P. 1
Ahmet Muhip Diranas in Iiri Ahmet Muhip Diranas s Poetry

Ahmet Muhip Diranas in Iiri Ahmet Muhip Diranas s Poetry

|Views: 298|Likes:
Yayınlayan: İshak Arslantaş

More info:

Published by: İshak Arslantaş on Apr 05, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/06/2016

pdf

text

original

AHMET MUHİP DIRANAS’IN ŞİİRİ

Oktay YİVLİ

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı YÜKSEK LİSANS TEZİ

Eskişehir Eylül, 2005

İÇİNDEKİLER

ÖZET ABSTRACT

i iii

ÖN SÖZ

v

1. BÖLÜM: GİRİŞ 1.1. Hayatı, Kişiliği ve Eserleri 1.1.1. Hayatı 1.1.2. Kişiliği 1.1.3. Eserleri 1.1.3.1. Şiirleri 1.1.3.2. Oyunları 1.1.3.3. Yazıları 1.1.3.4. Çeviri, Uyarlama ve İncelemeleri 1 1 5 6 6 7 7 8

2. BÖLÜM: AHMET MUHİP DIRANAS’IN ŞİİRİ 2.1. Şiir Anlayışı 2.1.1. Üzerindeki etkiler 2.1.2. Onun etkisi 2.1.3. Şiirinin yapısı 2.1.4. Dildeki tutumu 2.1.5. Üslûp anlayışı 13 9 9 11 11 12

2.2. Şiirinin Dış Yapı Özellikleri 2.2.1. Nazım Birimi 2.2.2. Nazım Şekli 2.3. Şiirinin İç Yapı Özellikleri 2.3.1. Ahenk Ögeleri 2.3.1.1. Armoni 2.3.1.1.1. Aliterasyon (ünsüz uyum) 2.3.1.1.2. Asonans (ünlü uyum) 2.3.1.2. Ritm 2.3.1.2.1. Ölçü (vezin) 2.3.1.2.2. Uyak (kafiye) 2.3.1.2.2.1. Uyağı oluşturan sözcükler 2.3.1.2.2.2. Uyağı oluşturan sesler 2.3.1.2.3. Tekrarlar 2.3.1.3. Dize (mısra) 2.3.1.4. Sözcük Dağarcığı 2.3.2. İçerik Ögeleri 2.3.2.1. Temalar 2.3.2.1.1. Aşk 2.3.2.1.2. Doğa ve doğa sevgisi 2.3.2.1.3. Ölüm 2.3.2.1.4. Hüzün ve karamsarlık 2.3.2.1.5. Yaşlılık 2.3.2.1.6. Sonsuzluk 2.3.2.1.7. Yaşama sevinci

16 16 21 24 24 24 24 33 35 36 41 119 127 130 137 142 160 160 160 164 168 170 171 172 174

2.3.2.1.8. Yurt ve kahramanlık 2.3.2.1.9. Zaman 2.3.2.1.10. Umut 2.3.2.1.11. Yalnızlık 2.3.2.1.12. Düşler 2.3.2.1.13. Erotizm 2.3.2.1.14. Geçmişe özlem 2.3.2.1.15. İnsan sevgisi ve dostluk 2.3.2.1.16. Kadın 2.3.2.1.17. Tanrı 2.3.2.1.18. Bilinmezlik 182 2.3.2.1.19. Çocuk 2.3.2.1.20. Kaçış 2.3.2.1.21. Pişmanlık 2.3.2.1.22. Sokak 2.3.2.1.23. Unutuş 2.3.2.1.24. Tema tablosu 2.3.2.2. İmgeler (İmajlar) 2.3.2.2.1. Yaşam 2.3.2.2.2. “Mor gagalarında fecir” bulutlar 2.3.2.2.3. Sevgili 188 2.3.2.2.4. “Düşler gülü” 2.3.2.2.5. Yaşlılık

175 175 177 177 178 178 179 179 180 180

182 182 182 183 183 183 185 186 187

189 190

2.3.2.2.6. Gökyüzü “kocaman çiçek” 2.3.2.2.7. “Güneş! güneş!” 2.3.2.2.8. Hüzün 2.3.2.2.9. “Dağların şahı Ağrı” 2.3.2.2.10. Güzellik 2.3.2.2.11. İnsan 2.3.2.2.12. Ölüm 2.3.2.2.13. “Aşk imiş her ne var âlemde” 196 2.3.2.2.14. Gençlik 2.3.2.2.15. Zaman 2.3.2.2.16. “Bir yaprak yağmuru” gibi anılar 2.3.2.2.17. Bellek ve farkındalık 2.3.2.2.18. Gönül 2.3.2.2.19. Alfabetik imge listesi

191 191 192 193 194 194 195

196 197 197 198 199 199

3. BÖLÜM: SONUÇ

216

KAYNAKÇA

221

EKLER 1. A. Muhip Dıranas’ın Yabancı Dillere Çevrilmiş Şiirleri 1.1. İngilizceye Çevrilmiş Şiirleri 1.1. Fransızcaya Çevrilmiş Şiirleri

226 227 227 232

2. A. Muhip Dıranas’ın Yabancı Dillerden Çevirdiği Şiirler 237 3. A. Muhip Dıranas’ın Kitabına Girmemiş Şiirleri 239 4. A. Muhip Dıranas’ın Şiirlerinin Yayın Tarihleri 241 ÖZET

AHMET MUHİP DIRANAS’IN ŞİİRİ

YİVLİ, OKTAY Yüksek Lisans - 2005 Türk Dili ve Edebiyatı

Danışman: Yard. Doç. Dr. Saadettin Yıldız

Tezimizin konusu, Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirinin dış ve iç ögeler yönünden incelenmesidir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde şairin hayatı, kişiliği, eserleri; ikinci bölümde şiir anlayışı, şiirinin dış yapı özellikleri ve şiirinin iç yapı özellikleri üstünde durulmuş; üçüncü bölümde ise sonuçlara yer verilmiştir. Birinci bölümün amacı, Ahmet Muhip Dıranas’ın hayatı, kişiliği ve eserleri hakkında bilgi vermek ve bu bilgiler ışığında şiirlerini aydınlatmak; ikinci bölümün amacı, Dıranas’ın şiir anlayışını ve şiirinin özelliklerini ortaya koymaktır. Bu

bağlamda “şiir anlayışı” başlığı altında Ahmet Muhip hakkında yapılan yorum ve değerlendirmelere yer verilmiştir. “Şiirinin dış yapı özellikleri” başlığı altında Dıranas’ın şiirlerinin nazım birimi ve nazım şekli irdelenmiştir. “Şiirinin iç yapı özellikleri” başlığı altında ise ölçü, uyak, armoni, tekrarlar, dize, sözcük dağarcığı, tema, imge konuları üstünde

durulmuştur. Üçüncü bölümde araştırma ve incelemeden elde edilen sonuçlar ortaya konmuştur. Tezimizin özünü oluşturan Dıranas’ın şiirinin iç yapı özelliklerinde ölçü, uyak, dize, sözcük dağarcığı, tema ve imge konuları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu bağlamda Ahmet Muhip’in ölçüsüz ve uyaksız şiir yazmadığı, ancak bu konuda geleneksel kalıplara uymayıp yeni şekiller denediği saptanmıştır. Dıranas şiirinin çevresinde toplandığı belli başlı temalar; doğa ve doğa sevgisi, sonsuzluk, yaşlılık, aşk, erotizm, hüzün ve karamsarlık, umut, yalnızlık, ölüm, zaman, yaşama sevinci, Tanrı, geçmişe özlem, insan sevgisi ve dostluk, yurt ve kahramanlık, bilinmezlik, sokak, unutuş, kaçış, pişmanlık, kadın, düşler, çocuk’tur. Dıranas şiirinde karşımıza çıkan ana imgeler ise Ağrı, anılar, aşk, bellek ve farkındalık, bulutlar, düşler, gençlik, gökyüzü, gönül, güneş, güzellik, hüzün, insan, ölüm, sevgili, yaşam, yaşlılık, zaman kavramları çevresinde öbeklenmektedir. İncelememizin sonucunda, Ahmet Muhip Dıranas’ın; gelenekte pek

kullanılmayan kalıpları kullanarak ya da kalıplardaki durakları kaldırarak hece şiirinde bir dönüşüm meydana getirdiğini; farklı uyak kullanımlarıyla, yeni dize yapılarıyla şiirde özgün bir ses ve ritm yakaladığını; sevdiği temalar etrafında kendine özgü bir imge dünyası kurarak Türk şiir tarihinde özel bir yer elde ettiğini tespit ettik.

ABSTRACT AHMET MUHİP DIRANAS’S POETRY

YIVLI, OKTAY Master Thesis - 2005 Turkish Language and Literature

Advisor: Saadettin Yıldız, Assistant Professor

The subject of our thesis is an interior and exterior study of the poem by Ahmet Muhip Dıranas. The thesis consists three parts. In the first part, the poet’s life, his personality and works are emphasized. In the second part, the poet’s view of poems, the characteristics of the interior and exterior structures of his poem are pointed out and in the third part the results are stated. The aim of the first part is to give information about Ahmet Muhip Dıranas’ life, personality and works and int the light of this information to lighten his

poems. The aim of the second part is to put forth Dıranas’ view of poems and the characteristics of his poem. Accordingly, under the title “The view of poems” some comments and evaluations on Ahmet Muhip are stated. Under the title “The exterior stucture characteristics of his poem” verse and the style of verse are studied thoroughly. On the other hand, under the tittle “The interior structure characteristics of his poem “the subjects -meausure, rhyme, harmony, repetitions, the line of poetry, vocabulary, thema and image- are dwelled on. In the third part, the results obtained from the study and the examination on the poem are put forth. In interior structure characteristics which froms the essence of our theis the subjects of meausure, rhyme, the line of the poetry, vocabulary, thema and image are examined detaily. Accordingly, it’s been identified that Ahmet Muhip didn’t write his poems without meausure and rhyme but he didn’t apply traditional patterns and tried new styles. The most common themas seen in Dıranas’ poem are nature and the love of nature, eternity, aging, love, erotism, grief and pessimism, hope, loneliness, death, time, the joy of life, god, missing of the past, the love of people and friendsihp, homeland and heroism, being unknown, streets, forgetting, escaping, regretting, women, dreams and children. The main images we’ve encountered in Dıranas’s poem are pain, memories, love, storage and awareness, clouds, dreams, youth, sky, heart, the sun, beauty, grief, people, lover, life, aging, and the terms of time. In the last part of our study, we determined that Ahmet Muhip Dıranas used inconventional patterns or produced a different style by omitting the caesuras in

patterns and that he caught a new rhytm and brought a unique voice to the poem by using different rhymes and new line patterns and that he possessed a special place in Turkish poetry history by forming a self-image style around the themas he loved.

ÖN SÖZ

Tezimizin konusu Ahmet Muhip Dıranas’ın şiiridir. Ahmet Muhip’in ilk kez 1974’te kendi sağlığında yayımladığı “Şiirler” kitabının Yapı Kredi Yayınları arasında basılan 3. basımı, çalışmamız boyunca bize kaynaklık etmiştir. Tekrardan kaçınmak için tez boyunca kaynak kitap için (Ş) kısaltmasını kullandık. Öncelikle bir araştırma çalışması yapılmış olup 1930-2005 arasında yayımlanan birçok önemli sanat ve edebiyat dergisi taranmış; ilgili anı ve inceleme kitapları elden geçirilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda Dıranas’ın dergilerde yayımlanan şiir ve yazıları; şair hakkında yazılan eleştiri, yorum ve anılar tespit edilmiştir. İncelememize çerçeve olması bakımından şairin hayatı, kişiliği, eserleri üzerinde durulmuş ve çeşitli edebiyat ve sanat adamlarının Dıranas’ın şiiri hakkında yaptıkları yorum ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu ön çalışmanın ardından Ahmet Muhip’in şiirleri yapısalcı bir yöntemle ele alınmıştır. Sosyal şartlar, sanatçının psikolojik durumu, tarihsel durum gibi etkenlerden çok eserin kendisi esas alınmıştır. “Söylenen söze anlamı veren dil sistemi olduğuna göre eseri yorumlamak için sanatçıya değil, eserin anlamını üreten, anlamlamayı sağlayan yapıya eğilmemiz gerekir.” (Moran, 2000, s. 214) Bu çalışmada güdülen amaç, Ahmet Muhip Dıranas şiirinin Türk şiirine getirdiklerini saptamak, şairin şiir anlayışını ortaya koymak ve Dıranas’ın Türk şiirindeki yerini belirgin hâle getirmektir. Çalışma sırasında ilgisini benden esirgemeyen, bilgisi ve deneyimiyle bana rehberlik eden hocam Yard. Doç. Dr. Saadettin Yıldız’a teşekkürü bir borç bilirim.

Eskişehir, 2005

Oktay YİVLİ

1. BÖLÜM: GİRİŞ 1.1. HAYATI, KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ 1.1.1. Hayatı Galip Efendi, Sinop’un Salı köyünden kalkıp İstanbul’a gelir. İstanbul itfaiye teşkilatında çalışmaya başlar. Anne tarafından İstanbullu olan Seniha Hanımla evlenir. Bu evliliğin ilk çocuğu olan Ahmet Muhip, 1908’de İstanbul’da dünyaya gelir. Galip Efendi, Ahmet Muhip iki yaşındayken Balkan Savaşlarına, ardından Çanakkale Savaşına katılır. Savaş çıktığında (1915) kız kardeşi Fehime, Çanakkale’de dünyaya gelir. Babası apar topar onları, bir vapurun ambarında İstanbul’a gönderir. Dört yıl babadan ayrı olarak İstanbul’da yaşayan aile; Çanakkale’den, Kafkaslardan, çöllerden gönderilen beş on mektupla avunur. (Dıranas, 2000 B, s. 250) Galip Efendi, savaşın bitiminde İstanbul yerine Sinop’un Salı köyüne döner. Orada yeniden evlenir. (Kırcı, 1997, s. 12) İkinci evliliğinden bir oğlu daha olur: Mustafa. Eşinin eve dönmemesi üzerine Seniha Hanım, 1919 yılında Salı köyüne gider; kocasını ikinci eşinden ayırarak Sinop’a yerleşir.

Dokuz yaşındayken Sinop’a gelen Ahmet Muhip, ilkokula burada başlar. Yazları ise çok sevdiği Salı köyünde her köylü çocuğu gibi çobanlık yapar, yalınayak gezip tozar. (Dıranas, 2000 B, s. 296) Çocukluk günleri yokluk ve sıkıntılarla geçer. “Dıranas, Sinop’taki ilkokul günlerinde öğretmeni Numan Beyin etkisinde kalır ve şiirle, dille ilgilenmeye daha o günlerde başlar.” (Kırcı, 1997, s. 14) Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla Galip Efendi yeniden askere alınır. Aile, 1922 yılının bahar aylarında İnebolu’dan hareket ederek Ilgaz üzerinden Ankara’ya taşınır. (Dıranas, 2000 B, s. 557) Hamamönü’nde küçük bir eve yerleşirler. Ahmet Muhip, Ankara Sultanisinin ilk kısmına verilir. En yakın sınıf arkadaşı Fuat Bayramoğlu (1912-1996)’dur. (Ayvazoğlu, 1996, s. 43). Kurtuluş Savaşı’nın ardından Galip Efendi, askerî fabrikaya usta olarak girer. Ahmet Muhip, ortaokul ve lise öğrenimini, Taş Mektep diye anılan Ankara Lisesinde tamamlar. Fuat Bayramoğlu’nun yanı sıra Samet Ağaoğlu (1909-1982) da Ahmet Muhip’in okul arkadaşıdır. Samet Ağaoğlu dokuzuncu sınıftayken Ahmet Muhip yedinci sınıftadır. Ortaokuldayken Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973), lisedeyken Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) onun öğretmeni olurlar. Dıranas, Tanpınar’la tanışmasını şöyle anlatır: “Hamdi’yi ilk gördüğüm günü daima hatırlayacağım. Bundan otuz yıl önceki belki daha eski Ankara’nın Taş Lisesinde, şimdiki Yenişehir’de, fakat o zamanki deve dikenli tarlaya bakan bir sınıf odasında bize ilk dersini vermeye geldiği gündür o gün. O ilk dersten şu anda tek hatırladığım kırk beş dakika müddetle bize sadece Jokonda’nın ellerini anlatmasıdır. Benim sanat tutkunluğum

Jokonda’nın ellerine o gün duyduğum aşkla başlar. Hamdi, genç bir adamdı ve elleri durmadan öpüşlere boğuluyormuş gibi anlatıyordu… Onu ikinci defa lisenin tek binalarından birindeki bekâr odasında gördüm. Yerler gelişigüzel atılmış kitaplarla bir kitap mezarlığı gibiydi: Bir yığın Garplı yazar. Bunlardan bir tanesini elime tutuşturdu ve «Bunu mutlaka okuyup anlamalısın.» dedi: Baudelaire (1821-1867)’in Kötülük Çiçekleri. O akşam yabancı dil öğrenmeye başladım, kaldı ki Hamdi ile dostluğumuz da başlamıştı; asıl bunu tercih ederim. Hamdi benim için büyük bir adamdı. O bana, tabiatın bana verdiğinden biraz daha fazlasını vermiştir. Bana benden başkalarını vermiştir. Bana tabiatüstü sevginin anahtarını vermiştir. O anahtarı ölünceye kadar kullanacağım.” (Dıranas, 2000 B, s. 538) Ankara Lisesi yıllarında Fuat Bayramoğlu ile “Bizim Gazete” adıyla çıkardıkları sınıf gazetesinde “Derviş” takma adıyla şiirler yayımlar. (Ayvazoğlu, 1996, s. 43) Dıranas bu yıllarda akşamları bir kitapçıda çalışır. Bir tesadüf sonucu Abdullah Cevdet (1869-1932) ile tanışır. Abdullah Cevdet, Ahmet Muhip’le ilgilenir, yazdığı bir şiiri “İçtihad” dergisinde yayımlar (Öz, 1980, s. 49). Lise öğrenimini tamamladıktan sonra kısa bir süre için İstanbul’a gider. Halit Fahri Ozansoy (1891-1971)’la tanışır. Ozansoy’un başında bulunduğu “Uyanış” dergisine “Muhip Atalay” imzasıyla şiirler yazar (Öz, 1980, s. 50). Bununla birlikte ilk ciddî şiirlerini “Görüş” dergisinde yayımlar. Bu dergiyle ilgili izlenimlerini şöyle anlatır Dıranas: “Ankara’da Ahmet Hamdi, Ahmet Kutsiler (1901-1967) falan, «Görüş» diye bir dergi yayımlamaya başladılar. Bu, bizdeki Avrupaî dergilerden biridir. İlk, yani «benim şiirlerim» diyebileceğim şiirlerim orda yayımlanmaya başlamıştır.” (Öz, 1980, s. 50)

Ahmet Muhip ve arkadaşları, 1929 yılında “Genç Türk Edebiyat Birliği” adıyla iki yıl yaşayacak olan bir dernek kurarlar ve 1930 yılında da üç sayı sürecek olan “Hep Gençlik” dergisini yayımlarlar. Dergiyi çıkaranlar şunlardır: Hamit Macit Selekler (1909-1974), Behçet Kemal Çağlar (1908-1969), Samet Ağaoğlu, Sahir Kurutluoğlu, İbrahim Saffet Omay, Hıfzı Oğuz Bekata (1911-1995), Sıtkı Korkmaz, Attilâ Rüştü, Cevat Perin, Edip Alp ve Ahmet Muhip Dıranas. (Geçer, 1974, s. 15) Ahmet Muhip liseyi bitirdikten sonra (1930) iki yıl Ankara Hukuk Fakültesine devam eder, ancak öğrenimini yarıda bırakır. 1930-1935 yılları arasında Ankara’da Hakimiyet-i Milliye’de gazetecilik yapar (Anabritannica, C. 10, İstanbul 1994, s. 109). Ahmet Muhip, Tanpınar’ın ricasıyla Ahmet Kutsi Tecer ve Nureddin Sevin (1900-1975)’in girişimleriyle 1935 yılında Güzel Sanatlar Akademisine kütüphane müdürü olarak atanır (Kerman, 1992, s. 15). Bu arada İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne yazılır. Reihenbah’ın öğrencisi olur. 1937-1938 yıllarında Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesinde müdür yardımcılığı yapar. Atatürk ile aynı çatı altında bir süre çalışır. Yine yüksek öğrenimini yarıda bırakarak 1938’de Ankara’ya döner. Bir kültür kenti olarak İstanbul, Dıranas’ın ruhunun çeşitlenmesine ve zenginleşmesine ortam hazırlamıştır. “İstanbul’da yaşadığı on yıl Ahmet Muhip’in edebî kişiliğinin iyiden iyiye belirginleştiği ve kimlik kazandığı dönemdir.” (Çetin, 1993 A, s. 18) 1938’den 1942’ye kadar Halkevleri kültür ve sanat yayınlarını yönetir. 1940 yılında 32 yaşındayken 17 yaşındaki Münire Hanımla evlenir. 1942-1945 yılları

arasında Ağrı’nın Sürbehan köyünde yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirir. Büyük Ağrı ile Küçük Ağrı arasında kalan bir yerde karakol subaylığı yapar. 1946 yılında babasını kaybeder. 1946-1949 yılları arasında Çocuk Esirgeme Kurumuna yayın müdürü olarak atanır. Ulus, Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde yazılar yazar. 1 Mayıs 1949 tarihinden itibaren hem Zafer gazetesinde “Gün Geçerken” başlığı altında günlük yazılar yazmaya başlamış, hem de politikanın içine girmiştir. 1950 ve 1958 seçimlerinde DP adına Sinop’tan milletvekili adayı olursa da seçilemez. 1951’de Devlet Tiyatrosu edebî kurul üyesi olur. Uzun yıllar bu kurulda, Munis Faik Ozansoy (1911-1975)’la birlikte çalışır. 1950’li yıllarda Ankara Radyosunda şiir ve edebiyat üzerine konuşmalar yapar, şiirler okur. 1956 yılında, merkezi İsviçre’de bulunan Uluslar Arası Çocuk Koruma Birliğinin icra komitesine altı yıl süreyle seçilir. 1957’de Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığına getirilir. 1960’a kadar sırasıyla il genel meclisi üyeliği, belediye meclisi üyeliği, Anadolu Ajansı yönetim kurulu başkanlığı, Devlet Tiyatrosu edebî heyet başkanlığı gibi görevlerde bulunur. Dıranas, 1964 yılında Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliğine getirilir. 1972’de emekli olur. 1965 seçimlerinde yeniden Sinop’tan milletvekili adayı olur, yine seçilemez. Ankara’da Yenişehir’de, Fevzi Çakmak Sokak’ta ve ölümünden biraz önce de Çankaya’da oturur.

Uzun yıllar şiirlerini bir kitapta toplamayı reddeder. Sonunda yakın arkadaşlarının ısrarıyla şiirlerini yayımlamaya razı olsa da kimi kararsızlıkları vardır. Onu, bu konuda özendirenlerden birisi Rauf Mutluay (1925-1995)’dır: “«Çok düşündüm,» diye cevap verdi, «Bir Dıranas seçmesi mi yapmalıyım sizce?» «Hayır» dedim, «bütün yazdıklarınızı toplamalısınız. Çünkü hemen hemen elli yıllık bir emeğiniz var ve zamanın sınavından geçmiş olduğunuzdan hiç kuşkum yok.” (Mutluay, 1977, s. 153) Kararı izleyen günlerde yayın aşamasının tatlı heyecanı başlar: “Sayın Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerini toplayacak kitabın hazırlık çalışmalarından birine katıldım güzel bir rastlantıyla. Sanatına ve dostluğuna büyük önem veren Ümit Yaşar Oğuzcan (1926-1984), Said Maden (1932ş) ve ben, Dıranas’ın mutluluğuna katılmakla haz duyuyorduk. Birimiz düzelti yanlışlarını, birimiz sayfa düzenini, birimiz harf ve punto hatalarını izliyorduk.” (Mutluay, 1977, s. 58) Sonunda telâşlı günler sona erer. “Ve nihayet Dıranas’ın, Said’in, benim ve matbaacı dostum Bahattin Batur’un özenli uğraşımız sonucunda şiirler çıktı. O gece bir küçük davet verdim Boğaz’da büyük dostum şerefine. Rauf Mutluay, Said Maden, Oktay Rifat (1914-1988), rahmetli Behçet Necatigil (1916-1979), Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914ş) hep birlikte olduk gecenin geç saatlerine kadar. Daha çok Dıranas ve şiiri üzerine sohbet edildi. Eski İstanbul anılarından söz açıldı. Dıranas’ın en mutlu gecelerinden biriydi o.” (Oğuzcan, 1980, s. 11) Ahmet Muhip, 21 Haziran 1980 Cumartesi günü saat 13.00’te Ankara’da ölmüştür (Tevfikoğlu, 1990, s. 37). “Münire, ben Sinop’a gömülmek istiyorum. Ama sen de mezarını benim yanımda al, olur mu?” biçimindeki dramatik vasiyeti gereğince Sinop’a gömülmüştür (Çetin, 1993 B, s. 18).

1.1.2. Kişiliği Ahmet Muhip Dıranas; uzun boylu, uzun parmaklı, beyaz yüzlü, gür saçlı, yakışıklı biridir. Dıranas, yakışıklılığı kadar şık giyimiyle de dikkatleri üzerine çeker. Bu durum, arkadaşları tarafından beğenilen bir özelliğidir. Tok sesli, ağır ağır konuşan, konuşmaktan çok dinlemeyi seven karizmatik bir kişiliktir. Türkçeyi güzel konuşmasıyla dinleyenleri etkiler. Çevresi tarafından dost canlısı, cömert, yiğit, kibar ve biraz da iddiacı bulunur. Çekingen, alıngan, içe dönük ve hülyalı bir yapıya sahiptir. Realist değil hayalcidir. Ahmet Muhip Dıranas, kendine özgü bir düş evreninde yaşar. Gerçek dünyadan çok, kendi yarattığı dünya onun barınağıdır. Düş dünyasına çekilme onda hüzün doğurur. Melankoli âdeta Dıranas’ın kişiliğinin bir parçası hâline gelir. Gerek özel yaşamında gerekse şiirlerinde hüzün onun ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Dıranas, dış görünüşü ile iç dünyası arasında farklılıklar taşıyan bir sanatçıdır. Sakin bir dış görünüşünün aksine kaynayan, huzursuz, tatminsiz bir iç dünyası vardır. Duygusal kişiliğinin bir gereği olarak dakikası dakikasına uymayan bir ruh hâline sahiptir.

Nargile ve sigara Dıranas’ın tutkuyla sarıldığı, bir anlamda sanatçı yalnızlığını paylaştığı iki yoldaştır. Yaşlılık döneminde akciğer rahatsızlığı yaşasa da sigarayı bir türlü bırakamamıştır. Edebiyatın dışındaki sanat dallarına da ilgisiz kalmamıştır. Müzik ve resme karşı eğilimi vardır. Küçük yaşlarda resim yaparmış ve bir ressamdan desen dersleri almış; genç yaşlarda ud çalmıştır. Opera konserleri ve resim sergileri onun tarafından sık sık gidilen uğrak yerleridir. Şiirinde de hemen görülebileceği gibi doğa sevgisi, kişiliğinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkar. Yaz aylarında zamanının büyük bölümünü geçirdiği Salı köyünde küçük bir korusu ve bahçesi vardır. Bu bahçede çeşitli çiçekler yetiştirir, onlara ayrı bir özen ve sevgi gösterir.

1.1.3. Eserleri Ahmet Muhip’in melânkolik kişiliğinin gölgesi eserlerine, özellikle şiirlerine yansımıştır. Eşinin deyimiyle ömür boyu peşini hiçbir yerde bırakmayan hüzün, şiirlerine de eşlik etmiştir. Şiirlerinde mutluluktan çok endişe, sıkıntı, yalnızlık ve keder vardır. Kişiliğinin iddiacı tarafı; az yazmak, yazdıkları üzerinde çok çalışmak ve kitabını geciktirerek yayımlamak konusundaki davranışlarında görülebilir. Ondaki doğa sevgisi ise şiirlerinin hemen hemen büyük bölümünde görülebilir. Aşkı anlatırken bile doğayı betimlemekten geri kalmamıştır. Müzik ve resme duyduğu ilgi ve sevgiyi yine onun dizelerinde bulmak mümkündür. Doğayı, çevreyi anlattığı dizelerde âdeta izlenimci (empresyonist) bir ressamın bakışı, görüşü var

gibidir. Uyak, ölçü, tekrarlar; aliterasyon ve asonansla yarattığı ritm ve armoni ise müzik duyarlılığının bir kanıtı gibidir. Dıranas; şiirin yanı sıra köşe yazısı, deneme, oyun, çeviri, uyarlama ve inceleme türlerinde de eser vermiş bir sanatçıdır. Ancak diğer türlerde verdiği eserler, onun şairliği sayesinde ilgiye mazhar olabilecek türdendir.

1.1.3.1. Şiirleri Ahmet Muhip Dıranas, şiire lise yıllarında başlar ve o sıralarda “Derviş” takma adını kullanır. “Bir Kadına” şiiri “Muhip Atalay” imzasıyla ilk kez “Millî Mecmua”da yayımlanır (15 Eylül 1926). “Ankara Lisesinden Muhip Atalay” imzasıyla “Servet-i Fünûn”da şiirleri basılır (1928). Ahmet Muhip, daha sonraları Dıranas (kimi zaman da Dranas) imzasıyla çeşitli dergilerde şiirler yayımlar: Hep Gençlik (1930), Görüş (1930), Varlık (1933-1949), Çığır (1934-1935), Ağaç (1936), Gündüz (1936-1937), Yücel (1936-1941), Oluş (1939), Tercüme (1941, 1951, 1966), Ülkü (1944-1945), Sanat ve Edebiyat Gazetesi (1947), Şadırvan (1949), Yeni İnsan (1964) ve Hisar (1964-1971). Şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında “Şiirler” adıyla yayımlanmıştır. Kitabın 2. basımı aynı yayın evince 1982’de yapılmıştır. “Şiirler” kitabı, Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999’da yeniden basılmış ve basılmaya devam edilmektedir.

1.1.3.2. Oyunları “Gölgeler” adlı ilk oyunu 1946’da İstanbul Belediye Şehir Tiyatrolarında sahnelenir. 1947 yılında CHP Piyes Yarışmasında ikincilik ödülü kazanır ve aynı yıl basılır. “O Böyle İstemezdi” 1948’de sahnelenir. Oyun, yazarın kendisi tarafından 1977 yılında “Çıkmaz” adıyla biçim, bölüm ve öz değişikliğine uğratılarak yenileştirilir. “Çıkmaz” adıyla aynı yıl sahnelenir. Her iki oyunu “Gölgeler” ve “Çıkmaz”, “Oyunlar” adıyla 1977 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayımlanır.

1.1.3.3. Yazıları (köşe yazısı, deneme) Ahmet Muhip Dıranas köşe yazısı ve deneme türünde yazılar yazmıştır. Yazılarını 1949’dan 1962’ye kadar günlük bir gazetede yayımlamıştır. Ölümünden hemen önce bu yazılardan bir seçme yaparak üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ancak bunları yayımlamak işi ölümünden sonra eşi Münire Dıranas tarafından gerçekleştirilmiştir. Sanat, edebiyat, tarih, politika gibi çeşitli konular hakkındaki 241 yazı, “Yazılar” adıyla bir araya getirilmiş ve Adam Yayınları arasından 1994’te basılmıştır.

1.1.3.4. Çeviri, Uyarlama ve İncelemeleri • Fransa’da Müstakil Resim: Adolphe Basler-Charles Kunstler (2 cilt, Cahit Sıtkı Tarancı ile, 1937)

• Abdal: Dostoyevski (oyun, 1940) • Halkevleri Amatör Resim ve Fotoğraf Sergileri (1941) • Yaşadığımız Devir: Karel Çapek (oyun, 1942) • Sukızı (Ondine): Zean Giravdoux (oyun, basılmamıştır) • Anna Bolton: Louis Bromfild (roman, 1945) • Ecinniler: Dostoyevski (roman, 4 cilt, 1958) • Üçüncü Adam: Graham Green (roman, 1959) • Size Öyle Geliyorsa Öyledir: Luici Pirandello (oyun, basılmamıştır) • Ecinniler: Dostoyevski-Albert Camus (oyun, basılmamıştır) • Finten: Abdülhak Hâmit Tarhan (1959, uyarlama; 1950’de sahnelenir) • Kırık Saz (1975, Tevfik Fikret’in “Rübab-ı Şikeste” ve “Halûk’un Defteri”nden seçtiği şiirlerle “Han-ı Yağma” ve “Tarih-i Kadim” şiirlerinin günümüz Türkçesine çevirisi).

2. BÖLÜM: AHMET MUHİP DIRANAS’IN ŞİİRİ 2.1. Şiir Anlayışı 2.1.1. Üzerindeki etkiler Ahmet Muhip Dıranas, ilk şiir bilgisini Ahmet Hamdi Tanpınar’dan almış; onun aracılığıyla Yahya Kemal Beyatlı’nın ve Ahmet Haşim’in poetik birikimlerine ulaşmıştır. Tanpınar, hâlihazırdaki Türk şiir birikimini ona sunmakla kalmamış, aynı zamanda “Elem Çiçekleri” ile Dıranas’a Fransız şiirinin kapılarını da aralamıştır. “Haşim tesirinin yanı sıra burada, Dıranas’a gene Tanpınar ve tabiî kendi neslinden intikal eden Baudelaire, Mallarmé, Verlaine, Proust aktarımlarını da unutmamak gerekir. Fakat bu etkilenişler çevreden dinleme, varsa tercüme örneklerden okuma ile sınırlıdır. Çünkü Dıranas yabancı dili çok sonraları, şiiri iyice olgunlaştıktan sonra öğrenme imkânı bulacaktır. Burada, Dıranas şiirinin mısra, vezin ve her türlü yapısal özellikler açısından Haşim şiirinden ayrılmasında

ve daha yeni niteliklerle ortaya çıkmasında Tanpınar’ın rolü bir kere daha belirir (Turinay, 1990, s. 24) Türk şiirinin modernleşme sürecine denk gelen bu dönemde birçok batılı akım sanatçılarımız tarafından öğrenilmiş ve benimsenmiştir. “Dıranas, devrinin bütün felsefe ve sanat akımlarına aşinadır. Onun şiirinde romantizm ve sembolizmden gelme unsurlar, egzistansiyalizmin kötümser tavrı ve sürrealizmi hatırlatan bir ifade görülür.” (Ercilasun, 1990, s. 14) Onun simgeci yanı özellikle biraz daha ağır basar. “Diyebiliriz ki Türk şiirinde, her manada, sembolist görüşleri bütün renk ve havasile yaşatan, ona oldukça derinlik ve yerlilik veren A. Muhip Dıranas oldu.” (Doğan, 1956 A, s. 4) Doğadan, hayattan, insandan aldığı izlenimlere yeniden biçim verir; “… gerek dış dünyadan aldığı unsurları, gerekse işlediği konuyu değiştirir, bütün bu malzemeyi büyülü, müphem bir hâle koyar ve kendisine mahsus bir sembolizmle ifade eder.” (Ercilasun, 1990 B, s. 31) Ahmet Muhip, simgeciliğin bir gereği olarak “… yaşamı olduğu gibi anlatmamış, yaşamın, olayların bizim üzerimizde bıraktığı etkileri, izlenimleri yansıtmıştır. Bu nedenle şiirleri simgelerle doludur. Özel bir şiir dili yarattığı, işlediği temaları bu dille yansıttığı için çoğu şiirleri kapalıdır.” (Köklügiller, 1980, s.4) Dıranas, şiire başladığı ilk yıllarda kimi şairlerin etkisinde kalmıştır. “O, sanat hayatının ilk döneminde Ahmet Hamdi ve Necip Fazıl’ın mısra tekniğini, kelime ve imaj servetini benimser görünür. Ancak tabiatı bütün boyutlarıyla nefsinde yaşamaya hazır bu insanda, var olanı şiirin imkânlarıyla ifade arzusu, onu yeni imajlara ve ayrı bir söyleyiş tarzına sevk eder.” (Aktaş, 2002, s. 123)

Çeşitli bilim adamları tarafından Dıranas üzerindeki Batı şiiri etkisinin altı çizilmiştir. “Yahya Kemal’in öğrencileri olan Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas, Valéry’nin tesiri ve Ahmet Haşim’in uyandırdığı zevk ile şiiri hayatlarının meselesi hâline getirirler.” (Enginün, 1992, s. 591) Hocası Tanpınar’ın cümlelerinde Dıranas’ı doğru tespit edilmiş olarak görürüz. “Ahmet Muhip Dıranas mısra zevkinin büyük bir yer tuttuğu sensuelle ve taze bir lyrisme’le şiire başladı. Baudelaire’le Verlaine’in ışık tuttuğu bir yolda kendisine asıl şahsiyetini bulduracak iklimler aradı. Ağrı dağı için yazdığı büyük manzumede belki de asıl istediği şeye, geniş dile ve aydınlığa kavuştu. Türk şiirinde daima tesirini göreceğimiz modern resim bu şaire ilhamında yardım eder.” (Tanpınar, 2002, s. 153) Kimi eleştirmenler, Dıranas üstündeki Fransız şairlerinin etkisini özgün bir açıdan bakarak yorumlarlar. “Şairin, öncelikle Baudelaire, sonraları ise kısmen Paul Valéry ile Arthur Rimbaud gibi Fransız Simgecileri ve Romantiklerinin etkisinde kalışı, genellikle tek bir yönü, biçem merakı ya da üslûp düşkünlüğü açısından vurgulanır. Nedense, bunun modernlikle, daha açık söyleyeceksek Türk modernleşmesiyle bağlantısı üzerinde durulmaz. Oysa Dıranas, bunun o kadar farkındadır ki kendini Türkiye’nin bağımsızlık, hürriyet, çağdaşlık mücadelesine bağlı bir idealist olarak görür…” (Yaşın, 2002, s. 40) Fransız şairleri Baudelaire, Rimbaud, Verlaine’in yanı sıra Ahmet Muhip Dıranas üzerindeki Apollinaire, Gérard de Nerval, Jean Pellerin ve Aragon etkilerinden de söz edilir (Alkan, 1995, s. 465-474). İşaret edilen bütün bu etkilere, yerli ve yabancı etkilenişlere rağmen Dıranas zaman içinde kendi şiirini kurmuş; hiçbir toplulukla açıklanamayacak bir şiir

meydana getirmiş bir şairdir. Türk şiir birikiminden yararlanmakla birlikte kendine özgü bir tarzı da ortaya koymasını bilmiştir. “Ahmet Muhip Dıranas, gerek muhteva ve gerekse şekil bakımından şiirimize yeni teklifler getiren bir şairdir. Onu ne beş hececilerle başlayan şiir an’anesi içinde, ne Nâzım Hikmet, ne de Orhan Veli ve arkadaşları çevresinde ele almak mümkündür. Dıranas; Necip FazılAhmet Hamdi Tanpınar ve Cahit Sıtkı Tarancı’yı zaman zaman hatırlatsa da o şiirinin mimarîsini kendisi kuran bir şairdir. Ancak Ahmet Muhip, tema, söyleyiş tarzı ve imaj bakımınlarından 1960 sonrası Türk şiirini hazırlayan şairlerden biridir. O; Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi kendi şiir iklimi içinde ele alınıp değerlendirilecek şairlerdendir.” (Aktaş, 2002, s. 125)

2.1.2. Onun etkisi Ahmet Muhip Dıranas genel olarak az şiir yazmakla, 1949’dan sonra çok nadir yazmakla birlikte bütün kuşaklar üzerinde etkili olmuş bir şairdir. En etkili şiirlerini yazıp yayımladığı 1933-1949 yıllarını idrak eden şairler üzerinde Garipçiler hariç- doğal bir etkisi vardır. Birinci Yeni’nin etkin olduğu yıllarda Dıranas unutulur gibi olsa da İkinci Yeni’yle birlikte tekrar hatırlanıp saygı görmüş bir isimdir. “Hececilerin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir.” (M. H. Doğan, 1998, s. 88) “… Ahmet Muhip Dıranas, şiirimize kazandırdığı yeni betim, ses, tonlama ve tema ögeleriyle, şiirsel biçimde ulaştığı sağlam dengeyle, hece şairlerinden farklı

ve üst bir düzeyin şairidir. Dıranas şiirinin etkileri de kendi döneminin ve bir sonraki dönemin şiirinden günümüze kadar uzanır.” (Behramoğlu, 2001, s. 8)

2.1.3. Şiirinin yapısı Dıranas bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullanır, ancak “yarım kafiye ve ses benzerlikleri, parmak hesabına pek yüz vermeyen bir anlatımla; adamakıllı görgülü, saydamlaştırılmış bir Türkçeyle hececilerden, özellikle ilk hececilerden ayrılır.” (Cemal Süreya, 1992, s. 77) O, yalnız öncü hececilerden ayrılmakla kalmaz, “1900-1950 yılları arasında hece ile yazan şairlerin en başarılısı” sayılır (Fethi Naci, 1994, s. 17). “A. Muhip Dıranas, şiirlerinde hece veznini kullanmakla beraber, durakları kaldırmak ve anjambımana başvurmak suretiyle, yeni bir şiir cümlesi yaratmıştır. Haşim gibi o da şiirlerinde ahenge, hayale ve müphemiyete önem verir.” (Kaplan, 1980, s. 3) Onun şiirinde ses ve müzik neredeyse tema kadar önemlidir. “Dıranas’ta sesi yaratan veznin başarılı kullanışlarıdır. İç zenginliğini ise kuvvetli imaj sistemlerinde buluruz.” (Doğan, 1956 B, s. 5). Ölçü ve uyak onun için çok önemlidir. “Kafiyeleri tam ve dolgundur. Bunlar onun şiirine kuvvetli bir ahenk verirler.” (Kaplan, 1990, s. 84). Hecenin ikinci kuşağı içinde yer alan Dıranas, Hecenin Beş Şairinden belirgin olarak ayrılır. “Hece veznini kullanmakla birlikte, Beş Hececilerin sığ manzumeciliğini aşarak saf şiire yönel”miştir. (Sazyek, 1999, s. 296).

Kimi eleştirmenlerce heceyi kullanan bağlantısız şairler öbeğine dahil edilir. Bağlantısız şairlerin özellikleri şöyle sıralanır: “Onlar için ölçü, şiirde kurucu bir unsur olarak görülmüş ve poetik düzlemde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunu söylerken önerilen modele sahip çıkıldığını göz ardı etmek de mümkün değildir; ama, her ne olursa olsun, hece, ilk temsilcilerinin yükledikleri anlamlardan ötesini ifade etmektedir bu şairler için.” (M.C. Doğan, 2000, s. 81) Biçimi kullanışı bakımından dönemi için özgül bir yere sahiptir. “Ahmet Muhip Dıranas, gerek muhteva ve gerekse şekil bakımından şiirimize yeni teklifler getiren bir şairdir. Onu ne beş hececilerle başlayan şiir an’anesi içinde, ne Nazım Hikmet, ne de Orhan Veli ve arkadaşları çevresinde ele almak mümkündür. Dıranas; Necip Fazıl-Ahmet Hamdi Tanpınar ve Cahit Sıtkı’yı zaman zaman hatırlatsa da o şiirinin mimarisini kendisi kuran bir şairdir. Ancak Ahmet Muhip, tema, söyleyiş tarzı ve imaj bakımından 1960 sonrası Türk şiirini hazırlayan şairlerden biridir.” (Aktaş, 2002, s. 125)

2.1.4. Dildeki tutumu Ahmet Muhip, Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerin ve tamlamaların dilimizde kullanılmasına karşıydı. “Beklenti”, “doğa”, “düş”, “doygun”, “günce”,

“gönendirmek”, “görkem”, “özge” gibi dönemi için yeni ya da taze sözcükleri dizelerine almaktan çekinmemiştir. Dil konusunda gösterdiği titizlik ve ustalıkla âdeta “bir dil düşkünü idi; ama kullanılan sözcüklerle kullanılmayan sözler kurmaya değil, dil denilen konuşma aracındaki tadı yaratmaya bakardı. Bu açıdan, Cahit Sıtkı Tarancı ondan ayrılır, Cahit Sıtkı Tarancı’da duygular ağır basmıştır hep; oysa Ahmet Muhip Dıranas

yalnızca «deyiş»i aramıştır; neyi söylediğine değil, nasıl söylediğine bakmıştır…” (Anday, 1980, s. 2) Ahmet Muhip’in anlatımında bir düzen bir uyum bilinci sezilir hep. Şiirinde “… iç çekiş var, ünlem var, edim gösteren sözcüklerde tutumlu olma var… Bir özünün (şiirin) örgüsüne gerekli her öge var. Ha, sıfatlar var, ama sıfatlar furyası yok. Her öge yeterince ve yerli yerince. Ozan bütün ögeleri ustalıkla kullanarak işte o vazgeçilmez bileşime, bütün’e, kompozisyon’a erişiyor.” (Baranus, 1976, s. 190) Dıranas’ın dile yaklaşımındaki tavrında bir yapmacıklık yoktur. “Hemen ekleyelim, onun dil ustalığına, kurmaca bir şairane-dilden ya da şaşırtıcı söz oyunculuğundan farklı olarak, bir söyleyiş şöleni denebilir. Bir çeşit törensel arınma. O, Türk dilini bütün söyleyiş zenginlikleriyle, ses ve anlam incelikleriyle kullanır. Türkçeyi tazeleyerek sağlamlaştıran dizeler yazar.” (Yaşın, 2002, s. 34)

2.1.5 Üslûp anlayışı Ahmet Muhip, döneminin diğer şairlerinden farklı bir üslûba sahiptir. Sözcük seçimi, ifade özgünlüğü, ses ve anlam örtüşmesi onda dikkati çeken özelliklerdir. “Dıranas’ın şiirleri muhteva bakımından zengin, söyleyiş bakımından tamamen yeni ve orijinaldir. Onun şiirlerini okurken Yahya Kemal’in «şiir kelimelerle yazılır» hükmünü hatırlamamak mümkün değildir.” (Ercilasun, 1990, s. 11) Konu zenginliği, konuları kendine özgü ele alışı, imgeleştirme biçimi farklı bir üslûp yaratmasını sağlayan ögelerdir. “İlham ufukları geniş bir şairimiz. Orijinal bir teknikle her şairden ayrı bir özelliği var. Doyum olmaz şiirlerine. Bir bakıyorsun,

sımsıkı hayata ve tabiata bağlıdır, bir bakıyorsun, maveraya dalmıştır. Öyle anlarında fanilik duygusu yakıyor içini.” (Ozansoy, 1970, s. 214) Doğa, Dıranas şiirinde önemli bir kozayı oluşturur. Hemen hemen doğanın bütün ögeleri onun şiirinde yer bulabilmiştir. “Şiirlerinde kuvvetli bir tabiat sevgisi ve aşk duygusunu işleyerek bir boşluğu doldurmak ister.” (Enginün, 2001, s. 70). Onun şiirinde panteist bir koku vardır. Hatta buna panteizm yerine, yerli bir ifadeyle “vahdet-i vücut” dememiz belki daha doğru olur. “Dıranas şiirinin geneli itibarıyla tabiattan yola çıkan veya tabiata sığınmaya, onunla neredeyse panteizmi hatırlatan bir bütünleşmeye dayandığını belirtmek gerekir. Cenap ve Haşim şiirinin en belirgin özelliği…” (Turinay, 1990, s. 25) Hatta Dıranas, bu konuda daha da ileri giderek “… aşkı ve tabiat sevgisini âdeta bir din hâline getirmiştir. Hayatın korkunç boşluk ve dramını sevgili ve güzellik duygusu doldurur. Dıranas’ın şiirlerinde eski çağlardan kalma derin bir saadet ve barış özlemi, çağdaş dünyanın boşluk ve hiçlik duygusu arasından gizlenmek istenilen bir hiçkırık gibi kalbe dolar. Tabiatın ulvîlik ve ihtişamı ona, insanoğlunun yaşadığı dramı daha derinden hissettirir.” (Kaplan, 1974, s. 6) Bu bağlamda doğa, onun kişisel mitosunun en önemli ögesi olarak kabul edilebilir. Resim, onun şiirinde önemli bir yer tutar. Dıranas şiirinde resim neredeyse kurucu bir ögedir. “Şiirlerinde kelimelerle çizilmiş insan figürleri, tabiat manzaraları, sokak ve ev resimleri vardır. Bir bakıma düşüncenin ve hayalin resimleridir onlar.” (Turinay, 1990, s. 33) Ahmet Muhip öykülemeden çok betimlemeyi yeğlemiştir. Çünkü “… şiirden öyküyü, anlatıyı uzaklaştırmak, dizeyi gerçeğin anlatıcısı olmaktan çıkararak,

gerçeğin kendisi yapmaktır. Batıda on dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru oluşan yeni şiir atılımlarının ilkesi de bu eksende toplanmaktadır.” (Aksal, 1975, s. 6) Dıranas daha çok bireycidir. “…toplumcu bir şair değildir. Dış âleme açık olduğu kadar da onda tarihî, masalımsı ve felsefî derinlikler arayan bir sanatçıdır. Şiirine seçtiği ulu ve yüce dekorları, bazı timsallerle yorumlamak, aşkın, ölümün, büyüklüğün sırrını vermek istemiştir.” (Kabaklı, 1966, s. 253) Malzemesini yaşamdan, gündelik olaylardan çok yine şiirden alır. “Denebilirse o, korkunç bir şiir gözlemcisidir. Objesi hayat değildir, şiirdir; bütün şairlerin geçmişidir, şiirleridir.” (Uyar, 1983, s. 93) Ahmet Muhip’in anlatımı sade ve inandırıcıdır. “Kendi şiir dünyasını kurabilmesinde, sadelik ile sahicilik iç içedir. Yalınlıktan korkmaz, tersine yalınlaşmayı amaçlar.” (Yaşın, 2002, s. 39) Biçim üzerine aşırı titizlendiği; “mısralarında bol bol mecazlara, yepyeni kavramlara çokça yer verdiği hâlde, üslûbunda yapmacıklık yoktur. Samimî, sıcak ve rahat bir söyleyişe sahiptir.” (Geçer, 1981, s. 20).

