatta büyük bir ihtimal ile Lidya O SM A N LI Q (Manisa)’daki Saruhanoğulları ile Misya (Balıkesir)’deki Karesioğulları da hiç olmazsa. Bolu. bu Kayılar’ın Türk değil Moğol olduklarını iddia etmişse de. Birgi. Anadolu Selçukluları dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu’da ya­ şayan bir takım Türk Beyliklerinin tarih sahnesine çık­ tığını görüyoruz. Bunlardan birincisi. XIII. Burdur. Osmanlı Devleti’ni kuran ve bu devletin nüvesini teşkil eden Kayıların. Yukarda da belirttiğimiz gibi bu Kayılar da tıpkı diğer Türk kabileleri gibi Anadolu’nun çeşitli yer­ lerine dağılmış olup. Anadolu’yu açmasından sonra çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelmişler. güneyde Kilikya havalisinde İsparta. İyonya (Birgi. Bunların en eskisi ve kuvvetlisi. yüzyılın ikinci yarısında Anado­ lu’nun batı sâsında gelişen diğer bir beylik de Germiyan beyliğidir. bu beyliğin bünyesinde yeralan dört bağımsız teşkilattan da bahsetmek gerekir. Geyve. Kastamonu. Buna karşılık aralarında Osmanlı Beyliğinin de bu­ lunduğu Aydın ve Saruhan gibi uç (sınır) beylikleri iç ve dış birçok gailelerle dağılmaya doğru sürüklenen Bizans karşısında sınırlarını oldukça kolay bir şekilde genişlet­ mek şansına maliktirler. Burdur. Çorum. Kütahya’da yerleşmişlerdi. ön­ celeri kudretli birer siyasî teşekkül olarak görünmekte iseler de. yüzyıl sonlarındaki Anadolu’daki bu beylikler arasında Eğridir’deki Hamitoğulları ile Beyşehir havali­ sindeki Eşrefoğulları'nın ve Paflagonya’daki Candaroğulları ve Menteşe’deki Menteşeoğulları nihayet bir uç bey­ liği olan başlangıçta Söğüt. Son yapı­ lan araştırmalar ve arşivlerimizde ele geçen belgeler Osmanlılar’ın Kayı boyuna mensup olduklarını açık ve se­ çik bir şekilde ortaya koymuştur. Çankırı. Bildiğimiz bütün bu bilgiler ışığı altında Anado­ lu’daki Türk toplumunun. Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tâbi Aydınoğulları ve Saruhaııoğulları’nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kes­ meleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı. Kayılar da tıpkı diğer Türk aşiretleri gibi Selçuklu­ ların. birincisi coğrafî mevkî. gerek dış siyasî şartlar bu yeni devletin büyük bir ih­ timal ile Batı Anadolu’da kurulacağını göstermekteydi. baş­ langıçta Kilikya’daki Ermenek’i merkez yapan ve en geç 1327’de merkezlerini kesin olarak Konya’ya taşıyan Karamanoğulları’dır. yüzyılda çok kuvvetli bir siyâsi teşekkül haline gelmişti.Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız bilgilerin ışığı altında sözlerimizi tekrar Osmanlılar’ın tarih sahne­ sine çıkışlarına çevirebiliriz. Yalnız bu unsurun Oğuzlar’ın hangi şubesine mensup olduğu ya­ kıtı zamanlara kadar kesin olarak belli değildi. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan ikin­ ci büyük zümre ise Alıîler idi. Mihaliç. Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkâ­ nını kaybetmişlerdi. ancak bunlar özellikle uç (yâni sı­ nır) sâhalarında yerleşmişlerdi. Düzce civarlarında. yâni Türkmenler’den olduğunu eski menbalar müttefikan söylerler. Orhan-eli’de hâlâ Kayı adını taşıyan köyler olduğu gibi. Aydın.

Bu hususta şimdilik fazla bir bilgimiz yoksa da XV. gerek yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesin­ de büyük rolleri olmuştur. Murad. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı. Osman’a karşı harekete geçirildi. Bu suretle Orhan. Üçüncü sosyal teşekkül ise Bâciyân-ı Rum yani ka­ dınlar teşkilatıdır. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gâzî. 1329’da Pelecamon -bugünkü Maltepe-’da Orhan’ın ordusu ile kar­ şılaştı. yüzyıl başlarında Anadolu’dan geçen Bertnanda de la Bnaquiena’nın Dulkadir Beyliği’nin 30 bin erkek ve 100 bin kadından mürekkep bir Türkmen kuv­ vetine malik olduğunu söylediğine göre. An­ cak Osman. yüzyıl ilk yarısının son­ larına doğru Osmanlı Devleti’nin durumundan bahseden yabancı seyyahlardan İbn Battûtâ ve Omanî. Osmanlı Beyli­ ği böylece Kocaeli yarımadasını topraklarına katmış oluyordu. Bu arada ahînin sadece bir esnâf teşkilatı olmadığını da belirtmek gere­ kir. Anadolu’dan ve bilhassa Karesi’den getirttiği Türkler’i buraya yerleştir­ diği gibi bazı göçebe Türk aşîretlerini de buraya şevket­ ti. Abdal Muned ve Kumral Abdal’ı sa­ yabiliriz. Makedonya ve Bulgaristan’ı zaptederek. zaten ken­ disine bağlı bir çok köyü kaybetmiş olan Bursa. ilk defa olarak 1301 veya 1302’de bir Bizans kuv­ veti. Osman’ın vefatı üzerine yerini oğlu Orhan alıyordu. 1331’de İznik’i altı veya yedi yıl sonra da İzmit’i ele geçirdi. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan dör­ düncü zümre ise Abdalân-ı Rum adını taşıyan heterodoxe dervişlerdir. Harbi kazanan Orhan Gâzî. Nihayet Kosova Meydan Muharebesi de kazanan I. ilk Osmanlı hüküm­ darlarının yanında yer alan bu abdal lakaplı dervişler ara­ sında Abdal Musa. cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup. Bu sırada Osmanlı tahtında da O SM A N LI bir değişiklik oluyordu. Bu uç beyi. Murad tahta çıktığı zaman Türkler. Böylece Muralon’un kumandasındaki Bizans ordusu Koyunhisar (Baphaeon yâni Bursa Yenişehir)’da Osmanlılarla ilk teması yaptı. Daha 1345’te Avrupa kıtasına geçmeye başlayan Osmanlılar. zeki ve irade sahibi bir kimseydi. Türkmen kabi­ lelerinde silahlı ve cengâver kadınların bulunduğunu ka­ bul etmek gerekir. artık Bizans’ın iç işle­ rine de karışmak imkânını buldu. İznik havalisine doğru tehditkâr bir durum alınca.nu gibi merkezlerde Ahîyatü’l-Fityân (Kardeş yiğitler) zaviyelerin bulunduğunu öğreniyoruz. Bu sayede. İşte bu ahîliğin gerek Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunda. I. Ancak gerek merkezde çeşitli gazilerle gerek Batı Anadolu’da Germiyanoğulları ve onlara tâbi sahil beylik­ leriyle uğraşmakta olan Bizans. Ankara ve civarı ile Ger­ miyan ve Hamidoğulları arazisinin büyükçe bir kısmını topraklarına ilave etmişti. Bayezid tahta geçtiği zaman yüzyıldan m az bir sürede Osmanlı Beyliği Anadolu ve Balkanlar’da SİYASET . Trakya. Bizans toprakları­ nın o zamanki anarşisinden ve terk edilmiş durumundan yararlanarak adeta kimseye hissettirmeksizin arazisini yavaş yavaş genişletmeye başladı. daha büyük Türk beylikleriyle devamlı mücadele halinde olan Bizans için. Bu arada hükümet merkezlerini de Bursa’dan Edirne’ye nakleden Osmanlılar. 1360 yılına kadar geçen devre zarfında Osmanlılar. Amdronic. Orhan’ın tecrübeli kumandanları 1360-1361 sefe­ riyle Trakya’nın stratejisi bakımından önemli olan yerle­ rini ele geçirmişlerdi. bu başarısı sonunda Sırbistan’ı da ortadan kaldırmıştı. şiddetli bir yer sarsıntısı sonunda kale duvarlarının yıkılmasından fayda­ lanarak Gelibolu’ya yerleştiler. Ancak Bursa’nın düşmesi ve Orhan Gâzi’nin İznik’i de alabilecek bir duruma geçmesi üzeri­ nedir ki. Balkanlar’daki zaferleriyle gücünü artıran Osmanlılar. Bu suretle I. Avrupa kıyı­ sında kesin olarak yerleşmiş bulunuyorlardı. yine I. Böylece Türkler 1359’da başlattıkları bu hareketle ar­ tık Avrupa’da da hakiki bir yerleşme siyasetine girişmiş­ lerdi. 1326’da Osmanlıların eline geçti. uzun yıllar Osmanlılara karşı başka bir harekete girişmedi. Bizans Orhan Gâzî’nin yardımına başvurmak zorunda kaldı. Bizans imparatoru III. Orhan. Murad zamanında Anado­ lu’daki hudutlarını genişletmiş. buralara oldukça önemli sayıda Türk göçmenleri yerleştirmişlerdi. Karesi (Balıkesir) Beyliği’nin topraklarını da kendilerininkine eklediler. Buraya kadarki açıklamalardan sonra şimdi Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki askerî ve siyasî olayla­ ra kısaca gözatabiliriz. Orhan’ın bu sıralarda kuvvetli bir orduya sahip olduğunu söylerler. XIV. Aydınoğulları Devleti’nin kuvvetli hükümdarı Gâ­ zî Umur Bey’in ölümünden sonra iç ve dış sıkıntılar da­ ha da artar. Osmanlı Beyliği büyük bir önem taşımıyordu. Esasen.

Osmanlıların men­ şeini ve nihayet bu küçük beyliğin yüzyıldan kısa bir sü­ re içinde nasıl bir imparatorluk haline geldiğini siyasî. U m urun ölümü üzerine bu hıristiyan kuvvetleri İzmir’i zaptetmişlerdi. kendilerine bağlı olan Aydın ve Saruhan gibi sahil beylikleri kuvvetlendikten sonra bir “iç devlet”haline gelmişti. Saruhan ve Karesioğulları’na ge­ lince. Menteşe. ayrıca Eretnalar’a ve ni­ hayet kendileriyle sınırları olan diğer Türk siyasî kuvvet­ lerine karşı durumunu koruyabilmek ile meşgul olduğu için küçük Osmanlı Beyliği ile uğraşmamıştı. 1402’deki Ankara Muharebesi’ne kadar Yıldırım Bayezid’in bir kat daha büyüttüğü bu imparatorluğun ne denli sağlam te­ mellere oturduğu. köylü ve şehir­ li Türk unsurlarından yeterince sağlayabilmişlerdi. hemen he­ men kayıp vermeden. Osmanlı Beyliği’nin çok hızlı gelişmesinde bi­ rinci âmil hiç şüphesiz bulunduğu coğrafî durumu ol­ muştur. bunların takip ettikleri fetih yolları Osmanlılarınki ile hiçbir şekilde çelişmiyordu. bu talihsiz hükümdarın. hıristiyan kuvvetleri arasındaki şiddetli uyuşmazlıklar dolayısıyla yerli halkın. Umur’un ölümünden sonra Paflagonya’nın yani Anadolu’nun kuzeybatı topraklarının Candaroğulları’na geçmesine kadar süren müddet zarfında hareketlerinde serbest kalmış ve büyük bir ihtimalle o sahalarda yaşayan bâzı küçük kuvvetler de bu karışıklık zamanlarında Os­ man Bey’e katılmışlardır. Osmanlıların Asya’da sınırlarında bulunan Bi­ zans topraklarını aldıktan sonra hemen Avrupa’ya geç­ melerini ve Balkanlar’da sağlam bir şekilde yerleşmeleri­ ni kolaylaştıran âmiller arasında. yüzyılın ikinci yarısından beri batı sınırlarında birikmekte olan göçebe. Başlangıçta Paflagonya emiri Umur Bey’e tâbi bulunduğu tahmin edilen Osman Gâzî. Bu sıralarda Anadolu’nun en güçlü beyliklerinden biri olan Germiyanoğulları. devI SİYASET . 2.kuvvetli bir imparatorluk haline gelmişti. Meselâ Osmanlılar. Gelibolu’da kalelerin deprem ile yıkılmış olmasına. Osmanlı Beyliği zamanlarında yer alan diğer Türk beylikleri bu yeni siyasî teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır. komşusunda sâdece Bizans’ı muhasır olarak tutmuşlardır. 3. Ancak şu nokta da unutulmamalıdır ki bida­ yette. Osmanlı Beyliği. Akdeniz hıristiyan âlemini harekete geçirmiş. bu beylik. Bu coğrafî durum sayesinde Osmanlılar toprak­ larını. Papa başta olmak üzere. ve XIV. İlk Osmanlı hükümdarları. 5. yalnız Bizanslılar’a değil. Bu tek cümle ile ifade ge­ rekirse. Buna kar­ şılık Aydın beyi Gâzî U m urun bunu Paflagonya emîri Umur ile hiçbir alâkası yoktur -parlak fakat neticesiz de­ niz seferleri. Mehmed’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kendi idaresi altında toplayabilmesi. yavaş fakat sağlam adımlarla sınır­ larını genişletiyor. Anadolu’daki diğer siyasî O S M A N II kuvvetlerle uğraşırken Bizans’a karşı da fetihlerini sür­ dürüyordu. Osmanlı idaresini kolayca kabul etmesi gibi hususlardır. Böylece Anadolu’nun genel siyasî durumu Osmanlıların ilk zamanlarında onların serbestçe hareketlerine meydanı boş bırakmıştı. Bizans. bu imparatorluğun Ankara Muharebesi’nden önce Balkanlar’da çok kuvvetli bir şekilde yerleşmesinden kaynaklanmıştı. Makalemizin başından beri XIII. 4. yüzyıllar­ daki Anadolu’nun genel durumunu. bir aralık bu beylikleri Osmanlılar aleyhine kışkırtmaya yeltenmiş ise de hiçbir netice alamamıştı. kuvvetini arttırıyordu. Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesindeki di­ ğer bir âmil de şudur: Osmanlılar dışındaki başka Türk beyliklerinde. Gelibolu’yu ele geçirmeden Önce hıristiyan dünyası onların mevcudiyeti ile ilgili değildi. Timur’a ye­ nilmesine rağmen varlığını sürdürebilmesinden açıkça anlaşılır. sahil beylikleri de dahil olmak üzere. güneydoğu Avrupa’da hü­ küm süren veba. Bizans topraklarını ele geçirmek ve orada kalıcı bir surette yerleşebilmek için muhtaç oldukları insan gücünü ve diğer maddî ve manevî kuvvetleri XIII. Bu beylik bu durumda ancak Hamidoğulları’na ve özellikle Karamanlılara karşı durumunu korumayı düşünüyordu. sosyal ve askerî bakımlarından kısaca ve geniş çizgileriy­ le belirtmeye çalıştıktan sonra bu gelişmeyi mümkün kı­ lan hususları aşağıdaki şekilde şöylece sıralayabiliriz: 1. denizci Latin kuv­ vetlerine karşı giriştikleri ve kesin netice vermeyen sü­ rekli harplerle hırpalarken. ilk zamanlar âdetâ komşularından kimseye hisset­ tirmeden büyütebilmişlerdir. diğer taraftan da orta Anadolu’daki İlhanlı vâlilerine. Sahil beylikleri. Candaroğulları ise bir yandan Karadeniz’deki sahil ülkelerini ele geçirerek muhtemel deniz saldırılarına karşı koymak. Uzun süren bir saltanat fasıla (iııterregmum)’ sındaıı sonra Çelebi lakabıyla bilinen I. Aydın.

6. Devletin iskân maksadıyla naklettiği kitlelerden başka. diğer oğulları ise ayrı ayrı yerlerde hükümran ol­ dukları gibi. her birinin ayrı kuvvetleri vardı. Murad -daha sonra oğlu Bayezid’in yaptığı gibi. fakir köylüler. bunlar lııristiyan halk arasında devamlı olarak İslâ­ miyet’i yaymaya çalışıyorlardı. Böylece Osmanlıların. lu’da yerleşmeleri devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde ve XVI. İşte bundan dolayıdır ki boş ve zengin topraklar. Bu fetihler sırasında elde edilen yerlerden bol miktarda ga­ nimet ile birlikte esir de alınıyordu. diğerleri üzerinde bir mevi metlûluk yâni kendisine bağlı bulunma hakkını elinde tutuyorsa da bu­ nu ancak maddî bakımdan kuvvetli olduğu zaman uygu­ layabiliyordu. Babasının ölümü üzerine. tutulan bu yol İslam amme hukuku prensiplerine uygundur. daha küçük fıyef sahipleri. yüzyıllarda Bosna ve Arnavutluk’da topluca ih­ Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip Gelibo­ tidalar olmuştur. Bu arada XV. hükümdarın maiyetinde bulu­ nan daimi bir piyade kuvveti idi. Rumeli’nin zengin tı­ marlarına kavuşmak isteyen sipahiler. belir­ li vergilerini vermek suretiyle yerlerinde bırakılıyordu. Kuruluş ve yayılış halinde bulunan Osmanlı Devleti’nin XIV. yüzyılda önemli bir sarsıntıya uğra­ mamasında “hakimiyetin taksim edilmemesi” prensibi başlıca âmil olmuştur. 7. Devşirme usûlü sistemli bir şekilde ancak XV. Aydın.hakimiyette kendisi­ ne rakîp ve taht üzerinde iddia sahibi olabilecek bir kim­ se bırakmamak için kardeşlerini ortadan kaldırmak yolu­ na gitmişti. Bunlar orada Türk­ çe öğrenip müslüman olduktan sonra askerlikte kullanı­ lıyorlardı. orta Anadolu’dan ve Karesi. Gâzî Umur Bey. yüzyılda da Türkler’in büyük kitleler halinde Rumeli’ye nakillerinin devam et­ tiğini de hatırlatmak isteriz. Yukarıda sözünü ettiğimiz genç esirlerden teşkil edilen yeniçeri kuvveti. babasının arzusu hilâfı­ na gitmişti. Birgi’de hüküm sürdüğü sırada yalnız küçük oğlu yanında bulu­ nuyor. yüzyılda bu yeniçerilerin göze çarpacak kadar bir önemleri yoktu. 8. Yukarıda sözünü ettiğimiz serseri derviş zümrelerine ge­ lince. Ancak XV. Osmanlı Devleti’nin asıl büyük askerî kuvvetini tımar sahibi sipahilerin vücûde getirdiği süvari kuvveti teşkil ediyordu. Böylece Osmanlı Devleti. kendi arzularıyla gelenlerin de büyük bir yekûn tuttuğunu kolayca tahmin edebili­ riz. prenslerden her biri kendine âit olan sahada bağımsız bir şekilde hüküm sürüyordu. Bunun nereden kaynaklandığı hu­ susunda kesin birşey söylenemez ise de. Devlet. her zaman din serbestisine ve ruhânî sınıfların imtiyazlarına. Hıristiyan aristokrasi arasında da İktisadî ve psikolojik sebeplerle bâzı ihtidalar olmuşsa da XIV. Ama burada hemen belirtmek isteriz ki bunda devletin hiçbir müdahalesi ve tazyiki yoktur. yüz­ yılda büyük ölçüde olmadığını söyleyebiliriz. Bu çe­ şit esirlerden büyük bir kısmının ihtida ettirilmeksizin yâni müslüman yapılmaksızın büyük arazi sahipleri tara­ fından kendi topraklarında ziraat işlerinde çalıştırıldıkla­ rını tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. S İY A S E T büyük bir âmil oldu. İşte bu gibi durumlar bütün sahil beyliklerinde sık sık dahili re­ kabetlere sebep oluyor. Osmanlıların Avrupa’ya geçişinden önce. kendisinden bü­ yük bir ağabeyi bulunduğu halde amcalarının ve kardeşi Hıdır Bey’in ısrarı ile beylik makamına geçmişti. Özellikle XIV. hisselerine düşen esirleri ya satıyorlar veya İslâm âdetine göre terbi­ yeden sonra kendi maiyetlerinde kullanıyorlardı. Balkanlar’ı ele geçirmele­ ri büyük bir zayiâta uğramadan kolaylıkla olmuştu. Daha çok genç ço­ cuklardan oluşan bu esirlerden devlet adına alınan beşte bir hisse Anadolu’ya gönderiliyordu. Sahil beylikleri halkından birçoğu. Görünüşe göre I. rekli olarak artırdı. Anadolu’da büyük askerî fiyeflere mâlik olan kumandanlarla. kendi beyleri­ nin maiyetlerinde Rumeli’nin zengin sahasını daha eski­ den tanıyorlardı. iç çekişmeler de bu beylikleri za­ yıf düşürüyordu. ilk Gelibolu seferine. yüzyılda II. Murad zama­ nında başlamıştır. Rumeli’den aldığı güç ile Anadolu’daki komşularının zararına olarak kuvvetini sü­ OSM ANU I .let bütün ailenin müşterek yâni ortak malı sayılıyor. Buna karşılık Osmanlı Devletinde bütün kuvvet bir tek kişinin elinde idi. Bunların sayesinde Bogom il’ler gibi ortodoks kilisesine düşman heretoque züm­ reler arasında İslâmiyet’in kolaylıkla yayıldığı tasavvur olunabilir. bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar. Saruhan. Ayrıca belirtmek iste­ riz ki. Menteşe gibi sahil beylikle­ rinden Trakya’ya geldiler. cemaatlerin de örf ve geleneklerine titiz­ likle riâyet etmiştir. Sulh yolu ile ele geçirilen yerlerdeki halk ise. Meselâ Aydınoğlu Mehmed Bey. Gerçi ailenin en büyüğü mezaııî olarak.

Bunlardan birin­ cisi Osmanlı Devleti’nin kolayca gelişmesinde ve 1402 mağlubiyetine rağmen kısa bir zamanda büyük bir im­ paratorluk haline gelmesinde en büyük faktör. kendileri de eski hüviyetlerine Avrupalılığı da lâtı büyük ölçüde Anadolu Selçuklu Devleti Teşkilâtının ilâve etmişlerdir. sahaca nispeten küçük. 11. bâzılarının sandığı gibi Bizans’tan değil. Orhan ve I. Bu suretle Orta Asya’dan Anadolu’ya buradan da Av­ rupa’ya geçen Türkler. Osmanlı hanedanıyla birlikte Osmanlı cihanda sulh” prensibini can ve yürekten kabul eden genç Türkiye Cumhuriyeti. asırda bütün bu teşkilât için muhtaç olduğu unsurları Türkler arasında kolaylıkla bulmuştur. uzun yıllardır Avrupalı milletler topluluğu sa­ fında lâyık olduğu yeri almıştır. Murad’ın büyük kuruculuk meziyet­ lerini de gözden uzak tutmamak gerekir. 10. bir devamı mâhiyetinde olup.daha büyük kumandanlara verilmesi usûlü. memlekette çok sağlam temellere dayanan bir toprak aristokrasisi vücûda getirmişti. Osmanlı Devleti’nin kısa zamanda bir impara­ torluk haline gelmesinde yukarıdan beri saydığımız âmillere ilâveten bu devletin ilk hükümdarlarının yâni Osman. Kendi çıkarları. askerî ve adlî teşki­ leri gibi. yüzyılda. Selçuklu Devleti zama­ nında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin de devam ediyor­ du. Babadan oğula kalan bu sipahilik. yüzyılda Balkanlar’da ve güney Avru­ pa’nın önemli bir kısmında yerleşmiş olmaları keyfiyeti­ dir. bütünüyle Osmanlı aristokrasisine mensup idiler. Avrupa’da yaşadıkları uzun yüz­ yıllar boyunca. bâ­ zı istisnalar dışında.9. veya daha büyük kıymette “ziâmet ve hass”ların -gelirle­ riyle orantılı şekilde asker Sağlamak şartıyla. Osmanlı Devleti XIV. gerek bu yükselişin dayanağını teşkil eden iktisadi refahında bu sınıfın büyük rolü ol­ muştur.Ele geçirilen arazinin değişik kıymette tımarlara ayrılarak askerî vazife karşılığında sipahîlere verilmesi. Osmanlılar’ın daha XIV. Devleti’ni kuran bu asistokrasi XIV. Osmanlı Devleti’nin kurulu­ şunu takip eden XV. Osmanlı Devleti’nin ge­ rek siyasi yükselişinde. gelirleri kendilerine ayrılmış olan yerlerin İktisadî yükselişine. kısmen İlhanlılar’m biraz ikinci husus da şudur: A tatürk’ün “yurtta sulh ve da Mısır Memlûklerı teşkilâtının tesirleri altında kalmış­ tır. Osmanlılar bu usûlü. Devletin ileri gelenleri ve kumandanları. yâni köylülerin refa­ hına dayanan bu sınıf kendi malikhanelerinde devletin de bir nevi temsilcisi idiler. âdet ve ân’anelerini burada izleri hiçbir zaman kolay kolay silinemeyecek bir şekilde yerleştirdik­ Osmanlı Devleti’nin İdarî. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri süre gelen bu müesseseden almışlardı. fakat büyük bir gelişmeye namzet olan Avrupa’daki toprakları sayesinde. Bu yazıma son vermeden önce iki hususu çok kısa olarak bir defa daha belirtmek isterim. yüzyılda bütün ida­ reyi ellerinde tutuyorlardı. O SM A N LI H M SİYASET .

tarihi realitenin bunu gerektirdiğinden ziyade-ki tarihsel açıdan da en azından Osmanlıların Kayı’dan gelmediği ortaya konulamamıştır-köklü Oğuz geleneğine dayan­ maktadır. özellikle kroniklere serpiştirilmiş olan olaylar. destani bir an­ latımla da olsa bazı gerçekler üzerine inşa edilmiş olsa gerektir. Dağ ve Deniz Han ise Üç-ok kolunu oluştur­ maktadır. Selçuklularla yakınlık kurmak ve Timur’a karşı Osmanlı hanedanını güçlendirmek için onları Oğuz-Kayı geleneği içine aldığını belirtirler ve hatta oluşturduğu şecerenin de “tevzin ve tadil” edilmiş olduğunu söyler­ ler. Osmanlıların ilk devirlerini aydınlatacak kaynakların elde olmayışı. Yazıcızade’nin. kronikler veya tarihi takvim­ ler gibi mevcut kaynakların da en erken XV.4 R W ittek ise. destanîtarihi bir kahraman olarak karşımıza çıkan Oğuz Kağan üzerine kuran bu gelenek. Hakimiyet. Ki bu gelenek. Umumiyetle. Ay ve Yıldız Han. Oğuzların Boz-ok kolu­ nu. Ancak gelişen si­ yasi ve içtimai olaylar neticesinde hakimiyet zamanla Üç-okların eline geçmiştir. DR. kuruluşun temel dinamikleri gibi temel konularda bile tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir.OSMANLI BEĞLİĞİNİN OLUŞUMUNDA O Ğ U Z/TÜ RKM EN GELENEĞİNİN YERİ YRD.1 Bunun en önemli sebebi. tamamen hayal ürünleri olmayıp. ihtiyatla karşılan­ malarına rağmen. diğer Oğuz boylan nazarında meşru kılmışlardır. Oğuz geleneğinin canlandırılmasını “m illi” bir hareket olarak değerlendirir ve Osmanlıların. Oğuz şuurunu ve ananesini mü­ verrihleri vasıtasıyla adeta yeniden canlandırmışlardır. D O Ç .5 Bizim için de önemli olan bu kabullenişin ardında­ ki güçlü gelenektir. Yazıcızade Ali’ye dayandırı­ lır. bu­ nun “geleneğe” girişi bile derin bir mana ifade etmekte­ dir. Gök. Murad döneminde. Dolayısıyla mevcut kaynaklarda verilen bilgiler.3 Yirmi dört Oğuz boyu içerisinde en büyük oğulu temsil eden Kayılar. Dolayısıyla bazı yazarlar. Fakat elbette ki. gelenekleri henüz bozulmamış Doğu Anadolu’daki Türk aşiretlerinin üzerinde hakimiyet kurmasıyla ilişkilendirir. Oğuz H an’ın büyük oğulla­ rı olan Gün. yüzyıldan itibaren Oğuzların liderliğini ele almış ve Selçuklu dev­ letini kurmuştur. ananeye göre Boz-ok’lardadır ve Boz-okların başında ise önce Gün Han ve ardından en büyük oğlu olan Kayı bulunmaktadır. Elbette bu kabulleniş. Ona göre. böylece hakimiyetlerini. Yazıcızade Ali II. Anadolu’da Osmanlı devletini kur­ muştur. yüzyılda ya­ zılmış bulunmalarıdır. sonradan kaleme alındıkları için ihtiyat­ la karşılanmaktadır. 24 Oğuz boyunun nasıl oluştuğunu. Bu nedenle Osmanlı Devleti’ni kuranların Oğuz as­ lından olduğu ve Kayı boyuna mensup bulundukları umumiyetle kabul görmektedir. Belki de Anadolu’daki Türk-Oğuz birliğini ye­ niden hayata geçirmek için sadece siyasi gücün yeterli ol­ mayacağını gördüklerinden dolayı Osmanlılar. hakimiyetin meşrulaştırılması veya başka bir deyişle OsmanlIlardaki OğuzKayı şuurunun canlanması. Özellikle Osmanlı Devleti’ni kuranların kimliği. diğer Türk devletleI S İY A S E T . özellikle II. Osmanlıların Oğuz boylarının en asili olan Kayı’ya ait şecereye sahip çıkması “uydurma” ise de. Reşideddin ile zirveye ulaş­ mıştır. bağlı oldukları boy. N itekim Deniz H an’ın en O SM A N LI I küçük oğlu olarak gösterilen Kınık boyu XI. ÜÇLER BULDUK ANKARA Ü NİVERSİTESİ DÎL VE TA RİH -CO Ğ RA FY A FAKÜLTESİ smanlılarm ilk yıllarına dair ortaya konan ça­ lışmaların yeterli ve doyurucu olduğu söylene­ mez.2 Oğuzname’ye göre. Anadolu’ya geliş tarihleri. Ancak Anadolu’da gittikçe güçlenen Osmanoğulları neticede Boz-ok hükümranlığını yeniden tesis etmeyi başaracaktır. Murat için yazdığı eserinde İbni Bib i’yi kullanmıştır.

Cumur-mir. Ertuğrul. Her ne kadar bu isimlere ait izahatı çoğu kez havada kalsa da. Tok-temür. onları Selçuklularla yakınlaştırması veya diğer beylikle­ ri/boyları hakimiyeti altına almada bunu “meşrulaştır­ ma” vasıtası olarak kullanma isteği. Süleyman Şah.8 Örnek olarak verilecek olursa Neşri’de şecere şöyle sıralanmıştır: (Osman). Kaz Han. Korhulu. yüzyıl başlarından itibaren yazılan ve genelde II. Şecereler. Kızıl-buğa. milli gelenekten kaynaklanan Oğuz’a mensubiyet.7 Oğuz geleneğinin yansıtıldığı Osmanlı kronikle­ rinde. Karay-tu. Turak. bir aşiret üyesinin so­ yağacı onun daha yakın ataları için oldukça açıktır. daha uzak nesiller için ise bulanıklaşır ve genellikle çelişkili hale gelir. eserinin ilk tabakasında Oğuz ananesini sarih biçimde izah edip. Yalvaç. Nuh Aleyhisselam. Bu şecerede Osmanoğullarının ataları Oğuz Han’a ve nihayetinde Nuh peygambere ulaştırılır. buna ulaşan şeceredeki isimler olmalıdır. Balcuk. Bay-suy. Bulgay. Artuk. Çemendür. kendi içinde alt bölümlere de ayrıla­ bilmesine imkan vermektedir.6 En azından “her efsanenin tarihsel bir dayanağı vardır” gö­ rüşü esas alınarak. Osmanlıları Oğuz/Kayı geleneğine oturtması. Açıkçası. Boy içinden çıkan kabile/cemaatlerin siyasal veya sosyal nedenlerle zaman içinde başka gruplan da içine alarak genişlemesi bir siyasal güç odağının ortaya çıkma­ sına yol açtığı gibi. Kızıl Buğa. paradoksal biçimde çoğu bozkır göçebele­ rinin kendi soylarının açık ve tam bir açıklamasını sağla­ madaki yetersizlikten düzenlenir. Kayı onun torunudur. meşrulaştırma geleneğinden kaynaklanan Kayı boyu/hanedanıııa aidiyet öne çıkmaktadır. Kara-oğlan. Umumiyetle Osmanlıların Kayı boyuna mensup olduğu kabul edilmekle birlikte. en azından Oğuz destan geleneğini hafızasında canlı biçimde yaşattığını söyleyebiliriz. Kayı’ya ve dolayısıyla Oğuz’a mensubiyetten çok. Süleyman Şah. efsaneyle tarih arasındaki geçişlilik İn­ celenmektedir. Kurtulmuş.rinde oiduğu gibi Osmanlıların da devletleşme sürecin­ de “belirleyici” unsurlardan en önemlisi olmuştur. Yasuv. hakimiyetin Gün Han yoluyla Kayı’ya ait olduğunu bildiği halde. Bu ayrılık Osmanoğullarının bağlı ol­ duğu boyu açıklamak açısından oldukça önemlidir. Tuğra. Sunkur. Kara-tay. Neşri.14 Bu açıdan incelendiğinde. Oğuz Han’dan sonra hakimiyet Kök Han’a verilmekte ve böylece ananeden uzaklaşılmaktadır. Tuğra. Bilinmezliğin ardında boy yapısının kendine özgü gelişiminin etkisi olduğu kaçınılmazdır.12 Bayatı eserinde 52 göbeğe ulaştırdığı Osmanoğulları şeceresinde yer alan isimleri tek tek an­ lamları ve zamanlarıyla yazar. Oğuz’dan he­ men sonraki kişisi/hükümdarı noktasında kroniklerde ayrılıklar başlar. Ay-kut­ luğ. Kaya Alp. Gök Alp. Bay-Temür. Boz-luğan. Nuh’a çıkan Oğuz silsilesinin. dini gelenekten kaynaklanan bir pey­ gambere bağlama. Fakat ondan sonrası için isimler meçhuldür. Horasan’dan Anadolu’nun t SİYASET .10 Üste­ lik. Oğuz’un oğlunu Kök Han olarak belirtmesi daha da dikkate şayandır. Osmanoğullarının yakın ataları Süleyman Şah’a kadar sarih bir biçimde ortaya konmuş ve hanedan oluşmuştur. “uydur­ ma” veya “yakıştırma” olarak kabul edilmesi gereken. Fakat sonunda aşiretin kurucu atası ve onun oğullarını tanımlamada sarih ve kesin bir biçime kavu­ şur. bu sebep-sonuç bağlantısını ortadan kaldırmadığı gibi. Yafes. Yukarıda ifadelerden de görüldüğü üzere. Dib Bakoy. Bayezid dönemine kadar uzanan ilk kroniklerde. Toğmuş. Ay-kutluğ. Oğuz Han’ın oğlu olarak Gün Han’ı.9 Hz. Tortumış. Kara Han. Komas. Güc Beğ. Yazıcızade’nin.1 1 XV. Kroniklerdeki bilgileri külliyen yok sayan “uydurmadır/efsanedir” görüşü. Kısa­ cası şecerelerde. Oğuz.13 Lindner’in de belirttiği gibi konar-göçerler için soyağaçları düzenlemek. Tuğra.1 5 Bu bakımdan Osmanoğullarının içinden çıktığı Kayı boyunun Anadolu’ya ge­ liş sürecinde yalnız olmadığı. Bay-temür. Osmanlı hanedanı yüceltilir ve onlara ait bir şecere verilir. Sevine. yüzyıl tarihçilerinden sadece Haşan Bayatı. Tu­ raç. Yasak. Bay-beğ. büyük torunu olarak da Kayı Han’ı gösterir. Osmanlılar için bir “sebep ve sonuç”tur. Her geleneğin oluşumunda göz ardı edilmeyecek olan tarihi gerçeklerin bulunduğunu da biliyoruz. boy be­ yinin meşruiyet kazanması ve siyasal destek için önemli­ dir. Korhav. Çarbuğa. Bulcas. tarihi realite açı­ sından da yavaş yavaş ciddiyetini kaybetmektedir. XV. Çünkü Oğuz destan geleneğinde Oğuzhan’ın O SM A N LI büyük oğlu Günhan olup. Zaten Oğuz ve Ka­ yı’ya bağlantıyı sağlayan aradaki neseb silsilesinin gerçek olmadığı. genellikle Osmanoğullarının tarihine geçilmeden önce. bazı Osmanlı müverrihleri tarafından tartışıl­ ması ile de ortaya konmuştur. Sakur. Cem Keymür.

. Kara Yusuf’un nesebi ise 41. Moğol tehlikesine karşı. Oğuz dışındaki Türk. Bu kardeşlikten başka da akrabamdır. adeta bir Türkmen nüfus deposu durumundaki Doğu ve Güney-Doğu Ana­ dolu’dan. yeni gelen cemaatlerle birlikte kayboldu. I SİYASET . Hatta Sel­ çuklu ve başka Türk beylerinin galebesiyle hakimiyetin Kayı elinden çıktığını söyleyen Ruhi. Korkut Ata’dan naklederler ki. Osmanoğullarının nüvesini oluşturan Kayıların Anadolu ma­ ceralarını da bu açıdan değerlendirirsek. Karaman. Alaaddin Keykubad’ın. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra. Akrabalığın sebebi soruldu.20 Aşıkpaşazade’nin başka bir neşrinde göç sonucu konar-göçerlerin nasıl da­ ğıldığı ifade edilir. aynı özenin bu alanda gösterilmediğinin bir delilidir. O kitaptan anlaşıldı ki Oğuz’un altı oğlu olmuştur. Ay Alp. Ta kıyamete dek ol nesilden anı kimse almasa gerektir”1 8 diye belirtir. kendi siyasi oluşumlarının zeminini hazırladılar. Türkmen beğlerinin Oğuz töresine verdikleri önem ve bu töreye olan bağlılıklarını. sadece Kayıların değil. yine Kayı boyuna mensup olduğu­ nu bildiğimiz Artuklu19 sahası içerisinde yer alan. Elbetteki böyle bir durumda. sadece Osmanoğulları’nın değil. Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve Türk Mezarı diye de bilinen Caber kalesine defnedilmiştir. farklı boy veya cemaatlerin bir boybeği etra­ fında ortak hareket etmelerinin tabii sonucudur. hanedan oluşumunda ve devletleşme sürecinde “meşruiyet” açısından ne denli önemli görüldüğünü bir kez daha hatırlatmaktadır.Ahlat. Murat tarafın­ dan Karakoyunlu Cihanşah’a elçi olarak gönderilen Şükrullah’tan takip edelim: “(Cihanşah:). Nitekim. Kısacası bu. Türkmenleri aynı şekilde hizmetine al­ ması. bazı Türkmen cemaatleri. Beyleri Süleyman Şah. Tarihi kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türk­ men gaza ve cihat etmek amacıyla önce Erzurum ve Er­ zincan’a ardından da. Henüz XI. Bu tesbit de. Sultan Murat benim ahret kardeşim­ dir. Mirza buyurdu ki. Bu iki padişahın nesebi bilinince Mirza buyurdu. Aynı şekilde. yüzyıl’da başlayan akınlarla Bizans sınırındaki “Uc Türkmenleri” bölgeyi Türkleştirmeye başlamışlardı. Selçuklu devletinin aley­ hine bir durum oluşturmaya başladı. Bu Türkmenlerin uçlardaki faaliyetleri genel anlamda.”1 7 Edirneli Ruhi’de Osmanoğullarının Kayı Han so­ yundan geldiklerini ve Kayı Han’ın Oğuz’un vasiyeti ge­ reği ulu oğul olarak hüküm sürdüğünü yazar. Üste­ lik yeni boy ve aşiret asabiyetleri de kurulmaya başlandı. Gü­ ney Doğu Anadolu’ya inmişlerdir. Özellikle Türkmen­ lerin. boy asabiyetinin kırıl­ mış olması ve aynı gelenekten gelen konar göçerlerin ay­ nı coğrafya ve kaderi paylaşmaları bu durumu açıklar. Yer Alp. Gök Alp oğulları Kızıl Boğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırkbeşinci göbekte erişmiştir. hanlık Oğuz Han’ın vasiyeti mucebince alıer Kayı Han evladına düşe gerektir. Germiyan ve diğer Batı Anadolu beyliklerinin bilinen yakın ataları dışındaki tarihleri ve onlara ait şecereler de tam manasıyla izah edilememektedir. “Kardeşim O S M A N II sultan Murad’ın nesebi bizim nesebimizden ağadır. Ancak. bütün Türkmen un­ surları birleştiren Oğuz geleneği ve töresi öne çıkacaktır. Buyurdu ki “tarih okuyucu Mevlana İs­ mail’i çağırsınlar ve Oğuz tarihini getirsinler”. farklı Türkmen ve Tatar grup­ ların liderliğini üslenen bir boybeği olduğunu görürüz. Uçlardaki Selçuklu kontrolü. kardeşim sultan Murad’ın nesebi Oğuz oğlu Gök Alp’e ulaşıyor. boy asabiyetleri kırılarak bu amaca ulaşıldığı da unutulmamalıdır. onun ölümüyle birlikte. hanedanın uzak atala­ rına uzanan şecerelerde görülen çeşitlilik. Batı Ana­ dolu’ya sürekli konar-göçerlerin pompalandığı da bilin­ mektedir. özellikle Moğol istilası döneminde. dimiş imiş ki. 1449’da II. Nitekim yukarıda örnek olarak sunduğumuz nesep silsi­ lesinde geçen çoğu isim Oğuz adlarından ziyade. Göbekte Deniz Alp’e erişmektedir. Belki de. Deniz Alp.Selçukluların bilgisi dahilinde ve onlara siyasal güç sağlamada yardımcı idi. Tatar ve hatta Moğol asıllı isimlerdir. Gök­ le Deniz’in arasında fark olduğu gibi. Yıldız Alp. Ancak. Türkmenler arasında Oğuz töresinin. Osman Beğ’den sonra Selçukilerin yıkıldığını hatırlatarak “ulu Türk bey­ leri asıl vasiyet ile amel idüb Osman Beğ’i kendülere Han eylediler. Gün Alp. Mevlana İsmail geldi ve Moğol yazısı ile yazılmış bir kitap getir­ di. adları Gök Alp.güney-doğusuna uzanan Mahan16 . Verdiğimiz iki örnek. Oğuz/Türk üst çatısının dışında. Beylerini yiti­ ren “göçer evli’ler ise dağılmışlardır.. aslında Türk ta­ rihini özetleyen sembol isimler olabileceğini gösterir.Artuklu Sahası’nın diğer Oğuz boylarının da göç yolu olduğu gerçe­ ğiyle daha iyi anlaşılır. şecerelere yansıyan isimlerin. Süleyman Şah’ın da.

Pasin ovasına. bir müddet orda kaldıktan sonra Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin’in çağrısı üzerine önce Adıyaman sonra da Ankara taraflarına geldi. gelir Osman Gazi’nin koynına girer. Buradan batıya yönelişle beraber Alaaddin Keykubad’ın hizmetine gireceklerdir. Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğin­ den bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. Rumlara karşı Sultanönü (Eskişe­ O SM A N LI I hir)’nde kazanılan zaferde ordusunun akıncılığını üsle­ nen Ertuğrul Gaziye. 5) tekfuruna bundan şikayet itdi. Sürmeli Çukura göçerler. Yani (İne) Göl’de Osman Gazi yaylaya ve Kışlaya gitdikleri yirde bunların göçini üşendirirdi. o kaleye şimdi dahi anlar hükmederler. Söğüt Yörükleri içindeki Karakeçililer de hepimizin malumudur ki bunlar Ertuğrul’u anma şen­ liklerini eskiden beri kutlamaktadırlar. Emanetlerin yine alurlardı. 01 dahi kabul etdi. Beriyye ve Urfa arasında yaşamaktaydılar. böylece bünyesinde topladığını da gösteren Osman Gazi için “k ut” sahibi olmanın zamanı gelmişti. Ve hem ol kalaya dahi gene o nesilden Döğer derler bir taife vardur. Artık Osman Gazi. Söğüt.26 Yak­ laşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans imparatorlu­ ğuna karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi öncülüğün­ deki Kayılan Ankara civarındaki Karacadağ’a konduran Sultan Alaaddin. yararlıkları neticesinde Sö­ ğ ü t’ü yurt edinir. böl­ gedeki düşman tekfurların en büyük korkusu. Süleyman Gazi’nin ölümünden sonra Türkmenlerin yeni teşekküller oluşturması veya Kayı ör­ neğindeki gibi bölünmeleri Kara Keçililer ile örneklene­ bilir.22 Süleyman Şah’ın ölümünden sonra oğulları Sunkur Tegin ve Gün Toğdı “vatan-ı asliye”lerine dönerken. Gölgesinin altında dağlar var. Ankara ve Söğüt’e uzanan Anadolu coğrafyasındaki maceraları ve buralarda­ ki yer isimleri ile yine kendilerini Ertuğrul Gazi’nin yol­ daşları olarak gören bir geleneğe sahip Kara Keçililer’in Anadolu’daki yerleşmeleri ve yer isimleri büyük oranda örtüşmektedir. her dağın dibinden sular çıkar..29 Öncelikle kendi boyunun güvenliği ve refahını sağ­ lamaya çalışan Osman Beğ. Sivas ve Ankara’da.24 Bir müddet Karacağ’da kalan Ertuğrul. Bilecik tekfuruna ayıtdı “sizden di­ leğimiz budur ki bizim göçkünümüzi yaylaya gitdiğimiz vakt sizde emanet koyalım”. zamanla boybeğlerinin diğer bir vazifesi olan akın ve gaza amaçlı fetihlere girişecektir. N ite­ kim Osman Gazi gördüğü meşhur rüya ile Tanrı’dan bir cihan devletinin başına geçeceğinin ilk işaretini de ala­ caktır: ".. Her vakt kim Osman Gazi yaylaya gitse esvablarmı öküzlere yükledirdi. Ertuğrul Gazi ve Dündar Pasin ovasına. Sür­ meli çukuruna varıp. Ancak bu raka­ mı ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Alplik.25 Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer ev­ liyle bölgeyi terkeden Ertuğrul Gazi. Bilecik (s. Osman Gazi düşünde gördi kim bu azizin kuşa­ ğından bir ay doğar. Bizans uçlarındaki faaliyetlerinin yanısıra artık güneyde­ ki güçlü Türk beyliği Germiyanlılar ile de “adavet’e baş­ layıp “ırak” yerlerden “av” etmeye yönelir. Şam Türkmeııi olarak bilinen grupların oluşturdu­ ğu Boz-Ulus’un içinde yer alan Kara Keçililer. Ancak tahrir defterlerin­ de bu Karakeçililer “Ekrad” olarak yazılmıştır.“(Süleyman Şah’ın Caber Kalesi ’nde defnedilmesin­ den sonra). 01 su­ lardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeSİY A SH T .30 Böylece sa­ dece kendi boyu içerisindekileri değil diğer Türkmen unsurları da cezbetmeye başladı. bir hükümdarda bulunması gerekli olan özellik­ leri. Oğuz/Türk tö­ resinde. Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir”. Bir nice hatun kişilerle varırlar kal’ada kor­ lardı. Ki­ mi Tatar’dır ve kimi Türkm an’dır. Kaçankim gelseler peynir ve halı ve kilim ve koz/kuzı getürürlerdi. gazilik ve erdem gibi. dost tek­ furların ve yerli ahalinin adalet dağıtan güvenilir koruyucusuydu.27 Biz burada hala tartış­ malı olan Ertuğrul ve oğlu Osman’ın ne zaman ve hangi Selçuklu hükümdarı zamanında bölgede faaliyet göster­ diklerini ele alacak değiliz..23 Ertuğrul’un emrinde 400 mikdarı göçer-evli olduğu söylenir. konar-göçer teşekküllerin oluşturduğu Ulu Yörük ve Ankara Yörükleri içinde de bölük ve kadılık oluşturacak derecede nüfuslu Kara Keçili cemaatleri bu­ lunmaktadır. Eyle olsa bu göçer evli etrafa dağıldı. Bazı­ sı Berriye’ye21 gittiler Şimdiki halde anlara Şam Türkmanı derler. Kayıların Artuklu.. Bazısı gene Rum ’a (Anadolu) döndüler. Ve bu kafirler bunlara begayet itimad iderlerdi”. Domaniç ve Ermeni Belini yaylak-kışlak olarak vermiştir.28 Ancak uçlardaki Kayıların bu dönemde yaylak ve kışlak hayatı yaşayan konar-göçer bir yapıda olduğu ve henüz belirleyici bir siyasi güce ulaşmadığı kroniklerdeki bilgilerden anlaşılmaktadır: “Ayanikola dirler bir kafir vardı. Osman Gazi.

Saltuk Alp.: H . Bir boya mensubiyet esası dahi­ linde kısa sürede genişleyen Osmanoğulları. Devlet haya­ tında sadece Oğuz töresinden güç alan hanedanı muhafa­ za etmek. 01 ucdaki Türkler beğleri ki Oğuz’un boyundan ol uçlara Tatar şerrinden yayıl­ mışlardı. diğer Türkmen beğlikleri için de Oğuz töresince kendi­ ni meşru kılmak esastır. s. Fi’l-cümle ol Oğuz didikleri ve ol ilin beğleri ve kethüdaları cem’ olub Osman Gazi katma gelüb meş­ veret idüb işin önün ve sonun danışdılar. Zeicschfifc fıir S em itistik 2 (1924). Osmanlı meşruiyetini tanımamak için sık sık Germiyanoğlu ve Eşrefoğlu ağzından Osmanlılar için “aslı cinsi yok bir yörükoğlu” diyen Şikari de36 Karamanoğlu şöyle yüceltilir: “Ey Alaaddin sen Keykubad b. Ertuğrul Gazi’nin vefatının ardından gerçekleşen bu toplantıda Oğuz töresince Osman Gazi. London 1965 (4. Eren yay.. Kılıç Arslan b. Çünkü konar göçer teşkilatlanma devletleşme sürecini ne denli hızlandırıyorsa. Gelür şeyhe haber virir. Köprühisar ve İnegöl’ü topraklarına katacaktır. İnalcık. Oğuz H an’ım. N itekim Osmanoğulları ile aralarında müthiş bir çekişme bulunan Karamanoğullarının tarihini yazan Şikari’de de benzer ifade­ ler geçmektedir.Osman Ga­ zi’nin silah arkadaşları böylece devlete hizmete devam ederler.baskı).35 makalemizin başında da belirttiğimiz gibi.”37 Görüldüğü gibi sadece Osmanoğulları için değil. Osman Gazi’nin beğliğinin meşrulaşması. diğer Oğuz/Türkmen beğlerinin de katıl­ dığı bir dernek sonunda gerçekleşir. G iese. Osmanlı İmparatorluğu­ nun Kurulup/. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. G ibbons. Şeyh aydır “oğul Os­ man.34 Karacahisar’ın zaptından sonra idari düzenlemeye giren Osman Gaziye. London 1973.Keyhüsrev b. . E K ö p rü lü . W ittek . Kürd ve Türkmen benimledir. 1 5 1 -1 5 7 . Lütfı Paşa (s. padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun ve benim kızım Malhun hatun senin helalin oldı” deyü heman dem nikah idivirdi”.. 251. 13-14.. Turgut Alp. 9 -2 2 . Sülemiş. Osman Gazi dahi rahmetullahi teala sözlerin kabul idüb pes mecmu’ beğler ve kethüda­ lar ve Oğuz taifesin(den) anda cem’ olanlar örüdüb Oğuz resmince üç kere yükünüb baş kodular. G ün ü m ü zd e gelinen son nokta için ise. 2 Farsça Oğuznatnelerin hem en tam am ın ın ana kaynağı R eşid ed d in ’dir. P. H . Nureddin b.”32 Bunlar uc beğleri ve kabile ileri gelenleridir. Andan türlü bal­ lardan ve kımızlardan getirüb Osman Gaziye sağrak sundular”. Al-i Selçuk isen.. Devletin kurulmasından sonra kendi hanedan üyeleri ve diğer Türkmen alplerine fethedilen topraklar dağıtılır. “P roblem der E ntstehung des O sm aniclıen R eiches”. kabilesiyle gelmiştir” ifadesini kullanırlar. Çok kîyl u kai­ den sonra sözlerinin ihtiyarı ve muhassılı bu oldu kim Osman Gaziye eyıttiler “Siz Kayı Han neslindensiniz. aksi şekilde bu yapıyı muhafaza et­ mek te o denli çöküşü hızlandırmaktaydı. İs­ tan b u l 1996. O xford 1916.. Fr. yeni oluşan hanedanın meşruiyetine zemin hazırlamanın bir vasıtası olarak değerlendirilebilinir. Türkiyat Mecmuası. “Osm an h D e v le ti’n in K u ru lu ş P ro b le m i”. Samsa Çavuş.33 Bu Oğuz töresinin yerine getirilmesinden sonra Osman Gazi beyliğini yayarak Bilecik. T fe Ottoman Empire. “O sm anlı im p a rato rlu ğ u n u n Teşekkülü M eselesi". D iv itçio ğ lu . “The Q uestion o f T he Em ergence o f T h e O tto m a n S tate”. The Rise o f the Ottoman Empire. bunun için Selçuklu sultanından izin alması gerektiğini hatırlatan Tursun Fakih’e kızan Osman Beğ’in kılıç hakkı ile bu şehri aldığını ve Al-i Selçuk gibi atalarının önceden buraya geldiklerini söyle­ mesi. İnalcık. Mesela Samsa Çavuş için kaynaklar. M. c.38 1 İlk ve tartışm ayı şekillendiren çalışm alar için bkz. The Classical Age (1 3 0 0 -1 6 0 0 ). Yarhisar. rüzgâr ile hayli çoğal­ mışlardı. I (1925). İstanbul 1981. H . ben dahi Mehmed Han b. onlar da yeni hedeflere yönelecektir. Ertuğrul b. 22) olmıyacak hanlık ve padişahlık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez ve şimden gerü Selçukilerden bize meded ve ça­ re yokdur. beğliğin başına geçer: “Ertuğrul vefat idicek Osman Gazi anun yirine oturub Selçukîlere inkıyâd iderdi. Kara Tegin gibi -büyük bir ihtimalle konar-göçer beğleri.ler akıdır.benimsemeyen bazı konar gö­ çerleri.. A. 7 1 -7 9 . konar-göçerlikten yerleşik hayata geçmeyi tercih etmişlerdir. S. A h m et K ü tü p ­ hanesinde 1317 tarih li (no: 2935) nüshaları b u lu n an bu farsça O ğuznaSİYASET . The Royal Asiatic Society ofG rea t Britain and Ireland .31 Bu ilahi işaretten daha somut olan bir vakıayı yine kroniklerden öğreniyoruz. “Ertuğrul ile beraber. O SM A N L l IJT S II. Karaman b. Topkapı Sarayı’n da 1314 tarihli b ir nüsha (no: 1653) ve III. s.. Cümle Moğol. memnun etmediği için. Anda yazlar kışlarlardı. Kayı Han hod cemi’ Oğuz beğlerinin Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi ve Güyen? Han vasiyeti ve Oğuz tö­ resi mucebince Oğuz neslinden kimse (s. 22)”. s. Doğu-Batı (yıl 2/7-T em m uz 1999). p p .. Şirvan Han b. yerleşik hayatı . The Foundation o f The Ottoman Empire.

Atsız. N eşri’de Süleyman Şah’a ait bu hikaye aynen vardır.melere dayanarak Türkçe neşr yapılm ıştır. Ü . Aşıkpaşazade. 26 27 Aşıkpaşazade. 50-51 (haz. Neşri bu olayı XI. a. aynı yer. Bahadırlar. s. Ananevi Osm anlı tarihçiliği­ nin esas kaynaklarında birini oluşturan Aşıkpaşazade de E rtu ğ ru l’un de­ desi Kök H an yerine Kay(a) A lp olarak gösterilirken O ğ u z’un oğlu yine Kök A lp şeklinde geçer. Mesela F. Beriyye.A. çvr.. O ğuz Kağan Destanı. Aynı eser. 3 (Kasım 1997). M.Görüldüğü g i­ bi. Beyrut 1986. s. OsfliacıoğuUarını bir açıdan böyle açıklamaktadır. Neşri. Atsız. 90. s.Tarih Araştırmaları Dergisi. Osmanlı Tarihleri I. “W hat was a N om adic Tribe?” Comperative Studies in So­ ciety and History. s. “E rtu ğ ru l”. Tevarih-i A l-i Osman.. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk Aşiretlerinin Rolü. s. M üneccimbaşı.. A. s. diğer kronikler M ahan'dan gi5çii Cengiz istilasından sonraya tarihlerken. Şikarı. (çev. 26-27. S. Giriş-M etin-faksimile (neşr: M . B itlisi de Aşıkpaşazade’yi bu nesepte takip et­ miştir. Sahaifü’lAhbar. 4-5. İbn-i Kemal. Konya 1946 (hz. Dede Kor­ kut Kitabı nda da m ukaddim ede aynen şöyle söylenir:” K orkut A ta ayıttı: “A hir zamanda hanlık girü Kayıya değe. U nat-M . Veiidi Togan. Mo­ ğol istilasından nasibini alan bölge hakkında Yakut el H am evi’de bilgi m evcuttur. Divitçioğlu. Karamanoğulları Tarihi..g. Aşıkpaşazade.g. Yinanç. Tevarih-i A l-i Osman. p. 9-22. Ankara 1970. 93. Bulduk... I (yay.: M .D . 32-33.m. Oğuz yapısı ve bu yapıdaki değişiklikler için O ğuz destan geleneği ve boy teşkilatı için bkz. yoldaşlığa yarar kişilerdi”.: E. s. 80 (1992). s. 4. R ah' m eti (Arat). gitm edi. Tevarih-i A l-i Osman. Tevarih-i A l-i Osman. Defter. Tercüme ve Tahlili. 11. 30). 382-383N eşri'den başlayarak..g. s. Dede Korkut Kitabı 1. Tarihsiz) s.: M . c. kimesne ellerinden almağa. 28 Bu konuda “Osmanlı Devletini Kuran Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Ka­ rakeçililer” adlı bildirim iz. s. 1.. a. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri).. s.57. bu konu üstünde durarak. Aşıkpaşazade. s. Oğuz ge­ leneği ve antropolojik tetkiklerden yola çıkarak.. İstanbul 1936. vol. OSM ANLI SİYASET . 38. Bazısı Beriyye’ye gitdi ve bazısı yine R u m ’a gitdiler.e. kardeşleri­ dir. a. 37-52. 264-265. Osmanlı Tarihleri î. 21-22 Lütfî Paşa s. s. A hm edi’nin İskendernam e’sinde nesep tam olarak verilmem esine rağm en E rtu ğ ru l’un adı G ündüz Alp ve G ök Alp ile birlikte anılır..Bulduk. Asıl vatanlarına” . Paul Lindner. s. W ittek. N. A. R. Bang-R. s. kroniklerde O sm anoğukllannın asıl yurdu olarak gösterilir. onların itaatim sağladığını b elirtir. Bu konuda geniş bilgi için bkz. s. Ve Sülemiş nam bir karındaşı dahi vardı. F.g.. B ulduk. 1. A. burada yazar. Kitab-ı Cihan-nüma. Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu. D ivitçioğlu.. diğer kroniklerin tersine. s. Tevarih-i A l-i Osman. Yüzyıla taşır. s. Yınanç’a ait nüshadan). (yıl 1997. M üneccimbaşı bu töreni anlatırken O sm an Gazi’nin tek tek beğlere kım ız sunarak. 18 R uhi. s. Berlin 1932. burada geçen Moğol yazısından kasıt U ygur yazı­ sı olm alıdır ki. X III. 3 S.. (Tercüman yay. toponom ik verilerin ışığın­ da Osm anlı kroniklerinde verilen benzer bilgilerin doğruluğuna olan ka­ naatini vurgulam aktadır. Moskova 1959. Baltacı). “Oğuznam elere Göre Üçok-Bozok veya İçOğuz Dış Oğuz Meselesi”. 6 l. İ. bası­ lacaktır. s. 23 24 N eşri. 20-28. c. 5. Reşideddin Oğuznamesi. s.: Ş. c. T. 93. kıyam at kopınca. 24/4 (1982). A.m. B ehpti’t-Tevarih.. 90-91. Ancak. Sümer. s. 22. 109-116.: F. 70. Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu. Ve bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular kim biri Sunkur T igin’dir. 129-139 Neşri. 15. U . s. s. Ankara 1987. 6. s.: Ü. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi (Turkish Jo­ urnal ofSocial Research). 333P. ahir zaman olup.. S. Urfa’nm Viranşehir kazası ile M ardin’in D erik ilçesi arasında bu ­ lunan b ir idari ünite olup Türkm en aşiretlerinin çok kesif olarak bu lu n ­ d uğu bir bölgedir.Göyünç. 73- 19 20 21 M. “İdari ve Sosyal Açıdan Karakeçili Aşiretleri ve Yerleşmeleri". S. S. H . 4 00 ev ile ayrılan E rtuğrul değil. D TCF. s.K oman). M. Yüzyılda Güney-Doğu Anado­ lu ’nun Ekomomik D u ru m u ”. 35 36 37 38 H . 29 30 31 32 33 Aşıkpaşazade. R.: Göçebe B ir Aşiret Ne İdi? Ankara 1995. H . Türkiye İktisat Tarihi Semineri (8-10 Haziran 1973) MetinlcrlTartîştnalar. Lütfi Paşa. Köym en).Ve hem cem aat­ leri dahi çoğidi. s. s. 141. Nişancı da O ğ u z’a 21 göbekte ulaşan Ertu ğrul’un dedesi olarak G ök A lp’i gösterir. M u’cemiI’l-BiUdan. İnacık. İstanbul 1949. bu anlayışın diğer kroniklere de Yazıcızade vasıtasıyla girdiğini belirtir. 25 Bu konuda bkz. Ertuğrul o anda kaldı. 55-57. Ankara 1975.”. Ve biri Tuğrul’dur ve birisi G ün D oğdı’dır.A. (Atsız neşri). İstanbul 1981.İnalcık.. Tarih K ongresine sunulm uş olup. (Kilisli N e ş r i) s.Ergin) Ankara 1989. s. İstanbul 1972.: Ü . s. Paul Lindner. 3. 16-18. İstanbul 194. bir çok tarihçi bu görüştedir. Pasin Ovası’na Sürmeli Ç u k u ru n a vardı. Krş. (Ali Beğ neşti) s. 22 Aşıkpaşazade.bu göçer evli etrafa dağıldı. M ahan. Hoca Saadettin gib i tarihçiler özel­ likle Ertuğrul'dan öteye verilen neseb silsilesini ten k it etm işlerdir. Z. 1 (M art 1999). s. 19-20. K öprülü. Belki onları Uç-oklara daha yakın görm esinde de "kesili uruk" diye adlandırdı­ ğı bu durum un etkisi vardır. O sm anoğlunutı soyunu incelemekte ve O ğuz boyları ile olan bağlantıyı ortaya koymaktadır. "Osm anlı D evletinin K urucusu Osm an Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler H akkında Düşünceler”. 4. “XVI. İstanbul 1332. 34 Neşri. Die Leğende votı Oghuz Qagban. Samsa Çavuş didiğim iz ol kişilerdendür ki E rtu ğ ru l’la b i­ le gelm işlerdi. 693-94. Şetbzk^Oğuz-name i Muxabbat-name.e. Bayat?. Turan). s. Bu didügi Osman neslidür. Mesela H . D ört yüz m ikdarı göçer eviyle ol iki kardaşı gitdiler. 3. Aşıkpaşazade (Ali Beğ neşri). “. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndiler.. 51. v. K u­ ran. “Osm anlı Kroniklerindeki Türk/O ğuz Şecereleri ve Kayılar” Türkiye Sosyal Araştırmalar Der. S. Tarih olarak daha eskiye g i­ den U ygur türkçesi İle yazılmış O ğuznam eler için bkz. c. 62-63. ît. 4a (M. 260.: W. c.

KURULUŞ OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA 169 KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ 176 OSMANLI DEVLETİNİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI: DURSUN FAKÎH 181 OSMANLI DEVLETİ NE ZAMAN KURULDU? 190 OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKIÂL'Î OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI 194 .

.

OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞUNDA BİZANS VE AVRUPA PROF. Osmanlılar da 1308’den sonra Bizans topraklarına akınlarını arttırırlar. tam bu sıralarda çözülme halinde idi. Halbuki tam bu sıralarda Türk akınları hudutları zorluyor ve İmpara­ torluğun burada kullanılacak ordusu bulunmuyordu. 1354’de Rumeli’ye geçen Osmanlılar hız­ la ilerliyor. Fakat bu devirde Hıristiyan Batı’da da birlik yoktu. Halbuki bu devirde Do­ ğu Mısır’da ve Türkiye’de yüksek kalitede ordular vardı ve onların “dinsizlerle” mücadele azmi daha kuvvetli idi. Haçlı seferinden beri Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin zaif olması ve Batı Hıris­ tiyan âleminin birlikten mahrum bulunması bu Türk Beyliğine büyük imkânlar bahşediyor ve bu Oğuz boyu. IV. ŞERİF BAŞTAV A N K A R A Ü N İV E R S İT E S İ D İ L VE T A R İH C O Ğ R A FY A FAKÜLTESİ y y'oğol istilâsı. arkası gelmek bilmeyen taht mücadeleleri. Bizans hudutları üzerinde yerleşen bir Oğuz boyu. Doğu ve Batı Kiliseleri arasındaki mezhep kavgaları sürüyordu. onun arazisi üzerinde bir çok Türk Beyliği kurulmuş ve Moğolların önünden kaçan pek çok Türk Boyu. Papalık Büyük Şizma hareketi ile bölünmüş ve zayıflamıştı. 14. Anadolu’yu ebediyen kaybetmek üzere idi. karşısına çıkan genç ve dinamik Osmanlı Devleti ile başedebilecek durumda değildi. IV. Bu tehlikeli altüst etmişti. yüzyıl sonundan itibaren mevcuttu. Devletin merkezinin Batıya ta­ şınması ile devlet siyasetinin ağırlığı da batıya kaymış ve Anadolu’nun savunması ihmal edilmişti. Türkleri dinî mahiyette büyük milletlerarası işbirliği ile yoketmek veya hiç olmazsa Avrupa’dan kovmak gerektiği dü­ şüncesi. 1300’lerden sonra bütün Batı Anadolu Türklerİn eline geçmişti ve Bithynia (Kocaeli) eyaleti Osman G azi’nin hissesine isabet etmişti. Anadolu’nun kuzeybatısın­ da. Batı’da Türk tazyikini en çok hisseden Macaristan’da. Haçlı seferinden sonra kurulan İznik Grek devletinin büyük gayretleri ile geri alınan İstanbul. Osmanlı imparatorluğu’nun bu emsalsiz başarılarının temelini Rumeli’deki arazisi oluşturuyordu. sarsılan itibarlarını kurtarabilmek için Türk düşmanlığı ve Haçlı seferi düşüncesini kendi emellerine âlet olarak kullanırlar. Yüzyıl Harpleri de bu zamana rastla­ makta idi. daha başlangıçta Bizans’ın içişlerine karışıyor ve Balkan devletlerinin zaafını öğrenerek sağlam bir dev­ let kurabilmek için gerekli keşifleri gerçekleştiriyorlardı. Bu sıralarda Bi­ durumdan Bizans ancak Batı Hıristiyan âlemi tarafından kurtarılabilirdi. harap ve her ta­ raftan hucumlara açıktı. isyanlar ve Italyan deniz devletle­ rinin hem kendi aralarında hem de Bizans ile olan çatışmala­ rı eksik olmaz. askerlik sanatındaki becerisi ve idarecilikte mehareti ile hiç tanınmamış bir beylikten bir dünya İmparatorluğu­ na ulaşıyordu. SİY A SE T . Anadolu’dan başka Trakya da Türk akınlarına açılmıştı. Selçuklu Devleti sona ermiş. Haçlı seferi düşüncesi de bu devirde Hıristiyanları es­ kisi gibi ilgilendirmiyordu. DR. İç savaşlarda güçsüz düşen ve bir daha kendini toparlayamayan Bizans. Bütün Ortaçağ bo­ yunca Avrupa toplumunu idare eden Papalık ve imparatorluk gibi iki temel Kurum. Bu zamandan sonra Bizans’ın çökmesine kadar ge­ çen devrede İmparatorluk içinde kilise kavgaları. Lâ­ kin bu devir Papaları. o zamanki Anadolu nizamını / / / / ^ zans. Askerî güçten mahrum olan Bi­ O SM A N LI I zans’ın bütün limanlarına ve Adalarına yerleşen İtalyan deniz devletlerinin Doğudaki ticaret menfaatleri onların Haçlı seferlerine katılmalarına engeldi. Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek orada toprak ve ganimet aramağa başlamıştı. bu üstün coğrafî durumundan faydalanarak büyük siyasî ba­ şarılara erişmiş ve yüz yıl içinde bir uç beyliğinden bir dünya imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’ni kurmuş­ tur.

ardından Sırbistan ve nihayet Osmanlılar bu mücadeleye katılırlar. İhtiyaç duyduğu her anda Osmanlılar onun yanın­ da idiler. Sırplara karşı yine OsmanlIlardan faydalanıldı. Yabancı akınlarına sah­ ne olan ülke çöle dönmüştü. bu akınlara ancak büyük mülk sahipleri karşı koyabiliyordu. Andronikos’un ölümünden sonra loannes Kantakuzenos’un başını çektiği yeni bir isyan başladı ve bunun sonunda Bizans uzun ve ağır krizlerden birine girdi. Arada Sırplar 1330’dan beri Balkanlarda çok kuvvet­ lenmişler ve Bizans’ın hayatına son vermeği akıllarına koy­ muşlardı.I I H J I . Rum­ ların Lâtinlere karşı duydukları nefret son haddini bul­ muştu. 1 2 6 l’de İstanbul’u geri almak üzere mücadeleye atıldığında. Mihael’in. Bu devir Bizans toplumunda feodalleşme kok salmıştı. Fakat. III. bu sebeple Sırplarla Türklerin ilerlemeleri hız kazandı. İstanbul’a rakip. Türk akıncılar ara vermeden Trakya’yı kolaçan edi­ yorlardı. Önce İzmir Beyi Umur. Bu iç savaş sonunda İmparator­ luk son kudretini de kaybeder ve İmparatorluk bu yaban­ cılara teslim olur.Yeniden hayata kavuşan Bizans. Bizans sarayı bundan böyle çok mütevazı bir hayata katlanmak zorunda idi. Sırplara. İmparatorluğun İktisadî ve malî durumu acıklı idi. bu iç şavaşa daha başından itibaren yabancılar da karıştı. Bu cihet dış düşmanların kuvvetlenmelerine fırsat verdi. Ancak. Lâtinlerle Grekler arasındaki gerginlik arttı. Osmanlıların Avrupa’da yerleşmelerine yar­ dımcı olmuştur. Bu çatışmada Orhan Bey yi­ ne Kantakuzenos’un yanında idi ve 1353 ’de KantakuzeSİYASET rişimi. Gittikçe parçalanan ve iç ihtilaflara dü­ şen. bu beraberlik sonuna kadar süremezdi ve Osmanlılar sadece yağma ve esir peşinde değillerdi. Osmanlılar fetih peşinde idiler ve girdikleri yerlerde yerleşmek arzusunda idiler. ticaret felce uğra­ mış ve vergiler toplanamamıştı. Daha 1346’dan beri Osmanlılar onun ya­ nında ve hanedana karşı çarpışırlar. mezhep ve müesseseierin mücadele sahnesi olmaktan kurtulamamış. devleti bu çıkmazdan kurtarma gi­ girişimi olmuş ve Bizans’ın sonu demek olan böyle bir it­ tifakı rivayete göre Kantakuzenos engel olabilmiştir. Bizans’ın bütün ticaretini tekelleri altına aldılar. hazine boştu. Kantakuzenos’un niyabet heyeti ile patlak veren mücadelesi. kuvvetli ve yabancı bir koloni halini almışlardır. VIII. Rumların büyük bir'kısm ı. İstanbul’u ele geçirerek iktidara gelen Kantakuzenos’u. hâkimiyet için iki ayrı hükümdar ailesinin çarpıştı­ ğı İmparatorluğun dış düşmanları. onun erken ölümü ile yarıda kaldı. Bulgarlara ve Rumlara karşı Osmanlıların yardımları sayesinde galip gelir. donanmaların­ dan yararlanmak üzere Cenovalılara İmparatorluk üze­ rinde bir kısım imtiyazlar verilmişti. 14. Türk hâkimiyetini Lâtinlere tercih ediyordu. Rumlarda kiliselerini koruyabile­ cekleri kanaatini uyandırmıştı. Cenova’nın bu dere­ ce kuvvetlenmesi Venedik’i çok rahatsız ediyor ve Vene­ dik Cenova’yı Doğudaki en büyük rakip sayıyordu. her yanı ile Bizans ülkesini ve Balkan kavimlerinin gücünü ve zaafını öğrenme fırsatı bulmuşlardı. İmparatorlukta niza­ mın ve refahın iade edilmesi en büyük problemlerden bi­ ri idi. veren Kantakuzenos. Fakat bu sırada Bizans’ın en yakın teh­ likesi Cenovalılardı. İmparatorluğun dağılma­ sı ve savunmasının yok olması neticesini vermiştir. çok ağır problemler bekliyordu. ülkede korkunç tahripler yaptı. Bu yeni iç savaş di­ nî ve sosyal unsurlarla da karışarak yön değiştirdi. Cenova. bütün Karadeniz ticaretini eline geçirmişti. Bizans’ın bu talihsiz iç harpleri sırasında Osmanlılar. yüzyılda Bizans’da İmparatorluk hanedanı için­ de ortaya çıkan aile kavgaları. Daha sonra özellikle bütün Avrupa’nın sahil şehirlerinde yayılan bu kara Ölüm. Artan düşman akınları ise ülkeyi harabeye çeviriyor. Sıprlarla Osmanlılar arasında bir ittifak O SM A N I. zamanla çok kuvvetlenen ve zenginleyen Cenovalılar. Zira. git­ tikçe bir facia halini almakta idi. Sadece büyük mülk sahiplerinin ayakta kalmasına sebep olan bu hareket. Kantakuzenos’un iç savaşları sırasında Sırplar Makedonya’nın hemen tamamına sahip olmuşlar­ dı. İmparatorluğun bu sıralarda gümrük gelir­ leri 30 bin altının altında olmasına karşılık. Türklerin inanç konu­ sundaki hoşgörüleri. Andronikos un (1328-1341). Osmanlılar sayesinde onun le­ hine neticelenir. Son iç harpler sırasında ziraat yapılamamış. Bi­ zans’ın donanmadan mahrum olmasından ziyadesiyle ya­ rarlanan Cenovalılar. Orhan G a ziye kızı Theodora’yı. Bu sı­ rada Venedik ile Cenova. Meşru hükümdar ile Ortak İmparator olarak anlaştı. Tam bu sıralarda Karadeniz üzerinden Asya’dan ge­ len veba. bu olayları çok yakın­ dan izliyorlardı. hiç istemediği bir harbin içinde kaldı. Galatanın gümrük gelirleri 200 bin duka idi. tam İstanbul’un önünde bir muharebeye tutuştu ve Kantakuzenos. İstanbul’da bu olaylar olurken Kantakuzenos’un bütün iktidarı elinde tutarken bir kenara ittiği iktidar ortağı K loannes baş kaldırdı. Bir ara.

boş kalan Gelibolu ka­ lesine girerek burasını işgal ettiler. Kantakuzenos buluşma yerine geldiği halde Orhan Bey rahatsız olduğunu ileri sürerek gel­ memiş ve böylelikle bütün müzakere yolları kesilmiştir. yüzyıl ikinci yarısın­ da Türkler. Türklere umduklarından fazla imkân verdi. Oturulmaz hale gelen Ge­ libolu’nun korkuya kapılan halkı. Kantakuzenos. iki taraf arasındaki muhabereler esnasında İmparatorluk halkı arasında büyük değişiklikler oldu ve 1354’de Kan­ takuzenos aleyhtarlığı son safhaya erişti. zira Kantakuzenos’u o za­ mana kadar başarıya götüren ittifak sona ermişti. Fakat asıl şimdi. Batıya gitmek ve canını OSM ANII . Tzympe gibi önemsiz bir kaleyi ne za­ man olsa ele geçirmenin mümkün olduğunu düşünerek bu kale karşılığında gönderilen fidyeyi kabul etti. Gelibolu’da üsler kurarak I SİYASET lu’da şiddetli bir deprem oldu. Avrupa arazisinde tutunmak hususunda ka­ rarlı hareket ediyorlardı. N ite­ kim Süleyman Paşa. Kantakuze­ nos’un kaderini belirleyecek. depremden zarar gör­ meyen komşu kalelere göçetti. Kantakuzenos. Kanta­ kuzenos bütün başarılarını Orhan Bey’e borçlu idi ve Kantakuzenos’un dış siyasetinde Türkler tm e l unsur olmuşlardır. İktisadî kaynaklarını ve her şeyden önce Bizans’ın gücünü ve zaafını iyi tanıyorlardı. bu ik­ bal ânında kendisini bu mevkie getiren Türkleri unut­ muştu. herkes başşehrin Türk tehdidi altına girdiğini anladı. Osmanlıların plânsız yağma akınlan devri artık sona ermişti ve onlar yerleşeceklerdi. na şiddetli bir dil ile ihtar etti. Bu olay. altın karşılığında Türklerle anlaşabi­ leceğini düşünerek Orhan Bey’den İzmit Körfezinde bir görüşme istedi. Tam bu sırada meydana gelen bir olay. ülkeyi ve yollarını. keşif kıtaları İstanbul’un bir kaç mil ya­ kınlarına kadar ilerlediler. Gelibolu Türklere aynı zamanda Çanakkale boğazını kontrol altında bulundurma imkânı­ nı veriyor ve Rumeli’ye geçmeği de kolaylaştırıyordu. bütün hatalarının meyveleri­ ni topluyordu. Bizans başşehrinde panik yarattı. Gerçi Kantakuzenos daha başından beri. Bu istek karşısında Orhan Bey’in verdiği cevap tutum u son derece soğukkanlı idi. Fakat. Kantakuzenos da korkuya kapılarak ne nihayet işlediği hatanın farkına va­ rarak Orhan Bey ile uzlaşmak istedi. şimdi artık kurtarmak çareleri aramağa başladı. Rum halkı. Türkler artık Kümelini vatan edinmeğe kararlı idiler. Pek çok kimse İstanbul’dan kaçmak. Bizans’ın ve hatta bütün Balkanların geleceği bakımından son derece önemli ha­ diselerin başlangıcı olacaktı. Zira. Türk hükümdarı. Daha Kantakuzenos’un ilk yıllarından başlayarak Türk­ lerİn küçük guruplar halinde Avrupa yakasında ve Geli­ bolu yarımadasından dolayı dikkati çekmemiş ve tehli­ keli sayılmamışlardı. Halk tarafın­ dan bütün felâketlerin başı. Gelibo­ lu’nun güney doğusunda 30-40 km mesafede bulunan Tzympe kalesini işgal etti. Halbuki onlar şimdi İmparatorluğun her tarafını. Kantakuzenos hâla. Gelibo­ Kantakuzenos’un yıldızı artık sönmekte idi ve onun dev­ rilmesine kimse önleyemezdi.nos bütün kaybettiği yerleri geri almış ve hâkimiyetinin evcine erişmişti. Ioannes ile anlaşmayı denedi ise de burada da ret cevabı aldı. 14. Fakat. Bolayır ve Tekirdağı’na kadar ilerledi ve bura­ larını zaptetti. Kantakuzenos’un hasımlarını yenme hırsı. Kantakuzenos’un başarılarının artık sonu gelmişti. Yalnız ve desteksiz kalan Kantakuze­ nos İstanbul’a döndüğünde Sırplara ve Bulgarlara baş vu­ rarak Balkan Hıristiyanları arasında bir savunma paktı teklifinde bulundu ise de netice alamadı. Anadolu’daki özellikle yarı göçebe halk da kendi rızalariyle Rumeline geçerek burada yerleşmeğe başladı. Haziran ayından sonra Trakya’ya akınlarını artırdı. Gelibolu dahil bir çok ka­ lenin surları ve evleri yıkıldı. 2 Mart 1354 gecesi. İmparatorluğun içinde bulunduğu acınacak malî. Geli­ bolu’nun iadesine gelince “Allahın kendisine bahşettiği bir kaleyi kimseye veremeyeceğini” söyleyerek reddetti. 1352’den beri Gelibolu yarımadasında bulunan Türkler. Kantakuze­ nos’un vaadini unutması üzerine Süleyman Paşa. 1352’de Geli­ bolu’da Orhan Bey’e bir kale vaadetmişti. Süleyman Paşa he­ men ardından surları tamir ettirerek Anadolu’dan getir­ diği Türkleri burada yerleştirdi. Türk ittifakı ile ülkeyi düş­ manlara teslim etmiş olmakla suçlandığından son bir ça­ re olarak V. Kantakuzenos’u hudutsuz ih­ tirasları uğruna kendilerini tehlikeye ve mahva sürükle­ yen bir adam olarak görüyordu. Az sonra Süleyman Paşanın ordusu Malkara. para ile onu hizaya getirebileceğini düşündüğünden 10 bin Duka Karşılığında Tzympe’yi geri vermesini ve Gelibolu­ ’ y u boşaltmaları için adamlarına emir vermesini damadı­ kendisini çok kuvvetlenmiş hissediyordu. duruma rağmen. Ancak. Türkleri yardıma çağırmakla tehlikeli bir oyuna girdiğinin far­ kında idi. Kantakuzenos artık hâkimiyeti kendi ailesine geçirmeğe karar verdi ve büyük oğlu Matheos’a ortak İmparator tacı giydirdi.

mukavemet etmeden Türklere teslim olur. iç kavgalardan henüz çıkmış ve bir toparlan­ başardılar. Bizans’ın ve Avrupa’nın bu kısmının ğu anlatılıyordu. harap ve sosyal huzurdan mahrum bir devletti. İmparatorluğun parçalanması daha kuvvetli ve malî du­ rumu daha acıklı idi. Türk fetihlerinin ileride doğura­ bileceği tehlikeyi görememiş. Bi­ zans’ın zaafından ve iç kavgalarından ustalıkla faydalaSİY A SE T . Bundan başka bu bölgede hüküm süren kavim ve milletlerin ida­ recilerinden hiç biri de. İmparatorun aczi şimdi. Bu bölgedeki siyasî kargaşadan faydalanan Macarlar. Modern bir tarihçi. olayları yakından izle­ yenlerin gözünden kaçmıyordu. Kantukuzenos’un iktidarı ele geçirdiğinden daha fazla. Türk hâkimiyeti altına girmesinin başka esas sebepleri vardı ve asıl sebep. Zira Türkler. İlk zamanlarda B i­ zans'ın mirasına en kuvvetli görünen Sırp Kralı Duşan’m er­ ken ölümü (1345). sivil irade çözülmüş ve hazine bo­ şalmıştı. Lâkin artık Bizans İmparatorluğunun son yüzyılı. Osmanlıların bir macera peşinde koşmadık­ ları. Avrupa’da yerleşmek istedikleri. Venedik’in. ırkî ve m illî şuurdan yoksun olmalarıdır. Kısacası. Tarihçiler genellikle. bu bölge halkının o esnada dinî. Batı Hıristiyan âlemi ancak Bizans’ı kurtarabilir­ di. Orhan Beyin hiddetini gidermek maksadıyla kızını onun oğlu H alil’e nişanlamıştır. Bizans mirasını bir Hıristiyan devlete mi. Duşan’ın ölümü sadece Türklere yaradı ve Balkanlarda Türk ilerlemesine engel olacak devlet kalmamıştı. V. Ioannes’in hâkimiyetini ele geçirdiği Bizans fa­ kir. Bir uç beyliğinden bir devlet kurmayı başaran Or­ han Bey. olan Ostrogorsky. aksine sırf kendi bencil menfaatleri uğruna Türklerle birleşmekten çekinmemiş­ lerdir. Bal­ kan devletlerinin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle sosyal yapıları Türk fetihlerini kolaylaştırmıştır. Bun­ dan böyle Türk akıncılar bölgede daha tehditkâr olmağa başladılar. hatta Sırp kralı Duşan’ın Türk ittifakına vaş vurdukları bilinmektedir. Macaristan. Osmanlıların Balkan yarıma­ dasında yerleşmelerinin tek sorumlusu olarak Kantakuze­ nos’u görürlerse de. Cenova’nm dostu ve müttefiki. 1359’da Vassali loannes ile Üsküdarda yapılan bu­ luşmada İmparator. IOANNES PAIEOIOGOS DEVRİ (1355-1391) V. hem kendi aralarında çatışmakta hem de Türklerle işbirliğinden çekinmemekte idiler. İmparatorluğun son eyaleti olan Trakya’ya hâkimdiler. Bu sırada Doğu’da en çok menfaatleri bulu­ nan Venedik ile Cenova. zaaf içindeki Bizans bundan faydalanama­ dı. Bir insan ömrü boyunca üç kere iç sa­ vaşa sahne olan imparatorluk için artık kurtuluş ümidi yoktu. Cenova’lıların. bu sıralarda Balkanlardaki gelişmele­ rin hâkimi bulunan Türklerle Macarların karşılaşmaları­ na sebep olacaktı. fakat o sırada Batı Hıristiyan dünyası da birlikten mahrumdu. Para değerini yitirmiş. durdurulması mümkün olmayan bir çöküş devridir. bu bakımdan Kantakuzenos bir istisna teşkil et­ mez. Orhan Bey ile yaptığı anlaşma ile Türklerin daha önce ele geçirdikleri Trakya şehirlerini onlara terkediyordu. Bizans’da İmparatorluğun Vene­ dik’e. Osmanlı fetihlerini kolaylaştıran şartlar her şeyden önce. Osmanlı birlikleri 1359’da İstanbul’un surları önünde görünürler. yoksa Türklere mi nasip olacağı problemi henüz cevapsız kalıyordu. Buna rağmen hayrete değer dayanıklılığı Bi­ zans’ı daha bir müddet ayakta tutabilmiştir. Zira. Şayet Venedik bir çaresine bakmaz­ sa. İç savaş­ lar sonunda harabeye dönen Trakya’nın bir çok şehri. Bu­ nunla beraber hiç bir yerde Türklere karşı ciddi bir mu­ kavemete rastlanmaz.yerleştikten sonra tehlike anlaşılmakta ve Rum halkında geniş ölçüde ve âtıi bur uyanış göze çarpmaktadır. İmparatorluğun çökmekte olduğu bilinmekle beraber. “Kantakuzenos onları yardıma çağırmamış olsa idi dahi Tiirkler bunun bir yolunu bulurlardı” demek sure­ tiyle bir gerçeği dile getirmektedir. Bizans’ın ve Balkan yarımadası kavimlerinin Türk ilerlemesine karşı toptan bir mukave­ met göstermemiş olmalarıdır. Fransız sarayında Türk tehlikesi henüz ta­ nınmıyordu. uzun süren hâkimiyetinin sonunda Bizans İmpa­ ma devrine girmişti. Trakya’nın sahibi ve her şeyden önce Bizans’ın metbuu idi. Bizans’ın Türklerin eline geçmesinin mümkün olduOSM A N LI Q ratorunun kayınbiraderi. Bu olay. Venediklile­ rin İstanbul’daki temsilcileri. Türkler artık. aralık­ sız akınları ile Trakya’yı ele geçirme yolunda idiler. ayrı­ ca yabancıların iradesine bağlı idi. Bizans’ın geniş bir nefes almasına fırsat verdiği halde. zaaf içindeki Bulgaristan’dan Yıdin’i almayı Bizans’ın Osmanlı fetihleri önünde güçsüz olduğu ve böyle bir tehlikeden kendini tek başına kurtaramaya­ cağı artık ortaya çıkmış ve akibet kaçınılmaz hâle gel­ mişti. 1335’de Bizans’ın içinde bulunduğu tehlikeyi bütün açıklığı ile Venedik senato­ suna bildirmişlerdi. Macaristan’a veya Sırbistan’a tesliminden başka ça­ re olmadığını düşünenlerin sayısı kabarıktı.

Bu sıkışık durumda Kiliseler Birliğine baş vurmaktan başka çaresi yoktu. Papalığa baş vuruyor ve yine bir Haçlı seferi günde­ me geliyordu. Fakat Papa­ lık. ayrıca yerine getiremeyeceği bir meselede yemin ederek kendini bağlamıştı. Limni adasında hapse atılan Andronikos. halkın büyük bir kısmı ile Kilise onu soğuk karşıladı. fakat Kiliseler Murad’ın muvafakati alınarak yeniden iktidara geldiler. bir skandal ile son bulur. Osmanlıların otuz yıldan beri aralıksız süren zaferleri Balkan Islavlarım yılgınlığa sevketmişti. Prilep. Bundan sonra Osmanlıların Balkan yarımadasının batısındaki ilerlemeleri çok çabuk oldu. gittikçe kuvvetlenen Sultan M urad ile dostlukları bozulur. adayı onlara verdi. artık Türkler karşısın­ da yalnız ve yardımcısızdı. şehir içindekilerin ise sefalet ve isyanların pençesinde yaşadıklarını ifade eder. bir kısım Türk akın­ arasındaki ayrılık giderilemediğinden bu iş neticesiz kal­ mıştır. lik hizmetini yerine getiriyordu. Bu muhabereye katıl­ cılar Adriatik sahillerine kadar vardılar. Bu sebeple. Osmanlıların 1453’den önce Bal­ kanlarda kazandıkları en büyük zafer ve neticeleri bakımın­ dan en önemli başarılardan biri idi. loannes’in büyük oğlu Andronikos’un babasına karşı isyanı.nan Sultan Murad. V. Bir kaç yıl sonra V. Bu defa Venediklilerin yar­ Ioannes'ia Macar kralından yardım istemek üzere dımı ile V. Bizans ile Venedik arasında Bozcaada yü­ zünden patlak veren ihtilafta Cenovalı’ların yardımı ile hapisten çıkarıldı ve Cenovalı’larla işbirliği yaparak ikti­ dara geldi. Bizans’ın sıkışık durumundan faydalanarak her defa­ sında Doğu Kilisesini Katolik Kilisesine bağlamayı dü­ şünmüştür. 1388’de ortak Sırp ve Boşnak orduları Ploçnik’de Osmanh ordusuna ağır bir darbe indirmesi. bu İmparatorluğu tabii hudutları içinde yerleştirmeği düşündü ve bunun için henüz istik­ lâllerini koruyan Hıristiyan Prenslikleri ile Anadolu Türk Beyliklerini ortadan kaldıracak. Yıldırım Bayezid babasından teşekkül halinde bulunan bir İmpa­ ratorluk devraldı ve o. batıdan döndükten sonra daha fakirleşmiş. Neticede V. 1380’den 1388’e kadar Iştip. düşman ordusunu dağıtmış. Ancak bunlardan sonra imparator papanın ayağına giderek Roma’da mezhep değiştirmiş. Bu devri en tanınmış Bizans ya­ zarlarından Demetrios Kydones. 1378’de yazdığı bir mek­ tupta. Hıristiyanlar arasında Türk­ leri durduracak bir iktidar kalmamıştı. İmpa­ rator için artık. Babası ile karde­ şi Manuel’i hapse attırmıştı. mücadele eden taraflarla günün icap­ larına göre işbirliği yapar. Bu tarihten sonra Bulga­ ristan bağımsızlığını kaybediyor. Sultan Murad. genç ve dinamik Osmanlı devleti karşısında tıpkı Bizans İmparatorluğu gibi iktidardan mahrumdular. otuz yıla yakın süren hakimiyeti es­ nasında Osmanlı devletinin temellerini atmış. Sultan Murad ile anlaşarak ona haraç ödemek ve ömrünü sükûnetle geçirmekten başka çare yoktu. V loannes ile oğlu Manuel. Sultan annes. Bizans. Sultan Murad’ın yerine geçen büyük oğlu Yıldırım Bayezid. Ohri. Sultan Murad ile kendisini çok alçaltan bir m u­ ahede imzalamak zorunda kalır. Artık Sırplar ve Boşnaklar da Osmanlı teba­ ası olmuşlardı. loannes ile Manuel hapisten çıkınca Andronikos yaptığı seyahat. Lâkin Sultan Murad soğukkanlı ve temkinli davranarak 1389’de Koşma muharebesinde kendisi­ ne karşı önderlik eden Sırp kralı Lazar ile bir çok Sırp ileri ge­ lenini bu muharebede bertaraf etti ve kendisi de şehit oldu. Sırbistan’ın önemli bir kısmı ele geçiriliyor ve Bizans da Osmanlılara tâbi olu­ yordu. Bundan başka İmparator. Ioannes. Gelibolu’yu Türklere iade etti ve İstanbul’da üç yıla yakın hüküm sürdü. Bu muharebede sonunda Türkler ilk defa olarak Macaristan hududuna erişirler. Müslüman ve Hıristiyan tebaasına kendisi­ ni sevdirmişti. İstanbul’daki bütün Vene­ diklileri hapse attırdı. V. Sofya ve N iş zaptedildi. Stefan Duşan imparatorluğunun Yardar ırmağının doğusun­ daki arazisi Osmanlıların eline geçti. İmparatorlukta yeni bir huzursuzluk konusu idi ve bundan sonraki olaylarda önemli bir yer tutacaktı. fakat mağ­ mamış olmasına rağmen Bizans. 1371 Çirmen Zaferi. o da bunu yaptı. şehrin dışındaki herkesin Türklere boyun eğdiği­ ni. Böylece Osmanlıların daha Avrupa’ya geçmele­ rinden yirmi yıl geçmeden Bizans ve Bulgaristan Türk­ lerİn vassali haline geldiler. bütün İslav kavimleri arasında bü­ yük bir sevinç yarattı. bir çok za­ fer kazınmış. Bizans sarayı her yıl veliaht Manuel aracılığı ile Sultan Murad’a karşı vassaO S M A N II Q lup Sırplarla ittifak etmeği ihmal etmemiştir. Timur ortaya çıktığı sıraS İY A S E T . İstanbul’u fethede­ rek burasını merkez yapacaktı. Bizans halkı önünde daha sevimsiz bir hale geldi. bu olayın sonuçları yü­ zünden iliklerine kadar sarsıldı. Lâkin Roma’ya giderek mezhep değiştiren İmpa­ rator. Fakat artık Bal­ kanlardaki olaylarda bir kopma noktasına gelinmişti. Sultan Murad zamanında Bi­ zans’dan başka Güney Islavları da. loiktidardan uzaklaştırıldı.

Büyük Şizma. Anadolu’da ve Rumeli’de eski­ sinden daha sağlam temeller üzerinde yerleşmiş ve bir çok probleme daha kalıcı bir hal çaresi bulabilmiştir. Niğbolu zaferinden sonra Tuna’nın güneyinde kal­ mayı tercih eder. uzak görüşlü bir siyasetten muhrum. Türklere en yakın olan Venedik ile Macaristan. Hıristiyan devletlerin birbirleri­ ne karşı duydukları kıskançlık ve hak iddia edenlere kar­ şı güttükleri yanlış politika. Türk sivil idaresinin. Şehzadeler birbirlerine karşı mücadeleye baş­ layınca Hıristiyanlar baş kaldırmışlar. Bayezid. Sonunda 28 O S A 1A N U . Batılı hükümdarlar namına ağır bir ders olan Niğbolu muharebesi. B atidaki anarşi. Buna karşılık Niğbolu zaferinin kolay kazanılmış olması. Bi­ zans üzerindeki tazyikini artırdı. Hıristiyan devletlerinin de yardımı ile kısa bir za­ manda atlatarak ve toparlanarak ilerlemeğe ve Bizans’ın artıklarını temizlemeğe başladılar. Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yeni bir devrin başladığına işaret sayılmıştır. Osmanlıların Rumeli’deki hâkimiyeti Anado­ lu’dakinden daha sağlam olduğunu gösterecekti. içinde yuvarlandığı buhrandan çok çabuk kendine gelmiş ve kuruluşunda mevcut olan sağlam temeller üzerinde yeniden gelişmeğe başlamıştır I SİYASET yezid. İtal­ yan devletleri arasındaki rekabet bir Haçlı seferine imkân ver­ mez. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanmasına fırsat vermekle. Baye­ zid’in yeterince deniz gücüne sahip olmayışı. fethettikleri ülkelerde halkın inançları­ na saygılı olmaları. Bu sayede Osmanlı Devleti.larda Bayezid buaları gerçekleştirmek yolunda idi. İngiliz harpleri. hâkimiye­ tinin evcine erişmişti ve meşhur Serez toplantısı ona bir gövde gösterisi fırsatısını veriyordu. Osmanlılar Tuna hudutlarına dayanmış ve bu ırmak üzerinde Türk garni­ zonları kurulmuştu. hatta yardım et­ mekle işledikleri hataları anladırlar. Artık Bulgaristan dışında Eflak ve Sırp Beyleri yerleşmişti ve az sonra meydana çıkacağı üzere. bir Haçlı seferi tertibi ba­ kımından bu çok uygun zamanı değerlendirmediler. Bir kısım Hıristiyan mihrakların desteği ile ayakta kalabilen Bizans. Tiirkleri Avrupa’dan kovmak maksadıyla yapılmıştı. çoktan beri ikinci sınıf bir devlet­ ler. Hıristiyan devletler ancak şimdi. Bu suretle ken­ di felâketini hazırlamakla kalmamış. can çekişmekte olan Bizans dirilmiş. İmparatorluğun iki kanadı arasında Bizans. Osmanlı hâkimiyetini Bi­ zans’ın ve Balkan ülkelerinin emniyet ve huzurdan mah­ rum idarelerine tercih edilmek için yeterli bir üstünlüktü. Çelebi Mehmed’in dirayetli idaresi sayesinde nerede ise Bayezid zamanındaki arazisini ele geçiren Osmanlı Devleti. Osmanlı Devleti’nin yirmi yıldan az bir zamanda yeniden kurulmasına ve bir istila siyaseti gütmeğe başlamasına yardım etmiştir. şehzadeler arasında sonu gelmeyen iç savaşlar çıkmış. İstanbul’u her taraftanm kuşatmasını engelledi. feodal şövalyelerin son büyük girişimi idi ve 25 Eylül 1396’da Niğbolu’da vukubulan muharebede Haçlı ordusunu yenilgisi tam olmuş. Tehlikenin geçtiğini sanan Hıristiyan devletler. Osmanlıların Rumeli’deki arazisi daralmış. Halbu­ ki Osmanlıların özellikle Rumeli’deki iktidarı Haçlıların tahmininden daha kuvvetli idi. Bununla beraber Ba­ ti. Türk­ Temmuz 1402’de Ankara yakınlarında vukubulan bir günlük bir muharebede Osmanlı ordusu dağılmış. bu yıllarda Bizans’ın Mora yarımadasındaki arazisini de sürekli akınlarla sıkıştırıyorlardı. Bos­ na’da 1391'de Türklere boyun eğmeğe mecbur olmuştur. Bayezid. Anadolu Türk Beylikleri eskisinden daha kuvvetli bir hale gelmişlerdi. Doğu’da Bizans. Bizarısın ve Balkan yarımadası ülkelerinin tamamiyle Türklerin hâkimi­ yeti altına girmesi neticesini vermiştir. Bayezid kendi kuvvetlerine fazla güvenmesinden ileri gelen gururun­ dan dolayı bilerek Timuru da kızdırmıştı. Fakat. bundan başka her ikisi de Batı’da ziyadesiyle meşguldü. özellikle mâliye­ sinin fazla yük olmayan sistemi ve nihayet halka insanca muamele etmesini bilmesi. Türkler korkunç bir buh­ ranı. kâh Türklere düşman kâh onların müttefiki idiler. Anadolu’da Türk birliğinin kurulması bir asra yakın geri kalmış. Osmanlıların. Zira Anadolu’da ve Rumeli’de daha zaptedilmemiş yerler vardı ve Osmanlı idaresi bölgede tamamiyle hâkim değildi. daha bir müddet dayanabildi. Niğbolu seferi. Hussit harpleri. Batının iftihar vesilesi şövalyelerinin Türk yayası önün­ deki hezimeti. Lâkin. Anadolu halkını uzun ve ıztırap dolu yıllara sürüklemiştir. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı şiddet kullandığından onları kendinden soğutmuş ve bu Türk Beyleri Timur’a sığınmışlardı. Padişaha kendi kuv­ vetleri hakkında gerçek olmayan bir itimat sağlamış ve bu yanılgı gelecek bakımından çok ağır neticeler doğur­ muştur. Anadolu Türk Beylikleri canlanmışlar ve Bizans eski arazisini geri iste­ meğe başlamıştı. İmparatorluk gün geç­ tikçe Bayezid’in iradesine bağlanıyordu. varlığını hâla koruyordu. Avrupa’da gittikçe artan Türk tazyiki sonunda dü­ zenlenen Niğbolu Haçlı Seferi.

. Pachymeres und Philes als Zeugen fü r ein Untemehmen gegen die Osmanen.. Fatih Sultan Mehmed 11 Devrine A i t Tarihi Vesikalar.Juhasz. by B. Cihannuma I. Tursun Bey„ Tarih-i Ebul-Feth Sultan Osman. Byzantinoslavisca 26 (1965) 62-73. M .. 3 vols. Bonfmis.. Bonn 1834. Teil 4. Texte.. Közepkori Kutföink Kritikus Kerdesei.Byz. Gazavâi-ı Sultan Murad. H ovâth.Grecu. J .. F. Sphrantzens. A Magyarok Kronikdja. d in Domina lui M ohamedal î î. J . Grecu. Regester de Deliberations du Sonat deVeniseConcemant la Romanie.. A. Paris 1899*1902. Princeton 1954. P. bayzantina e t Franco-Fraecea. J . Teİl 5 .fogel .. Leipzig 1929Aşıkpaşazade Tarihi. M ünchen 1960.. Paris 1954. A nkara 1949. Staııojevic. A rgenti. Tarih D ergisi 2 (1950-1951) 51-66. F. Umur Paşa ım d Orhan.Giese. Vie de Mahomet II. Bruxelles 1953.. Chronologie et Compozition dans l ’Historie de George Pachymere. B yzantinon 13 (1938) 335-362. . Gyöni. A.. La haye 1958-1961. J . Memoirs o f a Janissary.Darkö. 1451-1467. 6 (1931) 2 41-246. Pest 1853. II 1964. Enveri. Ğtudes sur les Chroniques Breves Byzantines.. Regesten der Kaiserurkunden des Oströmischen Reiches... îstoria Turco-Byzantina 1341-1462. Szekely.. F. B udapest 1974.uellen Budapest 1-938.Et. P. Byzantinoslavica 26 (1955) 255-276. I 1960... K raelitz. Un recit du Siege de Constantinople par les Tnrcs (1394-1407) Revue des Etudes Byzantines 23 (1965) 100-107. Reise in Europa. Bucarest 1915. İstanbul 1332.Soucek. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası 28 (1915) 242-250.. A n A nnoted Transiation of '“H istoria Turco-B yzantina” by H . İlk Osm anlı Padişahlarının Isdar E tm iş O ldukları Bazı Beratlar. .Babbinger... VI.. O SM A N LI m1 SİYASET .J M agolinas.. Lipsiae 1936. J .. setzt von R enate Lachm ann... Hieronimo Giustianı’ s History ofChios.. Die Altosnıanische Chronik des Aşıkpaşazade. F. Die Biographİe Stefan Lazarevics dem Philosophen als Geschichstquelle. edd. Asien und Africa 1394-1427. “Osm anlı Tarihinin İlk devrine aic B ulgar ve Sırp K ro n ik leri. Hunyadiak Kora Magyarorszdgon X .. Loenertz.. Kantakuzenos.... Decarraux.. H . K . Bucureşti 1963. yay. I . Ragnza es Magyarorszag Összek'öttesenek Okleveltdra. Thüry.. Demonstrations. D ocum ants 2. Loenertz. 13291463. Rev. Ungarn und Ungartum im Spiegel der Byzantinischen Q.. R -J. Charles R iggis.. Notes et Extraits Pour Servir â l ’Histoire des Croiasades au X V Siecle I-VI. Editie Critica V. B udapest 1978.. K om m entiert von Claus Peter H ase-Renate Lachm ann.. Chronikon Breve....Comm. Diİstumame-i Enveri-Medhal. a Writer Contemporary with the f a il o f Constanti­ nople (1453). 1282-1341. C ritobul din Im bros. Vasiliev. 1965.7896. A Jorg o f N uren b erg .Ivdnvi . Melikoff-Sayar. 1800. H alil İnalcık. Enveri.64 (1971). transl. 39 (1 9 8 1 ). Gecich.E. N eu m ann. A .. Die Altosmanischen A nonym n Chroniken. Byzantine. N eşri.. Cam b­ ridge 1943.. W Z K M 55 (1959). G ras-W ien-K öln 1975. Ann A rbor. Teleki. F... M .Per.... yayınlayanlar. J. H onnover 1925. Or. M ishingan 1975. M ehm ed b. Leipzig 1925.. Transl. E.Trad. D etro it 1975. E inleitung u n d Uber- Charanis. İstanbul 1928. Johannes Kantakuzenos. Editİe de V.Française A. History o f the Mehmed the Conqueror. İstanbul M I 1974. H . .. Tarib-i âl-i Osman. İstanbul 1930. F. Bucureşti 1966 .. Georgio Sphrantzes. Bogdan. Tarih-i  l.Grecu. Düstumame.. Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch herausg. İmperaior H istorianm Libri IV. R -J.. G .1 3 4 1 -1 4 5 3 .. Schiltberger..H .. ed. M üneccimbaşı A hm ed D ede. . Sathas.. et N otes par I. Yinanç. ed-J. N . Horvdth Janos Forditdsa. Tarihi.. I*II Budapestini. Ü bersetzung. by Ph. Budapest 1887. trad... Dölger.Stolz. Radojeie. Mehemmed Han..v..and Notes by S. B ritish M useum nr. 1922-1927. N . M ünchen 1967. Bucureşti 1958. ed. G iustiniani..G ü n te r Prin zin g . herausg.Monumenta Hungaria Historica X X I.Dethier.. Beldiceanu....Chr. Giy. İstanbul Chronique Breve. Studien zu den Vrachea Chronica. Die Griechischen Quelle zur Schlacht am Kosovo Polje. Chalkandylae.. Behişti. S. Ordre et Desordcn dans les Me'moires deJean Cantacuzene. C ritobul.. . Rerum Ungaricarum Decades.. Hacı H alil-ü l-K u n ev i. M irm iroğlu. Failler.b. W ıttek . V.Schopen. M ükrim in H alil.. 2 4 (1958) 155 ss.von Fr.. M evlud O ğuz. Hist. B yz. A n împortant Short Cronicle o f the Fourteenth Century. M ünchen 1859Schreiner. Breslau 1922. J .i Osman. Documents inedits Relatifs d l’Histoire de la Grice au Moyen Age (14001500) I I I . 1945. Editie Critica de Vasile Grecu. Ducas D e d in and fail of Byzantium to the O tto m a n Turks. T h iriet. R om a 1970.... Thurözcy. Tinııefeld. Archİv ftir Slavisdıe Phiİologie 18 (1869) 4 0 9 .add. Laonici. R obert Anhegger. N .III Bonn 18281832. Dukas.. Memorii (1 4 0 1 -1 4 7 7 ). Bibi.” Ta­ rih Araştırmaları Dergisi 3 (1966) 183-193. D u Codex Mosquensla 426. Les actes des premiere Sultam dans les Manuscrite de la Bibliotheqms National d Paris. Ankara 1978. herausg. B udapest 1893.. von Friedrich Giese. M . Miscellanea Byzantina Monacensia 6. Le D estan d ’Ü m u r Pacha..KAYNAKLAR Die Almmanischen Anonym n Chroniken Tewarih-i âl-i Osman I. Lorga. W erner. Byz.. BevezcesJegyzetekkel Elldtta Thalloczy Lajos. J . 2. P.Zeit..le a . M em orien Eines Janitscharen oder Türkische C hronik. Török Tortenetirok I. K onstantiıı M ihailoviç. Z u Einigen Frühosmanischen Urkunden. Vizantiyaki Vrem ennik 2 (1949) 481-487..

her şehir. Böyle­ ce Müslüman Türk’ün elinde Anadolu’nun kaderi kökün­ den değişiyor. muhtelif iklimleri ve coğraf­ yaları fetheden Türk M illetinin gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları. Bu sebeple Selçuklu Sultanları. bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak. dağ bir başka kutsallaşıyordu. Grek milletini mahpus gi­ bi İstanbul’un içine tıkadılar” demektedir. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler. Malazgirt Zaferi’ne kadar asırlar boyu “ fetih sahası” olan Anadolu artık yeni ve ezeli sahibi olan Türk M illetine “vatan” olmakta ve fetih sahası Balkanlara kaydırılmaktaydı. yeni va­ tanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak et­ tiler. burası iklim bakımından eski yurtlarını an­ dırmakla kalmıyor. O za­ mandan günümüze kadar. “Bizans imparatoru Mihael’i korku aldı. XI. Selçuklu devlet adamları için bir yandan Türkmen göçlerinin baskısından kurtulmak maksadıyla onlara yurt bulmak. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler’in Ana­ dolu’daki bu sür’atli yayılışlarına dikkati çeken Ermeni Mateos. yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boylan kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak. Bütün Roma eyaletlerini. “Müslüman Türkler bütün şarkın sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler. gerekse medeni­ yet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar İslâm tarihinin de fütuhat ve medeni­ yet bakımından en azametli bir kısmıdır. Anado­ lu’nun Türkleşmesinde bu iki taraflı siyasi gayretlerin tesiri büyük olmuştur. Anado­ lu’nun Rum ve Rumlaşmış halkları Türklerİn önünden kaçıyordu. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelerde Türkler’in yer­ leşmesine hizmet etti”} Bu kayıt Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı olması bakımından çok önemlidir. kaza. tarihte en bü­ yük göç sayılan Germen göçleri kadar ve belki de onlarO SFA AN LI dan neticeleri bakımından etkisi daha büyük ölçüde ol­ muştur. her ova. Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil eder. EROL KÜRKÇÜOĞLU A TATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ nadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması. liman şehirlerini ve adalarını zabtettiler. Türk tarihinin gerek siyasi. Bizans İmparatorluğu arazisine. siyasi ve medeni faaliyetleri. Bu Türk göçleri. Çağdaş bir yazara göre.KAYILARIN ANADOLU'YA GELİŞİ YRD. diğer taraftan da onların Müslüman halkı ve ülkeleri rahatsız etmelerine engel ol­ mak için zaruri bir hale gelmiş bulunmakta idi.1 Türkler’in Anadolu’yu vatan edinme isteği. Türkmen komutanlarını göndermek suretiyle muntazam orduların seferlerine yol açılmasını sağlamakta diğer taraftan da fetih vecibesini yerine getirmekte idiler. nehir.4 SİY A SE T . kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine kapılarak sarayından ayrılıp Türklere karşı sefere çıkmadı. Anadolu’nun fethi. D O Ç . Anadolu yaylasına geldikleri za­ man binlerce senedir hayal ettikleri ülkenin burası oldu­ ğunu ve milli ideallerini ancak buradan gerçekleştirebi­ leceklerini sezmekte gecikmediler. Selçuklu Türkleri. Hıristi­ yan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. Çünkü. köy bir başka manalaşıyor. yayla. aynı zamanda asırlık ideallerinin ta­ hakkukuna da yarayacak bir manzara arz ediyordu. işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sı­ fa tı ile giriyorlardı” ifadesiyle bu yeni durumu ve eski ga­ zalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir. DR.2 Bir Bizans müellifi “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil.