2.2. ŞİİRİNİN DIŞ YAPI ÖZELLİKLERİ

2.1.1. Nazım Birimi Ahmet Muhip Dıranas şiirlerinde, çeşitli dize sayılarına sahip bentler kullanmış olmakla birlikte daha çok dörtlük, beyit, üçlük ve dize nazım birimlerini yeğlemiştir. Biçimdeki yeni arayışlarına karşın nazım birimi bağlamında Dıranas’ın şiirinde açıkça geleneğin kokusu duyulur. Aşağıda Ahmet Muhip’in bütün şiirlerinin nazım birimleri ve ilgili nazım birimlerinin o şiirde hangi sıklıkla kullanıldığı bir düzen içinde ve sıra hâlinde verilmiştir.

Şiirin Adı: Son Bulut Sıyrılınca Selâm Her Günkü Şarkım Çeşme Başında Portre Serenad Hatıra Bahar Şarkısı Ben ve O

Nazım Birimi: Bent (3’lü) Dörtlük Dörtlük Bent (3’lü) Dörtlük Dörtlük Dörtlük Dörtlük

Adedi: 4 7 4 2 4 5 5 5

Karma: dörtlük+dize+3’lük+ 3’lük+dize+beyit+beyit 7 2 3 4 3 1 3 5 4 1 8 8 2 7 4

Son Aşk O Şarkı Ülker’in Gözleri Esmer I Esmer II Ayrılış Balad Devri Dilârayı Cum. Yaz Gecesi Esenlik Size Parkta Serenad İhanet Olvido Serçeler

Karma: dörtlük + dize Dörtlük Bent (3’lük) Bent (3’lük) Bent (11’li)

Karma: dörtlük+Beşlik+dize Balad (4 x 6’lı bent + 1 dize) Dörtlük Bent (8’li) Dörtlük Dörtlük Bent (5’lik) Bent (7’lik) Beyit

Köpük Masal Her Şey Uzaktadır Gece Görünü Yağmur Bir Geceydi Güller Kan Ağlıyordu Geceye Küçük Ş. I- IV Ayışığı Yaz Göç Ediyor Yeni Bir Yaz Umudu Sonbahar Sonbahar II Kar Bahar Gökleri Çınar Rüzgâr

Bent (8’li) Bent (6’lı) Karma: dörtlük+beyit Karma: dörtlükx4 + dizex4 Bent (22’lik) Dörtlük Dörtlük Bent (3’lük) Bent (5’lik) Karma: dörtlükx3 + dize Dörtlük Dörtlük Sone (4+4+3+3= 14) Terza-rima (3+3+3 +1 dize) bent (5’lik) Karma: 7’li+dize+10’lu Dörtlük 1 2 4 3

1 1 2 8 1 2 3 2 4 4 3 3 4 4 4

Karma: dörtlük+dize Bent (3’lük) 1 4 2 1

Yağmur, Gül ve Eller Hiç Fahriye Abla Eviçi Büyük Olsun Kezban Uyku Bent (5’lik)

Bent (7’lik) Karma (8’li+10’lu) Bent (10’lu) Dörtlük Bent (3’lük) 3 4

Sen ve Gökyüzü Tutsak Bir Zamanda Geçen Günler Atlıkarınca

Bent (7’li) Karma (5’lik+7’lik) Bent (3’lük)

2 2 3 4

Karma (3’lük+5’lik+8’lik+8’lik) Bent (7’li) 1

Denizi Özleyen Çocuklar Karma: 6’lı+6’lı+beyit Şehrin Üstünden G. B. Dörtlük Ve Böyle Biteviye Bulutlar Ve Bulutlar Yaşarken Rüya Heyhat Sabahın Ölümü Dağlara Ağrı Güven Beyit Dörtlük Dörtlük Dörtlük 5 6 Dörtlük 6 3 3 5 3

3

Karma: bent (3’lük)x2 + beyitx4 Bent (3’lük) 6 4

Dörtlük

Bent (30’lu+52’li+42’li+45’li+9’lu) 5 Dörtlük 1 2

Dağın Ardında Güneş Battı Bent (3’lük) Elif Dörtlük 4

Osman Binbaşı Dağdan Aşağı

Karma: dörtlükx2 + dizex2 Dörtlük Beyit 2 4 3 5

4

Her Şeyin Uzaklaştığı Saat

Bitmez Tükenmez Can S. Dörtlük Bezginlik Aynalar

Karma: dörtlükx2 + dizex2 Bent (8’li) 1

Bir Kavsin Altında Şehir Dörtlük Bir Sokak Adamlar Ayaklar Melodi Sone: 4+4+3+3= 14 Dörtlük Beyit Dörtlük 2 7 5 Bent (5’li)

4 4

Dünyaya ve İnsanlara Dair Testi Sofra Gerçek Sokak

2 3

Karma: dörtlük+dörtlük+beyit Karma: beyitx5 + dize Bent (3’lü) Beyit Bent (3’lü) 3 4 6 5 6 5 5 11 8 6 6 6

Saat, Zaman ve Kişi 1939 Gökyüzü Yağmur Maşar Dağı Mektup Tatlı Zaman Ağıt Akar Çeşme Yemin Atlılar Bayrak Yurt Step

Bent (3’lü) Bent (3’lü) Beyit Dörtlük Bent (3’lü) Beyit Dörtlük Beyit

Karma: dörtlük+dörtlük+beyit Dörtlük Dörtlük Sone: 4+4+3+3= 14 Karma: dörtlükx2 + dize Dörtlük 3 2 5 4 3

3

İki Yalnız Ağaç

Kadavra Kargalar

Bent: 6’lı+14’lü+15’li+10’lu Dörtlük Beyit 3 12

4

Bir Tren Yolculuğu Darağacı

Karma: 9’lu+8’li+18’li+beyit+ 8’li+6’lı+dörtlük 7 3 6 3 21 2

Ben Bir Yıldızım Evreni Sevmek ki Söyle Yağma Biraz Daha Kendimle Çağrı Parçalar I Parçalar II Parçalar III Parçalar IV

Dörtlük Dörtlük

Bent (7’li) Dörtlük Dörtlük

Sone: 4(kısa dize ile)+4+3+3= 14 4 Bent (8’li) Bent: 10’lu+7’li Bent: 15’li+14’lü Bent: 63’lü+5’li Bent: 8’li+10’lu 1 2 2 2 2

Dıranas’ın şiirlerinde kullanılan nazım birimlerinin toplu değerlendirilmesi şu şekildedir: Nazım Birimi: Dize Beyit Dörtlük Bent: 3’lük 19 80 200 73 Adedi: 4.2 17.9 44.6 16.3 Oranı (%):

Bent: 5’lik Bent: 6’lık Bent: 7’lik Bent: 8’lik Bent: 9’luk Bent: 10’lu Bent: 11’lik Bent: 14’lük Bent: 15’lik Bent: 18’lik Bent: 22’lik Bent: 30’luk Bent: 42’lik Bent: 45’lik Bent: 52’lik Bent: 63’lük Bentlerin toplamı

17 9 20 10 2 6 1 2 2 1 1 1 1 1 1 1

3.8 2.0 4.5 2.2 0.4 1.3 0.2 0.4 0.4 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 0.2 33.3 100

149

Toplam nazım birimi sayısı 448 Toplam dize sayısı 1.976 -

2.2.2. Nazım Şekli Ahmet Muhip Dıranas, bilinen sabit nazım şekillerinden çok, serbest ve özgün biçimler kullanmıştır. Çeşitli nazım birimlerini bir araya getirerek özgün

şekiller oluşturmaya çalışmıştır. “Ahmet Muhip gelenekten gelen şekle şahsîlik katmasını bilen biridir. Koşma ve mesnevi tarzı Ahmet Muhip için hareket noktası durumundadır. Onda asıl olan, şekle ait özelliklerle uyuşan ritmdir.” (Aktaş, 2002, s. 125) Onda koşma, gazel, mesnevi, müsebba, muhammes gibi halk ve divan şiirinin kimi nazım şekilleri görülür. Ancak anılan şekillerin bütün özellikleri bir arada kullanılmamış; uyak örgüsü, ölçü, nazım birimi ya da konu gibi ögelerden herhangi birisiyle yetinilmiştir. Karma nazım biçimlerinin yanı sıra kimi şiirlerinde sistem oluşturan denemelere girişmiştir. “Gece” (s. 46) şiirinde dörtlük ve dize birimleri 4 kez dönüşümlü olarak yinelenmiştir. “Bir Geceydi”de (s. 49) yürüyen uyak örgüsü diyebileceğimiz bir örgüyle üç bent birbirine bağlanmıştır (abcd, dcba, abcd). “Heyhat” (s. 84) şiiri üçlükle başlayıp bitmekle birlikte gövdeyi 4 beyit oluşturmuştur. “Yemin”i (s. 128) meydana getiren üç bent ise aşama aşama azalmıştır (beşlik-dörtlük-üçlük). Sone, terza-rima, balad gibi İtalyan ve Fransız edebiyatı kökenli nazım şekilleri de Dıranas’ta görülmektedir. Terza-rima 1, balad 1 ve sone 4 şiirde kullanılmıştır. Bütün bu saptamalar gösteriyor ki Ahmet Muhip Türk ve Batı şiirinden aynen ya da değiştirerek aldığı biçimlerle bir taraftan geleneğe yaslanırken; gerek onları bozarak gerekse yeni arayışlara girerek yenilik hevesini de ortaya koymaktadır. Şair, modern şiir arayışını sürdürürken gelenek dairesinden tamamen çıkılmayacağını da anlamıştır.

Batılı nazım şekilleri ya da geleneksel Türk şiirinin nazım şekillerine benzer yapıda oluşturulan şiirler şunlardır: Terza-rima (Çoğunlukla İtalyan edebiyatında kullanılan bir nazım şeklidir. Üçer dizelik bentlerden ve son üçlüğün orta dizesinin uyağıyla uyaklanan ayrı bir dizeden oluşur. Uyaklanışı: aba, bcb, cdc, d biçimindedir.) • “Sonbahar II”. Balad (3 bent ve bir ağırlama dizesinden oluşan Fransız şiirinin bir nazım şeklidir.) • “Balad”. Sone (Avrupa edebiyatında klasik bir nazım şeklidir. İki dörtlük ve ardından iki üçlükten meydana gelir. Konusu yalnızca aşktır. Uyaklanışı: abba, abba, ccd, ede’dir.) • “Sonbahar”, “Bir Sokak”, “Yurt”, “Kendimle”. Koşma (Halk şiirimizin bir nazım şekli olup 3-6 dörtlükten oluşur. 11’li hece ölçüsüyle düzenlenir (4+4+3 ya da 6+5). Uyak örgüsü: Birinci dörtlük abcb ya da abab, diğer dörtlükler cccb, dddb… Aşk, sevgi, doğa ve güzellik konularını işler.) • “Bahar Şarkısı”, “Yağmur” “Ve Bulutlar”, “Yaşarken”, “Melodi”, “Evreni Sevmek ki”. Mesnevi (İran edebiyatından divan edebiyatımıza geçmiş olup her beyiti ayrı uyaklanır. Uyak örgüsü: aa, bb, cc, dd, ee, ff…) • “Ayaklar”, “Sokak”, “Yağmur”, “Bir Tren Yolculuğu”.

Gazel (Arap edebiyatından divan edebiyatımıza geçmiş olan gazel, 5-15 beyitten oluşur. İlk beyit kendi içinde, diğer beyitlerin ikinci dizesi birinci beyitle uyaklanır. Aşk ve güzellik konularında yazılır.) • “Serçeler”, “Bulutlar”, “Tatlı Zaman”, “Akar Çeşme”. Muhammes (Beş dizeli bentlerden oluşan divan edebiyatı nazım şeklidir. Uyaklanışı şöyledir: aaaaa, bbbba, cccca.) • “İhanet”, “Kar”, “Osman Binbaşı”, “Dünyaya ve İnsanlara Dair”. Müsebba (Her bendi yedi dizeden meydana gelen divan edebiyatı şeklidir.) • “Olvido”, “Fahriye Abla”, “Sen ve Gökyüzü”.

Nazım birimlerinin çeşitli biçimlerde öbekleşerek oluşturdukları sabit ve sabit olmayan nazım şekilleri şöyledir: Nazım şekilleri Beyitlerle kurulan şiirler Üçlüklerden oluşan şiirler Dörtlüklerden oluşan şiirler Beşliklerden oluşan şiirler Yediliklerden oluşan şiirler 4 4 Adedi 9 15 39 8 13.3 34.5 3.5 3.5 0.9 3.5 0.9 0.9 1.8 Oranı (%):

Karma şiirler: 1 Dörtlük + 1 Beyit 1 Karma şiirler: 1 Dörtlük + 1 Dize 4 Karma şiirler: Altılıkx2 + 1 Beyit 1 Karma şiirler: Beyitx5 + 1 Dize 1 Karma şiirler: Dörtlükx2 + 1 Beyit 2

Karma şiirler: Dörtlükx2 + 1 Dize 1 Karma şiirler: Dörtlükx3 + 1 Dize 1 Karma şiirler: Dörtlükx4 + Dizex4 1 Karma şiirler: Üçlükx2 + Beyitx4 1 Çeşitli sayıdaki bentlerden oluş. 13 Tek parçadan oluşan şiirler Sone Terza-rima Balad 1 4 1 3.5 0.9 0.9 113 100 10

0.9 0.9 0.9 0.9 11.5 8.8

Toplam şiir sayısı

• 113 şiirden 7’sinde, sola dayalı dize yazımından farklı olarak girintili dize diyebileceğimiz, içeriden başlatılan dizelerin yazımına yer verilmiştir.

2.3. Şiirinin İç Yapı Özellikleri 2.3.1. Ahenk Ögeleri Şiir, anlamdan önce ahenk üzerine kurulan bir sanattır. Bu yönüyle diğer edebiyat türlerinden, özellikle düz yazıdan kesin sınırlarla ayrılır. Böyle söylemekle şiirin anlam ve düşünceyle alışverişi olmadığını savunmuyoruz tabiî ki. Paul Valéry’nin “fikir manzumede, bir meyvenin gıda hassası gibi gizli bulunmalıdır.” (Tanpınar, 2000, s. 473) sözünde belirtildiği üzere anlam ve düşünce, şiirin kalbine sinmiş olup onda öncelikle dikkatimizi çeken kendine özgü müziğidir.

Şiir bu özgün müziği; birer ahenk ögesi olan aliterasyon, asonans, ölçü, uyak ve tekrarlarla sağlar. Bunlardan ilk ikisi armoniyi; ölçü, uyak ve tekrarlar ise ritmi oluşturur. Aliterasyon, asonans, uyak ve tekrarlar; ses, hece, sözcük ve sözcük öbeklerinin yinelenmesine; ölçü de hecelerin belli esaslara göre düzenlenmesine dayanır (Yıldız, 1997, s. 260).

2.3.1.1. Armoni “Şiirde armoni bir veya birkaç mısradaki seslerin, aralarında uyuşması demektir. Bu, ünsüzler arasında olursa alliterasyon, ünlüler arasında olunca asonans adını alır.” (Hacıeminoğlu, Akt. Yıldız, 1997, s. 260) Bunun yanı sıra “kendi aralarında uyumlu olarak tekrarlanan hecelerin de armoni” içine alınabileceği değerlendirilmektedir (Yıldız, 1997, s. 261).

2.3.1.1.1. Aliterasyon (ünsüz uyum) Ünsüzlerin yinelenmesiyle oluşturulan armoni uygulaması, Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Ancak aliterasyonun her ünsüzle yapılmamış olması, bu konuda belli ünsüzlerin yeğlenmesi dikkat çekicidir. Armoniyi kuran 14 ünsüz ve dize sayıları şu şekildedir: r (65), n (36), z (20), k (12), g (11), s (11), y (10), ş (9), l (8), b (5), d (4), m (4), ç (2) ve t (1). Dize sıklıklarına baktığımız zaman en fazla r, n ve z ünsüzlerinin aliterasyon olarak kullanıldığı görülmektedir. b, d ve g aliterasyonları ise Aprın Çor Tigin’in aşk

şiirlerinde, Uygur Budist metinlerinde ve Dede Korkut Öykülerinin manzum parçalarında rastlanan ve Talat Tekin tarafından “baş uyak veya dörtlük alliterasyonu” olarak adlandırılan ahenk uygulamasını çağrıştırmaktadır. Aprın Çor Tigin’in “Yaruk tengriler / Yarlıkazunın / Yavaşım birle / Yakışıpan adrılmalım” (Tekin, 1986, s. 14-15) dörtlüğünde dize başlarında yinelenen ünsüzler; “Gözyaşımı Gözden Gizli Gizli silenim” (124) dizesinde görüldüğü gibi Ahmet Muhip Dıranas tarafından sözcük başlarına taşınarak kullanılmıştır. Buna benzer bir uygulama, “UzansaydıK yağaraK ipliK ipliK” (78) dizesinde bu kez k sesleri sözcük sonuna getirilerek yapılmıştır. Ancak bu kullanım, özgül bir örnek olarak yalnızca bu dizeyle sınırlı kalmıştır. B • “Verdi Bir Başka renk, Başka Biçim hasından” (Ş, 18) • “Ellerim; Beyaz, Boş ve Bencil” (Ş, 61) • “Birden Bir anda Bittik” (Ş, 72) • “Ağrı Başına Boz Bulutlar inmede.” (Ş, 93) • “İniyor Ağrı’nın Başına Boz Bulutlar” (Ş, 95) Ç • “Garip bir su kenarında iki ağaÇ; GenÇ, dinÇ, anaÇ…” (Ş, 135) D • “Sızmaz Damla Damla DuDaklara” (Ş, 39) • “OraDayım hep ben, oraDa, DerinDe” (Ş, 43)

• “AlDırma Doruğuna Düzüne” (Ş, 121) • “Dost, Dost Diye Deli Derviş gezDiğim” (Ş, 124) G • “Gülmek Görevin ben Gülünce” (Ş, 16) • “Geçsin Geceleri kışın, Günleri yazın” (Ş, 18) • “Gözleri Geceler Gibi derindi” (Ş, 20) • “Bir Gün Gelir Geçer bu Geceler” (Ş, 39) • “Günler Geçiyor, Günler Pişmanlığa sürGünler Gibi Geçiyor Günler.” (Ş, 73) • “Göğüslerini yelken Gibi Gere Gere” (Ş, 77) • “Göz alan bir Güneş doğardı GökçeGelin Gibi Ağrı’dan.” (Ş, 123) • “Gözyaşımı Gözden Gizli Gizli silenim” (Ş, 124) K • “Meltem mi Ki bu esen, renK mi Ki, şarKı mı Ki? Şu dağdan aşağı aK bir bulut salKımı Ki İçime bir buruKsu sarhoşluK aKıtmada. Düşler mi Ki şu burcu burcu KoKan havada, RenK mi Ki üzerimden aKaduran bu nehir?

KorK! Bahar seni bir al güle döndürebilir Bir daha göstermemeK üzere göKyüzünü.” (Ş, 58) • “Hava KesKin bir Kömür KoKusuyla dolar” (Ş, 65) • “UzansaydıK yağaraK ipliK ipliK” (Ş, 78) • “Ve ben rıhtımında beKleyen teK yolcu… Düşüncemizin en haKsız, en KorKuncu” (Ş, 90). • “EKmeK, KaşıK ve Kâsesiyle bu aşK.” (Ş, 115) L • “AşkLar uçup gitmiş oLmaLı bir yazLa HaLay çeken kızLar misaLi koL koLa.” (Ş, 37) • “SoLmamış bir güL eLinde, iLk bahçeden aLınma, bir kırmızı güL” (Ş, 71) • “BuLutlar binLerce ve dizi dizi Batı uçLarında dikiLmiş putLar.” (Ş, 80) • “ÖLüLer doLaşıyor böğürLerinde eLLeri” (Ş, 106) • “ALçaLan tavana asıLmış saçLar… KoLLarını saLLıyordu ağaçLar.” (Ş, 139) M • “UzatsaM eliMi, alnını tutsaM, «Uyan, kardeşiM! deseM, bu uykudan»” (Ş, 141) • “Bir okuM vardı attıM. Meleği vurMuşuM.

HeM AhMed’iM, heM MehMed’iM, heM de DurMuş’uM.” (Ş, 159) N • “Bir kuş sesi gelir dudaklarıNdaN; GözleriN, göNlümde açaN Nergisler. DüşeN öpüşlerdir dudaklarıNdaN Mor akasyalarda ürpereN seher.” (Ş, 19) • “İçiNe başımıN her aN düştüğü Avuçları sudaN daha seriNdi.” (Ş, 20) • “GeçerkeN düN yoldaN ruhumu saraN” (Ş, 20) • “Mutlu, eseN ve hoşkeN ve gülerkeN gülerkeN NerdeN gelir biliNmez üzgüNlüklerle birdeN SolaN gözleriNize âşıkım, BayaN Ülker!” (Ş, 25) • “Ebedî âşığıN döNüşüNü bekler YalaN yemiNleriN taNığı çiçekler” (Ş, 38) • “Ya seN! ey seN! eseN dallar arasıNdaN” (Ş, 38) • SoNbahar teNha yoluN, boş dallarıN arasıNdaN SeNiN güzelliğiNi gösterecek ayNasıNdaN.” (Ş, 55) • “GöNül verdiN derlerdi o delikaNlıya, EN soNuNda varmışsıN bir ErzincaNlıya.” (Ş, 65) • “SeN ceNNetine değiN rüyalarımızıN” (Ş, 77)

• “Bakıp imreNiyorum akıNıNa ŞehriN üstüNdeN geçeN bulutlarıN. Belki gidiyorlardır yakıNıNa Rüyamızı kuşataN hudutlarıN.” (Ş, 78) • “DuruN, geçmesiN zamaN, duruN” (Ş, 84) • “SoyuN, şehriN saNa giydirdiği gömlekteN” (Ş, 89) • Ağrı şiirinin tamamında 443 adet N ünsüzü bulunmaktadır (Ş, 90-94). Bu rakam, en yakın ünsüzlerden iki kat daha fazla bir orana denk gelmektedir. • “Vardım eteğiNe, secdeye kapaNdım; Koşup bir koluNa sımsıkı abaNdım. Karlı başıN yüce dedikleyiN yüce, SükûN içiNdeki heybetiN göNlümce.” (Ş, 90) • “GüNle bahtıN çağrısıNa koşaN kişi.” (Ş, 91) • “SeN ey, oyuNuNu eN güzel oyNayaN!” (Ş, 93) • “BizdeN gideNleriN bir güN eN yakıNı” (Ş, 93) • “NiNNidir tüteN bacalardaN” (Ş, 96) • “SeN bu doyulmaz evreNdesiN; Ama NerdesiN? HaNgi pıNar BaşıNda, haNgi ormaNdasıN? Nerde bahçeNdeN uçaN kuşlar?” (Ş, 123) R

• “SeveRdi, ağlaRdı, güleR ve hatıRlarRdı” (Ş, 18) • “BiR masalı hatıRlatıyoRsun. BulutlaR tabaka tabaka duRsun, Güneş ağaçlaRdan saRkaduRsun, Geceden yıldızlaR bakaduRsun, Bembeyaz gemileR kalkaduRsun, İki göz iki çeşme akaduRsun…” (Ş, 44) • “Meltem mi ki bu esen, Renk mi ki, şaRkı mı ki? Şu dağdan aşağı ak biR bulut salkımı ki İçime biR buRuksu saRhoşluk akıtmada. DüşleR mi ki şu buRcu buRcu kokan havada, Renk mi ki üzeRimden akaduRan bu nehiR? KoRk! BahaR seni biR al güle döndüRebiliR BiR daha gösteRmemek üzeRe gökyüzünü.” (Ş, 58) • “ÜRpeRiR, canlanıR sanki ve güleR ÇiçekleRi sulaRken akşamüstü” (Ş, 66) • “Vakit daR olsa geRek, -Hep içim üRpeReRek DiyoRumVakit daR olsa geRek.

BeliRsiz biR âlemde, -EkseRi penceRemde BekliyoRumBiR bahaR olsa geRek.” (Ş, 79) • “ÜzeRimizde biR kanat sesidiR Geceyi saRaRken feciR, bulutlaR; Hangi biR diyaRa gideR, kimbiliR Hangi iklimleRden geliR bulutlaR?

SüRüR saçlaRından onlaRı RüzgâR, DökeRleR topRağa tohum ve bahaR; Solgun yüzümüzü unutmayan yâR Ve alnımızdaki eldiR bulutlaR.

Gökyüzü biR sonsuz Rüya denizi; Besleyen onlaRdıR düşleRimizi. HeR akşam peşinde götüRüR bizi, AşaRken dağlaRı biR biR, bulutlaR.” (Ş, 81) • “GeceleR biR nehiR gibi akıyoR.” (Ş, 82)

• “BiR Rüya varRdı masamdaki gülleRde; TomurcuklanıyoRdu bahaR dallaRda” (Ş, 83) • “KöRoğlu gibi hüR yaşaRım oRda ben. Ne istekleRime vuRulmuş pıRanga Ne de aşkın sonu vaRdıR o dağlaRda; Sen vaR, ağaçlaR gibi heR yıl yemişlen!” (Ş, 89) • “GözleRinde kalıR seRabı biR ömüR HeR şey bu ışıltı aRdından göRünüR” (Ş, 94) • “TüteRek MeRyem’in pişiRdiği çoRba… Ah, omuzlaRıma uRba ağıR geliR.” (Ş, 105) • “SeRp onlaRa ambaRdan biR avuç aRpa KuşlaRım geliyoR kanat çaRpa çaRpa” (Ş, 105) • “ÖlüleR dolaşıyoR böğüRleRinde elleRi” (Ş, 106) • “SöndüRüp yüRüyoR biR biR aynalaRı kadın.” (Ş, 106) • “DaR daR sokaklaRın penceReleRinde BiReR kuş otuRmuş ihtiyaR kızlaRdan, SabıRla, özenle Ruhun kedeRinde ÖReRleR biR kaRa kefen yıldızlaRdan.” (Ş, 107) • “BiR nehiR. Bu nehiR heR akşam akaR DeRinden RuhlaRı çağıRan sese.” (Ş, 109)

• “NeRde meRcan teRlikleR” (Ş, 111) • “GeçeR günleR, aylaR, yıllaR Ve yüzyıllaR, ben duRuRum; GeçeR günleR, aylaR, yıllaR…” (Ş, 117) • “ORaya buRaya, heR yeRe yağıyoR” (Ş, 122) • “KaRgalaR biR gaRip oRg çalmadalaR.” (Ş, 138) • “Acı biR gün! kaRga ağlanıR duRuR, Adam daRağacında sallanıR duRuR…” (Ş, 142) S • “Son bulut Sıyrılınca üStünden” (Ş, 11) • “Ne açSınız artık ne SuSuz SizSiniz ben de SuSuz kalırdım” (Ş, 32) • “Sık, Siyah Saçlarının arkaSındaydı yüzü; Dalgalı deniz gibi SarSılıyordu göğSü” (Ş, 36) • “Sonra SayıSız tutSaklarım ve ordum” (Ş, 83) • “Sönmüş Saçlarında Son damla ışık” (Ş, 109) • “SuSayınca çağıldak Sular SeSi” (Ş, 124) • “OdSuz ocakSız, akılSız, ayvazSız.” (Ş, 124) • “Yaklaşmada SinSi, SeSSiz, SonSuz. Biliyorum; her şeySiz, SenSiz, benSiz” (Ş, 152)

Ş • “IŞıktan kuŞları akŞam seherinin” (Ş, 15) • “BaŞı bir güneŞ gibi düŞen bahadır” (Ş, 83) • “TeneŞir baŞında oynaŞan çirkinler” (Ş, 91) • “Ardından ölüme düŞen baŞın İki kardeŞ bakakalmıŞ ŞaŞkın” (Ş, 110) • “BaŞım değilmiŞ düŞünen meğer” (Ş, 110) • “Ey, ıŞığın boŞandığı gerçek düŞ!” (Ş, 115) • “Ne ŞifalıymıŞ çeşme, GelmiŞ geçmiŞi unuttum.” (Ş, 127) T • “BüTün Tasaları arıTan bir yağmur” (Ş, 122) Y • “Yağdı bahçeme bir Yaprak Yağmuru.” (Ş, 53) • “BüYük su’Yu özleYen çocuklar, YalnaYak” (Ş, 77) • “Binmişim bir gemiYe -Ve böYle biteviYe GidiYorumBir diYar olsa gerek.” • “AYnı şeYi araYan akraba haYalleri.” (Ş, 106)

• “Yalnız aYaklar kalmış YaşaYan” (Ş, 110) • “OraYa buraYa, her Yere YağıYor” (Ş, 122) • “Yet bu Yana! avaraYım, Yet, Yürü!” (Ş, 124) Z • “Alnında o yaman ölmeZliğin Zaferi; UZak bir rüyada yüZer gibi göZleri” (Ş, 18) • “UZaktadır her şey; gökyüZü, deniZ, Her an peşimiZden koşan gölgemiZ, ÖZlenen limanlar, yanan yıldıZlar. UZaktadır her şey; anneler, kıZlar…

UZaktadır her şey, hep… yalnıZ ölüm, Her yerde, her an yakınımıZ, ölüm.” (Ş, 45) • “Ve deniZde bir temiZ, yıldıZlı gökyüzü” (Ş, 77) • “Ve göZlerimiZe dolup da baZan Döken içimiZe Zehir, bulutlar!” (Ş, 80) • “GökyüZü bir sonsuZ rüya deniZi” (Ş, 81) • “ÜstümüZde deniZ gibi bir gökyüZü” (Ş, 92) • “Ne kadar güZelsin Elif, dağın kıZı! Derin ıssıZlığın kokusuZ çiçeği!” (Ş, 97)

• “Bin dokuZ yüZ otuZ dokuZ” (Ş, 118) • “OdsuZ ocaksıZ, akılsıZ, ayvaZsıZ.” (Ş, 124) • “Yaklaşmada sinsi, sessiZ, sonsuZ. Biliyorum; her şeysiZ, sensiZ, bensiZ” (Ş, 152) • “OdsuZ ocaksıZ, yolsuZ yordamsıZ, dermansıZ” (Ş, 157)

2.3.1.1.2. Asonans (ünlü uyum) Az ya da çok olmak üzere Türkçenin bütün ünlüleri Dıranas şiirinde asonans olarak kullanılmıştır. e (11), ü (9), a (8), i (7), u (7), ı (2), o (1) ve ö (1) dizede armonik öge olarak değerlendirilmiştir. Bu uygulamada kullanım sıklığı bakımından öne çıkan ünlüler; e, ü, a, i ve u’dur. Bu tablo incelendiği zaman ince ünlülerin açık üstünlüğünü göstermek mümkündür. Bu da yumuşak ve ince bir sesi elde etmek isteyen bir şairin tercihi olmalıdır. ı ünlüsünden iki örnekte, o ve ö ünlülerinden ise ancak birer örnekte asonans olarak yararlanılmıştır. A • “Ayışığı ihtiyAr çınAr AğAçlArındAn” (Ş, 34) • “SızmAz dAmlA dAmlA dudAklArA” (Ş, 39) • “AynAlArA bAkmA, AynAlAr fenAlık” (Ş, 43) • “HAydi yolA Artık tAvlAdA” (Ş, 84) • “YAlnız AyAklAr kAlmış yAşAyAn” (Ş, 110)

• “AynAlAr dA uçup kAçAr hAlkA hAlkA.” (Ş, 137) • “AlçAlAn tAvAnA Asılmış sAçlAr…” (Ş, 139) • “İnsAn, hAyvAn… ne vArsA uzAktAn yAkındAn” (Ş, 161) E • “SEsin pErdE pErdE gEnişlEdikçE” (Ş, 21) • “DE bana EsmEr, dE bana, n’EylEyim?” (Ş, 26) • “BilEmEm. KEdEr dE yEl gibi EsEr” (Ş, 27) • “SEvgilim gEl GEcE bahçEyE, Ah, gEl gEcEyE; Daha güzEl GEcEdE yüzün, saçların… tEl tEl.” (Ş, 51) • “NE çEktik böylE gülüncEyEdEk Eh, şEniz iştE hEp bu düğündE!” (Ş, 74) • “BEni dE hEp kEndi kEndimin izindE” (Ş, 94) I • “Gör ki, gün batInca yIldIzlara karşI SalInIşI” (Ş, 135) İ • “Şarkı da bİlİrsİn,

Söyleyebİlİrsİn, Güzelsİn, belİsİn; Doldur İçelİm!” (Ş, 30) • “İyİ mİ ettİnİz yanİ” (Ş, 113) • “Sevdİğİnİ yİtİrenİn hâlİ nİce olur bellİ.” (Ş, 126) • “İnsanı İnsan dİye sevmİşİm, hep severİm” (Ş, 146) O • “Odsuz Ocaksız, yOlsuz yOrdamsız, dermansız” (Ş, 157) Ö • “Ölüm dÖşeğinde; Önledim.” (Ş, 33) U • “Ah, UmUtsUzlUkta bUlUştUğUmUz” (Ş, 31) • “Gözlerinin daha UykU UcUnda; En serin sU bUhar olUr avcUnda.” (Ş, 66) • “UyUmUş; bU UykU, UykUsU ikiz” (Ş, 69) • “BU kUtlU anlarında yaşamamın SolUmayı bile UnUtUyorUm” (Ş, 70) • “BUlUtlar ağan, dUrU, Uzak” (Ş, 121) • “Ve o İstanbUllUlar… doygUn, UçUk” (Ş, 150) Ü

• “GÜl gÜl ömrÜmÜn penceresi” (Ş, 24) • “GökyÜzÜm gÜndÜzÜyle, gecesiyle” (Ş, 70) • “Fışkırdı bir pınar gibi dÜnya yÜzÜne Işıltılar… gÜzellik gÜzellik ÜstÜne… BÜtÜn yaşamı saracak gibi gÜmrahtı.” (Ş, 85) • “GökyÜzÜne doğru yÜrÜyen yeryÜzÜ” (Ş, 94) • “ÖlmÜş o, ayrı dÜşmÜş sÜrÜden” (Ş, 110) • “GÜnlÜk ekmeklerini bölÜşÜrler, GÜlÜşÜrler…” (Ş, 114)

2.3.1.2. Ritm “Şiirde musiki yaratabilmek için şairin en çok sahip olması gereken şeyler, ritm anlayışı ve bu ritmik yapıyı şiirle kaynaştırabilme gücüdür.” diyen Eliot, “bir şiir veya şiirin bir parçası önce ritmik bir yapı olarak gerçekleşir, sonra bu ritmik yapı, kelimelerde ifade bulur ve fikir ve imajları da doğurur.” sözüyle şiirin ritmden doğduğunun altını çizer (Eliot, 1983, s. 147). Çıkış noktası ritm olan şiir; sonra sözcüklerle, düşüncelerle, imgelerle kendisini ifade eder. Ritmin üç ögesi ölçü, uyak ve tekrarlardır.

2.3.1.2.1. Ölçü (vezin) Ahmet Muhip, şiirlerinin tümünde heceyi kullanmıştır. Şiirlerini 7’liden 15’liye kadar tamamıyla ve 20’li ölçüyle düzenlemiştir. Düzenli kalıpların yanı sıra kimi

şiirlerinde karma hece ölçüsünü de denemiştir. Bu uygulamayla aynı şiirde farklı hece kalıplarını kullanabilmiştir. Yine de 11’li, 12’li ve 9’lu kalıplar diğerlerine oranla daha sık kullanılmıştır. Dıranas, bu kalıpları daha çok duraksız kullanmaya çalışmıştır. Bu tavrı ve kırk altı kez ısrarla yapılan ölçü aksaklığı; şairin, hecenin alışılan sesine yeni olanaklar ekleme gayreti olarak kaydedilmelidir.

Şiirin Adı: Hece Ölçüsü: Son Bulut Sıyrılınca 10’lu Selâm 13’lü

Her Günkü Şarkım 9’lu (aksak; ilk dize: 10’lu) Çeşme Başında 12’li Portre 13’lü

Serenad 11’li (6+5) Hatıra 11’li (6+5)

Bahar Şarkısı 11’li (6+5) Ben ve O 12’li (aksak; 8. dize: 9’lu + 9. dize: 3 = 12’li) Son Aşk 10’lu (6+4) O Şarkı 9’lu Ülker’in Gözleri 14’lü (7+7) Esmer I 11’li

Esmer II 11’li (aksak; son dize: 3’lü) Ayrılış 8’li (aksak; 6. dize: 9’lu) Balad Karma: (1: 8’li, 2: 4’lü, 3: 7’li, 4: 8’li, 5: 4’lü, 6: 7’li; 7: 8’li, 8: 4’lü, 9: 7’li, 10: 8’li, 11: 4’lü, 12: 7’li; 13: 8’li, 14: 4’lü, 15: 7’li, 16: 8’li, 17: 4’lü, 18: 7’li; 19: 8’li, 20: 4’lü, 21: 7’li, 22: 8’li, 23: 4’lü, 24: 7’li; 25: 8’li) Devri Dilârayı Cumhuriyet Karma: (1: 5’li, 2: 6’lı, 3: 6’lı, 4: 5’li; 5: 6’lı, 6:

6’lı, 7: 6’lı, 8: 5’li; 9: 5’li, 10: 6’lı, 11: 6’lı, 12: 5’li); II: (1: 5’li, 2: 5’li, 3: 6’lı, 4: 6’lı) Yaz Gecesi 11’li Esenlik Size 9’lu (aksak; 5. dize: 10’lu) Parkta Serenad İhanet 14’lü + 8’li (Dönüşümlü olarak kullanılmış.)

14’lü (7+7)

Olvido 12’li Serçeler 10’lu Köpük 12’li (aksak; 5. dize: 13’lü) Masal 10’lu (aksak; 2. ve 6. dize: 11’li)

Her Şey Uzaktadır 11’li Gece 11’li Görünü 8’li (aksak; 11. dize: 9’lu) Yağmur 11’li (6+5) Bir Geceydi 8’li (aksak; 6. dize: 9’lu)

Güller Kan Ağlıyordu 12’li Geceye Küçük Şarkı I, II, III, IV Karma: I (1:4, 2: 5, 3: 5, 4: 4, 5: 10); II (1:4, 2: 5, 3: 5, 4: 4, 5: 10); III (1:4, 2: 5, 3: 5, 4: 4, 5: 10); IV (1:4, 2: 5, 3: 5, 4: 4, 5: 10) Ayışığı 12’li Yaz Göç Ediyor 11’li Yeni Bir Yaz Umudu 13’lü (aksak; 10. dize: 14’lü) Sonbahar 15’li (7+8) Sonbahar II 15’li Kar 11’li (aksak; 9. dize: 12’li, 20. dize: 10’lu) Bahar Gökleri 14’lü (aksak; son dize: 15’li) Çınar 14’lü (7+7) Rüzgâr 15’li Yağmur, Gül ve Eller 9’lu Hiç 15’li (7+8) Fahriye Abla 13’lü Eviçi 11’li (aksak; 6. ve 15. dizeler: 12’li) Büyük Olsun 14’lü (aksak; 5. dize: 15’li) Kezban 9’lu Uyku 11’li Sen ve Gökyüzü 11’li Tutsak 20’li

Bir Zamanda Karma: Uzun dizeler; 12’li, kısa dizeler; 7’li Geçen Günler 7’li Atlıkarınca 10’lu (aksak; 5. dize: 11’li) Denizi Özleyen Çocuklar 13’lü (7+6) aksak; 8. dize: 12’li Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar 11’li

Ve Böyle Biteviye 7’li (aksak; 3. dize: 3’lü, 7. ve 11. dizeler: 4’lü) Bulutlar 11’li Ve Bulutlar 11’li (6+5) Yaşarken 11’li Rüya 12’li Heyhat 9’lu (aksak; ilk ve son dize: 4’lü, 10. dize: 10’lu) Sabahın Ölümü 13’lü (aksak; 1. ve 10. dizeler: 14’lü) Dağlara 12’li (aksak; 18. dize: 13’lü, 19. ve 20. dizeler: 11’li) Ağrı 12’li (aksak; 165. dize: 13’lü) Güven 13’lü (6+7) Dağın Ardında Güneş Battı 9’lu (aksak; 3. dize: 10’lu) Elif 12’li (aksak; 6. dize: 13’lü) Osman Binbaşı 11’li (aksak; 2 kısa dize: 5’li) Dağdan Aşağı 9’lu (aksak; 5. dize: 10’lu) Her Şeyin Uzaklaştığı Saat 9’lu

Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı 10’lu (aksak; 6. ve 7. dizeler: 11’li) Bezginlik 12’li (aksak; 1. dize: 13’lü) Aynalar 14’lü (aksak; 2. ve 3. dizeler: 15’li) Bir Kavsin Altında Şehir 12’li Bir Sokak 14’lü (7+7) Adamlar 11’li (6+5) Ayaklar 10’lu Melodi 7’li Dünyaya ve İnsanlara Dair 12’li (aksak; 2 kısa dize: 3’lü)

Testi 8’li (aksak; 2. ve 6. dizeler: 9’lu) Sofra 10’lu (aksak; 3. ve 10. dizeler: 11’li, 11. dize: 4’lü) Gerçek 11’li Sokak 9’lu (aksak; 10. dize: 10’lu)

Saat, Zaman ve Kişi 8’li (4+4) 1939 8’li Gökyüzü 9’lu (aksak; 6. dize: 10’lu)

Yağmur 12’li Maşar Dağı 9’lu (aksak; 12. ve 19. dizeler: 10’lu) Mektup 11’li Tatlı Zaman 12’li

Ağıt 15’li (aksak; 2. dize: 16’lı) Akar Çeşme 8’li Yemin 11’li (aksak; son dize: 12’li) Atlılar 14’lü (7+7) Bayrak 8’li (aksak; 14. ve son dizeler: 9’lu) Yurt 12’li Step 12’li İki Yalnız Ağaç 12’li (aksak; 2, 6 ve 10. dizeler: 4’lü) Kadavra 12’li (aksak; 2. dize: 13’lü) Kargalar 11’li (6+5) Bir Tren Yolculuğu 11’li Darağacı 11’li (aksak; 6. dize: 10’lu, 29. ve son dizeler: 12’li)

Ben Bir Yıldızım 12’li Evreni Sevmek ki 14’lü (7+7)

Söyle 11’li (aksak; 19. dize: 12’li) Yağma 11’li (aksak; 20. ve 39. dizeler: 12’li) Biraz Daha 11’li Kendimle 11’li (2. dize: 2 hece + 3. dize: 9 hece = 11 hece) Çağrı 11’li Parçalar I 13’lü (aksak; 11. ve 15. dizeler: 12’li)

Parçalar II 13’lü (aksak; 16. dize: 12’li) Parçalar III 13’lü (aksak; 12. ve 44. dizeler: 12’li, 15. ve 46. dizeler: 6’lı, 19, 41 ve 43. dizeler: 14’lü, 42. dize: 4’lü, 54. dize: 8’li, 55. dize: 7’li) Parçalar IV 13’lü (aksak; 3. dize: 14’lü)

Ahmet Muhip Dıranas’ın kullandığı ölçülerin istatistiği şu şekildedir: Hece Ölçüsünün Adı: Durağı: Adedi: 7’li - 3 8’li - 7 8’li 4+4 1 9’lu - 12 10’lu - 7 10’lu 6+4 1

11’li - 24 11’li 6+5 7 12’li - 20 13’lü - 9 13’lü 6+7 1 13’lü 7+6 1 14’lü - 3 14’lü 7+7 6

15’li - 3 15’li 7+8 2 20’li - 1 karma hece ölçüsü ölçüde aksaklık 46 5

2.3.1.2.2. Uyak (kafiye) Ahmet Muhip Dıranas; yarım, tam, zengin, tunç ve cinaslı uyak olmak üzere bütün uyak çeşitlerini kullanmış; ancak daha çok tam uyağı tercih etmiştir. Tam uyağı 501 kez, yarım uyağı 187 kez, zengin uyağı 124 kez, tunç uyağı 18 kez ve cinaslı uyağı 3 kez kullanmıştır. Dıranas’ta “dişi uyak” diye adlandırabileceğimiz bir uyak olgusu görülmüştür. “Dişi uyak” uygulamasında orta dizedeki bir sözcük, alt ve üst dizelerle farklı ses ya da ses öbekleriyle uyak kurmaktadır. d –––––––––– dişlerin in

e –––––––––– pırıldar ki ıl dar ki d –––––––––– görüneceksin in/n e –––––––––– ışıldar ki ıl dar ki

dd –––––––––- arınacaksın n acaksın “Balad” (Ş, 29) şiirinin 2. bendinde “görüneceksin” sözcüğü, üst dizedeki “dişlerin” sözcüğüyle “in” sesleriyle; alt dizede bulunan “arınacaksın” sözcüğüyle “n” sesiyle uyaklanmıştır. Bu kullanımı Ahmet Muhip’te sıkça görmekteyiz. Dıranas; düz uyak (aaaa; aaab), çapraz uyak (abab) ve sarmal uyak (abba) örgülerinin yanı sıra yeni bir deneme olan “dönüşümlü uyak örgüsü”nü de şiirinde kullanmıştır (abcd, dcba, abcd …). Bu örgü, tekil bir örnek olsa da şiirimizde -belki de- ilk kez kullanıldığı için altının çizilmesi gereklidir. Türk şiirinde 19. yüzyılın sonunda ortaya çıkan kulak uyağı Dıranas tarafından 61 kez kullanılmıştır. Bu çok kullanımın altında bilinçli bir yeğleme yatmaktadır. Kulak uyağı olarak kullanılan ses eşleştirmeleri şunlardır: çi/çiy, çi/iy, nu/no, ce/çe, ol/ul, it/id, el/er, la/le, am/em, ad/at/et, an/en, ce/çe, uz/us, rü/rı, iz/is, aç/ac, z/s, hçe/hça, ce/çe, as/az, adı/atı, cü/ce, çe/ce, aş/as, s/z, iz/is, zü/si, z/s, c/ç, ah/ak, de/te, ci/ce, çe/ce, siz/sis, ç/c, ca/cu, kin/kın, uyu/üyü, sü/zü, ba/pa, ut/ud, ce/ca, um/üm, c/ç, ru/rü, a/e, ri/ru, ç/c, d/t, lı/lu, li/lı, ayna/aynı, üzü/üsü, ç/c, ce/ça, di/ti, endi/enti, as/az, sağ/sa, dü/tü.