Reşideddin. Cami ut-Tevarih adlı eserinde. Osmanlı Beyliğinin uçlarda. Daha XI. kuvvet ve kudret sahibi manalarına gel­ mektedir. edebiyata. Herşeyden evvel uçlarda.5 Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan. Üç-ok’ların ise küçük boy sayıldığını ve Bozokların Üç-ok’lara oranla I SİYASET . yüzyılda Anadolu coğrafyasına adını veren Türkler için hemen hiçbir dönemde.Kimliklerin oluşmasında temel faktör insan olduğu için Anadolu’daki Türk kimliği de tarihi devirlerde çe­ şitli sebeplerle Anadolu’ya gelen Türklerin maddi ve ma­ nevi kültürlerinin sonucu teşekkül etmiştir. Bu şekliyle eski Türk Devlet gelene­ ğinde olduğu gibi Osmanlı hükümdar ailesine hakimi­ yetin Tanrı’dan geldiği nazariyesi benimsenmiştir. yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı Hanedanı’nın ortaya çıkış meselesi.V. eserinde Oğuz ve Kayılar hakkında şöyle bahsetmektedir: “Resülaleyhisselâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut A ta derler bir er ortaya çıktı. bu arada harabe duru­ mundaki pek çok şehri de yeniden inşa etmişlerdir. Osmanlı împaratorluğu’un menşe’i üzerine araştırıcılar. 1260-1300 yıllarında Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahası halini almış bulunuyordu. boş ve kimliksiz bir coğ­ rafyaya vurulan damganın ne kadar sistemli olduğunu herkesin anlamasını kolaylaştıracaktır. en şerefli boyu olan Kayılar. yani Selçuklu sınır bölgesinde kurulan Türkmen Beylikleri’nden biri olduğu ve kuruluş şartlarının Anadolu Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmesi gerektiği hususudur. bu uc kültü­ rünün manevi kudretine bilhassa gaza fikrine ağırlık ver­ mişlerdir. en sağlam ve kutsi temellere da­ yandığı içinde bu azim imparatorluğun bir “Devlet-i ebedmiiddet” olduğu inancı onun yıkılışana kadar yaşamıştır. A hir zamanda hanlık tekrar Kay iy a geçecek. ”12 Ünlü Rus tarihçisi ve Türkoioğu V. Kızıl-Irmak’ın batısındaki bölgeler. Oğuz’un o kişi tam bilicisi idi. Oğuzların Türkmenler ol­ duğunu ve 22 bölükten teşekkül ettiğini. Türk cihan hakimi­ yetinin doğuşunu ve en yüksek dereceye erişen Osmanlı dünya nizamını yaratan maddi ve manevi kuvvetlerinde kaynağı olmuştur. Gaipten türlü haber söylerdi. 24 Oğuz boyu arasında Kayı boyunu en muteber boy olarak vasıflandırmaktadır. işte sürüp gidiyor. Korkut A ta söyledi. uc siyasi kuruluşların son mümessili olan Osmanlı Devleti’nin futuhatçı askeri karakterini tayin ettiği gösterilmiştir. Batı Ana­ dolu’da müstakil ve canlı yeni bir Türkiye’nin doğuşu Moğol baskısı altında Anadolu’da meydana gelen yeni şartların neticesidir.13 Başka bir Rus kaynağında da Oğuz tarihine göre. sağ kanadın başbeyinin mutlaka Kayı ve Bayat boylarından. cihan hakimiyeti tekrar Türklere intikal etmiş. devlet ve siyasete damga­ sını vurduğu. sol kanadın başbeyinin de Bayındır ve Peçenek boylarından se­ çildiğini” yazmaktadır. H ak Tealâ onun gönlüne il­ ham ederdi.9 Oğuz elinin en asil. bunların birin­ cisinin Kınıklar. K ayının anlamı sağlam. uçlardaki Türkmenler arasında alperenlik şeklinde hususi ve umumi hayatın her türlü tezahürüne-dini hayata.7 Kaşgarlı Mahmud. Bu dediği Osman neslidir.8 Ebulgazi Bahadır H an’da.11 Dede Korkut. Batı Anadolu’da uc bölge­ sinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu meselesi ile sıkı sıkı­ ya bağlıdır. O SM A N LI Moğolların bir asır süren hakimiyetlerinden sonra Oğuzlar ve onların en asili olan Kayı boyundan Osmanlılar üç kıtaya sahip olunca. İkincisinin de Kayığlar. Ne derse olur­ du. Boz-okların büyük. Beydili ve Yıva boyları ile birlikte hükümdar çıkaran boylardandı. Türk Milleti’nin müstakbel tarihini yapmış. yani Kayılar ol­ duğunu ifade etmektedir. Yani vatanlarına kavuşan Türkler kısa zamanda bin­ lerce köy ve kasabayı kurarken. Gazanın. Osmanlı tarihlerinde. Oğuz boylarının devlet yönetimine katılımında Kayı bo­ yunun önemine dikkati çekmektedir: "Sultan Sancar za­ manında Oğuz adetlerine sıkı sıkıya uyulduğunu belirterek. Uçlarda Selçuklu hinterlandının ananevi yüksek İslâm kültüründen farklı bir uc kültürü hakimdi. nüfusun büyük bir çoğunluğu­ nu göçebe Türkmenler teşkil etmekte idi. Avşar. ahir zaman olup kı­ yamet kopuncaya kadar. 6 Anadolu’da teşekkül eden bu uc beyliği. Anadolu’da kimlik meselesi söz konusu olmamıştır. Bartold. Oğuz H an’ın büyük oğlu olan Kün H an’ın büyük oğlu ’nun adının Kayı Han olduğunu kaydetmektedir. Osmanlılar Oğuzların Kayı boyundandır. Kayılar Oğuz Han’a dayandırılmaktadır. bilhassa batı uc bölgesi. Han­ lık “Oğuz H an’ın vasiyeti mucibince âhir Kayı Han evlâdına düşse gerektir”10 demek suretiyle Kayıların Türk tarihin­ deki siyasî önemi vurgulanmıştır. Kimse ellerinden almayacak. Va­ tanlaştırma çalışmalarının bu dikkate değer yönü üzerin­ de yapılacak yeni araştırmalar.

Kayıların tarihi.hanın seçiminde büyük imtiyazlara sahip olduğunu ifade etmektedir. sonra Bayat. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. . Osman Gaziyi Oğuz H an’a bağlayan soy kütüğü. oğullarından Savcı Bey’i (Aşıkpaşaoğlu’nda Sarı Yatu di­ ye geçmektedir). Bu kayıtlara göre Kayı Boyu.”11 Selçuklu­ lar zamanında da sağkol beylerbeyinin Kayı boyunun be­ yi olduğunu görmekteyiz. Müneccimbaşı. Erzincan ve Amasya taraf­ larına gittikten sonra yokluk. .14 batıya doğru göç edip Ahlat.19 Büyük Selçuklular. sağ kolun beylerbeyi ilân olunsun . Mükrimin Halil Yınanç. Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Gazi. . -şöyle belirledi. kurallar ve ikramda yine şu düzende olmalı ey kardeşim. Yazıcızade Ali.18 Fatih’in sadrazamlarından Nişancı Mehmed Paşa.0. Adnan Erzi gibi müellifler de Ertuğrul’un babası­ nın Gündüz Alp olduğunu ve Ankara’nın Kızıl Saray Kasabasının Kırka Köyünde Gündüz Alp’e ait bir mezar bulunduğunu belirtmektedirler. Ahmedî. bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskân etmişlerdir. Hoca Sadettin Efendi.1 6 Osmanlı kaynaklan da Kayı Türklerinin Oğuz boy­ larına üstün tutulduğunu zikrediyorlar. Kayı Beylerinin de I SİYASET Paul W ittek de.şu şekilde Öğüt verdi . Edirneli Ruhi. Neşri. Halil Edhem. Anadolu’ya göç etmelerinden itiba­ ren başlamaktadır. Sultan Murad devrinde canlanan milli kültür ve Kalesi’nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçer­ milli tarih şuuru ile yetişen ve bu faaliyetlerde büyük ken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan ye­ hizmet yapan Yazıcıoğlu Ali bu mefkure ile İbn Bîbî’yi tercüme ederken bilhassa Alâeddin Keykubad devrini Oğuz Destanı ve Türk töresine göre nakletmektedir. ilk Osmanlı Tarihi olarak kabul edilen Şükrullah’ın Behçetu t-Tevârih’inden itibaren bütün tarihlerde yer almış­ tır. sıkıntı yüzünden tekrar va­ tanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Ca’ber II. tö­ reyi. Herbert Adams Gibbons. . fakat bu birinci sıra kadar önemli bir yerdir. Selçuklularla beraber Horasan’a ve Moğolla­ rın tecavüzleri üzerine. Ertuğrul burada iken ge­ rek Moğollara ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuk­ lulara mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için niha­ yet kendisine mükafat olarak “uc”da yani Bizans sınırın­ da “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” iktâ olarak veril­ miş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı İm­ paratorluğunun beşiği olmuştur. Lütfi Paşa. İsmail Hami Danişmend gibi tarihçiler ünlü Kayı boy beyi Ertuğrul’un babası olarak Süleyman Şah’ı göstermektedir­ ler. o dö­ nemde egemen olan Selçuklu Hanedanına ait olmasın­ dan dolayı birinci sırayı almasının 2orunlu olduğunu be­ lirtmektedir.töre oğulları­ na yol olsun diye . Behçetü’t-Tevarih’den başlayarak. Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devletini kuran Kayılar’da mevcuttu. Oğuz Han söyledi. yolları ve yasaları. ağırbaş­ lı.0 da Bayındır olmalı — Töre. OSM ANLI .Baştan Kayı oturacak. Hüseyin Namık Orkun. : Sonra Kayı. Aşıkpaşazade.Dedi. Ceyhun’u geçen Kayılar Horasan’da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğolların saldırılan üze­ rine yerlerini bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anado­ lu’da Ahlat taraflarına gelmişlerdir. Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran’daki Mahan şehrinin beyi iken Cen­ giz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Süleyman Şah’ın dört oğlundan “ Sungur-Tekin’le”. Pa­ ul Wittek.sonra Alkaevli ve Karaevli. Lütfi Paşa tari­ hinde.Töreye göre sol kolda da beylerbeyi olacak. Yine yukarıda adlarını verdiğimiz müelliflerin eser­ lerinde Süleyman Şah’ın komutasında Kayıların Anado­ lu’ya gelişi hadisesi de şöyle nakledilmektedir: Süleymanşah. Konya’ya gönderip. han olacağı için. Sultan Osman'ın cülusu nakledilirken “Oğuz töresi gereğince Oğuz neslinden kimse olmayacak hanlık ve padişah­ lık Kayı soyu var iken özge boy soyuna değmez. Celâleddin Harezmşah ile Azer­ baycan’a ve Doğu Anadolu’ ya göç etmişlerdir.”1^ re gömülmüştür. Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu Pasin ovasıyla Sürmeli-çukur taraflarına gitmişler­ dir. “Kanların atası. Alâeddin Keykubad’dan boyunu iskân edebil­ mek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civa­ rındaki Karacadağ verilmiştir. Selçuklu tarihleri. Kayıların IX. 1071 Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra Anadolu’yu fethe başladıkları sırada kendi­ lerine bağlı Türkmen boylarını. Frederik Giese. Bayatlı Mahmud Oğlu Haşan. . asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedir­ ler. Kaşgarlı Mahmud’a dayanarak ver­ diği Oğuz boyları listesinde Kayıların ikinci sırayı alma­ larının doğru olduğuna dikkati çekmiş. çünkü ilk sıradaki boy. "Gün-dağdu” bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de.

26 . Kuzey Azerbay­ can’dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Es­ kişehir. Yörükler arasında. her bölgeye aynı yoğun­ luk derecesinde yerleşmemişlerdir: Anadolunun kuzey ta­ raflarında çoğunluk oniki Bozok boyunda. Doğu Anadolu’dan çok.23 Türkiye İçişleri Bakanlığının 1 Mart 1968’de ya­ yınlamış olduğu “Köylerimiz”24 adlı eserde doğuda. Anadolu’da yirmidört Türkmen boyları ve oymakları mevcut olmakla beraber bunlar. O r­ ta Anadolu’da ve nihayet Batı Anadolu’da ve Trakya’da birtakım Kayı köylerine rastlanmaktadır. Kayı adlı oymaklara gelince. Tarihi bir hakikattir ki. Denizli. Ankara. Niğde. Çobanoğullarının bu bölgedeki siyasi faaliyetlerinin ne­ ticesi olarak kabul etmek mümkündür. Bolu.25 Oğuz boylarına ait yer adları hakkında. Bayat boyları ikinci derecede diğerleri de üçüncü derecede iskân edilmişlerdir. Görülüyor ki. güneyinde ise diğer oniki Üçok boyundadır. batıya doğru göç edip uc gazala­ rına katılmasıdır. doğudan batıya ilerleyerek. 94 yer adı ile en başta gel­ mektedir. Kastamonu bölgesi Kayılarla iskân edilmiştir. aynı yoğunluk derecesinde gelmemişlerdir. Ödemiş. Çepni. Er­ zincan’da Refahiye’den başlayarak. Ankara. Saru-Han. Artukluların hâ­ kim olduğu. Bu Kayı oymakları. Bu listenin tam olmadığı ve bugünkü Türkiye sınırları içinde Muğ­ la. adeta Kastamonu bölgesinin Kayı İli olarak. İsparta. Çorum. Kayılar bu hususda da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Kayı Boyu. Kastamonu. Sis (Kozan) bölgelerinde bulunmaktadır.harplere iştirak ettiklerini açıkça yazmaktadırlar. Bu yer adlarına. Selçuknâme adlı eserinde. Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan Kayı topluluğu­ na mensup bulunduğunu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu devrinde Kastamonu-Ankara arasına yerleştiri­ len yüz bin çadırlık Türkmen grubuna dahil oldukları görülmektedir. Kı­ nık. Kayı boyunun büyük bir kısmının tarihi ve iktisadi etkenler nedeniyle batıya doğ­ ru yürümelerinden ileri gelmiş olmalıdır. Anadolu’nun Türk vatanı haline gelmesine zemin hazırlamışlardır. Çankırı. Döğer. Aydın.21 Türkmen boy ve ulusları Anadolu’ya dağınık bir şe­ kilde serpilmiş olmakla beraber. Menteşe. Hamid (İsparta). Bugün­ kü Anadolu toponomisnin bize gösterdiği gerçek. sonra da Mardin yani Artukoğulları memleketine kadar gelinmiş. Kayı’ların diğer Oğuz boyları gibi daha ilk fetih devirlerin­ den başlayarak doğudan batıya doğru yerleşme siyasetini gerçekleştirmişlerdir. hep Kayı bölgesidir. Denizli. vasıflandırıldığını kaynaklarda görmekteyiz. Diyarba­ kır. Önce Van bölgesine. Yer adlarında olduğu gibi. Tekirdağ illerindeki Kayı köylerinin varlığı Osmanlıların Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesinin tarihi bir göstergesidir. Orhaneli gi­ bi yerleşim bölgelerinde de tam 58 Kayı adının mevcut bulunduğu bu konudaki haritalar üzerinde yapılmış ba­ zı araştırmalar sonucunda meydana çıkmıştır. İğdir. Afşar ve Kayı boyları birinci derecede yo­ ğunluğu teşkil etmek üzere yerleşmişlerdir. batı ve kısmen gü­ ney sahalarında rastlanması. Buna nazaran da Kayı toponimisinin An­ kara’dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını. Salur. Yüz­ yılda yazılmış Osmanlı tahrir defterleri üzerinde yapılan araştırmalara göre.22 O SM A N LI Bugünkü Anadolu toponimisi hakkmdaki bilgileri­ miz burada hala yaşayan ve yirmidört Oğuz boyunun isimlerini taşıyan yüzlerce köy ve yer ismi arasında Kayı isimli köylerinde varlığını gösteriyor. Fethiye. batıda Tekirdağ’a ka­ dar 27 Kayı köyüne rastlanmaktadır. Ertuğrul Gazi ve kardeşlerinin Anadolu’ya girerken izle­ dikleri yol. Yazıcızâde Ali. Kastamonu’da bu­ lunan Çobanoğullarının Kayıların bir kolu olduğunu ile­ ri sürmüş ve Kastamonu-Ankara bölgesinde bulunan bü­ yük bir Kayı zümresinin varlığı da Yazıcı-zâde’nin bu id­ diasını kuvvetlendirmektedir. Bayındır.20 Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmen kabilelerine karşı takip ettiği idari siyaset. oymak­ lar hususunda da Kayı ile Avşar başbaşa gitmektedir. Kayılar Anadolu’nun m uhtelif bölgelerine dağılma­ larına rağmen özellikle Kastamonu bölgesinde kitle ha­ linde bulunduklarını. Nevşehir. Kara-Hisar (Afyon). Konya. At-Çeken (Konya). onu kabul edenlerin hiç düşünmedikleri çok büyük bir sonucu yani “Anadolu’nun Türkleşmesi” sonucunu doğurmuş oldu. Düzce. XVI. Afyon. Günümüzdeki Ana­ dolu köy ve kasabalarının binlercesi Türkmen ilinin iki kanadını teşkil eden Boz-Oklu ve Üç-Oklu (Dış-İl veya İç-İl) boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Moğol istilâsı üzerine bir­ çok Türkmen boyunun. yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalar geçiren “Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesi” sırasında diğer Oğuz boyları gibi Ka- yı’lar da. Anadolu Türkleri nazarında sınır boyla­ rının bir “Dar-ül cibad” olması ve bilhassa Selçukluların son zamanlarında uğradıkları. yani Anadolu’nun O rta ve Batı taraflarında. Sivas. oradan Danişmend memleketine kadar uzana­ rak. Erzincan. Burdur. Mihaliç.

319. Fethiye. 1991.20. Anadolu’nun Fethi. çev: A zer Yarar A nka­ ra. İstanbul. İstanbul. İA. Haz: N ih a t A zam at. Şecere-i Terâkime (T ürkm enierin Soy K ütüğü) Haz: Zuhal K ar­ gı Ö lm ez. Belgeler­ İsm ail H am i D anişm end. X III-X V . 1988.330. A ldo G allotta. V. Domaniç. Fuad K öprülü. K aram anlı N işancı M ehm ed Paşa. Frederik Gıese. 1947. Tayyib G ökbİlgin. s. 1999. Tacü ‘t-Tevârih. Halil Edhem . s. s. s. “M alazgirt M eydan M uharebesi ve Rom en Diojen". Lütfullah. 1981. İsparta. Ankara. 1374. Sa­ deleştiren K ırzıoğlu F ahrettin. s. İstanbul. Avni Ali Candar. s . Ze­ ki Velidi Togan. 22 M ü k rim in H alil. Burdur. Türk yaratıcılık ve yapıcılığının en büyük ve en şerefli abidesi olan Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları. Tevârih-i  l-i Osman. s.25-27. 1983.432-433.38-40. 1943.3. s . Şecere-i Terâkime. 138-139. 1. “Osm anlı Devrinde A nadolu’da Kayılar” Belleten. “Kayı M addesi”. Ankara.46. Anadolu’nun yeni ve kutlu bir Türk va­ tanı haline gelmesinde büyük bir rol oynadıktan sonra. Osmanh Beyliği.96.303. A nkara. 1971. s. s. İstanbul. A tsız. İstanbul. 1949. IV/14-15. Osmanh Sultanları Tarihi. Haz: M ehm et Altay Köym en. Bayatlı M ahm ud O ğ lu H aşan. Çev: Besim Atalay. İstanbul. Ankara. 1341. 15 O sm an Turan. s. İstan b u l. Osmanlı'nın Etnik Kökeni. s. İstanbul. Oğuzlara Dair.21-23. 21 Şahabettin Tekindağ. İstanbul. s. 24 25 İçişleri B akanlığı. Türkler Anadolu’da. Tarihî Osmanî Encümeni Mecmuası. “K a y ın ın B ölüntüleri". Çoban Oğulları. s . Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi. s. Candar- Türkiyat Mecmuası. Socineniya. M üneccimbaşı A hm ed b. s. 23 Fuad K öprülü.Nihal ve Ahmed Naci’nin birlikte yazdıkları “Anadolu’da Türklere a it Yer isimleri” adlı makalede. IV. Moskova. Menderes.35-39. s. Türk Tarihi. I. M ehm ed Neşri. sayı. İstanbul.94101. Anadolu’da İslâmiyet. Ankara. “O sm anlı Tarihi Ençok Saptırılm ış Tek Yanlı Yorum lanm ış Tarihtir" Cogito. Türk­ lüğe ve Türk tarihine ne kadar büyük bir hizmette bu­ lunduklarını gösteriyor ki. 1992. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. H alil İnalcık. H erb ert Adam s G ibbons. Ankara. Diivel-i 26 27 nun. 20 Faruk Sümer. 19. A nkara. Türkiye Tarihi. M . 1991» s. Osmanh Devleti'nin Kuruluşu. İstanbul.62. s.58-59.5 1.248-249SİYASET İÜ . s.27-28. İstan­ b u l. A n ­ kara. Ankara. Faruk D em irtaş. Düsturnam e. “E rtu ğ ru l Gazi M addesi”. 1997. Osmanh İmparatorluğunun Kuruluşu. B ir İn ­ celem e”. Tevârih-i  l-i Osman. s.286-287. Kafalı. A nkara. 1987. 1995. 1980.65. X II/2 . Türki­ îslâmiye. 1946. 5 6 7 M ustafa Kafalı. 1999. s. Selçuklu Devri 1.575-580. İstan­ bul. s. 1933.8-9. Hakimiyet-i Milliye. 1947. S. II. s.329.8-9. H alil Edhem .321-324. s. O rk u n . 4 U rfalı M ateos. s. Fazlullah. “A nadolu’da Türklere A it Yer İsim leri”. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi. I. s. 1992. Neşr: M ü k rim in H alil. s. s. 1925. Dede Korkut Kitabı. “K astam onu’d a H üsam eddin Çoban Beg Ailesi”. İkinci Ka­ DTCF Dergisi. s. 1988. Antep’ten 20 km kuzeyde bir Kayı köyü­ nün mevcudiyeti de söz konusudur. H alil İnalcık. 1989. Yer adları hatıraları Anadolu’nun vatan edinilme­ sinde en mühim rolü Kayı boyunun oynamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Atatürk Konferansları. Atsız.V. N ihal . Selçuklular Zamanında Türkiye. 1992. çev: H ra n t D. İstanbul.394. 1328. İstanbul.G. A hm ed Refik. “Oğuz Efsanesi ve Osmanh Devleti’nin Kö­ le Türk Tarihi Dergisi-. l. X III47. Düveli İslâmiye.26-28. 19 kenleri: Bir İnceleme”. s. Oğuzlar. s. s. 9 10 Ebulgazi Bahadır H an. A nkara. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi.26-31. A ldo G allotta “O ğuz Efsanesi ve Osm anlı D evleti’n in Kökenleri. İstanbul. M ü k rim in H alil Yınanç. Enverî. Faruk Sümer. XIV- XVII. Camiü’d-Düvel Osmanh Tarihi (1299-1481) Haz: A hm ed Ağırakça. s. Yüzyıllarda Osmanhlarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı.A hm ed N aci. bunlarla Oğuz boylarının en asilli ve en şereflisi oldukları hakkındaki milli ananeyi bilhakkın ispat etmiş bulunuyorlar. Aşıkpaşaoğlu A hm ed Âşıkî. Ankara. A nkara. IX.87. D âstân ve Tevârih-i Mü- lûk-İ Â l-i Osman. “Bozoklu O ğuz Boylarına Dair" Oğulları Beylikleri. Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. cüz: 5. Viad im ir A leksandroviç. Fuad K öprülü. s. Denizli. 1971.340. 1996. M. Agagjanov.8-9O sm an Turan. İstanbul.39. O SM A N LI yat Mecmuası. 1992. Fuad K ö p rü lü . s.144-145. M. 1981. A n­ kara. s. s . İstanbul. X I /1.1-2.112. çev: A tsız. Osmanh İmparatorluğu’nun Doğuşu.23. s . İsm ail H akkı U zunçarşılı. Tarihde Türklük. s. Yay: İsm et Parm aksızoğlu. s. Oğuzlara Dair. 1988. B artold. “Bibliyog­ rafya: Tahlil ve Tenkitler” Belleten. 1984. A dnan Erzi. Ayrıca bu makalede Kilis-Antep yolu üzerinde. İA.5 5. Osmanh Tarihi. Osmanh İmparatorluğunun Doğuşu. M uharrem Ergin. 1 Şerif Baştav. s. A nkara. A hm edî. s. 1988. Andreasyan. s. H üseyin N a m ık O rk u n . s. Düz: Çiftçioğlu N .320-321. s . 1940. Ankara. 1948. 1935. Neşri Tarihi. Yaşar Yücel.20. Köylerimiz. I.92-93. s. Faruk Süm er. “O sm anlı D evleti’nin K uruluşu H akkında Yeni G ö­ rüşler". Kayıların. s. 2 3 O sm an Turan. "O sm anlılar” ÎA. VI. 1963. Aydın. 1996. 1995.82-84.245. İzahh Osmanh Tarihi Kronolojisi.H. R eşideddin.l. 1-2.343. s . 1968. s. Tevârih-i  li Osman. Sapanca. s . Anadolu Selçuklu Devleti. 1929.5475-576.271-275. Behçetü’t-Tevârih. Osmanlılar Oğuz Han’dan beri gelen Türk devlet geleneğinin adeta miras­ çısı ve temsilcisi konumunu üstlenmişlerdir.17.176-178. s. Lütfi Paşa. İstanbul. Seri: II. s. V.17. 1939. Ankara. Sayı:8. s. 1972. H üseyin N am ık O rk u n . Danişm end. İstanbul.30-31. 1997. Osmanh Beyliği (1300-1389) İstan b u l. Es­ kişehir gibi kasaba ve şehirlerde 14 köy adına rastladık­ larını belirtmektedirler.71. s. s. Ebulgazi Ba­ hadır H an. 18 Şükrüllah. Gosudarstvo Seldjukidovi Srednayaya Azıya v XI-X 1I w .V. “O sm an I M addesi”. s.25-27. Belleten. 1975. IV. s. İstanbul.245. VÎİI28.l. s. H oca Sadettin Efendi. 1988. D üz: N . “Kaydar”. neşr: Ali Bey. 1928. İstanbul. 1996. 16 17 Paul W ittek . Paul W ittek . Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. İstanbul. Sayı: 47. Cami’ül-tevârih. IH I . Câm-ı C m Âyîn.63-66. “Osm anlı İm p a rato rlu ğ u n u n E tn ik Menşei M eseleleri".297. İstanbul. İstanbul. Anonim Tevarih-i  l-i Osman. çev: Konyalı İbrahim H ak k ı. Vekayi-nâmesi (952-1136). s. 1934. s. UmumîTürk Tarihîne Giriş. A nkara. Ankara. s.27 Boz-Oklardan Kayılara ait Muğla. M oskova. 1927. İstanbul.163.1980. B artold.7. s. İstanbul. K öprülüzade M ehm ed Fuad. 1971. s.4 6 0 -4 6 l. M art 1953. Lütfi Paşa. 187-191 ■ 8 Kaşgarlı M ahm ud. 11 12 13 14 Lâszio Rasonyı.28. İstan­ b ul. Anadolu’da Türk Aşiretleri (966-1200). İstanbul. Tahran. İstanbul. s. 1973. A.35-36. Divanü Lügat-it-Türk Tercemesi.27Ğ. Yusuf Halaçoğlu. Ankara. 1988. 1975. I. Franz Babinger-M . H . A nkara.

tarih içindeki toplumu yönlendirmiş devlet başkanlarını. Rivayette Osman G azi adına hutbe okunması.. Prof. Bu sebeple biraz sonra tanıtmaya çalışacağımız Dursun Fakih de hakkında çok az bilgi bu­ lunmasına rağmen. Dursun Fakih’in Osman Zeki Velidî Togan da “Tarih bize muasır hayatı geçmiş ha­ yatın tekamülü olarak yakından anlatır. Prof. Prof. sofiler ile yakın ilişki ve işbirliği için­ de olduklarına da işaret etmeliyiz. tarihin seyrini değiştirme sembolü olan Osman Bey adı­ na ilk cuma hutbesini okuyan kişidir. İnalcık. komutanları. Dursun Fakih’in Osmanlı Devleti Tarihinde istik­ lâl hutbesini okumasının önemi üzerinde durmamız ge­ rekir. Onun aydınlığı olmaksızın zamanımızı ve gelecek zamanı görüp anlamaya imkân yoktur... Tarih günümüzde yaşadığımız kültürümüzün kay­ naklarını bildirmekle kalmaz. Dr. 1299 olarak tesbit edilmiştir”} Ancak bu rivayetlerin daha “son­ Dr.. Bu ba­ kımdan insanların ve toplumların kendilerini tanımaları. Prof. Kısacası ta­ adına okuduğu cuma hutbesinin (rivayetlerin aksine) tam bağımsızlığı ifade etmeyeceği ileri sürülse bile. atalarının oluşturdukları yaşama biçimlerine borçludurlar. 1 Prof.OSMANLI DEVLETİ'NİN İSTİKLÂL HUTBESİNİ OKUYAN DEVLET ADAMI DURSUN FAKİH YRD.. böy­ lece onun bu tarihte bağımsız bir hükümdar olduğu iddia olun­ muştur. Dr. söylenmektedir... DOÇ. İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşide ise ".Biz. Meh­ met Altay Köymen’in haklı olarak dediği gibi “Tarih geç­ mişten zamanımıza ve gelecek zamana doğru tutulmuş bir pro­ jektördür.. AHMET VEHBİ ECER ERClYES ÜN İV ERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ BAŞLANGIÇ arihî varlık olarak insanlar bugünkü yaşa­ yışlarını. şairleri. köklü kuruluşla­ rımızdan ve Türk Tarihi alanında söz ve hizmet sahibi ol­ duğuna inandığım Atatürk Kültür. Bir değerli tarihçi­ mizin ifadesiyle “Eski Osmanlı rivayetinde Osman adına H. ilim adamlarını. geleceğin de köprüsünü kurar. D il ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın görüş ve uygula­ masına1 uymayı benimsedim.. 6991M. andığımız makalesinde ".”2 der.. Osman 1299’da fiilen bağımsız bir bey durumundadır ve önemli siya­ sî girişimlerde b u lu n m a k ta d ır der.5 Bu sebeple Prof.6 Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin tesbiti konu­ sundaki tartışmaları bir yana bırakarak. Dr. yaygın söylenti ve kanaatlere göre. aslında 1299 yılı Osman’ın siyasî kariyerinde çok önemli yeni bir aşamayı göstermektedir”8 ifadesini kullanır. Dr. rihi. basamak olduğu varsayımı in­ kâr edilemez. DR. tanımak ve tanıtmak toplum için ge­ reklidir ve faydalıdır. kültürlerinin kökenlerini bulmaları tarih bilimiyle mümkündür. kültürlerini kendilerinden önce yaşamış bulunan toplum lara. sanatkârı.. Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihini 21 Temmuz 1301 olarak tesbit etmenin daha uygun olacağını dü­ şünmekteyiz:”. peygam­ berleri. Zira tarihin rehberli­ ğine başvurmamak karanlıkta yol almaya benzer”. nesiller arası bağlantıyı da sağlar. Dr. Ancak burada Osmanlı Sultanlarının ta başından beri din bilginleri. en azından istiklâle bir adım. ba­ ğımsızlık tarihi Karacahisar’in fethi ile (1288) değil. Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş tarihi­ nin 1299 olmadığı inancındadır ve bu konuda şöyle ya­ zar: “. Ahmet Yaşar Ocak bu konuya “Başta ilk padişahlar olmak üzere OsmanSİYASET raki Osmanlı Sultanları zamanında eklenmiş”4 olduğu da O SM A N LI m .. Çünkü bir kimsenin “bağımsız hüküm­ dar olarak sultan ünvanını” kullanması için adına hutbe okutmanın yanında “gümüş akçe” yani sikke üzerinde is­ minin bulunması gerekmektedir. 1299 yılında Karacahisar’da hutbe okuduğu.

Yine. Bu oymaklardan biri de Oğuz’ların Üçok koluna bağlı Kayılar kabilesidir.1 2 Osmanlı Devletinin kuruluşunda. Bunların. Ankara’nın batısındaki Karacadağ taraflarına yerleştirildi. Bunların bir kısmı Ertuğrul Gazi liderliğin­ deki Söğüt ve Domaniç yörelerini fethettiler ve bu yörelere yerleştiler. daha sonra İlhanlı’lara bağlı. O günkü devletler hukukuna gö­ re istiklâlin ilânı olan cuma namazı ve hutbesi’ni Osman Bey adına ilk okuyan ve ilân eden kişi Dursun Fakih idi. şeklen Selçuk Sul­ tanlığına tâbî olmakla beraber. Osmanlı. Fuat Köprülü. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı Beyliği hür ve müstakil değil. Ertuğrul Gazi’nin Selçuklu ordusunun akıncılığını yapan Kayılar’a kumanda ettiği de biliniyor. resmen istiklâlleri­ ni ilân etmemiş idiler. vergilerini ekseriya f i il î tehditler altında veriyorlardı”} l İşte. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin kuru­ cuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey Konya Selçuklu Sultan­ larına. ilmî muhitin tanıtılması gerekmekte­ dir. Bu sebeple çok kısa bir şekilde Dursun Fakih’in ya­ şadığı Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini ele alacak. bu dönemin siyasî ve kültürel durumu içinde. Karacahisar ın alınışından sonra. iyi bir ilim adamı. bu şahsın Fırat nehrinin sol kena­ rında. Orhan ve 1. Murat bu safilerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler”10 cümleleriyle yaklaşır. kih Osman Gazi’nin kendisinden manevî eğitim gördü­ ğü Şeyh Edebalî’nin talebesi ve damadıdır. bazı tarihçi­ ler Kayıların XIII. Bazı eserler­ de Ertuğrul Bey'in babası Süleyman Şah hakkında efsanevî olaylar anlatılmakta. hür devlet olma­ nın. O. Bu yönüyle Dursun Fakih. Bununla birlikte. Herhalde. istiklâl OSM A N LI . yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nin başında bulu­ nan Osman Gaziye Şeyh Edebalî ilk onun öğrencisi ve dâmâdı Dursun Fakih yardımcı olmuşlardır. Dr. devlet adamı olduğu kadar. Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın hatırası durumunda olan Türk Me­ zarı hâlâ korunmaktadır. Halep dolaylarındaki Caber Kalesi önünde boğulup oraya gömüldüğü ifade ediliyor. Ancak bazı tarihçiler Ertuğrul ların da içinde bulundukları sınır bölgesindeki aşiretle­ rin statü ve davranışlarıyla ilgili şu tesbiti yapar: “Uçlardaki Türk aşiretlerinin Beyleri. gönül ada­ mı. kendi dile­ diklerince hareket edebiliyorlarsa da. Osmanlının devlet olma ve istiklâlini ilân etme hareke­ tinin başlangıç taşıdır. istiklâlin ilânı idi. 1231 yılında Selçuklu sınırına saldıran İz­ nik Rum İmparatoru’na karşı Alaaddin Keykubad'ın açtı­ ğı seferde. bağımsızlığın. yüzyıl başlarında Moğolların artan baskısı ve istilâ tehtidi karşısında Türkistan dan başlayan göç hareketinin sonucunda Anadolu’ya geldiklerini öne sürüyorlar. uc beyliklerinden bi­ ri olan K ayılan mensuptur. onların emrinde. Her ikisi de Osman Gazi’nin danışmanları durumundadırlar. Dursun Fa­ kazanmasında. küçük bir boy’un re­ isleri idiler. sistemli göçlerin ve Anadolu’da yerleşmelerin başlangıcı olarak Malazgirt za­ feri kabul edilmektedir. Ertuğrul Gazi’nin Boy’u çok küçüktü. Bizans sınırlarında görevlendirilmiş bağımlı bir beylikti. XIII.h yönetim çevrelen bu çevreye hakim bulunan birtakım süfilerin (Kalenderiyye’nin muhtelifşubelerine mensup bulunan Rum Abdalları'nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleni­ yorlardı. kültüründe hizmeti geçen Dursun Fa­ kih’in iyi anlaşılabilmesi için. Osmanlı imparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eserinde OsmanlI­ OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU Türklerin Anadolu’ya gelmeleri 1071 tarihinden çok önceleri başlamakla birlikte. Onlar. büyük bir Mesnevî sahibi şairdir de. Kayı boyunun bir bölümü I. Selçuklu sultanın­ Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğunu rivayet ediyor­ lar. fırsat buldukça. Bu. Dursun Fakih’in rolünü ve değerini belirtmeye çalışacağız. Anadolu’ya geldiklerinde hangi bölgelerine dağıldıkları da pek bilinmiyor. yaşadığı çağın. Bir ri­ I SİYASET dan izin alınmasına gerek duymadan ilk defa Karacahisar’da kendi adına cuma namazı kılınması ve hutbe okunmasını emretti. tâbi devlet statüsüne sahip olan boy beyi Osman Bey. tabî bir devlet gibiydi. M. Anadolu’nun çeşit­ li bölgelerine yerleştirdi. Kayılar’m 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların sevk ve idaresinde Anadolu’ya gelen kabilelerden biri ol­ duğu kabul edilmektedir. Bu sırada. Selçuklu ve İlhanlılara bağlı. yani XIII. Bu zaferden sonra Büyük Sel­ çuklu Devleti birçok Türk oymağını. içinde ye­ tiştiği kültürün. Osmanlı Devleti Tarihinde. Ertuğrul G azi’m a 1230 yılında Celaleddin Harzemşah ile Anadolu Selçukluları arasında yapılan meydan savaşında Selçukluların yanında yer aldığı anla­ şılıyor. Selçuklu ve İlhanlı devletlerinin yönetim ve denetimlerinde gevşeme oldu­ ğu zamanlarda onları dinlemeyip serbestçe. Prof. Alâeddin Keykubad (1219-1236) tarafından. onu dinleme­ mekten ve müstakil hareketlerde bulunmaktan geri durmuyor­ lar.

14 Doksan yaşında ölen Ertuğrul Gazi.. Bu ai­ lelerin. Sultan Alâeddin. artık şehirde oturmakta idiler. Bu şekilde.000’den fazla askeri Ana­ dolu’ya girdi ve bunların arkasından aileleri ve sürüleri gelerek XII. Prof. Ancak hareketli. Karacahisar’ı al­ mış. ". Bütün bu bilgilerden sonra şunu ifade edelim ki. Hendek. DURSUN FAKÎH ZAMANINDA HALK VE YÖNETİM Osman Gazi sadece toprak kazanmak. çok eski bir devre ait olmalıdır. Bilecik Rum Beyini vergiye bağladı. Küçük Osmanlı Beyliğini. Bu arazi içinde oturan ister müslüman. İnegöl. Osmanlı ailesinin yerleşik bir hayatın içinde bu­ lundukları yönündedir. Ayrıca bir ilti­ fa t eseri olarak Ertuğrul’un oğlu Osman Bey’e de tabi ve alem yâni davul ve bayrak yollamıştır”. İşte böyle bir statü içinde bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşında 1281 yılında öldü. İlhanlılar sı­ kıştıkları zaman îlhanlı ordusunu destekliyorlardı. gibi yerle­ Gene Prof. burayı Ertuğrul’a mülk olarak vermiştir.. Ancak Osman Gazi zamanında Konya’ya bağlı bir uc beyi olabilmişlerdir. elverişli yerlerde çok sayıda hayvan beslemekte idi­ ler. Ertuğrul Gazi Selçuklu Sultanı tarafından. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın yazdık­ larına göre: ". Onun savaşlarında ve mücadelele­ rinde manevî unsurlar da küçümsenemiyecek ağırlıkta idi. büyük bir devlet haline getiren de.... Ertuğrul Gazi 1236 tarihinde Karacahisar’ı. Uc beyleri de. kısa za­ manda. aileleri için irsi olan uc bey­ liklerini yaptıkları sırada. BizanslIların karışık durumlarından yararlanarak Karaca­ hisar. oğlu Osman Gazi ba­ basının (1231-1281) yerine geçti.. başlangıçta asaletlerini kabile reisliğinden almtş olma­ ları mümkündür. Bu duruma göre bir uc beyliği. İlhanlılara karşı harekete geçmiştir. Elindeki yer­ lere Uc Bey’i olduğunu bildirir fermanlar yolladı. kuşatılan Bizans kalelerinin alın­ ması işini Ertuğrul’a bırakmış. Uc geleneğine göre yetişmiş ve uzun zaman adıOSM A N LI şim bölgelerini fethetti. belli kanunlara ve nizamlara göre yetiştirilmiş hale gelmişti. birer aşiret beyi imiş gibi kabul olun­ maları. Melikşah’ın 100. o zaman yürürlükte olan kanunlar gereğince hükümdar da. işte bu sırada Ertuğrul. çoluk-çocuklu olarak düşünürsek 3500 veya ancak 4000 kişi ederdi.. Dr. birer aşiret reisi değil. inançlı ve dinamik bir toplumdu.. eğer Osmanlı ailesi. Ta­ rihî deliller. bütün yönetim ve siyaset usûllerine v â k ıf birer Selçuklu Devlet adamı idiler.. tarihî şartların yanlış tanınmasına sebep olmuştur. oğluna 4800 m^ gibi küçük bir yurt devretti. Kayı kabilesinden ise bu bağ. H al­ buki kuruluşu. Bu başarıları karşılığında Sel­ çuklu Sultanından rütbeler ve yetkiler aldı. Germiyanoğulları’na bağlı bir uc beyi idi. ya da yarı göçebe hayatın sözkonusu bulunmadığıdır. Bunu. Dr. bir aşi­ ret. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında yüzbinlerce Türkmen Anado­ lu’ya yerleşti. Fakat bunlar. yüzyıllarca geriye götürülebilecek olan Müslü­ man Türk uc geleneği. kendisi de. Hattâ Ertuğrul Gazi doğrudan doğruya Konya’ya bağlı bir uc beyi de değildi. Daha sonra da bağımsızlığını ilân etti.. yüzyıl sonlarına doğru müslüman Türk SİYASET . istiklâl sahibi bir devletin başkanı de­ ğildi. ister hıristiyan olsun bütün halktan toplanan vergiler. ülke açmak ve Bizans’la gaza etmek üzere görevlendiri­ len bir boy reisi idi ki bunlara o günkü adıyla Uc Beyi de­ niliyordu. Osmanlı padişahlarının yazın dinlenmek için yaylalara çıkmaları ve bu esnada sürek avları yapmaları bu rivayetleri kuvvetlendir­ miş olabilir. Akyazı.. Yani uc beyleri ve boy’ları tam istiklâl sahibi değil tabî statü­ sünde idiler. Bilecik.1 3 nı duyurmuş birtakım aristokrat ailelere verilmekte idi. daha sonra da Söğüt’ü ele geçirdi. kendilerine ait bulunuyordu. kadınlı-erkekli. Hüseyin Yurdaydın konumuzla ilgili olarak şunları yazar. Osmanlı Devletinin doğuşuna ve kuruluşuna temel olan. buralarda sürüler halinde koyunlar da besletiyorlardı. Ancak uc beyi olarak görevli olan Ertuğ­ rul Gazi müstakil.. Geyve. bu kuralları ile devlet yapısı ve örgütü içinde yerini almış ve böylece bütün Uc beyleri.vayete göre 400 çadır’dan ibaretti. tesa­ düfen Uc’a gelmiş ve Uc’daki Tiirk-Rum ekonomik ilişkileri­ nin yarattığı refahdan faydalanmak isteyen alelade aşiret re­ islerine değil. Şimdiye kadar bunların. âdeta bir okul gibi kurallara bağlan­ mış. Osmanlı Beyliğinin ilk kurucuları olan Er­ tuğrul ve Osman Beyler.15 Osman Gazi 43 yıllık yönetim dönemi içinde topraklarını 3-5 katma çıkardı. Ikta üzerine geniş köy topluluklarına sahip olan beyler. onların temsil etti­ ği bu ileri ve yüksek kültürdür”. bir Selçuklu emiri olduğu ve bunlar için. ganimet elde etmek için savaşmadı. Uc Beyleri İlhanlılara bağlı idiler ve İlhanlılara vergi veriyorlardı.. Gerçek olan bu beyliğin kuruluşu sırasın­ da bu ailenin. Osmanlıların başlangıçta aşiret hayatı yaşadıkları şek­ lindeki bilgi. bir sebepten ortaya çıkmış olsa gerektir. Uc bölgesinde sadece malikâne şeklinde arazileri vardı.

0 kâfir de gelerek. edebiyatta. Ancak. hoşgörülü yöne­ tim sayesinde Osmanlı mucizesi oluştu. ilk dönem kaynakları­ nın verdiği bilgiye göre16. Çepniler. Bayındırlar.. Salurlar. dil ve benliğinin korunması da isteniyordu. Bunlar yerleşik hayatın esnaf ve sanatkârlarıydı. yaylaları tut­ demli teşkilatlanma. içlerinde esnaf ve sanatkârların da bulunduğu yeni göç dalgaları Anadolu’nun Türk-îslâm yoğunluğunu artırdı. Dodurgalar. büyüdüler. hoşgörülü ve adaletli davrandılar. Türk sofilerinin mürşidi. Beydililer. etrafın kafirleri hafta pazarına gelir. Anadolu’da küçük beylikler oluştu. kül­ tür ve medeniyette ileri olan Bizanslılar karşısında Türk­ ler özlerini kaybetmediler.mevcudu -o zamanlar için azımsanmayacak rakam olanbir milyonu aştı. ayrıca yasak edip.. o dönemin medenî şehirlerinden Buhara. Tarihçi Mehmed Neşri kitabında Osman Ga­ zi’nin bu yumuşak ve kucaklayıcı siyasetine şöyle bir ör­ nek verir: “Osman. dil ve inanca sahip yerli halk. komşuları olan BizanslIlarla daima dostane ilişkiler kurmayı yeğlerdi. gibi şe­ hirlerden kaçabilen. Zaman zaman Germiyan halkından da kimseler gelirdi. dinin hoşgörülü biçimde su­ nulmasını sağlayan Ahmed Yesevî Dervişleri ile. bu arada Türk kültür.. Ermeniler Gregoryan. Fa­ kat Bizans’a karşı akınlar -Selçuklu veya İlhanlı hüküm­ darlarına bağlı olarak. Moğollar tarafından yerle bir edilen. sa­ dece siyasî otorite ile buralarda tutunmak zor idi. Şeyh Edebâlî. Türklük şuurunu. dilde. 17 Eylül 1176 tarihinde II. Alâeddin Keykubad birliği sağlamaya çalışmış ise de. Ahilerin Eskişehir civarında İt Burnu mevkiinde tekkesi bulunan büyük şeyhlerden biridir ve Dursun Fakih de onun talebesidir. Ahmed YeI SİYASET . Germiyanlmın birisi bunların bir bardağını alıp. Bayatlar. Süryaniler Ya’kubî. Semerkand. Onlar yükle bardak ge­ tirmişlerdi. Bu kadro ile ilgili olarak bir edebiyatçımız: “Mücahede şevki­ ni ve İslâm birliği susuzluğunu en yüksek voltaja ayarlaması­ nı bilmiş olan bu iman adamlarının. Bunun temin edilmesinde. Bunlar­ la birlikte yaşayabilmek için İktisadî ve ticarî bakımdan güçlü olmaları lâzımdı. Bilecik kâfirle­ rine kimsenin zulmetmemesini ilân etti. Kardeşi Gündüz’e “Komşularımızla iyi geçinip dostluk edelim” tavsiyesin­ de bulundu. gelenek ve görenekde millî heyecanı ayakta tutan. Bu durum tarihte az rastlanan bir mucizeydi. Türk-İslâm çoğunluğunun tamamlayıcısı oldular. giderlerdi. Eymirliler.. Tesadüfen bir gün pazara Bilecik’ ten kâfirler geldi. Bilecik kâfirlerinin kadınları bile pazara gelirler. Osman Gazi o kadar adalet gösterdi ki. ve benzerleri) önce ovaları. Düğerler. Türk Tasav­ vuf şiirinin pîri Ahmed Yesevî nin takipçisidir. Osman’a şikayet et­ ti. kâfirlerin hakkını alıverdi. hakkını vermedi. Osmanlı Sultan­ ları eski Anadolu halkına gayet yumuşak. hoşgörülü. insaf ve müsamahaya dayalı yönetimiyle. DURSUN FAKİH’İN EĞİTİMİ Osman Gazi’nin yanında yer alan ve emrinde bulu­ nan Dursun Fakih.. İşte bu dönemlerde Anadolu’ya ge­ len birçok Türk boyları (Bunlar Ktnıklar. Taşkent. Selçuklu ve Osmanlı’nın izlediği adalet. Kılıç Arslan’la Bizanslılar arasında yapılan (Myriokefalon) Karamıkbeli savaşından sonra Bizanslıların savunma ve diren­ me güçleri zayıfladı. Ytvalar. Değişik ırk. Büğdiizler. Rumlar Ortodoks... Yazırlar. adaletli ve tarafsız. bütün çevresindeki kafirlerle iyi geçinirdi. işlerini göriip giderlerdi. Bu erOSMANU Osmanlı Dönemi Türk Tarihinin ilk dönem halkı­ nın ve yöneticilerinin adaletli.. Eskişehir’de Ilıca yöresinde pazar kurdurur. devletin büyük ve eş­ siz talihi olmuştur” ifadelerini kullanır. Osmanlı Beyliğinin ku­ ruluşu hadisesinefiilen katılmış olmaları.1 7 tular.. Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Anadolu Türk halkının ahlâkî ilkelere dayalı olarak ekonomik durumunu yük­ selten Ahilik kurumunun büyük rolü olmuştur. yavaş yavaş kaleleri ve şehirleri aldılar. mezheblerine mensup idiler. Osman Gazi. Yüreğirler. Merv. vadileri.. sanatta. Ayrıca bu yerli halk çeşitli inanç­ lara mensuptular. Gerçekten de çağlarında. aksine yerli halkla çatışmaya girmeden güçlendiler. Bütün bu olumsuz şartlarda.Uc Beyleri tarafından yürütüldü.18 İşte Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayında manevî destekleri olan ta­ savvuf ehli bilginlerden Şeyh Edebâlî ve Dursun Fakih’m yer aldığını görüyoruz. onun 1237 yılında ölümü üzerine Moğol akınları başla­ dı ve Selçuklu hükümdarlarının otoriteleri yıprandı. Çünkü Anadolu’da Rumlar. ezilip yok olmadılar. Os­ man Gazi. Osman G azi’ye tam itimat ettiklerinden emniyet ve eman için­ de olmuşlardı”. bir arada ve barış içinde ya­ şamak gerekiyor. Peçenekler. çalışkan ve ba­ şarılı olmalarının bir sebebi de Anadolu’nun sosyal bün­ yesine hâkim olan ülemâ ve dervişler kadrosudur.. Osman Gazi o Germiyan Türk’ünü getirtti ve iyice dövdü. mallarının pazarlığını kendileri ederler..

22 0. Mecdî Mehmed Efendi’nin. Osman’a gönderdi ve: ları kullanılmaktadır. vatana. at. Bu son tesbitlerimizi ünlü tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Anadolu ülkesini ona ısmarladım. İSTİKEÂE HUTBESİNE DOĞRU Türk-İslâm tarihinde kendi adına cuma namazı kıl­ dırmak ve hutbe okutmak.. Alp-Gazi. Osman Bey’in temelini attığı Osmanlı Beyli­ ğinin kurulmasında mühim hizmetler görmüşlerdir”. Alp-Eren adıyla anılan mücahid dervişler. törenle aldı. devlete.20 Ahmed Yesevî. Dursun Fakih’in de hem ho­ cası hem kayınpederidir. kucaklayıcı. 0 kılıcı belinden çıkardı. dine. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in başta Şeyh Edebâlî ile Dursun Fakih gibi ülema ve dervişler kadrosunu yanına aldığını. bayrak. kılıç). Başka ifadeyle Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ülema ve dervişlerin önemli rolleri olmuştur. Osmanlı Tarihi adlı eserinde şöyle açıklar: “Edebâlî ile oğlu Şeyh Mahmud ve Şeyhin talebesi ve da­ madı Dursun Fakih ve A h î Şemsüddîn ile onun oğlu Haşan gibi A hîricalî. örnek önderler idiler. imanın dışındaki eksikliklere hoşgörü ile ba­ karak dinin birleştirici. Bunlar. sultan tarafından he­ diye edilirdi. Oruç Bey Tarihi’nde Os­ man Gazi’ye gönderilen kılıcın Üçüncü Halife Hz. Ahmed Yesevî’den Ahî Evrene uza­ nan dinî. II. başa­ rıları karşılığında bu malzemeleri (hil’at. desteğini sağO SM A N 1I — di. bu tekke ve zaviyelerde dünyadan el-etek çekilmez. Hadis.sevî (ö. Bunlar için tarih kitaplarımızda Gâziyan-ı Rum. Kendi belinde götürürdü. İnsanlar arasında dostluğu. Ancak tam istiklâlden önce Beylerin yetkileri­ ni gösteren davul. Bactyan-ı Rum. ellerinin emeği. sevgiyi ve birliği telkin eden. kılıç. Bu organize hamasî-dinî teşkilat o günün insanlarını kucaklıyor. hem Tasavvuf hem de Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgisine sahip bir din bilginidir. aynı zamanda. idare ve devlet adamlarını etkisi altına alıyordu. Bu şiirlerinin anlamını ise şöyle anlattı: “Benim hikmetlerim fem a n -ı Siibhan Okuyup anlasun mânây-ı Kur’an” ladığı bu din adamı. Şam’da dinî eğitim gördü. meslekî. dünyaya insan sevgisiyle dolu bakmayı öğütleyen. manevî eğitim görmüş. bayrak. davul. İşte Dursun Fakih’in kendisi de. kızı M a l H a tu n u Osman Gazi’ye vererek onun kayınpederi oldu. hizmetinde bulunduğu Os­ man Gazi de tasavvuf terbiyesi almış kimselerdendi. Her ulaştıkları yerlere tekke ve zaviyeler açarak tasavvuf terbiyesine önem ver­ diler. Çok sayıda öğrenci yetiş­ tiren Edebâlî. disiplinli. F ı­ kıh ve Kelâm ilminde derinleştiği anlatılır. alınlarının teriyle geçinen. at. toprağa. Osman Gazi’nin ya­ kın ilişkide bulunduğu ve saygı duyduğu. Osman Gazi. çok iyi bir ilim ve gönül adamıdır. sevdirici özellikleri­ ni ön plana çıkarttı. yiyecek içeceklerini bizzat kendileri sağlarlar­ dı. onun olsun” de­ Bu olaydan anlaşıldığı üzere Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bu eşyalar onun Uc Beyi ola­ I SİYASET .19 İlk tahsilini Karamanda yapan Edebâlî. Hoşgörülü davra­ nışlarıyla yabancı din mensuplarını da kendilerine bağla­ dılar. pren­ sipli. istiklâlini ilân etmek anla­ mındadır. şehzadeleri.. 1326 tarihinde uzun bir ömür­ den sonra vefat etti. Ahmed Yesevî’nin metot ve görüşle­ rini yayan Alp. Anadolu’ya göçeden boylarla birlikte geldiler ve Anadolu halkının yanında oldular. Hoca Sadeddin E fendinin Tacu’t-Tevaritiinde Şeyh Edebâlî’nin (Bilecik’te) bir tekke yaptırdığı ve Osman Gazi’nin de burada zaman zaman gece yatısında kaldığı anlatılmaktadır. Vefâiyye tarikatından olan Edebâlî aynı za­ manda A h î teşkilatının da reisiydi. onlara baskı yapmadılar. hükümdarı. Bu anlattıklarımız. Abdalan-ı Rum. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı ve onun hizmetine girdi. İslâmiyeti ve kendi tarikatının esaslarını öğreten Türkçe şiirler bıraktı ve bu şiirler bizlere Divan-ı Hikmet adıyla ulaştı. Os­ man’ın olduğu şu cümlelerle anlatılır: “Meğer Sultan Alâeddin’e M ısır Sultanı olan kimseden Emir el-mü’minin Hz. Açabildiği yere kadar açsın. Osman’ın kılıcı gelmişti. Demek oluyor ki Dursun Fakih. ülkede bağımsız padişah olsun. 1166) İslâmiyete yeni fakat samimi ve kuvvetli bir imanla bağlanmış Türk toplumuna onların diliyle. Ancak. adlandırma­ Dursun Fakih. kimseye el açmadan... onların desteğini sağladığını gösterir. ça­ lışkan. onların seviyelerine göre dinî esasları birer Hikmet şeklin­ de bildirerek İslâm dinini benimsetti. ahlâkî. Osman G aziyi etkiledi ve destekledi. A hiyan-ı Rum. Tevhidin ve Tan­ rı aşkının. Onun makamına Dursun Fakih geç­ ti.21 Hattâ. Hadaik uşŞakaik adlı kitabında Dursun Fakih’in Tefsir. İslâm dininin özü. Sultan Alaeddin’den. töreye bağlı.

Osman G azi’ yi saygı için ayak üzere durdurdu. onun manevî disiplini altında kendisini yetiştirmiş bi­ riydi. zil. devletine sadık ve bilgini da­ ima yanında bulunduran Osman Gazi. Hocası Şeyh Edebâlî’nin damadı olduktan sonra Osman Gazi’nin de bacanağı olmuş. Merhum Prof. Prof.rak atanmasının bir belgesidir. bunların maddî ve manevî desteğine kılıç ve şecaat faktörlerini ekleyerek mucize terkibi. onun eğitiminden geçmiş. onun adına hutbe okuyan. tabi ve hık (yani hilâl. Osman Gaziye hil’at (kaftan) ile birlikte alem. savaşta ve barışta ondan yararlanmış. dervişlerin ve adaletin yanında oldu..24 Beylerin. Hadis ve Fıkıh bilimini ondan okumuş. Anası. O’nun vefatında umur-i fetva (fetva işleri) ve tedris (ders verme) ken­ disine ihale olunmuştu. gerektiğinde onunla istişarede (da­ I SİYASET . hil’at-i şahane’nin geldiği belirtilir ve tören ve nevbet sırasında Osman Gazi’nin ve diğerlerinin nevbet’i ayakta dinle­ dikleri ve bu geleneğin Fatih Sultan Mehmed t kadar de­ vam ettiği anlatılır: “Hemen Divan mensuplarını. Yetkili. Tefsir. Osman Gazi adına ilk cuma namazı kıldıran. Şerafettin Turan. mehter) çalınır oldu. Şehabettin Tekindağ. OSM ANLI imamlık yaptığını anlattıktan sonra: “katıldığı savaşlarda askerlerin dinî heyecan ve gayretlerini artırmak maksadıyla” manzum Türkçe kahramanlık şiirleri okuduğunu da ya­ zar. dinî muhtevası olan ekono­ mik dayanışma amaçlı. Hem akıl hem imanla desteklenen yeni devletin siyasî otoritesi olarak Osman Gazi bilginlerin. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaşamış olan bir Türk bil­ ginidir. at. iç içe oldu. Ancak henüz tam istiklâl sahibi değildir. fakat tâbi bir devlet statüsüne dayalı bir Bey’dir. âyân erkânını süsledi. tefsir. Sultanın. ondan. fetihlerden sonra gani­ metten hisse ve vergi göndermektedir.2 (> Böylesine âlim. Osman Gazi Uc Beyliği alâme­ ti ve bir yetki belgesi olarak bu gönderilenleri almıştır. başka deyişle Osman G azi’nin kurduğu Osmanlı Türk Devletinin is­ tiklâl belgesini dünyaya ilân eden kimsedir. bir zat idi”. Tasavvufı eğitimin yanında medrese kitaplarını. Edebâlî’-nin damadı ve şakirdi (öğrencisi) idi. bir akrabalık tesis edilmiştir. tam istiklâlini ilân eden hü­ kümdarların cuma namazı kılınmasına izin vermesi ve hutbelerde kendi adını söyletmesi zorunlu görülmüştür.. kayınpederinin ölümünden sonra da onun yerine geçerek eğitim-öğretimle ve kadılıkla meşgul oldu. Ulema ve dervişler zümre­ siyle daima yan yana. kelâm ilmini. Dursun Fakih de. Bir nevî çağdaş devletle­ rin İstiklâl Marşı’na benzeyen bu askerî musikî (daha sonra Mehter Takımı adım alacaktır) bağımsızlık simge­ si olarak kabul edilmiştir. 0 zamandan Murat Han G azi’nin oğlu Sultan Mehmed zamanına kadar Osmanlı âdeti böyle idi ".25 Bu duruma göre Dursun Fakih daima Osman Gazi ve Osman Gazi’nin askerleriyle birlikte oldu. Sembolik de olsa Sultana saygı göstermekte. zahid. İslâm Ansiklopedisine yazdığı 'Tursun Bey" maddesinde Dursun Fakih’in savaşlarda gazilere Neşrî tarihinde de davul. nekkâre. Eski yazar­ lardan Şemseddin Sami. disiplinli bir teşkilat idi. Osmanlı Devleti’ni oluşturdu. sultanların savaşa çıkışları sırasında oldu­ ğu gibi bağımsızlık simgesi olarak savaş dışında Bey'in veya Sultanın otağ veya sarayının önünde başlangıçta sa­ dece ikindi vakitleri olmak üzere günde bir defa. zahid. Dr. kös. davul ve boru) gönderdiğini anlattıktan son­ ra şöyle der: “Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiye göre Osman Ga­ zi gelen bu davul ve boru ekibine oturduğu yerde ’nevbet’ vur­ durmuş ve müziğin çalınma süresince ayakta durmuştur’’ ' 23 DURSUN FAKİH VE OSMAN GA£Î Karaman da doğduğu zannedilen Dursun Fakih.. hadis. Şeyh Edebâlî’ye intisap etmiş.. Şeyh Edebâlî’nin sağlığında Osman Gazi’nin askerlerine savaşlarda imamlık yapan Dursun Fakih. Alim. Daha açık ifadeyle kendi adına cuma namazı kılınmasına izin verme ve cuma hutbesini kendi adına okutma İslâmî Devlet anlayışına göre tam bağımsızlığım ilân etme an­ lamını taşımaktadır. Os­ man Gazi zamanında Ahilik. Bunlar hakimiyet ve bey­ lik alâmetleridir. Ancak Os­ man Gazi’nin Şeyh Edebâlî’ye ve Dursun Fakih’e yakın­ lık duyması sadece bu akrabalıktan doğmamaktadır. Tefsir. sul­ tanlık divânını tertip etti. bayrak. Çoğu geceler Şeyh Edebâlî’nin zaviyesinde gecelemiş. kılıç. daha sonraları her ezan vaktine isabet edecek şekilde günde 5 defa nevbet (davul. Osman Gazi’nin Ahilik ve ahiler ile eskiden beri bir ilişkisi var­ dı. Çok güçlü bir teşkilat olan Ahilik’in yönetimde desteğini sağladı. zurna ile çalınan bir nevî marş. o nevbet vuruluncaya kadar ayakta dur­ du. Hadis ve Fıkıh miişarunileybden tedris edip. Dr. İslâmî devlet anlayışında nevbet bir bağımsızlık alâmeti olmakla birlikte. Emirlik gereğince nevbet-i Osmanî vuruldu. “Osman Gazi devri meşahir-i ulemasından olup. başka ifadeyle hâl ve kaal ilimlerini kayınpederinden öğrenmiştir.

Eğer minneti şu sancak ise ben şekkür için Konya’ya gitmek istedi. zamanında Osman Gazi’nin Anlaşılacağı üzere Osman Gazi. M.. Halkın isteklerinin yerine getirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını söylemesi üzerine Dursun Fa­ kih: — H ân’ım! Cuma namazı kılınması için Sultan’ın iz­ ni gerekir. metotsuz. rızasını alarak veliahtı olmak amacını güttü. fazla edebî özelliği bulunmayan. Gerçekten de. plânlı ve zamanlaması çok iyi yapılmış bir şekilde istiklâlini ilân etti. dediler. Dursun Fakih bu hamasî şiirleri Os­ man Bey’in yanında seferden sefere koşarken. Osman Gaziye "davul. mescidler yaptılar. Zira bu Dursun Fakih bir aziz kişi idi. Osman Gazi daha önce de işaret ettiğimiz üzere ya­ rı müstakil. Pazar kurdular. çeşitli kütüp­ hanelerde yazma nüshalar halinde korunan bir eseri var­ dır. oğlu kalma­ dığı için yerine veziri Sahib’in geçtiği haberi geldi. failun) kaleme alınmış. 0. Tahminen vefat ettiği 1327 yılına kadar Osman Gazi’nin ve devletin hizmetinden ayrılma­ dı. failâtun. merhum edebiyatçılarımız­ dan Prof. Hem Selçuklu’nun hem de İl­ hanlIların30 zayıf ve karışık bir anına rastlatıldı. İşte böy­ le bir siyasî ortamda iken Karacahisar fethedildi (1299). at. az önce işaret ettiğimiz siyasî şartların uygunluğunu da gözönüne alarak meydan okuyacaktır. gani­ met malının 115’ini ayırarak. dedi. askerlerine cesaret vermesi ve heyecan kaynağı olmasının yanında. kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı aruz vezniyle (failâtun. Osman’ı hemen hemen oğlu yerinde görerek O’na davul. fakat dinî heyecanı ve cihad şuurunu geliştirmek için yazıldı­ ğı anlaşılan.27 Köp­ rülü. Osman bu­ nu işitince: “Hüküm yüce ve ulu Allahındır” diyerek derhal buyurdu. Dursun Fakih’in büyük bir "M.. Kısa bir süre içinde mamur bir şehir oldu. kılıç ve h il’at-i şahane"yi gönderdikten sonra. Halk kendi aralarında toplantılar ve: Kadı isteyelim ve cuma namazı kılalım.”2 < ) ŞAİR DURSUN FAKİH Yunus Emre. Mehmed Neşrî.nışma) bulunmuştur. Osman Bey’in is­ tiklâlini ilân sebebini Sultan Alaeddin’in ölümüne da­ yandırır. henüz yeni Türk alfabesiyle basımı yapılamamış. Bunda Sultan’ın ne dahli var ki ondan izin alayım. Konuşma sırasında Osman Gazi üzerlerine geldi ve halkın ne iste­ diğini sordu. O da.28 Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme sinin önemi. Ona Sultanlık veren Allah bana da gazâ ile hân’lık verdi. bu Sultan II. Halk isteklerini önce Dursun Fakih’e ilet­ ti. Dursun Fakih zaten onlara eskiden beri imamlık yapmakta idi. Dursun Fakih’i Karacahisar’a hem kadı hem de ha­ tip yaptılar. te­ Dursun Fakih’in bu söylediği husus Hanefî mezhe­ bi fıkıh kitaplarında yazılan bir beldede cuma namazının kılınabilmesi için ulu’l-emr’in yani devlet başkanının iz­ ni olması gerektiği şartı idi. bayrak. Celâletli bir şekilde şöyle dedi: — Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım. Sadettin Buluç un X. gazilerle omuz omuza bulunduğu sıralarda gazilere cesaret ve inanç vermek amacıyla yazmış olmalı. Selçuklu veya İlhanlı sultanlarına bağımlı bir devlet başkanı idi. günümüzde ise dil araştırıcılarımız bakımından ilk Osmanlı dönemi Türkçesi’nin bize kadar gelebilen yazılı örneklerinden biri olmasıdır. OSMAN GAZİ'NİN HUTBE OKUTMASI Osmanlı Devleti’nin tam istiklâlinin dünyaya ilânı sayılan cuma namazının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbesinin okunması nasıl oldu? Bu konuyu Osmanlı Tarihinin ilk kaynaklarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni esas almak suretiyle açıklamaya çalışacağız. Sultan Alaeddin. Fuad K öprülünün tesbitine göre Osmanlı Devleti’nin ilk şairlerinden biridir. Zira bu Alaeddin Keykubad’ın oğlu yoktu. Alaeddin ile buluşmak. Prof. Söğüd’ün Küre köyünde. Sultan nezdine gitmek hazırlıklarını yaptığı sırada. Sultan Alaeddin’in öteki dünyaya intikal ettiği. “Hülâsa. Osman’a davul ve bayrak gelince. Ancak Osman Gazi. Türk Dil Kurultayı’nda tanıtımını yaptığına göre Dursun Fakih’in Gazavât-Nâme adıyla. keyfî bir şekilde değil. Osman G azi de Sultan Alaeddin zama­ nında herne kadar bir nevî istiklâl bulmuşsa da. o da. Dr. Bu şehre başka şehirlerden göçler oldu ve boş evlere yer­ leştirildiler. bayrak ve kılıç göndermişti. hadsiz hesapsız hediyeler ve ni­ hayetsiz armağanlarla birlikte Konya’ ya giderek. O da kayınpederi Şeyh Edebâlî’ye anlattı. Gülşehri ve Aşık Paşa ile çağdaş olan Dursun Fakih. Os­ man. Bundan sonrasını Neşrî'den takip edelim: O S M A N II I SİYASET . Gene Sadettin Buluç’un verdiği bilgiye göre bu mesnevî 640 beyittir. konik bir tepe üzerine defne­ dildi.esnevi"smin varlığın­ dan bahseder. lâkin edebe riayet ederek hutbeyi ve sikkeyi yine sultan adına kılmıştı. Dr.

MecdîMehmed Efen­ di eserinde bu hususu şu cümleyle özetler: “ Sultan Osman Han namına Karahisar’da evvel (ilk de­ fa) cuma hutbesini ve Eskişehir’de evvel (ilk defa) bayram hut­ besini ol kişi okudu”} 1 de. hoşgörülü mürşidlerin hizmetleri ve gayretleri Osmanlı sultanlarının Bu sözler.kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. O. h m ibadetlerinde Önderlik etmiş. tek vücud haline getirilmesinde ülema ve dervişler kadrosunun büyük rolleri olmuştur. Dr. Mehrned Sü­ reyya’nın eserine dayanarak Hicrî 726 yâni miladî 1326 tarihini ölüm tarihi olarak verir. tasavvufun müşterek esasla­ rına sahip Ahîlik’in terbiye ve disiplinine göre yetişmiş dinamik. Eğer o. hem savaşlarda askerlerin cesaretini artırmış. ben Selçuklu Hanedanındanm derse ben de Gök Alp oğluyum de­ rim. Dursun Fakih’in türbesi “Küre” beldesinde bulun­ maktadır. Osman Gazi’nin müşaviri. döneminin büyük mış ve Dursun Fakih’iıı ölüm tarihinin "1326 dan sonra" şeklinde gösterme gereğini duymuştur. Dursun Fakih’in ölüm tarihi günü gününe bilinme­ mektedir. Alperenler. ordunun ve halkın imamı Dursun Fakih cu­ ve cengaverlerinin daima yanında olmuş.34 bir ilim adamı. bilmedik­ lerini Tanrı ilmini bilene (din bilginlerine) sor soruştur. hem de Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk İmam-Hatib’i ve ilk Kadısı olması şerefini elde etti. Daha önce OSM ANLI büyüğüdür. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'at yazdığı "Dursun Fakih 1 1maddesinde kesin tarih vermekten kaçın­ Bu vasiyetname Osmanlı Devleti’nin manevî temel­ lerini göstermesi bakımından önemlidir. O. ıra SİYASET . korkusuz ve iç dünyaları kontrollü kimselerdi. K urana ve dine saygısı destanlaşmıştır. zira insan gördüğü ihsanın kuludur”. adına hut­ be okunacaktır. onlar Osmanlı Beyliğinin kuruluşu olayına fiilen katılmışlardır. zâhid ve aziz bir kişi olarak nitelendirdiği. Şehabettin Tekindağ. yardım­ cısı olmuşlardır. velisi. hukukçusu olarak Osmanlı Devleti­ ’nin kuruluşunda ve Osmanlı Devleti’nin tam istiklâli­ nin ilânında rol alan. Anadolu’da m illî birlik ve m illî kül­ tür birliğinin oluşmasına hizmet eden büyük bir Türk DURSUN FAKİH'İN MİIAİ KÜFTÜR VE TARİHİMİZ BAKIMINDAN ÖNEMİ Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun tek cevher. halkla iç içe ve halkın saygı duyduğu. Haşan Aksoy. Ger­ çekten bilmedikçe hiç işe başlama.. Bir de sana itaat edenleri hoş tut. Nimeti. Osmanlı Devleti’nin istiklâlini dünyaya ilân etti. Prof. Osman Gazi’de de biz bu özellikleri görüyoruz. Bu karar üzerine kaynaklarımızın âlim. Abdalân-ı Rum.32 Merhum Süheyl Ünver ise bu tarihi Şeyh Edebâlî’nin ölüm tarihi olarak zik­ reder ve bu tarihten sonra Dursun Fakih’in onun yerine geçtiğini anlatır. Bu mürşid ve kahramanlar ve keza Osman Gazi ve ondan sonraki Osmanlı Sultanları. hem de kadı olarak problemlerini halletmiştir. Süleyman Şah dedem de ondan evvel geldik de işaret ettiğimiz gibi.3 5 Dursun Fakih ölünceye kadar k a d ılık ve imam-hatip'lik görevini devam ettirdi. Ahiyan-ı Rum adı verilen güçlü. savaşta ve barışta Osman G azi’nin ya­ nında yer alan. Ahmed Yesevi’nin Horasan Eren­ leri. Cuma namazı kılınacak. Dr. Osmanlı Devle­ ti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ilim adamlarına ve K u ran a bağlılığının kendi ağzından belgesidir. Bacıyan-ı Rum. oğlu Orhan G azi’y t bıraktığı vasiyetin­ ma namazını kıldırmak ve cuma hutbesini 28 Eylül 1299 günü okumak üzere görevlendirildi. Ben de 1326’dan sonra vefat ettiği kanaatindeyim. Osman Gazi. disiplinli. ahlâklı. ihsanı eksik etme. son­ ra şunları söyler: “Oğul! Bir kimse sana Tanrının buyurmadığı sözü söylerse sen om kabul etme! Tanrı buyruğundan başka iş işlem. kendine güvenen bir devlet başkamnın meydan okuması idi. Bu se­ bepledir ki. inançlı. Din adamlarının ve Ahilik teşkilatının deste­ ğini almış. Bu anlayışa dayanmış olmalıdır ki Doç.. hem de onun öğrencisi ve damadı Dursun Fakih. daima onlarla danışma içinde (istişare) bulun­ muştur. Ölme­ den önce bıraktığı Vasiyetnamesi bu bakımdan çok düşün­ dürücüdür. Böylece hem Osman Gazi hür ve tam istiklâl sahibi bir devletin başkanı olduğunu. hem Şeyh Edebâlî. Şeyh Edebâlî’nin tekkesine sık sık gitmiş orada manevî eğitim görmüştür. Dursun Fakih. kendisinin ölümünde gömüleceği yeri tarif eder.33 Bu duruma göre Dursun Fakih’in ölüm tarihinin 1326’dan daha sonra olması gerekir. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse.

M . H .g. 15. İnalcık. “O sm anlıların İlk İstiklâl H utbesini O kuyan D ursun Fa­ k ih ”. 95-96. s. 49. Köymen. Türk D il Kurulta­ 26 27 28 yında Okunan Bilimsel Bildiriler. 7-8. Büyük Türkiye Tarihi. s. Fuad K öprülü. (Editör: Ekm eleddİn İhsanoğlu). Aşıkpaşaoğlu. O SM A N LI m SİYASET . İlber O rtaylı.1. S. Parmaksızoğiu. s. Sayı 19. 21. 111. 29 30 31 32 33 N eşrî. İstanbul 1980. s. U zunçarşılı. 123. Neşrî. 113. İA. Şehabettin Tekindağ. 45-52. H alil İnalcık. II.g. K öprülü. Fuad K öprülü. s. s. 93. Doğu Bati. IV. I. Oruç Bey Tarihi. a. 57. Şemseddin Sami. I. s. 12. X. Yay: İ. 48-49- 20 21 22 23 24 25 İ. Zeki Velidî Togan. 32. İstanbul 1 9 7 5 . 9-22.m. s.1. A. Ankara 1 9 8 8 . aynı yer\ İnalcık. V. 263. s. S. 342. S. Türk Kültür Tarihi. Tarikte Usul. 123. İstanbul 1969. Sam iha Ayverdi. N eşrî. yıldönüm ü m ünasebetiyle düzenlem iştir. s. İstanbul 1970. X . N eşrî M ehmed Efendi. Aitay Köym en. 56. I.M. 495-497. İstanbul. s. “Tursun Bey". Tarih Dünyası Dergisi. MayısHaziran-Temm uz 1999. s. Sadettin Buluç. X III. Tacü’t-Tevarih.g. s. İstanbul 1977. s. s. I. X II-2 . s. İstanbul 1980. Neşri Tarihi. “Tursun Bey". s. Hüseyin Gazi Yurdaydın. Türk Edebiyatı Tarihi. Yaz-1999. Yılmaz Ö ztuna. İstanbul 1990. “H alil İnalcık İle Söyleşi”. Aşıkpaşaoğlu Tarihi. 263. Türk Edebiyatı Tarihi. 7. Aşıkpaşaoğlu Derviş A hm ed. Süheyl Ünver. İstanbul 1950. 17 18 19 N eşri. s. İstanbul 1998. 35. İslâm Tarihi Dersleri. M ecdi M ehm et Efendi. “O sm anlı D evletinin K uruluş Problem i”. Ankara 1979. 16. A nkara 1970.1. İstanbul 1 9 8 3 . Cogito. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. T ü rk Tarih K o n g resin i O sm anlı Devleti’nin kuruluşunun 700. s. İA. Yeni Forum Dergisi. Şerafettin Turan. Türk Tarihindi Osmanlı Asırları. T ürk Tarih K urum u Başkanlığı. İstanbul 1 2 6 9 . Hoca Sadettin Efendi. 34 35 H aşan Aksoy. Hoca Sadettin Efendi. a. Yayınlayan: N . s. II. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu.1. “D ursun Fakih’in Gazavat N âm esi”. 3020. Ortaylı. 561. N i­ san 1991. Yurdaydın. “Tarihin Işığında O rtadoğu”. 2.m. Yayınlayan: M.m. N eşri. TD VİA. 251. I. 11-22. 342. 73. 135. Ahm et Yaşar Ocak. 56. Şehabettin Tekindağ. X II-2. 18. “Dursun Fakih”. Ortaylı. Ankara 1964. Hadaik üş-Şakaik. Osmanlı Tarihi. s. 2540. aynı yer. M. O ruç Beğ. İnalcık. s. Kamus ül-A!lâmy İstanbul 1311. “Din”. a. Atsız.

Modern devletler uzun ve köklü bir geçmişe dayan­ dıklarını varsayarlar. D O Ç. yani gerçek bir kalkanın var olup olvıadığını hiçbir zaman öğrenemedi­ ler”. Hayrullah Efendi Târihi. DR. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârîh ve Mustafa Paşanın Netâyicü’l-Vukûât ilk taranan eserlerdir. Câm-ı Cem-Âyin. hangi kalkanın gerçek oldu­ ğunu ya da. 699/M. bilim hiç bir soru­ ya mutlak. Müneccimbaşı Târihi. Bir modern tarih problemi olarak Osmanlı Devle­ ti’nin ne zaman kurulduğu sorusuna ilk akademik cevap teşebbüsü Türk Tarih Encümeni’nden. Encümen bu görevi müellifimize verir. 1330/M. Fihris-i Düveli.2 Bin yıl dönümüne bir başka mi­ sal de Aynaroz (Athos)’daki teokratik özerk cumhuriye­ tin. evrensel bir cevap veremez.6 Her ikisini aynı çizgide buluşturan nokta. On ik i kalkandan on ik i kral­ nuya. fakat bu töre­ nin hangi gün yapıldığına dâir bir kayda rastlamamıştır. öncelikle eski tarihleri incelemiş. İlgili fıkraları tek tek gösterir. İkinci olarak aynı literal soruya farklı semantik ce­ vaplar veririz. Resmî Sâlnâme (1330). İhtilâl-i Kebîr’in ikiyüzüncü. ' Önce. Bunun üzerine müellif sâlnâmeleri geriye doğru ta- a SİYASET . Şemdânîzâ- atfetmektedir. her literal kaynağı değişik semantik ‘okumalarla anlar ve yorumlarız. neden yeni­ den gündeme gelir? Bilimde. Âlî’nin Kiinhü’l-Ahbâr .4 Osmanlı Devleti­ nin de yediyüzüncü yılı kutlanıyor. “keyfıyyet-i istiklâl”in özel bir törenle gerçekleştiğini farketmiş. İncelemesi sırasında ayrıca. Haşan Beyzâde’nin Telhîs-i Tevârîh . Lütfî Paşa ('Tevârîh-i A l-i Osmân). Yazar. bu yazı/rapor ortaya çıkar. Tâcü’t-Tevârîh. 963’te Aziz Basileios yönetiminde kurulan ilk ma­ nastırı kendine başlangıç tarihi olarak almasıdır.OSMANLI DEVLETÎ NE ZAMAN KURULDU? YRD. 0 güne hiç mi işaret edilmemiştir? İncelemenin yapıldı­ ğı yıl (H. 699/27 Ocak 1300 tarihi verilmekte­ dir. Kendisi­ ne tanınan süre zarfında Ukûdıi''l-Cumân!'Aynî Târihi. Efdaleddin Bey’in incelemesi resmî bir talep üzerine yapılmıştır. ister eşzamanlı olsun. Hadîkatü’l-Miilûk. Üçüncüsü modem tarih bilimi -eğer bir başlangıç gerekiyorsa. öncelikle bu yüz­ den. “istiklâl tarihi”ne delalet edecek ifadeleri yakalamaya çalışmıştır. çünkü ister geriye doğru. zevkli olduğu kadar öğretici de olan ilkinin macerası üzerinde biraz durmak gerekir. Efdaleddin Bey’in kaleminden çıkmıştır. Bir yıl kadar sonra da Nisan 1330/Nisan-Mayıs 1914’te. AHMET N EZİH ! TURAN K A R A D E N İZ T E K N İK Ü N İV E R S İT E S İ FEN -ED EB İY A T FA K Ü LTESİ kralı Numa. Karaçelebizâde’nin Ravzatü’l-Ebrâr. tanrılar tarafından gönderilen kutsal kal( / < kan çalınmasın diye birbirine tıpatıp benzeyen on ik i kalkan ( y y a p tım a y ı a k ıl etmişti. gerçekte ne oldu ile modern kronolojik algının kesiştiği yerdir. hattâ N um a’nın kurnazca kalleşliğine maruz kalıp kalm adıkla­ rım. M ir’at-i Kâinat. Mesela 1 9 6 l’de Polonya devletinin bininci yıl kutlaması böyledir. Tarih burada başlı başına bir meşru­ luk aracıdır. ve bunların mütala­ ası sonucu H. Şeyh Ra- mazan’m Subhetü’l-Enbiyâ ve Tuhfetii’l-İbdâ’. 1914) neşredilen Resmî Sâlnâme’de 4 Cemâziye’l-Ûlâ H. Maarif-i Umumiye Nezareti 28 Kânûn-ı Sâni 1329/10 Şubat 1914 tarihli bir tezkire ile Târîh-i Osmânî Encümeniaden Osmanlı Devleti’nin istiklâl tarihinin tespitini Jean Baudrilkrd Aslında cevabı önceden belli bir soru. 1299-1300 senesinin kaynakların çoğunda “mebde-i istiklâl” olarak kabul edildiğini tespit eder.3 Bunu yüzyıllık dönemler takib eder. Heşt Behişt.Ranke’den beri wie es eigentlich gewesen ist (gerçekte ne oldu?) sorusuna pozitif kutsallık istemektedir. Amerika’nın beşyüzüncü yılları gibi. lık doğdu ve bunlardan hiçbiri. Derviş Mehmed b. belki raportör demek la­ zım. Fransız Akademisi’nin kuruluşunun üçyüzüncü.5 Son olarak Neumann el attı ko­ O SM A N U I de’nin M ür’îü’t-Tevârih. geniş anlamıyla tarih bili­ minde cevabı bilinen bir soru olamaz.

Fakat 28 Rebîü’l-Evvel 699 senesinde Humus yakınla­ rında Mısırlılar yenildiler. o devri an­ lamak için mukayeseli kaynak tedkiki yapmak gerek­ mektedir. Encümen aynı za­ manda. diğeri belirtilmemiş) sadra şifa bir şey söylemezken. 2. bilgisi olanların Encümene bildirmeleri istenmiştir.ramaya başlar. Gazan bu başarıyla her tarafta baskı uygulamaya başladı. Yazarın varsayımı -işleyiş ve ayrıntısı ayrı bir konu­ dur. Alâeddin onu burada hür­ metle karşılamış. diğer taraftan bu dö­ nem için muasır devletlerin tarihleri araştırılmalıdır. O halde Sultan Alâeddin’in tutsak edilmesi bu ayın dördüncü günü gerçekleşmiş olabilir. işaret edilen olayla ilgili bir tarihe de rastlanmamış­ tır ki. genel bilgilerden istifade edilemediğine göre. kazanılan başarıdan sonra gönderilen emirler ve bunların uygulanması en az bir ay zaman alacaktır. Mektuplar (biri “Bank-ı Osmânî memurlarından Ahmed Bahaeddin” im­ zalı. Söz konusu savaş 28 RA 699’da olduğuna göre. Hattâ daha önce zaten o günden de bahsedilmektedir. Han da bu kara gün dostunu onurlan­ dırarak yeniden Selçuklu tahtına oturtmuş ve Konya’ya göndermişti. bir vesi­ ka bulununcaya kadar da bahsedilen tarih şüpheli kalma­ ya devam edecektir. O zaman iş geldiği noktaya dönmekte. Osman’a meşruiyet/ hâkimiyet /istiklâl sembollerinin gönderilip gönderilmediğini bil­ miyoruz. Onun yine hezimete uğrayacağını düşünen civar beyler gibi Sultan Alâeddin de. Bunun için hemen iki koldan faaliyete girişilir.doğrudur. Fakat incelenen kaynaklar­ da. Aradan otuz otuzbeş günün geçmesi demek. üçüncü bir yol olarak. 1268 tarihli altıncı salnamenin takvim kısmında ilk defa bu tarihe te­ sadüf eder ve ardından yayınlananlarda da aynı yılın tek­ rar edildiğini görür. Bu muayyen bir tö­ renle gerçekleşmekte olduğuna göre tek mesele tören ta­ rihinin tespitidir. Osman’a OSM ANLI . 3. Bu mantıken doğrudur: Bir gün bir devlet sona er­ mekte. bu doğrultuda Osman’a tabi. tabi. usul bakımından kaynakla­ rın mukayesesini yaparak aydınlatmaya çalışacaktır. alem ve menşur göndererek beylik tevcih eden hü­ kümdar olduğundan Osman Bey’in velinimetiydi. sürgün bulunan III. gazeteye verilen cevap (“Posta ve Telgraf Nezâretinden Ali Gâlib” imzalı) incelenmeye değer bulunmuş. gönderi­ len yüzlerce kişiden yalnızca biriydi. Alâeddin ilk saltanatında.8 işte bu günü delilleriyle ispatlamak gerekmektedir. Encümen vasıtasıyla bir yan­ dan mevcut belgeler ve bilinen eserler daha geniş araştır­ maya tâbi tutulurken diğer yandan gazetelere ilan verile­ rek “umûm Osmanlıların alâkadar oldukları bu mes’elede” herkesin bilgisine müracaat edilmiş. konuyu. Ne 1263 yılında çıkan ilkinde ne de takip eden dört salnamede böyle bir kayıt yoktur. alem ve menşur verilişine dayanmaktadır.9 Diyelim gönderildi. ayı ve günü de. Ferâmurz) Gazan Han’a esir düştüğü gün olduğunu. Ebu’l-Fidâ. Gazan Han Melik Nâsır üzerine yeniden sal­ dırıya geçti. Bir yandan bundan sonra ortaya çıkacak yeni kay­ nakların incelenmesi gerekirken. Osmanlılar nezdinde Selçuk devletinin sonu olan Sultan Alâeddin’in (III. ba­ zı güçlüklere rağmen. O halde altıncı sâlnâmede verilen ta­ rihin hangi vesikaya dayandığı bilinir ve bu vesika bulu­ nur ise mesele halledilmiş olacaktır. Mesud’u ikinci defa Selçuklu hüküm­ darı tayin etti. 688’de. Cevap sahibi. îlhanlı emiri vasıtasıyla Alâeddin’i İran’a gönderip Hemedan’da hapsettirdi. ülke yönetimini Moğollardan kurtarmak için Gazan Han’a itibar etmedi. Bu şekilde bir senteze gidildiği takdirde konu aydınlanabilecektir. Yıl konusunda -kendisinin üzerinde durmadığı ‘hicrî 700’de kurulduğu’ nazariyesi bir tarafa bırakılacak olursa-7 bir ittifak vardır. dolayısiyle Osman Gâzi’nin ay­ nı gün “istiklâl ve saltanatı ihrâz” ettiğini söylemektedir. 4 Cemâziye’I-Ûlâ 699 tarihinin. ama herhalde o. Duyuruyu müteakip Encümene iki mektup gel­ miş. Fakat bütün bunlar tahmine dayalıdır. Alâaeddin Keykubâd b. Mağlup olan Gazan Han Diyarbakır’a gelmiş. belirlemek mümkündür. devletsiz gün olmayacağına göre. 699’da. 697 senesinde Mısır Meliki Mehmed Nasır b. bir de gazete ile cevap verilmiştir. Bir yıl kadar sonra da II. Takvîmü’t-Tevârîh ve Uküdu’l-Cumanı kulla­ narak şu sonuçlara ulaşmaktadır: 1. Efdaleddin Bey’in temel varsayımı geleneksel siyasî meşrûiyet anlayışına. fakat önermesi. kuruluş takvimde bir güne takılıp kalmaktadır. Alâ­ eddin’in ikinci saltanatı üzerinden iki yıl geçtikten son­ ra. Cemâziye’l-Evvel’in ilk günlerinin gelmesi demektir. O günün siyasal ka­ I SİYASET Kalavun Suriye’ye saldıran Gazan H an’ı Halep yakınla­ rında yenmişti. Nitekim yazar bilhassa Tezkire-i Aksarayî. aynı gün yeni bir devlet kurulmaktadır (!?).

Neumann bize asıl anlaşılması. Sorgulayıcı bir üslup için bkz. D âru 1-Hilâfeti’I-Aliyye 1325. H ilk at-i H azret-i  dem ’den Bu A na kadar Z u h u r İd en Vekâyi’-i M eşhûreyi C âm i’dir.: R. “Osmanlıların içinden çıktığı 13--14. D iğer taraftan okullarda ilk defa O s­ m a n lI 3 Le Millmnaire du Mont Athos 963-1963. 3. Varsovie 1961. II. Tüfekçioğlu. çev. büyük siyasî formasyonların mitik bir başlangıcı olduğunu. H alil İnalcık.: Ayşegül Sönmezsoy.: Ella Landau-Tasseron. Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik 6 C hristoph K.10 Pozitif ta­ rihçilik açısından devletin hem kuruluşu hem de kuru­ cusu efsanevî olabilir. aynı m a­ kale. Bayezid devrinde tam am ladığı eserinde. M atbaa-i K ütübhane-i Cihan. sosyal ve ekono­ mik şartları”. H albuki sahih b ir sikkenin m evcûdiyeti de çok önemli görünm üyor. İstanbul 1999» s. “İsciklâl-i O sm ânî Târîh ve G ü n ü H ak k ın d a Tedkîk â t”. Paris 1935.Venezia 1963. s. Kitâbü’t-Tâ- rîh-i Kiinhü’l-Ahbâr (Kayseri RaşidEfendi Kütüphanesindeki 901 ve 920 No. TOEM . Millenium: A Thousand. “A hm ed Vefik Paşa”. 40-41).: Joseph H am m er von Purgstall. Bitlisli İdrisin “Heşt Bihişt" Adlı Eserim Göre Tenkidi Araştırma. İstanbul 1994.: İ. İlhâniyân devlet-i Cengiziyesinİn 7 inci pâdişâhı (Gazan) H a n ’ın askeri eline esir düşüb devlet-i Selçukıyye tezelzül itm ekle sultan (O sm an H an) hazretleri i’lân-ı istiklâl ve saltanat b uyurdu”. İs­ tanbul 1309.B ir A m blem in O kunm ası”. İs­ tanbul 1264-1265: I. ve ilâve ediyor:1 5 “Ben buna oldukça ina­ nıyorum: Bir insanın eylemleri sonuçlarına göre yargı­ lanmaktadır. s. tabl/davul’un kasnak ve deri ka­ litesinin pek düşük. 9 Feridun Bey’in neşrettiği m enşurun {Mecmu’a-i Münşeatü’ s-Selâtîn.devletin hangi ay ve günde. tırmalar. çev. alem/ sancak’ın -varsa. 7 O sm anlı tarihlerinin bir kısm ı 700 yılına bü y ü k önem atfederler. 62-63. 33. s. “Periyodik Reform: M ü­ ceddid Hadisi H akkında B ir İncelem e”. Stanislaw H erbst. Şükrü [Akkaya}. I. İslâmî Araş­ Tarihi. sivilize olmakla ilgili. N eum ann. A nkara 1934. 36-48. 151-152) eserinde yalnız y ıl 0 '6 9 9 ’da d a ’vâ-yı istiklâl eylediler") belirtilir: Fezleke-i Târîh-i Osmânî. H . Toplumsal Tarih . s. K endinden öncekilerin 699 tarihini yazdıklarını. Osmanlı kuruluş dönemini konu edinen monografilerin hiçbiri -Gibbons’tan Köprülüye. çev. bu yüzden mevcut kaynakları nasıl okuyacaklarını tartışıyorlar. bunun üzerinde durma­ nın ise demistifıkasyonla ilgisi bulunmadığını düşünü­ yoruz. G ieyszcor. î/l: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fatih Sultan Meh­ med’in Vefatına Kadar. Yılında Amerika. s. bir kez daha önem kazanmış oluyor. tartı­ şılması gerekenin işte bu süreç olduğunu. 1492. Selâçıkıyye-i R û m ’un âheri olan Alâeddin K eykubâd-ı Sânî {sic] b in Feram urz. modern çağdan önce devletlerin “pek de tören veya beyân ile” kurulma­ dığını. s. 4 1635-1939 Trois Sicles de l’Acadamie Française. “Osm anlı Beyli­ ğ i’nin K urucusu O sm an Gaz i’ye A it Sikke”. bir yılın tarihi ancak ondan kaynaklananların ışığında gerçekten anlaşılabilir”. O sm anlılar Özel Sayısı. Bu yıllarda herhalde im kânını bulan herkes sikke kestirebiliyordu. s. tem m uz 1999). İstanbul 1992. D İA. 268-280.11 İtibarî ta­ rihe (1299) “inanıyoruz”. K ısım -I. yüzyıllar Anadolusunun siyasî. 8 Yazarın kastettiği yerlerden biri şudur: Hafız İbrahim Agâh Paşa. Târîh-i Cevdet. sehven yaptığı bazı hesap hataları b ir yana bırakılırsa. 59*60.12 Takvim düzenlemek. Kayseri 1997. W arsaw: Polonia Publishing House 1961. s. 56-60) sahte/kurgu old u ğ u m alum dur.. ama aynı tarihçilik bunu realitenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başlıyor. H akkı Ü nal. kuruluş tarihi olarak b u yılı verir (M . Le Millannaire de la Pologne. “Osm anlı D evletinin K u ru lu şu Problem i". C. s. “Zohar’a göre geçmişi ancak. ona anlam veren tek şey olan gelecek aracılığıyla anlamak müm­ kündür” diyor. Y irmi yıl kadar önce b ir sikke b u lu n d u (İbrahim A rtu k .rışıklık ortamında hazırlanıp tevcih edilen bu semboller şimdi elimizde olsaydı. V/25 (N isan 1330).I. s.kumaşının âdî.: Osm an Okyar. İstanbul 1336.: M. H egel’in “H er çağın bir ruhu ve o ruha d en k düşen b ir felsefesi vardır” sözü­ ne benzeyen bu hadisin sıhhati ve bilhassa peygam ber sonrası Arap toplum unda hangi beşerî.: M ehm ed A tâ. 2Ğ1-278. s. 1071-1920. V I/4.Years of the Polish State. A. 13. Aleksander Gieysztor. zaten aksinin “her yüz yıl başında b ir m üceddid geleceği’ ne dâir hadîsle de çelişeceğini söyler (G elibolulu M ustafa ‘ lî Efendi. \kkâ- y i’-i Târihiyye. Ekme bağ bağlanırsın / Ekme ekin eğlenirsin / Çek deveyi güt koyunu / B ir gün olur beğlenirsin diyen13 bir topluluğun “mebde-i istiklâli’ni hangi takvim zamanına bağlayacağız? Bu bir süreç. 41-42). s. hattâ yıl­ da kurulduğu üzerinde durmuyor artık. A nkara 1980. Böylece aslında yıllar önce Köprülü’nün dikkati çektiği. 500. 33. haziran. fakat araştırm alarında olayın yüzyıl başını gös­ terdiğini. “ortaya çıktığı”nı hatırlatıyor. 700. Do­ ğu Batı. s. İs­ tanbul 1287. H âkim iyeti M illiye M atbaası. tertib -i cedit. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi. X I/66 (Haziran 1999). menşurun kötü kağıda bozuk imlâ ile yazıldığım gö­ recektik belki de. 269. Bugün bunların fazla bir ehemmiyeti olmadığını düşünüyoruz. 19 (Yaz 1999). zamanı programlamak ve geçmişi programlanmış zamana atıfla açıklamak. Kılıçbay. 1 2 Siyah ‘An’lar. "699 1299 4 Cemâziye’l-evvel. înalcık’tan Kafadar’a. 2733).: A h m et U ğ u r vd. Kaynak sayısının art­ ması neredeyse imkânsız hâle geldi. s. A. Fakat sikkenin sıhhati hâlâ tartışılıyor: M sl. Boguslaw Leshodorski. Bkz. Ne zamanım de­ ğil nasılım anlamaya çalışıyorlar. II. “D evletin A dı Yok . N eum ann. Yıl nazariyesinin en hoş izahı ise  lî’dedir. s. I-II. H alil İnalcık.lu Nüshalara Göre). trc. K. Tarihi ders kitabı olarak o k utulan ve o n beşten fazla baskı yapıp son­ 5 raki okul kitapları ile M ustafa N u ri Paşa’nın Netayicül-Vukûât’1 g ib i genel Osm anlı tarihlerine de rehber olan A hm ed Vefık P aşan ın (Ö m er Faruk A kün. takvime göre dönemle- mek. Şevket Pam uk. haz. Osman- lı Devletinin Kuruluşu. Osmanlı devletinin de “kurulmadığı”nı. Meselâ Efdaleddin Bey’in kaynakları arasında bulunan İdris Biclisî. I-II. cogito. “İlk O sm anlı Sikkesi N e Zam an Basıldı?”. haz. O SM A N LI |£ V H SİYASET . haz. II/7 (mayıs. Yakın za­ m anlara kadar hâkim iyet alâm eti olan hu tb e ve sikke konusu da böyleydi. s. Devlet-i Osmaniye Târihi.14 Öte yandan Attali. 279. sosyo-psikolojik ihtiyaçlara denk dü ştü ğ ü ile ilgili en­ teresan bir yazı İçin bkz. Keza ne H am m er ne Cevdet Paşa ay ve gün d en söz e t­ mezler. Efdaleddin (Tekiner). E rtürk. İstanbul 1999. Ecudes e t Maslanges.: Jacques A ttali. ve aynı şekilde. O ğuz Tekin. 308.

s. J . s. Ç. buna O sm anlı fetihlerinin “m eteorolojik sebebi” denebilece­ ğine dâir bkz. 17-26. İstanbul 1997. K öprülü ve W ittek 'iıı araştırm alarım görm ezden gelip gazâ ide­ olojisi ve örgütlenm elerini tarihi bir faktör olarak hesaba katm am a m oda­ sı. ed. Şartların önem i g ü n geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. 68-7. s.10 Meselâ bkz. Osmanlı Beyliği (1300-1389). 21). Zachariadou. “Osm anlı H anedanı Efsanesi”. 2 0 ’de) biraz da Co­ lin Im ber’i ima ettiğ i anlaşılan b ir üslupla “Bazı tarihçiler arasında şim di. 10). s. Berkeley 1995. S i O SM A N H f f l j SİYASET . çev.: G. tarihi açıklam ada yaya kalır" diyor. Bununla b irlik te yazar 1299 y ılın ı. 118. “ 13. “H ow to Read ‘Â shık Pasha-zade’s H isto ry ”. 207. çev. 114. A ttali. İstanbul 1998. Elizabeth A. Es- 12 Tabii H alil İnalcık’ın bilhassa üzerinde d u rd u ğ u (aynı m akale. aynı eser. efsane. “O s­ m an 'ın siyasî kariyerinde çok Önemli b ir aşama" olarak g ö rm ektedir (s. s. Im ber’in tenkide konu olan yazılarından ikisi Türkçeye de çevrildi: “Osm an Gazi Efsanesi". 31-50. İslâmî Araştırmalar. X X II/1 (1999).. Halil İnalcık.: Seyfettin Erşahin. k u ­ ruluşu 27 Tem m uz 1301’deki Bapheus (Koyunhisar) zaferine bağlam a fik­ rini yabana atm am ak gerekir. says in Ottoman History. s. ileri tarihçilik gibi algılanm aktadır. Osmanlı Beyliği (1300-1389). G üven vd. Jacques Lefort. 15 14 13 Bu mısraları Cemal Kafadar’dan aldım : Betıveen T m Wolds. The Constructi- on of the Ottoman State. tarihi yü­ rüten realitelerdir. s. Aslında m itoloji. 11 İnalcık (“O sm anlı D evletinin K uruluşu Problem i”. B arthold. Y üzyılda B itinya”. İdeolojileri hesaba katm ayan tarihçi. s. M esela Sakarya ırm ağı­ n ın b ir m ü d d et için yatağını değiştirm esinin T ü rk baskınlarını nasıl kolay­ laştırdığına.

milliyetçilik fikrinin yayılması ile fonksiyonunu yitir­ meye başlamıştı. zaten bir yığın dertle uğraşan devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştı. buralardan milyonlarca insan aç.OSMANLI'DAN MİLLÎ MÜCADELEYE İSTİKLÂL-İ OSM ÂNl G Ü N Ü KUTLAMALARI D O Ç. dağılma süreci içine girmişti. Pek çok müessesesi zamana göre kifayetsiz kalan ve özel­ likle de askerî ve siyasî gücünü çeşitli dış tesir ve iç çe­ kişmeler sonunda kaybeden devlet. Bu gelişmelerden sonra ne olacağı kestirilemiyordu. Trablusgarb’ın İtalyanlar tarafından işgali. G irit’in Yunanistan’a iltihâk arzusu.1 İttihatçılar. hatta 19. Bu felâket yılları millet üzerinde derin izler bırak­ mış. toplum üzerinde psi­ kolojik bir çöküntüye sebep olmuş. M EH M ET Ş A H ÎN G Ö 2 G A Z İ Ü N İV E R S İT E S İ G A Z İ E Ğ İT İM FAK Ü LTESİ irminci yüzyılın ilk çeyreği tarihte Türkle­ rİn en zor günleri olmuştur. Osmanh Devleti’nin dinî inanışa dayalı “millet sistemi’'. Yunanlı. bunun için de milletin büyük bir heyecanla iştirak edebileceği. DR. bir taraftan da ülke içerisinde bir­ lik ve beraberliği sağlamaya çalışıyordu. bu durumu düzeltebilmek için. Devlet erkânı ve ülkenin aydınları bu tablo içerisinde kendi akıl ve kabiliyetlerine göre çıkış yolları aramaya başlamışlardı. yüzlerce yıl­ lık vatan toprakları birer birer elden çıkmaya başlamış. Devletin son döneminde ardarda gelen savaşlar ve bu savaşların getirdiği felâketler ve en acısı yıllarca bera­ ber yaşadığı insanların ihanetleri. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli din. Osmanlı Devletinde kutlama törenleri daha çok padişahların cülüsları. bütün Türkler yeis ve endişe içerisine düşmüşlerdi. İktidarı ellerinde bulunduran İttihat ve Terakki Fır­ kası bir taraftan dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmaya çalışırken. Bu farklı toplulukları belli bir ülkü ve ideal etrafında toplamak geçmişe nazaran oldukça zor­ O SM A N U laşmıştı. Devletin istiklâli ciddî tehdit altına girmiş. şeklinde tanımlamaya başlaması. doğum yıldönümleri vb. dolayısıyla Osmanlı Devleti’ni çökme tehlikesi ile karşı karşıya getirmişti. bu heyecanı yaratmak için Osmanlının geçmişte nasıl büyük bir devlet ve millet olduğunu mil­ lete anlatarak yeniden o günlere dönülebileceğini anlat­ maya. içtimâî ve siyasî yapıda pek çok düzenlemeler yaparak önüne geçmeye çalışmışlarsa da birbiri ardına çıkan sa­ vaşlar ortamında buna muvaffak olamamışlardı. Sırp. sefil.yüzyılın sonlarına doğru bu çeşit kimlik kazanmanın Müslüman unsurlar arasında da yayılmaya başlaması. Ümitsizlikler ve ızdıraplarıyla birlikte pek çok meseleyi de buralara getirmişler. Bulgar vb. sis­ temi. mezhep ve milliyetlerden meydana geliyordu. yani unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi. Nitekim imparatorluk tebaasının bir kısmının kendisini Ortodoks olarak değil de. yorgun ve gelece­ ğinin ne olacağını bilemeden anavatana doğru akın akın gelmeye başlamışlardı. yeniden ayağa kalkmaya. Türkler arasında m illî kimlik şuûrunu kuvvetlendirmiştir. Bosna-Hersek’in AvusturyaMacaristan tarafından ilhakı. acı mağlubiyetlerin yurt ve milletin bağrında açtığı derin yaralar. Müslüman Arap ve Arnavutların isyan­ ları. İktisa­ dî. Bu sebeple Türk gençleri ve aydınları Osmanlının şanlı mazisine sığınmaya ve oradan ilham alarak. sebepler! SİYASET . Bulgaris­ tan’ın içinde pek çok Türkün yaşadığı Doğu Rumeli ile birlikte istiklâl ilân edişi. devletin bunlar üzerine asker gönderme mecburiye­ tinde kalışı ve nihayet Türk tarihinin en büyük felâketi olan Balkan Savaşı bu ortamda cereyân etmişti. millî duygu ve düşünceyi kuvvetlendirecek konuşmaların yapılacağı ve genç neslin geleceğe bu duy­ gularla hazırlanacağı millî günler ihdâs etmeye çalıştılar.