SON BULUT SIYRILINCA uyak redif(uyakça) a –––––––––– üstünden a –––––––––– sen en en

b –––––––––– daha ah/daha a

c –––––––––– uykuya u ya c –––––––––– suya u ya b –––––––––– sabaha ah a

d –––––––––– kıpırdama ki d –––––––––– belki ki b –––––––––– Allah’a ah

ki

a

e –––––––––– güzelliğinle e –––––––––– sevginle i nle

i nle

b –––––––––– bir daha ah/daha a SELÂM a –––––––––– havasında a sında b –––––––––– seherinin er inin

a –––––––––– noktasında a sında b –––––––––– eteklerinin er inin

c –––––––––– gül rengi d –––––––––– devir ir c –––––––––– güzelliği i d –––––––––– şiir ir

i

e –––––––––– bahçesinden f –––––––––– evvele el e

en

e –––––––––– dökülen en

f –––––––––– güzele

el e

g –––––––––– üzredir ir h –––––––––– rüyalar ar g –––––––––– emzir ir h –––––––––– bahar ar

ı –––––––––– dolduracak mı ak i –––––––––– çeşmeler ı –––––––––– uzak mı ak i –––––––––– geceler e ler e ler mı

j –––––––––– karasevdaları a (â) ları k –––––––––– zamanlar an lar

j –––––––––– rüyaları a (â) ları k –––––––––– anlar an lar

l –––––––––– dökülen en m –––––––––– sevgiliye l - ye

–––––––––– bahçesinden en

m –––––––––– öteye - ye

HER GÜNKÜ ŞARKIM a –––––––––– bölüşürsün üş ürsün b –––––––––– sofrasında ra sında a –––––––––– üşürsün üş ürsün

b –––––––––– arasında ra sında

c –––––––––– yaramı

d –––––––––– gülünce ül ünce c –––––––––– ağlar mı mı d –––––––––– dökülünce ül ünce

e –––––––––– ıstıraplı ap f –––––––––– rüyam yâm

e –––––––––– sevaplı ap f –––––––––– dünyam yâm

g –––––––––– dudağın ağ h –––––––––– kokusu su g –––––––––– topağın ağ h –––––––––– su su

ın

ın

ÇEŞME BAŞINDA a –––––––––– gelirdi el irdi

b –––––––––– dolu testilerinden u testilerinden b –––––––––– su testilerinden u testilerinden

a –––––––––– delirdi

el irdi

c –––––––––– koştum ayışıklarına ş tum ayışıklarına c –––––––––– karıştım ayışıklarına ş tım ayışıklarına

PORTRE a –––––––––– penceresinde e sinde b –––––––––– arar ar

a –––––––––– sanatkâr ar b –––––––––– gölgesinde e sinde

c –––––––––– hasından d –––––––––– yaşasın sın c –––––––––– yazın zın

as ından

d –––––––––– aynasından as ından

e –––––––––– hatırlardı f –––––––––– fırçasında

lar

s ında

e –––––––––– Rönesansında s ında f –––––––––– anılardı lar dı

g –––––––––– yaşamaktadır a maktadır h –––––––––– zaferi er i g –––––––––– gözleri er i

h –––––––––– ağlamaktadır a maktadır

SERENAD a –––––––––– bana na

b –––––––––– içi çi a –––––––––– kapına na b –––––––––– çiy çiy

c –––––––––– yaprak yaprak ak d –––––––––– bahar getirdim sana ar getirdim sana c –––––––––– uzak ak d –––––––––– şarkılar getirdim sana ar getirdim sana e –––––––––– ağır ır f –––––––––– her sak ak e –––––––––– ıtır ır

f –––––––––– zambak ak

g –––––––––– gelir dudaklarından ir dudaklarından h –––––––––– nergisler er g –––––––––– öpüşlerdir dudaklarından ir dudaklarından h –––––––––– seher er

ı –––––––––– zaman an i –––––––––– içi çi ı –––––––––– kapından i –––––––––– çiy iy an

HATIRA a –––––––––– yanımdan an

b –––––––––– onu nu a –––––––––– konan an

b –––––––––– düşen o no

c –––––––––– rüzgâr âr d –––––––––– odama am c –––––––––– bahar âr d –––––––––– cama am a a

e –––––––––– iz iz f –––––––––– gecelerdi e –––––––––– sessiziz f –––––––––– giderdi er di er di

g –––––––––– yüzü ü h –––––––––– derindi erin di g –––––––––– düştüğü ü h –––––––––– serindi erin di

ı –––––––––– saran an i –––––––––– ağır ır ı –––––––––– zamanlardan an i –––––––––– hatıradır ır

BAHAR ŞARKISI

a –––––––––– sevincin in b –––––––––– yapraklarında ak larında a –––––––––– için in b –––––––––– dudaklarında ak larında

c –––––––––– örgüler güler cc –––––––––– güller ler c –––––––––– güler güler/ler b –––––––––– parmaklarında ak larında

d –––––––––– üzgün d –––––––––– yüzün d –––––––––– gün ün

ün ün

b –––––––––– ayaklarında ak larında

e –––––––––– genişledikçe çe e –––––––––– gece ce e –––––––––– ince ce b –––––––––– uzaklarında ak larında

f –––––––––– akşam am f –––––––––– olsam am

f –––––––––– gam am b –––––––––– yanaklarında ak larında BEN VE O

a –––––––––– her yer er b –––––––––– kadehimi a –––––––––– gider er b –––––––––– gemi mi mi

a –––––––––– düşler

er

c –––––––––– söylemek ek d –––––––––– çeşmelerden e lerden x –––––––––– üstünde -

c –––––––––– demek ek d –––––––––– gecelerden e lerden c –––––––––– söndürecek ek

c –––––––––– gerek ek

e –––––––––– yıldızlarda ar da e –––––––––– yukarda ar da

f –––––––––– dediğim de diğim f –––––––––– istediğim te diğim

SON AŞK

a –––––––––– çile le b –––––––––– artık ık b –––––––––– aralık ık a –––––––––– elbisenle le

c –––––––––– yaşamak k

O ŞARKI a –––––––––– oynamışım şım b –––––––––– uyuyor uyu yor a –––––––––– başım şım

b –––––––––– duyuyor uyu yor

c –––––––––– üstünde de d –––––––––– perdesi e si c –––––––––– örülmede de d –––––––––– penceresi e si

e –––––––––– durmadan an f –––––––––– seste es te e –––––––––– tekrarlanan an f –––––––––– nefeste es te

ÜLKER’İN GÖZLERİ a –––––––––– ıssız ız

a –––––––––– yıldız ız b –––––––––– olan … Ülker ol an gözlerinize … Ülker

c –––––––––– gülerken en c –––––––––– birden en b –––––––––– solan … Ülkerol an gözlerinize … Ülker

d –––––––––– buğu uğu d –––––––––– yorgunluğu uğu b –––––––––– dolan … Ülker ol an gözlerinize … Ülker

e –––––––––– parıltıcıklarını rı nı e –––––––––– sırrını rı nı ul an gözlerinize … Ülker

b –––––––––– bulan … Ülker

ESMER I a –––––––––– bitiyor it iyor a –––––––––– gidiyor id iyor b –––––––––– yaprak yaprak ak

c –––––––––– duymaktayım ayım c –––––––––– güneş sarayım ayım b –––––––––– n’olacak ak

d –––––––––– n’eyleyim ey leyim

d –––––––––– eyleyim ey leyim b –––––––––– takılarak ak

ESMER II a –––––––––– ister niçin er niçin b –––––––––– güzelsin el sin b –––––––––– gülersin er sin a –––––––––– keder niçin er niçin c –––––––––– eser er c –––––––––– gemiler er a –––––––––– gider niçin er niçin d –––––––––– seni en i d –––––––––– beni en i a –––––––––– eder niçin er niçin x –––––––––– bilemem -

AYRILIŞ a –––––––––– Gün batıyor, gün batıyor - (nakarat) b –––––––––– hepinize niz b –––––––––– denize niz c –––––––––– bıraksam e e

- sam

A ––––––––––

Gün batıyor, gün batıyor - (nakarat)

d –––––––––– paramı a mı e –––––––––– bir an an

e –––––––––– duman an d –––––––––– hafızamı a mı

c –––––––––– koşsam - sam

BALAD a –––––––––– dindiği zaman n diği zaman b –––––––––– geleceksin l eceksin c –––––––––– ki karanlık ölümdür - (nakarat) a –––––––––– söndüğü zaman n düğü zaman b –––––––––– güleceksin l eceksin c –––––––––– ki karanlık ölümdür - (nakarat)

d –––––––––– dişlerin in e –––––––––– pırıldar ki ıl dar ki d –––––––––– görüneceksin in/n e –––––––––– ışıldar ki ıl dar ki

dd –––––––––- arınacaksın n acaksın

f –––––––––– elbette ete g –––––––––– gelişini n i h –––––––––– yaşamak başka nedir f –––––––––– kıyamete g –––––––––– seni n i ete k başka nedir

h –––––––––– aşk başka nedir k başka nedir

ı –––––––––– onunla la i –––––––––– geçti ç ti j –––––––––– arası arası ı –––––––––– öyle le i –––––––––– uçtu ç tu j –––––––––– yalvarası arası

ı –––––––––– kula la

DEVRİ DİLÂRÂYI CUMHURİYET a –––––––––– bayram am a –––––––––– mahrem em a –––––––––– bîçarem em b –––––––––– doldur içelim - (nakarat)

c –––––––––– bilirsin li rsin c –––––––––– söyleyebilirsin li rsin c –––––––––– belisin li sin b –––––––––– doldur içelim - (nakarat)

d –––––––––– şad

ad

d –––––––––– küşat at d –––––––––– cumhuriyet et

b –––––––––– doldur içelim - (nakarat)

e –––––––––– donandı n dı e –––––––––– dönendi n di e –––––––––– yandı n dı a –––––––––– âlem em

YAZ GECESİ a –––––––––– gecesinde ce sinde b –––––––––– havuz uz uz

b –––––––––– ruhumuz

a –––––––––– bahçesinde çe sinde b –––––––––– buluştuğumuz uz b –––––––––– mahsus us a –––––––––– öncesinde ce sinde b –––––––––– vücutsuz uz

ESENLİK SİZE a –––––––––– özendim n dim b –––––––––– deniz iz b –––––––––– gökteyseniz a –––––––––– indimn dim iz

c –––––––––– tattırdım ır dım d –––––––––– sarhoşsunuz uz

d –––––––––– susuz uz c –––––––––– kalırdım ır dım

e –––––––––– öğrettim et tim f –––––––––– çoğaldınız ız f –––––––––– yalnız ız

e –––––––––– ürettim et tim

g –––––––––– uykuyla ku yla h –––––––––– ötürü rü h –––––––––– ileri ri g –––––––––– tutkuyla ku yla

ı –––––––––– çağırdım i –––––––––– titriyerek

dım ek

i –––––––––– tükeninceyedek ek ı –––––––––– adım dım

j –––––––––– perçinledim k –––––––––– sıcak ak k –––––––––– çırılçıplak ak

n ledim

j –––––––––– önledim n ledim l –––––––––– sundum un dum m –––––––––– m –––––––––– güzelleştiniz iz pis is

l –––––––––– yundum un dum

n –––––––––– gibi i o –––––––––– şey ey ey

o –––––––––– düzey n –––––––––– belki i

PARKTA SERENAD a –––––––––– saçlarından aç larından b –––––––––– mordu or du a –––––––––– ağaçlarından aç larından b –––––––––– düşüyordu or du

c –––––––––– yaprakları ak ları d –––––––––– kuytularda u larda c –––––––––– dudakları ak ları d –––––––––– sularda u larda

e –––––––––– doğru u f –––––––––– kesin in e –––––––––– bu u f –––––––––– serserilerin in

g –––––––––– kokusu usu h –––––––––– ah ah

g –––––––––– pusu usu h –––––––––– kah kah kah ah

ı –––––––––– okşasın istiyorumşa sın istiyorum i –––––––––– saçlarımı aç larımı

ı –––––––––– yaşasın istiyorum şa sın istiyorum i –––––––––– açlarımı aç larımı

j –––––––––– atan an k –––––––––– sevişmenin me j –––––––––– dallardan k –––––––––– memenin an me nin nin

l –––––––––– sarmaş dolaş ş m –––––––––– sabah sabah ş ah ah

l –––––––––– tükenmiş m ––––––––––

kah kah kah

n –––––––––– kıvrak ak o –––––––––– gözlerine n –––––––––– sıcak ak o –––––––––– derine erin e erin e

İHANET

a –––––––––– yüzü z ü a –––––––––– göğsü s ü

b –––––––––– ağlarken ar ken b –––––––––– varken ar ken c –––––––––– çocuk uk

d –––––––––– gibi bi d –––––––––– kalbi bi e –––––––––– çaresiz iz e –––––––––– biz iz uk

c –––––––––– dönüyorduk

OLVİDO A –––––––––– daima â

a –––––––––– defa â b –––––––––– her yeri er i c –––––––––– bahçemizden hçe mizden c –––––––––– bohçamızdan hça mızdan b –––––––––– kederleri A –––––––––– er i

Hoyrattır … daima â (nakarat)

d –––––––––– pişmanlıklar lar d –––––––––– zorlarlar e –––––––––– delik deşik eşik

f –––––––––– birden en f –––––––––– merdiven en e –––––––––– beşik eşik d –––––––––– mahzunlar lar (2. dizeyle)

g –––––––––– güzelliğiyledir ir g –––––––––– şiir ir

h –––––––––– karşı şı ı –––––––––– açtığını ç tığını ı –––––––––– uçtuğunu h –––––––––– taşı şı g –––––––––– güzelliğiyledir ir (2. dizeyle) ç tuğunu

i –––––––––– yazla la/az i –––––––––– kol kola la j –––––––––– etekleri ek leri k –––––––––– bahçelerden k –––––––––– giden en j –––––––––– erkekleri ii –––––––––– nazla az la ek leri en

l –––––––––– bekler

ekler

ll –––––––––– çiçekler ekler çiçekler m –––––––––– baharlar içinde ar içinde

n –––––––––– aldanış ış

n –––––––––– kış m ––––––––––

ış

kar içinde ar içinde çiçekler

ll –––––––––– çiçekler

o –––––––––– arasından an o –––––––––– kaybolan an

ö –––––––––– saatinde t inde p –––––––––– kadın ın p –––––––––– aşkın ın ö –––––––––– vaktinde t inde o –––––––––– sen esen dallar arasından - sen esen dallar arasından

r –––––––––– pencereni en i rr –––––––––– beni en i/beni s –––––––––– dünya a er den

ş –––––––––– kederden

ş –––––––––– şeylerden er den s –––––––––– yanıma a rr –––––––––– beni en i

SERÇELER a –––––––––– geceler ce ler b –––––––––– yapraklara ak lara

b –––––––––– dudaklara ak lara

a –––––––––– heceler ce ler

a –––––––––– düşünceler ce ler b –––––––––– zambaklara ak lara b –––––––––– başaklara ak lara a –––––––––– serçeler çe ler

KÖPÜK a –––––––––– buldu l du a –––––––––– oldu l du b –––––––––– fenalık ık b –––––––––– artık ık c –––––––––– ancak ak c –––––––––– çıplak ak

d –––––––––– derinde erin de d –––––––––– köpüklerinde erin de

MASAL a –––––––––– hatırlıyorsun r sun a –––––––––– tabaka dursun r/ka sun/dursun aa –––––––––– sarkadursun ka dursun aa –––––––––– bakadursun ka dursun aa –––––––––– kalkadursun ka dursun aa –––––––––– akadursun ka dursun

HER ŞEY UZAKTADIR a –––––––––– deniz eniz a –––––––––– gölgemiz emiz

b –––––––––– yıldızlar ız lar b –––––––––– kızlar ız lar

c –––––––––– yalnız ölüm

ız ölüm

c –––––––––– yakınımız ölüm ız ölüm

GECE a –––––––––– olan l an b –––––––––– uyku u b –––––––––– uyu u a –––––––––– kalan l/an

aa –––––––––– liman an/man

b –––––––––– korku u c –––––––––– kurmadan ur madan c –––––––––– durmadan ur madan b –––––––––– sonsuzluğu u

b –––––––––– kuyu u

aa –––––––––– zaman an/man

b –––––––––– dolu u b –––––––––– su u aa –––––––––– umman an/man

a –––––––––– volkan an

b –––––––––– koku u a –––––––––– çoban an

aa –––––––––– yaman an/man b –––––––––– bu u

b ––––––––––

puhu u

GÖRÜNÜ a –––––––––– adam am a –––––––––– akşam am b –––––––––– temizlenen en b –––––––––– üstünden c –––––––––– bakmada en ak mada

c –––––––––– akmada ak mada d –––––––––– semadan madan d –––––––––– bozmadan madan e –––––––––– kuşlar e –––––––––– kadar ar f –––––––––– uzanan an ar

f –––––––––– ışığından g –––––––––– hâlinde de g –––––––––– inmede de h –––––––––– duaya h –––––––––– güya ya a –––––––––– adam am a –––––––––– gam am ı –––––––––– geniş iş ı –––––––––– dikmiş iş ya

an

i –––––––––– ebediyete te i –––––––––– içinde de

YAĞMUR a –––––––––– gecelerinde er inde B(b) –––––––– Sızarken … yağmur a –––––––––– yerinde er inde b –––––––––– doludur ur ur

c –––––––––– tasla as la c –––––––––– nazla az la c –––––––––– hazla az la B(b) –––––––– Sızarken … yağmur - (nakarat)

BİR GECEYDİ a –––––––––– belirsiz iz

b –––––––––– başladı - ladı (2. dörtlükle) c –––––––––– şimdi i d –––––––––– uykuların ın d –––––––––– uyanırsın ın

c –––––––––– uykudan ki i b –––––––––– araladı /adı ladı a –––––––––– giz iz

a –––––––––– sis is b –––––––––– katı atı (üst dörtlüğün 3. dizesiyle) c –––––––––– belki i d –––––––––– ansızın ın

GÜLLER KAN AĞLIYORDU a –––––––––– tekmil il a –––––––––– değil il x –––––––––– öldürücü -

c –––––––––– kanatların at ların c –––––––––– atların at ların x –––––––––– gece -

GECEYE KÜÇÜK ŞARKI I a –––––––––– güzden üz den b –––––––––– döktü ök tü

b –––––––––– söktü ök tü a –––––––––– gündüzden üz den

GECEYE KÜÇÜK ŞARKI II a –––––––––– kanat at b –––––––––– geliyor el iyor b –––––––––– yükseliyor el iyor a –––––––––– tat at a –––––––––– hayat at

GECEYE KÜÇÜK ŞARKI III a –––––––––– gel el

b –––––––––– bahçeye çe ye b –––––––––– geceye ce ye a –––––––––– güzel el a –––––––––– tel tel el

GECEYE KÜÇÜK ŞARKI IV a –––––––––– ayda kaldı ayd(a) kal dı b –––––––––– söğüdün ün b –––––––––– örtün ün a –––––––––– kaydı kaldı kayd(ı) kal dı aa –––––––––– aldı al dı

AYIŞIĞI a –––––––––– mor or a –––––––––– söylüyor or/lü yor aa –––––––––– dökülüyor lü yor b –––––––––– berraklığında - lığında

c –––––––––– saçlarını aç larını c –––––––––– ağaçlarını aç larını c –––––––––– yamaçlarını aç larını b –––––––––– kırlığında - lığında

d –––––––––– çekti bir el el/i d –––––––––– sel el d –––––––––– güzel el b –––––––––– ayışığında - ğında

dd –––––––––– gizli bir el

i bir el

YAZ GÖÇ EDİYOR a –––––––––– güz üz b –––––––––– doğru ru a –––––––––– henüz üz

b –––––––––– yağmuru ru

c –––––––––– kalbimde e d –––––––––– böceksin c –––––––––– ve e d –––––––––– besleneceksin ek sin ek sin

e –––––––––– gibi i f –––––––––– saçlarını da da e –––––––––– perdelerini i f –––––––––– odalarında da

YENİ BİR YAZ UMUDU a –––––––––– gemisi is i b –––––––––– ölümün lüm ün a –––––––––– denizi iz i lüm ün

b –––––––––– gülümün

c –––––––––– kaldı l dı d –––––––––– düşünmekten başka n mekten başka d –––––––––– üşenmekten başka n mekten başka c –––––––––– geldi l di

e –––––––––– sal al f –––––––––– peşinde eş inde e –––––––––– al al f –––––––––– güneşinde eş inde

SONBAHAR a –––––––––– gömülmekteyiz iz b –––––––––– daha a b –––––––––– uzaklara a a –––––––––– deniz iz

a –––––––––– örtüleceğiz iz b –––––––––– ruhumuza a b –––––––––– damla a –––––––––– sessiziz a

c –––––––––– başını

aş ını

d –––––––––– bakıp gideceksin ak ıp gideceksin d –––––––––– akıp gideceksin ak ıp gideceksin

c –––––––––– tasını as ını e –––––––––– arasından a sından e –––––––––– aynasından a sından

SONBAHAR II a –––––––––– rüzgâr ar a –––––––––– asmalar ar b –––––––––– muttasıl ıl

b –––––––––– kızıl ıl c –––––––––– yaslıyor s lıyor c –––––––––– özlüyor z lüyor

d –––––––––– giyerek iy erek d –––––––––– sürükliyerek iy erek e –––––––––– üstünde ü nde

e –––––––––– düğününde ü nde KAR a –––––––––– geceden ce den a –––––––––– düşünceden b –––––––––– birlikte lik te b –––––––––– mavilikte lik te a –––––––––– inceden ce den ce den

c –––––––––– sesin in c –––––––––– için in d –––––––––– yoldan ol dan d –––––––––– Anadolu’dan ol(u) dan c –––––––––– içindesin in

e –––––––––– akşam am e –––––––––– uyanamam am

f –––––––––– sevdiklerimiz aşkına

iz aşkına

f –––––––––– deniz aşkına iz aşkına e –––––––––– buram buram am

g –––––––––– aynanın a nın g –––––––––– rüyanın a nın h –––––––––– kamış h –––––––––– kış ış a nın ış

g –––––––––– dünyanın

BAHAR GÖKLERİ a –––––––––– şarkı mı ki kımı ki a –––––––––– salkımı ki kımı ki b –––––––––– akıtmada ada

b –––––––––– havada ada c –––––––––– nehir ir c –––––––––– döndürebilir ir d –––––––––– gökyüzünü nü

d –––––––––– hüznü

e –––––––––– zaman an e –––––––––– uçan an f –––––––––– ahları rı f –––––––––– ayrı rı

g –––––––––– var

ar

g –––––––––– kadar ar h –––––––––– evreni ni ni

h –––––––––– gözlerini

ı –––––––––– mavi gökyüzünden i gökyüzünden ı –––––––––– ebedî gökyüzünden i gökyüzünden

ÇINAR a –––––––––– çınarın ar ın a –––––––––– kuşların ar ın b –––––––––– sende n de b –––––––––– gölgesinde n de

RÜZGÂR a –––––––––– yolumuzda l umuzda b –––––––––– kırları ar ı

b –––––––––– rüzgârı ar ı a –––––––––– gönlümüzde l ümüzde

a –––––––––– dilimizde l imizde

YAĞMUR, GÜL VE ELLER a –––––––––– savurur ur b –––––––––– örtülü lü

a –––––––––– yağmur ur c –––––––––– uykusuzluk uk b –––––––––– gülü lü c –––––––––– soyunuk uk

d –––––––––– düşünce arasında ce arasında e –––––––––– bencil il

d –––––––––– gece arasında ce arasında

f –––––––––– dallarımdan e –––––––––– değil il

l larımdan

f –––––––––– ellerimden l lerimden

HİÇ a –––––––––– ovalar ar

b (bb) –––––– kuşlara ş/ara lara b –––––––––– güneşlere ş lere a –––––––––– var bb–––––––––– ar

avara ara

FAHRİYE ABLA a –––––––––– dolar ar a –––––––––– kapılar ar b –––––––––– mahalleden en b –––––––––– sen en

b –––––––––– gülen en c –––––––––– gerdanınla la C –––––––––– abla la

d –––––––––– küçücük bir evdi ük bir evdi d –––––––––– örtük bir evdi ük bir evdi e –––––––––– saatlerde - de de de

e –––––––––– derede ere

e –––––––––– pencerede ere c –––––––––– baharla la

C –––––––––– abla la (nakarat)

f –––––––––– vardı ar dı f –––––––––– kadardı ar dı g –––––––––– erkeklerin ek lerin g –––––––––– bileklerin ek lerin g –––––––––– eteklerin ek lerin c –––––––––– en fazla la C –––––––––– abla la (nakarat)

h –––––––––– delikanlıya an lıya h –––––––––– Erzincanlıya an lıya ı –––––––––– kocanda mısın an da mısın ı(ıı) ––––––––– Erzincan’da mısın an/ın da mısın ıı –––––––––– hatırlasın ın

c –––––––––– zamanla la C –––––––––– abla la (nakarat)

EVİÇİ a –––––––––– erken en a –––––––––– gülen en b –––––––––– ucunda c unda b –––––––––– avcunda c unda a –––––––––– yürürken a –––––––––– yürekten en c –––––––––– odamda a mda c –––––––––– eşyamda a mda en

d –––––––––– sesinden es inden d –––––––––– gölgesinden e –––––––––– şeyler e –––––––––– güler er f –––––––––– üstü tü f –––––––––– örtü tü g –––––––––– sürüyerekten en g –––––––––– neden en er es inden

h –––––––––– mendilim ili m h –––––––––– sevgilim ili m

BÜYÜK OLSUN

a –––––––––– -ları severim … olsun un ları severim büyük olsun a(aa) –––––––– gibi … mahzun un/i her şey ve b –––––––––– gönlümce ce b –––––––––– ece ce

c –––––––––– beni n i c –––––––––– günü n ü a –––––––––– -ları severim … olsun un ları severim büyük olsun a(aa) ––––––– hepsi … mahzun d –––––––––– yanmalı an malı d –––––––––– uyanmalı an malı un/i her şey ve

KEZBAN a –––––––––– zaman an b –––––––––– hasadın ın a –––––––––– Kezban an b –––––––––– darmadağının

c –––––––––– onu n u d –––––––––– kalça a c –––––––––– oyunu d –––––––––– rüya a n u

e –––––––––– uyku u f –––––––––– bakraçtan aç tan e –––––––––– Köroğlu u

f –––––––––– ağaçtan aç tan UYKU a –––––––––– başı şı a –––––––––– karşı şı b –––––––––– gülmek uyumuş k uyumuş

c –––––––––– ikiz iz c –––––––––– akis is b –––––––––– terk uyumuş k uyumuş

d –––––––––– ülkesinde e sinde d –––––––––– ötesinde e sinde b –––––––––– kelebek uyumuş ek uyumuş

e –––––––––– masalın sal ın e –––––––––– bir salın sal ın b –––––––––– melek uyumuş ek uyumuş

SEN VE GÖKYÜZÜ x –––––––––– gökyüzü x –––––––––– hepsi a –––––––––– gecesiyle a –––––––––– neşesiyle b –––––––––– ikiniz in iz b –––––––––– bildirirsiniz in iz e siyle e siyle

c –––––––––– akşamın am

ın

c –––––––––– yaşamamın am d –––––––––– unutuyorum

ın

ut uyorum

d –––––––––– tutuyorum ut uyorum e –––––––––– mavi i e –––––––––– ebedî i f –––––––––– gerçek ek f –––––––––– çiçek ek TUTSAK a –––––––––– ötesinden (t)e sinden a –––––––––– gözdesinden (d)e sinden b –––––––––– elâlâ b –––––––––– hâlâ lâ c –––––––––– gül l

c –––––––––– eskil l d –––––––––– hisarın ar ın d –––––––––– tutsakların ar ın e –––––––––– araması a sı e –––––––––– arabası a sı f –––––––––– hep p f –––––––––– öp p

BİR ZAMANDA

a –––––––––– yok ok a –––––––––– çook ok b –––––––––– gittik it tik

c –––––––––– sevgiler gi ler c –––––––––– ezgiler gi ler b –––––––––– bittik it/ik tik

d –––––––––– serüven en d –––––––––– sen bb –––––––––– yitik en ik

GEÇEN GÜNLER a –––––––––– geçiyor günler gün ler a –––––––––– sürgünler gün ler aa –––––––––– geçiyor günler - geçiyor günler

B(b) –––––––- birbiri ardı sıra ra b –––––––––– yollara ra/a B(b) –––––––– birbiri ardı sıra - birbiri ardı sıra bb –––––––––– pişmanlığa a aa –––––––––– günler - günler

bb –––––––––– ruhumuza - a c –––––––––– sevgilerini i

aa –––––––––– günler - günler cc –––––––––– kardeşler gibi i/eş ler gibi

cc –––––––––– Batan güneşler gibi eş ler gibi d –––––––––– orman an dd –––––––––– ortasından an/a sından

dd –––––––––– Birbiri arkasından a sından

dd ––––––––– Birbiri arkasından an/

(nakarat)

cc ––––––––– Batan güneşler gibi bi/ (nakarat) ccc ––––––––– akrebi bi ddd ––––––––– durmadan an x –––––––––– kampanalarla a –––––––––– günler gün ler/günler a –––––––––– sürgünler gün ler aa –––––––––– günler - günler

ATLIKARINCA a –––––––––– gülünceyedek l ünceyedek b –––––––––– düğünde n de b –––––––––– evinde n de b –––––––––– Van’da n da b –––––––––– üstünde n de b –––––––––– sırtında n da a –––––––––– ölünceyedek l ünceyedek

DENİZİ ÖZLEYEN ÇOCUKLAR a –––––––––– on on a –––––––––– madalyon on b –––––––––– gere gere c –––––––––– açarak ak c –––––––––– yalnayak b –––––––––– yere ere ak ere

d –––––––––– güllerimizi iz i e –––––––––– rüzgâr ar e –––––––––– çocuklar ar f –––––––––– dünyalarımızın f –––––––––– rüyalarımızın â d –––––––––– denizi iz i â

g –––––––––– gökyüzü yüz ü g –––––––––– yüzü yüz ü

ŞEHRİN ÜSTÜNDEN GEÇEN BULUTLAR A –––––––––– akınına akın ına

b –––––––––– geçen bulutların ut ların A –––––––––– yakınına akın ına

b –––––––––– hudutların ut ların

c –––––––––– bu an an

d –––––––––– akıyoruz ak ıyoruz c –––––––––– uyaraktan an d –––––––––– bakıyoruz ak ıyoruz

e –––––––––– rüzgârdan an f –––––––––– kervanında an ında e –––––––––– koşan an f –––––––––– yanında an ında g –––––––––– ovalara a lara h –––––––––– iplik iplik ik g –––––––––– tarlalara a lara h –––––––––– götürseydik ik

A ––––––––––

Bakıp imreniyorum akınına akın ına/(nakarat) ut ların

b –––––––––– uçan bulutların

A –––––––––– yakınına akın ına B –––––––––– Rüyamızı kuşatan hudutların ut ların/(nakarat)

BİTEVİYE a –––––––––– Vakit dar olsa gerek ek/ar a –––––––––– ürpererek ek b –––––––––– diyorum - yorum A –––––––––– Vakit dar olsa gerek - (nakarat)

c –––––––––– âlemde em

de

c –––––––––– penceremde

em

de

b –––––––––– bekliyorum - yorum aa –––––––––– bahar olsa gerek ar olsa gerek

d –––––––––– gemiye iye d –––––––––– biteviye iye b –––––––––– gidiyorum - yorum aa –––––––––– diyar olsa gerek ar olsa gerek

BULUTLAR a –––––––––– rengi i b –––––––––– fecir bulutlar ir bulutlar

a –––––––––– gibi i b –––––––––– gelir bulutlar ir/ut bulutlar

a –––––––––– dizi dizi i/izi bb –––––––––– putlar ut lar

aa –––––––––– denizi izi bb –––––––––– mabutlar ut lar

c –––––––––– dağlarındanan bb –––––––––– mamutlar ut lar

c –––––––––– bazan an b –––––––––– zehir bulutlar ir/ut bulutlar

VE BULUTLAR a –––––––––– sesidir ir b –––––––––– fecir bulutlar ir bulutlar a –––––––––– kim bilir ir b –––––––––– gelir bulutlar ir bulutlar

c –––––––––– rüzgâr âr c –––––––––– bahar âr c –––––––––– yâr âr

b –––––––––– eldir bulutlar ir bulutlar

d –––––––––– denizi

iz i

d –––––––––– düşlerimizi iz i d –––––––––– bizi iz i b –––––––––– bir bir bulutlar ir bulutlar

YAŞARKEN a –––––––––– bahçelerde er de b –––––––––– sarkıyor k ıyor a –––––––––– yerde er de b –––––––––– akıyor k ıyor

c –––––––––– yana na/an

c –––––––––– ayna na cc –––––––––– limana an a b –––––––––– kalkıyor k ıyor

d –––––––––– saat at d –––––––––– kanat at d –––––––––– at at b –––––––––– yakıyor k ıyor

RÜYA a –––––––––– güllerde l lerde a –––––––––– dallarda l larda a –––––––––– illerde l lerde b –––––––––– gidiyordum ordum

c –––––––––– saray ay c –––––––––– çay ay c –––––––––– alay alayay b –––––––––– ordum ordum

d –––––––––– çadır ır d –––––––––– satır ır d –––––––––– bahadır ır bb –––––––––– duyduğum - um

e –––––––––– tren ren/tiren e –––––––––– götüren ren/t ee –––––––––– getiren tiren/t iren

bb –––––––––– umudum - um

f –––––––––– dizinde z inde f –––––––––– yüzünde z ünde f –––––––––– esinde s inde bb –––––––––– ediyordum - yordum

HEYHAT A –––––––––– Neden sonra - neden sonra

x –––––––––– gelin b –––––––––– anlar n lar

x –––––––––– mezarlarınızdan b –––––––––– günler n ler

x –––––––––– durun c –––––––––– saatler t ler

x –––––––––– tavlada c –––––––––– atlar t lar

x –––––––––– açlığımı -

d –––––––––– memeler me

ler

x –––––––––– ey d –––––––––– gemiler mi ler A –––––––––– Neden sonra - (nakarat)

SABAHIN ÖLÜMÜ a –––––––––– sabahtı ah tı b –––––––––– sevincinden c inden

b –––––––––– içinden ç inden

c –––––––––– yüzüne ü ne c –––––––––– üstüne ü ne a –––––––––– gümrahtı ah tı

a –––––––––– bahtı ah tı b –––––––––– güvercinden c inden a –––––––––– akacaktı ak tı

b –––––––––– bilincinden c inden d –––––––––– yerde er de d –––––––––– yerlerde er de

DAĞLARA a –––––––––– çıkalım lım

b –––––––––– eş eş b –––––––––– güneş eş a –––––––––– iklim lim

c –––––––––– ben en d –––––––––– pranga a d –––––––––– dağlarda a c –––––––––– yemişlen en

e –––––––––– kollarım l larım f –––––––––– öpüşümde de f –––––––––– kente te e –––––––––– oğullarım l larım

g –––––––––– çıkalım k alım h –––––––––– akışını ak ışını h –––––––––– bakışını ak ışını g –––––––––– yakalım k alım

ı –––––––––– aklım lım i –––––––––– gömlekten ek ten i –––––––––– ölmekten ek ten

ı –––––––––– kaçalım lım j –––––––––– ak ak k –––––––––– tanrılar ar

k –––––––––– tekrar ar j –––––––––– uçarak ak

AĞRI a –––––––––– kapandım aban dım a –––––––––– abandım aban dım b –––––––––– yüce ce b –––––––––– gönlümce ce c –––––––––– duydum dum c –––––––––– yudum dum d –––––––––– çırpınışların d –––––––––– rüzgârın ar ın e –––––––––– sihirliir li e –––––––––– demirli ir li f –––––––––– yolcu cu f –––––––––– korkuncu cu g –––––––––– delilikte lik te g –––––––––– birlikte lik te h –––––––––– yemişi ş i h –––––––––– ateşi ş i ı –––––––––– yanan an an ar ın

ı –––––––––– balkonlarından

i –––––––––– manzarayı aray ı i –––––––––– sarayı aray

j –––––––––– hızıyle z ıyle

j –––––––––– avazıyle z ıyle k –––––––––– onlar n lar k –––––––––– dursunlar n lar l –––––––––– rengi eng i l –––––––––– hevengi eng i m –––––––––– m –––––––––– gecedir ce dir incedir ce dir

n –––––––––– kadar ar n –––––––––– uykular ar

o –––––––––– tanrısal sal o –––––––––– masal sal ö –––––––––– yaya aya ö –––––––––– bulmaya aya p –––––––––– bencileyin ci leyin p –––––––––– geceleyin ce leyin r –––––––––– kişi işi r –––––––––– işi işi s –––––––––– bahçede çe de s –––––––––– gecede ce de ş –––––––––– bana na ş –––––––––– ayna na t –––––––––– geçmişi ç mişi t –––––––––– içmişi u –––––––––– pınar ar ç mişi

u –––––––––– rüzgârlar ü –––––––––– ağrıyı ıyı ü –––––––––– kıyı ıyı v –––––––––– delik lik v –––––––––– ahretlik lik y –––––––––– habersiz siz y –––––––––– sis sis

ar

z –––––––––– görüyorum rum z –––––––––– uçurum rum a1 –––––––––– aralandığı ara landığı landığı

a1 –––––––––– avaralandığı ara b1 –––––––––– kaderince ce b1 –––––––––– ece ce c1 –––––––––– benim en im c1 –––––––––– gelenim en im d1 –––––––––– beni n i d1 –––––––––– ini n i e1 –––––––––– gir ir e1 –––––––––– kibir ir

f1 –––––––––– işkence ce f1 –––––––––– gece ce g1 –––––––––– çirkinler in ler g1 –––––––––– gelinler in ler

h1 –––––––––– nöbet nöbet et h1 –––––––––– iskelet et

ı1 –––––––––– ı1 –––––––––– i1 –––––––––– i1 –––––––––– j1 –––––––––– j1 ––––––––––

baharda ar da kucaklarda ar da biçimde içim de içimde içim de sabah ah gümrah ah

k1 –––––––––– varlığımı ığ ımı k1 –––––––––– taptığımı ığ ımı l1 –––––––––– l1 –––––––––– m1 ––––––––– m1 ––––––––– içimde ç imde sevincimde c imde ufku ku korku ku

n1 –––––––––– güneşsiz iz n1 –––––––––– yitirmişiz iz o1 –––––––––– manzaradan ara o1 –––––––––– aradan ara ö1 –––––––––– yara ara ö1 –––––––––– karanlıklara ara p1 –––––––––– aşkı kı p1 –––––––––– şarkı r1 –––––––––– eski ki r1 –––––––––– belki ki kı dan dan

s1 –––––––––– gökyüzü üzü s1 –––––––––– gündüzü üzü

ş1 –––––––––– var ar ş1 –––––––––– bulutlar ar

t1 –––––––––– gölgesini sini t1 –––––––––– sini sini u1 –––––––––– kamaşan şan u1 –––––––––– şan şan ü1 –––––––––– altında da ü1 –––––––––– ada da v1 –––––––––– kenarı ar ı v1 –––––––––– meyvaları ar ı y1 –––––––––– demek emek y1 –––––––––– yemek emek z1 –––––––––– yenmede n mede z1 –––––––––– inmede n mede a2 –––––––––– sonsuzluk suz luk

a2 –––––––––– susuzluk suz b2 –––––––––– boyunca c(a) b2 –––––––––– avcu c(u) c2 –––––––––– sürümü üm c2 –––––––––– düğümü üm d2 –––––––––– kamış amış d2 –––––––––– aramış amış

luk

ü ü

e2 –––––––––– şafakları ak ları e2 –––––––––– ocakları ak ları f2 –––––––––– uyandığımız yan dığımız

f2 –––––––––– yandığımız yan dığımız g2 –––––––––– vakitler er g2 –––––––––– eğer er h2 –––––––––– giren ölüm ir en ölüm h2 –––––––––– çeviren ölüm ir en ölüm ı2 –––––––––– oynayan an ı2 –––––––––– ruhundan an i2 –––––––––– kutsal ateşi eşi i2 –––––––––– hayatın kardeşi eşi j2 –––––––––– tekrar ar j2 –––––––––– kadar ar k2 –––––––––– sürgünlerini gün lerini k2 –––––––––– günlerini gün lerini l2 –––––––––– kardeşlerin eş lerin l2 –––––––––– ateşlerin eş lerin m2 ––––––––– gülü ül ü m2 ––––––––– tahayyülü ül ü i

n2 –––––––––– şevkini kin n2 –––––––––– yakını kın o2 –––––––––– neşeyi e yi o2 –––––––––– sevmeyi e yi ö2 –––––––––– ayışığı şığı ö2 –––––––––– beşiği şiği ı

p2 –––––––––– dalları içinden l ları içinden p2 –––––––––– yolları içinden l ları içinden

r2 –––––––––– kadın ın r2 –––––––––– anılarının ın s2 –––––––––– kalbi bi s2 –––––––––– gibi bi ş2 –––––––––– denizinde iz inde ş2 –––––––––– izinde iz inde t2 –––––––––– aydınlatarak rak t2 –––––––––– bırak rak u2 –––––––––– görevin ev in

u2 –––––––––– alevin ev in ü2 –––––––––– zaman an ü2 –––––––––– kitaptan an v2 –––––––––– rüzgâr ar v2 –––––––––– kamışlar ar y2 –––––––––– boyunca nca y2 –––––––––– uyanınca nca z2 –––––––––– ömür ür z2 –––––––––– görünür ür a3 –––––––––– ölüm m a3 –––––––––– elim m b3 –––––––––– anda an da b3 –––––––––– insanda an da c3 –––––––––– kader er c3 –––––––––– geceler er

d3 –––––––––– testisi i si

d3 –––––––––– gemisi i si e3 –––––––––– engin in e3 –––––––––– nihayetsizliğin in f3 –––––––––– ucu c u f3 –––––––––– korkuncu c u g3 –––––––––– yeryüzü üzü g3 –––––––––– gündüzü üzü h3 –––––––––– gelen dağel en dağ h3 –––––––––– yükselen dağ el en dağ

GÜVEN a –––––––––– bulutlar t lar b –––––––––– içeri er i a –––––––––– kurtlar t lar b –––––––––– geceleri er i

DAĞIN ARDINDA GÜNEŞ BATTI a –––––––––– battı tı b –––––––––– eşiğinde eşiğ inde a –––––––––– vaktı tı c –––––––––– bacalardan an b –––––––––– beşiğinde eşiğ inde c –––––––––– kahraman an

ELİF a –––––––––– yaşıyor aş ıyor b –––––––––– ateşi eş i b –––––––––– güneşi eş i a –––––––––– taşıyor aş ıyor

c –––––––––– destanlardan an lardan d –––––––––– uyumuş uyu muş c –––––––––– zamanlardan an lardan d –––––––––– büyümüş üyü müş

e –––––––––– kızı ız ı f –––––––––– çiçeği eğ i

f –––––––––– geleceği eğ i e –––––––––– kımızı ız ı

g –––––––––– kaderin er in h –––––––––– alnında a g –––––––––– cennetlerin er in h –––––––––– tanrıça a

OSMAN BİNBAŞI a –––––––––– başı şı a –––––––––– binbaşı şı

a –––––––––– karşı şı b –––––––––– aman aman man c –––––––––– dinlesin in lesin

d –––––––––– hallı lı d –––––––––– yaralı lı d –––––––––– vebalı lı man

b –––––––––– Osman Osman c –––––––––– inlesin in lesin

DAĞDAN AŞAĞI a –––––––––– insansız bir dağ an sız bir dağ b –––––––––– bulutlu t lu a –––––––––– şeytansız bir dağ an sız bir dağ b –––––––––– kısıtlı t lı

c –––––––––– baktığımda da d –––––––––– cücesiniz c –––––––––– hurda da d –––––––––– kaderincesiniz ce siniz ce siniz

e –––––––––– salıncağında a f –––––––––– deli deli eli e –––––––––– ona a f –––––––––– güzeli eli

HER ŞEYİN UZAKLAŞTIĞI SAAT x –––––––––– evlerin a –––––––––– damlar am lar

x –––––––––– damlarda

am lar

a –––––––––– Soluk, uzun yüzlü adamlar

x –––––––––– yumuşaklığıyle a –––––––––– akşamlar am lar

x –––––––––– dalmış a –––––––––– camlar am lar

x –––––––––– arkasında A –––––––––– Soluk, uzun yüzlü, adamlar - (nakarat)

BİTMEZ TÜKENMEZ CAN SIKINTISI a –––––––––– göğsünde sü nde b –––––––––– boş oş b –––––––––– koş oş a –––––––––– gökyüzünde zü nde

x –––––––––– siyah -

c –––––––––– aynı - aynı x –––––––––– şey -

c –––––––––– aynı - aynı

BEZGİNLİK a –––––––––– kilitlidir ir a –––––––––– şiir ir

a –––––––––– fecir ir b –––––––––– çorba ba

a –––––––––– gelir ir

b –––––––––– arpa pa b –––––––––– çarpa pa b –––––––––– sapa pa a –––––––––– Mezamir ir

b –––––––––– kapa pa

AYNALAR a –––––––––– odalarda a larda a –––––––––– aynalarda a larda b –––––––––– elleri el leri b –––––––––– hayalleri el leri

c –––––––––– arıyor

ar ıyor

c –––––––––– yalvarıyor ar ıyor d –––––––––– aynaların d –––––––––– kadın ın ın

BİR KAVSİN ALTINDA ŞEHİR a –––––––––– kentin in

b –––––––––– tüyler y ler a –––––––––– mandolin in b –––––––––– söyler y ler

c –––––––––– pencerelerinde er inde d –––––––––– kızlardan ız lardan

c –––––––––– kederinde er inde d –––––––––– yıldızlardan ız lardan

e –––––––––– mahrutunda f –––––––––– havayı va yı

ut unda

e –––––––––– hududunda ud unda f –––––––––– meyvayı va yı

g –––––––––– kolu lu h –––––––––– ederler erler g –––––––––– korkulu lu

h –––––––––– ilerler

erler

BİR SOKAK a –––––––––– içinde b –––––––––– geçer er a –––––––––– gölge e b –––––––––– fener er e

c –––––––––– yüzlerinde erin de d –––––––––– eser er c –––––––––– derinde erin de d –––––––––– yer yer er

e –––––––––– diyordu - yordu f –––––––––– karını ar ını f –––––––––– akşamlarını ar ını

e –––––––––– gülüyordu - yordu g –––––––––– güzelim! güzelim

g –––––––––– Zeliha’dan güzelim güzelim

ADAMLAR a –––––––––– ışık ık

b –––––––––– akşam am a –––––––––– dağınık ık b –––––––––– adam am

c –––––––––– bakış kış d –––––––––– dudaklarında ak larında c –––––––––– kış kış

d –––––––––– sokaklarında ak larında

e –––––––––– onlar ar f –––––––––– vesvese ese e –––––––––– akar ar f –––––––––– sese ese

AYAKLAR a –––––––––– sürüden ü den a –––––––––– örtüden ü den

b –––––––––– insan an b –––––––––– yaşayan an

c –––––––––– başın ın c –––––––––– şaşkın ın

d –––––––––– kamış

mış

d –––––––––– bırakmış mış

e –––––––––– görenler er e –––––––––– meğer er

f –––––––––– uz gide de f –––––––––– peşinde de

g –––––––––– hür

ür

g –––––––––– düşünür ür

MELODİ a –––––––––– çocuk uk u sesler

b –––––––––– korku sesler a –––––––––– boğuk uk

b –––––––––– bu sesleru sesler

c –––––––––– derinden in den c –––––––––– içinden in den c –––––––––– teninden in den b –––––––––– dupduru sesler u sesler

d –––––––––– akseder gel er gel dd–––––––––– dd–––––––––– aksederler gel er/el gel el el

b –––––––––– vurgu sesler

u sesler

e –––––––––– ter er ee –––––––––– terlikler er/ik ler ee –––––––––– kirpikler ik ler b –––––––––– tutku sesler u sesler

f –––––––––– kederini - ini ff –––––––––– kirpiklerini ni/ ini ff –––––––––– seni ni b –––––––––– kuru sesler u sesler

DÜNYAYA VE İNSANLARA DAİR a –––––––––– rüzgârla la a –––––––––– kafile kafile b –––––––––– gölgesini b –––––––––– dalgasını le

ge sini ga sını

c –––––––––– bulutlar ut lar

d –––––––––– uzaktakiler i ler d –––––––––– gemiler i ler e –––––––––– denizden iz den

e –––––––––– kardeşlerinizden iz den c –––––––––– umutlar ut lar

TESTİ a(aa)–––––––– ben en b –––––––––– beni ni a –––––––––– derken en b –––––––––– yani ni

c –––––––––– içimde mde d –––––––––– iyilikler er c –––––––––– hem de mde d –––––––––– beter er

aa –––––––––– ben - ben x –––––––––– bomboş -

SOFRA a –––––––––– alnında ın da a –––––––––– yangında ın da

b –––––––––– dayadı a dı b –––––––––– uyanmadı a dı

c –––––––––– ezanı n ı c –––––––––– kapısını n ı

d –––––––––– gibi i d –––––––––– konuşmayıverdi i

e –––––––––– buluşurlar l uşurlar e –––––––––– bölüşürler l üşürler e –––––––––– gülüşürler l üşürler

GERÇEK a –––––––––– yıldızlar ar a –––––––––– var ar

b –––––––––– şafak ak/k

c –––––––––– açası ç ası c –––––––––– uçası ç ası b –––––––––– ağlamak ak/k

d –––––––––– zamanda

an da

d –––––––––– ummanda an da b –––––––––– bayrak ak/k

e –––––––––– zekâ a e –––––––––– çorba a

bb––––––––––

aşk

k

f –––––––––– bu olum um f –––––––––– âdemoğluyum um b –––––––––– hatırlayarak ak/k

g –––––––––– düş üş g –––––––––– öpüş üş b –––––––––– toprak ak/k

SOKAK a –––––––––– gece ce a –––––––––– karınca ca

b –––––––––– vehimlerim m lerim b –––––––––– bayramlarım m larım

c –––––––––– sakatlar t lar c –––––––––– tabutlar t lar

d –––––––––– gülünür l ünür d –––––––––– ölünür l ünür

e –––––––––– sütü tü

e –––––––––– büyüttü tü

f –––––––––– gelin in f –––––––––– haberlerinin in

g –––––––––– seslerini s lerini g –––––––––– kavislerini s lerini

h –––––––––– koşarak ak h –––––––––– sokak ak

SAAT, ZAMAN VE KİŞİ A –––––––––– Saat çalar, zaman yürür b –––––––––– otururum ur urum

A –––––––––– Saat çalar, zaman yürür - (nakarat)

C –––––––––– Geçen günler, aylar, yıllar b –––––––––– dururum ur urum C –––––––––– Geçen günler, aylar, yıllar - (nakarat)

D –––––––––– Zaman kesin; bağışlamaz bb–––––––––– ölürüm l ürüm

D –––––––––– Zaman kesin; bağışlamaz - (nakarat)

E –––––––––– Sarkaç gelir, sarkaç gider -

bb––––––––––

m’olurum l/um urum

E –––––––––– Sarkaç gelir, sarkaç gider - (nakarat) f –––––––––– tutsak, tutsak - tutsak bb–––––––––– ölüm üm

f –––––––––– her şey tutsak - tutsak

g –––––––––– gecelere er e bb–––––––––– birömrüm üm

g –––––––––– yere er e

1939 a –––––––––– dokuz x –––––––––– içinde uz -

a –––––––––– yaşıyoruz uz

b –––––––––– kurt t x –––––––––– gökyüzünü b –––––––––– bulut t

c –––––––––– zaman an x –––––––––– zincirlerini c –––––––––– duran an

GÖKYÜZÜ a –––––––––– kişisi is i

a –––––––––– gidişi iş i b –––––––––– güzüne üz üne

c –––––––––– yücedir ir c –––––––––– çevir ir b –––––––––– düzüne üz üne

d –––––––––– bak ak d –––––––––– uzak ak b –––––––––– gökyüzüne üz/ne üne e –––––––––– susuzluğunu suz e –––––––––– sonsuzluğunu suz bb–––––––––– anne ne luğunu luğunu

YAĞMUR a –––––––––– boşanırcasına br yağmur r a –––––––––– başına yağıyor r

b –––––––––– Tanrı rı b –––––––––– yağmurları rı

c –––––––––– denizden

iz den

c –––––––––– sizden iz den

d –––––––––– olur ur

d –––––––––– huzur ur

a –––––––––– arıtan bir yağmur r a –––––––––– her yere yağıyor r

e –––––––––– avucunda c unda e –––––––––– içinde ç inde

MAŞAR DAĞI a –––––––––– bahardı ar dı b –––––––––– dere dere a –––––––––– vardı ar dı b –––––––––– düzlere ere ere

c –––––––––– doğardı ardı d –––––––––– Ağrı’dan c –––––––––– ardı ardı d –––––––––– Tanrı’dan rı dan e –––––––––– esersin in f –––––––––– kuş ola l a e –––––––––– için in f –––––––––– aşağı sala l a rı dan

g –––––––––– evrendesin n desin h –––––––––– pınar ar

g –––––––––– ormandasın n dasın h –––––––––– kuşlar ar

ı –––––––––– arıyor i –––––––––– yanda

rı yor an da rı yor

ı –––––––––– bağırıyor

i –––––––––– insanda an da

MEKTUP a –––––––––– gezdiğim z diğim

a –––––––––– güleyazdığım z dığım a –––––––––– taşa kazıdığım z(ı) dığım

b –––––––––– nuru ru b –––––––––– uğru ru b –––––––––– ötürü rü

c(cc)–––––––– gölgesi e/es si/i c –––––––––– mayası a sı c(cc)–––––––– sesi es i

d –––––––––– canım d –––––––––– yenim

n ım n im

d –––––––––– silenim n im

e –––––––––– ıssız z e –––––––––– ayvazsız z e –––––––––– tez z

f –––––––––– beri ri f –––––––––– yoru ru f –––––––––– yürü rü

TATLI ZAMAN a –––––––––– kaçmışsın ç mışsın a –––––––––– içmişsin ç mişsin

x –––––––––– akşamla a –––––––––– geçmişsin ç mişsin

x –––––––––– gözlerime a –––––––––– seçmişsin ç mişsin

x –––––––––– kargaşasına a –––––––––– açmışsın ç mışsın

x –––––––––– bahçeden a –––––––––– uçmuşsun ç muşsun

AĞIT

a –––––––––– evrenden vazgeçti b –––––––––– belli i b –––––––––– n’etmeli i

en den vazgeçti

a –––––––––– benden vazgeçti en den vazgeçti

c –––––––––– ereğim reğ d –––––––––– yerle er le d –––––––––– bitkilerle

im

er le im

c –––––––––– direğim reğ

e –––––––––– esen yeller l ler f –––––––––– dert değil t değil f –––––––––– elbet değil t değil e –––––––––– bu iller l ler

g –––––––––– hâli midir al imidir h –––––––––– uzandı an dı h –––––––––– kıskandı an dı g –––––––––– vebali midir al imidir

ı –––––––––– dul mahzunul mahzun i –––––––––– güzellerin hası s ı i –––––––––– yavuklusu s u ı –––––––––– melul mahzun ul mahzun

AKAR ÇEŞME x –––––––––– vardım a –––––––––– yudum d um

x –––––––––– çeşme

um

a –––––––––– unuttum t(t)

x –––––––––– yüklü a –––––––––– çamaşırlarımı yudum d um

x –––––––––– idi a –––––––––– dururdum d um

x –––––––––– şen

-

a –––––––––– bahtım t ım

x –––––––––– ıslığa a –––––––––– avurdum d um

x –––––––––– karıncadan a –––––––––– hududum d um

x –––––––––– yolda a –––––––––– budum d um

x –––––––––– beni a –––––––––– taptuğum t(uğ) um

x –––––––––– derim a –––––––––– bulutum t um

YEMİN a –––––––––– ölüm lüm a –––––––––– gülüm lüm b –––––––––– ceylânım var ân ım var b –––––––––– peymanım var ân ım var b –––––––––– zamanım var ân ım var

c –––––––––– sultanım ân ım b –––––––––– küheylanım var ân var b –––––––––– zamanım var ân var c –––––––––– peymanım ân ım

c –––––––––– küheylanım ân ım d –––––––––– Ağrı’dır (a)rı dır d –––––––––– sarıdır (a)rı dır

ATLILAR a –––––––––– yer er

a –––––––––– biniciler er

a –––––––––– eğer er b –––––––––– kılıçlarında ç larında

c –––––––––– uçar ar c –––––––––– rüzgâr ar c –––––––––– atlılarar b –––––––––– hınçlarında ç larında

BAYRAK a –––––––––– şehirlere r e b –––––––––– haber er a –––––––––– fecre r e b –––––––––– yer er

c –––––––––– step ep d –––––––––– ayaklar altındaak lar altında d –––––––––– bayraklar altında ak lar altında c –––––––––– hep ep

e –––––––––– kurşun şun f –––––––––– ikinci nci f –––––––––– genci nci e –––––––––– yokuşun şun

g –––––––––– bir defa a h –––––––––– dalı lı g –––––––––– olsa a h –––––––––– vurulu lu

ı –––––––––– gömülmektedir l mektedir i –––––––––– tenden en i –––––––––– gülerekten en ı –––––––––– ölmektedir l mektedir

YURT a –––––––––– ozanların an ların

b –––––––––– şakırtısı ı sı b –––––––––– şarkısı ı sı a –––––––––– kahramanların an ların

a –––––––––– hanların an ların b –––––––––– yalkısı ı sı b –––––––––– parıltısı ı sı a –––––––––– zamanların an ların

c –––––––––– zaman an d –––––––––– yan yanana d –––––––––– akına na

e –––––––––– yıldızda ız da e –––––––––– kımızda ız da c –––––––––– kahraman an

STEP a –––––––––– memleket t b –––––––––– sarp p a –––––––––– serhat b –––––––––– kalp p t

c –––––––––– örtüsü

ü sü

c –––––––––– gökyüzü ü zü c –––––––––– türküsü ü sü b –––––––––– step ep

b –––––––––– hep ep

İKİ YALNIZ AĞAÇ a –––––––––– ağaç aç a –––––––––– anaç aç b –––––––––– Diyecekleri … varsa daa b –––––––––– sağ ağ

c –––––––––– karşı şı

c –––––––––– salınışı şı b –––––––––– varsa a b –––––––––– sağ ağ

d –––––––––– hâli li d –––––––––– mıhlı lı B –––––––––– Diyecekleri … varsa daa b –––––––––– sağ ağ

KADAVRA a –––––––––– maviliğinde liğ inde

a –––––––––– dirliğinde liğ inde b –––––––––– bir gün gün b –––––––––– üzgün gün

c –––––––––– eylül mü ül mü c –––––––––– gül mü ül mü

d –––––––––– anlatamam am d –––––––––– adam am e –––––––––– kabirden irden e –––––––––– birden irden f –––––––––– ne barka ka f –––––––––– baraka ka f –––––––––– mutlaka ka f –––––––––– şarka ka

f –––––––––– Anka ka f –––––––––– arka ka ff –––––––––– aka aka k a ff –––––––––– korka korka f –––––––––– baka ka f –––––––––– ufka ka k a

g –––––––––– örten en g –––––––––– ben en h –––––––––– olumda lum da h –––––––––– ölümde lüm de f –––––––––– ben başka ka f –––––––––– çarka ka f –––––––––– benden başka ka f –––––––––– şaka ka f –––––––––– ettiğine bak a ka f –––––––––– düşe kalka ka f –––––––––– gök yuka f –––––––––– hırka ka f –––––––––– culka ka f –––––––––– aşka ka f –––––––––– halka ka ka

ı –––––––––– diri i ı –––––––––– iyi i

i –––––––––– bir günü ün ü i –––––––––– düğünü ün ü j –––––––––– bütün ün j –––––––––– o gün ün k –––––––––– güneşler er k –––––––––– gider er l –––––––––– kadavrayı ı l –––––––––– ayrı ı

KARGALAR a –––––––––– Gözlerinde … yası as ı a –––––––––– Okuyaraktan … duası as ı b –––––––––– alçalmadalar çalmadalar b –––––––––– çalmadalar çalmadalar

c –––––––––– koldadır ol dadır c –––––––––– yoldadır ol dadır d –––––––––– bulutlar ut lar d –––––––––– putlarut lar

A –––––––––– Okuyaraktan … duası as ı A –––––––––– Gözlerinde … yası as ı e –––––––––– alçalmadalar a lar e –––––––––– kargalar a lar

BİR TREN YOLCULUĞU a –––––––––– akşama am a –––––––––– cama am a a

b –––––––––– kin

in

b –––––––––– tedirgin in

c –––––––––– düşünce nce c –––––––––– işkence nce

d –––––––––– saçlar aç lar d –––––––––– ağaçlar aç lar e –––––––––– anılarda a e –––––––––– arta a

f –––––––––– şangırtı ı f –––––––––– çatlamasıydı ı

g –––––––––– damla beynimde la beynimde g –––––––––– sağa sola beynimde la beynimde

h –––––––––– yılan an h –––––––––– ucundan an

ı –––––––––– gibi ibi

ı –––––––––– garibi ibi

i –––––––––– bir gün ün i –––––––––– öpüştüğün ün

j –––––––––– muttasıl asıl j –––––––––– nasıl asıl

k –––––––––– derken en k –––––––––– tren en

DARAĞACI a –––––––––– erken erken a –––––––––– öterken erken b –––––––––– darağacı cı b –––––––––– yabancı cı x –––––––––– alnından c –––––––––– gecede e de c –––––––––– düşünmede e de d –––––––––– kadar ar d –––––––––– ayaklar ar

e –––––––––– adam am e –––––––––– cam am

f –––––––––– garibi ibi f –––––––––– gibi ibi e –––––––––– adam am e –––––––––– tutsam am g –––––––––– uykudan ku dan g –––––––––– korkudan ku dan

h –––––––––– doğru u h –––––––––– ruhu u ı –––––––––– doğmada a da

ı –––––––––– sehpada a da i –––––––––– eller l ler i –––––––––– yollar l lar j –––––––––– bittiğini it tiğini j –––––––––– yittiğini it tiğini k –––––––––– bakıp p k –––––––––– hep p l –––––––––– ayak ak l –––––––––– barınmak ak m –––––––––– aynası mıyım ayn(a) m –––––––––– aynısı mıyım ayn(ı) n –––––––––– dağarcığı n –––––––––– darağacı ı o –––––––––– dal o –––––––––– hâl al al ı sımıyım sımıyım

ö –––––––––– akşamdan am ö –––––––––– idamdan am p –––––––––– gece e p –––––––––– seyirci de e r –––––––––– gökyüzü üzü r –––––––––– sürüsü üsü s –––––––––– erkek ek s –––––––––– dönerek ek ş –––––––––– çağrışa ş a ş –––––––––– nebbaşa ş a

dan

dan

t –––––––––– öldüren l düren t –––––––––– bulduran u –––––––––– yalvaç ç u –––––––––– yalancı c(ı) ü –––––––––– hırsız rsız ü –––––––––– arsız rsız l duran

v –––––––––– kabarıyor ar ıyor v –––––––––– ağarıyor ar ıyor y –––––––––– ağlanır durur la nır durur y –––––––––– sallanır durur la nır durur

BEN BİR YILDIZIM a –––––––––– yıldızım yıldızlar ortasında b –––––––––– eyvah ah ız ım yıldızlar ortasında

a –––––––––– yapayalnızım yıl… ortasında ız ım yıldızlar ortasında b –––––––––– sabah ah

c –––––––––– al - al d –––––––––– evreni c –––––––––– al - al d –––––––––– nedeni en i en i

e –––––––––– yıldızlıkta ız lıkta f –––––––––– sana Tanrım ana Tanrım e –––––––––– yalnızlıkta ız lıkta f –––––––––– bana Tanrım ana Tanrım

EVRENİ SEVMEK Kİ a –––––––––– bölüşelim elim b –––––––––– doyuramam ki y uramam ki a –––––––––– elim elim b –––––––––– buyuramam ki y uramam ki

c –––––––––– severim v erim c –––––––––– överim v/rim erim cc –––––––––– terim rim

b –––––––––– ayıramam ki y ıramam ki

d –––––––––– gelişim bu ş im bu d –––––––––– neşem bu ş em bu d –––––––––– işim bu ş im bu b –––––––––– kayıramam ki y ıramam ki

e –––––––––– almışın şın/al e –––––––––– karşın şın

ee –––––––––– dalmışın al mışın b –––––––––– uyaramam ki y aramam ki

f –––––––––– akşamda a f –––––––––– ya da a f –––––––––– ama a b –––––––––– sıyıramam ki y ıramam ki

g –––––––––– dünyanın g –––––––––– aramanın gg–––––––––– kalkın ın

a nın a/ın nın

b –––––––––– duyuramam ki y uramam ki

SÖYLE a –––––––––– bahçeden e den a –––––––––– pencereden e den

b –––––––––– görüyorum rum b –––––––––– uçurum rum c –––––––––– doluştuğu ş tuğu c –––––––––– dolaştığı ş tığı d –––––––––– sıkıntıları içinde ntı ları içinde

e –––––––––– aşağılarda ğ(ı) larda e –––––––––– bağlarda ğ larda b –––––––––– görüyorum rum b –––––––––– uçurum rum c –––––––––– buluştuğu ş tuğu c –––––––––– dolaştığı ş tığı d –––––––––– yıkıntıları içinde ntı ları içinde

f –––––––––– kez z f –––––––––– yaz z

g –––––––––– bahçede çe de g –––––––––– bohçada ça da h –––––––––– insanın san h –––––––––– nisanın san ın ın ntı ları içinde

d –––––––––– çalkantıları içinde

YAĞMA a –––––––––– aydınlık ık b –––––––––– yolu l u

a –––––––––– kaldık

ık

b –––––––––– İstanbul’u l u c –––––––––– gemilerle i lerle d –––––––––– sokaklarla a c –––––––––– gibilerle i lerle d –––––––––– dünya a

e –––––––––– İstanbul’du bul f –––––––––– şimdi di e –––––––––– buldu bul f –––––––––– kenti ti du

du

g –––––––––– kendi endi h –––––––––– kutlu lu g –––––––––– kenti enti h –––––––––– dolu lu

ı –––––––––– üstüne n e i –––––––––– ejder er ı –––––––––– yöne n e i –––––––––– çöpler er

j –––––––––– sonra ra f –––––––––– gibi i j –––––––––– uzaklara ra

f –––––––––– belki i

i –––––––––– ürker er k –––––––––– kork k i –––––––––– günler er k –––––––––– yok k

l –––––––––– ufak ak m –––––––––– işte şte l –––––––––– bak ak m –––––––––– düşte şte

n –––––––––– gömülmek ek o –––––––––– mezarlara ara n –––––––––– Bebek ek

o –––––––––– farfara ara

ö –––––––––– ortasında p –––––––––– sakın kın

a sında

ö –––––––––– havasında a sında p –––––––––– aşkın kın

r –––––––––– yağma a s –––––––––– Itri ri

r –––––––––– çığlığa a s –––––––––– ayaküzeri ri

ş –––––––––– hayat t t –––––––––– ortada ş –––––––––– tut t t –––––––––– taaa a

u –––––––––– bile le ü –––––––––– şehir ir u –––––––––– hızla la ü –––––––––– olabilir ir

v –––––––––– yalılar y –––––––––– beyaz az

alı lar

v –––––––––– sevdalılar alı lar y –––––––––– yaz az

z –––––––––– uçuk uk i –––––––––– haber er z –––––––––– çocuk uk er

i –––––––––– gitmişler

a1 –––––––––– yıl l b1–––––––––– el ele le

a1 –––––––––– hayal meyal b1–––––––––– bile le

l

c1 –––––––––– düşünsen d1–––––––––– yitirdik ik

en

c1 –––––––––– şölen en d1–––––––––– yenik ik

f –––––––––– vakti ti c1 –––––––––– verilen en f –––––––––– şimdi di c1 –––––––––– ben en

e1 –––––––––– güzelim el im f –––––––––– neydi di e1 –––––––––– elim el im f –––––––––– cenneti ti

f1 –––––––––– yerde er de g1–––––––––– umursamadan an

f1 –––––––––– pencerelerde er de g1–––––––––– zaman an

h1––––––––––

tabu bu

ı1 –––––––––– bir giz iz h1–––––––––– İstanbul bu bu

ı1 –––––––––– kalbimiz iz

BİRAZ DAHA a –––––––––– gece e b –––––––––– sonsuz n suz b –––––––––– sensiz a –––––––––– içinde n siz e

c –––––––––– haşır neşir ir d –––––––––– bilişmemiz iz c –––––––––– bir ir d –––––––––– deniz iz

KENDİMLE a –––––––––– Dıranas as x –––––––––– otur b –––––––––– görüyor musun a –––––––––– olmaz az sun

b –––––––––– sun sun

a –––––––––– saz

az/z ün

c –––––––––– hüzün aa –––––––––– şans s

c –––––––––– ün ün

d –––––––––– Dıranas’ın ın a –––––––––– yas as

a –––––––––– biraz az/z

d –––––––––– çağlasın ın d –––––––––– aldırmaksızın ın aa –––––––––– son kez z ÇAĞRI a –––––––––– dalın ucunda al ın ucunda a –––––––––– kavalın ucunda b –––––––––– usanmıyor or b –––––––––– kor or al in ucunda al ın ucunda

a –––––––––– hayalin ucunda b –––––––––– mor or

a –––––––––– al’ın ucunda al ın ucunda aa –––––––––– uyanmıyor or

PARÇALAR I a –––––––––– Durmuş’um urmuşum

a –––––––––– oturmuşum urmuşum b –––––––––– yapyalnız ız b –––––––––– dermansız ız c –––––––––– silik k

c –––––––––– ilk k d –––––––––– denizlerden z lerden d –––––––––– ağızlardan z lardan e –––––––––– ölü lü lü

e –––––––––– örtülü

f –––––––––– yerde er de f –––––––––– günlerde er de g –––––––––– balıkçılar lar g –––––––––– bu öyküyü avlar lar h –––––––––– Ahmetler için hmet ler için h –––––––––– Mehmetler için hmet ler için

PARÇALAR II a –––––––––– durmuşum urmuşum a –––––––––– Durmuş’um b –––––––––– kelimelerde urmuşum me lerde

b –––––––––– ölmelerde me x –––––––––– garip c –––––––––– kaburga a c –––––––––– doğa a

lerde

d –––––––––– aynalardan a lardan d –––––––––– mağralardan a lardan e –––––––––– çağıra çağıra ra e –––––––––– aldatmalara ra

f –––––––––– benim

en im

f –––––––––– kefenim en im g –––––––––– zor or

g –––––––––– yürüyor or

h –––––––––– böcekler cek ler h –––––––––– örümcekler cek ler ı –––––––––– acıkan cık ı –––––––––– çıkan çık i –––––––––– acıcı i –––––––––– usancı cı j –––––––––– oyuncaklarız cak larız j –––––––––– kırılacaklarız cak larız k –––––––––– kafiyede ye de k –––––––––– ilânihayede ye de l –––––––––– Durmuş muş l –––––––––– vurulmuş muş m –––––––––– işkence nce m –––––––––– günce nce an an

PARÇALAR III a –––––––––– günlerden en a –––––––––– ben en b –––––––––– elenmedeydi le nmedeydi b –––––––––– eğlenmedeydi le nmedeydi

c –––––––––– ordu ordu c –––––––––– istiyordu d –––––––––– seyre r e d –––––––––– ölmelere r e ordu

e –––––––––– İstanbul ul e –––––––––– pul pul ul f –––––––––– yıkanmış f –––––––––– okunmuş k anmış k unmuş

g –––––––––– avlanan la nan g –––––––––– ulanan la nan

h –––––––––– uzatarak ak h –––––––––– salak ak ı –––––––––– ağladı ağ ladı

ı –––––––––– bağladı ağ lad i –––––––––– vurmuşum urmuşum i –––––––––– Durmuş’um j –––––––––– yerde e j –––––––––– yürümekte e k –––––––––– yüz z k –––––––––– yaz z urmuşum

l –––––––––– dönüştü üş tü l –––––––––– düştü üş tü x –––––––––– uçuyorum -

m –––––––––– yok ok m –––––––––– ok ok x –––––––––– ruhuma n –––––––––– hakan an

n –––––––––– dalgalanan an o –––––––––– yüzlü üz lü o –––––––––– gündüzlü x –––––––––– savaşa x –––––––––– aşağı ö –––––––––– özgürlükler r lükler ö –––––––––– körlükler r lükler üz lü

r –––––––––– akar ar p –––––––––– yaptık ettik (e)t tık… tik p –––––––––– kırdık attık (a)t dık… tık rr –––––––––– çalıklar ar/lık lar rr –––––––––– taşkınlıklar lık lar x –––––––––– içindi ……………………… s –––––––––– sen s –––––––––– yenen en en

ş –––––––––– canları an ları ş –––––––––– kanları an ları t –––––––––– özgürlüğümüze z e t –––––––––– bize z e

u –––––––––– dağlara ağ lara u –––––––––– sehpalara â lara x –––––––––– gibi ……………………

x –––––––––– gökyüzünde x –––––––––– üzüntü ü –––––––––– sağ sağ

-

ü –––––––––– olsa sa v –––––––––– gerek ek v –––––––––– tek ek

y –––––––––– dolusu su y –––––––––– su su

z –––––––––– Durmuşlar urmuş z –––––––––– vurmuşlar urmuş a1 –––––––––– aramak mak a1 –––––––––– suvarmak mak

lar lar

PARÇALAR IV a –––––––––– Durmuş’um urmuşum

a –––––––––– oturmuşum urmuşum b –––––––––– özgürüm ür üm

b –––––––––– yürürüm ür üm c –––––––––– gündüz üz

c –––––––––– yüz üz d –––––––––– ne kadar büyük ne kadar büyük d –––––––––– bitene kadar büyük ne kadar büyük

e –––––––––– üstümüzde üz de e –––––––––– güzde üz de

f –––––––––– orman an f –––––––––– yakından g –––––––––– öldü dü g –––––––––– akşamüstü tü f –––––––––– dünyamdan an f –––––––––– zaman an h –––––––––– oluş uş h –––––––––– Durmuş uş an

2.3.1.2.2.1. Uyağı Oluşturan Sözcükler Ahmet Muhip Dıranas, şiirlerinde uyak düzenini oluştururken toplam 1877 sözcükten yararlanmıştır. Uyaklarda birbirinden farklı 1340 çeşit sözcük kullanılmıştır. Sayım sırasında ikilemeler tek sözcük olarak kabul edilmiştir. Uyağı oluşturan sözcüklerin türleri, adetleri ve oranları şöyledir: Türü Ad Eylem Sıfat Adedi 964 422 191 Oranı (%) 51.4 22.4 10.2

Zarf Zamir Edat Bağlaç Ünlem

211 43 37 9 5

11.2 2.3 2 0.5 0.3

Genel sözcük dağarcığında olduğu gibi sözcüklerin büyük çoğunluğunu yine adlar oluşturuyor. Ancak genel tablonun aksine eylemler sıfatların iki katı, zarfların oranı da çok yakın durumdadır. Zarfların sırası ve oranı ise değişiklik göstermiyor. Tablodan çıkan sonuç, Dıranas’ın uyağı eylemlerden çok adlarla kurduğu gerçeğidir. cümleyi yeğlemiştir. a! aba abla (4) acı acıkmak aç açmak (4) ada adam (7) âdemoğlu adım ağaç (5) ağarmak ağır (2) ağız ağlamak (5) ağlanmak ağrı Ağrı (2) ah (2) Ahmet ahretlik ak aka aka akadurmak akıl akın (3) akis akış akıtmak akmak (6) akrep aksetmek (2) Demek ki Dıranas, şiirinde kurallı cümleden çok devrik

akşam (10) akşamüstü al alay alay alçalmak (2) aldanış aldatma aldırmamak âlem (2) alev alın (2) Allah almak (3) alt ama aman an (5) anaç ancak anı (3) a.)

anka anlatmamak anne ansızın ara (5) araba aralamak aralanmak aralık arama (2) aramak (5) ardı sıra arınmak arka (2) arpa arsız art artık (2) artmak asma(üzüm

aşağı aşk (6) at (3) ateş (4) atlı atmak (2) avara avaralanmak avaz avlamak avlanmak avuç (3) avurt ayak (4) ayaküzeri aydınlatmak aydınlık ayırmamak ay ışığı (2) ayna (9)

aynı ayrı (2) ayvaz baca bağ (bahçe) bağırmak bağlamak bahadır bahar (9) bahçe (10) baht (2) bakadurmak bakış (2) bakmak (9) bakraç balıkçı balkon bana (3) baraka barınmak

bark baş (5) başak başka (2) başlamak batmak bayrak (2) bayram (2) bazan Bebek beklemek belî belirsiz belki (5) belli ben (17) bencil bencileyin beri berraklık

beslenmek beşik (3) beter beyaz bîçare biçim bildirmek bile (2) bilek bilinç bilişmek bilmek binbaşı binici bir bir bir bırakmak (2) biraz birden (3) birlikte (2)

biteviye bitki bitmek (4) biz (3) boğuk bohça (2) boş boyunca (2) bozmamak böcek (2) bölüşmek (3) bu (4) buğu buldurmak bulmak (4) buluşmak (3) bulut (8) bulutlu buram buram but (2)

buyurmamak

çark çarpmak

bütün büyümek büyütmek cam (4) can (2) cennet (2) ceylân culka cumhuriyet cüce çadır çağıra çağıra çağırmak çağlamak çağrışmak çalık çalkantı çalmak çaresiz

çatlama çay çekmek çeşme (2) çevirmek (2) çiçek (3) çığlık çıkmak (3) çile çınar çıplak çırılçıplak çirkin çırpınış çiy (2) çoban çocuk (4) çoğalmak

çook çorba (2) çöp da/de (5) dağ (3) dağarcık dağınık daha (3) daima dal (7) dalga dalgalanmak dalmak dam damla (2) dar darağacı (2) darmadağın dayamak defa (2)

değil (2) dek deli deli delik delik deşik delikanlı delilik delirmek demek (3) demirli deniz (1)4 dere dere (dererek) derin (5) derken (2) dermansız dert destan devir dikmek dere

dil dinlemek dinmek Dıranas (2) direk diri dirlik diş diyar diz dizi dizi doğa doğmak (2) doğru (3) dokuz dolaşmak (2) doldurmak dolmak (2 dolu (5) doluşmak

donanmak doyurmamak dökmek dökülmek (4) döndürmek dönenmek dönmek (2) dönüşmek dua (3) dudak (5) dul duman dupduru durmak (6) durmamak (3) Durmuş (7) duymak (4) duyurmamak düğüm (4)

düğün (3) dünya (7) düş (4) düşe kalka düşmek (4) düşünce (4) düşünmek

elbise elenmek emzirmek engin erek erkek (3) erken (2) Erzincan

düz (2) düzey ebedî (2) ebediyet ece (3) eğer (2) eğlenmek ejder el ele el (8) elâ elbet elbette

Erzincanlı eser esin eski eskil esmek eş eşik eşya etek (3) etmek (4) ev

evren (3) evvel eylemek (2) eylül eyvah ezan ezgi farfara fazla fecir (4) fenalık fener fırça gam (2) garip (2) gece (21) geceleyin geçmek (3) geçmiş gelecek

gelin (2) geliş (2) gelmek (11) gemi (8) genç geniş genişlemek gerçek gerdan gere gere gerek (3) getirmek gezmek gibi (11) gidiş girmek (2) gitmek (9) giymek giz (2) gizli (2) (3)

göğüs (2) gök gökyüzü (8) gölge (8) gömlek gömülmek

gönül (3) görev görmek (5) görünmek

götürmek (2) göz (3) gözde gül (9) güleyazmak gülmek (12) gülüşmek gümrah (2) gün (13)

günce gündüz (4) gündüzlü güneş (6) güneşsiz güvercin güya güz (4) güzel (8) güzelleşmek güzellik (4) haber (3) habersiz hafıza hakan hâl (4) hâlâ halka hallı han (4)

has (2) hasat haşır neşir hatıra hatırlamak

hırsız hisar hız (2) hudut (4) hurda huzur

hava (4) havuz hayal meyal hayal (2) hayat (2) haz hece hem henüz hep (4) hepiniz hepsi heveng hınç hırka

hür hüzün (2) ıssız (2) ıstıraplı ışık (2) ışıldamak ıtır Itri iç (12) içeri için (3) içmek (2) idam iki

ikinci ikiz iklim ili (2) ilânihaye ileri ilerlemek ilk in ince (3) inlemek inmek (3) insan (4) insansız iplik iplik iskelet İstanbul (3) istemek (3) iş (2) işkence (3) (2)

işte iyi iyilik iz (2) kabarmak kabir kaburga kaçmak (2) kadar (6) kadavra kadeh kader (2) kaderince (2) kadın (3) kafile kafile kafiye kah kah kah

kalkmak (2) kalmak (5) kalp (5) kamaşmak kamış (4) kan kanat (3) kapamak kapanmak kapı (4) kar karanlık karasevda kardeş (4) karga karı karınca karışmak

kahraman (3) kalça kalkadurmak

karşı (4) karşın

katı kaval kavis kayakalmak kaybolmak kayırmamak kazımak keder (4) kefen kelebek kelime kenar kendi kent (4) kervan kesin kez (2) Kezban ki (2) kibir

kılıç kilitli kim bilir kımız (2) kin kır kırılmak kırlık kirpik (2) kısıtlı kıskanmak kış (3) kişi (2) kitap kıvrak kıyamet kıyı kız (3) kızıl koca

koku (3) kol kola kol (3) konmak konuşmamak kor korka korka korkmak korku (4) korkulu korkunç (2) koşmak (4) köpük (2) Köroğlu kucak kul kurmamak kurşun kurt (2) kuru

kuş (4) kutlu kuytu kuyu küçücük küheylan (2) küşat liman (2) mabut madalyon mağara mahalle mahrem mahrut mahsus mahzun (3) mamut mandolin manzara (2) masal (2)

mavi (2) mavilik (2) maya meğer Mehmet melek melul meme (2) memleket mendil merdiven meyva (2) Mezamir mezar mı/mi (3) mıhlı mor (3) mutlaka muttasıl (2) nasıl

naz (2) ne (2) nebbaş neden (2) nefes nehir nergis neşe (3) nihayetsizlik nisan nokta nöbet nöbet nur o (7) ocak oda (4) oğul ok okşamak okunmak

olmak (13) olmamak olum (2) oluş on ordu (2) orman (3) orta (3) Osman oturmak (3) ova (2) oynamak (2) oyun oyuncak ozan öğretmek öldürmek öldürücü ölmek (8) ölü

ölüm (5) ömür (2) önce önlemek öpmek öpüş (3) öpüşmek örgü örtmek (2) örtü (3) örtük örtülmek örtülü (2) örülmek örümcek öte (3) ötmek ötürü (2) övmek öyle

özenmek özgür özgürlük (2) özlemek para parıltı parıltıcık parmak pencere (8) perçinlemek perde (2) peş (2) peyman (2) pınar (2) pırıldamak pis pişmanlık (2) pranga puhu pul pul

pusu put (2) renk (3) Rönesans ruh (4) rüya (6) rüzgâr (11) saat (4) sabah sabah sabah (4) saç (5) sağ (4) sağa sola sak sakat sakınmak sal salak salıncak salınış

salkım sallanmak salmak (2) sana sanatkâr sapa saray (3) sarhoş sarı sarkadurmak sarkmak sarmak sarmaş dolaş sarp satır savurmak saz seçmek seher (2) sehpa (2)

sel sema sen (8) sensiz serçe serhat serin sermek serseri serüven ses (7) sessiz (2) sevaplı sevdalı sevgi (3) sevgili (2) sevinç (3) sevişmek sevmek (3) seyir

sıcak (2) sihirli sıkıntı silik silmek sini sır sırt sis (2) sıyırmak siz sofra sokak (3) solmak sonra sonsuz sonsuzluk (3) soyunuk söğüt sökmek

söndürmek sönmek söylemek (4) step (2) su (6) sultan sunmak (2) susuz susuzluk (2) suvarmak sürgün (3) sürü (2) sürüklemek sürüm sürümek süt şad şafak (2) şaka şakırtı

şan şangırtı şans şark şarkı (4) şaşkın şehir (2) şevk şey (3) şeytansız şiir (3) şimdi (3) şölen taa tabaka tabu tabut tahayyül takılmak Tanrı (2)

tanrıça tanrılar tanrısal tapmak taptuk tarla tas (2) taş taşımak taşkınlık tat tatmak tedirgin tek tekmil tekrar (2) tekrarlanmak tel tel temizlenmek ten (2)

ter (2) terk terlik testi tez titremek topak (2) tren (2) tutku (2) tutmak (3) tutsak tükenmek türkü tüy uç (3) uçmak (7) uçuk uçurum (3) ufak ufuk (2) (3) k

uğru ulanmak umman (2) umursamama

umut unutmak (2) usanç usanmak uyanmak (3) uyanmamak

uyku (7) uykusuzluk uymak uyumak (3) uz gide uzak (7) uzanmak (2) uzatmak ülke

ün üretmek ürkmek ürpermek üst (9) üşenmek üşümek üzgün (2) üzre vakit (4) Van var (9) varlık ve vebal (2) vehim verilmek vesvese volkan vurgu (2)

vurmak (2) vurulmak vurulu vücutsuz ya da yabancı yağma yağmak (2) yağmur (6) yakın (5) yakmak (2) yalancı yalı yalkı yalnayak yalnız (2) yalnızlık yalvaç yalvarmak

yaman yan yana yan (5) yanak yangın yani yanmak (3) yapayalnız yapyalnız yaprak yaprak (2) yaprak (3) yâr yara (2) yaralı yas (3) yaslamak yaşamak (9) yavuklu yaya yaz (4)

yamaç

yazın

yel yemek yemiş (2) yen yenik yenmek (2) yer yer yer (14) yeryüzü yıkanmak yıkıntı yıl yılan yıldız (7)

yıldızlık yitik yitirmek (2) yitmek yok (3) yokuş yol (6) yolcu yorgunluk yormak yön yudum (2) yuka yukarı (2)

yu-mak yunmak yüce (2) yükselmek

yürek yürümek (5) yüz (10) zafer zaman (17) zambak (2) zehir zekâ zor zorlamak

2.3.1.2.2.2. Uyağı Oluşturan Sesler Toplam uyak, 1.874+ 29 adet -iki taraftan uyaklı, dişi uyak, çifte uyak-. Toplam 1976 dize içinde 55’i uyaksız redifli olmak üzere 103 dize uyaksızdır. 252 çeşit uyak kullanılmıştır.

Kimi ses ve ses öbekleri çok sık kullanılmıştır. an (89), a (74), ar (74), ak (61), am (31), ka (24), la (20); er (73), en (56), e (33), ce (25), ek (25), el (21); ın (24), ız (20); i (38), ir (37), iz (34), in (28); u (29); ç (20), k (22), l (45), n (45), ş (17), t (26), z (23) ses ve ses öbekleri bu anlamda hemen dikkati çekmektedir. Burada altını çizmemiz gereken nokta, bu seslerin uyağı oluşturan eleman değil; bilhassa uyağı kuran ögeler olmasıdır. Bu açıdan baktığımız zaman bu nicelikler daha fazla anlam kazanır. Tabloya uyak kurucu ünlüler açısından baktığımız zaman 787 kez kullanılan düz ünlülerin (a, e, ı, i) üstünlüğünü görürüz. Yuvarlak ünlüler yalnızca 29 kez yinelenen “u” ile temsil edilmektedir. Düz ünlüler içinde de geniş-düz (a, e) ünlülerin egemenliği açıkça görülmektedir. Nicelik bakımından dikkati çeken ünsüzler ise n (242), r (184), k (108), l (106) ve z (7)’dir. Çok yinelenen ünsüzlerin ortak özelliği hepsinin yumuşak ünsüz olması ve akıcı niteliklere sahip olmasıdır.

a (75) â (4) aban (2) aç (13) ad/at (2) ada (2) ağ (8) ah (15)

ak (61) akın (4) al (19) alı (2) am (31) amış (2) an (91) ân (8)

ana (2) ap (2) ar (72) âr (5) ara (10) arası (2) aray (2) ardı (2)

as (10) asıl (2) aş (3) at (8) atı/adı (2) ay (3) aya (2) ayım (2) ayn(a)/ayn(ı) (2) az (9) bi (6) bu (2) bul (2) c (12) ca (2) cak (2) ce (27) cek (2) cı (4) ci/ce (2) çifte)

cık/çık (2) cu (3) ç (18) ça/çe (2) çe (5) çi/çiy (2) çi/iy (2) çmişi (2) d (7) da (6) de (7) di (3) du(ordu ile

el (21) eli (2) elim (2) em (5) emek (2) en (57) endi/enti (2) eng (2) ep (2) er (73) ere (6) erin (8) erken (2) erler (2)

dım (2) dum (2) dü/tü (2) e (35) eğ (2) ek (25) ekler (2)

es (4) ese (2) eş (10) eşi (2) eşiğ (2) eşik (2)

et (5) ev (2) ey (4) ga/ge (2) gi (2) güler (2) gün (8) güzelim (2) ğ (2) hça/hçe (2) hmet (2) ı (10) ığ (2) ık (8) ıl (4) ın (24) ır (9) ış (4) ıyı (2) ız (20)

i (37) ibi (4) içim (2) id/it (2) ik (8) il (6) in (28) ir (37) irden (2) is (5) iş (3) işi (2) it (5) iy (2) iye (2) iz (36) izi (2) k (22) ka (24) kı (2)

ki (4) kımı (2) kın (2) kin/kın (2) kış (2) ku (6) l (45) la (20) lâ (2) lar (7) le (9) ler (2) lı (5) li (4) liğ (2) lık (2) lik (3) likte (2) lım (2) lim/lım (2)

lu (5) lum/lüm (2) lü (6) lüm (4) m (4) madan (2) mak (2) man (2) mde (2) me (5) mı (2) mi (3) mış (2) muş (2) n (42) na (8) nca (2) nce (4) nci (2) ne (4)

ni (6) niz (2) no/nu (2) ntı (3) nü (2) ok (4) ol (5) on (2) or (10) ordu (2) ordum (2) oş (2) ök (2) p (8) pa/ba (2) pa (3) r (12) ra (8) rak (2) reğ (2)

ren (2) rı (12) ri (4) rim (2) rsız (2) ru (5) rum (6) rü (3) s (10) sa/sağ (2) sal (2) san (2) si/zü (2) sini (2) sis/siz (2) su (4) sun (2) suz (4) sü/zü (2) ş (17)

şa (2) şan (2) şı (9) şığı/şiği (2) şım (2) şın (2) şte (2) şun (2) t (26) te (3) tı (2) ti (3) tiren (2) tü (4) u (29) ud/ut (2) uğu (2)

uk (8) ul (5) um (3) un (6) ur (10) urmuş (2) urmuşum (8) us/uz (2) usu (2) uş (2) ut (15) uy (2) uyu/üyü (2) uz (7) ü (11) ük (2) ül (6)

üm (4) ün (13) ür (6) üsü/üzü (2) üş (6) üz (13) üzü (4) v (2) va (2 y (9) ya (2) yâ (2) yan (2) ye (2) yüz (2) z (23)

2.3.1.2.3. Tekrarlar

Ölçü ve uyağın yanı sıra tekrarlar da bir ritm ögesidir. Tekrarların içine sözcük, sözcük öbeği ve cümle düzeyindeki birimler alınmış olup uyak ya da redif olarak kullanılan sözcük ve sözcük öbeklerinden -ilgili bölümde ele alındığı içinelden geldiğince uzak durulmuştur. Dıranas’ın şiirlerinde 56 sözcük, 14 sözcük öbeği ve 4 cümle tekrara konu olmuştur. Sözcükler 164 kez, sözcük öbekleri 32 kez, cümleler 9 kez tekrar edilmiş olup toplam 207 tekrarla karşılaşıyoruz. Aynı birim -sözcük-, bir şiir boyunca 9 kez yinelenebilmiştir. Bu tablodan anlaşıldığı üzere Ahmet Muhip Dıranas

tekrarlardan, diğer ritm ögeleri gibi bilinçle yararlanmış; bu araçla şiirinin müzikal yapısını güçlendirmiştir. Şair kimileyin ses ve anlamı, sözcük ve ruh hâlini o kadar etkili bir şekilde kaynaştırmıştır ki şiirdeki her bir tekrar aynı zamanda temaya da hizmet eder hâle gelmiştir. “Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı” şiirininin ikinci dörtlüğü buna iyi bir örnektir: “Aynı siyah güneş, aynı siyah, Aynı susayış, aynı koşuş, aynı… Of… hep aynı şey, aynı şey, aynı şey, Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…” (Ş, 104) Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirinde saptadığımız tekrarlara konu olan sözcük ve sözcük öbeklerinin altı çizilerek gözler önüne serilmiştir. • “Dirilmek… bir, bir daha, bir daha… (Ş, 11) • “Selâm, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden Selâm, senelerce, senelerce evvele” (Ş, 15)

• “Verdi bir başka renk, başka biçim hasından” (Ş, 18) • “Son aşkımdır bu -sen- ve son çile, Günümün son fecri, sonu artık” (Ş, 23) • “Her görüntüde ve her seste Kendi kendine tekrarlanan O şarkı… Ve de her nefeste.” (Ş, 24) • “Gün batıyor, gün batıyor, Veda etsem hepinize.” (Ş, 28) • “Kaybetsem kara bir duman Arkasında hafızamı, Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam…” (Ş, 28) • “Yağmurlar dindiği zaman Geleceksin Ki karanlık ölümdür. Işığım söndüğü zaman Güleceksin Ki karanlık ölümdür.” (Ş, 29) • “Dışarda bayram; Bayram bize mahrem.” (Ş, 30) • “Çağırdım, çağırdım, çağırdım

Bir böcek gibi titriyerek. Koştunuz tükeninceyedek Ha bir adım, daha bir adım.” (Ş, 32) • “– İçimi gıcıklıyor bu ıhlamur kokusu, Bu ıhlamur kokusu, ah! Ya görünmez güllerin kokuları!… – Hep pusu, Hep pusu bana, kah kah kah…” (Ş, 34) • “Yalnız ateşimle ısınacak ve Yalnız vücudumla besleneceksin.” (Ş, 53) • “Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan, Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!” (Ş, 57) • “Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı, Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?” (Ş, 60) • “Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun, Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.” (Ş, 67) • “Ya o gökyüzü, öylesine mavi Üstümüzde, öylesine ebedî

O gökyüzü ve öylesine gerçek; Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.” (Ş, 70) • “Günler geçiyor, günler; Pişmanlığa sürgünler Gibi geçiyor günler.” (Ş, 73) • “Birbiri ardı sıra Dizilmişler yollara, Birbiri ardı sıra” (Ş, 73) • “Geçiyor bütün günler, Pişmanlığa sürgünler Gibi günler ve günler…” (Ş, 73) • “– Bu bahar toplayınca son güllerimizi, Coşalım, coşalım, coşalım! Ve rüzgâr” (Ş, 77)

• “BULUTLAR

Yeşil gözlerinde akşamın rengi Mor gagalarında fecir, bulutlar.

Bitmez tükenmez kuş sürüsü gibi

Dağlar arkasından gelir bulutlar.

Bulutlar binlerce ve dizi dizi Batı uçlarında dikilmiş putlar.

Bulutlar her akşam içip denizi Gökkubbede şölen kuran mabutlar. Bulutlar kuzeyin buz dağlarından Sıcak vadilere inen mamutlar.

Ve gözlerimize dolup da bazan Döken içimize zehir, bulutlar!” (Ş, 80) • “Baksan bir uzaklık var hangi yana, Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna” (Ş, 82) • “Durun, geçmesin zaman, durun Elimle kurduğum saatler!” (Ş, 84) • “Fışkırdı bir pınar gibi dünya yüzüne Işıltılar… güzellik güzellik üstüne…” (Ş, 85) • “Gel! Seninle yüce dağlara çıkalım; Yalnız yüce dağlar benim aşkıma eş.

O dağlar, hani her gün doğar ya güneş, Orada. Orada egemen o iklim.” (Ş, 89) • “Yakın dostlarına bahs aç ölmekten Ve gel benimle, kaçalım kaçalım…” (Ş, 89) • “Karlı başın yüce dedikleyin yüce” (Ş, 90) • “Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar” (Ş, 90) • “Yansın o yıldızlar, bitinceye kadar En derin uykular, en tatlı uykular.” (Ş, 90) • “Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!” (Ş, 91) • “Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk” (Ş, 93) • “Aynı siyah güneş, aynı siyah, Aynı susayış, aynı koşuş, aynı… Of… hep aynı şey, aynı şey, aynı şey, Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…” (Ş, 104) • “Yalnız taze bir kadın yaşlılığı arıyor; Yaşlılığım! yaşlılığım! diye yalvarıyor.” (Ş, 106) • “Soyarlar, soyarlar bir siyah meyvayı.” (Ş, 107) • “Bir nehir. Bu nehir her akşam akar” (Ş, 109) • “Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden, Ayakları dışarda örtüden.

Ölmüş herkes gibi ölen insan, Yalnız ayaklar kalmış yaşayan. … Ayaklarım, az gide uz gide, Ayaklarım, ümitler peşinde!

Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür! Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür…” (Ş, 110) • “Nabzını tutar bir el, Nabzında vurgu sesler.” (Ş, 111) • “Sevgiler vardı içimde Ezgiler vardı, iyilikler…” (Ş, 113) • “Sokakta gün, sokakta gece, Ben sen o biz kuş ve karınca.

Sokaktan gelir vehimlerim, Sokakta geçer bayramlarım.

Sokakta kibarlar, sakatlar,

Alaylar, düğünler, tabutlar.

Sokakta ağlanır, gülünür, Hayal kurulur ve ölünür. Memelerinde keder sütü, Şairi sokak anne büyüttü.