8 Temmuz 1909 tarihinde “Her Sene 10 Temmuz Tarihinin A ’yâd-ı Resmiye-i Osmânîyeden Addine dâir" 93 numaralı kanunla kabul edildi ve 1909 1913 yılında büyük bir merâsim ve yürüyüş tertîb edile­ rek başlayan bu bayram. Maârif Nezâreti memurlarından Mehmet Ziya Bey’in başvurusu üzerine. bütün milleti kucaklayan ve duygularını ifade eden bir güne de ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta­ dır. İlk kutlama törenleri 17 Kânûn-ı evvel 1329 (30 Aralık 1913)’da başlar ve 1923 yılına kadar de­ vam eder. bir kısım üyeler de her iki günü. II.le yapılmış ve zamanla da gelenekselleşmişti. bundan sonra bütün ülke çapın­ da ve devlet erkânının iştirâki ve organizasyonu ile yapıl­ mıştır. Meşrûtiyet’in ilânını müteâkip tartışılmaya baş­ landı. çeşitli cemiyet ve kuruluşların da iştirâkiyle OSMANLI Adı geçen gazetenin aynı nüshasında “Bugünkü İstiklâl-i Osmânî Ihtifâli Münasebetiyle” başlıklı yazıda ise. m il­ letin şanlı tarihini ifade eden ve millete. İlk olarak İzmit mebusu Ahmet Müfit Bey. Öyle ki mevzu üzerindeki ilm î tartışmalar yapılır­ ken. “Bugün İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i senev'ıyesine miisâdif ad­ dedildiği cihetle darülfünunlarımız tarafından bir ihtifâl ya­ pılacağı malûmdur. Husûsen Osmanlı Salta­ natının te’ sisinde azm ü himmetin ne hârikalar icâd ve ilâd ey­ lemiş olduğunu târihin mazbutu bulunmasına binâen mevcudi­ yet ve istiklâlimize kasteden varlıklar içinde yuvarlanırken vicdanî bir incizâb ile m illî hayatımıza sarılarak ilk te’ sîs et­ tiğimiz zamanların hâtıralarına ihya etmekten istikbâl için pek büyük azm ve ümit kuvvetleri alacağımıza şüphe yoktur:.2 İlk millî bayram. ’ ” 4 O dönemin matbuatında genişçe yer alan bu gün. Donanma-i Osmânî Muavenet-i Millîye Cemiyetinin yayın organı olan Do­ nanma Mecmuasının bir başmakalesinde bu husûsta şöy­ le denilmektedir: “Merâsim-i mahsûse-i tes’îdiyenin yâd-ı mefâhirin milletteki kuwe-i zindeyi tezyîd. Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi tam olarak tesbit edi­ lememiş olmasına rağmen hemen hemen bütün yazarlarca heyecanla karşılanmış ve teşvik edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak ileri sürdüğü 27 Ocak gününün millî bayram olmasını iste­ yen bir önergeyi meclise sundu. bu günün ehemni- yetine ve yaratacağı millî heyecana işaret ederek şöyle de­ mektedir: “ Dörtyüz çadırdan doğan Osmanlı istiklâlinin bu giin altı yüz altmış beş sene-i devrine tesadüf eylediği hesap oluna­ rak Pây-i taht’da â lî mektepler talebesinin ön ayak olmasıyla muhteşem ve m illî bir ihtifâl yapılacaktır. bu günün kutlanmasının toplum üzerindeki etki­ sine ve faydasına işaret edilmiştir. menşur ve alem ile Osman Bey’in Karacahisar’da kendi adına okutmuş olduğu hut­ benin tarihi kabul edilen 17 Kâtıûn-ı evvel gününü ilmî bir incelemeye de tâbi tutmadan kendiliklerinden kutla­ maya başlarlar. Bu önergenin 27 Ocak 1909 tarihinde görüşülmesi sırasında İstanbul Mebusu Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’in. Yıllardan beri yapılan bu törenlerin toplum üzerinde etkisinin azalması ve yeni telâkkilerin gelişmesi. Osmanlı aydınlarının ve Dârülfünûn talebelerinin sadece meşrûtiyetin kabul günü ile iktifâ etmeyip.3 Bu bayramın siyasî bir hareketi ifade ediyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki.1 tedkîk görüldüğünden o bâbda henüz k a t’i bir şey söyleniSİYASET m . mefâhir-i ecdadın ihyâsı şevk-i imtisâli teşdîd edeceği o kadar bâriz bir hakikat­ tir k i tekrarını cidden zâid addederiz. millî bayram olarak ilâıı edilmesi gerektiğini öne sürdüler. milleti topyekûn ilgilendiren ve kucaklayan millî günlere ihtiyaç duyul­ ması. Yunus Nadi Tasvir-i Efkâr gazetesindeki “Siyâsîyat” köşesindeki “İstiklâl ve İstikbâl” başlıklı yazısında.. Bu gün hakîkaten İstiklâl-i Osmânîyenin devr-i seneviyesi midir? Bu cihet tarih encümenince de muh­ taç. Cumhuriyetin ilânı ile birlikte bu kutlamanın yerini muhtemelen Cumhuriyet bayramları alacaktır. Üyelerden bazıları 10 Temmuz’un. mazisinden il­ ham alarak yeni bir atılımı başlatmasını sağlayacak heye­ canı kazandırabilmek için Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlama kararını alarak uygulamaya koyarlar. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün tesbitinden ziyâde. Osman Bey’e Selçuklu sultanı tarafından gönderilen hâ­ kimiyet alâmetleri tabi. Meşrûtiyet’in ilân edildiği 10 Temmuz (23 Temmuz) günü olması gerektiğini teklif et­ mesi üzerine mecliste tartışma çıktı. İstiklâl hâtırasının ihyâsı maksadıyla yapılacak bu tezâhiirlerden ümit ve emel ile parlayan istikbâli görmemek kabil mi­ dir?”5 yılından îtibâren de kutlanmaya başlandı. Dârülfünûn talebeleri ve Türk Ocaklı gençlerin ön­ derliğinde. Demek ki millet feyzli bir intibâh ile kendine geliyor. bir m illî bayram günü kabul edilecekse bunun II. bazıları da Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün.

her köşede tes’îd edebilmesini bargâhüs sahibden temennî ederiz.8 O SM A N LI I Osmanlıların istiklâl günü üzerine bu tartışmaların yoğunlaştığı ve iki tarihin ortaya çıktığı günlerde. “Balkan felâketlerinden beri dimağlarımızda ve kalblerimizde. nereye doğru gittiğini bilmek. “Binâenaleyh İslâm ve Türklüğün yeni can bulmuş oldukları bir günün tes’îd etmek fikri de gâyet mantıkî ve tabiî olarak doğmuştur. Bu tarihten başka tarihler de çeşitli yazarlarca telâffuz edildi. tesbît edi­ len tarihler arasında en çok itibar edileni olmuştur. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kuruluş günü olarak Selçuklu Devleti tarafmdan Osman Bey’e tabi. mukadderat-ı tarih'ıyyesini ve gaye-i mevcudiyetini idrâk etmek. nereden gelip. salnâmedeki bu bilgiye dayanarak daha sonraki salnâmelerde de yer alması sebebiyle. 330 Kânûn-ı evvelin l l ’sinde Payitaht ile Memâlik-i Osmânîyenin ekser bilâdında emsaline fâ ik bir sûrette istiklâl-i osmânî merâsimi icrâ kılındı. Kutlamalara İlk İtiraz. M ünif Paşa 1289 sene-i hicriyesini Osmanlı istiklâlinin altıyüziincü sene-i devriyesi ‘addederek. Darülfünun mârifetiyle tertîb edilen ihtifâl 11 Kânûn-ı evvelde yapılmış idi. Binâenaleyh iki ke­ re miibârek ve müsâveddir. Bu tarihlerin hiç birinin vesâike miistenid olnıadığını bî-muhaba ilân edebiliriz. Bu bayram şuûr-u millîyemizin teşkîli ilâmındandır. Bundan sonra tahminen 319 Kânûn-ı evvel-i işinde M ı­ sır’da bulunan münevver Osmanlı gençlerinden bir hizip orada bir ihtifâl. gerekse de merâsimât müteşebbisleri şâyeste-i takdir ve tebrikdir. Şuur ve vicdân-ı m illî nedir? Kendini tanımak. bir içtimâ ile yevm-i mübâreki tes’îde çalışmışlardır. diğe­ ri de Selçuklu Devleti’nin inkirâzı üzerine Osman Bey’in istiklâlini ilân ettiği kabul edilen 4 Cemâzi-yel-evvel ta­ rihidir. yazıya şöyle devam etmektedir. racağı şuûr ve vicdân-ı millîye dikkat çektikten sonra. fikirlerimizde ve İmlerimizde husule gelmiş olan tebed­ dülat tahlîl edilirken. bir müsâmere.lemez. şuur yâhud vicdân-ı millînin teşekkülünden ibarettir. ”1 iS T iK U iri o s m â n î g ü n ü n ü TE5BİT TARTIŞMAMIZI t 329 senesinde Türk Ocağı. Devlet ve milletimizin ebediyyen bu günü daha vasî’. Bu âmil. Osmanlılığın en şanlı miibeccel hâtırât-ı târîhiyesine ait bulunduğu cihetle sene-i devriyesine müsadif olsa da olmasa da haddi zâtında hissiyât-ı vatanperl'erâneyi ittihâz. maziyi tahzîr suretiyle istikbâl-i hazar gıb'ı fevâidi câlip olduğu cihetle gerek merasim. yeni ve gayet mühim bir âmilin doğmak üzre olduğu anlaşılır. Tartış­ malar daha çok iki tarih üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Tarihçi Osman Ferid’in Donanma Mecmuası’nda yayınlanan “Osmanlıların istiklâl Günü” başlıklı incelemesinde şu bilgiler verilmektedir: “İstiklâl-i Osmânînin devr-i seneviyesi hakkında ilk na işaretle miiteşşebisler takdîr edilmektedirler.günü akşamı Pera Palas’ta verilen bir ziyafet-i siyasîyye istikâl-i Osmânî ismi vesile ittihâz edilmişti. Mamafih darülfünunlarımız tarafından yapılacak me­ rasim.9 Osmanh Devleti’nin kuruluşu ile ilgili çalışmaların başlangıcı hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber çalışmaların 1913 yılından daha önceki yıllarda başladı­ ğı anlaşılmaktadır. İslâmiyet ve Türklüğün kök salmış olduğu her köyde. ”6 denilerek yapılan merasimin faydası­ 17 Kânûıı-ı evvel tarihinin dışında en çok kabul gö­ ren ve tartışılan 699 senesi Cemâzi-yel-evveli’nin dör­ düncü günü ilk defa 1268 tarihli devlet salnâmesinde yer almaktadır. buna dair sekiz sayfalık (Dâsitân-ı Â l-i Osman) nâmında bir manzume neşri ile ihtisâsâtını o devrin imkânı derecesinde ilân eylemiştir. gü­ nün tesbiti konusunda oldu.1 0 İstirdâd-ı meşrûtiyeti miiteâkib 324 Kânûn-ı sânîsinın 13. îşte şuur ve vicdân-ı m illî!” diyerek bu günün kutlanmasının millette doğu­ hiss-i tekrîmi duyan zât maârif nâzır-ı esbâkı fâ z ıl muhterem M iinif Paşa merhumdur. bu fik­ ri ilk defa ortaya atan hatta Meclîs-i Mebûsânın gündemi­ ne taşıyan Mehmet Ziyanın ileri sürdüğü 4 Cemâzi-yelevvel tarihi ile Dârülfunûn talebeleri ve Türk Ocaklı genç­ ler tarafmdan büyük merâsimle kutlanan 17 Kânûn-ı ev­ vel tarihleri arasındaki ayrılığı kaldırmak ve bütün Osmanlı Devletinde kabul edilecek bir millî bayramın zaS1YASET . Ağaoğlu Ahmet de Tercüman-ı H akîkat gazetesinde­ ki “Siyâsîyat” köşesinde “İstiklâl Günü” başlıklı yazısın­ da. Salnamede bu tarihin “ yevm-i istiklâl-i Osmâ­ nî” olarak kaydedilmesinin İlmî bir mesnedi bulunma­ makla beraber. ”n Kutlamaların başlaması üzerine dönemin matbuâtında heycanlı yazıların yanında ciddî ve İlmî tartış­ malar da yapılmaya başlandı. 17 Kânûn-ı evvel tarihinin doğru olup olmadığı tartışılmaya başlandı. alem ve menşur verildiği gün olan 17 Kânûn-ı evvel tarihi. daha muhteşem.

Gençliğin. 1 3 Ayrıca İstiklâl-i Osmânî gününün millî bayram olmasını isteyen Donanma-i Osmânî Muâvenet-i Millîye Cemiyeti de yayın organı olan Donanma Mecmuası’nda bu konuya geniş yer ayırmış. “Ordu. Ayrıca cemiyetin yayın or­ ganı olan Türk Yurdu dergisi de özel bir ek yayınlayarak “Türk Yurdu’m m İstiklâl Günü Hediyesi adıyla günün Bu konuşmayı müteâkip Harbiye Nâzırı İzzet Paşa talebelere hitaben yaptığı konuşmada: “Mefâhir-i M illîyeyi bu surette tebcil etmek vatanperverliğin en esaslı bir akide­ sidir. Orhan’ların. Hindistan sâhillerinde. konuşmalara geçilmişti. kendilerinin de kılıçla vatanı müdâfâ ettiklerinden bahisle gençlere teşekkür ve tebriklerini bildirir. o yıllardaki hemen hemen bütün sayılarında konuyla alâkalı çeşitli mektup ve araş­ tırmaları yayınlamıştır. selâm sana ey Osmanlı is­ tiklâlinin mukaddes ve miibeccel ordusu. ” diyerek ilim ve fennin temsilcisi gençlerin ilim ve fenle. Dârülfünûn ta­ lebelerinden Feridun Fikri Bey. ”1 5 araştırmada kesin bir tarih verilmemekle beraber 4 Cemazi-yel-evvel tarihinin daha doğru olabileceği ifade edil­ miştir. daha çetin. “ordu günü” hâline dönüşmüş. daha şerefli olan mu­ kaddes ordu! Pek yiğit Osman G azi’nin. daha sonraki yıllarda resmen ilân edilmiş bir gün olma­ masına rağmen 17 Kânûn-ı evvel tarihinde devlet nezdinde ve bütün ülkede devlet erkânının katıldığı ve mekteplerin tatil edildiği resmî bir tören halini almıştır. İSTİKLÂL. orduya hitâben veciz bir konuşma yaparak. sana Osmanlı Dâriilfi'ınûnu ve mekâtib-i âliyyesi nâmına bin selâm ve ihtiram. Murad’ların.1 4 OSAAANÜ Meclis-i Mebusân’a giderek orayı da millet nâmına se­ lâmlayarak bu gösterişli merâsime son vermişlerdir. devletin şan ve şerefinin tecâvüze maruz kaldığı bu günlerde Osmanlı Hanlığı’nın ilelebet payidâr olma­ sı için lâzım olan her şeyi yapmaya hazır olduklarını söy­ lediği konuşmasını şöyle tamamlar. metânet ve fedâkârânesine bütün varlığı ile vârissin. şanlı askerlerine timsâl olan ulu ordu! Sen o kah­ raman cedâdın-hamâset ve besâletine. ey vazifesi dün­ yanın her ordusundan büyük. Fâtih’lerin. Fakat tezelzül etmez bir i ’tikadla. “Istiklâl-i mübeccel-i Osmânîyenin sene-i devriyesini tak­ dis” için toplanan Dârülfünûn ve bilumûm mektep tale­ 28 Kâııûn-ı sânî sene 1329 tarihli bir yazıyla Tarih-i Os­ mânî Encümenine havale etti.! OSMÂNÎ GÜNÜNÜ KUTLAMA MERASİMLERİ Bütün bu tartışmalara rağmen 1913 yılının 17 Kânûn-ı evvelinde İstanbul’da başlayan kutlama törenleri. toplantılarda yapılan konuşmalarda ordu övülerek Dârülfünûn gençli­ ğinin her zaman ordunun yanında yer almaya hazır oldu­ ğu söylenmiştir. oradan da mânâ ve ehemmiyeti üzerine yapılmış çeşitli konuşma ve yazılara yer verdi. Bu besinin. Tekemmül Osmanlı memleketinde tanınacak bir ‘iyd-i millînin zamanın hakîkat-ı tarihiyyeye ‘add edilmek zaruridir. kânî’iz ki ay-yıldızlı bayrağın. Harbiye Nezâreti önünde yaptığı toplantıya devrin Harbiye Nâzırı İzzet Paşa ile Müsteşar Paşa ve “ümerâ ve erkân-ı zâbitân” iştirâk ederek hep birlikte Türkçe dua edilmiş. ardından kırmızı atlas üzerine beyaz ile işlenmiş “İstiklâl-i Osmânî” yazan bir sancak açılarak. Daha sonra encümenin bu konuda yapmış olduğu çalışmaların sonuç­ ları encümen üyelerinden Efdaleddin tarafından Tarihi-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nda “Istiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü hakkında Tedkîkât” başlığı altında yayınlandı.maninin kesin bir tarihe dayandırılması zarûretine dikkat çeken maârif nazırlığı “Devlet-i Osmânîyenin yevm-i istiklâli olan günde ihtifâl-i m illî yapılarak o giinü â ’ yâd-ı millîyeden itibar ve sene-i devriyesi tekrar olunmak lüzumu idrâk olununca o yevm-i muhteremin târîh-i hakîkisi bilinmek meselesi tezâhiir eylemiştir. Bunu nazar-ı dikkate alan maârif-i umûmiyye-i nezâret-i çeli­ lesi matlûb olan yevm-i istiklâlin zamân-ı tarihiyyesini vesaik ve miişahedâta istinâden tahkik ve tayin eylemek hususunu” fi Savaş ortamına rastlayan İstiklâl-i Osmânî Günü kutlamaları. Daha sonra Dâhiliye Nâzırı Talat Bey’i ziyaret eden hey’et bu­ günün :‘10 Temmuz yevm-i mübecceli gibi â ’yâd-ı resmîyeden” tanınmasını isterler. Bahr-ı M uhît-i Atlas ci­ varlarında gezdiren Osmanlı kahramanlarının ruhları seni te­ maşa ediyor. Bu kutlamaların öncülüğünü yapan Türk Ocakları büyük bir merasim tertîb etti. Saray-ı Hümâyûnu da ziyaret eden hey’et Padişahın kendilerini pencereden selâmlamasına “Padişahım Çok Yaşa” diyerek alkışlamışlar.1 2 Tarih-i Osmânî Encümeni yaptığı araştırmadan ke­ sin bir sonuç elde edemeyince gazete ilânı ile bu konuda bilgisi olanların yardımına mürâcâat edildi. I SİYASET . Selim’lerin Osmanlı Sancağını Viyana surlarında. selâm.

niyâz ederim” demektedir. Yirmi bini mütecâviz fevkalâde azîm bir kalaba­ lık teşkîl eden alay.1 8 telgrafta şöyle denilmektedir: “Bugün büyük hakan Osman Gazinin ilân-ı istiklâli sene-i devriyesi olmak itibariyle fevkalâde muhteşem m illî tezâhürat icrâ edildi.1 6 Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı ve de­ vam ettiği yıllarda heyecanlı. Mus­ tafa Kemâl Paşa 30.23 Sadece 1919 yılı kutlamalarında. Bu sebeple meşrûtiyetin yıldönümleri.24 Bugün vesilesiyle Türk’ün silâh ve vazife ba­ şına çağrıldığı bu toplantıda mülkî ve askerî yöneticiler birer konuşma yaparak toplantının sonunda “Ankara Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesine” 30/31 Kânûn-ı evvel 1335 tarihinde “Balıke­ sir’de İzmir Şimâlî Mıntıkası Miidâfaa-i Hukuk Cemiyet-i Hey’et-i Merkeziyesi Nâmına Vâsıf' imzasıyla gönderilen MUSTAFA KEMÂL. bu toplantıların sonunda başta İtilaf devletleri temsilcileri olmak üzere çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlûbiyetle neticelen­ mesi ve İstanbul’un işgali sırasında törenler yapılmayıp birkaç gazetede küçük yazılar çıkmışsa da 1919 yılından îtibâren yine aynı heyecanla ve işgal bölgesi dışındaki şe­ hir ve kasabalarda kutlanmaya devam edilmiştir. hey’et-i Kânûn-i evvelin 17 sinde kutlanan İstiklâl-i Osmâ­ nî Günü19 mütâreke sonrasının zor şartları altında da kutlanmaya devam edildi. Bunlardan biri de bay­ ramlardır. Bu tamîmde şöyle denilmektedir: OSM A NLI I SİYASET . Türk Ocağında da özel bir merasim düzenlenmiştir. Hey’et-i merkeziyemiz. haklarını aramalarını.21 Ayrıca Hey’et-i Temsiliye Reisi Musta­ fa Kemâl Paşaya da gönderilen telgraflarda İstiklâl-i Os­ mânî Günü kutlanmış. ■ ' Bu gün eyyâm-ı İstiklâl-i Osmânî olmak münasebetiy­ le arz-ı tebrikât eder bu vesîle ile vatanın temadiî halâsını ve devlet ve milletimizin altı asırlık şanlı istiklâl ile mazhar-ı sa'âdet etmesini cenâb-ı Hakdarı diler ve bu yevm-i mübeccelin sa’âdetini idrâk eden.22 Mustafa Kemâl Paşa da telgraf­ ların çoğuna cevabî teşekkür telgrafları göndermiştir. sanatkârı gibi her türlü sınıf-ı içtimâîyesi kendilerine mahsûs sancaklarıyla teza­ hürata iştirâk etmiş ve mukaddes hilâlimiz. belediyelere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bir telgrafta. Kuva-yı M illî’ ye­ den dörtyüz miisellah süvarinin önünde kemâl-i iclâl ile dalgalanmıştır. ülkenin değişik bölge­ lerinde seksene yakın şehir ve kasabada törenler yapılmış ve bu törenlerin sonunda çeşitli makamlara telgraflar gönderilmiştir.12. Meselâ 30. 21. coşkulu büyük törenler ve fener alayları düzenlenerek milletin heyecanının diri tu­ tulmaya çalışıldığı görülmüştür. millî heyecanı diri tutmak. esnaf. bil’umûm milletdaşlann yek diğerini tebrike şitâb eylemelerini temennî eyleriz.1335 tarihinde Kuva-yı Millîyenin merkezi olan Balıkesir’de çok büyük bir merâsim düzen­ lenmiştir.12. Gecele­ yin Kuva-yı Millîye karargâhında meşaleler yakılarak mızı­ kalarla şenlik yapılmaktadır. Böylece bu günlerin heyecanından istifâde ederek milletin büyük toplantılar yapmasının ve sonun­ da da.1335 tarihinde “bilumum” kayıtlı tamîminde bu günün kutlanmasını istemiştir.. çeşitli dinî1 7 ve millî günlerin kutlanmasından da bu mânâda istifâde ediyordu. Hey’et-i Temsiliye Nâmına Mustafa Kemâl”20 Mustafa Kemâl Paşanın bu tamîmi üzerine Anado­ lu’nun pek çok şehir kasabasında mitingler ve törenler yapılmış. iş­ gallere karşı milleti hazırlamak. Memleketin çiftçi. vatanımızın halâsı ve selâmetine medâr olduğu cihetle iş bu iyd-i millînin parlak merasim ve vatanperverâne tezâhürâta vesîle olması ve her tarafa münasip suretle tamîm ve tebligât î ’ta buyurulmasmı. İstiklâl-i mübeccelimizi hiç­ bir zaman fedâ edemeyeceğimizden bahis olan bu nutuklar bin­ lerce kişinin ahd-u peymân sadâlanyle karşılanıyordu. başta İtilaf devletleri olmak üzere çeşitli devletle­ re protesto telgrafları göndererek. memleketin muhtelif mahallerini dolaşmış ve âteşîn nutuklar îrâd edilmiştir. istiklâl için kararlılıklarını duyurmalarını istiyordu.1335 tarihinde bütün vilâyetlere.7. millete millî şuûr ka­ zandırabilmek için onu harekete geçirebilecek her türlü gelişmeden faydalanmaktadır. “Rûh-ı millînin kudretini bilhassa bu aralık cihana gös­ termek. Bu kutlamalar oldukça büyük toplantılarla memleketin her tarafında icrâ edildi. Galeyân ve azm-i m illî şâyân-ı şiikrân bir derecededir. şehitler için okutulan mevlitler.. Mekteb-i Hukuk talebeleri de Şehzâdebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda özel bir müsâmere tertîb etmişler. PAŞA VE İSTİKIÂIrl OSMÂNÎ GÜNÜ KUTLAMALARI Mustafa Kemâl Paşa.Aynı gece Mekteb-i Tıbbîye talebeleri fener alayı tertîb ederek bir ziyafet vermiş. Bu tür toplantıların vatanperverâne tezâhürâta vesile olmasını istiyordu.

sarsılmaz azmi karşısında bütün düşmanla­ rın makbûr kalarak mukaddes istiklâlimizi süngülerimizle daima muhafaza edeceğimiz ümîd-i kâvisini iblâğ eyleriz efen­ dim. son yıllarında ise azalan bu günün kutlanması daha çok Dârülfünûn talebeleri ile Türk Ocaklı gençler tarafından tertîb edilmiştir. sulh ve sü­ kûn döneminin başlayacağı ümidini besleyen Türk m il­ leti mütârekenin şartları hilâfında uygulanması karşısın­ da kendini yeniden uzun ve kanlı bir mücâdelenin için­ de bulmuştur. ”25 Harbi mağlûbiyetinin ortaya çıkardığı sıkıntılı günler­ de. millî birlik ve beraberliği sağlamada önemli rol oy­ namıştır. İşte bu ortamda “İstiklâl-i Osmâni Günü”nün an­ lamı. şimdi de Türk.. yarın da Türk olacaktı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününü kutlamaktan ziyâde devletin ve milletin istiklâlini koruma anlamını taşımaya başladı. Türklerİn elinde kalan son vatan parçası üzerinde istiklâlini koruma savaşı hâline dön­ müştür. Karacahisar’da adına hutbeler okuttuğu. Bu millet Bağdat’ta ne idiyse. Türk­ lüğün devamıdır. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’nin içine düş­ tüğü menfî durumdan kurtulmak için millete yeni heye­ can ve millî şuûr kazandırmak gayretlerinden biri olarak faydalanılan millî gün ve bayramlar. Millî mücâdelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’nın özellikle 1919 yılında bu günün kutlanması tamîmini yayınladığı günler. zarları konu hakkında makaleler yazmışlardır. resmen kabul edilmemiş olmasına rağmen “Istiklâl-i Osmâni Günü”nü en yüksek seviyede kutlanmasını sağla­ Millî mücâdele döneminde Kuva-yı Millîye’yi des­ tekleyen Anadolu gazetelerinden Yeni Gün. Osmanlı’dan önce de Türk’tü. Türklüğü Ergenekon’dan çıkaran efsane tercih edilmektedir. Viyana surları önünde görüldüğü za­ man da o idi. Osmanlı hükümeti tarafmdan hak­ kında tutuklama kararının çıkarıldığı ve saltanat maka­ mı ile ilişkisinin kesildiği döneme rastlamaktadır. Mustafa Kemâl Paşa’nm başlattığı milletin is­ tiklâlini koruma mücâdelesini kazandıracak ruhu Türk tarihinin derinliklerinde aradığı ve buna önem verdiği görülmektedir. Bugün Osman G a­ z i’nin şahsında Türklüğün an’ane. Anadolu’da mücâdele eden in­ sanlar. Buna rağmen. asırlarca süren iniş çıkışlarıyla insanlık dünya­ sına kök salmış bir devletin. yeniden o günlere dönülebilecek ru­ hu ve içine düştükleri kötü vaziyetten çıkışın yollarını arıyordu. Pek çok şehir ve kasabada yapılan tören­ lerde yapılan konuşmalar ve sonunda gönderilen telgraf­ ların muhtevâsına bakıldığında bunu görmek mümkün­ dür. ”26 SONUÇ 20. aynı bağımsızlığın devamı için uğraşmaktaydı. Millet bu günde tarihinin ve milletinin haşmetini görüyor. şeref ve izzetini selâmlama­ mız daha uygundur. 31 Aralık 1920 tarihli Yeni Gün gazetesi bugünün kutlamaları için “halkın itibar edebileceği bir âdettir” böyle bir günü mensup olduğu millet ve devletin büyüklük ve şanından söz etmeye sebep olacağı için önemli bulurken. 600 y ıl kadar önceye uzanan bir olayı değil. Balkan H arbi’ni müteâkip daha büyük bir sa­ vaşın içinde kendini bulan Osmanlı Devleti yöneticileri. bağım­ sızlık vadisinde yol almasıdır.Tarihin Türk’ü esir diye kaydettiği bir zaman yoktur. Şimdi m illî bağımsızlık ve İslâmiyet’in onurunu savunan kutsal bir mücâdele içinde de odur. aynı cinsten bir anlayışın. Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında ülkenin her tarafında yoğunlaşan. A na­ dolu. özellikle Balkan O SM A N I I ren SİYASET . köşe ya­ zarı Yunus Nadi Bey de yazısında şöyle demektedir: “.muhtermmizin bu m illî bayramını tes’îd eder ve T ürk’ün ec­ dâdından mevrâs. Bütün dünyaya meydan okuyan bir mücâdele içinde olan A na­ dolu’da her hangi bir bağımsızlık bayramı yapılabilirdi. Hâkimiyet-i Millîye gibi gazetelerde “İstiklâl-i Osmânî Günü” için sütunlarında geniş yer ayırılmış ve köşe ya­ mışlardır.. Mondros Mütârekesi ile savaşın biteceği. Öncesi bağımsızlık olan Türklüğün. Açıksöz. Bu savaş. Osmanlı Devleti’­ nin kuruluşu.

K âzım Özalp.g. F. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. F.29. M ısır'da b u lu n uyordum .T.m . 418. Tercüman-ı Hakîkât Gazetesi. Ayrıca H ayrullah Efendi’nin Tarih-i D evlet-i Aliyesi. K um andanlara ve M üstakil M utasarrıflara Şeref-i idrâkiyle m es’ûd ve m ü b âh î olduğum uz m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm ası­ nı tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. s. 1336/26 F 4. İstan b u l. D . D. 18 K âııûn-ı evvel 1329.g. S. 9- kü İhtifâli. Tücec.29. D .. c. 31. Tasviri Efkâr. 22 Bunlardan b ir tanesi ATAŞE K . no: 103..3-3 “Valilere. 20 ATAŞE K . S. Tarih ve Top­ lum Dergisi. no: 27-75.g. 18 K ânûn-ı evvel 1329. 1. m utasarrıflar. 4 1 8 ”. F. işte g ü n ü n birinde M ısır’da bundan onbeş yıl evvel bu esrarengiz insanlardan biri ba­ na yaklaşıp dem işti: ‘İyd-i M illînizi teb rik ederim . 30 K ânûn-ı evvel 1913. 30 Kâ- m übarek olmasını tazarru’ eyler arz-ı teb rîk ât ederiz. M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti Reis ve üyeleri ile eşraftan ve h alktan im ­ zalar b ulunan bu telgraflarda g ü n ü n ehem m iyetini ifade eden m illî b irlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan hâli hazırdaki d u ru m u protesto eden İfadeler bulunm aktadır.” “Yevm-i İstiklâl-i O sm ânî H akkında T edkîkât”.3-2 “Sadrazam D eveltlû Faham etlû A li Rıza Paşa H azretlerine Şeref*i idrâkiyle m ü b âh î olduğum uz m evlîd-İ nebevî-i hazret-i risâlet penâhînin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve m übârek olm asını Cenâb-ı H a k tan tazarru’ eyler H ey ’et-i celîleye arz-ı teb rîk ât ederiz. no: 25. 3 K ânûn-ı sâ­ nî. K . K . Bu Özel sayının içinde şu yazılar bulunm aktadır. 1919-1922. 2. kum andanlar. 1336.3-1 “Atabe-i Felek-M ertebe-i H azreti Tâcidar-ı A’zamîye M akam -ı akdes-i hilâfet penâhîlerine cân-ı dîlden m erb û t b ü tü n âlem -i İslâm m ve tebaa-i sâdıkları b ilu m û m m uvahhîdînin şeref ve idrâkiyle m es’ud ve m ü b âh î olduğu m evlîdi nebevi-i hazret-İ risâlet-penâhînin baş­ ta zât-ı şevket-sûm at-hazret-i Tâcidârîleri ve hânedâıı-ı celilüşşânlan ol­ d u ğ u hâlde vatan ve m illet h akkında m es’ud ve m übârek olm asını Cenâbu r-R âhm anu r-R ahîm ’den tazarru' eder tebrîkât-ı ubudiyetkârânem izi kem âl-i ta ’zîm ve hürm etle sidd-i şubelerine arz eyleriz. 579-582. D. “ İstiklâl-i O sm ânî”.29. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Temsîliyesi N â ­ m ına M ustafa K em âl” ATAŞE. no: 37-85 s.. 80. “B undan takriben onbeş yıl evveldi. Valiler. 11 O sm an Ferid. İzm ir'e D oğru G azetesi. 30 A ralık 1921 tarihli İkdam gazetesinde bu k o nuda şunları yazmaktadır. 4 K ânûn-ı sânî 1915.: S. “O sm ânlı İstik lâlin in D ü n ­ OSM ANU g j j ] H am dullah Subhi A kçuraoğlu ri. bu gü n 30 K ânûn-i evvel g ününe tekabül etm iştir.1335 tarihli telgraflarda şöyle denilm ektedir: “H ey ’et-İ M erkeziyelere H ulûliyle b ü tü n m uvahhidîııin m üşerref ve m ü b âh î olduğu m evlîd-i nebevî-i hazret-i risâlet-penâlıîm izin vatan ve m illet hakkında m u tm ain ve 2 Haşan Albayrak. no: 27 -7 5 . “Müşahad-e ve Mülahaza. Bu Dosyada sek­ sen adet belgede çeşitli şehir ve kasabalarda yapılan törenler hakkında bil­ g ile r verilm ekte. K um andanlar ve m üstakil m utasarrıflıklara Sivas’tan gönderdiği 5. 1979. O zam ana kadar yal­ nız beş-on T ü rk genci arasında m u teb er olan bayram resm ileşti ve u m û ­ m a teşm îl edildi. Tasviri Efkâr. D. F. zikr olunan tarih bu nüshada m evcut değildir.y. 32. 17 Kâııûn-ı evvel 1329).12. 7 A ğaoğlu A hm et. M illî M ücâdele. deki belgede K â­ SİYASET . Donanma Mecmuası. nûn-ı evvel 1915. " Osmanlıların İstiklâl Günü” Donanma Mecmuası. no: 33-81.1 3 3 6 /2 6 . İkbâl-i İstikbâle D oğru. “İstiklâl Günii’'. 16 17 A. s. 30 A ralık 1921. Selâm Sana H akan’a H ita b Ocağım M ehm et Em in N ecdet H alid e Edip 19 1 M art 1917 tarihinde kullanılan takvim de yapılan değ işik lik ten dolayı. H a tta salnam enin neşrinde m ühim rol oynayan Ahm et Vefık Paşa Fezleke-i Târîh-i Osm ânîyyesine bu tarihi alm am ıştır. 12 Efdaleddin. S. sene 5. “İstiklâl-i Osmânî Tarih ve Günü Hakkında Tedkîkât”./V/4 Milliyetçiliğinin Doğuşu (1876-1908) çev. M aârif ve Dâhiliye N âzırlarıııın N u tu k ları İstiklâl Günleri A hm ed Refik T ürk Ocağı R eisinin N u tk u T ürk Y urdu M ü d ü rünün N u tk u T ürklük Şuuru D ârülfünûn ve O cakta İstiklâl G ü n ü 15 “Tarih-i İstiklâl-i O sm ânî. 1336/26. İstiklâl Günü­ mü ?” İkdam Gazetesi. 0 . Ayrıca 1268 senesinde kurulm uş olan Encüm en-i Dâniş H ey’e t’ine dahil olup. A n k ara. E Erdem . K . 10 Yakup K adri (Karaosm anoğlu) b ir yazısında b u n u tesb it etm ektedir.1 3 3 6 /2 6 . 43 s. (T ürk Yurdu. D ü n k ü M erâsîm -i Fevkâlâde Tezahürât-ı M il­ lîye” Sabah Gazetesi. s. 31. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası 1 N isan 1330. s.1 3 3 6 /2 6 . tören yapılm ayan yerlerden ise A nadolu ve R um eli M ü ­ dâfaa-i H u k û k H ey’et-i M erkeziyesine ku tlam a telgrafları gönderilm iştir.l 8 "İstiklâl Günü". "Hey’et-i Mezkûrece Devlet~i Âliyye-i Osmânîyenin ibtidây-ı teşekkülünden îtibâren tarihini kaleme almaya memur olan mektfıbîzâde Abdülaziz Efendinin tarihinde dahi 4 Cemâzi-yel~ewel sene 69 9 tarihi görülme­ miştir. Bu kayd 1268 senesinden îtibâren neşrolunan salnâmelerin hepsinde m ünderic olduğu halde O sm anlı ilim adamlarınca bu tarihten sonra kalem e alınm ış olan tarih kitaplarından hiç birinde bu tarihe yer verilm em iştir. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE. s. Anadolu ve Rum eli M üdâfaa-i H u k û k Cem iyeti H ey ’et-i Tem sîliyesi N â ­ m ına M ustafa Kem âl" ATAŞE.29. 13 14 Haşan Albayrak. 1336/26 F 4-77. Tasvîr-i Efkâr. 1336/26 F 4-4. a. 36.29. s. s. Donanma Mecmu­ ası. E rtem . Tem m uz 1987. Bu telgrafların altın d a valiler. başta Padişah ve Sadrazam olm ak Ü2ere.1 David Kushner. Donanma Mecmuası.. O sm anlıdan C um huriyete M illî Bayramlar. 3 4 a.m . s. O nların bu kaydı görm em eleri kabul edilem eyeceğinden bu d u ru m u n dikkate alın m a­ sı icap etm ektedir. no: 103. Meselâ 1919 yılının A ralık ayında yani İstanbul h ü k ü m eti ve saltanat m a­ kam ıyla resm î ilişkisinin kesildiği günlere rast gelen M evlîd g ü n ü m üna­ sebetiyle. K . o zam an Av­ rupa’da olduğu gibi M ısır’da da b ir çok Jö n T ü rk ler var idi. 514. 15 Şubat 1915. D .3-4 18 ATAŞE. 15 M art 1915.29.29. 21 Bu telgraflar için bakınız: ATAŞE K . R. Yakup K adri. ilk sâlnâme 1263 tarihinde neşredilm iş olup. F.1 3 3 6 /2 6 . 30 Kânûn-ı evvel 1913.1988. 6 "Bu Günkü İstiklâl-i Osmânî İhtifâli Münasebetiyle”. 9 Oysa. K .. H ey ’et-i Merkeziyeler. belediye reisle­ H arbiye. Cevdet P a şa n ın Kısas-ı Enbiyasının son cildinde de bu tarih bulunm am aktadır. 5 Yunus N adi. D. 4 K âııûn-ı Sânî 1915. “İstiklâl ve İstikbal".29.

F. ATAŞE. Yunus N adi. K -29. 31 Aralık 1920. 4-2. N u re ttin G ülm ez. Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi. 1336/26 F 4-83. m illetin bu g ü n k ü evlâtlarına tam am iyle m üntekil olduğundan yine şeref ve sa adetli g ü n ler idrâk edeceğimiz emsilesini ta’zim âtım ızı terdifen arz eyleriz. 263.1 3 3 6 tarihi ile “Sürmene Kaym akam ı 25 26 24 Şevket Beyefendiye” göderdiği cevabî telgrafında şöyle dem ektedir: “Sür­ mene alıalî-i m uhterem esinin İstiklâl-i Osm âni m ünasebetiyle icrâ e ttik ­ leri tezâhürât-ı vatanperverâneye teşekkür eder.zım K arabekir tarafından 6 K ânûn-ı sânî 1336 tarihinde Erzurum 'dan gönderilen telgraftır. deki belgede. 1336/26. 1999. D. OSM A N LI J J J I SİYASET . S. Sürm ene’deri gönderilen telgrafa M ustafa Kemâl Paşa. vatanım ızın tam âm î-i istihlâsı tem ennîyatıııı terd îf eylerim efendim .1 . Bu telgrafta şöyle denilm ektedir: “Ankarada H ey'et-i Temsîliye Riyasetine Yevm-i istiklâl-i m illîm izi m ütekâbileten tebrik eder ve altı asırlık necîp ve pâk hamiyetli bir kan.” 23 ATAŞE K. H ey’e ti Temsîliye Nâm ına M ustafa K em âl” Bu m erasim iie ilgi haberler “İzm ir’e D oğru Gazetesi"nin 1 Kânûn-ı sânî 1335 tarihli nüshasında oldukça tafsilâtlı bir biçim de verilmiştir.29.3. Kurtuluş Savasında Anadolu'da Yeni Gün. Ankara. 7. D. 15 nci K olordu K um andanı M irliva Kâzım Karabekir.

.

RUMEEİYE GEÇİŞ SİNİR. SIN IR BÖLGESİ VE ÇEKİRD EK OLARAK OSMANLI BALKANLARI 205 O SM AN LIN IN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER 212 RKEN OSM ANLI D O N EM İ (1299-14S3)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ 217 .

.

S IN IR BÖLGESİ VE Ç EK İR D E K OLARAK O SM A N LI BALKANLARI ASST. sipahi adı verilen Silahlı bir süvari olan ve veri­ len bu iradı kendi (ve tımarın büyüklüğüne bağlı olarak sayıları değişen hizmetlilerin) geçimini sağlamak için kullanması beklenirdi. Bu tanım hala geçerliliğini korumaktadır. PROF.SIN IR. Osmanlı İmparatorluğu için. Sugar. yüzyıla kadar Osmanlı askerî gücünün dayanağını oluşturdular. XVI. Aynı za­ manda. “Sınır” ve “hudut" terimleri gibi. Balkanların. İmparatorluğun hem sınır hem de çekirdek parça­ sı olup olmadığı tartışılacaktır. Çekirdek eyaletler olarak organize edilmelerine rağmen. Bununla beraber. Sipahi adı verilen bu askerin. modern düşüncede tam bir “hudut” değil de uçsuz bucaksız bir “ara bölge” olarak düşündüğünü bilmek önemlidir. en önemli iki sını­ rı Güney Batı Asya’da İran’la ve Ortadoğu Avrupa’da Hıristiyan alemi ile olanıdır. Osmanlı sı­ nırı her açıdan teoride. Osmanlılar Avrupa sınırı­ nı. basit bir huduttan daha fazla görmüşlerdir. “çekirdek eyaletler” terimini “Peter. Sugar”dan aldım. PETER M ENTZEE U TAH UNIVERSITY /A . Osmanlı İm paratorluğunu düşmanlarının yaşa­ dığı topraklardan ayıran çizginin. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınır dinamiğinde XVII. Balkan çekirdek bölgesi eyaletlere. Osmanlı İm paratorluğunu ta­ mamen değiştirmiştir. Biz bu makalede İkincisinin üzerinde duracağız. Sınır bölgelerinde konuşlananlar genellikle vergi ve­ ren devletlerdi. tımar denilen bir arazi parçasıyla ödüllendirilebiliyordu. Ben. Çok genel olarak ba­ karsak tımarlar. Yani Osmanlının Avrupa sınırı. sü­ rekli savaş halinde olan imparatorluklar arasında keskin O S M A N II I bir sınırdır. eyaletler de san­ caklara bölünmüştü. İmparatorluğun Kuzey Afrika’da bir sınırı olmasına karşın. Bir Kuzey Amerika metninde “sınır” Frederik Jackson Turner’in söylediği gibi “Medeniyet ve barbarlık arasın­ daki buluşma noktası” olarak ifade edilir. Bu makalede “sı­ nır” olarak adlandıracağımız yer işte bu bölgedir. dünyanın Dar-ül-İslam (İslam ül­ kesi) ve Dar-ül-Harb (Savaş ülkesi) olarak ikiye bölün­ mesini temsil eder.D . yüzyıl bo­ yunca süre gelen değişim. İlk önce araştıracağımız şey Osmanlı Balkanları kapsamında “sınır” ve “çekirdek” kavramlarının anlamı­ dır.B . Sipahiler. yüzyılın sonu ve XVIII. F. Bunlar Osmanlı merkezi hükümeti tarafından direkt olarak yö­ netilen ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ayrılmaz birer parçası olan eyaletlerdi. Balkanların bir kısmı her zaman Hıristiyan alemine sınır olmuştur. Balkan­ ların. Bir şekilde diğerlerinin arasın­ dan kendini gösteren bir asker. Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan alemiyle olan sınırı her iki tanımı da içine almaktadır. Osmanlı tarih ve kültüründe mer­ kezî bir rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa’daki sınırı yüzyıllar boyunca Balkanlar olmuştur. “çekirdek” keli­ mesinin de birçok değişik anlamı vardır. SİYASET . Aslında Osmanlı kültüründe sınırın önemin­ den dolayı Balkanlar. DR. “Sınır” benzeri terimlerin anlamı çok net değildir. Bu­ nunla beraber. Osmanlı Balkanlarının pozisyonu bir istisna teşkil etmekteydi. smanlı İmparatorluğu sınır fikrinden çok et­ kilenmiştir. İngiliz lite­ ratüründe “sınır” “hudut”la aynı anlamda kullanılır. Ortaçağ Avrupa derebeylik arazileriyle bazı benzerlikler taşırlar. sıradan bir sınır bölgesi olmaktan çok daha önemli bir yeri vardır. Diğer bir deyişle. Bu yüzden bu makalede. “Çekirdek eyaletler” ve “vergi veren devletler” arasında bir ayırıma işaret etmiş­ ti. Bölge çoğunlukla tımar adı verilen toprak parçalarından oluşuyordu. Ama.

Sınırlarda yaşayanlar. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Avru­ pa Hıristiyan alemi arasındaki sınır (Dar-ül-İslam ve Dar-ül-Harb arasında) Balkanlara doğru ilerlemiştir. Osmanlı kuvvetlerinin Avru­ pa’ya ilk girişi 1345 yılında olmuştur. XVI. Sınır. Anadolu’da XII. Dar-ül-Harb üzerine yayılmasıydı. Gazilerin amacı Darül-İslam’ın. sadece İslam Kanunları altın­ daki toprak parçasının büyümesiydi. Slovakya ve Polonya’nın bulunduğu Balkanların Kuzeyi­ ne kadar ilerlemiştir. Osmanlı toplumunun organi­ ze yapılanmasına uyum gösteremeyenlerden oluşurdu. askerî sınır böl­ gesi Sava ve Danube nehirlerinin Karadeniz’e dökülme hattına paralel bir hatta kaydı. yüzyılda başlayıp XVII. Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri ve m ütte­ fikleri tarafmdan yapılan sayısız askeri muharebe.Bu idari düzende. Osmanlı İmparatorluğu ve Hıristiyan alemi arasındaki sınır bugünkü Macaristan. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yayılma girişimi parlak Bizans İmparatorluğu’nun sınırındaki Kuzeybatı Anadolu’da başlamıştır. Osmanlı sınır bölgesinde ciddi organizasyonlar yoktu. Osmanlı İmparatorluğu tafih ve kültüründe önem­ li bir rolü vardı. Gazâ fikri özellikle Osmanlı İmparatorluğu öncesi Anadolu’da ortaya kon­ muştu. Osmanlı tarihi içerisindeki önemli bir nokta da. İmparatorluğun yetkilileri için sınır arazileri dün­ yanın köşeleriydi. Balkan bölgesinin.Hırvatistan sınırının olduğu yer olan Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasın­ daki bölgede kaldı. çiftçilikle ve özellikle Osmanlı arazisine saldırarak geçinirlerdi. Osmanh sınırları XVIII. aşağıdaki incelemenin de göstereceği gibi. bulundukları eyalet­ ten tamamen özerkti ve komutanlar direkt olarak Viyana’ya bağlıydılar. Sınır savaşçıları birbirleriyle sürekli savaşmış ve her iki taraftakilerin de bu mücadelelerini. imparatorluğun belirişi sırasında Osmanlı askerî gücünün büyük bir çoğunluğunu oluşturur­ ken. Osmanlıların da yayılmalarını etkile­ yen bir dizi inanışları vardı. sınırın bağlı olduğu sancak­ tan geniş bir özerklikleri vardı. yüzyıllarda da Ortodoks Sırplardan oluşuyordu. yüzyılda Osmanlılar Macaristan’ın dışına atıldıklarında. özel kural ve düzenlemeleri de beraberinde getirdi. yüzyıla kadar sabit tutmayı başardılar. Adriyatik Denizi ve Sava Nehri arasında askeri bir sınır bölgesi organize ettiler. Greıızerler sınır bölgesi içindeki çift­ liklerde yaşarlar. XVII. yüzyıla kadar süren. Bu tarihten itiba­ ren XVI. ve özellikle XVIII. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Osman’a (Osmanlı Ülkesinin kurucusu) bağlı bir grup gazi tarafmdan genişletilmiş ve Dar-ül-İslam’m yayılması “Osmanlı İm­ paratorluğu’nun resmi varoluş nedeni” haline gelmiştir. yüzyıl başOSM A N LI larında daralmaya başlayınca. Bu inanışlar “gazâ” (kutsal savaş amacı) terimiyle özetlenebilir. Bununla beraber. XVIII.XIV. Bu SİYASET . ele geçirilen bölgede yaşayanların İslami­ yet'e döndürülmesi değil. sınır Adriyatik denizinden Karadeniz’e kadar Sava ve Danube nehirlerini takip ede­ rek bir kez daha Kuzey Balkanlara yerleşti. Bu yüzden sınır sancak­ larının hudut bölgeleri yetkili sancak beyleri yerine uç beyleri tarafından yönetilirdi. Bu savaşçılar Alman paralı askerle­ ri ve “Vlach” denilen Ortodoks Balkanlılardan. Sınırdaki askeri ve sosyal değişimler. baskın ve akınlar geniş Macaristan Ovasını kullanılmaz bir ara­ zi haline getirmiş ve Kuzey Balkanların büyük kısmını harab etmiştir. Askerî sınır bölgeleri. Osmanlı uç beylerinin. 1575-1683 yılları arasında. “Batı”nın ABD tarihinde önemli bir rol oynamasına benzer sebep­ lerle. Habsburg sınır bölgesi “grenzer’lerin eviydi. Habsburg askerî sınırının tersine. önceleri özellikle Doğu Anadolu’dan gelen Türk aşiret göçmenlerinin ve sonraları Osmanlı padişahlarının köleleri olan Kırım Tatarlarının gönderildiği yerdi. Amerikan tarihindeki “Belli Kader” fik­ rinin önemi gibi. Osmanlılar bu hattı XIX. İmparatorluğun “çekirdeğini” oluşturmanın yanı sıra. Habsburglar 1522’de.. yüzyılda Osmanlı sultanları ve onların danış­ manlarının inşa etmeye başladığı sofistike ve düzenli devlet ve topluma uygun olmayacakları ispatlandı. kutsal savaş fik­ riyle bütünlemişlerdir. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu ve çeşitli Türk savaşçıları arasında yüzyıl­ lardır süregelen savaş durumu tek bir sınır kültürü yarat­ mıştı. XV. Bununla beraber Avrupa sınırının bir kısmı şu anda yaklaşık Avrupa . Türk gazi savaşçıların. Gazilerin Anadolu’nun çeşitli yerle­ rinde devlet kurmuş yerleşik Müslüman Türkler tarafın­ dan sınıra doğru itilmeleri ve bu Türklerİn gazilerin ba­ ğımsız ve tehlikeli girişimlerine maruz kalıp ve tehdit edilmeyi istememeleridir. Bu yayıl­ manın anlamı. iki sınır bölgesinin ortak özellikleri vardı.