Sokaktan işitti her gelin Seferberlik haberlerinin … Ay, güneş, yıldızlar, koşarak, Unutuş da sendedir, sokak!” (Ş, 116) • “Zaman kesin; bağışlamaz! Bulur beni; ben ölürüm.” (Ş, 117) • “Tutsak, tutsak, tutsak, tutsak… Her şey tutsak ve de ölüm; Ve de ölüm, her şey tutsak.” (Ş, 117) • “Burada salt gökyüzüne bak Bulutlar ağan, duru, uzak Gökyüzüne, dost gökyüzüne.” (Ş, 121)

• “Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim” (Ş, 126) • “Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim!” (Ş, 126) • “Sabır, sabır, sabır, al küheylanım!” (Ş, 128) • “Yürü! bayraklar altında, Yürü! davullar çalsın hep.” (Ş, 130) • “Ölüm, ölüm, gülerekten Bir bayrak altında ölmektir.” (Ş, 130) • “Ah, sonsuz Anadolu’m, sen! Sen, sen, sen hep!” (Ş, 132) • “– Eyvah, eyvah!– yerlerden, göklerden ayrı.” (Ş, 137) • “Ya bu yüzler ne yüzler, maske gibi Yüzler; güzeli, çirkini, garibi” (Ş, 139) • “Tuh! bu ne mahşerdir, ne iğrenç!.. derken Geldi geldi geldi, geçti bir tren.” (Ş, 140) • “Ben miyim bu! ben mi, bu baş, bu eller Bu ayaklar? ya hani nerde yollar?” (Ş, 141) • “İşte Ölen, ama işte Öldüren, İşte Bulan, ama işte Bulduran” (Ş, 142) • “Söyle, tatlı aşkına güzel Nisan’ın Söyle, haz çalkantıları içinde!” (Ş, 147) • “Hani o masal dünyası yalılar,

Hani o kayıklar ki kızca beyaz, Hani o kadınlar ki sevdalılar” (Ş, 150) • “Biraz daha her şeyle haşır neşir, Biraz daha kendimle bilişmemiz, Biraz daha seninle baş başa, bir… Biraz daha gök, biraz daha deniz.” (Ş, 152) • “Yorulmuşum. Yorulmuşum, kelimelerde, Sevmelerde, kanlarda, haksız ölmelerde Yorulmuş. Bir yoksunlukta bitkin ve garip” (Ş, 158) • “Dönecek, dönecek, dönecek bu işkence… Son buluyor benim için yazılmış günce.” (Ş, 158) • “Nedir bu belâ, yarabbi, bu sen ben, ben sen.” (Ş, 160)

2.3.1.3. Dize Tabloya bir dizeden fazla hacim tutan cümleler alınmış olup cümlenin kaç dize boyunca sürdüğü şiir adının karşısında belirtilmiştir. Tek dizede biten cümleler ise tabloda gösterilmemiştir. Divan şiiri ve halk şiirinde 1 dizelik cümlelerle şiir kurulurken Hecenin ilk kuşağıyla birlikte iki dizelik cümlelerle karşılaşmaya başlarız. Ancak Dıranas,

geleneksel dize yapısını kırarak ahenkteki bu monotonluğun önüne geçmiş ve 2 dizeden 9 dizeye kadar uzanan cümleler kurmuştur. 2, 3 ve 4 dizelik cümleler yoğunluk kazanmaktadır. İlk kez Servet-i Fünûn ile tanıştığımız -Fransız şiirinden aktarılan- anjambman tekniği Dıranas şiirinde bol bir şekilde ve sere serpe kullanılmıştır. Bu özellik de ona yeni bir ritm, yeni bir akışkanlık, yeni bir ses kazandırmıştır.

Şiirin Adı: Cümlenin Uzunluğu (Bir cümlenin devam ettiği dize sayısı) Son Bulut Sıyrılınca 6, 3, 2 Selâm 2(5 adet), 4(3 adet)

Her Günkü Şarkım 2(3), 4(2) Çeşme Başında 2 Portre 4, 2(3)

Serenad 2(4) Hatıra 2(4), 3

Bahar Şarkısı 2(3), 3, 4(2) Ben ve O 2(2), 3(2) Son Aşk 2 O Şarkı 2(2), 4 Ülker’in Gözleri 3(4) Esmer I 2(3)

Esmer II 2, 3 Ayrılış 2(2), 4 Balad 3(5), 2(2), 4 Devri Dilârayı Cumhuriyet Yaz Gecesi 2(3) Esenlik Size 2 (9) Parkta Serenad İhanet 3, 2(2) 2 (12), 4 2

Olvido 5(2), 2(8), 4, 3(2) Serçeler 2(3) Köpük 2 Masal -

Her Şey Uzaktadır 3, 2 Gece 2(2), 3 Görünü 5, 2(4), 3(2) Yağmur 3, 2(3) Bir Geceydi 2(2), 4

Güller Kan Ağlıyordu 2(2) Geceye Küçük Şarkı I, II, III, IV 2(6), 3(2) Ayışığı 2(3)

Yaz Göç Ediyor 2(5) Yeni Bir Yaz Umudu 2(4), 3 Sonbahar 2(3), 3 Sonbahar II 2(2), 4 Kar 4, 4, 3, 5 Bahar Gökleri 2(3), 3(2) Çınar 2 Rüzgâr 2 Yağmur, Gül ve Eller 2(2), 4 Hiç 2 Fahriye Abla 2(3), 3 Eviçi 4, 2(4), 3 Büyük Olsun 2(3) Kezban 2(5) Uyku 2, 3 Sen ve Gökyüzü 5, 2, 4 Tutsak 2(2), 3 Bir Zamanda 2(3) Geçen Günler 2(2), 3, 8(2) Atlıkarınca -

Denizi Özleyen Çocuklar 6, 2(4) Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar Ve Böyle Biteviye 4, 3, 2 Bulutlar 2(5) Ve Bulutlar 2(2) Yaşarken 2(3) Rüya 2(6) Heyhat 3(2), 2(4) Sabahın Ölümü 2(2) Dağlara 2(5) Ağrı 2(30), 3(12), 4(4), 5, 6, 8, 9 Güven 2 Dağın Ardında Güneş Battı 2(2) Elif 2(2), 4(2) Osman Binbaşı 3 Dağdan Aşağı 2(3), 4 Her Şeyin Uzaklaştığı Saat 2(2), 4 2(8), 3

Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı 2 Bezginlik 2 Aynalar 3

Bir Kavsin Altında Şehir 2(6), 4 Bir Sokak 4, 2(2), 3 Adamlar 3, 2(2) Ayaklar 2(3) Melodi 2(6) Dünyaya ve İnsanlara Dair Testi Sofra 2(2) Gerçek 2(3), 3(3) Sokak 2(3), 3(2) 5, 2, 3

Saat, Zaman ve Kişi 2 1939 2(2), 3 Gökyüzü 2(2), 3

Yağmur 2(5) Maşar Dağı 2(7) Mektup 6, 7, 3 Tatlı Zaman Ağıt Akar Çeşme 2(4) Yemin 2(4)

Atlılar 2, 3 Bayrak 2(8) Yurt 3, 2(3) Step 9 İki Yalnız Ağaç 4(3) Kadavra 2(7), 3(3) Kargalar 3, 4 Bir Tren Yolculuğu 2(4), 4 Darağacı 3(4), 2(5), 4, 5

Ben Bir Yıldızım 2 Evreni Sevmek ki 2(4)

Söyle 3(2), 4(2), 2(2) Yağma 3(2), 4(6), 2(10) Biraz Daha Kendimle 4, 3 Çağrı 2 Parçalar I 2(4), 3 Parçalar II 2(5), 6, 7 Parçalar III 2(9), 3(5), 4(2) Parçalar IV 5, 2

“Süreğen dize” diyebileceğimiz dize yapısının toplu sonucu şöyledir: 2 dizelik cümle 345 adet 3 dizelik cümle 85 adet 4 dizelik cümle 48 adet 5 dizelik cümle 9 adet 6 dizelik cümle 5 adet 7 dizelik cümle 2 adet 8 dizelik cümle 3 adet 9 dizelik cümle 2 adet Toplam 499 1 dizelik cümle 757 adet

2.3.1.4. Sözcük Dağarcığı Ahmet Muhip Dıranas’ın “Şiirler” kitabında yer alan 113 şiirde toplam 9.369 sözcük kullanılmıştır. Bunlardan 2.126’sı farklı sözcük olarak saptanmıştır. Aynı sözcüğün iki kez yinelenmesinden oluşan ikilemeler ve bitişik yazılan birleşik sözcükler, tek sözcük olarak kabul edilmiştir.

Dıranas’ı, saf şiir noktasında örtüştüğü Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar ile karşılaştırırsak şöyle bir tablo ortaya çıkar. Ahmet Haşim, şiirlerinde toplam 8.338 sözcük ve 1.878 farklı sözcük kullanmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, 541 dizeden ibaret olan şiirlerinde toplam 2.358 sözcük ve 820 farklı sözcük kullanmıştır. Farklı sözcük çeşitlerinin bütün sözcükler içindeki oranlarına baktığımızda; Dıranas’ta % 22.7, Haşim’de % 23, Tanpınar’da % 34.7 rakamlarını görürüz. Bu oranlar, Dıranas ve Haşim’in şiirlerini belli sözcükler etrafında kurduklarını gösterir. “Dıranas’ın şiirine ahenk sağlamak için başvurduğu önemli bir özellik de kelimeleri aynen, mısraları da bazen aynen, bazan küçük değişikliklerle tekrarlamasıdır… böylece şiirinde, kimseninkine benzemeyen bir ses yakalamayı” başarmıştır (Bakırcıoğlu, 1980, s. 7). Dıranas’ın sözcük dağarcığı aşağıda alfabetik olarak verilmiş olup sözcüğün hangi sıklıkta kullanıldığı da ayraç içinde belirtilmiştir. 1939 a (ünlem) abajur abanmak abla (5) acı (5) acıkmak acımak aç (sıfat, 7) açık (4) açık saçık açılmak (7) açlık (3) açmak (16) ad (2) ada adak adam (13) âdemoğlu adım (3) afyon ağ ağaç (15) ağaçlı ağarmak ağartı ağır (6)

ağır ağır ağıt (2) ağız (2) ağlamak (12) ağlanıp durmak ağlanmak ağmak ağrı Ağrı (8) ağulu ağustos ah (15) Ahmet (9) A. Dıranas ahretlik ak (6) ak pak aka aka akadurmak (2) akasya (3) akça akçıl akıl (2) akılsız Muhip

akım akın (3) akıntı akis (2) akış akıtmak (2) akmak (20) akraba akrep aksetmek (2) akşam (28) akşamüstü (6) al (kırmızı, 4) ala (renk) alan (saha) alay (topluluk) alay alay alçalmak (5) aldanı aldanış (3) aldanmak (2) aldatılmak aldatma aldırmak (2) âlem (2)

alev (2) alın (12) alın teri alınmak (2) Allah (5) Allahlı Allahsız almak (32) alt (14) altın (9) altın rengi altüst ama (23) aman (3) amansız (2) ambar ampul an (ad, 13) ana (2) anaç Anadolu (2) ancak andırmak anı (5) Anka

anlamak anlamsız anlaşılmak anlatmak (2) anmak anne (6) ansızın (2) apaçık apartman ara (14) araba aralamak aralanmak aralık aramak (12) ardı sıra (2) arık arınmak arıtmak ark arka (8) arpa arsız (2) art (6) artık (25)

artmak arz (yeryüzü) asılmak (6) asma (üzüm) asmak aşağı (6) âşık (8) aşk (40) aşmak (2) at (hayvan, 12) ateş (13) atılmak (2) atlı (3) atlıkarınca atmak (7) avara (2) avaralanmak avaz avlamak avlanmak (2) avlu (2) avuç (8) avuntu avunuş avurt

ay (süre, 4) ay (uydu, 10) ay ışığı (11) ay ışıklı ayak (22) ayaküstü ayaküzeri aydın aydınlatmak aydınlık (7) ayırmak (2) ayırt edilmek ayna (19) aynı (21) ayrı (3) ayrı ayrı ayrılık ayrılış ayrılmak (2) aysız ayvazsız az azap baba baca

bacak bağ (bahçe) bağırmak bağış bağışlamak (3) bağlamak (3) bağrışmak bahadır bahar (20) bahçe (19) bahs baht (5) bahtiyarlık bakadurmak (2) bakakalmak (2) bakıp bakıp bakır bakış (4) bakmak (32) bakraç balad balık balıkçı (2) balkon (3) baraka

bardak (2) barınmak barış (3) barışmak barıştırmak bark baskın basmak (2) baş (35) baş aşağı baş başa (4) baş ucu başak (2) başıboş (3) başka (13) başlamak (12) baştan aşağı baştan başa başyastığı batı (5) batık batmak (19) bayan (4) baygın bayıltmak

bayrak (10) bayram (5) bazan (2) bazı (2) be (2) Bebek beklemek (6) beklenti bekletmek bel belâ belî (evet) belirmek (2) belirsiz (2) belki (14) belli (2) bembeyaz ben (118) bencil bencileyin bengi (2) bengilik beniz benzemek (2) benzemez (sıfat)

beri berraklık beslemek beslenmek besli beste (2) beş beşik (4) beter beton bey beyaz (9) beyin (4) bezemek bezginlik bıçak bîçare biçilmek biçim (4) biçmek bıkmak bile (16) bilek bilezik bilinç

bilinmek (2) bilinmez (sıfat, 2) bilişmek bilmek (13) bin (sayı, 7) bin bir binbaşı (3) binde bir Bindokuzyüzotuz dokuz binici binlerce (4) binmek (3) bir (482) bir (bir olmak, 5) bir bir (3) bırakılmak bırakmak (9) biraz (8) birbiri (8) birden (7) birdenbire birer (4) biri (8) birleşmek

birlikte (3) birtakım (2) bit biteviye (4) bitki (2) bitkin bitmek (15) bitmez (sıfat, 2) bitmezlik biz (27) Boğaz (2) Boğaziçi boğuk boğuk bohça (2) bol (3) bolluk (2) bomboş boş (13) boşalıvermek boşalmak boşaltıvermek boşaltmak boşanmak (2) boşlamak boşluk (4)

boşuna (2) boy (4) boyun (3) boyunca (zarf, 4) boyuncağız boz (2) bozkır (2) bozkurt bozmak böcek (4) böcekli böğür (2) bölüşmek (3) böyle (10) bu (160) bugün buğdaysı buğu buğulanmak buhar buldurmak bulmak (13) bulunmak buluşmak (6) bulut (47)

bulutlu bunca (3) bura (5) buram buram burcu burcu burç buruksu buruşmak but buyurmak buz (2) bükmek bükülmek bükülüş bülbül bütün (22) büyü büyük (16) Büyüksu (2) büyülü büyümek (4) büyütmek Cafo cam (9) can (11)

canlanmak cehennem (2) cendere cennet (4) cenup cep ceset (2) ceylân (2) coşkun coşmak (3) cömert (2) culka cumhuriyet (2) cüce (2) cümbüş cümle çabuk çadır çağıldak çağıra çağıra çağırmak (7) çağlamak (2) çağrı (3) çağrış çakal

çalık çalkantı çalmak (9) çamaşır çapkın çaresiz (3) çark (3) çarmıh çarpa çarpa çatı (2) çatlamak (3) çay çekilmek (3) çekiştirmek çekmek (9) çelimsiz çerçeve çeşit çeşme (10) çetin çevirmek (2) çevre çiçek (11) çift çiftleşmek

çığlık (3) çığlık çığlığa çığrış çıkarmak (3) çıkın (2) çıkmak (6) çıkmaz (2) çile (5) çimen çınar (4) çıngırak çini çıplak (3) çıra çırçıplak çırılçıplak (3) çirkin (5) çırpınış çırpınmak çisenti çisil çisil çiy (2) çizgi (2) çizmek (2) çoban (2)

çocuk (9) çocukluk çoğalmak çok (5) çoktan (3) çoluk çocuk çorba (2) çökmek (3) çömelmek çöp çözmek da/de (24+44: 68) dadı dağ (43) dağarcık dağılmak (4) dağınık dağıtmak daha (29) daima (2) dair dal (19) dalcık dalga (2) dalga dalga

dalgalanmak (3) dalgalı (2) dalgın dalmak (3) dam (4) damar damla (9) damla damla (2) damlamak (2) dans etmek dar (4) dar dar darağacı (5) darmadağın (2) davet (2) davul (2) dayamak (2) dayanılmak deccal defa (2) değil (16) değin (2) değişmek (3) değmek dek (7)

deli (2) deli deli delice delik delik deşik delikanlı delilik delirmek delmek demek (37) demirli deniz (33) denli dere dere (dererek) derin (12) derinlik (2) dermansız dert (3) dertli derviş destan dev (2) devir (3) dere

dikilmek (2) dikmek dil (3) dilârâ dilemek dilsiz dinç dindirmek dinlemek dinmek dip dipsiz Dıranas (2) direk (2) diri dirilmek diriltmek dirlik diş (2) dışarı (3) dişi (2) diyar (2) diz (2) dizi dizi dizilmek (3)

dizüstü doğa (5) doğmak (13) doğru (16) doğrucu doğrulmak doğu (2) doğurmak doku dokunmak (3) dolanmak (2) dolaşmak (7) doldurmak (8) dolmak (8) dolu (10) doluşmak domuz donanma donanmak donuk doru doruk (2) dost (6) dostluk doygun 2)

doymak doyulmak (2) doyulmamış (sıfat) doyulmaz (sıfat,

duman (6) duman duman (2) dupduru durak durgun durmak (28)

doyunmak doyurmak (2) dökmek (6) dökülmek (7) döndürmek döndürücü dönenmek (2) döngü dönmek (14) dönüş (3) dönüşmek dört (3) dört bir dörtnal (3) döşek (2) dua (6) dudak (13) dul dulda

Durmuş (9) duru (2) duvar duygu duymak (4) duyulmak (2) duyurmak (2) düğüm (2) düğün (4) dümdüz dün (5) dünya (13) düş (17) düşe kalka düşmanlık düşmek (17) düşsel düşünce (8) düşünmek (10)

düşürmek (2) düz (4) düzelik düzen düzey ebedî (5) ebediyet ebet ece (2) edalı eğemen (2) eğer (3) eğilmek eğirmek eğlenmek (2) eh (2) ejder ekmek (ad, 9) ekmek (fiil) ekseri (2) eksik eksilmek el (37) el ele (3) elâ

elbet (6) elbette elbise elenmek Elif (6) elli (rakam) elma emmek emzirmek (4) en (30) engerek engin (4) erek ergen erimek (3) erkek (4) erken (2) ermek (2) Erzincan Erzincanlı esenlik (3) eser (iz, işaret) esgin esin (ilham) esintili

eski (13) eskil esmek (14) esmer (4) esrarlı esrik esrimek eş (3) eşik eşinmek eşkıya eşya (4) et etek (9) etmek (19) ev (12) evren (12) evrensel (2) evvel ey (34) eyi (iyi) eyitmek eylemek (2) eylül Eyüp

eyvah (4) ezan ezgi (4) Fahriye (5) fakat (2) fakir fare farfara fazla (2) fecir (6) fena fenalık fener (2) ferah fidan filozof fırça fırlamak (2) fırtına fısıl fısıl fısıltı fışkırmak fışkırtmak gaga gam (4)

gamlı garip (15) garipçe garipsi garp gayrı (2) gebe (3) gece (82) geceleyin geceli gündüzlü geçiş geçmek (42) geçmez (sıfat) geçmiş (4) gelecek (2) gelin (6) gelinlik geliş (2) gelmek (48) gemi (16) gemici genç (3) gençlik (3) gene geniş (3)

genişlemek gerçek (6) gerdan gere gere gerek (8) geri (5) getirmek (6) geyikli gezdirmek gezinmek (2) gezmek (2) gibi (101) gıcıklamak (2) gıcırdamak gidermek gidiş (4) girivermek girmek (6) gitar gitmek (47) giydirmek giymek (2) giysi giz (3) gizlemek

gizli (5) gizli gizli gizlice göç (4) göçebe göçmek göğüs (5) gök 32) gök (mavi) gökçe gökdelen gökkubbe gökkuşağı gökperde göksel (2) gökyüzü (35) gölcük gölek gölge (16) gömlek gömmek gömük gömülmek (3) gönendirmek (gökyüzü,

gönlümce (2) gönül (11) görev (3) görke görkem görkemli görmek (20) görmez (sıfat) görü görülmek görünmek (5) görünmez (sıfat) görüntü görünü göstermek (5) götürmek (6) gövde (5) göz (52) gözde gözyaşı (6) gurbet güç (kuvvet) güç (zor) güçlü gül (29)

gül rengi güldürmek güleç güleyazmak gülmek (26) gülümsemek (2) gülümseyiş gülünmek gülüş (3) gülüşmek gümrah (2) gümüş (3) gün (84) günah (7) günahlı günce gündüz (5) güneş (40) güneşsiz günlük gür gütmek güven güvenmek güvercin (3)

güveysiz güya güz (9) güzel (47) güzelleşmek güzellik (11) ha (2) haber (4) haberci habersiz hafif hafıza (3) hakan (2) hak haklı haksız (2) hâl (9) hâlâ (4) halay (2) hâlis halk halka halka hallı ham han

hançer hangi (15) hani (5) hanım har vurmak harcamak has (2) hasat haset (2) haşır neşir hatıra (6) hatırlamak (6) hatırlatmak hava (14) havuz hayal (10) hayal meyal hayalet hayat (4) haydi haydut hayır (ünlem, 3) hayırlı haykırmak hayret (2)

hayvan (4) haz (2) hece hem (12) hemen (3) hemşire henüz hep (28) hepiniz hepsi (7) her (96) herkes (3) heveng heves hey (2) heybet heyhat hiç (14) hiçbir (3) hıçkırmak hıh hınç (2) hippi hırka hırsız

hisar hız (5) hoş (9) hoşça hoyrat (2) hudut (4) hurda huzur hücum hülya (2) hür (2) hüzün (4) hüzünlü ıhlamur (2) ırak ırgat ırmak ısınmak ısırmak ıslak (2) ıslık ıssız (3) ıssızlık (2) ıstıraplı ışık (22)

ışıklı ışıksız ışıldamak ışıltı (2) ıtır (2) Itri iç (51) içeri (2) için (14) içki (3) içkici içmek (16) idam iğrenç ihanet ihtiyar (5) iki (16) ikinci ikiz (2) iklim (3) il (2) ilânihaye ileniş ilenmek ileri (2)

ilerlemek iletmek ilham ilk (12) ilkbahar (2) ilke ilkin (3) imdi i-mek (4) imrenmek (2) in (mağara) inanç ince (5) incecik indirmek (2) inek inilti (2) inlemek inmek (12) insan (24) insanlık (2) insanoğlu (3) insansız iplik iplik irilmek

irin (2) iskelet (2) İstanbul (4) İstanbullu istek (2) istemek (8) ister (edat, 4) iş (2) işaret işitmek (2) işkence (3) işlemek (4) işlenmek işte (23) itmek iyi (5) iyilik iz (3) kaba kabarmak kabir kaburga kaç (sıfat, 2) kaçmak (5) kadar (22)

kadavra (4) kadeh (5) kader (2) kaderince kadın (10) kafa kafatası kafes kafile kafile kafiye kâğıt kah kah kah (2) kahraman (3) kalça kaldırım kaldırmak kalım kalkadurmak kalkmak (5) kalmak (25) kalp (30) kamaşmak kamış (4) kampana kan (15)

kan rengi (2) kan ter kanat (11) kanatlı kandırmak kanlı (2) kanmazlık Kapalıçarşı kapamak (5) kapanmak (4) kapatmak (2) kapı (14) kaplamak (2) kapmak kar (10) kara (siyah, 5) karabaht karanfil karanlık (11) kararmak karasevda (2) karasız (topraksız) kardeş (9) kardeş kardeşe

karga (7) kargaşa karı (3) karın (3) karınca (3) karınca kaderince karışmak (2) karlı (3) karşı (10) karşın kartal (2) kâse kasırga kaşık (2) katı katık katmak kaval kavis (2) kavramak kavuşmak (5) kaybetmek (3) kaybolmak (3) kaygı kayık

kayıp (2) kayırmak kaymak (2) kaynak kazazede (2) kazımak keçe keder (9) kedi kefen (2) kehle (bit) kekre kelebek (2) kelime kenar (3) kendi (9) kendi kendine kent (5) Kerem kerpiç kertenkele kervan Kervankıran kesik (2) kesin (3)

keskin kesmek kez (6) Kezban (2) ki (bağlaç, 60) kibar kibir kılıç (2) kilit kilitli (2) kim (zamir, 8) kim bilir (5) kimi kımız (2) kimse kın kin (5) kıpırdamak kıpırtısız kır (3) kırbaçlamak kırılmak (4) kirli kırlık kırmak (4)

kırmızı (3) kirpik (2) kıs kıs kısa kısaca kısıtlı kıskanç (2) kıskanmak kısmet kış (6) kış yaz kişi (12) kışın kitap kıvılcım kıvrak kıyamet kıyı (12) kıymak kız (9) kızıl (7) kızoğlankız koca kocaman (3) koklamak k

kokmak (4) koku (9) kokusuz kol (7) kol kola kolan kolay kollamak komak komşu (4) konca (2) konmak (3) konuşmak konuşmayıverme

koşmak (23) koşuşmak koy (2) koymak (5) koyun kömür Köprü köprü köpük (2) köpürmek (3) kör (2) körelmek körlük Köroğlu (2) köşe

koparmak kopmak (5) kor korka korka korkmak (3) korku (8) korkulu korkunç (3) koro korumak

kötülük köy (6) kucak kucaklamak (2) kucaklaşmak kul (2) kule kulluk kum (2) kuraklık

kurban kurmak (4) kurşun (3) kurt (hayvan, 3) kurt (lârva) kurtarıcı kurtarmak (2) kurtlaşmak kuru kurulmak (2) kurulu kusursuzluk kuş (21) kuşatmak (2) kuşku kuşluk (2) kutlu (5) kutsal kutu kuytu (4) kuyu kuzey (2) küçücük küçük (5) küheylân (3)

kül kürsü küşat lâhit lâle lâmba (3) lâvanta Leyla lezzet lık lık lık liman (3) mabut macera madalyon mağ(a)ra (4) mağlûp mahalle mahpus mahrem (2) mahrut mahsus mahşer (2) mahur mahzun (7) makas

makina mamut mandolin manto manzara (3) masa (2) masal (7) masallık maske (2) masmavi Maşar Dağı (2) mavi (8) mavilik (3) maya mayıs mazi meğer Mehmet (9) mektup melek (2) melodi meltem melul meme (6) memleket

mendil menekşe rengi mercan merdiven merhamet Meryem Mevlânâ mevsim (6) meydan meyva (3) Mezamir mezar (4) mezarlık mı/mi (61) mide mıhlı milyonlarca minare (2) misal (3) miyop mola mor (6) mucize (3) musikî muştulamak

mut mutlaka mutlu (6) mutluluk (3) muttasıl (2) müjde mümkün müzik nabız (2) nağme nal (3) namütenahi nâra nasıl (18) naz (2) nazlı (4) ne (103) ne yazık nebbaş neden (5) nefes nefret nehir (7) nem nerde (9)

nerden nere nereye (2) nergis nesne neşe (4) nice (5) niçin (8) nihayetsizlik ninni (3) nisan niye nokta nöbet nöbet nur o (zamir, 106) oba ocak ocaksız oda (8) odsuz ocaksız (2) of oğul ok (4) okşamak

okumak (3) okunmak olanak olası olay olgun olmak (70) olmaz (ad) olmaz (sıfat) olum (2) oluş olvido (unutuş) omuz on onmak onur (2) ora (15) orak ordu ordu ordu org orman (5) orta (6) ortalık Osman (4)

ot otlamak oturmak (6) ova (8) oynamak (5) oynaşmak oysa (3) oyulmak oyun (4) oyuncak (2) ozan öbür öğretmek öğütmek öldürmek (2) öldürücü ölme (2) ölmek (24) ölmezlik ölü (8) ölücük ölüm (33) ölümsüz (5) ölümsüzlük (2) ömür (15)

ön (4) önce (5) önlemek öpmek (4) öpüş (6) örgü örmek örnek (6) örtmek (3) örtü (5) örtük örtülmek örtülü (2) örülmek (2) örümcek öte (9) öteki ötmek (3) ötürü (2) ötüş övmek (2) övüngen öykü (2) öyle (14) öz (2)

özen özenmek özge özgür (2) özgürlük (7) özlem (5) özlemek (6) özsu (2) para parça (2) parıltı (3) parıltıcık park parlak parmak (2) pay pazar pek pembe pencere (24) perçinlemek perde (2) perde perde (2) perdelemek peri

perişan peş (7) pey peyman (2) peynir pınar (3) pır pır pıranga pire pırıldamak pis (2) pişirmek pişmanlık (6) portre (2) puhu pul pul puslu pusu (2) put (3) Rabb rahat (2) rahatlık rahmet renk (10) renk renk

rıhtım Rönesans ruh (25) rüya (15) rüzgâr (26) saat (9) sabah (16) sabah sabah sabır (6) sabırsız saç (17) saçlı (2) sadece (3) saf (5) sağ (diri, 5) sağ (yön) sağa sola sağmak sak saka sakat sakınmak saksı sal salak

saldırmak salıncak salınış salınmak (2) salkım sallamak (5) sallanıp durmak sallanmak (4) salmak salt (3) saltanat saman samur sanat sanatkâr sanki (21) sanmak (2) sapa (2) saplı sararmak sarartmak saray (2) sarhoş (2) sarhoşluk sarı (4)

sarkaç (4) sarkadurmak sarkmak (3) sarmak (9) sarmaş dolaş (3) sarmaşık sarp sarsılmak satır satmak savaştan savaşa savurmak (2) sayısız sayrılık saz (çalgı, 2) saz (ince kamış) secde seçmek seferberlik seher (2) sehpa (2) sel (2) selâm (7) selvi sema

sen (93) senelerce (4) sensizlik serap serçe (2) serenad (2) serhat serin (8) serpmek (2) serseri serüven (6) ses (27) seslenmek (3) sessiz (4) sessizlik sevap sevda sevdalı (2) sevgi (7) sevgili (6) sevi (2) sevilmek sevinç (8) sevinçli sevişmek (2)

sevmek (22) seyir (2) seyirci seyretmek (2) sezilmez (sıfat) Sibirya sıcak (3) sığmak sihirli sık sıkıntı (3) silâh silik (2) silmek simit sımsıkı (3) sine sini sınır (2) Sinop sinsi sinsice sır arkası) sır (giz, 2) (aynanın

sıra sıra sıra sıralanmak Sirenler sırf sırt sis (2) siyah (6) siyasa sıyırmak sıyrılmak (2) siz (zamir, 13) sızmak (4) sofa sofra (5) sokak (16) sokak sokak sokulgan sol soldurmak solgun (2) solmak (4) soluk (nefes) soluk (solmuş, 2) solumak

son (27) sonbahar (5) sonra (7) sonrasız sonsuz (10) sonsuzlaşmak sonsuzluk (11) sonuç sormak soymak (3) soyunmak soyunuk söğüt (2) sökmek (3) söndürmek (3) sönmek (7) söylemek (17) söylenmek (3) söz (5) step (3) su (41) sulamak sultan (3) sunmak (4) sunu

susamak (3) susamışlık susayış susmak (6) susuz (3) susuzluk (3) suvarmak sükûn (2) sümbül (2) süre sürgün (sürülmüş, 4) sürmek sürü (5) sürüklemek (2) sürüklenmek (2) sürüm sürümek (5) sürüsüz süslü süt (4) süzgün (2) süzülmek (5) şad şafak (5)

şah şahlanmak (3) şair şairane şaka şakımak şakırtı şan şangırtı şans şark şarkı (27) şaşkın (2) şeffaf şehir (12) şemsiye şen (3) şenlik (3) şevk şey (39) şeytanlı şeytansız şifa şifalı şiir (6)

şimdi (20) şirin (2) şölen (3) şu (sıfat, 20) şuracık şüphe ta (7) taa (3) tabaka tabaka tabu tabut (2) taç tahayyül tahta takılmak takip talih tam (2) tamamlanmak tamtakır tamusal tane (2) tanık tanımak (2) Tanrı (20)

tanrıça (3) tanrılar (4) tanrısal (3) tapınak (3) tapınmak tapmak (2) taraf tarih tarla tartı tas (4) tasa tasalı (2) taslak taş (9) taşımak (4) taşkınlık taşmak (3) tat (5) tatlı (7) tatsız tattırmak tavan tavla (2) tayf

taze (5) tedirgin tek (14) tekerlek tekmil tekne (2) tekrar (5) tekrarlamak tekrarlanmak tel tel tel tellâl tembel temiz temizlenmek ten (4) teneke teneşir tenha (3) tepsi ter terk terlik testi (6) tez (2)

tezgâh tığ tiksinti tıpkı tırmanmak (2) tırtıl titrek (3) titremek (2) tohum (2) tomurcuklanmak topal (4) toplamak toplum toprak (11) toprak rengi toz (3) tozlu tren (3) tufan (2) tuğla tuh tunç turist tutamlık tutku (2)

tutmak (14) tutsak (12) tutuşturmak tuzsuz tükenmek (2) tükenmemek tükenmez (sıfat) tüm (4) tümcek türkü (5) türkülemek tütmek (3) tüy (3) uç (14) uçkun uçmak (18) uçsuz bucaksız uçuk uçurmak uçurum (4) uçuşmak (3) ufacık ufak (2) ufuk (10) uğramaz (sıfat, 2)

uğru uğrun uğrun (2) uğuldamak (3) uğultu ulanmak ulaştırmak ulu (2) ulus ulusa umman (2) umursamak umut (8) umutsuz umutsuzluk unutmak (6) unutulmak (2) unutulmaz (sıfat) unutuş (4) upuzun urba usanç (2) usanmak usulca uyandırmak (2) uyanık uyanıvermek

uyanmak (11) uyarmak uygun (2) uyku (21) uykusuz uykusuzluk (2) uymak (2) uysal uyuklamak uyumak (15) uyumlu uz uzak (23) uzaklaşmak uzaklık uzanık uzanmak (10) uzatmak (3) uzay uzun (6) üç (2) üç beş (3) üçlü üflemek (2) ülke (3)

Ülker (5) ülkü ümit (4) ümitsiz ün üretmek ürkmek ürpermek (3) üst (37) üşenmek üşümek (2) üşüşmek üşütmek üvey üzere (3) üzeri (5) üzgün (2) üzgünlük üzre (4) üzüntü vadi (2) vah vakit (12) vakitsiz Van

var (54) varlık varmak (8) vatan vazgeçilmez (sıfat) vazgeçmek (2) vazo ve (190) vebal (2) veda vefalı vehim velâkin verilmek vermek (11) vesvese virane volkan vurgu vurgun vurgunluk vurmak (11) vurulmak (4) vurulu

vücut (2) vücutsuz ya (29) ya da (11) yaban yabancı yâd (anma) yağmak (11) yağmur (21) yağmurlu (2) yahut yakamoz yakın (8) yaklaşmak (3) yakmak (4) yalan (6) yalancı yalı yalın (3) yalkı yalnayak yalnız (12) yalnızlık (5) yalvaç (2) yalvarmak (3)

yamaç yaman (3) yan (17) yan yana yanak (2) yangın (3) yani (2) yanılmak yankı (2) yankılanmak (2) yanmak (11) yansı yansıtmak yapayalnız (2) yapı yapılmak yapım yapışkan yapma (2) yapmak (2) yaprak (14) yaprak yaprak yapyalnız yâr (2) yara (2)

Yarabbi (2) yaralı (2) yarasa yaratık yaratmak yardımcı yargı yarı yarım (2) yarmak yas (4) yasemin yasılmak yaslamak (2) yaslı yastık (2) yaş yaşam (3) yaşamak (24) yaşantı (2) yaşlanmak yaşlılık (3) yatmak (5) yatsı yavaşça

yavru yavuklu yaya yayılmak (3) yaylı yayvan yaz (12) yaz kış yazı yazık yazın (3) yazmak (5) yel (4) yele yelken (4) yelkovan yemek (ad) yemek (fiil, 2) Yemen yemin (2) yemiş (ad, 3) yemişlenmek yen yeni (7) yeniden (3)

yenik (mağlûp) yenilgi yenilmek (mağlûp ol-) yenmek (ye- f., 2) yer (45) yer yer yerli yeryüzü (8) yeşil (8) yetişmek (2) yetmek (2) yiğit yiğitlik yıkanmak (2) yıkılmak yıkıntı (2) yıl (10) yılan (3) yıldız (26) yıldız yıldız (2) yıldızsal yıllarca yine (8) yirmi

yırtıcı yitik (4) yitirmek (6) yitmek (5) yok (23) yoksun (sıfat) yoksunluk yokuş yol (28) yolcu (5) yolculuk (3) yolsuz yordamsız yorgan yorgun (4) yorgunluk (2) yoru yorulmak (3) yosma yön (2) yudum (5) yudumluk yuka yukarı (2) yumuşak (2) yumuşaklık

yumuşamak yunmak yurt (2) Yusuf yüce (12) yüceltmek yük yüklü yükselmek (4) yün yürek yürümek (14) yüz (çehre, 36) yüzlerce (2) yüzmek yüzsüz yüzyıl (3) zafer (7) zaman (43) zaman zaman zambak (3) zavallı zehir (3) zehirli zekâ

Zeliha zengin (2) zevk zevkli

zeytin zifiri zina zincir (3)

zırh zor zorlamak

Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinde geçen sözcüklerin türlerine göre dağılımı şu şekildedir: Sözcük türü Ad Sıfat Eylem Zarf Zamir Bağlaç Edat Ünlem Adedi 3.835 1.807 1.756 789 420 418 266 78 Oranı (%) 40.9 19.2 18.7 8.4 5.0 5.0 2.8 0.8

Genel tabloyu incelediğimiz zaman Ahmet Muhip’in ad türünden sözcüklere ağırlık verdiğini görebiliyoruz. Aynı kaynaktan gelen sözcükleri

gruplaştırdığımızda bu durum daha açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Ad, sıfat ve zamirden oluşan adlar grubunun oranı % 65.1; eylem ve zarftan oluşan eylemler grubunun oranı % 27.1; edat, bağlaç ve ünlemden oluşan edatlar grubunun oranı ise % 8.6’dır. Buna göre toplam sözcüklerin üçte ikisi ad cinsinden gelmektedir.

Bu oranlar dünyaya bakış açısına dair ipuçları taşımaktadır. Şairin dünyayı algılayışında hareketten çok nesneler önemli görülmektedir. Dıranas için varlığın kendisi daha değerlidir. Onun gözü, eylemden çok varlığın ve varlığın ayrıntıları üzerinde odaklanmaktadır.

2.3.2. İÇERİK ÖGELERİ 2.3.2.1. Temalar Ahmet Muhip Dıranas çeşitli temalarda şiirler yazmıştır. Bu çeşitliliği belli sınıflar altında birleştirmemiz mümkün olmuştur. Bu bağlamda aşk, doğa ve doğa sevgisi, zaman, yaşlılık, ölüm, erotizm, hüzün ve karamsarlık, umut, yalnızlık, yaşama sevinci, Tanrı, geçmişe özlem, insan sevgisi ve dostluk, bilinmezlik, sokak, unutuş, kaçış, pişmanlık, kadın, düşler, çocuk, yurt ve kahramanlık gibi temalar öne çıkmaktadır.

2.3.2.1.1. Aşk Dıranas’ın kimi şiirlerinde düşsel bir sevgili vardır. Daha çok geceleri ayın ortaya çıkmasıyla zihinde yaratılan bu sevgili, “Benzedin odamda bir sabaha.” dizesinde de görüldüğü gibi kozmik ögelere dönüşme, onlarla bütünleşme eğilimi gösterir. Evrenin bir parçası hâline gelen sevgilinin; “Kusursuzluğunda başlar belki Kalbi ulaştıran yol, Allah’a.” dizelerinde belirtildiği üzere, kusursuzluk Allah’a ulaşmanın bir yoludur (Ş, 11). “Sonsuzsun bu ak güzelliğinle!

Ölüp, ölüp de her an sevginle Dirilmek… bir, bir daha, bir daha…” dizeleri sevgilinin güzelliğinin ölüp yeniden dirilmeye ve bir anlamda ölümsüzlüğe neden olacaktır (Ş, 11). Ahmet Muhip’in en tipik aşk şiirlerinden biri olan “Serenad”da aşk, doğa ögeleriyle birlikte verilir. Doğa kimi zaman ona dekor olurken, kimi zaman da temayla birlikte akar. “Geldim işte mevsim gibi kapına Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.” dizelerinde âşığın bir mevsim gibi sevgilinin karşısına çıkması; gözlerinde bulut, saçlarında çiğ taşıması buna güzel bir örnektir. Ancak burada belirtilen sevgili soyut bir sevgilidir, düşseldir. Verilen özellikleri bir araya getirdiğimizde kanlı canlı bir kadın ortaya çıkmaz. Sevgili yaprak yaprak açılan bir güldür, dudaklarından bir kuş sesi gelir, gözleri gönülde açan nergislerdir, seher dudaklarından öpüşler gibi düşer. Şiirde betimlenen sevgili, bu nitelikleriyle yalnızca düşseldir (Ş, 19). Serenad şiirinde âşık, azla yetinen bir gönüle sahiptir. Sevgili, penceresinden bir gül atsa, bir gülücük verse onun için yeterli olacaktır. Aşkına yalnızca bir evetleme, bir onay bekler. “Ben aşkımla bahar getirdim sana” dizesinden anladığımız kadarıyla aşkı, “bahar” kadar zengindir. En güzel çiçekler sevgiliye adanmıştır (Ş, 19). “Hatıra” şiirinde yine soyut bir sevgilinin nitelikleri vardır. Rüyalarda bir hayal gibi ortaya çıkan ve şairin peşine bir korku gibi düşen bir sevgiliden söz edilir. Bu kadın, âşığın yanında bir gölge gibi yaşar, onun yanına geceleri gelir, bir mezardan kalkmış gibidir. Yüzü ışıktan, gözleri geceler gibi derin, avuçları sudan serindir.

“Geçerken dün yoldan, ruhumu saran Bir gölge halinde ve ağır ağır; Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan Seven ve yaşayan bir hatıradır.” dörtlüğünden anlıyoruz ki bütün şiir boyunca sözü edilen sevgili, aslında bir anıdan ibarettir (Ş, 20). Kimi şiirlerde sevgili, nedensiz bir üzüntü içindedir. “Gözlerin kararan yollarda üzgün Ve bir zambak kadar beyazdır yüzün; Süzülüp akasya dallarında gün Erir damla damla ayaklarında.” dörtlüğü, sevgilinin bir melankoli içinde olduğunu gösterir. Bu karasevda hâli kâh şairde, kâh sevgilidedir. Bu motif “O Belde” şairi Ahmet Haşim’i anımsatır. Sararmış bir yüz, kederli bir kalp, üzgün ve solgun gözlerle gerçekten malihulya içinde bir güzel tarif edilir şiirde (Ş, 21). Eğer bir aşk zamanı varsa, bu Dıranas için “İşte akşam oldu, bizim artık her yer” dizesinde belirttiği gibi, daha çok akşam ya da gecedir. Burada, yaşamak ve ölmek isteği kendisi için duyulan bir sevgili söz konusudur. Âşık için onsuz yaşamın ve ölümün bir anlamı yoktur. Ancak onun için yaşanır ve onun için ölünür (Ş, 22). “Onu sevmekle geç, ey yaşamak!” dizesi de yaşamın anlamını böyle açıklar. Yaşam, ancak aşk için vardır ve yaşadım diyebilmek için sevmek gerekir (Ş, 23). “Aşkındır elbet hiç durmadan Her görüntüde ve her seste Kendi kendine tekrarlanan

O şarkı… Ve de her nefeste.” dörtlüğü, aşka bütün hücrelerimizle, etimizle, ruhumuzla bağlandığımız zaman her görüntüde, her seste sevgiliyi

görebileceğimizi, duyabileceğimizi bize müjdeler. Böylesi bir aşk, ömrümüz boyunca söylenen, yinelenen bir şarkıya dönüşür (Ş, 24). Dıranas’ta gözler önemlidir. Onlar iki titrek yıldızdır, bazen gülerken üzülüp solar, bazen özlem yorgunudur, kalbin parıltısını ateş gibi gösterir. Gözler, sevgilinin her şeyi demektir ve şair, türlü biçimlere, hâllere giren bu gözlere âşıktır (Ş, 25). Parlak şenlikler, çeşitli eğlenceler sürerken sevgiliyle birlikte toplumdan uzak bir içe kapanışı yeğler. Sevgilinin kadehini doldurduğu, kendisine şarkı söylediği, patırtı ve gürültüden uzak bir köşe, onun için yeterlidir. Güzel bir sevgili ve aşkı onu mutlu etmeye yetecektir (Ş, 30). “Dünyalar öncesinde” henüz hiçbir şey yaratılmamışken bile “uçkun” ve “vücutsuz” var olan ruhlar için aşk vardır. Dıranas’ta soyut aşk motifi, burada daha bir bedensizleşir. Geceleyin umutsuzlukta buluşan iki sevgili âdeta

yaratılmamışlardır. Ruhlar henüz kelebek gibi uçmaktadır (Ş, 31). Hem göğe çıkabilen, hem yere inebilen bir sevgiliden söz edilir. “Ne açsınız artık ne susuz” dizesinden onun bedenî ihtiyaçlardan muaf olduğu düşüncesi ortaya çıkar. “Size geceyi de öğrettim Onda düşlerle çoğaldınız; Yaşantıda yorgun ve yalnız

Değilsiniz; sizi ürettim.” dizelerinde sevgilinin şair tarafından gecelerde ve düşlerde üretildiği, çoğaltıldığı düşüncesi vardır. Ancak bu aşkın olanaksızlığını, kavuşmanın bir türlü olamayacağını, Fuzûlî’nin aşk görüşüne benzer plâtonik bir aşkla karşılaştığımızı şu dörtlükten anlarız: “Çağırdım, çağırdım, çağırdım Bir böcek gibi titriyerek. Koştunuz tükeninceyedek Ha bir adım, daha bir adım.” Bu şiirde sevgili öperek güzelleşir. Kendisine günah sunulur, önce çirkinken ırmak olup âşığı temizler. Şair, burada aşktan hareket ederek var olmak ya da yok olmak diyalektiğine ulaşır. Duygudan düşünceye, şiirden felsefeye kayar (Ş, 32). “Şimdi olay, hep ya hiç gibi, Vardan ve yoktan özge bir şey. Sevgiden de öte bir düzey; Olmak ya da olmamak belki.” (Ş, 33) Aşkta aldatma teması da Dıranas tarafından işlenmiştir. “Aşk her şeyi affeder mi?” bilinmez ama, burada kadın aldatmayı ağlayışla, hıçkırıkla, gözyaşıyla atlatmaya çalışır. Çünkü bir yanda aşk, bir yanda aldatma vardır. Bu ikilem büyük bir üzüntüyü beraberinde getirir (Ş, 36). Doğanın içinde ayın ışıkları, sevgiliyi âdeta yeniden yaratır ya da düşsel bir sevgiliyi ortaya çıkarır. Sevgilinin yüzü beyazdır. “Her yanın avuçlarıma dökülüyor

Çeşmeden akan suyun berraklığında.” dizeleri, ilginç bir duruma işaret eder. Kadın, ışıktan yaratılmış gibi âşığın üzerine dökülür. Sevgilinin saçlarında ayın dudakları dolaşır. Gizli bir el, kadının üstünden bir örtüyü çekince âşık, onun ruhunu seyre koyulur. Bu yeni durum yeni bir yaratıştır sanki (Ş, 52). Zamanın geçişi ve yaşlılıkla birlikte sevgiliye sığınma vardır. “Hiç kuşkum yok ki, sen şimdi kalbimde Bir kış uykusuna yatan böceksin; Yalnız ateşimle ısınacak ve Yalnız vücudumla besleneceksin.” dizelerinde kadın ve erkeğin birbirine bağlaşıklığı çarpıcı biçimde dile getiriliyor. Bu aidiyetin yanı sıra zamanın acımasız geçişinden korunmak için sevgililer, kendi içlerine kapanıyorlar. “Tutsaksın kalbimin odalarında.” dizesinde belirtildiği üzere bu durum, hoş bir esarettir (Ş, 53). “Fahriye Abla”da plâtonik bir aşkın ifadesi vardır. Şair, çocukluk döneminde kendisinden epeyce büyük bir kadına âşık olur. Kavuşmanın olmadığı, daha çok ruhsal olarak yaşanan bir aşktır bu. Burada romancı gibi Dıranas, her şeyi gerçekçi biçimde ve titizlikle betimler. Diğer aşk şiirlerinin aksine burada kadın soyut değil; kanıyla canıyla somut olarak ifade edilir. Yerli bir aşk temasıdır bu şiirde işlenen (Ş, 65). “Eviçi”nde yine varlığı yokluğu çok belli olmayan “Bir rüya gibi sessiz yürüyen” bir düş gibi, bir hayalet gibi evin içinde dolaşan bir sevgili söz konusu edilir. Sevgilinin elinin dokunduğu her şey ürperir, canlanır, güler sanki. “Çiçekleri sularken akşamüstü,

Bol saçlı başında tembel bir örtü” dizelerinde sevgili soyuttan somuta geçiş gösterir. Gür saçlarıyla, başında bir örtüyle ve çiçek sularken görünce onun yaşadığını anlarız (Ş, 66). Ahmet Muhip için sevmek, yüce bir duygudur. Aşkın, alabildiğine sevmek olduğunu; kadını tanrıça, ece katına çıkarması gerektiğini vurgular şair. Aşkı gibi özlemin de büyük olması gerektiği, aşk uykusunda ancak mahşer günü uyanmak gerektiğini dile getirir (Ş, 67). Dıranas, birçok şiirinde varla yok arası bir yerden, bir dünyadan söz eder. Böyle bir ortamda yaşanmış mutluluk ve sevgilerden dem vurur. Yiten bu serüvenin ardından bir acı duyarak onu anar (Ş, 72). Yitirilen sevgili için üzüntü dile getirilir. Bu bağlamda sevgiliye doyamamazlık vardır. “Benim varımdı o, benim tadım, benim ereğim; Direğimdi, kırıldı da çöktüm, bir oldum yerle.” dizeleri sevgilinin, âşık için bir varlık yokluk meselesi olduğunu söyler. Bu ölüm, âşığı üzgün, kırgın ve solgun bırakmıştır (Ş, 126). Sevgili, bütün zamanlar boyunca yalnızlığı bölüşendir O, gönül yarasını bağlar; şair güldüğü zaman o da güler. Hem günah, hem sevap ondan gelir. O, yenilen ekmek, içilen su gibi gerekli ve zorunludur (Ş, 16).

2.3.2.1.2. Doğa ve doğa sevgisi Doğa, Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirinde çeşitli görünümleriyle ve türlü araçlarıyla zengin biçimde karşımıza çıkıyor. Dağ, orman, çiçek, deniz, su,

gökyüzü, ay, ay ışığı, akşam, gece, sabah, sonbahar hâlleriyle doğa hep vardır Dıranas’ta. “Ahmet Muhip’te insan ve tabiatın asıl tema olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak taibat ve insan, ona has şiirde iki ayrı tema olmaktan ziyade, hayat çevresinde kristalize edilmiş bir bütün hâlinde karşımıza çıkar. Tabiat ve insan Ahmet Muhip’e has bir sevgiyle birleşir.” (Aktaş, 2002, s. 125) Doğa sevgisi onda o kadar yoğundur ki yaz aylarını Sinop’un Sali köyünde geçirir. Burada kendisine ait küçük bir ormanı, korusu bile vardır. Ahmet Muhip’teki bir başka özellik “tabiatı dile getirirken de daima insanı onunla birlikte ele al”masıdır. (Tevfikoğlu, 1989, s. 32) “Çeşme Başında” (Ş, 17), şairlerin pek sevdiği bir motif olan ay ışığı işleniyor. Şiirde ay ışığı; insanı kendinden geçiren, insanı deli eden bir büyülü su olarak gösteriliyor. Evrenin bir parçası olmakla birlikte “Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinde tabiat, fizik ötesi duyguları yansıtan sembol olarak karşımıza çıkar.” (Akengin, 1990, s. 29) Kozmik zamanın önemli ögeleri olan akşam, gece ve sabah ayrı ayrı temalar olarak Dıranas’ın şiirinde yer bulur. Akşam, korku ve gamla birlikte çıkagelir. Akşamın gelişiyle beraber sokaklarda, evlerde korku filmlerinin dekorlarını andıran bir değişiklik olur. Evlerin kanı çekilir, damlar eriyip dökülür, soluk yüzlü adamlar rüya görürler, camların tasalı bakışları eşliğinde içeride bir uzun bekleyiş başlar (Ş, 103). Gece, akşamın aksine bir kurtarıcı olarak gözükür: “Nasıl da açıldı birden kanatların!

Dörtnal geliyordu köpürmüş atların Kurtarmaya bizi çileden, hey gece!” Bahçede güllerin kan ağladığı; pis,

yapışkan, kekre bir günün sonunda; şairin, büyülü bir zaman kesiti olarak anlattığı sabah; bir pınardan fışkırır gibi ışıltılarla doğar. Olağanüstü bir güzelliktir ortaya çıkan. Yazgısı gereği doğurduğu gün geceye yenilse de o yeniden, yeniden başlayacaktır. Gece, şairi bu sıkıntılı durumdan kurtarır (Ş, 50). Karanlığın bastırmasından sonra ay yükselir ve sevgili görünür. Gecenin gelişiyle sevgili daha da güzelleşir. Ancak gece biterken kendisinden söz edilen düşsel sevgiliyi de yedeğinde götürür (Ş, 53). Sabah da güzelliği ve bitip her gün yeniden başlamasıyla Dıranas’ın dizelerin yer bulan bir doğa olayı olayıdır (Ş, 85). Dıranas’ın “Ne yazık, yine güz!” diye esef ederek karşıladığı “Sonbahar”, yoğun hüzün duygusuyla sarar insanı. Karanlık, çıplak ağaçlar, solan kırlar, sessizlik, gönül yalnızlığı güzün entrümanlarıdır (Ş, 55). Ahmet Muhip’te görülen bir başka doğa ögesi gökyüzüdür. Kimileyin sevgiliyi gökyüzüyle özdeşleştirir Dıranas. Sevgili de gökyüzü de el ele verip şairi mutlu ederler. “Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek”e benzetilen gökyüzü, bitimsizliği ve mavisiyle insana âdeta ölümsüzlüğü sunar (Ş, 70). “Burada salt gökyüzüne bak Bulutlar ağan, duru, uzak Gökyüzüne, dost gökyüzüne. O giderir susuzluğunu, Gökyüzü; o, sonsuzluğunu

Sütü gibi emziren anne.” dizelerinde olduğu gibi kimileyin gök; dost özelliğinin yanı sıra bakan, büyüten, gözeten müşfik bir anne olarak işlenmiştir. Aynı zamanda gökyüzünün sonsuzluk niteliği yeniden karşımıza çıkar (Ş, 121). Doğa çerçevesi içine alabileceğimiz ve Dıranas’ta sıkça karşımıza çıkan bir tema da buluttur. Öncelikle kendilerine imrenilen nesneler olarak beliriyor bulutlar. “Bakıp imreniyorum akınına Şehrin üstünden geçen bulutların. Belki gidiyorlardır yakınına Rüyamızı kuşatan hudutların.” dizelerinden anlaşılacağı üzere bu imrenişin nedeni, bulutların düşlerimizin sınırlarına doğru yol almasıdır. Bu özgürlüğünün yanı sıra bulut; bahar, gölge ve yağmur demektir (Ş, 78). Ahmet Muhip, onların hangi iklimden gelip hangi diyara gittiğini sorgular. Tohum ve bahar olarak görülen bulutlar, aynı zamanda vefalı bir sevgilidir. “Gökyüzü bir sonsuz rüya denizi; Besleyen onlardır düşlerimizi. Her akşam peşinde götürür bizi, Aşarken dağları bir bir, bulutlar.” dizelerinde ise bulutların düşlerimizi besleyen birer nesne olarak görülmesi ilginç bir yaklaşımdır (Ş, 81). “Dağ” da Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinde sıkça işlenmiştir. “Dağlara”, “Ağrı”, “Güven”, “Dağın Ardında Güneş Battı”, “Dağdan Aşağı”, “Yemin” şiirlerinde dağ teması kuvvetle işleniyor. “Köroğlu gibi hür yaşarım orda ben.

Ne isteklerime vurulmuş pıranga Ne de aşkın sonu vardır o dağlarda; Sen var, ağaçlar gibi her yıl yemişlen!” dizelerinde de görülebileceği gibi şair, dağda yaşamayı bir çeşit özgürlük olarak kabul ediyor. Dıranas’ın ileri sürdüğü başka bir düşünce ise dağların aşkı ve doğurganlığı artıracağıdır. “Havada başıboş tüy gibi uçarak” dizesi de dağın insana özgürlük getireceği inancının altını çizmektedir (Ş, 89). Dıranas, “Ağrı”da klâsik dağ tema’sını aşarak bu temanın içine birçok düşünceyi sıkıştırabilmiştir. Ağrı dağı için yazılan bu şiir, bir anlamda Dıranas’ın senfonisi gibidir. İlk dizelerde Ağrı’nın insanüstü yüceliği belirtilir. Bu yücelik, bu dev görüntü ilginç biçimde şaire bir rahatlık verir. Ardından kuşku ve insanlık sorgulanır. Aklın sınırlılığı üzerinde durulur. Ağrı’da doğanın güzelliği özellikle belirtilir. Pişmanlık, iç sıkıntısı, zevk, günah, kirli geçmiş, inançsızlık, Tanrı gibi kavramlar imgelerin içine yedirilmiş biçimde şiirde yer bulur. Güneş, ilkel toplumlarda olduğu gibi bir tanrıça gibi algılanıyor. Korku ve umutsuzluk ruh hâli anlatılır. Güneşin yanı sıra ateşe ve aya sesleniş vardır. Dünya macerası sorgulanır. Sonsuzluk, yine bu şiirde de bir dağ ile birlikte yan yana söylenir. Ölüm, yaşam, yaşama sevinci, mutluluk, düş, barış, gam, sevmek, aldanış, avunuş gibi kavramlara hafif vurgular yapılıyor. Ağrı’da dağ, gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği bir yer ve Tanrı’ya giden bir yol olarak belirtiliyor (Ş, 90). Dağ tema’sını işleyen şiirlerde dikkatimizi çeken bir nokta da dağın hem tanrısız, hem şeytansız oluşudur. Bu hâliyle dağ, tek başınadır (Ş, 99). Dağa kaçma,

orada yaşama özlemini dile getirir zaman zaman şair. Dıranas’a göre doğa, insanı kirinden, günahından arındırır. Orada esen ve şen biçimde yaşayabilir insan. Ahmet Muhip’te yağmur da, bulutlar gibi doğanın bir ögesi olarak yer alır. “Yitik gönüllerin yardımcısı olur Bulutumdan çisil çisil inen huzur.” dizelerinde görüldüğü gibi yağmur, yitik gönüllere yardım ederken aynı zamanda onlara huzuru da getirir (Ş, 122). Kuşlarla, rüzgârla, günle, geceyle, renklerle doğa o kadar güzeldir ki kendine özgü sesleriyle, güzelliğiyle insanı bağrına çeker (Ş, 154). “Şairin dağlara, gökyüzüne yönelişinin bir başka sebebini de şehrin sıkıcı ve sınırlı yaşayışından, cüceleşmiş, hurdalaşmış insanlarından uzaklaşmak arzusu yanında Tanrı’ya, sınırsızlığa, sonsuzluğa kavuşmak ihtiyacında aramak gerekir.” (Çınarlı, 1980, s. 5)

2.3.2.1.3. Ölüm Yaşlılığın bir uzantısı olarak ölüm üzerinde vurgu yapılır. Severken içinde bir sızı, bir keder duyar şair. Çünkü her öten kuş, her akan su onu bilinmez bir yolculuğa çağırır (Ş, 27). Ahmet Muhip, karanlıkla ölümü, “Ki karanlık ölümdür.” diyerek eş değer iki kavram olarak kabul eder. Ölümden sonra yine görülmenin, dirilmenin olacağını ve insanın böylece arınacağını dile getirir. Sevgiliye, öbür dünyada buluşmak için kıyamete dek bekleyeceği mesajını verir. Ölüm gerçeği olduğu için aslında ömür, varla yok arası bir kavramdır (Ş, 29).

Gökyüzü, deniz, özlenen limanlar, yanan yıldızlar, anneler, kızlar; yani iyi ve güzel olan her şey uzaktayken yalnızca ölüm hep yakınımızda olarak gösterilmiştir. “Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm, Her yerde, her an yakınımız, ölüm.” (Ş, 45). Ölüm duygusu karşısında âdeta uykuya bir sığınış vardır. “Ruhum gemiler uğramaz bir liman” olduğuna göre uyku, yalnızlığı da unutturacaktır bir süre için. Zamanın işleyişi yalnızca korku getirmektedir. Artık sonsuzluk görülmez olur. “Al beni rüzgâr! Kül et beni volkan!” dizesinde her şeyiyle sevilen bu evrene karışmak isteği vardır. Ölüm karşısında belki bu durum, sonsuzluğa erişmek olacaktır. Bu yaman duygu ölüm karşısında, pişmanlık duygusu devreye girer (Ş, 46). Bir ölünün ayaklarını gören şair, ayakların canlı olabileceği düşüncesine kapılır bir an. İki ayak, ölüme yenilen başa şaşkın şaşkın bakmaktadır. Umut peşinde yürüyen bu ayaklar, şimdi bir bakıma özgür kalmıştır. Bir anlamda ölüm özgürlük getirmiştir (Ş, 110). Korku, tedirginlik, keder duyguları ve çeşitli yerlerden gelen boğuk sesler kişiyi bir bilinmezliğe çağırır. Ölümün bu karamsar duygular eşliğinde yakın olduğu hissettirilir (Ş, 111). Ölümün; günlük, olağan işleri yaparken ansızın, ancak doğallıkla geldiği; ölülerin ise yaşayanların hafızalarında yaşamaya devam ettikleri düşüncesi işlenmiştir (Ş, 114). Yaşarken edindiğimiz birikimler, ifade etmek istediğimiz şeyler ölümle anlamsız hâle gelecektir, düşüncesi savunulur (Ş, 135).

Gök mavi, yer bolluk içindeyken kendi ölümünü düşünür şair. Bedeninin yere göğe sığamayacak kadar büyüdüğünü hayal eder. Canı, geçici bedenini bırakarak bilinmeyen bir yerlere doğru gider. Ölümden sonra beden ve ruh, iki ayrı varlık gibi birbirinden uzaklaşır. Bütün bunlara karşın geride kalanlar için yaşam bir şenlik olmaya devam eder (Ş, 136). Ölüm düşüncesi içindeki insan; baktığı her yerde, attığı her adımda ölüme dair bir belirti, bir iz görebilir. “Gün bir mezarlıktır sanki, bulutlar Kızıl bir toprağa dikilmiş putlar.” dizelerinde günü mezarlığa benzeten böyle bir düşüncedir. Bu düşünceler içinde içimizde sonsuz bir azap başlar (Ş, 138). Ölüm düşüncesi bir karabasan gibidir. Bu düşüncenin eşliğinde insan; her şeyi olumsuz, karamsar olarak görür. Korku, kin, kıskançlık duyguları boy verir. İnsan için bir işkencedir her şey. Ömür, bir tren yolculuğu gibi bir gün bitince insan rahata kavuşacaktır (Ş, 139). Ahmet Muhip; “ölüm konusunu bir acıma, bir korkma duygusu ile değil, yaşamanın düşündürücü bir olayı diye ele aldı. Ölümü değil, ölümle insanın aldığı yepyeni bir görünüşü dile getir”di (Ağaoğlu, 1978, s. 75-76).

2.3.2.1.4. Hüzün ve karamsarlık Evrenin bütün güzelliklerine karşın Dıranas’ta hüzün vardır. Sevgili, bulutlar, güneş, yıldızlar, gemiler her şey hoşken iki gözün iki çeşme olmasını, o ünlü nedensiz iç sıkıntısına bağlayabiliriz ancak. Ahmet Haşim’in “melâl” dediği, Charles Baudelaire’in Fransızca herhangi bir sözcüğü yeterli bulmayıp İngilizce

“spleen” sözcüğünü yeğlediği işte bu duygudur. Edebiyatımızdaki bazı incelemeciler, bu duygudan hareket ederek birçok şair gibi Dıranas’ı da sırf bu gerekçeden Boudelaireyan ilân etmişlerdir (Ş, 44). “Karım bana soruyor: «Sana ne oldu? Neyin var?» «Hiç» diye susuyorum. Ama bir hoşum, avara.” dizelerinde görüldüğü gibi Ahmet Muhip, bu duyguya “avara” adını takıyor. Bu duygu; nedensiz bir iç sıkıntısını, hiçliği, başıboşluğu da beraberinde taşıyor (Ş, 62). Ahmet Muhip’te acı, boşluk ve karamsarlık yoğun biçimde karşımıza çıkıyor. Eşi Münire Dıranas’ın “Hüzün bir ömür boyu, her yerde, onun yakasını bırakmamıştır.” (M. Dıranas, 1990, s. 44) sözü, Dıranas’ın şiirleri için daha bir anlam kazanır. “Aynı siyah güneş, aynı siyah, Aynı susayış, aynı koşuş, aynı… Of… hep aynı şey, aynı şey, aynı şey, Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…” Öylesine yoğun ve bunaltıcı bir duygudur ki bu, güneşi bile kapkara gösterir. Ve her şeyi tekdüzeleştirir. Yaşamın anlamını yok eder. Bu karamsarlık, her şeyi olanaksız olarak gösterir insana, en küçük şey omuzlara yüktür (Ş, 104). Bu duygudan kurtuluşun ilâcı, “Ey gece! kapını üstümüze kapa.” diye seslendiği gecenin koynunda saklıdır (Ş, 109). Hüzün, “biteviye” içimizde şarkısını söyler. “İhtiyar kızlar”, “kara kefen”, “siyah meyva”, “korku” kavramları aynı duygunun bir uzantısı olarak ortaya çıkarlar. Bu karamsarlık içindeyken Tanrı’ya sığınış vardır (Ş, 107).

Karamsarlığı yaratan kimi zaman yaşamın kendisi olabiliyor. Yaşam, insana bin bir güzelliği sunarken aynı zamanda çeşitli zorlukları da karşısına dikiyor. Yaşam yolunun engelleri, insanı öyle yerlere götürüyor ki ister istemez karamsarlık ve hüzün onun yazgısı oluyor. Şu ya da bu nedenle genelevde çalışmak zorunda kalan kadınlar; “Onların iki yana dizili yüzlerinde Kalmamış gibiydi bir damla ışıktan eser Ve körler gibi, sanki elleriyle derinde Yitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer.” dizelerinde betimlendiği gibi yaşayan ölülerdir sanki (Ş, 108). Sokakta bedbaht olan yalnızca düşmüş kadınlar değildir. “Adamlar”da saçları ışıksız ve yüzleri dağınık biçimde sokakta gözükürler. “Umut gözlerinde ölü bir bakış, Çığlık bir bükülüş dudaklarında; Bulamadıkları nedir ki, yaz kış Dolaşırlar şehrin sokaklarında?” dörtlüğü bize adamların gayesizliğini anlatır. Belki bu amaçsızlık, bir umudun olmayışı karamsarlığı doğurmuştur (Ş, 109). İnsan, yaşama başlarken elbette umutlar taşır; hayalleri, düşleri vardır. Dünyayı tozpembe gördüğü yılları vardır. Ancak; “Dolu bir testi idim ben, Baş aşağı ettiniz beni; Eh, boşalıverdim derken…

İyi mi ettiniz yani?” dörtlüğündeki gibi çeşitli dış etkenlerle kişinin içi boşaltılır ve anlamsız, gayesiz bir boşluğa düşer (Ş, 113). Bu karanlık, bu ağır ortamda bile şair; “Her şey uyuduğu zaman Kıracak zincirlerini Gecede uyanık adam” dizeleriyle bir umut olmasa bile, bir beklentiyi dile getirir (Ş, 118).

2.3.2.1.5. Yaşlılık Dıranas, yazın geçip gitmekte olduğunu anlatırken gerçekte gençliğin bitmekte, yaşlılığın başlamakta olduğunu vurgular. Yaşlılıkla birlikte umutlar, aşklar, güzellikler de yok olacaktır. Ağır ağır gelmekte olan yaşlılık karşısında Ahmet Muhip çaresizdir ve sıkıntılıdır (Ş, 26). Yaşlılıkla birlikte kalbin eskisi gibi heyecanla çarpmayacağı, dudakların aşk dolu, umut dolu sözleri söylemeyeceği; olumsuz düşüncelerin üstümüze üşüşeceği ve gözyaşımızın döküleceği belirtilir (Ş, 26). Yaşlılık düşüncesi güzle sökün edip gelir. Yaşanan günler bölük pörçük hafızadadır, dört yan karamsarlık ve olumsuzluklarla donanmıştır. Kafada uykusuzluğa benzeyen garip bir hâl, düşünceler hâkimdir. Bir gül dalından kopmuş gibidir şair için (Ş, 61). Yaşlılıkla birlikte umutlar sarsılsa; yalnızlık, terk edilmişlik duyguları kalbi sarsa da şair; “Gelmedi gün daha, çalmadı saat,

Daha uçurmuyor beni bu kanat; Sabırsızlanma, ey kapımdaki at! Güneş daha gözlerimi yakıyor.” dizelerinde hâlâ güneşi teninde, yaşama isteğini yüreğinde duyabildiği için teselli bulmaktadır (Ş, 82). Gençlik boşuna bir çaba olarak aynalarda aranır. Bu arayış gereksizdir, artık yaşlılık gelmiştir. Yaşlılar, elleri böğürlerinde ölüler gibi dolaşmaktadırlar (Ş, 106). “Yaşlandım; güneşim batıyor. Gece Yaklaşmada sinsi, sessiz ve sonsuz. Biliyorum; her şeysiz, sensiz, bensiz Yiteceğim, karanlıklar içinde.” dizelerinde başlayan Ahmet Muhip Dıranas, sonun sinsi ve sessiz biçimde yaklaştığını görerek biraz daha evrene karışmak, biraz daha kendini tanımak, biraz daha sevgiliyle baş başa olmak ereğini duyar içinde (Ş, 152).

2.3.2.1.6. Sonsuzluk Sonsuzluk duygusu, Dıranas’ın bütün şiir evrenini âdeta sarıp sarmalamıştır. “Ahmet Muhip’in şiirinin hemen tüm bölgelerinde bir «sonsuzluk özlemi»ni duyumsamak mümkündür. Öyle ki bu özlem giderek onu şiirinin en hâkim duyarlığı hâline gelecektir. Yer yer bir coşku ve gönül genişliği içinde kendi sınırlarından taşıp bir sonsuzluk özlemiyle kanatlanmaktadır Dıranas.” (Ocaktan, 1990, s. 39)

Ahmet Muhip Dıranas, sonsuzluğu; geçmiş, şimdi, gelecek ekseni üstünde geliştirir. Sonsuzluk, gerçek yaşamda olabileceği gibi anımsamak ve düşünmek eylemleriyle bilincimizde de kurulabilir. Onun varlığı, kimi zaman karşıt ögelerle verilmeye çalışılır. “Aynalara bakma, aynalar fenalık; Denizi, sonsuz olanı düşün artık.” dizelerinde Hilmi Yavuz’un da belirttiği gibi aynalar sonlu, deniz sonsuzdur (Yavuz, 1999, s. 178). Burada seçilen iki simge üstünden ve karşıtından da güç alınarak sonsuzluk yüceltilmiştir. “Oradayım hep ben, orada, derinde” dizesi de sonlu olmayışı, hep var oluşu gösteren bir anlatım içerir (Ş, 43). Resim; ölümsüzlüğü ve sonsuzluğu elde etmenin bir yolu olarak gösterilir. Çerçeveye alınan an, dondurulmuş biçimde de olsa geleceğe aktarılmış olur. “Şimdi çerçevede mahpus yaşamaktadır, Alnında o yaman ölmezliğin zaferi; Uzak bir rüyada yüzer gibi gözleri, Artık ne gülmekte ne ağlamaktadır.” dizeleri bu ölmezliği anlatır. Ancak bu ölmezlik, ne gülmenin ne ağlamanın olduğu, canlılık içermeyen bir durumdur (Ş, 18). Dıranas’ta, doğadan ve doğanın varlığından hareket ederek Tanrı’nın bir sonsuzluk duygusu uyandırdığını saptıyoruz. “Penceresindeki adam, Yüzünde ne sevinç, ne gam,

Alabildiğine geniş Gözlerini ufka dikmiş Sanki bir ebediyete Bakmada hayret içinde.” Kendiliğinden oluşan ya da insanın dışında var olan bu sonsuzluk, insanda hayrete yol açacaktır (Ş, 47). Sonsuzluk, kimileyin aynı zamanda tarihsel bir anlam ve değer taşıyan “çınar” simgesi ile birlikte verilir. “Göklerle kucaklaşan dallarında çınarın Yeşil bir sonsuzluk ve sevinçleri kuşların… Nedir bu yaslı özlem, durup dururken, sende? Gel, vatan tutalım bu çınarın gölgesinde.” Çınarın göklerle kucaklaşması ve “yeşil bir sonsuzluk” kavramıyla doğanın kendiliğinden sonsuzluğu anlattığı vurgusu yapılmıştır (Ş, 59). Dıranas’a göre sevgilinin güzelliğinde bir çeşit sonsuzluk duygusu vardır. Bu sonsuzluk, ölüp dirilmelerle gerçekleşen bir tür “tenasüh”tür. Bedenler değişse de canlılık ve yaşam hep sürmektedir. “Sonsuzsun bu ak güzelliğinle! Ölüp, ölüp de her an sevginle Dirilmek… bir, bir daha, bir daha…” (Ş, 11)

2.3.2.1.7. Yaşama sevinci Doğasıyla, düşleriyle, sarhoşluğuyla yaşamak; olağanüstü bir olgudur. Ancak bütün bu güzelliklerin tek hüzün kaynağı, bir daha onu görememek, yaşayamamaktır. Yine de yaşadığımız sürece evrenden, doğadan, şarkılardan, danstan gönlümüzce, doya doya yararlanmamız en iyisidir (Ş, 58). Yeşiliyle, mavisiyle, sarısıyla; çiçeğiyle, denizi, kırıyla doğa; içimizde yaşama sevgisi uyandırır. Yaşlılık, ölüm düşüncesi başımızın üstünde dönüp dursa da içimizdeki yaşama isteğini yok edemez (Ş, 60). Yaşamın bin bir sıkıntısı, zorluğu, engeli vardır. Ancak insan, bir yığın engeli aşarak, aşamadıklarını kanıksayarak mutlu olmasını bilir. Böylece yaşama sevincini elde eder (Ş, 74) Kimi zaman şen biçimde, kimi zaman sıkıntılar çekerek, var oluşumuzu sorgulayarak, ölümden korkarak yaşam geçer gider. Yine de “eken insan, veren toprak” olduğu sürece insan, dünyada var olacak ve yaşama sevgisi bizi kavrayacaktır (Ş, 115). Hüznün yanı sıra “gül, söz ve saz” da vardır. Bu evren, bir yas evreni değildir. Yaşama gözyaşı ve acı katmamalı; evreni bir şenlik alanına dönüştürmelidir. Ölümü, kalımı düşünmeden mutlu olmayı bilmek gerekir (Ş, 153). 2.3.2.1.8. Yurt ve kahramanlık Anadolu’da dağ başları, ıssız yerler pek tekin değildir. Düzene karşı çıkanlar, haydutlar, eşkıyalar cirit atmaktadır orada. Ancak böylesi tehlikelerden bizi koruyan, güvencemiz olan askerimiz vardır. Askerin varlığı hayduta, eşkıyaya korku verir (Ş, 98).

Dıranas, asker motifinden sonra düşlere dalarak ordu geleneğimiz içinde önemli bir yer tutan atlıları anımsar. Ellerinde kılıçları, hızlı atlarıyla zaferi yurda hediye ederler (Ş, 129). Eski zamanları düşlediği “Yurt” şiirinde “at üstünde ölen kahramanların” nal seslerini işitiriz. Hanlıklar dönemi, kılıçlar, atlılar, bozkır, dişi kahramanlarla tam bir uzak geçmiş hayali kurulur (Ş, 131). Ele bayrak alındığında, bu gidiş, bu yürüyüş düğüne gider gibi yapılır. Savaşta bayraktarlar öldükçe diğer askerler bunu üstlenirler. Bir gün mutlaka öleceğimize göre bayrak eldeyken vurulup ölmek, ölümlerin en yücesidir (Ş, 130). Atları, vadileri, bayrağı, sınırları ile Anadolu, onun dizelerinde belirir. Baştan başa uzanan gökyüzü, yaylılar, savaş türküleri ile Anadolu dramı sezdirilir ve Anadolu, sonsuz bir duyguyla kucaklanır (Ş, 132). Ahmet Muhip’te yurt kavramı somut bir coğrafya ile değil, daha çok soyut çizgilerle oluşturulmuş düşsel bir Anadolu ile ifade edilir. Bir masalı yaşar gibi, bir rüyayı anlatır gibi Orta Asya’yı, Osmanlı Anadolusu’nu hatırlatan resimler çakıp çakıp söner. Şair, eski Türk yurtlarını mazi sevgisiyle, tarih duygusuyla, özlemle dile getirir. Cumhuriyet coğrafyasının çizgileri daha belirgin olmakla birlikte simgesel belli yer adlarıyla yetinilir: Ağrı ve çevresi, İstanbul, Sinop gibi. Anadolu, belli bir korku, uzaklık ve yalnızlık duygularıyla anılır. Her şeye karşı yurt ve bayrak uğruna ölmek erdemli bir davranış olarak değerlendirilir.

2.3.2.1.9. Zaman

Dıranas’ta, Bergson’un “Yaşanan zaman, yani an, ancak anımsanan zamanla bir köprü oluşturduğu için önemlidir; çaya batırılmış bir madelaine, eğer kişiyi geçmişin gömülü esrarına taşıyabiliyorsa, yaşanılan an’ın gerçekliği kanıtlanmış olur.” (Parla, 2001, s. 264-265) diye tanımladığı “duree/an”, önemli bir zaman göstergesi olarak belirir (Ş, 15). An, özellikle “gündüzün geceyle buluşan noktasında” en fazla kendini gösterir. Bu, âdeta Tanpınar’ın “Kaç defa uzun ve başıboş bir gezintiden sonra otelime dönerken bilmediğim bir tarafta ince bir zarın, sırçadan bir kubbenin birdenbire çatlayacağını ve bu altta birikmiş duran zamanın, etrafımdaki manzaraya, zihnimdeki hatıralara ait zamanın , bugüne yabancı bin bir özellikle, bendini yıkmış büyük sular gibi dört yanı kasıp kavuracağını sanarak korktum.” (Tanpınar, 1994, s. 108) sözleriyle betimlediği; iki anın arasında kalan boşluktan zaman ötesine geçmenin mümkün olabileceğinin düşünüldüğü bir noktadır. Âdeta her şey durur, zaman işlemez, orada evrenden bir çıkış, bir kara delik söz konusudur. “Ömrün ve ölümün güzelliği”nin söylendiği “bir altın devir” başlar. Özellikle “Selâm” şiirinde öyle sonsuz bir zamanla karşı karşıya kalırız ki “senelerce, senelerce evvele” ve “senelerce, senelerce öteye” gidip gelmek olasıdır. Ancak bu, bilinçte gerçekleşen zihinsel bir yolculuktur. Proust gibi geçmiş zaman ve güzelliklerine doyulmamış zamanlar aranırken “kalbimizde doğmuş ve ölmüş anlar” dahi önemsenir. Bu saptamadan anlarız ki Ahmet Muhip Dıranas, yitik zamanın avcısıdır. Hiç gerçekleşmeden yitirilmiş, doğarken ölmüş, küçük bir an için görünüp kaybolmuş zamanlar onun yolculuğunun nedenidir (Ş, 15).

Geçen zaman, pişmanlığı yedeğinde sürükler. Burada içi yeterince iyi doldurulmamış; kalbin heves ettiği gibi yaşanmamış ve geri dönülmeyecek bir noktada pişmanlıkla anılan günler söz konusudur (Ş, 73). Zamanın, acımasız bir şekilde hızla akıp gidişi Ahmet Muhip’te belirtilen bir başka durumdur. Zamanı gün, ay, yıl, yüzyıl olarak bölsek de o, aslında bir ırmak gibi sonsuzca akar durur. Hiçbir ad, hiçbir tanımlama, hiçbir betimleme onu durağan bir kalıba sokamaz. Çünkü onun karakterinde akıcılık, geçicilik vardır. Acımasızlığını da bu karakterinden alır. Bu hâliyle zaman bağışlayıcılığı olmayan yüzüyle belirir. Bu bağlamda sonsuz zamanın içinde ömür, ölüme kadar sürecek olan bir tutsaklıktır (Ş, 117). Zaman, yaşlılıkla birlikte tatlı anları da geride bırakmıştır. Bütün teselliler ortadan kalkmış, bütün umutlar yıkılmıştır. Ve zaman, karamsar bir tablonun içine hapseder şairi artık (Ş, 125). 2.3.2.1.10. Umut Karamsarlığa, iç sıkıntısına, yalnızlığa ve ölüme karşın az da olsa Dıranas’ın dizelerinde umuda yer vardır. “Binmişim bir gemiye -Ve böyle biteviye GidiyorumBir diyar olsa gerek.” dizelerinde bu beklentinin bir bahardan çok daha büyük olan bir dünya özlemi olduğu belirtilir. Şairde, her türlü olumsuzluğa karşın daha iyi, daha mutlu, daha eğlenceli bir dünya umudu vardır (Ş, 79). “Bilir misiniz, bizden uzaktakiler

Neler taşır size her gün şu gemiler? Aşarak binbir dağdan, engin denizden, Bilmedik yerdeki kardeşlerinizden Umutlar.” (Ş. 112) dizelerinde açıkça görüldüğü gibi umut hep uzaktadır. Hatta deniz aşırı ülkelerdeki bilmediğimiz kardeşlerimiz bizim için bu umudu saklamaktadır. Bu umut reel değil; daha çok bir düştür. Orada onun olup olmadığı belli değildir; ancak var olduğu öngörülmektedir. Gerçi umudun doğasına da uygundur bu durum. Umut, bir gerçeğe karşılık gelmesi ölçüsünde değil, hissedilen bir hedef olmasıyla insan yaşamında vardır. Üzüntünün, iç sıkıntısının ilâcı umuttur. Düşle birlikte gelen umut, hazla insanı kucağına alır.

2.3.2.1.11. Yalnızlık Yalnızlık Dıranas’ta iç sıkıntısı ve karamsarlığa yakın bir duygu olarak kendisini gösterir. Sosyal bir varlık olan insanın tek katlanamadığı şey yalnızlıktır. Bu duygu birçok şair tarafından bu evrensel yönü yüzünden işlenmiştir. “Buğulandıkça yüzü her aynanın Beyaz dokusunda bu saf rüyanın Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış Sırf unutmak için, unutmak ey kış!

Büyük yalnızlığını dünyanın.” dörtlüğünde ilginç bir simge karşımıza çıkar: “Kamış”. Pascal kamışı insan olarak kabul eder. Dıranas’ın da Pascal’a göndermede bulunarak kullandığı bir eğretilemedir bu. İnsan, iç dünyasına göre tek ve yalnızdır. Burada yalnız insanın değil, dünyanın yalnızlığından söz edilmektedir. Kamış, dünyanın yalnızlığını unutmak için göğe uzanır, yani insan yalnızlık duygusundan kaçmak için Tanrı düşüncesine sığınır (Ş, 57). “Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta; Milyonlarca sunu, adak sana, Tanrım! Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta, Hiç olmazsa bir ayna ver bana, Tanrım!” dizelerinde yalnızlık, kalbi çatlatacak denli yoğundur. Dıranas, burada insanın ötesinde bir nesnenin bile yalnızlık duyabileceğini anlatır. Yalnızlık için en azından bir “ayna”nın istenmesi de anlamlıdır (Ş, 145). “Tanrı çekip gitmiş, koyup beni yapayalnız Odsuz ocaksız, yolsuz yordamsız, dermansız” dizelerinde yarattıktan sonra Tanrı’nın insanı dünyada yapayalnız bıraktığı sitemi vardır. Yalnızlık insanı evsiz, güçsüz, yolsuz bırakmıştır (Ş, 157).

2.3.2.1.12. Düşler “Artık bir pencerenin önünde, ne kaldı Oturup geçen dünü düşünmekten başka Ne kaldı yaşamaya üşenmekten başka?

Deme. O masalların geceleri geldi.” (Ş, 54) Yaşlılıkla birlikte ölüm düşüncesi de çıkagelir. Ancak yaşlılık ve ölüm karşısında mutsuz olmak değil, mutlu olmanın yolunu bulmak gerekir. Bunun da tek yolu düşlerdir. Gençliği, geçmişi düşlemek yaşlılıkta en iyi sığınaktır. “Kurulmuştu benim adıma bir saray, Çevresini dolanmış gümüşten bir çay; Ve açlar geçiyordu hep alay alay, Sonra sayısız tutsaklarım ve ordum.” (Ş, 83) Düş, insana öyle olanaklar sunar ki hayal ettiğimiz başka ülkelere kolaylıkla gidebiliriz. Geçmiş bir zamanda sarayı, ordusu, iktidarı olan bir padişah olabiliriz. Bozkırda kıl çadırlarda yaşayabiliriz. Bir trenle çok uzaklara gidebilir ya da çocukluk günlerimize geri dönebiliriz. İnsanoğlunun en son umudu düşlerdir.

2.3.2.1.13. Erotizm “Parkta Serenad” şiirinde şiddeti giderek artan bir erotizm vardır. Kadın ve erkek içgüdülerine boyun eğerek istek ve aşkla birbirlerine doğru sürüklenirler. Dudaklar ve yapraklar birbirine karışır. İki bedenden çıkan ateş, handiyse Sibirya’yı ısıtacak denli yoğundur. Parkta başlayan bu aşk sahnesini ıhlamur, gül gibi çiçek kokuları daha bir tahrik eder. Okşamalarla ortaya çıkan bir açlık söz konusudur. Bu iki beden doğanın içinde hazla öylesine bütünleşirler ki o anda ölüm bile gam değildir artık. Son dörtlük erotizmin doruğunu işaret eder:

“Erkek susamış yılan gibi sokulgan, kıvrak Uzanıyor gözlerine; Bir şey boşalıyor lık lık lık, kadında sıcak Bir kan gibi ta derine.” (Ş, 34) Şiirin tamamı olmasa da “Fahriye Abla” şiirinde de kimi erotik ögeler vardır. “Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla” dizesinde gerdan; “Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.” dizesinde ten; “Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin / Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla” dizelerinde kısa etek ve açık saçık şarkılar erotik ögeler olarak değerlendirilebilir (Ş, 65).

2.3.2.1.14. Geçmişe özlem Geçmişe özlem, tamamıyla bir şiire egemen olmadığı durumlarda da kendini gösteren bir temadır. Geçmişte yaşanmış güzel günler, mutlulukla geçen zamanlar, yaşanmış aşklar düşünülüp özlemle anımsanır. Çünkü her şey değişmiştir, özlem geçmişi yeniden kurmanın tek yoludur artık (Ş, 147). “Mutluluklar şehri bir İstanbul’du, Şiirler, buluşmalar, aşklar… şimdi Akşam olan bir gün gibi son buldu; Ne şiir kaldı, ne aşk, ne beklenti.” (Ş, 148) Kimi dizelerde Dıranas’ın, çocukluğunun İstanbul’unu özlediği görülür. O zamanlar İstanbul bir mutluluk şehridir. Şiir ve aşk vardır o şehirde. Eskinin ölümsüzlük ve zafer şehri, şimdi yenilgiler ve yaslarla doludur. İstanbul’a bağlı

olarak gençlik günleri anımsanır. Boğaziçi, bir beton yığınına dönüşmüştür. Aşkın yerini, ayaküstü yarı sevişmeler almıştır. Acımasız bir yaşam mücadelesi vardır şimdilerde. Masal dünyasına benzeyen İstanbul değişmiş, yalılar yıkılmış, kayıklar yok olmuştur. Artık eski İstanbul’u, eski güzellikleri hayal etmek bile zordur (Ş, 148-151).

2.3.2.1.15. İnsan sevgisi ve dostluk Bir insanlık dramı olan açlık karşısında insan damarı kabarır şairin. Sonra insanı, yalnızca insan olduğu için sevmek gerektiğine inanır. İnsan sevgisinden hareket ederek tüm evreni sevmeye doğru gider. İnsanlığı güzellikle yüceltmek gerektiğine inanır. Kulluk, düşüncesinin ortadan kalkmasını ister. Çeşitli aldanışlar için insanlığı uyarır. Bilgisizliği, kini, savaşı insan sevgisinin önünde duran engeller olarak görür (Ş, 146). İnsan sevgisinin bir gereği olarak dostluk kavramı, Dıranas için önemlidir. O, göz nurudur, elimizdir, ayağımızdır. Acımızı da sevincimizi de ancak dostla paylaşabiliriz. Onsuz insan ıssız, yalnız ve akılsız kalır (Ş, 124).

2.3.2.1.16. Kadın “Yalnız uyku örterdi onu: Çırçıplak; meme, karın, kalça. Kır perilerinin oyunu, Başucuna alçalan rüya;” (Ş, 68)

Bir Anadolu kızı olan Kezban, Dıranas’ın ele aldığı kadın tiplerinden biridir. Onu “meme, karın, kalça” ile birlikte verir. Darmadağınık saçlarıyla Kezban’ı bir peri uykusunda anlatır. Kezban tarafından sere serpe yaşanan bu uyku âşığı Köroğlu tarafından olduğu kadar bütün evren için de sonsuz bir şenliktir. Bu dizelerde anlatılan bir Anadolu kızı olmakla birlikte kır perilerinin de işe karışmasıyla bir masal kızına dönüşür. “Elif kara taştan bir köyde yaşıyor, Bir damın sazı, bir ocağın ateşi; Her akşam kanlarla batan bir güneşi Başında ağır bir taç gibi taşıyor.” (Ş, 97) dörtlüğünde şair, köy kızı Elif’i işler. Saz bir damda, ocak başında taçsız bir kraliçe gibi yaşamakta olan Elif; destanlarla, masallarla, ninnilerle büyümüştür. İmkânsızlıklar içinde yaşamakta olan bu kız; aynı zamanda yarının, aydınlık bir geleceğin yapı taşı olacaktır.Ağrı’da, o derin ıssızlıkta, bin yılın geleneğini ruhunda taşıyan ve sonsuza doğru akan bir tanrıçadır Elif.

2.3.2.1.17. Tanrı “Uyandığı zaman gökte yıldızlar İnsan düşünür: belki de Allah var! Tanrısal bir öpüştür söken şafak.” Bu üçlükte; gece, yıldızlar, şafak gibi kozmik ögeler onda Tanrı düşüncesini uyandırır (Ş, 115). “Tümcek, Doğa’nın elinde oyuncaklarız;

Tekrar yapılmak üzre kırılacaklarız.” dizelerinde doğa, Tanrı’nın bir kişiliği olarak görülür. Bu sözcüğün gerek yazımından, gerekse üstlendiği “kader”i yönlendiren rolünden bu durumu anlamak mümkündür (Ş, 158). “İlk kum tanesinden son yıldıza ulanan Ulu toprakta………………” dizeleri, doğa-Tanrı aynılaştırmasının bir uzantısı olarak küçükten büyüğe bütün evreni bir tapınak olarak gören bir bakış getirir. Bu anlayış, gücünü ve hızını “semavî” dinlerden değil; serbest bir doğa dininden alır (Ş, 159). “Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın Özgürlükler üstünde?.. Bir yüce aramanın” dizeleri Tanrı’nın gerekli olup olmadığını sorgular. Bu sorgulama aslında, Tanrı’yı tüm dünya işlerine sokan; böylece özgürlüğe de bir anlamda tehdit oluşturan bir dünya görüşüne karşı yapılır (Ş, 146). “Unutulmuş Tanrı’nın dolaştığı Büyük can sıkıntıları içinde” dizeleri, son çağda insanların Tanrı’dan uzaklaştığını, âdeta onu unuttuğunu anlatır. Geçen yüzyılda sanatta, felsefede ortaya çıkan yeni anlayışlar; bilimde oluşan gelişmeler “itilmiş Tanrı’yla atılmış insanın” varlığını tehdit eder. Tanrı, bir yana konmuş; insan ise eski önemini yitirmiştir (Ş, 147). Bütün bunlardan sonra insanı “Odsuz ocaksız, yolsuz yordamsız, dermansız” biçimde ve kendi yazgısıyla baş başa bırakarak “Tanrı çekip gitmiş”tir. (Ş, 157).

Diğer şiirlerinin aksine “Maşar Dağı”nda tamamıyla Tanrı temasına yer vermiştir Dıranas. Bu şiirde panteizme yer vermeden, onu sorgulamadan, kuşkudan uzak; ancak “semavî” dinlere de bağlanmadan Tanrı sevgisini dile getirir. Ağrı ve Maşar dağlarının büyüklüğü, “Ve iki yüce dağın ardı / Kızıl bir lâleydi Tanrı’dan.” dizelerinin işaret ettiği görüntü, Tanrı sevgisini doğurur. Kişi; gerek iç dünyasında, ruhunda; gerekse evrende onu arar. Evrenin bir yerinde onun olduğunu bilir; ancak hangi pınar başında, hangi ormanda, hangi bahçede olduğunu bilemez. Kişi, en çok boşlukta onu bulmak ister ve “Bir yaralı hayvan bağırıyor / Senden ayrı düşen insanda.” görüşünü dillendirir (Ş, 123). “Ağrı” şiirinde “Günah kapılarının aralandığı” ve “inancın kaydığı bir dipsiz uçurum”da insanın yerleşik inancı sarsılır ve eski çağların pagan anlayışları bilince yansır. Şair, “Sana tapınanlar kardeşimdi benim” diye seslendiği güneşe, ilkel insanın içgüdüsüyle “Kucakla beni, tanrıça, sev, sar beni” diyerek içindeki derin boşluğu doldurmaya çalışır. Bu arkaik tanrıça, sarı saçlarıyla şairi saracak ve kendi taptığını içinde taşıyabilecektir. Oysa, “Ah ne yazık ki bütün insanlık güneşsiz / Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!” dizelerinin dile getirdiği gibi, insanlık bütünüyle inancını yitirmiş ve büyük bir şüphe içindedir. Ki “şüphe, ruhlarda bir engerek gibi çöreklen”di mi (Dıranas, 2000B, s. 195) onu ordan söküp atmak zordur. “Mevlânâ’nın üflediği rüzgâr”dan esinlenerek şair yeniden şüphesinden kurtulup Tanrı’ya ulaşır. Bir ucu Ağrı’da başlayan sonsuzluğun “Bir ucu Allah’ta” sözüyle inancını somutlaştırır (Ş, 91-94). “Ve sular Tanrı’ya varan yoldadır” dizesinde zamanı imgeleyen sular, önünde sonunda insanı Tanrı’ya götürecek bir araç olarak görülür (Ş, 138). 2.3.2.1.18. Bilinmezlik

“Ortalık belli belirsiz; Gün ağartısı başladı. Açılacak üstü şimdi, Nice nice uykuların.” (Ş, 49) Uykuların üstü açılıp evren, o büyük giz kapısını aralarken bilinmezlik örtüsü birdenbire ortaya çıkar. Gizin kendisini gösterir gibi yaptığı zamanlar geceleyin ve uyku hâlindedir. Dıranas belki de bu noktada Tanpınar’ın çok fazla sevdiği “rüya”nın kapısını aralamaktadır. Her şeye karşın insan ne kadar çabalasa, ne kadar yakınlaşsa da bir türlü var oluşun gizini çözemez.

2.3.2.1.19. Çocuk “Bahar sabahlarında bir, iki, üç, beş, on, Altın rengi başları altın bir madalyon Göğüslerini yelken gibi gere gere Ve kollarını doğan güneşe açarak Büyük su’yu özleyen çocuklar, yalnayak Koşarlar dalgaların koşuştuğu yere.” (Ş, 77) Çocuğu olmayan Ahmet Muhip; çocuk temasından, ondan söz etmekten bir yarasının deşilmesinden sakınır gibi kaçmıştır. Bu temayı tekil olarak işlediği “Denizi Özleyen Çocuklar”da çocuğu bir umut simgesi olarak görür. Yıldızlı bir gökyüzü kadar güzel olan çocukların yüzü; özlem ve coşkuyu da beraberinde gezdirir.

2.3.2.1.20. Kaçış “Gün batıyor, gün batıyor Evimi, eşyamı, paramı Nem varsa yaksam ve bir an Kaybetsem kara bir duman Arkasında hafızamı,

Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam…” (Ş, 28) dizelerinde kaçış duygusunu belirgin biçimde görürüz. Günün batışını izleyen bir zamanda şair; ev, eşya, para gibi insanı bir yere bağlayan bütün değerleri bir yana bırakarak, hatta onları yakarak bilinmeyen bir yöne ve yere doğru koşmak, koşmak ister.

2.3.2.1.21. Pişmanlık “Neden sonra Gelin bana, yeniden gelin Harvurup savurduğum anlar!

Doğrulun mezarlarınızdan Boş yere harcadığım günler!

Durun, geçmesin zaman, durun Elimle kurduğum saatler!” (Ş, 84) Har vurup harman savrulan, boş yere harcanan zamanlar bizde pişmanlık duygusunu uyandırır. Ne kadar geçen zamanın yeniden gelmesini, akan zamanın durmasını, beklettiğimiz umutların gerçekleşmesini istesek de bu boşuna bir çabadır. Geçmiş zaman ve gerçekleşmeyen beklentilerin karşılığı ancak pişmanlıktır.

2.3.2.1.22. Sokak “Sokakta gün, sokakta gece, Ben sen o biz kuş ve karınca.

Sokaktan gelir vehimlerim, Sokakta geçer bayramlarım.