Diğer Hıristiyanlar. Sınır boyunca sınır koruma muhafızı olarak gö­ rev yapar. Akıncılar Müslüman ve Türk asıllılardı ama XVI. Asıl martulozlar Osmanlı kuvvetlerine katılan Bizanslı veya Slav feodal soylularıy­ dı. XV. Osmanlılar bu göçebe Türkleri İmparatorluğun sınır bölgesine sürmeyi uygun gördüler. İslam dinini kabul eden yerli Balkan halkından. Bunlar. voynuklar da­ ha çok Osmanlı askerî mekanizmasının bir parçasıydılar. ünlü Yunan Paleolog ailesin­ den İslam dinini kabul etmiş bir aileydi.sebeple. voynuklar da.I I lulukları babadan oğula geçerdi. yüzyılların diğer bir karakteristik Osmanlı yardımcı kuvveti de voyııuklardı. Balkanların. Akıncıların içindeki bir grup da müselleıılerdi. Bulgar voynuklarının en önemli görevlerinden biri. Aslında önde gelen akıncı aileleri. yüzyıl­ da Osmanlılara arazilerini veren eski Balkan feodal asil­ leriydi. yüzyıl ortalarında Osmanlılar Bal­ kanların kuzeyine iyice yerleştikten sonra. De­ liler. Akıncılar ve martulozların yanı sıra XV. Anadolu ve Orta As­ ya’dan gelen Türklerden ziyade. Ay­ rıca önemli yolları. XV. ayrıca kale ve sınır boyundaki sınır çitlerini de korurlardı. Uçlarda yerleşen Türk göçmenler “akıncılar” olarak bilinirlerdi. Martulozların öncelikle bir sınır muhafı­ zı veya kırsal bir polis olmalarına rağmen. başka görevleri de vardı. Akıncı­ ların tersine. diğer zamanlarda çift­ likle uğraşırlardı. Martulozlar tersine voynuklara ücret ödenmezdi ve bunlar kendi arazilerinden elde ettikleriy­ le geçinirlerdi. Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin bir kısmını oluşturan Türk hafif silahlı süvarilerini tanımlıyordu. özellikle Bulgaristan nüfusundan seçilmiş­ lerdi. Malkoçoğulları ailesi.000’di. Yine martulozlar gibi. Deliler. akıncılar sınır savaşlarında uzmanlaştılar. Feodal topraklarının hepsini veya bir kısmını el­ lerinde tutmalarına izin verilmişti ve Osmanlı Padişahı­ na askerlik hizmeti olarak geri dönmek üzere geniş bir özerklikleri vardı. “Akıncı” terimi aslında. Martulozların hepsi geniş Balkan Hıristiyan nüfusundan seçilmiş kişilerdi. Orta Doğu’da da gö­ rev almışlardı. Wallachia ve Polonya’daki Akıncıları yönetiyordu. yüzyıllarda sayıları en az 40. martulozlar Osmanlı askerî organizasyonu­ nun ücretli üyeleriydi ve vergi vermezlerdi. mar­ tulozlar veya voynuklardan çok daha sonra. geçimlerini düşman topraklarına yaptıkları baskınlarla sağlarlardı. Örneğin. Osmanlı sınır savaşçı sınıflarının en ünlülerinden biri martulozlardır. Macaristan ve Sırbistan Akıncı beyleri Köse Mikail Hanedanının kurucusunun adıyla anılan Mikailoğullarıydı. Özellikle Bos­ na’da sınır koruma muhafızı olarak rol alırlardı. özellikle Sırplardan seçilmişlerdi. Martulozların toplumsal düzeyleri çok yüksekti. sınırın diğer tarafında­ ki Ortodoks Habsburg grenzerleriyle aynı dile ve dine mensuptular. Osmanlı Merkezi Hüküme­ tinden maaş almazlar. Bunlar sınır böl­ gelerinde kendilerini geçindirmek ve düzenli Osmanlı ordularınca yapılacak seferlerin hazırlığında araziyi talan etmek için Hıristiyan topraklarına akm yaparlardı. ye­ rel Osmanlı yetkililerinden martuloz statüsü almak için dilekçeyle başvururlardı. Türk veya Türkleşmiş akıncı savaşçılarına. dağ geçitlerini ve madenleri de ko­ rurlardı. Bunlar yerli Balkan nüfusuna karışmış Türk göçmenlerdi. yüzyılın sınır akıncılarına “Türk” demek yanıltıcı olur. 1577’de sayıları en az 80.000’di. Hem voynuklar hem de martulozlara benzeyen di­ ğer bir Osmanlı askerî birimi de delilerdi (Literatik ola­ rak “lunatikler”). Müsellenler savaş zamanı Osmanlı Ordu­ sunda süvari olarak görev yaparlar. akıncıların. yüzyıl ortalarında bazen akıncılar benzer şekilde savaşçı olarak da çalışırlardı. SİYASET . yüzyılın sonlarında kurulmuşlardı. martulozların ve voynukların özerkli­ ğinden yoksundular ve yerel Osmanlı yetkililerin direkt komutası altında bir çeşit kişisel kurum olarak çalışırlar­ dı. Martulozlar gibi voynuklar da. martulozlar. hak ve sorum­ OSM AN1. XV. Bu kuvvetlerin çok çeşitli gö­ revleri vardı. ve XVI. sınır muhafızları ve kalelerdeki askerler yardım ederdi. Bazı martulozlar. Makedonya gibi Balkan çekirdek eyaletle­ rinde bir çeşit polis kuvveti olarak görev yaparlardı. Bunlar savaş zamanında akıncı veya ke­ şifçi olarak rol alan hafif silahlı süvarilerdi. Diğer bir deyişle. sultanın ahırları için atların temin edilmesiydi. devriye botlarına insan gücü sağlamak için Danube neh­ ri boyunca kaleleri korumaktan sorumluydular. Moldovya. Ayrıca Osmanlı hükü­ metinden özerktiler ve XV. Bu nedenle İslamiyet’i kabul eden aileler bir çok Osmanlı sınır bölgesini yönetmiştir. sonradan İslamiyet’i ka­ bul edenlerin torunlarıydılar. Bununla beraber. ve XVI. Akıncılar genellikle Avrupa seferlerinde çarpışmalarına rağmen. XIV.

Osmanlı sınır kuvvetlerinin bir çoğu. bir diğerinin topraklarına yapılan yüzler­ ce baskının amacı. gönül­ lülerin kendi köylerinden toplananlarla ödenirdi. Örneğin. bir Osmanlı askeri seferinde en önemli görevleri üstlenen piyade askerleri (yeniçeri) kadar ünlü­ lerdi. Bu birliklere azaplar (literal olarak “bekarlar”) beşliler (bunlara beşliler denmesinin sebebi günde 5 akçe maaş almalarıydı). Daha da derine inersek. Dizdar. Bunlar. Her bir dizdar. kaptanlar Sava nehri boyunca savunma görevinde de bulunurlardı. Balkan halkı birçok değişik dilden oluşan karma bir dil konuşur ve geniş bir sözcük hâzinesini paylaşırlardı. yüzyıl ortalarında ortaya çıkmış (Habsburg/Osmanlı sınır böl­ gesinin kuzey batı Bosna’ya kaydığı dönem) ve 1835 yı­ lına kadar sürmüştür. azap denilen yardımcı askerler Osmanlı öncesi Türk askerî kuvvetlerinde de bulunmaktaydılar. kalede bulunan komutası altındaki kuv­ vetler düzenli maaş alırlardı. merkezî hükümet tarafından O SM A N U gönderilen piyade sınıfı erlerden oluşan bir garnizonu da desteklemek zorundaydılar. Bazılarına düzenli maaş ödenirdi ama diğerlerinin bir tımardan elde edilen gelirle kendilerine ve atlarına bakmaları beklenirdi. dizdarın yerel yetkililerden man­ tıklı bir özerkliği vardı ve elinden alınamayacak olan “serbest tım ar’dan gelen gelirle geçinirlerdi. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarından beri varlardı.Akıncılar. Bununla beraber. Örneğin azaplar. farisan (literal olarak “biniciler”) ve gönüllüler bağlıydı. hepsi de savunma çiti için benzer bir kelime kullanıyorlardı: Palanka ya da palanga. Kaptanlık XVI. Aslında. Bu genellikle. merkezi hâzineden maaş alırlarken. Çünkü bu kölelerin sınır bölgesinden. Kaptan kendini ve yanında çalışanları tımarlar­ dan gelen gelirlerle geçindirirdi. Osmanlı Merkezî Hükü­ metinin vereceği özel bir izin almadan kaleyi terk ede­ mezdi. Diğer kale savunma as­ kerleri gibi farisanların hepsi de Müslümandı. Aslında. Kaptanın pozisyonu yerel bir Müslüman aile içinde babadan oğula geçerdi. Kaptanın karargâhı her za­ man kale görünümünde çoğu zaman taştan veya ağaç gö­ zetleme kulelerinden oluşan bir yapıda olurdu. Bu kurallar. düşman toprağına baskınlar düzenleyerek veya kaleler ve sınır köylerini koruyarak yapılırdı. Osmanlı-Habsburg sınır bölgesinin her iki tarafın­ da ortak bir sınır bölgesi fikri gelişmemesine rağmen sı­ nır bölgesinde yaşayanların bazı ortak karakteristikleri vardı. Bir çeşit sipahi olan dizdarlar sınır kalelerinin ko­ mutanlarıydılar. tıpkı azaplar gibi. Yerel nüfustan bu iş için toplanan garnizon kuvvetlerinin yanı sıra. Macar ve Türk. Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğunu ayıran yüzlerce millik sınır hattının her iki tarafındaki sınır savaşçılarının konuştuk­ ları dillerdi. Habsburg-Osmanlı sınır bölgesinde süregelen ha­ yat hakkındaki en önemli gerçeklerden biri. Bunların yanı sıra sınırın her iki tarafındaki sınır savaşçıları benzer uygulamalar ve ahlak kuralları geliştir­ mişlerdi. merkezi Osmanlı köle pazarlarına götürülmesi çok zahmetliydi. Bu kuvvetlere ek ola­ rak sınır kalelerini dışarıdan korumakla sorumlu olan ve Osmanlı ordusu bünyesinde bulunan diğer kuvvetler de vardı. Yerel nüfustan. Sırp-Hırvat. değişik ol­ malarına rağmen her iki taraftaki sınır savaşçılarının et­ nik ve linguistik olarak benzer olmalarıydı. martulozlar ve voynuklar sınır koruma konusunda aynı noktada buluşurlardı. Farisanlar özel kalelerin savunmasına yardım etmek için ku­ rulmuş süvarilerdi. Habsburg ve Osmanlı sınır savaşçılarınca. Bu azaplar Osmanlı hâzinesinden düzenli olarak maaş alırlardı. askerlik hizmeti için toplanan diğer birimler beşliler ve gönüllülerdi. Her iki birim de Türk asıllı olsun ya da olmasın Müslümandılar. XIV. tı­ mar sahibiyken. tahrip veya katliamdan ziyade yaşa­ mak için gerekli yiyeceği almak veya tutsak toplamaktı. Dizdar. Özellikle Bosna ve Osmanlı Hırvatistanında önemli olan diğer bir kale komutanı tipi de kaptandı. Bunun yanı sıra. Aslında birçoğu özellikle sınır koruma muhafızlığı ve garnizon askerliği görevleri için toplanıp Balkanlara getirilmiş Tatarlardı. aslında. Azaplar. Diğer taraftan. Bu yüzden . kalenin bulunduğu bölgeden toplanmış olmala­ rı gerekmiyordu. en basitinden hayatta kalabilmek için uygulanırdı. sınır kale komutanı tiplerinden biriydi. Kaptanlar sa­ dece sınır koruma göreviyle sorumlu olmakla kalmayıp aynı zamanda “kaptaniye” olarak adlandırılan özel bir bölgenin kamu düzeni ve asayişinden de sorumluydular. Sugar’ın belirttiği gibi. yüzyılın ortalarında yerel Türk kabilelerinden toplanan azaplar vardı. Bu tutsaklar çok nadiren kölelik amacıyla satılırlardı. Beşliler. Osmanlıca’da “azap” terimi birçok işten sorumlu olan Türk ya da Türkleştirilmiş savaşçılar için kullanılırdı.

Osmanlı merkezî hükümeti. Tüm bu yapılanma XVII. Aslında XVII. Örneğin. Diğer taraftan. Osmanlı istihkam sistemi XVIII. yüzyıla kadar önemli bir kuvvet olarak kalmışlardır. Daha da ötesi. Bu zaman zarfındaki Osmanlı sınır bölgesi organi­ zasyonları. yüzyılın büyük kısmında ülkeyi tehdit eden özel ordu ve eşkıya çetelerine katıldılar. en önemli Osmanlı sınır kuvvetleri. martuloz kuvvetlerinin resmen kaldırıl­ ması. görevleri sınırı hemen yabancı baskınlardan hem de eşkıyalardan korumak olan bir çeşit sınır devriyesi veya Jandarma olarak çalışırlarken. yüzyılın ortala­ rında güvensizlik yaratmaya başlamışlar ve “Büyük Sa­ vaş” sırasında. H ı­ ristiyan benzerlerinden daha iyi davranmadılar ve çoğun­ lukla. Özellikle. Aslında. Osmanlı yetkililerini. Diğer taraftan. XVII. bu iş için çalışan fidye sim­ sarları bile vardı. Savaş sırasında bir martuloz birliği bir kaptan liderliğinde resmen Habsburg ordularına katılmıştı. “kale azapları”. martuloz kuvvetleri Osmanlılar için savaş­ ma konusunda isteksiz görünmüşlerdi.tutsaklar genellikle para karşılığında serbest bırakılırlar­ dı. martulozlar XVIII. şehitliğin tek ödül olduğu bir bölgeye dönüşmüştür. Bir bilim adamının söylediği gibi “Sınır bölgesi umut besleyen insanların ilerleme ve fırsat bulduğu bir gölgeden. Bütün bunlara ilave olarak. Kuzey Bosna’yı Habsburg ve Osmanlı ülkeleri arasındaki sınır bölgesi yaptı. değişim Osmanlı sınır bölgesini de ciddi biçimde etkilemiştir. savunma amaçlı olarak kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVII. sadakatsiz hatta hain olarak suçlamaya başlamış­ lardır. Akıncı uçları hiçbir zaman sabit olarak durmaz. mar­ tulozlar. Sonuç olarak. Bu yüzden. yüzyılda Osmanlı yetkilileri. Sonuç olarak. Karlofça Anlaşması. onların zarar verici eylemlerini durdurmaya yetme­ di. ele geçen bölgedeki kale ve kara­ kolları alırlar ve ayrıca sınır bölgeleri boyunca ikincil takviye ve savunma noktaları kurarlardı. martuloz birlikleri XVII. teorik olarak savaştıkları kişilerden farksızdılar. Bu organizasyonun üyeleri olanlar ya Osmanlı düzenli O S M A N II g g ordusunun bir parçası haline geldiler ya da daha çok XVIII. Bundan sonra. 1692 yılında Hıristiyanlar martuloz organi­ zasyonundan çıkarılmaya başladılar. “beşliler” ve “gönüllüler” tarafından korunurlardı. Örneğin akıncı ordu­ ları 1595 yılından sonra kaybolmuş. Osmanlı Merkezi hükümetinin yönetiminde bir gerilemeye sebep olan Osmanlı imparatorluğu’ndaki büyük değişimin başlaması­ na şahit olmuştu. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburglar arasında “Kutsal İttifak”ın hüküm sür­ düğü “Büyük Savaş”la (1683-1699) başladı. martuloz organi­ zasyonunun değişmesi gerektiği konusunda ikna etti. yüzyılın sonlarından XVII. çoğunluğu Arna­ vutça konuşan Müslümanlar olan yeni martulozlar. Orta Doğu Avrupa’daki Osmanlı sınır bölgesi için yukarıda anlatılan bilgiler XIV. yüzyıl boyunca da değişime uğradı. hükümdarlık komu­ tanlarınca yönetilen özerk uçlarda organize olan akıncı­ lardı. çoğunluğu Hıristiyan olan martulozları.” Sınır bölgesinin savunmasıyla görevli birçok değişik birim hep birlikte yok olmuştur. Osmanlı’da. XVIII. yüzyılda da görülmüştür. Öyle ki. yüzyılın başına kadar olan döneme işaret etmekte­ dir. Bu kaleler ve sı­ nır çitleri kaptanlar yada dizdarlar tarafından koruma edilseler de. yüzyıl savaşlarında savaşın en büyük etkisi bu bölgeye oldu. Tutsakların para karşılığı serbest bırakılması resmen aktif bir iş olmuştu. Bu olaylar. kısa süre sonra bu­ nu diğer hafif silahlı süvari birlikleri takip etmiştir. kaptanlar özel­ likle Bosna’da benzer bir görev üstlenirlerdi. yüzyılın ilk yarısında yı­ kılmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu Habsburg ve Roma ordularına kar­ şı savunmacı bir politika izlemeye başladıktan sonra. sınır muhafaza kaleleSİYASET . Osmanlı İmparatorluğu 80 sene boyunca (1710-1792) Balkanlar­ da yedi savaşa girdi. ileri Osmanlı sınır bölgesi boyunca ilerlerdi. eski martulozlarla mücadele etmek için gerekli olan askeri kuv­ vetleri bir araya getirebilecek güçte değildi. yüzyıl. Bu değişimin sebep ve sonuç­ ları az ya da çok bu makalenin amacının ötesinde olma­ sına rağmen. yüzyıl boyunca uğradığı sistematik şoklar. “farisanlar”. büyük bir ka­ os ve yıkım yaratmıştır ki bu yıkımların etkisi XVIII. Osmanlı hükümeti tüm bunlara bakarak umutsuzluğa düştü ve martuloz birimleri kurumu 17 21’de tamamen kalkmasına rağmen Balkan köylüleri için ne yazık ki. mali kaynak­ ların kaotik duruma bağlı olarak. sade­ ce Müslümanlar martuloz organizasyonuna katılabile­ ceklerdi. Sınırları ilerlerken Osmanlılar. XVIII. akıncılar daha az önemli hale gelmişlerdir. Habs­ burg kuvvetlerindeki Balkan Hıristiyan birlikleri bazen Osmanlılara saldırmışlardır.

Osmanlı Devlet sistemini vergi gelirleriyle destek­ lemenin yanı sıra. Osmanlı imparatorluğu’nun Avrupa’daki eyaletleri ve özellikle Balkanlar. İdari bakımdan. kendilerini tamamen bağımsız birer hükümdar ilan ettiler.000 süvariye bakabiliyordu. yine de kısa bir açıklama yapılması ge­ reklidir. tahta çıkan her yeni Osmanlı sultanının yeniçerilerini toplayarak yaptığı gele­ neksel tören de “Sizleri yeniden Roma’da selamlayaca­ ğım ” dediği bilinmektedir. Bir çoğu. Bunların arasında birer tane İtalyan. bazen çocuk vergisi diye de adlandırılan özel devşirme kurumunun bir sonucuydu. çoğunluk. Osmanlı İmparatorluğunun İran’la XVI. Balkanlar ve genel olarak Avrupa. onların bakım ve onarımlarında çalışmaya da zorlandılar. sadece yeniçeriler değil. Müslüman olmayan azınlığın ödemekle yü­ kümlü oldukları cizye denilen vergilerden geliyordu. yerel yerlilere kalmış oldu. Osmanlı İmparatorluğu. Sonuç olarak. Müslüman yapılır ve Osmanlı Devlet sistemi içinde çe­ şitli noktalarda görevlendirilmek üzere eğitilirlerdi. tüm Osmanlı idari ve askeri sistemine sıkıca bağ­ lıydı. sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kal­ madı. Bu yerliler sınır kalelerinin erzaklarını temin etmekle kalmayıp. Balkanların merkeziyetinin Osmanlı için önemini an­ latan bir çok küçük detay vardır. 6 tane Yunanlı ve l l ’er tane Arnavut ve Slav vardı. aynı zamanda Osmanlı Merkezi Hükümetinin yönetici ve ve­ zirlerinin bir çoğunu da yetiştirmiştir. Anadolu veya Afrika’daki Beylerbeylerinden daha üst sırada bulunu­ yordu. Osmanh Baş Vezirlerinden bir çoğu ya devşir­ me kurumunuıı ürünleri yada en azından Balkan orijin­ liydi. büyük bir olasılıkla Balkan orijin­ liydi. hatta ayrılamazdı. OSM A N LI Teorik olarak devşirme kurumu imparatorluğun her yerinde uygulansa da. Örneğin. 1453 ve 1623 yılları arasında görev yapan 48 Vezir-i Azâm dan 43’ünün devşirme olarak alınan ya da kendilerinden Müslüman olmuş kişilerden oluştuğu tah­ min edilmektedir. Osmanlı Merkezi H ü­ kümetinin baş yöneticilerinin çoğu da Balkanların Yu­ nan asıllı olmayan Ortodoks nüfusundan seçilip eğitil­ mişlerdi. Balkanlar. Benzer olarak. 10 tanesinin orijini bilinmiyordu.000 süvari­ yi beslerken Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki eya­ letlerinin tüm ü ancak 50. XVI. Ermeni ve Gürcü. Bu yüzden. bir sıgWjl SİYASET . Bu bağlam­ da Balkanların önemi sadece ekonomik ve demografik değil. Örneğin. Avrupa’daki eyaletlerin tımarları yaklaşık 80. Bu makalenin tümünde Balkanların imparatorluk için nasıl bir “çekir­ dek alan” oluşturduğu göstermeye çalışıldı. Osmanlı askeri düşüncesinde de merkezîydiler. Bu kurumun çok detaylı bir tari­ fini vermesek de. imparatorluğun kurulmasından itibaren Osmanlı Askerî Sisteminin oda­ ğını oluşturmuştu. savaş kaosunun avantajın­ dan yararlanarak. Osmanlı İmparatorluğu’nun piyade sınıfı askerlerinin ilk yetişme yeri olan Balkanlar. aslında sadece Balkanların Orto­ doks ve Slavca konuşan nüfusuna uygulanıyordu. İmparatorluğun her yerinden Müslüman olma­ yan çocuklar Periyodik olarak ailelerin yanından alınır. imparatorluk için ekonomik açı­ dan da önemlidir. Avrupa’ya yapılan saldırılar. Diğer bir deyişle. 1527’de Osmanlı Merkezî Hükümetinin toplam gelirlerinin % 37’ si Avrupa’daki eyaletlerden geliyordu. Balkanların önemini anlatan bu örneklerin yanı sı­ ra. yüzyılın başlarında. savaş sırasında bulun­ dukları arazilere el koydular ve buralardan büyük karlar elde ettiler.3’ü. Bunlar arasında muhtemelen Bosnalı olan Sokullu Mehmet Paşa ve Arnavut kökenli olan Köprülü ailesi vardı. Osmanlı Balkanlarının hem sınır hem de çekirdek bölge olarak oynadığı iki rol birbirine sıkıca bağlı. kaptanlar gibi yerel Gar­ nizon Komutanlarının çoğu. Bal­ kan şehri olan Edirne’ydi. Bu makalede Osmanlı Sınır bölgeleri ve Balkanlar­ daki tüm sınır bölgesi yönetimi incelendi. Bu işlem. Balkanların tamamına yayıldı. yüzyılda başlayan uzun mücadelesinde bile Avru: pa’da yayılma. Bu süre içerisinde. neredeyse bir asır boyunca (1361-1453) Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti. Örneğin Rumeli (Bal­ kanlarda bir eyalet) Beylerbeyi (bir çeşit vali veya yöne­ tici). bu m iktarın % 42. En önemlisi. Osmanlının elit yöneticiler bir Avrupa Oryantasyonu vermiştir.ri ve sınır çitlerinin bakımı. imparatorluğun askeri kültüründe fikri önemini korumuştu. Osmanlılar hem Orta Doğu ve Hem de Avrupa’da yayılmacı politikalar uygulasalar da. Osmanlılar için Balkanların önemi. Bu durum. Osmanh askerî/idarî hiyerarşisinde. daha önce bahsedildiği gibi sonradan sipahi süvarilerini desteklemekte kullanılan çok miktarda tımar da sağladı.

Balkanlar Av­ rupa’ya yayılmak için daha da önemli hale geliyordu. sadece bölgenin ekonomik ve sosyal öneminden değil. Dar-ülİslam’a daha fazla Balkan toprağı kattıkça. Bu. Özerk olmasına rağmen uç eyaletler hiçbir zaman ayrı kabul edilmediler ama Bal­ kanların değişik “çekirdek” eyaletleri olarak kaldılar. Balkanlardaki büyüyen varlıklarını ida­ ri ve askeri kültürleriyle bütünlediklerinde de. M . Bu yüzden Osmanlılar.nır eyaleti olarak Balkanları Dar-ül-Harbin bir parçası olarak görmüşlerdir. sınır bölgesinin Habsburglarca yönetilen Hıristiyan güçlerince. XVII. kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bursa’daki başkentlerini Edirne’ye taşıdılar. Balkanların. Balkanlara girdikten hemen sonra. yüz­ yılın son dönemleri boyunca gerilemeye zorlanması. imparatorluğun “çekirdek” toprağını oluşturmalarının. aynı zamanda Balkanların her zaman sınırda olmasından kaynaklanıyordu. Osmanlı imparatorluğu. imparatorlukları ve hanedanlarının yeterli olup olmadığı sorununu düşünmeye zorladı. Balkan Yarımadasının Bizans ve Slav parçalarına yönelmişti. Bir yüzyıl boyunca Osmanlı askeri yayılma politikası. kuzey Balkanların bazı kısımları sınır bölgesi olarak fonksiyo­ nunu sürdürmeye devam etti. Dar-ül-Islam top­ rağının genişlemesi her zaman Osmanlı Devletinin resmi inancı olarak kaldı. Osmanlı askerî felaketinin başlangıcı olmuştur. Bu yüzden. Osmanlılar. Osmanlıların.

2 Bizans İmparatoru Andronikos Palaeologos. Pa­ pa.OSMANLILARIN RUMELİ'YE GEÇİŞİ VE İLK FETİHLER YARD. asır başlarında Alanlar ve Katalanlarla işbirliği yap­ tı. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında bir ge­ çit noktası olan Rumeli bölgesi. Ayrıca gönüllü olarak bazı Türkler de bun­ lara katılmıştı. Bu yağmalar esnasında Karesi’den Ece Halil ku­ mandasındaki 500 kadar Türk. Ka­ radeniz’in kuzeyinden batıya göç eden H unlar Trakya’ya inmişlerdi. 13041305 kışını Gelibolu’da geçiren Katalanların lideri Ro­ ger de Florun ihtirasından korkan müşterek imparator IX. VI. Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik ilk Türk göçü ise. Daha M. Katalan­ lar yağmalarına devam ederek Mora’ya doğru ilerleyince bunlar da Katalanlara yardım etmişlerdi. coğrafî konumunun bir sonucu olarak tarih boyunca çeşitli milletlerin hâkimiyet mücadelesi verdikleri bir alan ol­ muştur. İBRAHİM SEZG İN TRAKYA Ü NİVERSİTESİ FE N TD EB İY A T FAKÜLTESİ alkanlar ya da Osmanlıların söylediği şek­ liyle Rumeli bölgesi. 1331 veya 1332 yılında Gelibolu’ya bir sefer düzenleyen Umur Bey. 1344’te İzmir Limanı’nı işgal ettiyse de daha fazla ilerleyemediler. Bundan sonra da Türkler Karadeniz’in kuze­ yinden Rumeli’ye göç etmeye devam etmişlerdir. ardından İzmir’i SİYASET . asırda Bulgarlar. asırda Macarlar. Katalanların kışlamak üzere Geli­ bolu’ya çekilmesinden sonra Türkler. 6. Türkiye Selçukluları zamanında. Osmanlılardan önce Türklerin Rumeli’ye pek çok defa geçtikleri bilinmektedir. Batı Anadolu’da Türklerle sa­ vaşan Katalanlar.4 Daha sonra Bizans İmparatoru III. Bizans’a savaş ilân ederek iki yıl boyunca Trakya’yı yağmaladılar. Anado­ lu ’da gittikçe gelişen Türk yayılmasını önlemek üzere. IX.5 Umur Bey’in kuvvet­ leri. Clement’in teşvikleriyle meydana getirilen Haçlı kuvvetleri. asırlarda Peçenekler. Katalan lideri Roger de Flor. VII. DR. Rumeli’ye olan ilgiyi arttırmıştı. asırda Avarlar. XIV. Umur Bey’in Rumeli’ye geçerek seferler düzenle­ mesi ve Ege Denizi’nde hâkimiyet kurması. Andronikos ve ardından Kantakuzenos ile ittifak yaparak Bizans’ın iç işlerine müdâhale etti ve bu sayede kuvvetleriyle birkaç defa da­ ha Rumeli’ye geçme fırsatı buldu. bu seferler sayesinde Arnavutluk’tan Eflak’a varınca­ ya kadar Balkanlar’ı tanıma imkânı elde etti.3 Türklerin Batı Anadolu’ya tamamen hâkim olması. 1263 yılında Bizans’ın izni ile Sarı Saltuk Babanın liderliğinde bazı aşiretlerin Dobruca’ya yerleşmesi ile gerçekleşmiştir. Mese­ lâ. Bu dönemde Aydmoğullarından Gazi Umur Bey’in faaliyetleri dikkat çek­ mektedir.500 kişilik bir kuvvetle İstanbul’a geldi. D O Ç . Liderlerinin öldürülmesi üzeri­ ne intikam almak isteyen Katalanlar. IX-XI. Aydınoğullarına karşı Haçlı seferi düzenlenmesine neden oldu. Bu Türk kuvvetlerinin bir kısmı aileleri­ ni de getirerek Gelibolu civarına yerleşmişlerdi. Kıpçaklar (Kumanlar) ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. Katalanlarla birlikte ha­ reket etmişti. Ancak Gelibolu’dan Anadolu’ya geçerken Bizanslılarm saldırılarından dolayı iki yıl daha Gelibolu’da kalmak zorunda kalmışlardı. Katalan kuvvetle­ rince geri alınan bu kaleleri tekrar ele geçirdiler. Edirne’deki sarayında bir suikastle onu ve O SM A N L I R f J birçok adamını öldürttü. Lazgöl adlı hisarı fethetti. Mikhail. asırda. Karesi’ye dön­ mek üzere harekete geçmişlerdi.6 Haçlıların İzmir’i işgali ve Ege Denizi’nde donanma bulundurmaları. IV.000-6.S. Daha sonra Katalanlardan ayrılan bu Türk kuvvetleri. daha önce Anadolu Türk Beylikleri ta­ rafından fethedilmiş bazı yerleri geri aldılarsa da tam bir başarı sağlayamadılar. dünya hakimiyeti iddi­ asındaki hükümdarlar tarafından kontrol altında tutul­ maya çalışılmış1 ve bu yüzden ilk çağlardan itibaren böl­ ge üzerinde sürekli mücadeleler olmuştur. VI.

İkincisi ortadan Ko­ ru Dağı üzerinden Malkara. Rumeli’ye geçişte ve Rumeli’de ger­ çekleştirilen fetih hareketlerinde önemli rol oynayacak­ lardır.10 Nitekim bu kumandanlar. Bizans tahtı için mücade­ le eden Kantakuzenos da elçiler göndererek Orhan Gazi’den yardım istedi. Fetih hareketleri. Gelibolu’nun Trakya ve İstanbul ile bağlantısı kesildi. Orhan Gaziye para karşılığı kalele­ rin iadesini teklif ettiği sıralarda. iki defa Rumeli’ye geçmişti. Malkara. çeyiz olarak büyük miktarda servet ve her arzusunu yerine getirmeyi taahhüt etti. Yakub Ece Bey. Bundan sonra Osmanlılar Rumeli’ye geçmek için fırsat kollamaya başladılar.kurtarmak isterken Umur Bey’in şehit olması üzerine.20 Bolayır’a yerleşen Süleyman Paşa. Fetihler ilerledikçe uç­ lar ileriye kaydırılıyor ve geride kalan yerler birer Türk şehri haline geliyordu.16 Osmanlılar. Dimetoka ve Edirne istikame­ tinde yapılan fetihlerin üssü oldu.24 Meriç N ehrinin batı­ cında yer almakla beraber. Bunlardan birincisi Tekir­ dağ. üçüncü kol ise İpsala. emrindeki gaziler. Karesi Beyliği toprakla­ rına hâkim olarak Çanakkale Boğazına ulaşmışlardı. 1/2 Mart 1354 gecesi meydana gelen deprem neticesinde Gelibo­ lu ’nun da aralarında bulunduğu Trakya’nın bazı kaleleri yıkıldı ve yıkılan kaleler Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. 1349 ve 1352 yıllarında gerçekleşen bu geçişlerden İkincisinde. Gâzî Fazıl Bey ve Evrenos Bey gibi kumandanlar da Osmanlı hizmetine girm işti. muhâsara altında tu tu ­ lan Gelibolu’da bir deprem18 meydana geldi. Osmanlıların Rumeli’ye ge­ çişleri. sallarla geçilerek yapılmış bir fetih hareketi değildi. Osmanlı kroniklerinde efsanevî bir şekilde anlatı­ lır. gazilerin toplanma merkezi ve hareket üssü olmasını sağladı. Yardım mukabili olarak kızını Or­ han Gaziye vermeyi. Ka­ resi Beyliğinde çeşitli askerî ve İdarî görevlerde bulunan ve aynı zamanda Rumeli’yi tanıyan ümerâdan Hacı İlbeyi. tarihî hâdiseler bunun böyle olmadığını göstermektedir. Ferecik’in de Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş olduğuna dair kayıtlar mevcut:ur. Gelibolu. Türkmen grup­ ları içerisinde yer alan savaşçı gazilerin Osmanlıların hiz­ metine girmelerini sağladığı gibi Rumeli’ye geçiş için demografik bir baskı meydana getirdi. Bizans’taki taht mücadelelerinde kendisinden yardım isteyen İmparatoriçe Despina Anna’ya yardım için on bin kişilik bir kuvve­ ti İstanbul’a gönderdi. Yakub Ece ve Gazi Fadıl komutasında bir “uc” teşkil ederek burada­ ki hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar. Çorlu.2 5 SİYASET .19 Gelibolu’nun fethedilmesi üzerine Süleyman Paşa. İstanbul istikametinde.1 7 Kantakuzenos. Orhan Gazi. özellikle Batı ve Kuzey-Doğu Anadolu’da Türk nüfusu­ nun kesafetine neden oldu.23 Yine Konur Hisar. Kaleyi tamir ettiren Süley­ man Paşa. Diğer taraftan Osmanlılar. Hayrabolu ve Pınarhisar’ın fatihi Süleyman Paşa idi. İmparator Kanta­ kuzenos tarafından Çimbi Kalesi üs olarak Süleyman Paşa’ya verilmişti.1 1 Ancak.22 Bu teşkilât sayesinde fetih organizasyonu yapılmış ve kısa sürede. Bizans ile Os­ manlIları müttefik yapmıştı. Anadolu’da. Biga’dan Gelibolu’ya geldi. Marmara sahillerindeki Bizans şehirleri ele geçirilmişti.1 5 O SM A N LI Çimbi H isarına yerleşen Süleyman Paşa. Geli­ bolu yarımadasının kuzeyinde yer alan Çimbi Kalesi’nin ve Bolayır’ın elde edilmesiyle. N itekim. Trakya’daki kalelerin birer birer fethedildiğini görünce. Anadolu’dan getirttiği Türkleri buraya yerleş­ tirdi.13 Bu ittifak sayesinde Kantakuzenos’a yardım etmek maksadıyla Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetle­ ri.21 Rumeli’de üç ayrı koldan uc teşkilâtı meydana getirildi. Fetihlerin bir kısmı bizzat Süley­ man Paşa tarafından yürütülmekteydi. Hayrabolu. buradan fetih ha­ reketini idâre etmeye başladı. fetihden sonra Trakya ve Balkanlara ya­ pılan Osmanlı akınlarında harekât üssü ve ilk “paşa san­ cağı” oldu. Bu durum.8 Öte yandan Moğolların Anadolu’ya doğru hareket etmeleriyle önlerinden kaçan Türkmenier.14 Görüldüğü gibi Osmanlıların Rume­ li’ye geçişi.9 Bu durum. Orhan Ga­ zi’nin bu şartları kabul ederek Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlenmesi. Çanakkale Boğazının Anadolu ya­ kasını elinde bulunduran Osmanlı Beyliği’nin. Bolayır’ı ve Eksamilye’yi zaptederek Bolayır’ı üs haline getirdi ve Anadolu’dan getirttiği Türkmenleri hem Gelibolu yönü­ ne hem de Trakya içlerine doğru akınlara yöneltti. Meselâ Tekirdağ ı’na kadar olan kaleler Süleyman Paşa tarafından fethe­ dildi. Vize istikameti­ nde. batı ve kuzey yönünde de devam etmekteydi.12 Kezâ.7 Balkanlara geçmek üzere kuzeye yö­ neldiler.

Sazlıdere yenilgisinden sonra Edirne halkı.32 Yukarıda belirttiğimiz gi­ OSM ANU I bi. sadece bir fetih hareketi olarak düşünülmemiştir. Edirne’de toplanmış bulu­ nan Bizans kuvvetleri ile Sazlıdere’de yapılan savaşta Bi­ zans kuvvetleri mağlup olarak Edirne’ye çekildiler. Osmanlı kay­ naklarında yerleşme siyasetinin görülebildiği pek çok kayıt mevcuttur. Bununla birlikte kumandanların gayretleri ile fethedilen yerler büyük oranda elde tutulabildi. Aksine bu bölgeye yerleşme siyaseti takip edilmiştir. 'Bu antlaşmaya göre Orhan Gâzî. burada­ ki durum sağlamlaştırılmış.33 Şehzâde Murad Rumeli’deki fetih hareketlerine tek­ rar başlayınca ilk olarak Çorlu kalesini muhasara etti ve fetihten sonra hisarını yıktırdı. Rumeli’de sürdürülen bu askerî faaliyetler. N itekim Bolayır’a tabi köyler­ den birinin adı Arablu idi. Nüfus fazla­ lığını yerleştirme mecburiyeti yanında.38 Rumeli’nin en önemli şehirlerinden biri olan Edir­ ne’nin fethedilmesi. Daha sonra Misini Hisârı’nı amanla fethederek Lüleburgaz üzerine yürüdü. Batı Anadolu’da nüfusun yoğunlaşması. Yuannis Palaeologos ile yapılan antlaşmadır.28 Aşıkpaşazâde ve İbn-i Kemâl’in zik­ rettikleri Arab Evleri adlı konar. göçer Türkmenlerin Gelibolu’ya geçirildikleri ve bu havâlide bir müddet kal­ dıkları hakkındaki bilgileri. Edirne’yi teslim etmek istemelerin­ de bir taraftan Murad’ın kendiliğinden teslim olan kale­ leri yağma etmemesi ve halkı yerinde bırakması. imparato­ run eski borçlarını affetmeyi ve imparatorun muhalifi Mateos Kantakuzenos’a yardım etmemeyi taahhüt et­ mekteydi. N i­ hayet.35 Murad Hân. Süleyman Paşa’nın vefatı üzerine Kardeşi Murad. Hacı İlbeyi ve Evrenos Bey tarafın­ dan27 fethedilmişti. Ardından Ba­ baeski’ye gelen Murad burasını da terkedilmiş bularak fethetti.29 Rumeli’de fetihlerin tüm hızıyla devam ettiği sıra­ da Süleyman Paşanın bir av esnasında atından düşerek ölmesi (13 57). daha büyük bir hareket için yeni kuvvetler toplanmıştır.39 Nitekim Edirne’nin fethinin ardından oluşturulan haçlı ordusunun Sırp SınSİYASET . Bizans topraklarına karşı her türlü taarruzu durdurmayı. Gelibolu’ya geçerek gazâ bayrağını eline aldı. tapu tahrir defterlerinden de teyid etmek mümkündür. Edirne ile İstanbul’un bağlantısını kesmek için bizzat fetih hareketlerinde bulunurken diğer taraftan uc beylerinden Hacı İlbey’i Dimetoka üzerine ve Gâzî Fâzıl’ı Keşan üzerine sefere göndererek bu kalelerin fethedilmelerini sağladı. kale kumandanının Meriç nehri yoluyla Enez’e kaçması da Edirne halkını çaresiz bırakmış ve kaleyi tes­ lim etmişlerdi (136i). Bunun nedeni bu durumdan istifade etmek isteyen Bizans İmparatoru V. bu göçlerin gönüllü olarak yapılmasına yol açmaktaydı.37 Bundan sonra Edirne’nin fethine teşebbüs edildi. Buna rağmen imparatorun H alil’i Foçalıların elinden kurtarması iki yıl almış ve bu müddet zarfında Rumeli’deki fetih hareketlerine ara verilmişti. askerî ve mâlî şartlar yüzünden Osmanlılar.Rumeli’de gerçekleştirilen fetihlerin bir kısmı ise kumandanlar eliyle yürütülmekteydi.31 H alil’in kurtarılmasından sonra fütûhat yeniden başlayacaktır. esas orduya di­ renmenin mümkün olmadığını görerek kaleyi teslim et­ meye karar verdiler.34 Murad.36 Bu fetihler sayesinde Edir­ ne’nin İstanbul ile bağlantısı kesilirken diğer yandan ba­ tıdan gelebilecek yardım ve saldırıların engellenmesi için Dimetoka fethedildi. Edirne’ye karşı hücuma geçmek üzere bütün kuvvet­ lerini yanına çağırdı ve Edirne’ye doğru hareket etti.30 Rumeli’deki fetih hareketlerinde bir müddet için gerileme meydana getirdi. Süleyman Paşa’nm ölümü ve Şehzâde Halil’in esare­ ti sırasında. H i­ sarı boş bulan Murad yıkılmasını emretti. Foça’ya gönderilecek gemilerin masrafını karşılamayı. Nitekim Gelibo­ lu’nun güney kısımlarının Yakub Ece ve Fâzıl Bey tara­ fından fethedilmesinden dolayı'bu bölgeye Eceovası den­ mektedir. Osmanlıların Rumeli’deki futûhatı durakla­ makla beraber.26 İpsala. Anadolu’dan gelen göçmenlerle. diğer taraftan teslim olmayarak direnen kaleleri yağma ve tah­ rip ettiği gibi. Edirne’ye doğru ilerlerken geride dire­ niş noktaları bırakmamak için bu hisarları yıktırmaktay­ dı. Mu­ rad. Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerine menfi tesir etmiş­ tir. Osmanlıların Avrupa’da kesin ola­ rak yerleştiğini göstermektedir. Murad. Babaeski’yi de fethettikten sonra Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine şevketti. halkını esir etmesinin de rolü vardı. Ancak Orhan Gazî’nin 11 yaşındaki oğlu Şehzade Halil’in Foça Korsanları tarafından kaçırılması. bu gönüllü göçü teşvik et­ mekteydiler.

ta­ bii âfetler ve salgın hastalıklar da bölgenin nüfusunun azalmasına veya halkın bölgeyi terk ederek daha kuzeye yönelmesine neden olmuştu. Bunlardan biri Bizans’ın içinde bulunduğu durumdur. “Yazİcioghlu Ali on the Christian Turks o f the D obruja”. is­ kân için son derece elverişli bir ortam meydana getirmiş­ ti. yerli derebeyler ve hânedânların im ­ tiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber. B idlerin of the School for Oriental and African SindiO SM A N LI R H . asırda meydana gelen milliyetçilik cereyanları ile diğer dış âmiller orta­ ya çıkana kadar gayr-ı müslim halk. S. 1.40 Bir haçlı ordu­ sunun başında İstanbul’a doğru yola çıkan Amadeo. Rumeli’deki Osmanlı fetihlerinin yayılması. Bunun yanında deprem vb. 3 a. 63 9 -6 6 8 . Bunun yanında bu mücadeleler. Bozcaada’yı Venediklilere vermeyi vaat etmiş­ ti. Ortodoks kilisesi ve manastırları himaye etmeleri. s. Tutuklu bulunan Andronikos’u. ardından Çirmen sa­ vaşının kazanılması. Nitekim Trakya’da yerleşen Türklerin kurdukları köy adları da bunların boş alanlara yerleştiklerini doğrula­ maktadır. din ve ırk ayırımı yapmadan bütün tebaayı devletin şemsiyesi altında birleştiriyor­ du. Bu maksadla Türklere karşı bir ittifak oluşturmak üzere çeşitli girişimlerde bu­ lundu. G D A A D . “Eskiçağ Tarihinde M arm ara D enizi ve Boğazlar”. s. 61. Bulgaristan da bu sırada üçe ayrıl­ mış bulunmaktaydı. Canları ve mallan devletin güvencesi altına alınıyor.50 Osmanlıların takip ettikleri istimâlet politikası. 3 (1952). XIV.41 Ancak bu durumun Osman­ lIların Rumeli’deki fetih hareketlerini pek etkilemediği fetih hareketlerinin devam etmesinden anlaşılmaktadır. 23 Ağustos 1366’da Gelibolu’yu işgal etti ve bir yıl sonra şehri Bizans’a teslim etti. Bi­ zans’ı tedirgin etmeye başladı. Osmanlı himâyesine girmeyi kabul edenleri askerî sınıf içe­ risine dâhil etmişler ve bu şekilde bunları Osmanlı reji­ mi içerisine alarak Osmanlılaştırmışlardır. Osmanlı kaynaklarında “istimâlet” olarak belirtilen bu uygulama­ ya göre yerli halka İslâm hukukunun tanıdığı haklar en geniş şekilde uygulanıyordu. küçük devletler ve senyörlüklere ayrılmıştı. bölge­ yi harâb hâle getirmişti.42 Bizans’ta devam eden taht kavgaları. XIX. Cenevizliler Boğazın kontrolünün Venedikli­ lerin eline geçmemesi için imparatoru tahttan indirmeye karar verdiler. bu girişimlerden bir sonuç elde edemeyen imparator Ioannes V’e. s. İmparator Ioannes V. Osmanlı idaresinin geniş halk kitleleri ve köylü­ ler tarafından benimsenmesini sağlamıştır.: Z errin G ünal Ö den. Bizans’ı zayıf­ lattığından Türk fetihlerine karşı koyacak askerî gücü bulunmamaktaydı. Osmanlılara yeniden Gelibolu’yu elde etme fırsatı verdi. akrabalık bağlarından dolayı sa­ dece Savoe kontu Amadeo destek verdi. İstan b u l 1994.45 Tabiatiyle bu durum. S. vakıf­ larına müdahale etmemeleri ve vergi mafiyeti tanımala­ rıdır. S. İstanbul’u kuşatan Andronikos. Türklerin Balkanlara kesin olarak yerleştiğinin işaretleridir. diğer fetihler ve Kosova’da kazanı­ lan zafer.44 Bizans’taki taht mücadeleleri ve bu mücâdelelere müdahale etmek üzere gerek Umur Bey’in Trakya’ya ge­ çişi. 35.48 Kiliseye karşı takip edilen bu muamele ve vergi siyaseti. c.46 Osmanlıların Rumeli’de fetih hareketlerinde böyle hızlı ilerleme kaydetmelerinin temelinde yatan bir başka faktör. Osmanlıların takip ettiği diploma­ si ile bu küçük prenslikler. Bu harekâtta Sultan Murad da Andronikos’u destekledi. Ancak.49 Öte yandan Osmanlı idarecileri.dığı zaferi ile bozguna uğratılması.: Poul W ittek . 1305-1311 yıllan arasında cereyan eden bu faaliyetler ile ilgili olarak bkz. Tarih Dergisi. devlete karşı bir iki istisnâ dışında önemli bir isyanda bulunmamışlardır. halk arasında geniş kabul görmüş. SİYASET 2 Bu göç hakkında bkz. 1 A fif Erzen. “Bizans îm p a rato rlu ğ u ’nun T ürklere Karşı Alan ve K atalanlar ile İttifa k ı”. Ancak. Ioannes V ’e karşı harekete geçirdiler.43 Osmanlıların Rumeli’de hızla ilerlemesi bazı fak­ törler sayesinde gerçekleşmiştir. Sırp Çarı Stefan Duşan’ın 1354’te ölmesi ile kurmuş olduğu imparatorluk. Yukarıda da temas edildi­ ği gibi Bizans’ta meydana gelen taht kavgaları sayesinde Osmanlılar Rumeli’ye geçme ve bölgeyi tanıma fırsatı buldular. gerek Osmanlı kuvvetlerinin geçişi ve gerekse Bul­ gar ve Sırpların taht mücadelelerine müdahaleleri. Bir diğer faktör de Balkanlar’da Os­ manlIların ilerleyişini durduracak büyük bir devletin bu­ lunmayışıdır. 32 gün süren kuşatmadan sonra 12 Ağustos 1376’da şehre girdi ve birkaç gün sonra da Gelibolu’yu OsmanlI­ lara iade etti.47 İstimâlet politikasının diğer mühim bir tarafı da. İstanbul 1972. birer birer Osmanlı Sultaııı’na tâbi oldular. yerli halka gösterdikleri müsamaha idi.

: M. s. Dr. “Gazaya Dâir. nr. İsm ail H am i D anişm end. Ostrogorsky. Aşıkpaşazâde. Tak­ vimler.. s.: EHzabeth Zachariadou. 36 37 Aşıkpaşazâde. 148-149. “G elib o lu ”. “T ü rk le r ve Balkanlar". 140-144. Tevârih-i  l-i Osman. s. s. s. Edime. 191). A nkara 1 9 8 7 . İstanbul 1949. “Osmanlı Devleti”. tan Günümüze Büyük İslâm Tarihi.. 25-26. H a k k ı Ayverdi. Tevârih-i A l-i Osman. Emecen. 19-28. 6 7 M erçil.e. geride kalan hisarlar iki sebepten yıkılm aktaydı: B unlardan biri buralarda askerî b irlik b u lu n d u rm ak m ecburiyetinde kal­ m am ak. F. s. 34 35 Aşıkpaşazâde. Tevârih-i Âl-i Os­ man. I. D İA. 4 5 Enverî.). I.). Edirne’nin 600. “O sm anlı D evleti. II. 505-509. s. 11. IX . 29 vd. R u m eli’ye A nadolu’dan yapılan göç ve iskân fa­ aliyetleri ile ilgili olarak bkz. 38 39 40 41 E dirne’nin fetih tarihi ile ilgili tartışm alar ve fetihle ilg ili diğer gelişm e­ ler için bkz. İnalcık. s. Tevârih-i A l-i Osman. Ankara 19955. 151."Rumeli'nin iskânı”. 16 17 18 İnalcık. 25). D İA. s. Edebiyat Fakültesi Tarih Z üm resi Basılm a­ m ış D oktora Tezi. Ostrogorsky.XIV. a. n. aşhane. “Osm anlı Siyasi Tarihi K u ru lu ştan K üçük Kaynarca’ya". "G elibolu". 118). 7 68-769. s. 158. 12/11. 14-15. Osmanlı Beyliği (1300-1389). s. Sallarla R u m eli’ye geçm e efsânesi olarak bilinen bu hâdise için bkz.-M . İstanbul 1964. s. 115-119. s. Aşıkpaşazâde. 173-182. ed: Elizakth A. 25-45. Selçuklular Zamanında Türkiye. trc. K uruluştan Fetret D evrine K ad ar”. M ünir A ktepe. 117. s. A k te p e . İstanbul 1984. İstanbul 1999. s. s. İstanbul 1993. M ükrim in H alil. s. 156-157. İbn-i K em al. 176-177. “Tevârih-i Al-i O sm an”. Sezgin. G.: F eridun M. aynı eser. s. aynı m üellif. H a lil’in kurtarılm ası girişim leri ile ilgili olarak bkz. Şehabeddin Tekiııdağ.g. s.: Aşıkpaşazâde.. s. 239-240. H alil İnalcık.. İstanbul 1979. II. 175. 769. II. Defter. s. s. 261 vd. s. “Türkler ve Balkanlar”. İstanbul 1953. İzahlı Osmanlı Tarihi man Paşa”. 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Şahin.: A tsız. D iğer takvim lerden 824 tarihli olan 1353 yılını (bkz. Gâzî ve gazâ terim lerinin kullanılm asının O sm anlı D evleti’nin k u ru lu ­ şundan çok sonra ortaya çıktığ ın a d air iddialar ve bunların değerlendiril­ mesi için bkz. Babinger neşri. 12-13. İstanbul 1997. s. İstanbul 1971.O fj> 123-129. OsmanlIlardan Önce Anadoluda Türkler. II. Bizans Tarihi. DİA. Claude Cahen. s. 15 M. Tevârih-i  l-i Osman. “O sm anlı Siyasi Tarihi”. İstanbul Üniversitesi. Paris 1979. Ankara 19842. 135-145. 69). s. aynı madde. M . N ecdet Ö ztürk. “T ü rk ler ve Balkanlar”. 151. 12. İstanbul 1994. İbn-i Kem al. İb n -i K em al. Aşıkpaşazâde. s. "Edime”.e. “ Osmanlı Fetih Yöntemleri”. Gelibolu. İbn-İ Kem al. s. H alil İnalcık. Leiden 1965. VII. ve XV.. H alil İnalcık. 16 vd. İlhan Şahin. s. IV. İstanbul 1989. Fetih Yıldönümü Armağan Ki­ tabı. İstan b u l 1993. “Edir­ ne1 nin Fethi (1361)”. s. G elib o lu ’n un fethi hakkında Osm anlı kroniklerinin değerlendirilm esi için bkz. III. s. K antakuzen’e is­ tinaden G elibolu'nun fethini 12 M art 1354 olarak verm ektedir (Ş. S. 173 vd. 1 305-1312”. İbn-i Kem al. İnalcık. XIV. 19 P Charanis. s.. 209. R. EI2. İs­ tanbul 1995. İstanbul 1971. 13. U nat. “The Turks w ith the G rand Catalan Company. A n­ kara 1983. s. Feridun Emecen. II. 10-11. İstanbul 1991. 136. 11. 8 50 yılında hazırlanm ış diğer b ir takvim de 1357 yılını G elib o lu ’n un fe­ O SM A N LI n n SİYASET . İbn-i K em al. Bizans Tarihi.: A ktepe. s. 290. Bizans Devleti Tarihi. s. 191-197. H az.r. "Edirne'nin Fethi”. A ııthony L uttrell. 1. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı. 499. s. İnalcık. zaviye ve m uallim hâneden meydana gelen b ir im aret y ap tırm ıştı (İbrahim Sezgin. X.. Balkanlar. 144. 126-127. Asırlarda Gelibolu Kazâsmın Sosyal ve Ekonomik Tarihi. Basılm amış D oktora Tezi. s. 4 8 8 . 110.. İnalcık. 983. s. İstanbul 1968. Osmanlı Beyliği 1300-1389. İA. İnalcık.: Fikret Işıltan. İkincisi m ahallî güçler tarafından yeni direniş m erkezleri olu ştu ­ rulm asına engel olm aktı (İnalcık. Erdoğan M erçil. 124.  dil. II. Önsöz ve İndeks M. İnalcık. s. 21-22. 4. İm aretin vakfiyesi için bkz. Türkiyat Mecmuası. G elib o lu ’daki köy ad lan için bkz. s. İbn-i K em al. S. s. aynı eser. 151. Âli Bey neşri. X V ve XVI. s. 983. 479Ostrogorsky. İA. VII. 176-178. 10 11 İbn-i Kem al..g. 71 vd.: H alil İnalcık. s. K an tak u ­ zen’e istinaden H alil İnalcık b u n u n doğru olm adığı görüşündedir (İnal­ cık. Çiftçioğlu N . T ü rk iy at A raştırm aları E nstitüsü. “T ü rk ler ve B alkanlar”. Ostrogorsky. "A vrupa’da T ü rk ler (1305-1313) ve K üçük Asya'da Sırplar (1313)". Emecen. s. s. “A ydınoğulları” m ad. s.g. Lutfı Paşa. Yaz 1999. 299-300. Feridun M. Bazı tarih î tak ­ vim ler de farklı tarihler verirler. Ostrogorsky. s. 477-478. 28. İstanbul 1961. Prof. H alil İnalcık. s.: İnalcık. s. s. M eselâ yayınlanm ış d ö rt takvim den sa­ dece 835 yılında hazırlanm ış takvim G elib o lu 'n u n fethi tarihi olarak 1354 yılını verir (Atsız. 17-18. 317). İstanbl 1988. Bizans Devleti Tarihi. “Süley­ rihleri. İstanbul 1991. Kitâb-t Cihan-nümâ. İstanbul 1949. l 6 (1955). 211). c. Vakıflar Dergisi. “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fathine D air”. 16. İstanbul 1997. Bizans Devleti Tarihi. “R u m eli”. 19. 493-495. s. 843 tarihli takvim 1356 yılını (Atsız.1. N ec­ d et Ö ztürk. “Rumeli”. s. 124. M arm ara İJniv. s. İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler.e. M ünir A ktepe. ed. Tekindağ “Süleyman Paşa” m ad. İstanbul 1928. N eşrî. Osmanlı Ta­ 26 27 28 29 25 22 23 24 21 20 tih tarihi olarak verir (Osman Turan. s. 495.. Emecen. Zachariadou. Tarih Sem iner K tb . 768). s. Osmanlı Tarihine A it Takvimler. İstanbul 1990. BOA. Doğuş­ 32 33 Kronolojisi. T D . Byzantinoslavica. İstan b u l 1997. Atsız neşri. F. s. “La C aptivite de Palamas Chez les Turcs”. Diistımıâme. Fetihler ilerledikçe. İstanbul 1956.e. s. 102-103). s. V III. X . A nkara 1965. M ü n ir A ktepe. H ad îd î m anzum olarak aynı efsaneyi zikretm ektedir ('Tevârih-i  l-i Osman 1299-1523. s. 101). İstanbul 1974. Cogito. s. Travaux et Me'moires. “T ürkler ve Balkanlar".. Vize'nin de Süleyman Paşa tarafından fethedildiğini kaydetm ekle beraber. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. s. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. Asırlarda R um eli’nin Türkler Tarafından İskânına D âir”. O ruç b. aynı eser. s. a. 131.g.: Tekindağ.. N ikolas O ikonom ıdis. s. 983. Yüzyıl K aynak­ ları Arasında B ir G ezin ti-”. Serhan Tayşi. s. İstan­ bul 1998. Osmanlı Türklerinin Rumeli’ ye Yerleşmeleri. II.: H am di Can Tuncer. Dukas. 123-124. Süleyman Paşa Bolayır’a yerleştikten sonra burada cam ii. a. II. “O sm anlı Fetih Y öntem leri”. s. İnalcık. s. Osm an Turan. 12 13 14 Dukas.g. Çimbİ kalesinin Süleyman Paşaya verilm esini 1353 yılında gös­ terir (“Ç im bi" m ad. a. Bizans Devleti Tarihi. “ 1389 Öncesi O sm anlı G enişlem esine L atin Tepkileri". 190-194. hatıralarında deprem hadisesini doğ ru lam ak tad ır (Aıına PhilippidisBraat. Tevârih-i Âl-i Osman. “T ü rk ler (O sm anlılar)” m ad. 8 9 H alil İnalcık. 127. “XIV. s. “G elibolu" m ad. a. Boğaziçi Üniversitesi Dergisi. 141-144. s. s. "Rum eli" m ad. s. 291. Şerafettin Turan neşri. İstanbul 1989. 30 31 Süleyman Paşa’nın hayatı ve faaliyetleri hakkında bkz. s.. I. 114-118.: E. 17). Takvimler. 177. Bizans Devleti Tarihi.. I. “G elibolu” m ad. M irm iroğlu trc.. trc. Tez nr. c. 137-159Şahin. “Osmanlı Devleti”. Hümaniter Bilimler. A ltay K öym en neşri. 291. Türklük Araştırmaları Dergisi.g. 94 9 /3 8 8 . “Gazi Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir D efterleri". s. 138. H ernandez.e. H annover 1925.: İ. Ostrogorsky. “Türkler (Osmanlılar)”. 299-312. “Türkler (Osmanlılar)”. s. Gelibolu fethedildiği sıralarda Türklere esir düşen R ahip G regory Palam as. a. “O n the D ate o f the O ccupation o f Gallipoli by the Turks". 240.e. İnalcık. 124. s.