Sokakta kibarlar, sakatlar, Alaylar, düğünler, tabutlar.” (Ş, 116) dizelerinde sokak, bütün bir yaşam olarak ortaya çıkar. Kuruntu ve şenlik gibi birbirinden farklı duygular uyandıran yine odur. Kibarı da, sakatı da; yaşayan da ölen de oradadır. Gülmek ve ağlamak gibi keder de sokaktan kaynaklanır. Ancak insana bir anne gibi kucak açan yine sokaktır. 2.3.2.1.23. Unutuş

“Ey unutuş! kapat artık pencereni, Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni; Çıkmaz artık sular altından o dünya. Bir duman yükselir gibidir kederden Macerası çoktan bitmiş o şeylerden. Amansız gecenle yayıl dört yanıma Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.” (Ş, 38) Yalnızlık, keder, hoyratlıklar, pişmanlıklar “unutuşun o tunç kapısını zorlar.” Geçmiş, susmuş ninniler; ister istemez unutuşu çağırır. Gençlikte yaşanan aşklar bitmiştir. Aldanış, yaşamın en güzel meyvesi olarak kabul edilir. Anılar, bize bir daha yaşanmayacak günleri anımsatıp kederlendirir. Bu gamlardan kurtuluşun tek yolu olvido (kurtuluş)dur.

2.3.2.1.24. Tema tablosu Dıranas, şiirlerinde birbirinden farklı birçok temayı işlemekle birlikte belli temalar çevresinde şiirini yoğunlaştırmıştır. Dıranas şiirinin bir özelliği de kimi şiirlerde tek bir temanın değil; şairin bağlı bulunduğu saf şiir okulunun bir niteliği olarak birkaç temanın aynı şiirde işlenmesi; temadan temaya geçişlerin olmasıdır. Hatta aynı şiirde karşıt duyguların yer aldığı bile görülür. “Yeni Bir Yaz Umudu”nda hem ölüm duygusu hem de umudun yan yana yer alması bunun en tipik örneğidir (Ş, 54).

Sıklık bakımından temaları incelediğimizde belli temaların daha yoğun ele aldığını görüyoruz: Aşk 22 % 19.46 Doğa ve doğa sevgisi 21 % 18.58 Ölüm 12 % 10.61 Hüzün ve karamsarlık 9 % 7.96 Yaşlılık 6 % 5.30 Sonsuzluk 5 % 4.42 Yaşama sevinci 5 % 4.42 Yurt ve kahramanlık Zaman 4 % 3.53 Umut 3 % 2.65 Yalnızlık 3 % 2.65 Düşler 2 % 1.76 Erotizm 2 % 1.76 Geçmişe özlem 2 % 1.76 İnsan sevgisi ve dostluk Kadın 2 % 1.76 2 % 1.76 5 % 4.42

Tanrı 2 % 1.76 Bilinmezlik 1 % 0.88

Çocuk 1 % 0.88 Kaçış 1 % 0.88 Pişmanlık 1 % 0.88 Sokak 1 % 0.88

Unutuş 1 % 0.88 toplam 113 % 100

2.3.2.2. İmgeler (İmajlar) Bu bölümün sonunda alfabetik bir listesini verdiğimiz gibi, Dıranas’ta onlarca imge vardır. Ancak biz, daha çok belli düş odakları oluşturan imgeler üzerinde duracağız. Çünkü onlarca imgenin yanında bunlar, organik bütün olarak ve kütleler hâlinde karşımıza çıkmakta ve Dıranas şiirine hayat vermektedir. Birer doku oluşturan imgeler ve kullanım sıklıkları şöyledir: Yaşam (17), bulutlar (16), sevgili (14), düşler (13), yaşlılık (12), gökyüzü (10), güneş (10), hüzün (9), Ağrı dağı (8), güzellik (8), insan (8), ölüm (8), aşk (7), gençlik (7), zaman (7), anılar (6), bellek (6), gönül (6). Dıranas imgelerini kurarken daha çok bir somutlaştırma ihtiyacından hareket etmiştir. Böylece soyut, özgül durumlar elle tutulur hâle getirilmiştir. İmgelerde bir kapalılık, simgesel bir boyut hep göze çarpar. Bu tutumda; iç dünyasını anlatmayı, gizlerini paylaşmayı istemekle birlikte kendisini de ulu orta ele vermek istemeyen bir adamın ikilemi yatar. Dıranas şiirinde kimi kavramların imge kurucu öge olarak hatırı sayılır bir ağırlığı vardır. Su (39), insan (23), çiçek (21), kuş (19), aydınlık (19) ve karanlık (15) kez imge kuran öge olarak saptanmaktadır. Burada dikkatimizi çeken taraf, su ve aydınlığı yan yana getirdiğimizde ortaya çıkan görülmeye değer ışık cümbüşüdür. İstersek, bunların arasına 7 kez yinelenen aynayı da koyabiliriz.

Vurgulanması gereken bir başka nokta ise karanlık ve aydınlık kavramlarının niceliğinin birbirini izlemesidir. Tabiî olarak tablo aydınlığın lehine

sonuçlanmıştır. Siyah zemin üzerine ışık, motiflerini düşürmüştür âdeta. İmgelere yapı bakımından baktığımızda bunların kültür ögelerinden çok doğal ögelerle kurulduğunu görüyoruz. Zincir, gemi, saray, salıncak, put gibi insan icadı ögeler fazla bir oran oluşturmazken yemiş, serap, gece, deniz, ada, at, gül, başak, selvi, kuş, ışık gibi doğal ögeler büyük bir nicelik oluşturmaktadır. Ahmet Muhip; boyu selviye, fidana benzetmek gibi; gözyaşını yağmura benzetmek gibi çok az sayıda yıpranmış ya da anonimleşmiş imgeyi şiirinde kullanmıştır. İmgelerinin çok büyük bir bölümü; “gün bir mezarlıktır” gibi, “ölüm, gece ucundaki çoban” gibi, “yılan ağzındaki elma” gibi orijinal ve kendisine özgüdür. Az sayıdaki imgede Batı mitolojisinin izlerini bulmak mümkündür.

“Gökperdelere şahlanan tanrısal at” (Ş, 94) imgesinde “Pegasos” (kanatlı at) motifi açıkça seçilebilmektedir. “Sirenler durmadan şarkı söylüyor” (Ş, 158) dizesinde kandırmacayı imgeleştiren Sirenler (Seiren) Yunan mitolojisinde “kadın gövdeli, kuş kanatlı ve güzel sesli olarak tanımlanır. (Sonradan) kanatlı olmaktan çıkmış ve yarı insan, yarı balık biçiminde denizkızları diye canlandırılmıştır.” (Erhat, 1997, s. 268) “Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı / Üzerine eğildiği sular vebali midir?” (Ş, 126) dizelerinde sular bir ayna gibi kendisini ona gösterir. Burada nergis çiçeğine adını veren Narkissos efsanesi anlatılır. Bu öyküde Ekho’nun aşkına karşılık vermeyen Narkissos, onun ilencine maruz kalarak ırmaktaki kendi görüntüsüne âşık olur, orada eriyip yok olur. Alıntı yapılan dizelerde sevgilinin anî ölüm nedeni, bu efsaneden esinlenerek sulara yorulmuştur.

2.3.2.2.1. Yaşam Yaşam; zorluklarıyla, güçlükleriyle, sıkıntılarıyla “bir kan çeşmesi”nden bizi içirip “sadece kanla yenen bir ekmek” sunsa da “Tanrısal bir çıra gibi yandığımız” (Ş, 93) bu süreç, insan için yine de anlamlıdır. Dünya denen “o deliler evinde”, “bu düğünde” insan her şeye karşın şendir. Yaşam, deliler evi ve düğün imgelerinde başıboşluk, sınırsızlık yönleriyle anlatılmıştır. Yaşamı en çok gökyüzünde bulur şair. Şöyle diyelim, Dıranas için yaşamın en büyük kanıtı, üstümüzde mavi yüzüyle parıldayan gökyüzüdür. “Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir / Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü” (Ş, 58) dizelerinde ölüm; en çok gökyüzünü bir daha görememek konusunda tehdit oluşturuyor. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Eylül Sonu” şiirinde “Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor; / Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.” (Beyatlı, 1974, s. 59-60) dizelerinde vatandan ayrılışın acısının öncelenmesi gibi, burada ölümün korkunçluğundan çok gökyüzünden ayrılmanın hüznü anlatılıyor. “Ben büyük şarkıları severim, büyük olsun” (Ş, 67) dizesinde yoğunlaşan ve “Büyük Olsun” şiirinin tamamında kendisini hissettiren tavır, yaşamın idealize edilişidir. Burada büyüklükle hedeflenen; 1930-1950 dönemi boyunca Türk şiirinde sıkça işlenen yaşama isteği, yaşama sevincidir. Bu noktada bir arayış ve bir sığınma da vardır. “İnsanın büyük değerlerine sığınma. Kahramanlık ya da aşk, bayak bir tutku ve yücelik. Yaşadığı, tanığı olduğu çağın karmaşıklığı, onu büyük değerlere itmiştir.” (Uyar, 1983, s. 96) Ancak yaşlılıkla birlikte libido (yaşama gücünün bütünü) zayıflar. “Daha uçurmuyor beni bu kanat” (Ş, 82) dizesindeki kanat imgesiyle belirtildiği gibi

insan, yaşama bağlanma isteğini kaybetmeye başlar. “Karıştı… söndü son parıltısı gülümün” (Ş, 54) dizesi, yaşama sevincinin son kırıntılarına karşılık gelir sanki. “Sabırsızlanma ey kapımdaki at / Güneş daha gözlerimi yakıyor.” (Ş, 82) dizelerinde yaşam, güneş imgesiyle verilir ve güneş oldukça, gözlerimiz güneşi gördükçe öyle ya da böyle yaşamın süreceği ifade edilir. Bu noktadan geriye bakıldığı zaman, yaşam, şairi “Yarabbi, nasıl güzeldi o serüven” (Ş, 72) dedirtecek kadar macera dolu, heyecan verici bir süreçtir. Yaşam, bir bakıma oyundur. İnsan “her oyunu(u)u oyna”dıktan sonra anlar bunu (Ş, 14). “Oyun bitti ve her şey yerini buldu.” (Ş, 43) dizesi oyun-yaşam imgesini parıltılı biçimde dile getirir. Yaşamla ilgili imgelerin özeti “Yaşamak… eken insan, veren toprak” (Ş, 115) dizesine sıkıştırılmıştır sanki. Çalışan, çaba sarf eden, emek harcayan insana; toprak, yeryüzü, evren güler yüzle karşılayacak, onu doyuracaktır. Bu ilişki değişmeden, döngü biçiminde yaşam var olduğu sürece kuşaktan kuşağa devam edecektir.

2.3.2.2.2. “Mor gagalarında fecir” bulutlar Dıranas’ta bulutlar zengin bir imge odağı oluşturur. Duman, el, gemi, kadın, kervan, kuş, mabut, put, sevgili, sürü, üzüm, yelkenli, şehir gibi çok çeşitli ve birbirinden çok farklı imgeler bir bütün oluşturur. “Solgun yüzümüzü unutmayan yâr / Ve alnımızdaki eldir bulutlar” (Ş, 81) dizelerinde vefalı bir sevgili ve onun içimizi ısıtan yumuşak eli olarak karşımıza çıkar. Uzun saçlı sevgiliyi, ansızın çıkan rüzgâr tutup “sürür saçlarından”.

Kimileyin bulutlar, “Kızıl bir toprağa dikilmiş putlar” olarak görülür (Ş, 138). Muhtemelen bir akşam güneşi altında kızıl, pembe ve beyaz renklerle oluşmuş bir kozmik resimdir bu. “Ve gözlerimize dolup da bazan / Döken içimize zehir” (Ş, 80) dizelerinde aynı bulutlar, hüzün taşıyıcısı olarak yeniden sunulur. Bulutlar, yaşamımızda yer alan çeşitli araçlarla imgelere dönüştürülür. Kimileyin bize bir şeyler taşıyan gemiye (Ş, 112), kimi zaman içinde yer almaya can attığımız bir kervana benzetilir (Ş, 78). Bulut-kuş imgesinde bir toplanma vardır. Uçuculuk, başıboşluk ve özgürlük ilişkisi, iki kavramı daha fazla bir araya getirmiştir sanıyoruz. “Üzerimizde bir kanat sesi”yle (Ş, 81), “Mor gagalarında fecir”le (Ş, 80) dağlar arkasından akın akın gelen “Bitmez tükenmez bir kuş sürüsü gibi”dir bulutlar (Ş, 80) . Bulut imge odağı içinde yer alan en ilginç iki imge; “sürü” ve “üzüm” imgeleridir. “Sürü bulutlar gece yamaçlarını / Otlayıp yayılıyor gök kırlığında” (Ş, 52) dizelerinde bulutlar sürüye benzetilir. Ancak bu imge o kadar geniş bir alana yayılmış ve o kadar görsel bir boyuta sahiptir ki iki dize âdeta bir film enstantenesi ya da izlenimci bir ressamın elinden çıkan bir tablo gibi sözü çok çok aşan bir genişliğe ulaşmıştır. İki dizede yer alan her sözcük kendi başına bir imgedir; ancak her biri bütünün oluşumu için vardır yine de. Dağdan aşağı süzülen “ak bir bulut salkımı” (Ş, 58) ile üzüm salkımına benzetilen bulutlar, düşünüş açısından özgünlüğe sahiptir. Hem biçim, hem işlev açısından olmak üzere bu benzetme iki sağlam ayak üzerine kurulmuştur.

2.3.2.2.3. Sevgili

Sevgili, daha çok bir gülle (Ş, 126); tüm güzelliklerini sergilemiş, albenisiyle kendisine bakanları etkileyen, yaprak yaprak “açılan bir gül”le (Ş, 19) imgeleştirilmiştir. Güzelliğin, baharın simgesiyle sevgilinin ifade edilmesi

anlamlıdır. Çünkü sevgili getirdiği güzellik ve taze bir aşkla âşığın yaşamını bahara çevirir. Sevgilinin sesi, arzu nesnesi olmasından ötürü “bir kuş sesi”ni andırır (Ş, 19). “Bazı bir yaprak”, “bazı bir rüzgâr” (Ş, 20) olarak doğal ögelerle âşığın karşısına çıkar. Kimileyin “bir kış uykusuna yatan böcek”e (Ş, 53), kimileyin “bir sabaha benzer” (Ş, 11). Bir anlamda âşık baktığı her yerde, doğanın her bir parçasında sevgiliyi görür. Bir kuş, bir çiçek, bir böcek, bir dal doğanın birer enstrümanı olmaktan önce sevgiliyi çağrıştıran varlıklardır. Sevgili, rüyalara “tayf hâlinde kona”rsa da; o, “seven ve yaşayan bir hatıradır” (Ş, 20). Sevgili, güzelliğiyle âdeta putu andırır. Divan edebiyatında sıkça gündeme getirilen put-sevgili ilişkisi hemen bu noktada hatırlanmalı ve şairin geleneğe bağlanma isteği kaydedilmelidir. Sevgili, âşığın gönlünün sultanıdır. İlgiyle takip edilen bir serüvendir ve sonu hayırlı biten bir rüyadır. Ve en önemlisi “özlenen limanlar” (Ş, 45) gibi güvenli bir sığınaktır. Sevgiliden uzaklaşmak demek, fırtınalı bir denizde savunmasız kalmak demektir. Sevgilinin yöresi, sevgilinin yanı ancak tehlikesiz, fırtınasız bir barınaktır.

2.3.2.2.4. “Düşler gülü”

“Al bir at üstünde dörtnal gidiyordum” (Ş, 83), “Sabırsızlanma, ey kapımdaki at” (Ş, 82), “Ben bir hayal atının sırtında” (Ş, 74) ve “Kimi zaman, alır onu bir güveysiz, göksel gelin arabası” (Ş, 71) dizelerinde düşler; at ve gelin arabası kavramlarıyla imgeleştirilmiştir. At, insan düşünün en güzel ürünlerinden biri olan masalların kahramanıdır. Geçmiş zaman insanları için at, hem günlük yaşamın önemli bir oyuncusu hem de hayallerin vazgeçilmez bir ögesidir. Onun sayesinde bilinen ya da bilinmeyen her coğrafyaya gitmek mümkündür. “Düşlerinin durgun, mavi denizinde” (Ş, 94) dizesindeki “deniz”le, “O masalların geceleri kaldı” (Ş, 54) dizesindeki “gece”yle, “göksel gemilerine binip gitmişler” (Ş, 150) dizelerindeki “gemi”yle düşler imgeleştirilir. İnsanoğlu için her daim sonsuzluğu çağrıştıran deniz, elbette düşleri de kışkırtır. Ona açılan, onda yolculuk yapan her gemi; bir bakıma düşler ülkesine doğru yelken açmıştır. “Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam” (Ş, 57) dizesinde belirtilen, bilinen hiçbir şeye benzemeyen bir mavilik yine düşlerdir. Onun bünyesinde hem sabahın tazeliği hem akşamın belirsizliği vardır. Zira mavilik daha çok umudu, iyimserliği içinde barındırdığı için beraberinde düşleri de çağrıştırması doğaldır. Gözlerimizde bir ömür kalan “serabı” (Ş, 94) ile “dalda sark”an (Ş, 82) yemişleri ile “bir düşler gülü”dür o (Ş, 61). Doğal olarak bel bağladığımız, zaman zaman kucağına sığındığımız düşlerin reel bir varlığı yoktur. Baştan çıkartıcı, etkileyici bir görünüme sahip olsa bile o gerçekte bir seraptır. Rengiyle, albenisiyle davet eden bir yemiş olsa bile o aslında bir “masal meyvesi”dir. Kokusuna, rengine, diriliğine vurulduğumuz bu gül, aslında bir düşten ibarettir. Ancak gerçek olmadığını bile bile ona kanmaya, onda teselli olmaya da mecburuz.

2.3.2.2.5. Yaşlılık Ahmet Muhip Dıranas’ta yaşlılığı ifade eden imgeler; güz, yapraksız ağaç, sonbahar rüzgârı, sonbahar denizi, akşam, akşam saati, akşamın kıyısı, gece, kargaşa ve son fecirdir. Yaşlılığı anlatan imgelerin nicelik bakımından akşam ve güz üzerinde toplanması anlamlıdır. Güz-yaşlılık ilişkisinin Türk şiir geleneğindeki varlığı çok uzun bir geçmişe dayanır. Bu çiftin birlikteliğine, hem Divan şiirinde hem de halk şiirinde tanık olmak mümkündür. Bu noktadan gelenek, Dıranas şiirine sızmıştır. “Yaz göç ediyor -Ne yazık, yine güz!” (Ş, 53) diyen şair; gençliğin, orta yaşlılığın geçtiğini, yaşlılığın kaçınılmaz olarak geldiğini üzülerek ifade ediyor. Güz, bir bakıma bir “göçebe düğünü” dür (Ş, 56). Bir dağınıklık, bir melânkoli içinde bu süreç de tamamlanacaktır. İnsan ruhunda uğuldayan “sonbahar rüzgârı”nın (Ş, 60) emeli, ondan bir dal olsun kırmaktır. Burada rüzgâr gücünü; gençliğini yitirmiş, yaşlılığa teslim olmuş insandan alır. “Çıplak kalan ağaçlar”ın (Ş, 55) bir karasevdayı söylemekten başka seçeneği yok gibidir. Çünkü yeniden zamanı tersin tersin yürütmek imkânsızdır. İnsan, “kızıl yaprak dalgalı sonbahar denizi”ne (Ş, 54) benzeyen anılarına sığınmak zorundadır artık. Çünkü ruh “bir rüzgâr, ağaç ve su kargaşasına” (Ş, 125) bürünmüştür. Kaosta, kargaşada yapılacak en iyi şey; sağlam bir dala, gemişimizin önemli bir parçası olan anılara tutunmaktır. “Ve üşüşür olgun başaklara / Akşamın dallarından serçeler” (Ş, 39) dizelerinde yaşlı beyinlerin bir yığın düşünceyle didiştiği, uğraştığı gerçeği dile getirilmektedir. “Ne istersin benden akşam saatinde?” (Ş, 38) diyen şair, akşam saatiyle mutlaka insanın gücünü yitirdiği bu son çağa vurgu yapmak isteğindedir. Bu saatte, bu

çağda artık insanın elinden bir şey gelmemektedir. Artık bir akşamın kıyısına gelinmiştir (Ş, 70). Bir süre sonra bütün ağırlığıyla gece başlar ve gece tüm çetin ve zor yüzleriyle beklemektedir. Çünkü “kardır yağan üstümüze geceden” (Ş, 57). Ömrün sonu gelmiştir. Bu son an için “günü(ü)n son fecri, sonu artık” (Ş, 23) denebilir.

2.3.2.2.6. Gökyüzü “kocaman çiçek” Gökyüzü, Ahmet Muhip Dıranas’ta önemli bir imge dokusu olarak yer alır. Gökyüzü; anne, ayna, deniz, rüya denizi, mavi renk, çiçek, yayla, ırmak, dilsizlik, dost gibi çeşitli imgelerle ifade edilmiştir. Sütünü “emziren anne” ile gökyüzü; sütün bitmezliği, göğün sonsuzluğu bağlamında özleştirilmiştir. Anneye benzetilmiştir; çünkü o “dost gökyüzü”dür (Ş, 121). Billûrluğu, durgunluğu, saflığı ile gök “güzelliği gösterecek ayna”yla (Ş, 55) imgeleştirilmiştir. “Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü” (Ş, 91) dizesindeki gökyüzünün denizle açıklanmasının gerekçesini “Hızla dönen şu mavi var ya üstümüzde” (Ş, 161) dizesi oluşturur. Gökyüzü, deniz ve mavi; çağrıştırdıkları sonsuzluk duygusuyla yan yana gelmiştir. “Renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir?” (Ş, 58) dizesinde mavi ortaklığına ırmak da katılır. O, üstümüzde dönenen sevimli yüzüyle “kocaman çiçek” (Ş, 70); daha da ötesi “gökkırlığında” (Ş, 52) bulutların otladığı bir yayladır. Bu iki imge de içerdiği naiflik bakımından çok hoştur. Gökyüzünü kocaman bir çiçeğe, kocaman bir meraya benzetmek; ancak bir çocuk düşünün işi gibidir.

Bulutsuz, dingin, sonsuz yüzüyle görmeye alıştığımız gök; kimi zaman sıkıntılanır, kararır. O zaman yer “dilsiz gökyüzüyle kısıtlı” kalır (Ş, 99). Mavi rengiyle birçok duyguya karşılık gelen gök; kararıp yüzünü bizden çevirdiği zaman hiçbir şey anlatmaz; âdeta dilsizleşir.

2.3.2.2.7. “Güneş! güneş!” Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim’in şairliğininden söz ederken; özgünlüğü ve tuhaf denebilecek hayranlığı bakımından şairin bakış açısını, primitif insanınkine benzetir (Tanpınar, 2000, s. 297). Aynı ilkelin doğaya bakışını, Dıranas’ın güneş imgelerinde bulmak mümkündür. Dıranas, ilkel insan gibi, “ölümsüz ece” olarak nitelediği güneşi, “Kucakla beni, tanrıça, sev, sar beni” diyerek tanrıça katına çıkartır (Ş, 91) . Güneş; kimi zaman sarı saçlarıyla âşığın aklını başından alan bir sevgilidir (Ş, 91). Kimi zaman mitolojik bir atmosfer içinde “gökçegelin gibi Ağrı’dan” (Ş, 123) doğar. Kimileyin “ağaçlardan sarkadur”an (Ş, 44) meyveyle, kimileyin “altın bir manto” (Ş, 56) ile imgeleştirilir. Güneşin ışıkları ise “bir ışık nehri” (Ş, 47) gibi, “kanatları altın kuşlar” (Ş, 47) gibi ya da dağların arasında “kızıl bir lâleydi Tanrı’dan” (Ş, 123) dedirtecek denli görünümler oluşturur. Bu noktada dikkati çeken şey, güneşin altın rengiyle ve lâle rengiyle ifade edilmesidir.

2.3.2.2.8. Hüzün

Hüzün duygusu Dıranas’ta bıçak, buruşmuş çiçek, kar, kara sevgi, siyah güneş, siyah meyva, yağmur, zehirli kaşık, bulut imgeleriyle verilmiştir. Bu imgelerin içindeki kara rengin ağırlığı hüznün temel dokusuna uygundur. Zira “siyah, yasın ya da melankolinin işaretidir” (Pastoureau, 2005, s. 108). Karşılık bulup bulamayacağını bilemeden sevgilisine “gözleri(n)de bulut, saçları(n)da çiy” (Ş, 19) ile giden âşık; içinde bulunduğu ruh durumundan ötürü hüzünlüdür. Sevgili tarafından nasıl karşılanacağını bilememekte, sevgisinin onaylanması konusunda tedirginlikler yaşamaktır. Bu endişeli ruh durumu; sıkıntı ve giderek kedere dönüşmektedir. Nedensiz bir bekleyiş içindeki güzelin parmaklarında “buruşmuş bir çiçek”e dönüşür hüzün (Ş, 21). “Godoyu Beklerken”in kahramanları gibi burada bekleyen; neyi ve niçin beklediğinin farkında değildir. Yaşlanan ve zamanın önünde yıpranan insanın “dört yanı” yağmurla örtülü”r (Ş, 61). Hüznü ifade eden bulut imgesi burada yağmur olarak karşımıza çıkar. “Kardır yağan üstümüze geceden” dizesinde hüzün kar olarak yağar yüreğimizin başına (Ş, 57). Bulut, yağmur ve kar âdeta bir imge odağı oluşturarak üzüntüyü, acıyı dile getirir. Bilinmeyen, âdeta yazgımızı ören eller “soyarlar, soyarlar bir siyah meyvayı” (Ş, 107). Kabuklarından kurtuldukça ortaya çıkan meyve hüzündür. Kişi, bu noktada şunu sorgular; “Soframıza konan bu doyulmaz yemek / Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede!” (Ş, 92). Önümüze konan yemek, insana sunulan yaşam güzeldir; ancak zehirli kaşık, yani hüzün olmasa... “Aynı siyah güneş gökyüzünde” (Ş, 104) sanki ruha “kara sevgilerini” (Ş, 73) döker. Öyle kekremsi, öyle zehir bir duygudur ki hüzün, içine yerleştiği insanın “bir bıçak saplı durur göğsünde” (Ş, 104). Ne yanına dönse karanlık ve kasvettir.

2.3.2.2.9. “Dağların şahı Ağrı” Ağrı dağı, insanî boyutları aşan büyüklüğüyle, ezici yüceliğiyle Ahmet Muhip Dıranas’ın zihninde birbirinden farklı, hatta birbirine karşıt diyebileceğimiz düşler uyandırır. Orası “inancın kaydığı bir dipsiz uçurum”dur (Ş, 91). İnsan, onun karşısında yerleşik inançlarını unutup ilkeller gibi onun yüceliğine tapınmayı düşünür. “Vardım eteğine, secdeye kapandım” (Ş, 90) sözleri, böyle bir ruh taşkınlığının sonucudur. Ağrı, “sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli” bir gemi, “göklere şahlanan tanrısal”dır. İnsandaki tapınma duygusunu uyandıran işte, bu doğaüstü

görünümdür. Bu gemi “sonsuzluk gemisi”dir. Onun sonsuzluğunu, Dıranas’ın en güzel imgelerinden birini oluşturan “gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü” (Ş, 94) dizesi gerekçesiyle açıklar. Ulaştığı bu dorukta yeryüzü sona ermez, âdeta gökyüzüne eklenip hayal edilemeyecek bir büyüklüğe erişir. Ağrı, yeryüzünün bir parçası olmakla birlikte, sonsuz gökyüzüne doğru kanatlanır. Ağrı’nın insanda yarattığı ikilem, “yılan ağzındaki elma” (Ş, 91) simgesiyle ortaya çıkan şeytan ve “ölümden çok hayatın kardeşi” (Ş, 93) olan melek görünümlerinin ikisini birden taşımasıdır. Ağrı’nın saat saat değişen görünümleri, şairin ruhsal gel gitleriyle örtüşmektedir. Bir paradoks oluşturan bu çifte imgelem, şairin iç çatışmasının bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. “Burada Ağrı büyük bir dağ olmaktan çıkar, mukadderatın bir sembolü, bir başka deyimle, kendini bulmak, kısmet neyse ona kavuşmak, didinmek, çırpınmak olan insan kaderinin hesaplaşmak zorunda kaldığı yerdir.” (Engin, 1980, s. 25)

Dıranas’ın yaptığı tam da budur. Bütün karşıt imgeler, çatışmalar, gerginlikler; hep bir büyük hesaplaşmayı yapan adamın icadıdır.

2.3.2.2.10. Güzellik “Ben aşkımla bahar getirdim sana” (Ş, 19) diyen âşık, sevgiliye, bahar kavramının altında yatan mutluluğu vadetmektedir. Baharla birlikte gelen; doğanın yeniden uyanışı gibi, çiçekler, böcekler gibi, yeşillik, mavilik gibi; iyi olan her şey, bu bağlamda güzellik olarak imgeleştirilir. Dıranas’ta gece de bir güzellik anlatıcısıdır (Ş, 32). Hatta Behçet Necatigil’in “Yıldızlara Bakmak” oyununda olduğu gibi, gece herkese kapılarını açmaz. Ona bakmayı bilmek; bilinmiyorsa öğrenmek gerektir. Gece, öğrenilmesi gereken bir güzelliktir (Ş, 32). O geceler ki “dudakları öpüşlerle dolu”dur (Ş, 15). Bir öpüşün duyarlığıyla sarar insanı. Öpüş nasıl müşfik bir güzelliğe sahipse, öpüş nasıl bir kabul ediş ve benimsemeyse gece de aynı duygularla insana kucağını açar. Kimi zaman güzellik, uzak iklimden getirilen şarkılar (Ş, 19) kadar egzotiktir. Bilinmedik, alışılmadık tadlar, sesler güzelliği oluşturur. Dıranas’ta güzellik gülle (Ş, 77), özellikle kırmızı güllerle (Ş, 71) uç vermiştir. Sözü edilen gül o kadar taze, o kadar el değmemiştir ki o “ilk bahçeden alınma, bir kırmızı gül”dür (Ş, 71). Ahmet Muhip tarafından imgeleştirilen gül cennetten kaçırılmış kadar tarifi imkânsız bir güzellik taşır. O, gecelerden “güzel yıldızları çalmak” gibi (Ş, 22) hoş ve yoldan çıkartıcıdır.

2.3.2.2.11. İnsan

Dıranas “insan, düşünen bir kamıştır.” (Dıranas, 2000B, s. 209) diyen Pascal’dan esinlenerek insanı daha çok kamış ile imgeleştirmiştir. Gerçi insankamış ilişkisi 13. yüzyıla, Mevlânâ’ya kadar uzanır. Mesnevi’nin 2. beytinde ney, kamışlıktan koparıldığı için şikâyetçidir ve bir kamış olan aslını arar (Hacıtahiroğlu, 1972, s. 22). Bu mesnevide ney’in insanı simgelediği düşünülürse insan-kamış benzetmesinin tarihçesi ortaya çıkar. “Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış” (Ş, 57) dizesinde ellerini Tanrı’ya doğru uzatmış bir insanın güçsüzlüğü ve yalnızlığı vardır. “Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış” (Ş, 93) ise yaşam savaşında örselenen, hırpalanan insanı anlatır. Daha ötesi, Dıranas ölümü de “kamışın susması” (Ş, 110) olarak kabul eder. Burada altı çizilmesi gereken bir başka nokta; sesin, söylemenin, yani düşüncenin önemli bir yaşamsal belirti olarak görülmesidir. Tanrı’dan uzaklaşmış, ayrı düşmüş insan “bir yaralı hayvan”dır (Ş, 123). O denli kederli, o denli ıstıraplı, o denli çaresizdir. İnsan, dünyaya yanlışlıkla düşmüş bir kazazede, bir yolcudur. “Her kazazedenin müjdesi bir ada” (Ş, 92) olduğuna göre dünya da insan için bir adadır. “Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür” (Ş, 110) dizesinin işaret ettiği gibi ölünceye kadar insan o adaya mahkûmdur. Ancak insan ölünce ayaklar özgür kalacaktır. Ölüme değişik bir pencere açması bakımından da bu imge ilginçtir. Gerçi bu pencere kültürümüz için yeni değildir belki. Bu imgede de altı çizildiği gibi Sûfiler için ölüm bir kurtuluştur.

2.3.2.2.12. Ölüm

Ölüm; kırmızı gül, çoban, gece, gemi, karanlık, uyku, yolculuk sözcükleriyle imgeleştirilmiştir. Gece ve karanlık kavramları; ölüm imge dokusunda ağırlıkla kendilerini hissettirir. Bu durum geleneksel anlayışa da uygundur. “Yaşlandım, güneşim batıyor. Gece” (Ş, 152) dizesinde yaşlılıkla birlikte güneş batar ve gece; ölüm insanı karşılar. Yaşlılığın gelişinin korkuyla karşılanması, büyük sonu hızlandırdığı içindir mutlaka. Bir yandan da “karanlık ölümdür” (Ş, 29). Ölüm de karanlık gibi bilinmez, çözülmez bir bilmecedir. “Ve ölüm, gece ucundaki çoban” (Ş, 46) gibi insanı koynuna almak için beklemektedir. Ondan kaçış yoktur. Yaşam ,geceyle birlikte hep yinelediğimiz “biterdi belki bir uykuyla” (Ş, 32). Gece, karanlık ve uyku ölümü çağrıştırır hep. Yaşlılık ve geceyle birlikte insanı “bir yolculuğa davet eder” (Ş, 27). Bu noktada yolculuğa dönüşen ölüm; “bir gün ya bu yol ya şu gemiler”le (Ş, 27) gelecektir. Artık insana “ölüm ötesinin mutlu tahayyülü”nden (Ş, 93) başka bir şey kalmamıştır. Tek teselli, ölüm sonrasında mutlu olabileceğimizi düşlemektir. 2.3.2.2.13. “Aşk imiş her ne var âlemde” Aşk türlü hâlleriyle, güzel yüzleriyle karşımıza çıkar. Onun karşısında hep aldanmamız ve sonunda acı çekmemiz bundandır. Aşkın temel karakteri avcı oluşudur. O avcı, insan ebedî avdır. Aşk, erkeği oyuna getirmek için kadını kullanır. Bu âdeta her iki tarafın bilerek oynadığı kanıksanmış, çok prova edilmiş bir roldür (Ş, 68).

Kimi zaman aşk, “ayışığı dolu testilerinden” (Ş, 17) bir yudum olsun içirir. Artık o testiden içilen su değil, bir ağudur. Onu için beden için geri dönüş yoktur. Tek kurtuluş onunla bütünleşmek, kendi varlığını ona bağışlamaktır. Kimileyin “içkiyi tattırır” (Ş, 32). Onu içki niyetine içen ne açlık ne susuzluk hisseder artık. Bundan sonrası âşık için sonsuz bir sarhoşluktur. Ancak her iki taraf da ömür boyu bu durumdan memnundur. “Kadeh nara yan”ar (Ş, 30). Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin 9. beytinde “Oldu âteş sıyt-ı ney sanma hevâ” (Hacıtahiroğlu, 1972, s. 23) dizesinde, nasıl neyden çıkan şeyin herhangi bir ses değil ateş olduğu söyleniyorsa; Dıranas tarafından sözü edilen şey de yalnızca bir içki değildir; gönlü baştan başa saran, yakan bir ateştir. Bütün tehlikelerine karşın “ekmek, kaşık ve kâsesiyle” (Ş, 115) ona nimet gibi ihtiyacımız vardır. Aşk hem ağulu bir çiçek, hem de ab-ı hayattır âşık için.

2.3.2.2.14. Gençlik Gençlik, çoğunlukla bahar ve yaz mevsimleriyle imgeleştirilmiştir. Özellikle ilkbahar mevsimi doğanın yeniden uyanışa geçtiği, âdeta yeniden doğduğu bir dönemdir. Masal ve pembe akşamlar da yine o büyülü çağın imgeleri olarak kullanılmıştır. Zira gençlik, baş döndürücü havasıyla içinde bir masal edası taşır. Pembe akşamları gençliğin iyimser, umutlu doğası yaratır. “Düşler, ilkbaharlar vardı, saf ezgiler…” (Ş, 72) dizesinde görebildiğimiz gibi ilkbaharın taşıdığı bütün olumlu iletiler; tatlı düşler, sarhoş eden ezgi gençliğin nitelikleridir. Gençlik “neşe mevsimi”dir (Ş, 26). Baharın sunduğu tüm güzellikler içinde yaşayıp onlardan yararlanıp insanın sevince boğulmaması işten değildir.

Yazın göçüp gitmesiyle birlikte (Ş, 53) insan, ahı içeren şu sözü fısıldayacaktır: “Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla.” (Ş, 37). Gençlikten, yani “o masalların geceleri”nden (Ş, 54) ve “pembe akşamların karasevdaları”ndan (Ş, 15) geriye kalan yalnızca silik bir izdüşümdür. Gençlik, hovardaca harcanıp bitirilen düşsel bir süreç olarak geride kalmıştır.

2.3.2.2.15. Zaman Zaman daha çok; akıcı kozmik ögelerle ve hareket hâlindeki ögelerle verilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda; etek, gemi, güneş, meme, su, yel, yol kavramları zamanı imgeleştirilmek için kullanılmıştır. “Yaklaşıyor musikisi eteklerinin” (Ş, 15) dizesinde hareket hâlindeki bir kadının etekleri hoş ve zevkli geçecek bir anı işaret etmektedir. “Binmişim bir gemiye” (Ş, 79) dizesi de yine mutlu bir zamanı imgeleştirmiştir. Bu deniz yolculuğu, bu ötelere gidiş, bu mavi içindeki hareket umut ve mutluluk kavramlarıyla özetlenebilir. Bizim dışımızda akıp giden zaman “batan güneş” (Ş, 47) imgesiyle vurgulanır. Beraberinde nedensiz bir iç sıkıntısı getirir. Ve “zaman köprüler altından su gibi akar” (Ş, 160). Bakarsınız ki ömrün sonuna gelinmiş. Bu noktada “vakitsiz sağıl(mış) memeler” (Ş, 84) aranır. Ancak zaman geçmiş; erken kullanılan olanaklar çok geride kalmıştır. Bunu anlayan şair; “Yel yapraklarımı savurur / Dört yanım yağmurla örtülü” (Ş, 61) dizelerini söyler. Ömrün sonbaharı gelip çatmış, etrafta yalnızca rüzgârın önünde dört bir yana uçuşan anılar vardır. “Ve bir gün ya bu yol ya şu gemiler” (Ş, 27) ömrünü tamamlayan insanı alıp götürecektir. İnsan ancak, şu uzayıp giden zaman sonsuzunda bir noktalık süreç olarak kalacaktır.

2.3.2.2.16. “Bir yaprak yağmuru” gibi anılar Dıranas’ta anılar “yaprak” ve “ok” imgeleriyle yer bulur. “Ve ruh, atılan oklarla delik deşik” (Ş, 37) dizesinde açıkça görebildiğimiz gibi, geçmişte yaşanılanlar iç dünyamızı sarsar. Burada insanı üzen geçmiş değil, bir daha o günlerin geri gelmeyecek olmasıdır. Zira anılar gücünü bu gerçekten alır. “Yaprak”ın simgelediği anılar, “ok” denli acıtıcı değildir. Gençlik uçup gitmiş, yaşlılık sanki “kızıl yapraklı sonbahar denizi”dir (Ş, 54). Sonbaharı anlamlı kılan, kızıl yapraklar; yani güzel anılardır. “Yel yapraklarımı savurur / Dört yanım yağmurla örtülü” (Ş, 61) dizeleri; zamanın geriye yalnız anıları bıraktığı gerçeğini dile getirir. Artık elimizde kalan, teselli olmak ve üzülmek arasında gidip geleceğimiz kekremsi bir duygudur.

2.3.2.2.17. Bellek ve farkındalık Şiir, bir çeşit bilinçdışının meyvesi olsa da Dıranas “bellek”le simgelenebilecek bir tür farkındalık içindedir. Bellek, değişik imgelerle Dıranas’ın şiirinde derin ve gizli yüzünü gösterir. “Gençliğimizi kaybettim birtakım odalarda / Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda” (Ş, 106) dizelerinde bellek; “oda” ve “ayna” olarak boy gösterir. Bu iki kavram da anlamlıdır. Oda gizliliği, örtünmeyi, içe kapanmayı simgelerken ayna; açılmayı, çoğaltmayı, göstermeyi, göz önünde bulunmayı ifade eder. Bu iki imge sanki bilinci ve bilinç dışını temsil etmektedir.

Belleği imgeleyen bir başka kavram “bohça”dır (Ş, 37, 147). Bohça, gerekli gereksiz her tür pılı pırtının saklandığı bir yerdir. Orada bulunan önemli önemsiz her şey, nasıl ki bizim yaşantımıza rast gelen bir şeyleri içeriyorsa bellekteki her türlü ayrıntı da yan yana gelince bizim yaşamımızı oluşturur. “Yağdı bahçeme bir yaprak yağmuru” (Ş, 53) dizesinde görebildiğimiz gibi, bellek içinde barındırdıklarıyla bir tür bahçedir. Bahçenin cömert niteliği onda da bulunur. Kimi zaman o, dibine kadar inmek istediğimiz bir kuyudur (Ş, 46). Bu noktada şair yalnızca kendisine, anılarına sığınmıyor; aynı zamanda anneyi arama, ona geri dönme isteği de duyuyor. Anne karnı ya da anne kucağı; henüz dünyanın ve yaşamın kötü ve çirkin yüzüyle karşılaşmadığımız; saf mutluluğu tattığımız bir çağdır. İmgelerin simgesel karşılıkları üzerinde çalışan Gaston Bachelard’ın “kuyu”nun ve “oda”nın anneyi sembolleştirdiğini belirtmesi bu düşüncemizi destekler niteliktedir. 2.3.2.2.18. Gönül Gönül; “bir bahara açık duran” (Ş, 18) bir pencereyken, bir anlamda yaşamın kendisiyken; sonbaharla, yani yaşlılıkla birlikte “virane olacak güneş sarayı”na dönüşür (Ş, 26). Aynı gönül; gençlikte ve yaşlılıkta başka başka görüntülerle karşımıza çıkmaktadır. Aslında değişen gönül değil, zamandır. “Doldur kutlu ellerinle kadehimi” (Ş, 22) ve “kadeh nara yandı” (Ş, 30) diyen şair, bu kez gönlü kadehle imgeleştirir. Kadehi ve gönlü bağdaştıran, paralel kılan taraf; ikisinin de bir sunuş içermesidir.

Kadeh; “uzattığımız bu tası dolduracak mı” (Ş, 15) dizesinde “tas”a; “içirdi bir yudum su testilerinden” (Ş, 17) dizesinde “testi”ye dönüşür. Kadeh gibi tas ve testi de bir sunuş aracıdır. Doğal olarak burada gönlün, kadeh gibi sevgi ve dostluk için insanlığa sunuluşu vurgulanmaktadır.