2 A raştırm alar doğ ru ltu su n d a E rken O sm anlı D önem i’nden başlayarak görevlerinin sürekliliği ve uzunca bir zam an takip edilebilm esi bakım ından akıncılık hizm etinde b ulunm uş ve akıncı beyleri y etiştirm iş ailelerin o ld u ğ u b elirlen m iştir. üs m erkezlerini de adı geçen bölgede k u rm u ş­ lardır. G üm ülcine ve L outra’da. yine Y unanistan toprakları içerisindeki Y enişehir (M ora Yarımadası). Teselya Yenişehir. Turhanoğulları. Serez.8 Erken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’ndeki akıncılar ve faaliyetleri ile ilg ili olarak elim izdeki som ut verilerden b ir kısm ı da akıncı ailelerinin in ­ şa e ttird ik le ri yapılardaki kitabe kayıtlarıdır. akın yaptıkları bölgeler. İnşa faaliyetlerinin tak ip edilm esiyle. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) D önem i’ne kadar olan h ad i­ seleri ve yapılan akınları öğrenm ekteyiz. A kıncılık k u ru m u n u n O sm anlı B eyliğinin ilk yıllarındaki oluşum u ve gelişim ini inceleyebilm eOSM ANU I miz için. üs m erkezleri ve fetih p o litik a­ ları üzerine b ilg iler edinm ekteyiz. M urad D ö­ nem i (1420-145 l ) ’ndeki akınlar hak k ın d a b ilgi edinm ekteyiz. D önem in tarih i belgeleri arasında sayabilece­ ğim iz berât ve tem liknâm elerden ise akıncı beyle­ rin in feth ettik leri yeni yerleşim bölgelerinde. O hri ve çevresinde.ERKEN OSMANLI D Ö N EM İ (1299-1453)'NDE AKINCILAR VE AKINCI BEYLERİ H.3 Tarihi kay­ naklardan ak ın cıların g ö rev len d irilm eleri. Bu akıncı beyi ve ailelerinden M ihaloğulları Bilecik. D iğer taraftan yapılara ait vakfiyeler ile m ali kaynaklarının tesp iti m ü m k ü n olm aktadır. B ura­ daki b ilgilerden akıncı beylerinin k en d ilerin i ta ­ nım lam aları. topSİYASET . T ırhala ile Eski Yugoslavya toprakları içerisinde kalan Ü sküp. Bayezid (1 3 8 9 -l4 0 2 )’in ö lüm üne kadar olan akınları. ERKEN O SM A N EI D Ö N E M İ (1299'1453)'N D E A K IN C ILA R VE A K IN C I BEYEERİ rken O sm anlı D önem i (1 2 9 9 -l4 5 3 )’nde akıncılar ve akıncılık faaliyetleri üzerine şu ana kadar ayrıntılı b ir çalışm a ve ince­ lem e yapılam am ıştır.7 K anuni D önem i (1 5 2 0 -1 5 6 6 )’nde Celalzâde M ustafa Efendinin eserinde ise akıncılık h izm etin in önem ve statüsüne işaret ed ilm ektedir. Evrenosoğulları. M alkoçoğulları'n ın da B ulgaristan topraklarındaki N iğ b o lu .4 K aram ani M ehm ed P a şa n ın Risale­ sinde3 O sm an Gazi D önem i (1 2 9 9 -1 3 2 6 )’nden II. faaliyet gös­ terdikleri bölge ve m erkezlerin belirlenebilm esi m ü m k ü n olm aktadır. şim diki Y u­ nanistan D evleti’nin toprakları içerisinde kalan Ye­ nice Vardar. O sm anlıların yerleşim P o liti­ kaları. A nonim G rekçe yazılm ış “Tevarih-i A li O sm an ” adlı eser6 ile latince yazılm ış M acar tarihinden II. yeni bölgelerin fethedilm esi. hangi aileden oldukları ve ak ın cılık görevlerine ilişkin k im i verilere ulaşılabilm ektedir. ÇETİN ARSEAN A N A D O L U M E D E N İY E T L E R İ M Ü Z E S İ I. Edirne ve çevresinde.1 B una rağm en eldeki m evcut b ilgiler akıncılığın. tarih yazıcılarının aktarm ış old u ğ u b ilg i­ lerin değerlendirilm esi gerekm ektedir. H am zavi’n in eserinde I. Plevne ve Silistre'de yoğun şekilde faaliyet göster­ m iş. iskân edilen toprakların O sm anlı kü ltü rü y le b ütünleştirilm esi ve devletin gücü n ü n en uç topraklara taşınm ası yö­ nünde önem li bir müessese o ld u ğ u n u g österm ekte­ d ir.

M urad’ın. yüzyıldan itib aren bir ocak teşkil edecek şekilde örgütlenm iş olabileceğini k a­ n ıtlayan belgeler olarak g ö rülm elidir. b u vergiyi alm ak için akıncı beyinin yanında akıncı kadısı veya pençikçi başının b u lu n d u ğ u n u b elirtm ek te. k im liğ i ve m esleğinin yazılı o ld u ğ u n u görüyoruz. F et­ hedilen topraklardaki idari yönetim m ekanizm ası­ n ın işlemesi b akım ından oldukça önem li b ir veri sunan belgeden. akın olabilm esi için akıncı beyinin kum andası altın d ak i b ü tü n b irlik lerin o akına katılm ası g erekiyordu. F. M urad (13601389) ve I. M ehm ed (1451 -1 4 8 1 ) ve II. Bayezid (Y ıldırım ) D önem i (1389l4 0 2 ) ’n in önem li savaşlarını içerm ekte. akıncı beyi G a­ zi Evrenos Bey’e kendisinin alm ış o ld u ğ u toprakla­ rı Sancaklık olarak verdiğini öğrenm ekteyiz. İ. Bayezid (1 481-1512) D evri akıncı beylerinden M ihaloğlu A li Bey’in akınlarını içeren eseridir. k endi işleri ile u ğ raş­ m ak ta ve akın görevleri b u lu n m ad ığ ı sürece b u u ğ ­ raşların ı devam e ttirm e k te y d ile r.10 A kıncılar ile ilgili elim ize ulaşan en som ut b il­ g ileri B aşbakanlık M ü h im m e D efterleri içerisinden edinm ekteyiz. gerek tiğ in d e b ir akıncı beyinin al­ m ış o lduğu toprağın idari so ru m lu lu ğ u n u n da ve­ rilebileceğini görüyoruz. g ü n lü k yaşam ları ve b ir akıncı beyinin kahra­ m an lık larından ay rın tılı olarak b ehsedilm ektedir. yüzyıllara ait b u defterler­ d en her akıncının açık b ir şekilde eşgali. keşif. M ihalo ğ lu ’nun akınlarım n m anzum olarak anlatıld ığ ı eserde. Em evi ve A bbasi D ev letlerin in Bizans’la m ücadele SİY A SIT . H ak k ı U zunçarşılı yapm ış o ld u ğ u çalışm ala­ rında.15 A tlı b irlik lerin d en oluşm asından dolayı. akıncıla­ rın toplanm asını ve göreve çağrılm asını sağlayan “Tavıcalar” denilen b ir g ru b u n old u ğ u n a işaret e t­ m ek ted ir. ordudan ayrı b ir g ru p olm alarından ve süva­ ri b irliğ in in b u ord u içerisinde b u lu n m asın d an do ­ layı.18 O sm anlı öncesi. 100 veya 100 kişi­ den az sayıdaki b ir b irlik le yapılan akınlar çete ve haram ilik adını alır ve akınlardan elde edilen her tü rlü gelir akıncılar tarafından aralarında b ö lü n ü r­ dü. döğüş sanatının inceliklerini bilen.14 M. 1 5 9 5 ’ten sonra sınırların g ü v en liğ in d en sorum lu serdarlık görevine dönüşm üş ve eski k o n u m u n iı yi­ tirm iştir.16 A km zam anı d ışında herb iri ayrı b ir m eslek ve zanaat sahibi olan akıncılar. I. Von K raelitz tarafından yayınlanan bir berâtta. b ir b ö lü ­ m ü n d e de A nkara Savaşı ( l4 0 2 ) ’nda akıncı olarak görev yapan M ihaloğlu B alta Bey’den bahsedil­ m ek ted ir. iyi binici atlılard an oluşm ak­ ta y d ı. ak ın cılığ ın ne şekilde b ir özellik taşıdığı konusu üzerine araştırm acılar d eğişik fikirler öne sürm ektedirler. O S M A N L I'D A A K IN C IIJK VE G ELİŞİM İ D üşm an topraklarına. B unlardan ilki şair Suzi Ç elebi’n in II. D iğ er taraftan bu akınlara akıncı beyi k a tıl­ m azdı. haram ilik ve ak ın adı verilen. A ydınoğullarm ı k onu alan eser. seri hareketlerinden dolayı O sm anlı T ü rk lerin in atlı birlik lerin d en olup. tarih in d e II. üç şekilde g erçekleştirilen akınlarla elde edilen m al ve g a n i­ m etler pay edilerek d ağ ıtılırd ı.17 A k ın c ılık .12 O SM A N U I A kıncıları k onu alan diğ er b ir edebi eser de E nveri’n in 869 H . Babadan oğula devrolan akıncılığın esasını. Z eki P ak alın ’ın ta n ım ın a göre.1 1 A kıncılar ile bağlantısı olm ası b akım ından iki edebi eserden bahsedilm esi gerekir. akıncıların akın sonunda elde ettik le ri esirle­ ri karşı tarafa teslim ettik le rin d e 1/5 oranında pençik denilen b ir vergi aldıklarını. F. k im i yayınlarda süvari b irliğ i olarak b elirtilm işle r­ se de. A kıncı def­ terleri. iyi ata binip -iy i silah kullanan m aharetli cengâverler oluşturm aktadır. akıncı beylerinin hânedana olan yakınlıkla­ rı. Y apılan ak ının.rağın k ullanım hakkım elde etm eleri yönündeki bilgileri öğreniyoruz.13 A. akıncıların “süvari” b irliğ i olarak b elirtilm e le­ rin in m ü m k ü n olm adığı görülür. K ö p rü lü .9 Yine Evrenos Bey’e ait b ir tem liknâm ede vakıf m alları için öngörülen har­ cam aların yapılm ası ile kendisine bazı köy ve çift­ lik yerlerinin tem lik olarak verildiğini öğrenm ek­ teyiz. Çete. I. ve 16./1 4 6 4 M. akıncılığın 15. yağm a ve tah rip etm ek am acıyla akın yapanlara verilen b ir isim olan ak ıncılar. 15. M ehm ed (Fatih)’in veziri M ehm ed Paşa adına yazılm ıştır.

B u arada Tim urtaş Beyi Yanbolu ile K ı­ zılağaç Yenicisinin fethine memur etmişti. Buradaki uç beyi kelim esi aynı zam anda. 78 6 H . tu tsa k alabilecekleri ve öncelikle kendileri için bir sığınak özelliği taşıdığım b e lirt­ erek.sinin sonucunda sınırlarda özel teşkilatların k u ru l­ m uş olduğunu. akıncı eylerinin uç beyle­ nem inde b ir g rup O ğ u z savaşçısı olarak nitelediği ri olm ası akınlar sonucu düşm an sınırlarına yakın Selçukluların. O SM A N LI ilişkin olarak b ir bölüm de. E v­ remiz G a z i dahi vardı. “a k ın ” ve “a k ın cılığ ın ” O sm anlı öncesi dönem lerde ortak b ir takım . C.21 I. I. B unlardan b i­ rincisi su ltan ın akıncı beylerini görevlendirm ek Shaw’ın da. devlet hizm etine girm iş aşiret kuvvetle­ rinin o lduğunu ve b u n ların önem li b ir bö lü m ü n ü n sınırlara yerleştirildiğini öğrenm ekteyiz. . I. devletle Edirne ta h tın a oturunca lalası Ş a ­ h in ’e Zağra tarafına ve Filibe’ye a kın emrini verdi. M urad’ın ta h ta geçm esinin ardından. A nadolu S elç u k lu la rın d a buna benzer olarak m em leketin doğu ve b atı sınırlarında uç teşkilatlan k u rd u ğ u n u . düşm an topraklarına karşı k o ru ­ m aktı. akınların tem elinde yatan y u rt edinm e. A nadolu Sel­ çukluların da “K ap ık u lu P iyade” ve “sü v a riler’in dışında. A nadolu Selçuklu ve B eylikler dönem i askerlik usul ve kaidesinin b ü y ü k ölçüde İlhanlı ve Büyük Selçuklu özelliği taşıdığını. akınlar üzerine b e lirttiğ i fikirle­ üzere “ak ın em rin i” vermesi. zapdetmekle görevlendirmişti. onların sınır bölgelerindeki yerleşim lerde yönetici H . N ite k im akıncılar ve vaşçıların hayvanları için b ü y ü k otlaklar ve g an i­ m et isteklerinin a rttığ ın ı böylece d en etim altında tu tulam ayan bu g ru p ların A nadolu’ya b itm e k b il­ meyen akınlarını başlattıklarını yazm aktadır. A şıkpaşazâde tarihinde.”2i B u konular içerisinde konum uz açısından iki önem li noktaya işaret edilm ektedir. göçebe o ld u ğ u n u ve ord u n u n çekir­ uç bölgelerinde üslenm iş olm alarından kaynaklan­ değini bunların o lu ştu rd u ğ u n u .22 Y ukarıda araştırm acıların verm iş o ldukları bilgiler ışığında. İkincisi de akıncı bey­ ri. ya nlarına k a la ­ balık birlikler ka ta ra k düşman topraklarına sevketmeye devam etmişti.19 C. tarihinde K ızıla ğ a f Yenicesi fethedil­ di. İpsala’y ı fethetti. askeri özellikler gösterm iş old u ğ u ve b u özellik­ lerin O sm anlılar zam anında da devam etm iş olm a­ sından dolayı benzer b ir yapılanm a gösterdiği so­ nucuna varılabilir. C ahen. İlhanlılarda O sm anlı akıncı kuv­ H oca S adettin E fendi’n in eserinde de konuya vetlerine benzer ve “P işdar” adı verilen b irliklerin olduğunu. “H an. ekonom ik. B u n la r yerli yerinde Uç beğleri oldular. k ü ffa r d iyarını yağm ala­ maya. akıncı beylerinin görevlendirilm esine ilişkin şu b ilg iler ak tarılm ak ­ tadır. ğ u çalışmalarda. U zunçarşılı’nın Ilhanlı. B.20 S. Tim urtaş Bey de değerli ganimetler I s İyas > :t . A nadolu topraklarının bir “R u m diyarı” olm asının ötesinde sürülere el ko­ yabilecekleri. barın ­ m a ve ekonom ik gereksinm elere işaret etm ek te­ dir. A K IN C I BEYLERİNİN G Ö R EV LEN D İR İLM ESİ: A kıncı B eylerinin görevlendirilm esine dair en som ut b ilg ilerim izi d ö n em in ta rih i k ay n ak lan oluşturm aktadır. C ahen’in d ik k a t çektiği n o ktalar üzerinde yo­ lerinin alm ış oldukları yerlerde “uç beğleri" o ld u k ­ ğunlaşm aktadır. fırsat b u l­ dukça düşm an arazisine akınlar yaparak ganim etler aldıklarını b elirtm ek ted irler. T ürklerİn A nadolu’ya yaptıkları akınların tem elinde yatan unsurlardan bahsederken. Zaferleri emel bilen G azilerin her biri sayısız gani­ metler ele geçirdiler. Shaw B üyük Selçuklu D evleti dö­ larının belirtilm esid ir k i. h a la Şahin Paşa’y ı da sancağı a ltın d a k i askerler Samakov ve ih timan illerini yağm alam ak. onları k o m u ta eden akıncı beylerinin bir görevleri de ülke sınırlarını. zam anla d a b u sa­ m ış b ir tan ım lam a olm alıdır. B üyük Selçuklu sta tü sü n d e o ld u k la rın ı gösterm esi b ak ım ın d a n ve A nadolu Selçuklu dönem i üzerine yapm ış o ldu­ önem li b ir veri özelliği taşım aktadır.. M u rad ’ın akıncı bey­ lerini görevlendirilm esine yönelik şu b ilg iler veril­ m iştir : “Ülkeler a f an padişah göniil çekici sarayı tam am ­ lam ak üzere Edirne’de kalm ış. d i­ ni. ele gefirmeye yürekli serdarları. b ir taraftan sınırları düşm ana karşı koruyan b u birliklerin. 11366 M .

sultanın. tah rip ve talan yoluyla. D üşm anın önem li geçit. 6. düşm anlara y ılg ın lık verm ek. getirdikleri arm ağanları sunmuşlar. hem h ü n ­ karın eteğini öpmek şerefine. G a za yolunda koşan bu ik i serdar. akıncılar ve akıncı beylerinin belli başlı görev­ lerin in şunlar o ld u ğ u g ö rü lü r : 1. 5. O layın ikinci önem li noktası. yere batasıca kiiffara y ılg ın lık ve korku salınm ası ve bu ülkelerin ele geçirilmesi kararlaştırıldığı zam an geçitleri. düşm anı beklem ediği b iran d a h azırlık ­ sız yakalamak. 4. “akın ferm anı”n m çıkarılm asıdır. B ü y ü k ordunun ba­ şına Tim urtaş beyi tayin ederek bu yöreye ilk kez gönder­ miş oldu. padişahın vardığı k a ra r üzere A rn a v u tlu k ve Bosna diyarına a kın ferm anı çıktı. 11. ay ışıkla rın d a n saçlar örülmüş oğlanlar ele geçirerek sayısız mal. 7. yüksek dağları. ganim et ve kıym etli eş­ ya la r toplamış. akm yapılacak olan bölgenin belirlenm esinden son­ ra. akm yapılacak olan bölgeyi “işbi­ lir beyler” ve “vezirleriyle” belirlem esidir. h a ­ la Şahin Paşa ise Sam akov ile ih tim am üzerine a k ın et­ miş. ”24 “Cennetleri gözeten padişah A na d o lu yakasından a rtık çekinilecek bir durum olm adığına inanınca. M u rad ’ın o ğlu Şehzade Bayezid’in G erm iyan B eyi’n in kızılayla SİYASET . İşbilir beyler ve vezirleriyle görüştük­ ten sonra. O sm anlı ord u su n u n savaştığı düşm ana. 10. I. hem de neş’e dolu sarayı kutlam ak törenine k a tıla ra k saygılarını. G an im et. O sm anlı ülkesine düşm anca tavır içerisin­ deki devletleri beklem edikleri saldırılar ile m addi ve m anevi açıdan çökertm ek. Bu ilişkiyi belirleyebilm em izde başlıca kaynaklarım ızı yine tarih yazıcılarının verm iş o l­ d u ğ u b ilg iler oluşturm aktadır. B irincisi. 12. Ü lkeler fethederek O sm anlı to p rak ların ı g e ­ nişletm ek.ve padişaha la yık hediyelerle sultanın otağına gitti.11 3 8 3 M . görüşm elere k atılm ış olm aları gerekir ki işbilir beyler olarak be­ lirtilen kişilerin akıncı beyleri ve k u m andanlar ol­ ması kuvvetle m uhtem eldir. Böylece zaferleri gölge edinen askerin sayısız ganimetler toplamak suretiyle güç kazanm ası. B üyük m eydan m uharebelerine g ere k ti­ ğin d e katılarak orduya destek verm ek. y ılın d a R um eli’ ye geçerek ta h t kenti E dirnede konaklam ıştı. ”25 sında “sayısız g an im eti” topladıkları an latılm a k ta­ dır. A ni baskınlar ile düşm anı sin d irm e ve k a­ çırm a. onların statü lerin i ve to p lu m içindeki k o ­ n u m ların ı gösterm esi b ak ım ın d an ö nem li yer t u t ­ m aktadır. dine gölgelik eden padişahın otağına dönmüştü. düşm ana d eğişik kollardan sal­ dırarak zam an ve kuvvet k aybettirm e. yolları. H Â N E D A N İEE OEA N İljŞ K İE E R Î A kıncı beylerinin O sm anlı hanedanıyla olan ilişkileri. o rd u n u n işini kolaylam ak üzere. çıkış ve giriş yerleri bilinmekle feth in ko­ laylanm ası da öngörülmüştü. Tarihi kaynaklardaki bilgileri to p arlad ığ ım ız­ da. d ö rt açıdan önem taşım aktadır. sultan tarafından gerçekleşti­ rild iğ in i gösterm ektedir. m al ve esir alm ak. yar­ d ım edebilecek devletlere akınlar yaparak oyala­ mak. B u ise olayın resm i bir b o y u tu ve akıncı beylerinin resm en gö­ revlendirilm elerinin. ta rih çin in ak tard ığ ı diğer b ilgiler bundan sonraki aşam aların nasıl gerçekleştirildiği­ ne dair bilg iler içerm ektedir. ülke­ ler açmak ve cihad gayretlerine h ız vermek için 785 H . Bu akın için görevlendirilecek olan beylerinin. Y ukarıda aktarılan bilgiler. bağlılıkla rın ı belirtmişler. D üşm an arazisini keşif yoluyla tan ım a ve böylece ak ınların hızlı b ir şekilde yapılm asını sağ­ lam ak. keremli padişahın iltifa tla rın a m azhar olmuşlardı. 3. yeni ülkelerin fethedilm esi ve bu fetihlerin d in i yö n ü n ü açığa vuran “cih ad ”olayıdır ki. Sınırların g ü v en liğ in i sağlam ak. Yağma. 2. 8. O sm anlı ordusu seferdeyken. peri çehreli kızlar. Ü çüncü önem li nokta. k u le ve g arn izo n ­ ların ın yardım b ağ lan tıların ı kesm ek suretiyle ele geçirip o rd u n u n işini kolaylaştırm ak. S ultan ın aynı zam anda o rd u n u n başına atanan kum an d an ı da bizzat b elir­ lediği ve böylece başlayan akın ların en son aşamaOSM ANU S C. D üşm an to p rak ların ın en zayıf noktasından saldırarak. 9.

S u lta n M u r a d ın gayet toğrusu idi.. Y a nınızda cenk ahvalin görüp bilmeli. A kıncı beyi ve ailelerinin to p lu m içinde de iti­ barlı ve saygın b ir k o n u m u o ld u ğ u n u yine tarihi kaynaklar aktarm aktadır. E tra fın beğlerine davetçiler gönderdiler... kıvanub buyurdu. B u m e k tu b u n b ir b ö lü m ü n d e O rh an G a­ zi’n in Evrenoz Beyi görevlendirm esine ilişk in şu b ilg iler verilm ektedir. Ve Karam anoğlu’nu esbabın ve a la tın b il kü lliye Tim urtaş paşaya bağışladı”29 Evrenos Bey’in su ltan ın d ü ğ ü n ü n e O sm anlı beyleri içerisinde davet edilerek b u lu n d u ğ u k o n u ­ m a göre yani m ertebesine göre d ü ğ ü n d e yer alm a­ sı. akıncı beylerine verilen değeri ve onların k o n u m u ­ n u n önem ine işaret etm ektedir. ağanun neslindendir. hüner gösteresin. M u r a d ım ı da sizinle bilece göndermek iste­ rim.. b ilin d ik ­ lerini gösterir b ir veri duru m u n d ad ır. Şim d i Evrenoz oğlanları k im vardur. Evrenos Bey’e görevini nasıl yerine g etireceğine ilişk in şunları belirtm ektedir.. SİYASET . Evrenuz G a z i’ye d a h i gel dediler... ona göre a d ­ lanm ak. es­ babın ve emvalin hep h ü n ka r önüne getürdiller. y ü z a k lığ ı edesin. N eşri tarih in d e yine Evrenosoğulları’na ilişk in b ilg iler verilirken. su ltan M urad.. H ica z’a gitm işti. hem de to p lu m içinde b u ad ile ta n ın ıp . sultan B a yezid ve Yakub Çelebi ve Tim urtaş Paşa dilaverler de gelip hünkarın elini öptüler. “. dar. ve b il cümle çin k i Karamanoğlu sınıb kaçtı. On­ dan sonra düğüne başladılar. Urumeli sefe­ rinde paşa oğlum uzla varasın. “. k ıl ı­ cının keskinliğini b iliriz. G erektir ki. H ü n k a r daha H a k Tea la ’y a şiikr edip. N i ­ ce vilayetler fethetm işti. G ayet bahadır ve serfiraz g a zi kişiydi. atın ın bastığı yerde ot bitmez.B a k a Evrenoz demişti. ”i0 Y ukarıdaki bilgilerden. su ltan ın b u akındaki başarıdan dolayı m em n u n iy etin i hem de akıncı beylerine verdiği önem i gösterm esi bak ım ın d an önem li b ir bilgidir. ”28 D aha sonra yem eklerin yenilip hediyelerin su ­ n u ld u ğ u b u ağırlam anın oldukça g ö rk em li oluşu. B u konuya ilişk in b ir b ilg in in N eşri ta ­ rih in d e şu şekilde v erildiğini görm ekteyiz. yüzyıl şairlerinden Suzi Ç elebi akıncı beyi M ihaloğlu A li Bey’in savaşlarını ko n u alan gazavatnâm esi’nde.. ol esnada yine gelip h ü n ka ­ ra yitişti. K endi sancak beğleri de geldi.. E tra fın elçileri geldiler beğlerden hediyeler getirdiler. ”26 “H ezâran iltifa t-ii rağbet ile Otağına götürdi izzet ile Saçıldı üstine dürri f ı r ovan N e d ü r kim her biri bir necm-i taban Döşendi her y a n a diba-vü atlas Yere in d i sanasın çerlo-ı atlas. Evrenos Bey’in hacca g id ip gelm esinin ardından sultan tarafm dan k en d i­ sine tim ar verilm esi. K âbe-i Müşerrefe-i Şerrefeha la lla h ü Teala ta v a f idip. onların statülerine de yer v erildiği görülür... 15. B aş beğleri ve sipa­ hilere inam lar ittiler.S u lta n M u r a d G a z i’nin Evrenoz a d lı bir subaşısı var idi. A li Bey su ltan ın em rini alm ak için g ittiğ i A li Bey’in ağırlanışından bahsederken.. Bazı d u ru m lard a su ltan akınlardaki başarılar­ dan dolayı akıncı beylerine hediyeler de su n ab il­ m ekteydi.. Evrenosoğulları ailesinin hem hânedanla ilişkisini. Evrenos Bey’den de şu şekilde bahseder. on u n soyundan gelen kişilerin Evrenosoğulları olarak b ilin d iğ in in belirtilm esi.a ı Evrenoz’lu demeye hikm et bu­ K aram an o ğ lu ’na ait b ü tü n m alların akıncı b e­ yi T im u rtaş beye bırakılm ası. N e şri’nin ko­ nuya ait sunm uş o ld u ğ u b ilg i şöyledir : “. Varub. Evrenuz G a z i’nin hediyeleri ileri geldi. B ileğinin hünerini.. Hepsi mertebelerine göre hediyelerini a rz ettiler.olan d ü ğ ü n ü h akkında b ilg iler veren A şıkpaşazâde. A raştırm acı Z iya H an h a n ’ın O rh an G azi d öne­ m in e ait o ld u ğ u n u id d ia e ttiğ i b ir m e k tu p ta da akıncı beylerinin statülerine ilişkin b ilg iler ed in ­ m ekteyiz. “H a zır lık la r tam am landı. H ü n k a r da h i buna gereği gibi izze t idip bir â li tim ar emir etti. ge­ lişm eleri şu şekilde aktarır: O SM A N H I Aynı yazarın yayınladığı ve I. sırası geldiğinde hediyelerini sunm ası ve b u he­ diyelerin m addi açıdan değ erin in yüksek olm ası Evrenos Bey’in zengin liğ in i ve ekonom ik gü cü n ü de işaret etm ektedir. a d ı b ilin ir bir akıncım ızsın. M urad D ö n em i’ne ait o ld u ğ u n u iddia e ttiğ i ikinci m e k tu p d a ise.

tim ar alan kişilerin b u b öl­ genin fethini sağlayan K aram ürsel ve A kçakoca ol­ ması. düşkünle­ re merhamet gözüyle nazar kılasın.. Erken O sm anlı dönem inde. m alum un ola ki. Aşıkpaşazâde tarih in d e akıncı beyle­ rin in tım ar edinm elerine ait sunulan b ilgilerden bazıları şu şekilde verilm iştir. M u rad ’ın O sm anlı idaresinin başına geçerken ah i­ lerden destek alm aları b u ilişkinin ne denli önem li old u ğ u nu vermesi yönünden örneklerim izi olu ştu r­ m aktadır. B u bilgilerden. B iz dabi ol tarafa varm ak üzere olup ayağım ız üzengi­ dedir. Günıiilcine’ y i yer edi­ nip oturdu. Ahi teşkilatının.“. Ö ncelikle halkı d in çatısı altın d a b ir­ leştirip. O rhan Gazi D önem i akıncı beylerinden K aram ürsel’in tim ar ald ığ ın ı. Gümiilcine’y i sana ih ­ san eyledik. bize cennet me­ kan karındaşım ız yadigârısın ve d a h i babam.. üstlenm iş o lduğu rol daha çok dini b ir karakter ta ­ şım aktadır. fethedi­ len toprakların tım arlara bölünerek d ağ ıtıld ığ ın ı öğrenm em izin yanında. Sen. her hangi tarafa gitmek gerekirse ol canibe varırız. E rken O sm anlı dönem inde. hânedan ile olan yakın ilişkileri bakım ından sadece akıncı beylerini ve ailelerini düşünm ek tek boyu tlu bir bakış açısı yaratacağından. Bu p o litika. karşılıklı fikir alış verişinde b ulundukları ve alınan yerleşim lerde uy­ guladıkları yerleşim ve iskâna ait b ilgileri b u lab ili­ yoruz. ”i2 Y ukarıdaki her iki m e k tu p ta da sultanların akıncı beylerine olan güvenleri. örgütlem eyi am açlayan ve zanaat sahibi in ­ sanların o lu ştu rd u ğ u A hi teşkilatı. g elir sağlam a ve b ân ilik faaliyetleri ile b irb iri­ ni tam am layan faktörler olarak devam etm ekteydi.. O sm anlı idaresinin. “Veziri H ayreddin P aşa’ y a emretti: 'Varın Evrenüz ile o illeri fethedin’ dedi. Akçakoca ile olan gaziler buraya toplandılar. devletin uyguladığı yerleşim p o litik asın ın özünü oluşturm aktaydı. Orada eyleşip hoşça d ir lik kurasın K ılıcım ekmeğidir deyu fu ka ra ya zahm et vermeyesin. A kıncı Beylerinin yerleşim politikası dolayı­ sıyla. Onlara nice hizm et ettinse bize de öylece h iz ­ met edesin. B unun içerisinde akıncı beylerinin tim ar edinm eleri ile başlayan b u yerle­ şim . k o ­ n u m u n u her zam an korum uştur.. atam a r­ mağanısın. ”il ana şema üzerinde şekillenir. A şıkpaşazâde’n in I. YERLEŞİM PO EİTİK AEA RI VE BÂNİEÎKEERİ O sm anlının yerleşim politikasını din i. Biire’y i İskeçe’y i M a ru ly a ’y ı fethetmişti. to p lu m yaşam ının (dini. vardığın yerde durasın. O sm an G azi’nin A hi şeyhlerinden Şeyh E debali’nin kızı ile evlenmesi O rhan G azi ve I. onların yaptıkları akm hizm etine verdikleri önem i. yüzyıldan itibaren b ir esnaf ö rg ü tü n iteliğ i kazanan A hi teşkilatı. Buluştuğum uzda hilece söyleşir. “Karamürsel derler k i B a h a d ır vardı.İm di. Yalova’y ı da tim ar a verdiler. ekono­ m ik ve idari yapının yerleştirilm esi olm ak üzere üç OSM A N U . Evrenüz. Orasını tım arlara bölüştürdüler tim ar er­ lerini kıyıya getirdiler k i İstanbul’dan yeni çıkıp memle­ keti vurmasın. İşte b u şartları birleştiren akıncı beyleri h ak im o l­ dukları üs m erkezlerinde bânilikleri için gerekli m ali desteği de sağlayarak im ar ve inşa faaliyetle­ rinde bulunm uşlardır. Aşıkpaşazade de bu fetihlere ait bilg iler şu şekilde ak tarılm ak ta­ dır. M urad D ö n em i’ndeki G üm ülcine Iskeçe ve B ü re'’in alınm asına ilişk in v er­ m iş o ld u ğ u bilgilerde O sm anlıların yerleşim p o li­ tik asın a ilişkin önem li veriler vardır. I SİYASET D . Vergilerini adalet üzre toplayasın. Tarihi kaynaklardaki b ilgiler akıncı beylerinin tim ar almaları konusunda h içbir şüpheye yer b ırak ­ m am aktadır. ekonom ik ve sosyal açılardan) yeni alm an yerleşim bölgelerine yerleştirilm esi am acını taşı­ m aktaydı. aynı dönem de hanedana yakınlık­ ları ile d ik k ati çeken A hi teşkilatı ve reislerinin önem li bir statüye sahip olduklarını belirtm em iz gerekir. toprak yöntem inin. 0 k ıy ıy ı ona tim ar verdiler. bu açılardan to plum da bütünleştirici ve örgütleyici m addi ve m anevi güç haline gelm iştir. 16. Bilginlere. riayet edip. tim arların öncelikle o toprakları alan tim ar erleri ve akıncı beyleri arasında pay ed ild iğ in i gös­ term ektedir.

B u d u ru m a en iyi örneğim iz. B ununla b irlik te. O sm anlıların fetih ve iskân p o litikasında ta rik atların önem li rolü old u ğ u n u öğreniyoruz.. Böylece akıncı bey­ lerinin to p rağ ın k u llan ım hak k ın ı elde ettiğ in i vurgulam aktadır.. O sm anlılar feth ettik leri topraklarda d a­ ha kalıcı o lm anın yollarından b irisini denem iş o lu ­ yorlardı. Onları sürdü.. . A ld ık la r ı yerlerde pa d işa h lık kanunu tatbik ettiler hana gönderilmesi gerekli olanı gönderdiler G azilere verilmesi gerekil olanı verdiler. Serez iline geçirdi. yeni alınan topraklarda gayri m üslim lerle te ­ m asa geçerek o n ları m ü s lü m a n la ştırd ık la rın ı b elirtm ektedir. B erâtnâm edeki b ilg i şu şekildedir. A kıncı Beyi T im urtaş Bey tarafm dan sultanın izni ile A rnavutluğa göç e ttirild iğ in i Aşıkpaşazâde tarih inden öğreniyoruz. sancaklık olarak v eril­ d iği belirtilm ek le. tım ar sahiplerinin çoğunun S aruhan’dan gelm iş ve zorun­ lu göçe tabi tu tu lm u ş kişiler o ld u ğ u d ik k a t çek­ m ekle b irlik te . I.”i8 A kıncı beylerinin fetih ve yerleşim p o litik a­ sında rol oynayan önem li faktörlerden birisi de ta­ rikatlara m ensup şeyh ve dervişlerin etk in faaliyet­ leridir. devletin m alı o ld u ğ u fethedene ancak o da görevi ve hizm eti d e ­ vam ettiğ i sürece. k en d isin in fethi olan bir bölgenin içerisindeki yerleşim lerinin. bu kişilerce yapı­ lan tescilden sonra da bazı köy. topraklara yerleştirilip. Yazar’m K alenderiler ve B ektaşilik üzerine verdiği b ilgilerden de. o dahi bütün civarı ile fetholundu memleketini tim a r erle­ rine paylaştırdılar. Orada göçer iller vardı.35 T im ar sistem i O sm anlıların iskân p o litik asın ­ da da önem li bir rol üstlenm işti. . M. H araç koyuldu. b u topraklardan evlatlara kalan arazilerin olm ad ığ ın ı akıncı beylerinin ise I./1 4 3 1 M. yüzyıldan itibaren sınırlardaki fetih hareketlerine k atıld ık la­ rını. tarihli A rnavud Sancağı T ım ar D efterinde. akıncı beylerinin sultan izni ile aldıkları bölgede idari sorum lular haline g eld ik le­ rini de görüyoruz.. ”33 si ve daha sonrada tım ar verilm ek suretiyle y ü k ü m ­ lü lü k k arşılığında to p rağ ın ku llan ım hak k ın ın ve­ rilm esiyle. A kdağ. O sm anlıların A na­ d olu’daki göçm en halkın göçe tabi tu tu larak Bal­ kanlardaki.. D a h a başka memle­ ketlere de hücum ederdi. 835 H . Ondan sonra A rn a v u t iline ve M a n a stır’a yöneldi. M urad zam anın­ da.. A kıncı B eylerinin tim ar edinm ekle beraber feth ettik leri to p rak ların sancakbeyi olarak idari so­ ru m lu lu ğ u n u da ald ık ların ı görüyoruz. çiftlik ve m ezrala­ rın kendisine te m lik ed ild iğ in in belirtilm esi b u açıdan önem li b ir k ay ıttır. K afirlerine haraç tayin ettiler ora­ dan devletle yine buna geldiler Evrem iz G a z i’ ye Serez’i uç verdiler. iskân ettiriim eO SM A N H .36 b u insanların I.39 B u b ilg ilerd en akıncı beylerinin kendi bölgelerindeki ekonom ik g elirin toplanm asında. M urad D önem i ile b irlik te alm ış oldukları yerleri m alikane tarzında evlatlarına geçirebilm ek için. B u n u n yanında akıncı beylerinin belirli bölgelerde ekonom ik güç haline gelm esine ilişkin belgelerde b u lunm aktadırlar. y u karıda b elirttiğ im iz iki belgeyi de esas alarak verm iş o ld u ğ u bilgilerde. 34 Yazar I. Bayezid D evri’nde R u ­ m eli fetihlerine k atılan ve D im e to k a’da b ir zaviye açan K alenderi şeyhi olan Seyyid A li S ultan’ın ra­ hiplerin aracılığı ile hıristiyan halkı m üslüm anlaştırd ığ ın ı M enakıbnâm esi’ne dayanarak ak tarm ak­ tadır.H aracını M u ra d H a n ’a gönderdi. D evlete karşı bizzat sorum lu o l­ dukları sonucuna varılabilir. A. Yaşar O cak heterodoks tasavvuf akım la­ rına m ensup şeyh ve dervişler olarak nitelediği bu g ru b u n tekkelerde toplan m ak yerine 13. arazinin k im tarafından fethedilirse edilsin. B u g öçettirm e olayına iliş­ k in tarihçinin verm iş old u ğ u b ilg i şöyledir : “Önce Saruhan iline gönderdiler. Evrenos Bey’e ait b ir te m h k n âm ed e de V ardar’a tabi b u lu n an köylerden has. fethedilen topraklardan bol t ı ­ m arlar v erild iğ in i b elirtm ek te. ”37 Şeklinde. H a y li Askerle vardığı gibi M a n a stır ita a t etti. haraç ve koyun resm inin (Vergisini) ve sahip olunan to p rak ların sın ırların ın b elirlenm e­ si için görevliler te sb it edildiği. “Kendü kılıcıyla Fetheyledüğü K ale-i Gümülcine ve d a h i Serez’e ve M a n a stır’a varınca bir sancaklık yer. M u rad ’ın G azi Evrenos Bey’e Sancaklık yerler v erild iğ in i gösterir b ir berâtnâm esidir. I SİYASET B uradaki bilgiler ışığında.

şim diye kadar sıraladığım ız konuya ilişkin b ilg i­ lerle aynı paralelde ve destekleyici tarzdadır. m ü lkiyetinin m u tlak biçim de devredilm esi değil. O sm anlı öncesi dönem de var olan uygulam aların devamı olduğunu ortaya çıkarm ası ve tim arın.40 N . B unlar zam anla yalnızca topraktan alm an rantı değil. toprak sahi­ bi ile devlet arasında paylaşılıyordu. H arm ankaya kale­ sinin Bizanslı kom utanı Köse M ihal buna örnek oluşturm akta ve akıncı beyi k o n u m u n u m iras ola­ rak bırakm ıştır. yabancı ahalinin de haracını topluyorlardı. tarihi kay­ naklardaki akıncı beylerinin tim ar aldıklarını gös­ terir kayıtlar ile çelişm ektedir. M alikane hisseleri tek kişi tarafından tasarruf edildiğinde geliri bir sipahiye tahsis edilirdi. “m alikane-divanı” adı verilen Selçuklu kökenli uy­ g ulam anın bir parçası olarak sü rdüğünü belirlem e­ si. akıncı beylerinin yerle­ şim edinm elerine ilişin olarak şu bilgileri verm ek­ tedir. öteki g ru p ta r­ lalarda çalışıyordu. yani tem liknâm e alm ak zorunda olduklarını belirtm ektedir. iyi örgütlenm iş az sayıdaki akıncıların açmış olduğu yola. beyler askerler akıncı beyleri arasında yayılm asını engelleyem edi. akıncı kom utanlarına uç beyleri deniliyordu. Beldiceanu’nun O sm anlı vergi defterlerin­ den yapm ış olduğu çalışm alardan. vergi ve hizm et y ü k ü m lü lü ğ ü ortadan kalkı­ yordu. öşür vergisini ödem eden kölelerce işletebilm e im kanına sahip olm uşlardır. tersine zam anla k ısıtlı b ir vergi alm a hakkı tan ı­ m ak dem ektir. O S İılA N U ( J Ş 1 SİYASIT . Bosna’nın 1516-17 yıllarına ait k ayıtlarından anlaşıldığına göre düzenli vergiler­ den. M alikane bö­ lüm ünden toprak sahibine pay şeriata devlete d ü ­ şen pay ise örflere göre belirlenirdi. toprağı kendisi üzerinde serbest­ çe tasarruf ettiler. B u ise alışılagel­ m iş du ru m u n dışında idi. m iras bırakm ak ya da vakıfla değiştirm e h ak lan saklı kalıyordu. Bir g ru p seferde iken. “M alikhane” sistem ini daha anlaşılır hale g e tir­ m ektedir. yani ran t paylaşılm ıyordu ve gerekli savaş hizm etlerini g ördüğü sürece b ir tek kişiye aitti. m iri araziler üzerinde iki-üç çift öküz tu tab ilm e ve b u toprakların. H araç ve avarız dışındaki tü m gelirler tım ar sahibi yani sipahilere aittir. A kıncı beylerinin yukarıda b elirttiğ im iz şekil­ de toprağın kullanım hakkına ve dolayısıyla g elir­ lerini toplam a sorum luluğuna erişm eleri. W erner. E m lak’ın sultanlar tarafından sınırlandırılm ası. A m a toprağı satm a. V akıf kuruluşları da işte b u am a­ ca hizm et ediyorlardı. toprak vergilerini su ltan ­ lar görevli m em urları ile toplatıyorlardı. onların kısa b ir zam anda alm ış oldukları bölgelerde özel­ likle U ç m erkezleri yani üs n iteliğ in d ek i yerleşim n oktalarında bânilik eylem lerinde bulunm aları için gerekli m addi olanakları hazırlam ış ve böylece ço­ ğ u n lu ğ u sınır boylarındaki illerde vakıflarla des­ teklenen m im ari eserler m eydana getirm işlerdir. Yazara göre. Akıncı beyleri kısa zam anda ayrı­ calıklar elde etm iş.43 W erner’in akıncı beylerinin tim ar edinm edikleri üzerine olan iddiası. at besleme g ibi angaryadan bağışıktılar.41 E. W erner. A kıncı Beyleri sülaleler oluşturuyor. O sm anlı D evleti’nin fetih ve iskân yani yayılm a p olitikasının başarılı olm asının nede­ nini iki tem el noktaya bağlam aktadır. M alikane bölüm üne gelince hu k u k i açıdan bu da. G elirler. V akıflar ile devlet m üdaha­ lesi. B unlardan birincisini. U ç beyle­ ri etrafındakiler tim arlar d ağıtarak geniş b ir askeri çevre oluşturm aktaydı. Bu uygulam ada m ü lk ve m iri arazilerin b ir birleşim i söz konusuydu.42 A kıncı beyleri arasında m üslüm anlığı sonra­ dan kabul eden beyler de vardı. k o nunun başında. tim ar sitem inin.kurm uş oldukları hayır eserlerine bağlam ak m üsadesi. Bunlara tim ar değil em lak verilm ek­ teydi. İkincisini de göçer ve çiftçi kolonistlerin yeni fethedilen topraklara yerleşmesine dayandırm aktadır. B u n u n dışında yaza­ rın akıncı beylerinin em lak edindikleri kendi böl­ gelerindeki vergileri topladıkları ve bazı vergiler­ den m u af olduklarına ait verm iş o lduğu bilgiler.

: a. s. I. A şık p a şa z a d e . s. B k z. “B a z ı M e n a k ıb n â m e le re G ö re X I I I. Parmaksızoğlu). Y ü z ­ y ılla rd a k i İ h tid a la r d a H e te ro d o k s Şeyh ve D e rv iş le rin R o l ü ”.: B e ld ic e a n u . M . “K a le n d e rile r ve B e k ta ş ilik ” . s. E se rin i 8 9 8 H . 1 5 5 -1 5 6 . İ. H e r ü ç ta r ih y a z ıc ısın ın T ü r k ç e ç e v irile ri iç in b k z .: C a lıe n . A n ­ k a ra . B k z . s. Osmanlı Devleti Teş­ kilatına M edhal . A n k a r a .: C ela lz â d e M u s ta fa E fe n d i. W ie s b a d e n . s.e. 1 9 8 1 . The Encyclopaedia o f İslam. A n k a ra .: A şık p a şa z â d e . 1 2 7 .: a.. H . Os25 26 27 28 29 30 23 24 22 21 ran). Z . “A k ın c ı” m a d d e s i. 2 5 7 -2 5 9 Suzi Ç e le b i.e./ 1 4 9 1 M . Unat.e.e.. I .1 M a k ale k o n u s u n u o lu ş tu r a n ç a lışm a . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . a. 3 0 4 2 . 2 3 1 . 1 9 8 8 . a.: Shaw . s. R . A lcın ay .m .: O c a k . O s m a n lı ta r ih in i h a n e d a n ın b a ş ­ la n g ıc ın d a n . 3 .: A şık p a şa z a d e . a. U z u n ç a r ş ılı.g.. 1 4 2 -1 4 3 . a. 3. 2 7 . 1 9 7 9 .: U z u n ç a r ş ılı. H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i Sosyal B ilim le r E n s titü s ü . İ s ta n b u l. İslam Ansiklopedisi. s. A n k a ra . II. 2 8 .. Ç . A rn a v u d S an cağ ı ü z e rin e y a p ılm ış a y rın tılı b i r ç a lış m a iç in b k z . Erken 0s~ 14 15 B k z . s.g.: U z u n ç a rşılı. 2 A k ın c ılık ve A k ın c ı B e y le ri Ü z e rin e G e n e l B ilg ile r iç in b k z. 7 /3 7 . Y Y.. İ.g. I-V . 1 0 5 .e. 1 3 4 -1 3 5 . s. İ. A ğ u s to s 1 9 9 5 .: Ragıp 16 17 18 19 U z u n ç a rş ılı. 7 3 -7 4 . D a h a a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . İ s ta n b u l. I. A . Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (çev. F.: T acaıı. s.. E . 31 32 B k z .. H . a.: H a n h a n . Harmancı). 2 4 0 . 3 0 4 0 . s. .g. 1 9 6 7 . Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi (haz. Hulusi). 42 B k z .: Ş. İ s ta n b u l. E v re n o s B e y ’e a it m e k t u p iç in b k z . 2 0 2 . H . 1 9 8 7 .. Suret-i Defter-i Sancak-i Arnavid. k e n d i­ s in d e n ö nce y a z ılm ış O s m a n lı ta r ih le r in i k u lla n a n H o c a S a d e ttin E fe n d in in ta r ih i ise I II . 2 1 9 B k z . 4 2 . V.4 3 .2 3 4 . . I . a.. s..m.. İ s ta n b u l. Osmanlı’dan Önce Anadolu’da Türkler (çev. D a h a g e ç ta r ih li o lm a s ın a ra ğ m e n .e. 8 B k z. 59B k z. M u r a d a ( 1 5 7 4 -1 5 9 5 ) s u n u lm u ş tu r .da Osmanlı Devletinde Tım ar (çev. 2 4 2 . O . s.: K r a e litz .g.g. s. M . İ s ta n b u l 1 9 1 0 .: H o c a S a d e ttin E fe n d i. H. 1 9 9 2 .: W e rn e r.. B k z. O SM A N LI f f f l SİYASET ... 37.: K ra e lic z .: H a m z a v i. s. B k z . 1 9 2 4 . s. d ö n e m in ta r ih i o la y la rın ın k a ­ y ıtla rın ı tu tm u ş t u r . Z . 6 6 7 . A kıncılar ve Mehmed II.e. Levend). 3 1 .: M.Y. M . Köymen). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü . s.g. Osmanlı D evletinin Kuruluşu. İ k in c i ö n e m li ta r ih y a z ıc ısı o la ra k ..g. B k z..: U z u n ç a r ş ılı.. s. “K a r a m a n i M e h m e d P a şa R is a le s i”. s. I . 1 9 9 1 .. 1 9 2 8 .: A k d a ğ .2 4 0 .: A rs la n . Tacn’t Tevarih (çev. 4 6 . Tabakat-ül M emalik ve Derecet-ül 37 38 39 40 36 35 manlı Araştırmaları. B ay ezid ( 1 4 8 1 -1 5 1 2 ) İlim a d a m la rın d a n m ü d e r r is M e v la n a M e h m e d N e ş r i ’yi g ö rm e k te y iz . a. H . 197 3 . s. Cam i-iil M aknunat (çev. Kitab-ı Cihanni/ma Neşri Tarihi (Çev : F.. 2 3 1 . 2 9 7 . M. 5 B k z.2 5 0 . M e h m e d (F a tih ) ( 1 4 5 1 -1 4 8 1 ) s o n u n a k a d a r İçeren e s e rin i 1 4 7 6 ’d a y a z m a y a b a ş la m ış . s. B k z . 6 2 -7 3 B k z . 2 3 9 B k z .: A.. 1 9 8 3 . a .: K ö p r ü lü . A n k a ra . a.g . s. X V I .g.-X V .. Öner). I. Yinanç). 5 4 .4 3 8 . 3 9 . 1 9 5 6 . I.: A şık p a şa z a d e .. 1 9 6 0 .3 4 1 . H a c e tte p e Ü n iv e rs ite s i A rk e ­ o lo ji ve S a n a t T a rih i B ö lü m ü S a n a t T a rih i A n a b ilim D a lın d a Y ü k ­ se k L isans Tezi o la ra k h a z ır la n m ış tır . Os- rihi Encümeni Mecmuası. Baştav). Y Y ’dan X V I. " A k İn d jİ” m a d d e s i. s. İ.: A k ın .2 4 0 . s. mesi (yay. A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . 4 3 3 .: N e ş r i.: A n o n im . 8 2 .: M. 3 6 . T i irk A kıncıları ...: Y îııanç. “İ lk O s m a n lı P a d iş a h la rın ın İh d as E tm iş O ld u ğ u B azı B e r â tla r ”.4 0 . B k z . a. H . 6 6 . Gazavatnâmeler ve M ihaloğlu A li Bey G azavatnâ- mai Tarihi ..m. I. 1 9 3 3 .e.. manii Döneminde Akıncı Beyleri ve Bânilikleri. A . s. A tsız) İ s ta n b u l. H ..: U z u n ç a rş ılı. C . a. 6 7 . 1 9 8 6 . F. H o c a S a d e ttin E fe n d i. 1 9 8 7 .. A.. “E v re n o s B e y H a n e d a n ın a A i t T e m lik n â m e -i H ü ­ m a y u n ”.. a. 2 2 9 .: F e rid . A n k a r a . İ s ta n b u l.g..1 4 6 . V. 9 B ilg i için b k z . 2 3 9 .: İn a lc ık . 1 9 8 1 . A n ­ k a ra .. s. 4 6 -7 2 . 23 9 B k z. s. s. Tarih Konu­ manlı Tarihi Haz. 1 9 1 5 . 1 9 7 0 . B k z .1 0 . Büyük B ir Devletin Doğuşu Osmanlılar (çev.g. H . A. S. Tarihi Osman'ı Encümeni Mecmuası.. H . N . 43 Esen. A ta tü rk’e Armağan Kitabı. T A C A N . t a r ih in d e ta m a m la y a ­ ra k S u lta n a a rz e tm iş tir. Y . F.. K ılıçbay). N e ş r i. A . 8 5 . s.. 1 9 4 0 .m. Türkiye’nin İktisadi ve İçti­ Mesalik (Haz. N .. 1 9 8 2 ..m. I I.: İ. 1 9 8 1 . İ s ta n b u l. T ürk Ta­ şuyor Dergisi. 33 34 A. O . İs ta n b u l. 1 9 1 4 /1 5 . s. S. B k z. XIV..3 0 8 . a. 4 3 2 .5 5 . A .: M. 7 B kz.I I . 1 9 7 9 .. 1 9 8 7 .g. 3 B u ta rih y a z ıc ıla rın ın b a ş ın d a A şık p a şa z a d e o la ra k b ilin e n d iğ e r a d ıy la D e rv iş A h m e d A ş ık i g e lir.e.: Y.m.: Asım ). 10 B k z . s. N ..g. Y . Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 13 B k z.. a.e. B e lle te n . a. 2 4 2 . 1 9 8 5 . s. s. A. I. A n k a ra .g.: A şık p a şa z a d e .: P a k a lın . A y r ın tılı b ilg ile r iç in b k z . B k z .: O c a k . .: N e ş r i. 11 12 B İlgİ İçİn b k z .: F e rid . İ.g.: E n v e ri.e.. İ s ta n b u l. H . B k z. Bayezid II Zamanların­ 20 B k z. The Foundation o f the Ottoman Empire (çev. R. 1 9 2 8 /2 9 . s.7 5 9 . D e c e i. A . 2 3 9 .. s. 3 4 0 . M o- da A k ın la r.g.e.g. s.e. “M u ra d H ü d a v e n i d g â r ’ın G a z i E v re n o s B eye H a k ve A d a le t Ö g ü t ü ”. P.: G ib b s o n s . II. h .m. a.g. s. Dusturnâme (yay. Kappert).: O. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası. 4 B k z.g. “X V Y ü z y ıl L a tin c e M a c a r K r o n o ğ i C h ro n ic a H u n g a r o r u m ’u n T ü r k T a rih i B a k ım ın d a n D e ğ e r i" . s. 37341 T ı m a r S is te m i ile ilg ili a y rın tılı b ilg ile r iç in b k z . İ s ta n b u l 1 9 3 6 ... 6 B k z. E sk işe h ir.: Suzi Ç e le b i.

.

DURAKSAMA T İM U R D EV R İ A N A D O IU S U 229 .

.

Toktamış üzerine yürüyerek 1391 yılında onu Kunduzca’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Musul. artık iç mücadeleler yüzünden yıpran­ maya başlamıştı. DR. 1386 yılında Tebriz’e gelip büyük gani­ metle şehirden ayrılmış. Dulkadıroğlu. burasını ele geçir­ di. Timur buradan Erzincan emiri Karamanoğlu. Zira Timur’un desteği ile tahtı ele geçiren Toktamış. Kara Koyunlu. Horasan’ın bu durumunu. Görüldüğü üzere Anadolu’da siyasi bir birlik bu­ lunmuyordu. İşte Fars bölgesini ele geçirerek Irak-ı Arab kapıla­ rına dayanan Timur. Ak Koyunlu beğleri ile SivasKayseri hakimi kadı Burhaneddin’e mektuplar göndere­ rek itaat etmelerini istemiş. Erzincan’da Erzincan emirliği. Bu sırada Anadolu’da. Bu rekabet tarafları savaşa sürüklemiş ve Timur. Bu yüzden o. Horasan Serbedarlılar. Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burlıaneddin Ahmed. yüzyıllarda Altın Orda ile İlh a n lI ­ lar arasında olduğu gibi Kafkaslarda yeni çatışmalara yol açacaktı. Maraş dolaylarında Dulkadırlılar. es­ ki efendisine kafa tutmaya başlamıştı. Timur’un Bağdad kapılarına dayanması bir çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. Tarafların zengin bir bölge olan Azerbaycan’ı kolaylıkla birbirlerine bırakmayacakları muhakkaktı. Toktamış’a karşı sefer sırasında İran’daki bâzı yerli hâkimlerin onun yokluğundan yararlanarak kendisinden yüz çevirmeleri üzerine yeniden batıya doğru sefere çıkan Timur. Azerbaycan üzerine yürüme­ ye karar vererek. Hakimiyet sahası Ma­ latya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte. Buradan Doğu Anado­ lu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Ti­ m ur’un huzuruna Erzincan hakimi Mutahharten (bazı SİYASET . Zira Bağdad’ı ele geçirdikten sonra kuzeydeki Tekrit’e yürüyen (Ekim 1393) Timur. Savunma tedbirleri­ nin arttırılıp. İran üzerine ilk seferine girişmiş ve kısa zamanda Hora­ san. Doğu Anadolu’da Kara Koyunlular. henüz O rta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı Devleti. 1370 yılında Mâverâüıınehr’de haki­ miyeti ele geçirdiğinde İran parçalanmış bir durumda bulunuyordu. Kertler ve Muzafferliler arasındaki mücadeleler dolayısıyla karışık bir durum arzetmekte idi. Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti gödermişti. Orta Doğu’daki durumun yeni fe­ tihler için ne denli uygun olduğunu artık gözleriyle gö­ rüyordu. ve XIV. bütün Deşt-i Kıpçak’a hakim olduktan sonra. Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunu­ yordu.TİM U R DEVRİ ANADOEUSU PROF. O daha gelecek ce­ vapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük. Orta Anadolu’da dikkate değer tek siyasi varlık yine de Memlûk devleti idi. İran’ın içinde bu­ lunduğu durum ve Timur’un Azerbaycan için taşıdığı emelleri öğrenen Toktamış. İSMAİL AKA E G E Ü N İ V E R S İT E S İ E D E B İY A T F A K Ü L T E S İ imur. savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş­ şehirlerin yanı sıra Anadolu’da Konya. çok geçmeden de Timur buraya gelmişti. Böylece o Irak-ı Arab’a gelip-dayanmıştı. Güney İran’a Fars bölgesine gelerek 1393 yılında Şiraz’ı ele geçirdi. Şiraz’ın fethinden sonra Bağdad’a yürüdü. Van G ölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti.1 Bu tehlike karşısında bâzı tedbirler alma yolundaki ilk faliyetlere Sivas ve Kahire’de raslanmaktadır. Toga Timurlular. Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başla­ mıştı. Kuzey İran ve Azerbaycan’da duruma hakim olmuş­ tu. Onun Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi vaktiyle XIII. uzun mücadeleler­ OSM A N LI B J J I den sonra Osmanh Devleti’ni tanımış gibi görünen Karamanoğulları. Mardin ve Diyarbekir’i fethedip. bölgenin ele geçirilmesi için uygun gören Timur 1380 yılında Ceyhun’u geçerek.

Timur Anadolu’dan ayrılıp Gürcistan’da fetihlerde bulunurken Toktamış’ın ordusunun Derbend’i geçerek Şirvan taraflarında faaliyette bulunduğu haberini almış ve az sonra taraflar 15 Nisan 1395 tarihinde Terek ırmaOSM A N LI ğı kıyısında karşı karşıya gelmişlerdi. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Ti­ m ur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriş­ tiğini görmekteyiz. kuzeye Toktamış üzerine yönelmişti. onlara ağır darbeler indirmiş. giriştiği mücadelede kendisine yardım et­ mesi için. Üstelik bu sıralarda Miranşah’ın Cengiz Han soyundan olan hanımı Hanzâde ile arası açılmış. ardından dörtlü ittifakın bir üyesi olan Toktamış üzerine giderek. Bu seferin önemi gerçekten bü­ yüktür. Bu savaş Orta Asya. Bundan sonra Altın Orda devleti ikinci derecede bir devlet durumuna düş­ müştü. 1391 yılındaki Kunduzca yenilgisi Altın Orda dev­ leti ve Toktamış’ın kaderini kesin olarak belirlememişti. Bütün bunlardan sonra Timur 1396 yılı güz mevsi­ minde Semerkand’a gitti ve ardından H int seferine çıka­ rak. Zira artık Altın Orda hanları. Bayezid. Bundan sonra o kendini tamamen eğ­ lenceye vermiş. zengin ganimet elde ettikten sonra Semerkand’a döndü. Bu hikayeler bir yana Timur’un yeni bir sefere çık­ ması için bâzı ciddi sebepler olmalı idi. Miranşah 1396 yılında Hoy civarında at­ tan düşmüş. beş yıl içinde Altın Orda devletine ikinci büyük darbeyi indirmiş oluyordu. Timur böylelikle farkında olmadan Rusya’ya ve Rus knezlerine yardım etmişti. Daha önce 1393 yılında Azer­ baycan valiliğine tayin edilen Timur’un oğlu Miranşah. Zira geniş Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları henüz Toktamış’ın elinde bulunuyordu. Toktamış ve Kadı Bur­ haneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. Delhi’yi ele geçirip. Sivas’a doğru yürüyü­ şe geçmişken aniden dönüp. Gürcüler üzerine yürüyerek. Memlûk tarihçilerinin ifadelerine göre 1394 ve 1395 yıllarında Toktamış. N itekim o. Hanzâde.3 O. Memlûk hükümdarı Berkuk ile te­ mas kurarak. Zira Toktamış’ı yenilgiye uğrat­ tıktan sonra 1395/96 yılı kışında Şirvan’da Samur ırma­ ğı kıyısında Osmanlı sultanı Bâyezid’e yazdığı m ektu­ bunda niyetlerini açıkça ortaya koyuyordu. Bu haber doğru olup. Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına.kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Fakat çok geç­ meden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geç­ miş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. yeniden Orta Doğuya dön­ mek niyeti ile gitmişti. Timur Hindistan’da iken İbn Arabşah’ın kaydettiği üzere Miranşah tarafından kendisi­ ne yazılan “artık yaşlandığı. Böylelikle Timur Altın Orda devletine kesin dar­ beyi indirmiş oluyordu. mektuSİYASET . Altın Orda devletinin geleceğini de belirle­ mişti. bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiş­ tir. Timur daha ön­ ce 1394 yılında Anadolu’ya girip. H int seferine katılmamıştı. Mem­ lûk sultanı ise Timur’a onun gönderdiği elçileri öldür­ mekle cevap vermişti. Toktamış yenilmiş fakat ele geçirilememekle birlikte savaş yalnız Toktamış’ın değil. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda mey­ velerini vermiş. kendisine katılacağını bildir­ mişti. Dulkadıroğlu Suli Beg ise gönderdiği elçiler ile Timur’u kendisini devamlı tehdid eden Memlûkler üze­ rine yürümeye teşvik ediyordu.2 Kadı Burhaneddin. Toktamış üzerine. O. kendine müttefikler aramaya koyulmuş­ tu. Öte yan'dan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. işler ise başkaları tarafından yürütülme­ ye başlanmıştı. onun muhalefet fikrinde olduğunu bildirmişti. Timur’un her iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olduğunu ileri sürüyordu. ister Suriye isterse Anadolu hangi devlet üze­ rine gidecek olursa olsun. Ti­ mur. Timur’a kocasının garip hareketlerini anlata­ rak. Berkuk. Kunduzca’daki yenilgiden sonra yeniden kuvvet topla­ maya başlamış. Zira o şu sıra­ da Anadolu’ya girdiği taktirde kuzeyden Altın Orda gü­ neyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüye­ ceğini tahmin etmiş olmalıdır. onu bertaraf et­ mişti. dolayısıyla ülkeyi oğulları ve torunları arasında bölüştürüp son günlerini ibadetle ge­ çirmesini" tavsiye eden mektubun varlığını kabul etme­ sek bile oğlu hakkında hoşa gitmeyen bazı haberler almış bulunuyordu. aklını oynatarak acaib hareketlerde bulun­ maya başlamıştı. Zira o. Karamanoğlu Alaaddin Beg. Ancak Erzu­ rum’a kadat gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dön­ mekte olduğu haberi alınmıştı. Rus knezleri için bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Güney Doğu Avrupa ve Rus­ ya bakımından pek önemli bir hadise teşkil eder. Timur’un mektubuna Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bayezid ile arası açık olduğundan olumlu ce­ vap vermiş.

Çünkü o daha önce ifade edildiği üzere. Öte yandan ittifak üyeleri. Konya. Larende ve Aksaray gibi şe­ hirleri ele geçirmiş. Büyük bir kısmı yakın bir zamanda meşrû müslüman hükümdarlara karşı yapı­ lan savaşlarda elde edilen Anadolu vilayetlerinin bağlılı­ ğına güveoilemezdi. şimdi artık Deşt-i Kıpçak taraflarının işlerini yoluna koyduğundan. Kadı Burhaneddin. dostlarını kaybetmiş bulunuyordu. Bu aynı zamanda bölgede sağlanmış olan işbirliğinin de sonu olmuş ve Timur’u son derece sevindirmişti. 1399/1400 yılı kışını Azerbaycan’daki Karabağ’da geçir­ miş. Timur’un yokluğun­ da ittifak üyeleri Timur’u Anadolu ve Suriye üzerine yü­ rümeye teşvik eden veya onunla işbirliği halinde bulu­ nanlar ile mücadeleye başlamışlardı. Ancak Timur’un ittifakı parçalama çabalan bir sonuç vermemiş. Artık Anadolu ve Suriye’yi istilâ için geride hiçbir tehlike kal­ mamıştı. Timur’un tehditlerine hiçbir zaman aldırış etmemiş an­ cak Timur taraftarları ile uğraşırken 1398 yılında Ak Koyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülmüştür. yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştı. yollarını kesmesi üzerine savaşmak zo­ runda kaldılar. Şam tarafına hakim olan adı sanı bilinmeyen. Memlûk devleti içindeki mücadeleler. Bütün bu şartları değerlendiren Timur. Halbuki Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur. 10 Eylül 1399 tarihinde hareket etmişti. fakat Timur’a karşı mücadelede ise O SM A N LI tek başına kalmıştır. Rey’den Sultaniye’ye ve buradan da Karabağ’a gelen Çağatay hüküm darı. Üstelik Kafkasların güneyinde Gürcü ve Ermenilerin yeniden faaliyete geçtiklerini öğrendiği gibi daha önce Azerbaycan’a gönderdiği oğlu Miranşah’ın uy­ gunsuz hareketleri de kendisine bildiriliyordu. Onun bu kadar rahat hareket etme­ sine sebep. Gürcistan ve Irak-ı Arab’da bâzı faali­ yetlerde bulunduktan sonra Bingöl’e gelmişti. tabiî ki Timur’un çok uzaklarda H indistan’da bulunması idi. Şam ülkesine doğru hareket edece­ ğini. Kadı Burhaneddin’in öldürülmesi üzerine önce Amasya’yı. Bâyezid’in ise Anadolu’da silah zoruyla gerçekleştirdiği toprak kazançlarının yarat­ tığı hoşnutsuzluk. tehditlere başlamakta.4 I SİYASET . Böylece o Anadolu’nun siyasi birliği üzerine büyük adımlar atmış. Kadı Burhaneddin’in yerini doldurmak isteyen Bâyezid. ittifakı pekiştirmek için aralarındaki münasebet­ leri de sıklaştırmışlardı. Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdun­ dan ayrılan Kara Koyunlu Yusuf Beg. 1397 yılında Karamanoğlu Alaaddin Beg’i yenen Bâyezid.bunda “Allah’ın yardımı ile Toktamış’a galip geldiğini belirttikten sonra. Ti­ m ur’un Anadolu ve Suriye’yi istila hareketinin açık bir delili olan bu mektupta ayrıca imalı olarak Osmanlı sul­ tanlarına ittifaktan ayrılması da ihtar ediliyordu. hattâ hareketini Memlûklere ait olan topraklar üzerine de yöneltmişti. Azerbaycan. Timur’un pek büyük bir güçlükle karşılaşmayacağını gösteriyordu. Darende ve Divriği’yi ele ge­ çirmişti. Samur ırmağı kıyısından Bâyezid’e yazdığı mektubunda tekrar geleceğini ifade ediyordu. bundan yararlanan Osmanlı hükümdarı. Böylece dostluk. fakat onun bu elçileri öldürttüğünü söylüyor. Bâ­ yezid’e sığındılar. Tarafların düşmanları da karşı tarafa sığınmaya baş­ lamışlardı. İşte Kadı Burhaneddin ve Berkuk’un ardarda ölmeleri. Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya. az sonra ise buraya gelmiş bulunan Celâyirli Sultan Ahmed ile Bağdad’a döndüler. Timur’un yanında yurtlarını terk etmiş ve kendileri de Bâyezid gibi gazilik iddiasında bu­ lunan pek çok Anadolulu beg bulunuyordu. bir süre Semerkand’da kalıp. Bu durumda Memlûklere sığınma üm it­ leri kalmayan iki dost. Berkuk’un yerini küçük yaşta bulunan Ferec’in alması. ardından Sivas’ı kendi toprakla­ rına katmıştı. hazırlıklarını ta­ mamladıktan sonra tekrar batıya yönelmişti. Yıldırım Bayezid 1395/96 yılın­ da Kahire’ye bir elçi heyeti göndermiş Berkuk da ona karşılık vermişti. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Bayezid doğu­ ya doğru yayılma engelinin ortadan kalktığını görerek harekete geçmiş. asil soydan gelmeyen Berkuk’a armağan ve elçiler yolladığı. Fakat burada Haleb naibinin kendilerini kabul etmeyerek. Timur’un Sivas’ı ele geçirmesin­ den sonra G üneye doğru inmekte olduğunu görerek. Memlûklere sığınmaya karar vererek Haleb’e doğru yola çıktılar. Ancak onlar Timur’un Bingöl’den Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğunu öğrendiklerin­ den. ayrıca Memlûk sultanı ile dostluk halinde bulunan Sivas kadıcığına da haddini bildireceğini” ekliyordu. Ardından 1399 yılında Memlûk sultanı da ölünce. önce Musul’a. bir yıl önce Irak-ı Arab’da bulunurken. az sonra kendisi de Semerkand’a dönmek zorunda kalmış ve ardından H int seferine çıkmıştı. Kahire ile Sivas arasında da devamlı olarak elçi heyetleri gidip-geliyordu.

10 SİYASET . Timur’un tehditlerine al­ dırış etmediği gibi kendisi tehdite başlamıştı. böylelikle Bâyezid’i suçlayıp. ülkeler ele geçirdiğini söyleyerek. Timur’un müttefiki Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesi. vaktiyle Moğolların bi­ le Mısır’a kaçan Abbasileri istemediklerini ifade ile. kafirler ile mücadele edip. dostluk teklif ediyor. Timur bu cevaba karşı. daha Suriye seferi sırasında Bâyezid’e gön­ derdiği tehdit dolu mektubunda kendi başarılarını sayıp-döktükten sonra. fakat Timur elçilere karşı Bâyezid’i açıkça suçlayarak savaşa hazırlanmasını bildirip. Hama ve Humus gibi şehirleri ele geçiren Timur. Anadolu beglerinden alınan yerleri eski sahiplerine geri vermesini. ken­ dilerine sığınanları teslim etmek veya kovmanın müm­ kün olmayacağını. aralarında varılacak anlaşmadan sonra ise Memlûkler ile Timur arasında barışın sağlanması için aracılık edeceğini yazıyordu. artık Bâyezid ile savaşa karar ver­ miş bulunuyordu. yakıldı.Sivas’ı zapt ve tahrip eden Timur böylelikle Osman­ lIlara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileriye gitmemiş fakat şehrin elden çıkması ve halkın uğradığı kıyıma üzülen Bayezid. oradan da Haleb’e geldi. Böyle bir hareket için çeşitli sebepler de vardı. bu açıkça Osmanlıların kendisine bağımlılığı kabul etmesini istemek anlamına geliyordu. şehzadelerden birinin kendi ya­ nına gönderilmesini. Avnik üzerinden Kemah’a gelinip. Timur’a Anadolu üzerine tasarladığı sefer için meşru bir sebep hazırlamış­ tı. Bizans İmparatoru ile anlaşmış ve kuşatma­ yı kaldırmıştı. esasen onların Anadolu’dan ayrılmış bulunduklarını. Bir müddet sonra Bâyezid’in elçileri. daima gazada bulunan Anado­ lu halkına zarar vermek istemediğini. bu olmadığı takdirde. Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye yönelen Timur. aralarında anlaşmazlık için bir sebep ol­ madığını bildirdikten sonra. istiklalsiz yaşayama­ yız” diyerek.9 kendisi de yola çıkmış ve Kayseri-Kırşehir yolu ile gelerek. arada dostluk sağlanması gerektiğini ve bu dostluğun da kafirlere karşı İslam’ın gücünü arttıracağını söylemiş. Esasen bu teklifler kabul edilse bile. 1396 yılında N iğbolu’da Haçlı ordularını perişan eden Osmanlı sultanı. Bâyezid’in kendisine itaat etmesini istemiş. Osmanlı topraklarından kovulmasını istiyordu.7 Bütün bunlara rağmen ihtiyatlı davranılmasını tav­ siye eden vezir Ali Paşaya Bâyezid: “Şerefimiz ve karşı koyacak gücümüz vardır. arada dostluk ku­ rulmasını arzu ettiğini söylüyor. buna karşılık Bâyezid de kendi soyu ve zaferleri­ ni sayarak. Sivas’a yaklaştıklarında daha önce Bâyezid’e göndermiş olduğu elçisi ile birlikte Osmanlı elçileri gelmişler.6 Esasen bu sırada getirttiği yeni kuvvetlerle ordusu­ nu takviye eden Timur. önce Sivas’ı geri almış. ardından Erzincan ile Kemah’ı Timur’un müttefiki ve aralarının açılma sebep­ lerinden biri olan Mutahharten’in elinden almıştı. Suriye üzerine yürümesinden dolayı yanında kendisine sığınan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed de olduğu halde harekete geçerek. sorumluluğu da ona yüklemek istiyordu. 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk’ı da alarak. ancak dostluğun kurul­ ması için Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini. Bu yüzden o önce Behisni’ye. Tabiî ki bü­ tün bunlar red edilmişti. yine ka­ bul edeceğini bildiriyordu. düşmana karşı savaşa hazır olduğunu bildir­ mişti. Timur’un çok yakın bir yerde bulunduğu bir sı­ rada Bâyezid’in. An­ kara’yı kuşatmıştı. İslam dünyasında kazandığı şöh­ ret ve gururuna mağlup olmuş. Osmanlı hükümdarı ile Timur arasında gidip-gelen elçi ve mektuplar vasıtası ile anlaşmak mümkün olmadı­ ğı gibi. Tâbi olup. lâkin Bâyezid’in oğulla­ rından birini rehin olarak göndermesini ve yollayacağı hil’atı giymesini de istemişti ki. O. getirdikleri mektupla tekrar Timur’un huzuruna çıktılar. burası Mutahharten’e bırakıldıktan sonra. şehir yağma edilip. bunları Timur’un başka tekliflerinin tâkip edeceği açıktı. Kara Yu­ suf’un kendisine teslim edilmesini istemişti. Timur burada bir süre kaldıktan sonra Tebriz’e döndü. Bu bakımdan Bâyezid’e kabulü m üm ­ kün olmayacak tekliflerde bulunarak. Timur. Bu mek­ O SM A N U I tupta Bâyezid.8 Nihayet Timur 12 Mart 1402 Pazar gü­ nü Bâyezid üzerine yürümek maksadı ile hareket etti. Kemah’ın Mutahharten’e geri verilmesini.5 Haleb. Berkuk’un ölümünden sonra Memlûklerin içine düştük­ leri sıkıntılı durumu biliyor ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu meseleyi de halletmeyi düşünüyordu. Timur’un Anadolu’dan ayrılıp. tâbilik alâmeti olarak göndereceği kemer ve külahı kabul etmesini. Buna karşılık Bâyezid. lâkin tekrar gelecek olurlar ise. Timur elçilere.

Zaferden sonra fetihnameler yazılıp14. kuşatmayı kaldırarak. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehza­ deyi alarak kaçmış ve Bâyezid. torunu Muhammed Sultan. 17 Ağustos’ta. onun Sivas’tan Kayseri’ye g itti­ ğini ve oradan Kızılırmak boyunca ilerlediğini öğrenin­ ce. İzmir. Çubuk ovasına gelip savaşa hazırlandı.1 5 Muhammed Manisa’da. batıda Kuşçu dağı. Çubuk. bu havalide iken Muhammed SulS İYAS ET . Muhammed Sultan yanında Mirza Ebubekir ve bâzı beglerle birlikte hâzineyi ele geçirmek için Bursa’ya gönderildi. güneyde Karacaviran. Emirzadeler buradan harekete devam ile İz­ nik ve Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlemişler. Timur’un seferleri sırasın­ da yanında bulundurduğu kukla hanlardan Cengiz Han soyundan gelen Mahmud Han tarafından tutsak alınmış­ tı.1 1 Tarafların kuvvetleri hakkında değişik sayılar veril­ mektedir. Zira Timur’un İz­ m ir’i 15 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmesinden dolayı İstanbul’a karşı da bir harekete girişeceğini zan­ netmiş acele elçi ve armağanlar gönderip. XIV. Her birlik bir an önce kendi yurduna dönmeye çalışıyordu. Timur Denizli-Aydın-Tire yolu ile İzmir’e yürüdü. Çubuk vadisindeki savaş­ ta Osmanlı ordusu yenilerek dağıldı. Kışlacık deresi. Ti­ mur’un bundan sonra Rumeli’ye geçme düşüncesinde ol­ duğu anlaşılmaktadır. Timur kendisi ise Şahruh’un kışladığı Ulubor­ lu’da konmuştu. ele geçi­ rilen ganimet katipler tarafından kayda geçirildikten sonra Kütahya’ya gelmiş olan Timur’a sunulmuştur. Mire dağı. Bu yüzden Timur. Meydana gelen kargaşa içinde yeniçeriler ve Sırp askerle­ ri bir süre direndiler. Kayseri’de tekrar orduya katılmak üzere Ankara’ya gön­ derildi. beg ve mirza­ lar Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilirken Şahruh Gölhisar.1 3 Bundan henüz 6 yıl önce. Bu beglik şimdi bütün Sakarya dirseğini içine alarak Anka­ ra ile Bursa arasına girmiş bulunuyordu. Aydınoğullarına bırakıldı. Ankara’nın kuşatılmış olduğunu duyduğundan oraya yürümüş ve az önce Çubuk ovasına gelen Timur’un karşısında mevzi almıştı.16 Buradan tekrar Ayasuluk (Selçuk) üzerinden Denizli’ye gelindiğinde. O. Türkiye Selçukluları’nın merkezi Konya’da. Zira Bizans İmparatoru Manuel. Daha önce Timur’u To­ kat'ta bekleyen Bâyezid. onun yolunu kesmek için Tokat’tan ayrılmış. Anadolu ve Rumeli sipahileri da­ ğıldılar. Hacılar köyü). Akşama kadar vuruşan Bâyezid birkaç muhafız ile tu t­ sak düştüğünde büyük devlet olma hayalleri birdenbire son bulmuştu. 1396’daki N iğ­ bolu zaferi bir tesadüf değildi. lâkin ona yetişemeyince. Osmanlı ordusunun 70. bağlılığını bil­ dirmişti. Bizans İmparatorluğu 50 yıl kadar daha varlığını sürdürmüş. yüzyıl ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir ve etraftaki bazı kaleler alındıktan sonra. Şahruh Uluborlu-Keçiborlu ta­ raflarında kışlarken. şehzadeler arasındaki haki­ miyet mücadelesi ve Timur tarafından Anadolu beglikleO S M A N II I rinin yeniden canlandırılması yüzünden Anadolu’nun birliği bozulmuştur. bunlar içinde 27 Zilhicce 804 (28 Temmuz 1402) Cuma tarihi kabul edilmektedir. esas vuruşma Çubuk çayından itibaren batıya doğru yaklaşık 6 km. et­ rafında güçlü bir ittifak halinde birleşebilecekleri bir çe­ kirdek teşkil edecekti. kadar uzanan Kızılcaköy de­ resi üzerinde cereyan etmiştir.12 Sa­ vaşın günü hakkında da çeşitli kayıtlar bulunmakta olup. Osmanlı Devleti ağır bir imtihandan parlak bir zaferle çıkmıştı. Savaşın cereyan ettiği saha doğuda Çubuk çayı va­ disi (Ankara. Kuşçu dağı arasın­ da kalmakta olup. Ova çayı. yani savaştan 3 hafta kadar sonra Saruhan beginin merkezi Manisa’ya alayla girdiğini görmekteyiz. Yeni fethedilmiş begliklerin askerleri kendi beğlerinin saflarına katıldılar.Bu sırada Bâyezid de Ankara’ya yaklaşmış bulunu­ yordu.000 kişi. Timur’un dü­ şüncesine göre Karamanoğulları Anadolu’daki diğer kü­ çük beglikler üzerinde bir hakimiyet kuracak ve bunları günün birinde Osmanlı tehlikesi yenilenecek olursa. onların meş­ ru varisi sıfatı ile Anadolu’da hakimiyet iddiasında bulu­ nan Osmanlıların en büyük rakibi kabul edilen Karamanoğulları begliği daha da büyüdü ve güçlendi. lâkin Timur’un Rumeli’ye geçmek için gemi hazırlaması hakkındaki mektubu gelince şaşırmıştı. kuzey­ de Cankutaran. Böylece Fırat sahillerinden Ada­ lar sahiline kadar bütün eski beglikler yeniden kuruldu. Bâyezid’in tutsak alınmasına çok memnun olmuş. Timurlu or­ dusunun bundan daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bâyezid’in yenilgisi ile sona eren bu savaşla. Rumeli’nde fetihler durmuş. Esenboğa.

La Campagne d-e Timur en Anatolie. 68 v. M.A. 121 v. 63 v.dv. X X X V II/l4 6 .dv. s. aynı m üellif. Osmanlı Tarihi. A nkara 1 9 6 i. 55. Uzunçarşılı. 14 Bu fetihnam eler için bkz. Mirza Şahrııh ve Zamanı. 5 H alep’in ele geçirilm esinden sonra içlerinde m eşhur İb n H a ld u n ’un da bulu n d u ğ u ulem â ile yapılan to p la n tılar için bkz. Bundan son­ ra Bingöl ve Erdebil dolaylarında Orta Doğu ile ilgili bâ­ zı düzenlemelerde bulunup oğul ve torunlarına çeşitli bölgeleri tefviz etti. 18 Bâyezid’in esareti ve öiüm ü için bkz. l 6 l v.dv. İ. N r. Belleten (1943). 350). 10.: Alexatıdrescu Dersca. II. İ. V II/2 7 . K ahire 1285. Bayezid I M ad. “T im u r’u n A nkara Savaşı F etih n a­ m esi”. Osmanlı şehzadesi de buna karşılık. I. Osmanlı Tarihi. Zafemâme. Belleten (1937). H .19 Lâkin Anado­ lu ’dan ayrılmasından az sonra Timur’un doğuya. U zunçarşılı.: Ö m er H alis (Bıyıktay). Ankara bozgunundan kaçıp-kurtulan Çelebi Mehmed’in büyük güçlüklerle tutunabildiği Amasya ve yöresindeki hukukunu tasdik etti.dv. B ucuresti.: Fuad K öprülü. İstanbul 1334. H . A nkara 1994. 2 7 9 v. 62. I. 591-59919 H alil Edhem . 11 Savaş m eydanının topografyası için bkz. Mem­ lûklere ve Osmanlılara ağır darbeler indirmiş olarak Anadolu’dan ayrılmaya karar verdi. 25 2 . Ka­ dı Burhaneddin Ahmed ve Devleti. “ 1402 Ankara Savaşı". 386). Belgeler (1986). O . 1/2. s.: Yaşar Y ücel. Timur’un yüksek hakimiyetini tanıyarak. II. I. Bâyezid’in oğ lu M usa Ç e le b iy i altam galı nişan ile Bursa’ya gönderirken şehzade babasının cesedini de ala­ rak g ö tü rm ü ştü r (Yezdî.tan’ın rahatsızlığını işiterek Akşehir’e doğru yöneldiği sırada. 15 16 17 Yezdî. herşeyden ümidini kesen Osmanlı sultanı haya­ tına son verdi. Yüzyıllar Türkiye Tarihi H a k k ın d a A raştırm alar II (Türkiye ve Yakın D o­ ğu Ü zerinde 1393/94 T im u r Tehlikesi)”.1 7 Yenilgi. Ayrılmadan önce.. “b ü tü n b u tarih lerd en en doğruya yakın olanı C u m a g ü ­ n ü yani 27 Zilhicce (28 Tem m uz)’d ır ” dem ektedir.. Çelebi Mehmed ise Fetret devri ve uzun bir mücadeleden sonra Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulu­ şunu gerçekleştirdi. 301 v.. 24. Çeşitli kaynaklarda ve­ rilen tarihler için bkz. I. A.. 14 Ş a b a n 805 Perşem be (9 M a rt 1403) g ü n ü ö lm ü ştü r (Yezdî. Yinanç (/. Yezdî. 1 B u sıralarda O rta D o ğ u n u n d u ru m u için bkz. I. II. M . Belleten (1973). savaşı takip eden aylarda o denli tesirli oidu ki. bu tâbiliği geçer­ siz kıldı. “Y ıld ırım Bâye­ z id ’in Esareti ve İn tih a n H ak k ın d a”. Osmanlı Tarihi. İstanbul 1934. 8 9 10 A nkara kuşatm ası için bkz. Bâyezid’in Akşehir’de öldüğü haberini aldı (Mart 1403). 6 7 İsm ail Aka. Fetihna­ m elerde ise 28 Zilhicce C um a g ü n ü denilm ektedir. Kara Koyunlular.: İsm ail Aka.dv. 1977. U zunçarşılı. Çin’e doğru çıktığı bir sefer sırasında ölümü. 88-91 2 Kadı B urhaneddin’in bu husustaki faaliyetleri için bkz. İ. I. Ba­ yezid M ad.. T im u r A kşehir’e gelince.dv. 348).: Yaşar Yiicel. 12 Savaşın cereyanı ve o rdular için bkz.dv. Alexandrescu D ers­ ca. Meskûkât-ı Osmaniyye. “Y ıld ırım Bâyezid’in İn tih a rı Meselesi". Tahran 1336 h .: Zeki Velidi Togan. Zafemâme. H . 96 v. 308.dv. dokuz ay kadar Bâyezid’in yanında kalm ıştı. Bâyezid’in cesedi önce A kşehir’de Şeyh M ahm ud-İ H ayranı tü rb esi­ ne konulm uş. 5 91-603.: M uzaffer Erendil. II. paraları üzerine onun adını da koydurdu.2 9 2 .1 8 Bâyezid’in ölümünden az sonra Anadolu’daki duru­ mu düşündüğü gibi düzenlediğine inanan Timur. Praha 1937. Şâmi.-XV. 108 (33). 3 Bu m ek tu p için bkz. H . 1-22. “T im urs O ste u ro p ap o litik ”. Askeri Tarih Bülteni (1980). 310. ZDM G (1958).: İ. Anadolu’dan ayrılmadan önce Bâyezid’in oğulların­ dan olup. İlhaniılar zamanında Anadolu’da yerleşmiş olan ve Ankara savaşında kendi saflarına geçen Orta Anadolu bölgesin­ deki Tatarları da Maverâünnehr’e göçürdü. Timur’un Anadolu Seferi ve Ankara Savaşı.: İb n Arabşah. Kara K oyunlu begine Aksaray yöre­ si dirlik olarak verilip. 13 Şavaşın g ü n ü hakkında verilen tarihler farklıdır. 4 Faruk Süm er.ş. 327. “XIV. 6 v. 318. Acaibu’l- Makdnr. La Campagne de Timur. Zafemâme. Uzunçarşılı. X I/1 5 .

HARAMEYN" .DEVLETTEN İMPARATORLUĞA YÜKSELİŞİN MİMARLARI: FATİH VE YAVUZ FATİH SULTAN MEHMET: İK İ KITANIN VE İKİ DENİZİN HAKİMİ" YAVUZ SUETAN SEEİM: “HADİM-ÜI.

.

YÜZYILLAR) 253 XV.FATİH SULTAN MEHMET: "İKİ KITANIN VE İKİ DENİZİN HÂKİMİ" FATİH SULTAN M EHM ET D Ö N EM İN D E O SM ANLI İÇ VE DIŞ SİYASETİ 239 İSTANBUL'UN FETHİNİ MÜTEAKİP İSTANBUL'DAKİ HIRİSTİYAN CASUSLARIN RAPORU 247 O SM ANLI İM PARATO RLU ĞU VE TAH T ELİ: SİYASİ MÜNASEBETLER <XV-XVII.-XVIII. YÜZYIL A R D A O SM AN LI VEN EDİK İLİŞKİLERİ 259 .

.

Paradoksal olarak. asrın ikinci ya­ rısında üretilen prototipler sonraki çalışmalara tamamen damgasını vurdu. Doğu Dünya­ sının başşehri İstanbul’u zapteden bir orduyu yönetti.FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİNDE OSMANLI İÇ VF DIŞ SİYASETİ PROF. Belki Sultanın iç düşüncelerini yansıtmayabilir. [JJJ SİYASET . sonraki çalışmalar öncekileri “gerçek b ilgi” ve yorumlar için kullandı ve bugün de bu yorum­ ların bazıları kabul görüyor. yine ol üslûb üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. Bu hika­ edenlerin ortaya attıkları hikayelerdi. Ben dahi üzerlerine varub kal’alarm yıkub harab etmeyem. DR. Bu belge aşağıdaki hükmü içermektedir: “Buyurdum ki. Epistolae Magni Turci’dç? Fatih’e atfedilen. B atı’da haçlı seferleri taraftarla­ rınca yayılan Türk imgesi hakkındaki korku dolu mesaj­ lar. hatta “Muhteşem Türk’ ün düşman­ ca niyetleri hususunda Batıkların bu korkuları güçlendi­ rilerek teşvik edilmiştir.1 Esra­ rengiz olmasının bir sebebi kasıtlı olarak çarpıtılmış ve­ ya fantezi ürünü olan değerlendirmelerdir. Açıkça görülüyorki. aşırı retorik içeren metin diplomatik nezakete uygun şe­ kilde güven telkin edici ve uzlaşmacı dil üslûbuyla tezat teşkil etmektedir. Birisi Fa­ tih tarafından İstanbul’un alınmasından bir kaç gün sonra şehirdeki Cenevizlilere hitaben yazılan belgedir. asırda Osmanlıların yükselmesi ve hasretle ümit edilen düşüşü hakkındaki mübalağalı rivayetler büyüyen bir iş kolu havasına bürünmüştü. ”4 en önemlileri Sultan ile yüzyüze geldiğini iddia darlığının üçüncü yılında ve yirm ibirinci yelerin yaş Bu ifade.2 XVI. hakkındaki ilk eserleri içlerinde ne tür bilgi (veya yanlış bilgi) olduğu açısından incelememiz gerekir. çünkü daha hüküm* gününü kutlamasından birkaç hafta sonra. fakat onun şehirdeki cemaatlerden en az birinin işbirliğini kazanmak istediğini göstermektedir. fakat XVI. 1450’lerden beri Osmanlıların “İmparator” statüsündeki ilk hükümdarı olarak kişiliği yoğun bir ilgiye mazhar ol­ du.3 Bir önceki asırda Batıda sultanlar için yazılan “tarihler” o kadar po­ püler ve sayıca da çok değildi. Fatih olarak tanındı. Ayrıca dili ve kullanılan bazı deyimler belgenin gerçek bir Osmanlı belgesi olduğunu kanıtlamaktadır. döneminde efsanevi bir statü kazan­ dı. O SM A N II Gerçek Fatih hakkında Batıda çıkartılan hikayelerin kesin bir amacı vardı: “Türk korkusu’nun egemen olduğu bir psikolojik bilincin teşvik edilmesi ve (gerekiyorsa) yara­ tılması ile Hıristiyan birliğini gerçekleştirmek. Bunların doğru ve güvenilir olup olmadığına Osmanlı diplomatikasmdaki gerçek belgelerin dili ve tarz­ ları ile bir karşılaştırma yaparak karar verebiliriz. Osmanlı Sultanının imaj yaratıcıları tarafından reddedilmezliğili gibi. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’in askeri hedeflerini değerlendirmeden önce. İlk olarak iki otantik örneği dikkate alalım. O TTO M AN AND MODERN GREEK STUDİES / İNGİLTERE DIŞARIDA GENİŞLEMEBİR İMPARATORLUK KURUCUSU OLARAK FATİH: EFSANE VE GERÇEKLER Mehmet. Bu belge Fatih’in eski lalası ve ünlü komutanı Zağanos Paşa tarafın­ dan imzalanmış olup Cenevizlilerin can ve mal emniyetle­ ri için duydukları korkuyu izale etmek üzere hazırlanmış­ tı. fakat yine de esrarengiz bir kişi olarak kaldı. daha önce Cenevizlilere tanınan imtiyazla­ rın-teyidi anlamındadır. RHOADES MURPHEY UNIVERSITY OF BİRM İN G H A M CENTRE FOR BY2ANT1NE. kendülerin ayinleri ve erkanları ne veçhi­ le câri ola-gelirse.

672’de şehrin Araplar tarafından ilk muhasarasının efsanevi komutanı Ebu Eyüb’ün çabalarını da boşa çıkarmayarak bütün İs­ lam Dünyasında itibarını yükseltmiştir. Gençliğimin. ”7 (vurgulama yazarındır) bana yardımcı olacak bir çok şey bi­ liyorum. bu ifa­ de genç sultanın okul çocuğuna mahsus bir özlem ile es­ m . Genç Sultanın hükümranlığının iyice büyüdüğü bir dönemde ona yakıştırmaktadır. II. Bu marifetiyle sadece babasının başarısızlıkla biten on haftalık (Haziran ortasından Eylül 1422’nin ilk yarı­ sına kadar) muhasarasının fevkine çıkmakla kalmamış. Ancak bizim sormamız gereken esas soru şudur. Yukarıda belirtildiği üzere. Fatih burada Osmanlıların Venedik’in taleplerine vereceği tavizleri karşılayacak ödünleri de Ve­ nedik’ten beklediğini. İskender ve Keykavus’u geçeceğim”10 Artık aşina olduğumuz gibi eski çağların askeri kahramanlarına yapılan atıflar sürpriz değildir. Mayıs 1471’de Venedik Doj’una yaz­ dığı mektubunda Fatih. Bu şekliyle hikaye Papa II. “İskenderler. Sezar. ancak biz Fatih’in askeri ihtirasları hakkındaki iki örneği ele alacağız. Fatih’in fetih ile bu kadar meşgul olmasının sebebi ne idi? F a tih ’in S a ik le ri Her tahrifatta olduğu gibi. bunların Fatih ile yaptıkları görüşmelerin harfi harfine deşifresi olduğunu iddia etmişlerdir. Pompeyler ve Sezarlar gibi8 “imparatorluğunu genişletmek istediğini doğrulamakta ise de yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı -Doğu ve Batı Dünyalarını tek bir taç altında. Fatih’in savaşçı ve otokratik tabiatının kasıtlı olarak mübalağa edilmiş tasvirle­ ri ve anlatımında bir gerçek payı da yatmaktadır. iki taraf arasında 1463’den beri devam eden harbi sona erdirmek için tarafların karşılıklı taviz vermesi gerektiğini ifade eden uzlaşmacı bir formül teklif etmektedir. fakat bunlar çoğun­ lukla uydurma veya gerçek diyalogların hayalgücüne da­ yalı versiyonlarıdır. Giacomo de Languschi onu şöyle övünürken duy­ duğunu kaydeder: “Sezar ve Anibal bile benim ile karşılaştırılınca hiçbir şeydir ve ben (Dünyadaki bütün Hristiyanları) hakimiyetim altına alabilirim. belirtilmeyen bir tarihte. Bazı rivayetlere göre bu askerî güç ve ün Fatih’de bir saplantı haline gel­ mişti. zenginliğimin ve talihimin yardımıyla.9 Bir tüccar ve sanayi-askeri casusu olan Floransa’lı Beııedetto Dei şu sözleri. ustaca seçilmiş ılım iı bir uslûbla ifade eder. Yazarları. projesini hatırlatmaktadır. İslam ta­ cı altında birleştirmek istemesi. Pitlus’un 1460’ların başlarında formüle ettiği ve Sultanın din değiştirmesi ile Osmanlı askeri gücünün nötralize edilmesi şeklindeki vizyon içeren fa­ kat pratik olmayan. fakat amacına hizmet et­ tiği zaman öfkesine hakim olabildiği ikinci örneğimiz­ den görülmektedir. ”6 kilerin irfanını düşündüğünü ve hükmetmek için belli belirsiz bir niyeti olduğunu. Belki hemşehrisi Leonardo da Vincinin Dei’yi “hikayeci” olarak itham etmesi konuyu açıklayıcıdır. “Devlet-i Aliyemiz ise eski Modon ve Coron’a ait yerlerdm kullarıma alınan arazi­ yi boşaltmayı taahhüt eder. Ne de olsa o başarılı bir komutandı ve askeri alanda yaptıklarıy- Diğer bilinen rivayetler ile karşılaştırılınca. “Ben (Fatih Sultan Mehmet) yaptığım bir planda Efsane Şimdi yukarıda belirtilen Osmanlı belgesindeki uslûb ve dili o zaman Batı Avrupa’da Fatih için üretilen “nutuklar” ve “tebliğler” ile karşılaştıralım. Mehmet 21 yaşında İstanbul’u zaptederek görülmemiş bir üne sahip olmuş­ tu. “Sinyorluğunuzun bize ait olan ve tarafınızca bu harbde işgal edilmiş olan Linini adasını bizim hükümranlığımıza ia­ de etmesi” şu cümlelerle devam eder.12 Fatih üzerinde ya­ pılan olağanüstü yoğunluktaki tahrifler ve bütünüyle ya­ lan deliller veya (gerçek) tarihi olaylar ve kişiler sebebiy­ le tarihçiler onun dönemi için doğru bir değerlendirme yapmakta güçlükle karşılaşmaktadırlar. Burada birçok örneği iktibas edebili­ riz.Sultan’ın mütehakkim ve asabi bir karakteri oldu­ ğunu gösteren çok delil vardır. aynı zaman da Peygamber’in Ashabından. Osmanlı hizmetindeki bir Sırp döneği Konstantin Mihailoviç’iıı uyduruk beyanı ima yolu ile karakter kat­ line dair sayısız örnek vermektedir.atfedilen ihtirasının ger­ çek değil fantezi olduğunu göstermektedir. fakat pa­ dişahlığı döneminin ortalarında iken Fatih’in İtalya’nın istilası için zihninde teşekkül eden müşahhas planlara yapılan örtülü ima hem sahtedir hem de tarihi hatadır.1 1 Fatih Sultan Mehmet çoğunlukla Batıda kaydedilen dolaylı nutuk ve görüşlere dayanılarak mahkum edilmiş­ tir.

. büyük seferlere hazırlanırken Fa­ tih ’in riske atılm ayı sevmediği görülmektedir. öm­ rünün sonuna yaklaşırken. ”18 Şartlar izin verdiğinde Fatih’in M em lûk toprakları­ nın bütününü veya bir kısm ını alm a eğilim inde olduğu­ na dair ciddi işaretler vardı. 1480’de Rodos muhasarasının başarısız olmasına rağmen. I SİYASET . O ki metodik yaklaşım ı ve titizliğ i güçlü Türkmen lideri Uzun Haşan ile Ağustos 1473’te O tlukbeli muharebe­ sinde karşılaşmadan önce. öncelikleri ve hedeflerini yorumlayabilmemiz için ip uçları vermek­ tedir. Venedik’le 25 Ocak 1479’da barış imzalanması beklenen fırsatı verdi.16 Bu kusursuz planlama ve güçlerini ustaca mevzilendirilm esi göstermektedir k i Fatih hem askeri zafer ka­ zanmaya azim liydi. diğer çi olarak ne elde etmeyi ummuş ve amaçlarını gerçekleş­ önemli bir siyasi gücü olan M em lûklara yönelik olarak tirm ek için nasıl bir yol tutm uştur? Fatih askeri açıdan m ümkün olanı hedeflemiş ve bunu gerçekleştirmek için hiç bir şeyi şansa bırakmayan titiz askeri seferler hazır­ lanması konusunda ısrarcı olmuştur. O zaman imparatorluk donanması 200 tekneden fazla değildi ve bunların sadece 92 ’si silahlı kadırga id i. H ristiyan Batı­ nın itaat altına alınmasının imparatorluğun gelecekteki gelişm esi ve em niyeti için sağlam bir temel atılm ası yö­ nündeki kapsamlı planın sadece bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. “Fatih. Osmanlı ve Memluk toprakları arasındaki tampon bölge olan Karaman’ı Suriye ve Mısır’ın fethinin ilk aşaması olarak (vurgu yazarındır) almaya karar verdi. aynı zamanda Asya’da aşikar hedefi olan M emlûk Suriyesi’ne karşı da tekrar bü­ yük bir kara harekatına hazırlanıyordu. Osmanlı ilerlemesinin bir kaç cephede ayııı anda olması hüküm darlığının son on yılında m ali güçlükler doğurmuş ve imparatorluğun zaten azalmış olan insan ve m addi kaynaklarında ciddi ve toplumsal açıdanda yıkıcı sakıncalı tesirler meydana ge­ tirmiştir. İşte onun bu mükemmel as­ keri sicili. Sonuçta Kritovoulos’un ifadesi­ ne göre Fatih’in ordusu “altm ış bin süvari ve seksen bin piyadeye” ulaşm ıştı. lıarb ta­ raftarı lobinin onun normalde ihtiyatlı tabiatını fazla iyimser tahminler ile aştığını nispeten güvenilir kaynak­ lar belirtm ektedir. Sınırsız ihtirası ol­ masına karşılık. 147 5’de K ırım ’ın Osmanlı hakim iyeti altına alınması ile Osmanlı nüfusu Karadeniz’e ulaşmış ve Osmanlıların mevcut deniz gücü kapasitesinin daha da sınırlanmasına ve daha fazla kayna­ ğa ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. hem de başarı oranını düşürecek risklere girmemeye kararlıydı. Bu konuda tüm kaynaklar birleşmektedir k i 1481 ilkbaharında. Mesela bu titizlik . Fatih sadece B atı cephesinde Hristiyan Avrupa’ya karşı değil. 1461’de Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden önceki hazırlıklarında net bir şekilde görülmektedir. Fatih’in askeri itibarını bozulmadan ko­ rumak istemesi kazanma şansı olmayan maceralara atıl­ masını önlemiştir.la açıkça gurur duyuyordu. Fatih’in bazan aşılamayan engel­ lerle karşılaştığı ve yenilmez olm adığı inkar edilemez. Meh­ m ed’in dünya fatihleri arasındaki statüsünün bilincinde olduğunu Fatih’in yakın çalışma arkadaşlarından tarihçi Tursun Beg 147 3’te işaret etmiştir.14 Bu tespitin ikinci bölümü müba­ lağa edilmiş olsa da. aynı zamanda he­ men bütünüyle başarılı askeri sicilinin onu sahip-kiran (Gezegenlerin uğurlu birleşim inin Efendisi) unvanına la­ yık gördüğünün bilincindeydi ki bu unvan İslam gelene­ ğinde ilahi onay ve destek ile efsanevi fetihler yapmış olan çok az karizm atik lidere layık görülmüştü. ‘İstanbul’a ilave olarak.13 Ancak Fatih özel tekneleri bir şekilde donanmaya katarak 300 teknelik bir filoyu cepheye insan ve malzeme taşımak üzere denize çıkartabiliyordu. (sahip-kıran)!'11 halde Fatih Sultan Mehmet seferlerinden gerçek­ XV. Belgrad (1456) ve Rodos’un (1480) başarısız muhasara­ ları ve Fatih’in sahip olduğu mütevazi ölçülerdeki do­ nanma XV. asrın üçüncü çeyreğinde Osmanlı gücünün gerçek sınırlarını ortaya koymaktadır. yüzyılın sonlarmda İslam Dünyasında. Macar sınırı boyunca mevzilenmiş akıncılarından büyük bölümünü Anadolu’daki müstakbel cepheye kaydırm a tedbirini almasından ve cö­ mert tim ar ve zeamet bağışları ile m üttefik kazanmaya çalışmasından da belli olm aktadır. Gerçekçi bakılırsa. Fatih sadece başarılı bir komutan olarak tanınmak istemedi.. II. bize Fatih’in seferlerindeki düzeni. Bundan öte.15 Fatih’in askeri seferleri planlamadaO SM A N U Fatih’in niyetini bize aynı tarihçi haber vermektedir. Fatih’in askeri seferlerinin bir muhasebesi yapıld