2.3.2.2.19. Alfabetik imge listesi Adamlar: Dua, vesvese, nehir "Sanki yalvaran bir duadır onlar, / Belki tanrılara açık vesvese / Bir nehir. Bu nehir her akşam akar" 109 Adımlar: Yumuşak zincir "Yumuşak zincirini sürüyerekten" 66 Ağaç: Saç "Alçalan tavana asılmış saçlar… / Kollarını sallıyordu ağaçlar" 139 Ağrı dağı: Dipsiz uçurum "İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum" 91 Ağrı dağı: Gemi "Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli / Bir gemi gibisin göklerde demirli" 90 Ağrı dağı: Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü "Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü" 94 Ağrı dağı: Hayatın kardeşi "Ey sen! ölümden çok hayatın kardeşi" 93 Ağrı dağı: Kanatlı at "Ey, gökperdelere şahlanan tanrısal!" 94 Ağrı dağı: Sonsuzluk gemisi "Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi / Önünde köpürüp şahlanmada engin" 94 Ağrı dağı: Tanrı "Vardım eteğine, secdeye kapandım" 90 Ağrı dağı: Volkan "Yılan ağzındaki elma… Ey, ateşi / En derin yerinde gizli gizli yanan" 91 (Ağrı dağı, eski bir volkandır; gizli gizil yananla kastedilen budur.) Akıl: Saray "Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı" 90 Akşam: Bakır gök "Yanıp sönüyor bakır gökler kılıçlarında." 129

Akşam: Kuş "Bir kanat yumuşaklığıyle / Göklerden indi mi akşamlar" 103 Aldanış: Dal "Aldanış diye ne varsa bir insanda / O daldan tutuyor… Böyledir bu. Kader." 94 Aldanış: Salıncak "Kolan vurup salıncağında / Bir aldanışın, deli deli" 99 Anı (olumsuz anı): Ok "Ve ruh, atılan oklarla delik deşik" 37 Anı: Yaprak "Artık solan kırlarda yaprakla örtüleceğiz" 55 Anı: Yaprak "Yel yapraklarımı savurur, / Dört yanım yağmurla örtülü" 61 Anılar: Kızıl yaprak "Kızıl yaprak dalgalı sonbahar denizi" 54 Anılar: Yaprak nehri "Eteklerinde bir yaprak nehri sürükleyerek" 56 Anılar: Yaprak yağmuru "Yağdı bahçeme bir yaprak yağmuru" 53 Asmalar: Kesik damar "Boşaltıyor toprağa son özsuyunu asmalar / Kesik bir damardan kan damlıyor gibi, muttasıl." 56 Âşık: Ay "Ay güler avluda bakraçtan" 68 Aşk: Avcı "Aşkın avlandığı bir zaman" 68 Aşk: Ay ışığı "Ayışığı dolu testilerinden" 17 Aşk: Bir yudum su "İçirdi bir yudum su testilerinden" 17 Aşk: Ebedî âşık "Ebedî âşığın dönüşünü bekler" 38 Aşk: İçki "İlkin size içkiyi tattırdım" 32 Aşk: Nar "Kadeh nara yandı" 30 Aşk: yemek "Ekmek, kaşık ve kâsesiyle bu aşk" 115 Avuç: Serin "Avuçları sudan daha serindi" 20 Avuç: Sıcak "En serin su buhar olur avucunda." 66 Ay: Kuş "Bir çift kanat / Sesi geliyor." 51 Ayaklar: İki kardeş "İki kardeş bakakalmış şaşkın." 110 Ayışığı: Dadı "Ey boş gecelerin dadı ayışığı" 93

Ayışığı: Dudak "Dolaşan bir dudak mı var saçlarını" 52 Ayışığı: Süt "İçsem şu damlayan ayışığını dallardan / Ak südü sanki memenin." 34 Ayna: Sular “Ya ala gözlü görke yüzünü kimler kıskandı / Üzerine eğidiği sular vebali midir?” 126 Ayrılık: Gemi "Bembeyaz gemiler kalkadursun" 44 Baca: Adam "Şimdi rüya görür damlarda / Soluk, uzun yüzlü adamlar." 103 Bahar: Neşe mevsimi "Neşe mevsimi… Gönlüm! Yaz gidiyor" 26 Bakış: Güvercin "Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n’etmeli?" 126 Bal peteği: Gün "Süzülüp akasya dallarında gün / Erir damla damla ayaklarında." 21 Barış: Kutsal ateş "Bir gün söndürdüğümüz kutsal ateşi" 93 Baş (yaşlı baş): Olgun başak "Ve üşüşür olgun başaklara / Akşamın dallarından serçeler" 39 Baş: Güneş "Başı bir güneş gibi düşen bahadır" 83 Baş: Madalyon "Altın rengi başları altın bir madalyon" 77 Bebek: Hippi kız, deccal "Bir hippi kız, bir deccal, şimdi Bebek" 149 Beden: Işık "Her yanın avuçlarıma dökülüyor" 52 Bellek: Ayna "Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda / Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda" 106 Bellek: Bahçe "Yağdı bahçeme bir yaprak yağmuru" 53 Bellek: Bohça "Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan" 37 Bellek: Bohça "Var mıydı anıları bir bohçada" 147 Bellek: Kuyu "Beni dibine çeker misin kuyu!" 46

Bellek: Oda "Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda / Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda" 106 Ben: Esrik gemi "Senden esen rüzgârla bu esrik gemi" 22 Bilinç: Ayna "Aynalarda namütenahi bir akis" 69 Boğaziçi: Beton mezar "Boğaziçi, daha sağken gömülmek / İçin dönüşmüş beton mezarlara" 149 Boy: Başak "Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı." 65 Boy: Fidan "Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n’etmeli?" 126 Boy: Selvi "Yerleredek bir giyside, selvi boylu, samur saçlı, gözler elâ" 71 Bulut: Duman "Duman duman olmuş Ağrı’nın başı" 98 Bulut: El "Solgun yüzümüzü unutmayan yâr / Ve alnımızdaki eldir bulutlar." 81 Bulut: Gemi "Neler taşır size her gün şu gemiler?" 112 Bulut: Kadın "Sürür saçlarından onları rüzgâr" 81 Bulut: Kervan "Yer alsaydık şu bulut kervanında" 78 Bulut: Kuş "Mor gagalarında fecir, bulutlar." 80 Bulut: Kuş "Üzerimizde bir kanat sesidir" 81 Bulut: Kuş sürüsü "Bitmez tükenmez kuş sürüsü gibi / Dağlar arkasında gelir bulutlar." 80 Bulut: Mabut "Bulutlar her akşam içip denizi / Gökkubbede şölen kuran mabutlar" 80 Bulut: Put "Batı uçlarında dikilmiş putlar" 80 Bulut: Put "Gün bir mezarlıktır sanki, bulutlar / Kızıl bir toprağa dikilmiş putlar." 138 Bulut: Sevgili "Solgun yüzümüzü unutmayan yâr / Ve alnımızdaki eldir bulutlar." 81

Bulut: Sürü "Sürü bulutlar gece yamaçlarını / Otlayıp yayılıyor gök kırlığında" 52 Bulut: Üzüm "Şu dağdan aşağı ak bir bulut salkımı ki" 58 Bulut: Yelkenli "Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar" 92 Bulut: Zehir "Ve gözlerimize dolup da bazan / Döken içimize zehir, bulutlar!" 80 Cam: Göz "Tasalı gözler olur camlar" 103 Cennet: Gül "Kalbimin o kadar sevdiği o gülü / Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü" 93 Coşku: Rüzgâr "Gönlümüzden esen bir uygun rüzgârla" 112 Çığlık: Bükülüş "Çığlık bir bükülüş dudaklarında" 109 Çizgi: Yazı "Bir yazılar vardı annemin yüzünde" 83 Deniz: At "Şahlanan bir at gibi sürelim denizi" 77 Deniz: Büyük su "Büyük su’yu özleyen çocuklar, yalnayak" 77 Doğa: Ordu "Doğa; gelip gelip üstüme ordu ordu." 159 Doğa: Tanrı "Tümcek, Doğa’nın elinde oyuncaklarız" 158 Dost: Maya, su sesi "Kara ekmeğimin akça mayası, / Susayınca çağıldak sular sesi" 124 Dudak: Yaprak "Fısıl fısıl binlerce dudaktı yaprakları" 34 Duman: Ninni "Ninnidir tüten bacalardan" 96 Duygu: Kalp parıltıcıkları "Kalbinizin sezilmez parıltıcıklarını" 25 Dünya nimeti: Doyulmaz yemek "Soframıza konulmuş bu doyulmaz yemek / Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?" 92 Dünya nimeti: Taze meyve "Koparırken elin taze meyvaları" 94 Dünya: Ada "Her kazazedenin müjdesi bir ada" 92

Dünya: Beşik "Salla, salla hüzün uyuyan beşiği" 93 Dünya: Gölek kenarı "Her gülüşe ayna bir gölek kenarı" 92 Dünya: Sini "Bizimdir bu koku, bu renk dolu sini" 91 Düş: At "Al bir at üstünde dörtnal gidiyordum." 83 Düş: At "Sabırsızlanma, ey kapımdaki at! / Güneş daha gözlerimi yakıyor." 82 Düş: Deniz "Düşlerinin durgun, mavi denizinde" 94 Düş: Gece "O masalların geceleri kaldı." 54 Düş: Gemi "Koyda uyuklayan gemiler" 84 Düş: Gemi "Varmak istediğim uzak limana / Gemiler beni almadan kalkıyor." 82 Düş: Göksel gemi "Göksel gemilere binip gitmişler" 150 Düş: Gül "Ve masamda bir düşler gülü" 61 Düş: Serap "Gözlerinde kalır serabı bir ömür" 94 Düş: Yemiş "Ağaçların daha bu bahçelerde / Bütün yemişleri dalda sarkıyor" 82 Düşler: Gelin arabası "Kimi zaman, alır onu bir güveysiz, göksel gelin arabası" 71 Düşler: Hayat atı "Ben bir hayal atının sırtında" 74 Düşler: Mavilik "Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!" 57 Düşünceler: Serçeler "Ve üşüşür olgun başaklara / Akşamın dallarından serçeler" 39 Elif (kadın): Çiçek "Derin ıssızlığın kokusuz çiçeği!" 97 Elif (kadın): İçki "Ey, sevincinde bir büyük geleceği / Muştulayan içki, bin yılın kımızı!" 97 Elif (kadın): Kımız "Ey, sevincinde bir büyük geleceği / Muştulayan içki, bin yılın kımızı!" 97

Elif (kadın): Mutlu kıyılar "Mutlu kıyıları kayıp cennetlerin" 97 Elif (kadın): Saz, ateş "Bir damın sazı, bir ocağın ateşi" 97 Elif (kadın): Tanrıça "Elif! sonsuza gebe kız, tek tanrıça!" 97 Engel: Pranga "Ne isteklerime vurulmuş bir pıranga" 89 Engin: At "Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi / Önünde köpürüp şahlanmada engin" 94 Eser: Şarkı "– Hayır! Unutulmaz bir şarkı söylemek" 22 Eşya: Ayna "Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna" 82 Ev: İnsan "Kanı çekiliyor evlerin" 103 Ev: Kutu "Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi" 65 Evren: Tapınak "Ulu tapınakta …………………" 159 Gece: At "Nasıl da açıldı birden kanatların! / Dörtnal geliyordu köpürmüş atların / Kurtarmaya bizi çileden, hey gece!" 50 Gece: Kuş "Nasıl da açıldı birden kanatların! / Dörtnal geliyordu köpürmüş atların / Kurtarmaya bizi çileden, hey gece!" 50 Gece: Sel "Gece ayaklarından akıp giden sel" 52 Gemi: Kuş "Akan suda kuş gibi gemilerle" 148 Genç kız: Çiçek "Yalan yeminlerin tanığı çiçekler" 38 Gençlik: Bahar "Bu bahar toplayınca son güllerimizi" 77 Gençlik: İlkbahar "Düşler, ilkbaharlar vardı, saf ezgiler…" 72 Gençlik: Masal "O masalların geceleri kaldı." 54 Gençlik: Pembe akşamlar "Ey, pembe akşamların karasevdaları!" 15 Gençlik: Yaz "Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla" 37 Gençlik-Olgunluk: Yaz "Neşe mevsimi… Gönlüm! Yaz gidiyor" 26 Gençlik-Olgunluk: Yaz "Yaz göç ediyor -Ne yazık, yine güz!-" 53

Genelev: Sokak "Bir sokağa düştün ki her köşede bir gölge" 108 Gökyüzü: Anne "Gökyüzü; o, sonsuzluğunu / Sütü gibi emziren anne." 121 Gökyüzü: Ayna "Senin güzelliğini gösterecek aynasında" 55 Gökyüzü: Deniz "Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü" 91 Gökyüzü: Dilsiz "Dilsiz gökyüzüyle kısıtlı." 99 Gökyüzü: Dost "Gökyüzüne, dost gökyüzüne" 121 Gökyüzü: Kocaman çiçek "O gökyüzü ve öylesine gerçek; / Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek." 70 Gökyüzü: Mavi "Hızla dönen şu mavi var ya üstümüzde" 161 Gökyüzü: Mera "Sürü bulutlar gece yamaçlarını / Otlayıp yayılıyor gök kırlığında" 52 Gökyüzü: Nehir "Renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir?" 58 Gökyüzü: Rüya denizi "Gökyüzü bir sonsuz rüya denizi" 81 Gölge: Eşkıya "Gölgeler uzanmış eşkıya hallı" 98 Gönül kırıklıkları: Göz yarası "Bağlayansın her göz yaramı" 16 Gönül: Güneş sarayı "Virane olacak güneş sarayım" 26 Gönül: Kadeh "Doldur kutlu ellerinle kadehimi" 22 Gönül: Kadeh "Kadeh nara yandı" 30 Gönül: Pencere "Bir bahara açık duran penceresinde" 18 Gönül: Tas "Uzattığımız bu tası dolduracak mı" 15 Gönül: Testi "İçirdi bir yudum su testilerinden" 17 Göz: Derin "Gözleri geceler gibi derindi" 20 Göz: Nergis "Gözlerin gönlümde açan nergisler" 19 Göz: Ömrün penceresi "Gül gül ömrümün penceresi" 24

Göz: Yıldız "Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız / Olan gözlerinize âşıkım, Bayan Ülker!" 25 Gözyaşı: Yağmur "Bulutlarla yağmur olup ağlamak" 115 Gülüş: Gül "Bir çini vazodan dökülen güller / Gibi hayalinde şafaklar güler" 21 Gülüş: Gül "Yeşil pencerenden bir gül at bana" 19 Gün (geçen gün): Ölü "Doğrulun mezarlarınızdan / Boş yere harcadığım günler!" 84 Gün: Mezarlık "Gün bir mezarlıktır sanki, bulutlar / Kızıl bir toprağa dikilmiş putlar." 138 Gün: Padişah "Gün saltanatıyla gitti mi bir defa" 37 Gün: Sürgün "Pişmanlığa sürgünler / Gibi geçiyor günler" 73 Gündüz: Şemsiye "Bir şemsiye gibi açtı mı gündüzü" 92 Güneş ışığı: Kızıl lâle "Ve iki yüce dağın ardı / Kızıl bir lâleydi Tanrı’dan." 123 Güneş ışığı: Sarı saç "Sarı saçlarınla benim varlığımı" 91 (Güneş, sarışın bir sevgiliye benzetiliyor.) Güneş ışıkları: Kuşlar "Kanatları altın kuşlar" 47 Güneş: Ece "Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!" 91 Güneş: Gökçegelin "Göz alan bir güneş doğardı / Gökçegelin gibi Ağrı’dan." 123 Güneş: İnsan "Gözlerinde ölen güneşin yası" 138 Güneş: Işık nehri "Bir ışık nehri akmada" 47 Güneş: Manto "Ve sen, güneşi altın bir manto gibi giyerek" 56 Güneş: Meyve "Güneş ağaçlardan sarkadursun" 44 Güneş: Tanrıça "Kucakla beni, tanrıça, sev, sar beni" 91 Gün-Zaman: Meyve "Her ısırdığım meyvayla bitiyor" 26

Güzellik: Bahar "Ben aşkımla bahar getirdim sana" 19 Güzellik: Bahar "Bir bahara açık duran penceresinde" 18 Güzellik: Gece "Size geceyi de öğrettim" 32 Güzellik: Kırmızı gül "Solmamış bir gül elinde, ilk bahçeden alınma, bir kırmızı gül" 71 Güzellik: Yıldız "Güzel yıldızları çalmak gecelerden" 22 Güzellik-Mutluluk: Gül "Bu bahar toplayınca son güllerimizi" 77 Güzellik-Mutluluk: Şarkı "İklimden şarkılar getirdim sana" 19 Güzellik-Tutku: Gece "Yoksa, hiç bulunmayacak kadar uzak mı / Dudakları öpüşlerle dolu geceler?" 15 Haber: Kuş "Uçtu, kuş gibi, bir haber" 130 Hayal: Sal "İşte beyaz yelkeni düşten dokunmuş sal" 54 Hayalet: Uyanık duran "Kıracak zincirlerini / Gecede uyanık duran." 118 Hayat kadını: Gölge "Bir sokağa düştün ki her köşede bir gölge" 108 Hiçlik: Karanlık "Yiteceğim karanlıklar içinde." 152 Hüzün: Bıçak "Bir bıçak saplı durur göğsünde" 104 Hüzün: Çiçek "Buruşmuş bir çiçek, parmaklarında" 21 Hüzün: Kar "Kardır yağan üstünüze geceden" 57 Hüzün: Kara sevgi "Dökerek ruhumuza / Kara sevgilerini" 73 Hüzün: Siyah güneş "Aynı siyah güneş gökyüzünde." 104 Hüzün: Siyah meyve "Soyarlar, soyarlar bir siyah meyvayı!" 107 Hüzün: Yağmur "Yel yapraklarımı savurur, / Dört yanım yağmurla örtülü" 61 Hüzün: Zehirli kaşık "Soframıza konulmuş bu doyulmaz yemek / Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?" 92 Hüzün-Kaygı: Bulut "Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy" 19

İhtiyar kız: Kuş "Birer kuş oturmuş ihtiyar kızlardan" 107 İnanç: Ateş "Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!" 91 İnsan (inançsız insan): Yaralı hayvan "Bir yaralı hayvan bağırıyor / Senden ayrı düşen insanda." 123 İnsan: Anka "Sanki masallık bir kuş; bir yeşil Anka" 136 İnsan: Kamış "Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış" 57 İnsan: Kamış "Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış" 93 İnsan: Kazazede "Her kazazedenin müjdesi bir ada" 92 İnsan: Yolcu "Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!" 110 İnsan-Baş-Can: Kamış "Burada ansızın susup kamış" 110 İnsanlar: Sürü "Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden" 110 İstanbul (eski İstanbul): Cennet "Bulur muyuz yeniden o cenneti?" 150 İstanbul (eski İstanbul): Şölen "Dağılmış bir sofra bu, bitti şölen." 150 İstanbul (yeni İstanbul): Dağılmış sofra "Dağılmış bir sofra bu, bitti şölen." 150 İstanbul: Tanrı ve tarih güzeli, tabu, mucize, giz "Bir Tanrı ve tarih güzeli, tabu; / Güneş ve sular mucizesi, bir giz…" 151 İstek: Ateş "Bir ateş yanıyordu Sibiryalarında bu" 34 İstek: Rüzgâr "Al beni rüzgâr! Kül et beni volkan!" 46 Kadın: Etek "Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri" 37 Kadın: Kuş "Beyaz bir kanat üstünde saf başı" 69 Kalp: Gemi "Bir makina sesiyle işleyen kalbi / Alıp gezdirsin onu bir gemi gibi" 94 Kanat: Rüzgâr ""Gül gibi bir gülüşle dudaklarında, rüzgâr / Kanatlarıyle bize doğru gelen atlılar” 129 Kandırmaca: Sirenler “Ama, Sirenler durmadan şarkı söylüyor.” 158

Karanlık: Örtü "Üzerinden örtüyü mu çekti bir el?" 52 Karışıklık: Puslu hava "Puslu havayı sever kurt" 118 Keder: Ateş-Yangın "Bir duman yükselir gibidir kederden" 38 Kin: Hançer "Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki" 146 Korku: Puhu "O derin gözlerin ne güzel, puhu!" 46 Kötü insan: Kurt "Puslu havayı sever kurt" 118 Kötülük: Kan "O nasıl ekmek ki sadece kanla yenen?" 160 Kuş: Atlılar “Kanatlarıyle bize doğru gelen atlılar" 129 Kuş sesi: Ateş "Ateş parçası ses, al’ın ucunda" 154 Kuş sesi: Düşen bir kor "Bir ötüş değil sanki düşen bir kor" 154 Kuş sesi: Kaval sesi "Bir hava, pır pır, kavalın ucunda" 154 Kuş: Batı "Batılar susuz kalan boyunlarını ve kızıl / Kanatlarını arık ovaya doğru yaslıyor" 56 Mahalle: Afyon ruhu "Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden" 65 Masallar: Altın beşik "Masalların altın beşiğinde uyumuş" 97 Melek: Kuş "Nerde bahçenden uçan kuşlar?" 123 Minare: Kol "Minarelerse bu şehrin kolu gibi" 107 Minare: Tığ "Tığ gibi minareleriyle, kendi" 148 Mutluluk: Düğün "Evrende o binde bir olan düğünü" 137 Mutluluk: Gülüş "Her gülüşe ayna bir gölek kenarı" 92 Neşe: Saf ezgiler "Düşler, ilkbaharlar vardı, saf ezgiler…" 72 Neşe-Mutluluk: Kadeh "Sanki bütün kadehlerimi içmişsin." 125 Nimet: Gümüş tas "Bazan ellerinde gümüş bir tasla" 48 Oda: avuç içi "Avuç içi kadar ufak odamda." 66 Oğul: Bozkurt "Bir bozkurt sürüsü gibi oğullarım" 89

Olgunluk çağı: Yaz gemisi "Bütün yükünü alıp kalkan yaz gemisi" 54 Öbür dünya: Mutlu tahayyül "Kalbimin o kadar sevdiği o gülü / Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü" 93 Ölüm: Al gül "Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir / Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü" 58 Ölüm: Çoban "Ve ölüm, gece ucundaki çoban." 46 Ölüm: Gece "Yaşlandım; güneşim batıyor. Gece" 152 Ölüm: Gemi "Ve bir gün ya bu yol ya şu gemiler" 27 Ölüm: Karanlık "Ki karanlık ölümdür." 29 Ölüm: Uyku "Biterdi belki bir uykuyla" 32 Ölüm: Yolculuk "Bir yolculuğa davet eder, niçin" 27 Ömür: Gün "Günümün son fecri, sonu artık" 23 Ömür: Günce "Son buluyor benim için yazılmış günce." 158 Ömür: Işık "Işığım söndüğü zaman" 29 Ömür: Tren "Koşuyordu sonsuz düzlere bir tren" 83 Ömür: Güneş "Yaşlandım; güneşim batıyor. Gece" 152 Öpüş: Seher "Düşen öpüşlerdir dudaklarından / Mor akasyalarda ürperen seher" 19 Örtü: Su "Çıkmaz artık sular altından o dünya" 38 Özgürlük: Tüy "Havada başıboş tüy gibi uçmak" 89 Özlenen yer: Uzak liman "Varmak istediğim uzak limana / Gemiler beni almadan kalkıyor." 82 Ruh: İn "En yırtıcı, en aç hayvanların ini" 91 Ruh: Kelebek "Ruhu uçun bir kelebek… uyumuş" 69

Ruh: Liman "Ruhum gemiler uğramaz bir liman" 46 (Yahya Kemal’in “Gemiler geçmeyen bir ummanda” dizesini çağrıştırıyor.) Ruh: Mağara "Yankılanır derinden / Boş mağralar içinden" 111 Rutinler: Oyuncaklar "Ah, bu her günkü oyuncaklar, bu düşler!" 22 Sabah: Güvercin "Uçan tüy gibi bir vurulmuş güvercinden / Darmadağın, hemen geceye akacaktı." 85 Sabah: Su "İki damlası olsun vardır, bir yerlerde." 85 Saç: Samur "Yerleredek bir giyside, selvi boylu, samur saçlı, gözler elâ" 71 Seven, duygulu insan: Dolu testi "Dolu bir testi idim ben" 113 Sevgi: Gül "Haykırmaksa, gür… varım, bir güldür açan, ama" 146 Sevgili: Açılan bir gül "Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak" 19 Sevgili: Böcek "Bir kuş uykusuna yatan böceksin" 53 Sevgili: Direk "Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim!" 126 Sevgili: Gül "Gel sevdiğim, gel güzelim, gel gülüm, gel direğim!" 126 Sevgili: Hatıra "Seven ve yaşayan bir hatıradır" 20 Sevgili: Hayırlı rüya "Her düşüncemin ıstıraplı / Serüveni, hayırlı rüyam." 16 Sevgili: Liman "Özlenen limanlar, yanan yıldızlar" 45 Sevgili: Put "Sen bile yoksun yanımda, ey put, güzel yüz!" 161 (Divan şiiri geleneğinden alınan bir imge ile karşı karşıyayız.) Sevgili: Sabah "Benzedin odamda bir sabaha" s. 11 Sevgili: Serüven "Her düşüncemin ıstıraplı / Serüveni, hayırlı rüyam." 16 Sevgili: Sultan, Bîçare "Sultanım, bîçarem" 30 Sevgili: Tayf "Rüyalarıma tayf hâlinde konan" 20 Sevgili: Yaprak, Rüzgâr "Bazı bir yapraktı, bazı bir rüzgâr." 20 Sevgilinin sesi: Kuş sesi "Bir kuş sesi gelir dudaklarından" 19

Sevinç: Damla "Titrek bir damladır aksi sevincin" 20 Soğuk beden: Sibirya "Bir ateş yanıyordu Sibiryalarında bu" 34 Sokak: Anne "Şairi sokak anne büyüttü" 116 (Necip Fazıl’ın “Ben sokakların emzirdiği çocuğum” dizesini andırıyor.) Sonsuzluk: Ayna "Aynalara bakma, aynalar fenalık" 43 Sonsuzluk: Deniz "Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni" 38 Sonsuzluk: Deniz "Karasevdalarını türkülüyor uzaklarda / Çıplak kalan ağaçlar, sürüsüz çoban ve deniz" 55 Sonsuzluk: Umman "Nağmesine vurgun olduğum umman." 46 Şafak: Öpüş "Tanrısal bir öpüştür söken şafak." 115 Şehvet: Açlar "Doyur bütün açlarımı" 34 Şeytan: Çirkinler "Teneşir başında oynaşan çirkinler" 91 Şeytan: Gelinler "Engerek düğümü doğuran gelinler" 91 Şeytan: İskelet "Cehennem halayı çeken bir iskelet" 91 Şeytan: Topal "Bir topal geldi ellerini uzatarak" 159 Şüphe: Ağulu çiçek "Açan ağulu çiçek delilikte" 90 Şüphe: Çilenin yemişi "Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi" 90 Şüphe: Sır "Giren sır mezara cesetle birlikte" 91 Şüphe: Yılan ağzındaki elma "Yılan ağzındaki elma… Ey, ateşi" 90 Tabut: Tahta tezgâh "Babam tahta tezgâhının üstünde" 74 Tanrı: Bahar "Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir / Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü" 58 Tanrı: Güneş "Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz" 91 Tazelik-Gençlik: Çiy "Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy" 19 Ten: Yaprak "Yüzünün sararmış yaprakları" 21

Toplumsal kurallar: Gömlek "Soyun, şehrin sana giydirdiği gömlekten" 89 Tutku: Büyük rüzgâr "Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun" 67 Tutku: Volkan "Al beni rüzgâr! Kül et beni volkan!" 46 Ufuk: Deniz "Ufuk kanlı bir denize" 28 Umut: At "Çoktandır beklettiğim atlar!" 84 Umut: Dal "Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı, / Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?" 60 Umut: Düşler "Düşler, ilkbaharlar vardı, saf ezgiler…" 72 Umut: Ölü bir bakış "Umut gözlerinde ölü bir bakış" 109 Umut-Güzellik: Şafak "Bir çini vazodan dökülen güller / Gibi hayalinde şafaklar güler" 21 Unutuş: Duman "Kaybetsem kara bir duman / Arkasında hafızamı" 28 Uyku: Örtü, tül "Yalnız uyku örterdi onu:" 68 Uyku: Ülke "Uykunun bilinmeyen ülkesinde" 69 Uzak: Deniz "Denizler yolculuğa çağırır durur da beni" 67 Yağmur: Gözyaşı tufanı "Gözyaşı tufanıyla taşıp gidiyor ovalar." 62 Yağmur: Heveng "Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi" 90 Yağmur: Huzur "Bulutumdan çisil çisil inen huzur" 122 Yalnız ruh: Sürüsüz çoban "Karasevdalarını türkülüyor uzaklarda / Çıplak kalan ağaçlar, sürüsüz çoban ve deniz" 55 Yalnızlık: Sofra "Her gün ekmeğimi bölüşürsün / Yalnızlığımın sofrasında" 16 Yanak-Yüz: Zambak "Gözyaşları düşer zambaklara" 39 Yaratılan: Oyuncak "Tümcek, Doğa’nın elinde oyuncaklarız" 158 Yaşam (mutlu geçen yaşam): Tanrısal çıra "Tanrısal bir çıra gibi yandığımız" 93 Yaşam mücadelesi: Ekmek "O nasıl ekmek ki sadece kanla yenen?" 160

Yaşam zorlukları: Kan çeşmesi "Bir kan çeşmesine açık durup avcu" 93 Yaşam: Deliler evi "Karım şen bir deliler evinde" 74 Yaşam: Düğün "Eh, şeniz işte hep bu düğünde!" 74 Yaşam: Dünya "Çıkmaz artık sular altından o dünya" 38 Yaşam: Gökyüzü "Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir / Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü" 58 Yaşam: Güneş "Sabırsızlanma, ey kapımdaki at! / Güneş daha gözlerimi yakıyor." 82 Yaşam: Oyun "Oyun bitti ve her şey yerini buldu." 43 Yaşam: Gül "Açarken güller duman duman son kez." 153 Yaşama gücü: Kanat "Daha uçurmuyor beni bu kanat" 82 Yaşama sevinci: Büyük şarkılar "Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun" 67 Yaşama sevinci: Gül "Karıştı… söndü son parıltısı gülümün." 54 Yaşamak: Gerçek düş, öpüş, eken insan-veren toprak "Ey, ışığın boşandığı gerçek düş! / Bütün zamanı kucaklayan öpüş; / Yaşamak… eken insan, veren toprak" 115 Yaşamak: Serüven "Yarabbi, nasıl güzeldi o serüven!" 72 Yaşam-Zaman: Çeşme "Yine bol sularla akarak o çeşmeler" 15 Yaşantı: Oyun "Her oyunumu oynamışım" 24 Yaşlı beden: Çıplak kalan ağaç "Karasevdalarını türkülüyor uzaklarda / Çıplak kalan ağaçlar, sürüsüz çoban ve deniz" 55 Yaşlılık çağı: Sonbahar rüzgârı "Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı, / Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?" 60 Yaşlılık: Akşam "Akşamla ebedî kızlar anne oldu." 43 Yaşlılık: Akşam "Ve üşüşür olgun başaklara / Akşamın dallarından serçeler" 39

Yaşlılık: Akşam saati "Ne istersin benden akşam saatinde?" 38 Yaşlılık: Akşamın kıyısı "Ömrümü, kıyısında bir akşamın." 70 Yaşlılık: Gece "Kardır yağan üstünüze geceden" 57 Yaşlılık: Güz "Yaz göç ediyor -Ne yazık, yine güz!-" 53 Yaşlılık: Kargaşa "Bir rüzgâr, ağaç ve su kargaşasına" 125 Yaşlılık: Son fecir "Günümün son fecri, sonu artık" 23 Yaşlılık: Sonbahar denizi "Kızıl yaprak dalgalı sonbahar denizi" 54 Yaşlılık-Güz: Göçebe düğünü "Oynar gelin gibisin bu göçebe düğününde…" 56 Yıldız: Kuş "Uçuşuyor, duran bir ânın havasında / Işıktan kuşları akşam seherinin" 15 Yolculuk: Gemi "Gemilerin ihtiyar köpüklerinde" 43 Yüz (beyaz ve geniş yüz): Tepsi "Bir gümüş ve yayvan tepside gülen / Gözlerinin daha uyku ucunda;" 66 Yüz (sevgilinin yüzü): Ay "Ayda kaldı, / Yüzün, söğüdün" 51 Yüz: Ayna "Buğulandıkça yüzü her aynanın" 57 Yüz: Can "Uykusuz yüzleri donuk birer cam" 141 Yüz: Duman "-Ve yüzleri duman kadar dağınık-" 109 Yüz: Gökyüzü "Ve denizde bir temiz, yıldızlı gökyüzü, / Büyük su’yu özleyen çocukların yüzü." 77 Yüz: Işık "Bir avuç ışıktı incecik yüzü" 20 Yüz: Zambak "Ve bir zambak kadar beyazdır yüzün" 21 Zaman: Etek "Yaklaşıyor musikisi eteklerinin" 15 Zaman: Gemi "Binmişim bir gemiye" 79 Zaman: Güneş "Batan güneşe bakmada" 47 Zaman: Meme "Vakitsiz sağdığım memeler" 84

Zaman: Su "Zaman köprüler altından su gibi akar" 160 Zaman: Yel "Yel yapraklarımı savurur, / Dört yanım yağmurla örtülü" 61 Zaman: Yol "Ve bir gün ya bu yol ya şu gemiler" 27 Zevk: Ay "Bir çaresiz ay’dır sallanan aradan" 91 Zevk: Ayna "Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna" 91 Zevk: Büyülü kadehin zehri "Büyülü kadehin zehrinden içmişi" 91 Zevk: Günah "Size yani günahı sundum" 32 Zevk: Yosma kadın "Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede" 91

3. BÖLÜM SONUÇ Ahmet Muhip Dıranas, ilk gençlik yıllarından itibaren şiirle ilgilenmeye, şiir yazmaya başlamıştır. Lise öğrenimi sırasında hocası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yönlendirmesiyle şiire doğru bir yerden adım atmıştır. Tanpınar üzerinden Ahmet Haşim’i, Yahya Kemal Beyatlı’yı ve modernist Fransız şairlerini tanımıştır. Liseyi bitirdikten sonra Ankara’da ve İstanbul’da bulunduğu çevrelerde Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli Kanık, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi dönemin önemli şairleriyle tanışmış, dostluk kurmuş, etkileşim içine girmiştir.

Baudelaire, Verlaine, Rimbaud, Valéry gibi Fransız şairlerinin şiirlerini önce çevirilerinden, Fransızcasını ilerlettikten sonra orijinallerinden okumuş ve anlamıştır. İnceltilmiş, fazlalıklarından arınmış geleneği ustalarından, Fransız şiirini simgecilerden, yenilik isteğini kendi kuşağından alan Ahmet Muhip Dıranas; halk şiiri, klasik şiir ve Fransız şiirinden oluşan rafine bir şiire ulaşmıştır. Şiirde bulduğu özel bir dille hem kendi kuşağını, hem de kendisinden sonraki kuşaklara mensup birçok sanatçıyı etkilemiştir. Bir bakıma “her kuşağın şairi” olmuştur. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan edindiği mükemmellik tavrını o da sürdürmüş; şiir kitabı yayımlamamak konusunda uzun süre direnmiş; ancak 1974’te yayımlanmasına razı olmuştur. Üzerindeki etkileri de göz önüne aldığımızda onun şiirinde simgeciliğin önemli bir yeri vardır. Dış dünyadan aldığı izlenimleri değiştirir, dönüştürür ve büyülü bir şekilde şiirine yansıtır. Ses ve müzik Dıranas şiirinde tema kadar önemli, birincil bir ögedir. Dil konusunda büyük titizlik gösterir; yıpranmış, eskimiş sözcüklerden çok, yaşayan bir sözcük dağarcığını benimsemiştir. Şekilde halk şiiri ve divan şiirinden yararlanmakla birlikte eski nazım biçimlerinin alışılmış düzenlerini değiştirerek kullanmış; onları bir anlamda bozarak yeni biçim denemelerine girişmiştir. Bu bağlamda koşma, mesnevi, gazel, muhammes ve müsebba nazım biçimlerinden yararlanmış; batılı biçimler olan sone, terza-rima ve balad ile şiirler yazmıştır. Ancak şiirlerinin büyük çoğunluğu kendine özgü biçimlerle düzenlenmiştir.

Nazım birimi olarak daha çok dörtlük, beyit ve üçlük nazım birimlerini yeğlemiştir. Bu üç birimle kurduğu biçimlerin yanı sıra bunları sentezleyerek oluşturduğu yeni biçimler de vardır. Bunlardan dörtlük halk şiirinden, beyit divan şiirinden, üçlük Fransız şiirinden Dıranas’a sızan etkilerdir. Şiirinin armonisini kurarken aliterasyon (ünsüz uyum) ve asonans (ünlü uyum)tan büyük ölçüde yararlanmıştır. Aliterasyon ve asonans konusunda belli sesler üzerinde tercihini kullanmıştır. Eski Türk şiirinde “baş uyak” ya da “dörtlük aliterasyonu” diye geçen uygulama, aliterasyonlar sözcük başlarına alınarak bir anlamda Dıranas tarafınan yinelenmiştir. Aliterasyon için kullanılan sesler (sıklık sırasına göre); r, n, z, k, g, s, y, ş, l, b, d, m, ç ve t’dir. Her ünlü sesle asonans yapılmış olmakla birlikte sıklık bakımından e, ü, a, i ve u sesleri öne çıkmaktadır. Parnasçılardaki ve Yahya Kemal Beyatlı’daki biçim titizliğinin yansımasını Ahmet Muhip’in ölçüdeki tavrında bulabiliriz. Tüm şiirlerini hece ölçüsüyle yazmasının nedenini burada arayabiliriz. Ancak hece şiirinde değişimle birlikte dönüşüm sayılabilecek uygulamalar yapmıştır. 7’li ölçüden 15’li ölçüye kadar her ölçüyü ve 20’li ölçüyü kullanmasının yanı sıra çoğu şiirinde ölçüdeki durakları kaldırmıştır. “Karma hece ölçüsü” diyebileceğimiz bir uygulamayla aynı şiirde farklı hece ölçüleri kullanmıştır. Biçimi esnetmedeki bir başka tavrı ise bilinçli olarak yaptığı ölçü aksaklıklarıdır. Dıranas’ın şiir bilgisi ve bu aksaklığın sıklığı, bizi böyle düşünmeye sevk etmektedir. Tam uyağı (501), yarım uyağı (187), zengin uyağı (124), tunç uyağı (18) ve cinaslı uyağı (3) kez olmak üzere tüm uyak çeşitlerini kullanmıştır. Bununla birlikte uyak uygulamalarının yarıdan fazlasında tam uyağı yeğlemiştir. Başka türlü söylersek uyaklarının % 80’ine yakın bir kısmı yarım değil, dolgun uyaktır.

19. yüzyılın sonundan itibaren büyük tartışmalardan sonra şiirimizde varlığı kabul edilen “kulak uyağı” Ahmet Muhip’te sıkça kullanılmıştır. Dıranas, tam uyaklarla dolgun ve gümbür gümbür bir ses elde ederken zaman zaman bu alışılmış tonu, kulak uyaklarıyla kesintiye uğratıp yabanıl, aksak bir sesi araya sokmuştur. Ahmet Muhip Dıranas’ta “dişi uyak” diye adlandırabileceğimiz bir uyak olgusu daha görülmüştür. Sözü edilen bu uyak türünde orta dizedeki bir sözcük, alt ve üst dizelerle farklı ses ya da ses öbekleriyle uyak kurmaktadır (Balad şiirinde geçen “görüneceksin” sözcüğü, üst dizedeki “dişlerin” sözcüğüyle “in” sesleriyle; alt dizede bulunan “arınacaksın” sözcüğüyle “n” sesiyle uyaklanmıştır. Bakınız s. 35). Dönemi için yeni bir kullanım olan bu durum, Ahmet Muhip’in şiirini zenginleştiren bir ritm olarak karşımıza çıkmaktadır. Dıranas; düz uyak (aaaa; aaab), çapraz uyak (abab) ve sarmal uyak (abba) örgülerinin yanı sıra yeni bir deneme olan “dönüşümlü uyak örgüsü”nü de şiirinde kullanmıştır (abcd, dcba, abcd …). Bu örgü, tekil bir örnek olsa da ilk defa Ahmet Muhip tarafından kullanıldığı için altı çizilmesi gereken bir örnektir. Uyağı oluştururken toplam 1877 sözcükten yararlanmış olan şairimiz, uyaklarının kuruluşunda eylemlerden çok adlardan yararlanmıştır. Bu durum ise kurallı cümle yapısından çok devrik cümleyi kullanmasını gerektirmiş; böylelikle cümle yapılarıyla da farklı ritmler elde etmiştir. 252 uyak çeşidinden kimilerini yineleyerek toplam 1903 uyak kullanmıştır. 1976 dizeden 103’ü uyaksızdır. Ancak bunların yarısından çoğunda redif kullanmayı ihmal etmemiştir. Uyak kurucu ses ve ses öbeklerine baktığımız zaman ünlüler içinde düz ünlülerin (a, e, ı, i); ünsüzler içinde yumuşak ve akıcı ünsüzlerin (k, l, n, z) açık bir üstünlüğünü görürüz.

Ahmet Muhip, şiirinin ritmini oluştururken yalnızca uyak ve ölçüden değil; tekrarlardan da ustaca yararlanmış; böylece şiirinin müzikal yönünü

güçlendirmesini bilmiştir. Dıranas, “süreğen dize”lerle kurduğu anjambmanlarla uyak ve ölçüdeki geleneğin ritmini değiştirmiştir. Divan şiirinde ve halk şiirinde dizeler birer cümlelik iken şairimiz; iki dizeden dokuz dizeye kadar her uzunluktaki şiir cümlesini kullanarak farklı bir ritm, değişik bir ses yakalamıştır. Anjambman tekniğinin şiirimizde belki de ilk olarak, şairin kimi şiirlerinin dil içi çevirisini yaptığı Tevfik Fikret tarafından kullanıldığını belirtmeliyiz. Ahmet Muhip, “Şiirler”de yer alan yüz on üç şiirinde toplam 9.369 sözcük kullanmıştır. Bu toplam, 2.126 sözcüğün değişik sayılarda yinelenmesinden oluşmaktadır. Dıranas’ın sözcük sayısı, toplam sözcük sayısının % 22.7’sidir. Bu oran Ahmet Haşim’de % 23, Tanpınar’da % 34.7’dir. Bu veriler, Ahmet Haşim’in ve Dıranas’ın şiirlerini oluştururken belli sözcükler üzerinde yoğunlaştıklarını ifade etmektedir. Zira Ahmet Muhip, her sözcüğün şiire giremeyeceğine, kimi sözcüklerin şiire daha yatkın olduğuna inanan bir şairdir. Şiirlerde kullanılan sözcük türlerine baktığımızda % 65.1’lik bir oranla ad grubu sözcüklerin başı çektiği görülmektedir. Ad grubunu, % 27.1’lik oranla eylem grubu ve % 8.6’lık oranla edat grubu izlemektedir. Sözcük türlerinin bu dağılımı, Dıranas’ın hareketten çok nesneleri, varlıkları ve onların niteliklerini önemsediği gerçeğini anlatır. Şiirlerinde birbirinden farklı birçok temayı işlemekle birlikte aşk ve doğa temalarının; -hatta kimi zaman bir arada- diğer temalara oranla çok fazla ele alındığı saptanmıştır. Dıranas şiiri aşk ve doğa üzerine kurulmuştur dense yeridir.

Çünkü bu iki temanın, bütüne göre toplam oranı % 38’dir. Bu iki temadan daha az olmak üzere sıklık gösteren kimi temalar; ölüm, hüzün, yaşlılık, sonsuzluk, yaşama sevinci, zaman, yurt ve kahramanlıktır. Dıranas’ta daha çok idealize edilmiş bir aşk ve sevgili vardır. Birkaç şiirindeki sevgili ve kadın figürü hariç, onun şiirine; varlığını sezdiğimiz, ancak bedenini zihnimizde canlandıramadığımız soyut bir sevgili egemendir. Buna bağlı olarak aşk, daha çok romantik boyutuyla anlatılır. Ahmet Muhip’in şiirinde doğa bütün ögeleriyle vardır. Doğanın her bir ögesi şairin ayrı bir sevgisiyle ödüllendirilmiştir. Onun doğayı ele alışındaki yenilik, doğaya bir çeşit panteist tavırla yaklaşmasında yatar. Dağ, özellikle Ağrı; üzerinde çok fazla durulan, düşünülen bir temadır. Hatta dağ, onun şiirinde bir problematik olarak ele alınmıştır. Hayat, ömür, ölüm ve Tanrı hakkında ileri sürülen fikirlerin çoğu dağ motifinin çevresinde

yoğunlaşmaktadır. Hüzün, yaşadığı sürece nasıl şairi adım adım takip etmişse şiirinde de gerek tek başına bir tema olarak gerekse aşkın, doğanın ya da başka temaların içine süzülerek varlığını hep sürdürmüştür. Zira Dıranas şiirinin bir özelliği, aynı şiir içinde farklı temaların yan yana ele alınmasıdır. Ahmet Muhip Dıranas’ı döneminin şairlerinden ayıran bir husus da onun imge kullanımıdır. İmgeleri öylesine kişisel, öylesine gizemlidir ki onun imge ve simgelerini çözmek ayrı bir uğraş gerektirir. İç dünyasını ortaya koyarkan belirsiz imgeleri yeğler. Su, insan, çiçek, kuş, aydınlık ve karanlık kavramlarının imge kurucu öge olarak büyük ağırlıkları vardır. Çokça yinelenen su ve aydınlık kavramlarıyla Dıranas şiiri âdeta ışıktan ibaret hâle gelmiştir. İmgeler yapı

bakımından, gemi, put, salıncak, saray gibi kültür ögelerinden çok; ada, deniz, gül, kuş, ışık gibi doğal ögelerle kurulmuştur. İmgelerinin bir kısmında “Pegasos” (kanatlı at), “Seirenler” (denizkızları), “Narkissos” (nergis) gibi Yunan mitolojisine göndermeler vardır. Bu ve buna benzer izdüşümler elbette Dıranas şiirini zenginleştirmektedir. Dağ, Dıranas’ta çok sık kullanılan bir imge olarak özgürlüğü, sonsuzluğu ifade eder. Oda, ayna, bohça bellek olarak imgeleştirilir. Bulutlar, uzaklara özlemi, özgürlüğü, başıboşluğu temsil eder. Yaşlılıkla Dıranas’ta zaman, ölümü de yaşamı da içine alması bakımından altı çizilecek bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dıranas; ısrarla hece ölçüsünü kullanmakla birlikte gelenekte pek itibar edilmeyen hece kalıplarını kullanarak, geleneğin çok fazla kullandığı durakları bir kenara bırakarak; alışılmış uyak çeşitlerinin yanı sıra “kulak uyağı” gibi, “dişi uyak” gibi, “yürüyen uyak örgüsü” gibi şiirimizde ya çok kullanılmayan ya da ilk defa kullanılan uygulamalara yer vererek; anjambman tekniği ile uzun şiir cümlelerini kırarak kendine özgü bir ses ve ritm yakalamıştır. Onun Türk şiirinde estirdiği değişim havası, aynı zamanda hece şiiri için bir “dönüşüm”dür de. Sözcük seçimindeki titizlik ve özen, sözcük dağarcığı, şiirini etrafında yoğunlaştırdığı belli temalar, yeğlediği imgeler ve onları kurma biçimleri Ahmet Muhip’e özgü bir üslûbun ve estetiğin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Biçim ve içerikle ilgili anılan bu özellikler, özel bir şiiri doğurmakla kalmamış; aynı zamanda saf şiir anlayışının birkaç şairinden biri olarak Ahmet Muhip Dıranas’a hem Cumhuriyet dönemi Türk şiiri içinde hem de Türk şiirinin genel tarihi içinde saygın ve özel bir yer sağlamıştır.

KAYNAKÇA Ağaoğlu, Samet (1978). İlk Köşe, Ankara: (?) Akengin, Yahya (1990). Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirinde Tabiat, Millî Kültür dergisi, Sayı: 73, s. 28-29. Aksal, Sabahattin Kudret (1975). Dıranas İçin, Varlık, Sayı: 808, s. 6. Aktaş, Şerif (2002). Yenileşme Dönemi Türk Şiiri ve Antolojisi 2 Ankara: Akçağ Basım Yayım. Akyüz, Kenan (1958). Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, Ankara: Doğuş Matbaası. Alkan, Erdoğan (1995). Şiir Sanatı, İstanbul: Yön. Anabritannica (1994). Dıranas, Ahmet Muhip, Cilt: 10, s. 109. 1920-1940,

Anday, Melih Cevdet (1980). Bir Ozan Öldü, Cumhuriyet gazetesi, 27 Haziran, s. 2. Ayvazoğlu, Beşir (1996). Defterimde 40 Suret, İstanbul: Ötüken Neşriyat. Bakırcıoğlu, Ziya (1980). Sonsuzluğa, Hisar dergisi, Sayı: 274, s. 6-8. Baranus, Osman Numan (1976). Dıranas’ın Özünleri, Türk Dili, Sayı: 294, s. 189195. Baudelaire, Charles (1941). Şen Ölü (Le Mort Joyeux), Çev. A. Muhip Dıranas, Tercüme dergisi, Cilt: 2, Sayı: 8, s. 54-55. –––––––––––––––––– (1941). Düşman (L’ennemi), Çev. A. Muhip Dıranas, Tercüme dergisi, Cilt: 2, Sayı: 8, s. 54-55. Bayrav, Süheylâ (1998). Yapısal Dilbilim, İstanbul: Multilingual. Behramoğlu, Ataol (2001). Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi, C. I, 6. basım, İstanbul: Sosyal Yayınlar. Beyatlı, Yahya Kemal (1974). Kendi Gök Kubbemiz, 5. basım, İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti Cemal Süreya (1992). Aydınlık Yazıları / Paçal, İstanbul: Kaynak Yayınları. Çetin, Özden (1993 A). Büyük Bir Şairle Elli Yıl -Eşi Münire Dıranas, Ahmet Muhip Dıranas’ı Anlatıyor-, Sabah gazetesi, 3 Nisan, s. 18. –––––––––––––––––– (1993 B). Büyük Bir Şairle Elli Yıl -Eşi Münire Dıranas, Ahmet Muhip Dıranas’ı Anlatıyor-, Sabah gazetesi, 8 Nisan, s. 18. Çınarlı, Mehmet (1980). Ahmet Muhip Dıranas, Hisar dergisi, Sayı: 273, s. 5-10. Dıranas, Ahmet Muhip (1951). Rêve (Rüya), Çev. Nimet Borovalı, Tercüme dergisi, Cilt: 9, Sayı: 52, s. 228-229. –––––––––––––––––– (1966). Serenade (Serenad), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, s. 84-85.

–––––––––––––––––– (1966). Angoisse Interminable (Bitmez Tükenmez İç Sıkıntısı), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, s. 84-85. –––––––––––––––––– (1966). Salut (Selâm), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, s. 86-87. –––––––––––––––––– (1971). Have And Have Not (Var-Yok), Çev. Talât Sait Halman, Hisar dergisi, S. 87, Mart 1971, s. 20. –––––––––––––––––– (1974). Şiirler, Çev. Talât Sait Halman, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları. –––––––––––––––––– (1974). Oblivion (Olvido), Çev. Talât Sait Halman, Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 84-87. –––––––––––––––––– (1975). Sailing On And On (Ve Böyle Biteviye), Çev. Talât Sait Halman, Hisar dergisi, S. 141, Eylül 1975, s. 22. –––––––––––––––––– (1980). Foam (Köpük), Çev. Talât Sait Halman, Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 88-89. –––––––––––––––––– (1980). Afyon, Milliyet Sanat, Yeni Dizi: 7, s. 53. –––––––––––––––––– (1982). Her Şairin Sonu, Türk Kültürü, Sayı: 227. –––––––––––––––––– (1995). Oyunlar (Gölgeler-Çıkmaz-Finten), İstanbul: Adam Yayınları. –––––––––––––––––– (2000 A). Şiirler, 3. basım, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. –––––––––––––––––– (2000 B). Yazılar -Toplu Yazıları-, İstanbul: Yapı Kredi Y. Dıranas, Münire (1990). “Sanatçının Kaderi”, 1. Ahmet Muhip Dıranas Sempozyumu (21 Haziran 1989), Sinop: Sinop Valiliği Yayını. Doğan, Ayhan (1956 A). Ahmet Muhip Dıranas I, Türk Sanatı, Sayı: 48, s. 4-5. –––––––––––––––––– (1956 B). Ahmet Muhip Dıranas III, Türk Sanatı, Sayı: 51, s. 4-5.

Doğan, Mehmet H. (1998). Şiirde Yeni Açılımlar (Hececiler, Öz Şiirciler, Serbestçiler), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Sempozyumu, Ankara:

Edebiyatçılar Derneği. Eliot, Thomas Stearns (1983). Edebiyat Üzerine Düşünceler, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Engin, Sabahattin (1980). Ahmet Muhip Dıranas ve “Ağrı”, Hisar dergisi, Sayı: 275, s. 25-27. Enginün, İnci (1992). “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri”, Türk Şiiri Özel Sayısı IV (Çağdaş Türk Şiiri), Türk Dili, Sayı: 481-482, s. 565-615. –––––––––––––––––– (2001). Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, İstanbul: Dergâh Yayınları. Ercilasun, Bilge (1990 A). “Muhteva Bakımından Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirleri”, I. Ahmet Muhip Dıranas Sempozyumu (21 Haziran 1989), Sinop: Sinop Valiliği Yayını. –––––––––––––––––– (1990 B). Muhteva Bakımından Ahmet Muhip Dıranas’ın Şiirleri, Millî Kültür, Sayı: 73, s. 30-32. Erhat, Azra (1997). Mitoloji Sözlüğü, 7. basım, İstanbul: Remzi Kitap Evi. Fethi Naci (1994). Ahmet Muhip Dıranas’ın Yazıları, Adam Sanat, Sayı: 107, s. 1319. Geçer, İlhan (1974). Hamit Macit Üzerine Ahmet Muhip’le Bir Konuşma, Hisar dergisi, S. 124, Nisan 1974, s. 14-15. –––––––––––––––––– (1981). Şiirimizin Ustalarından Ahmet Muhip Dıranas, Millî Kültür, Sayı: 9, s. 20-22. Gözler, H. Fethi (1981). Yunus’tan Bugüne Türk Şiiri, İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitap Evleri.

Hacıtahiroğlu, Abdullah Öztemiz (1972). Mesnevî (ve) Mevlânâ, İstanbul: Ötüken Yayın Evi. Kabaklı, Ahmet (1966). Türk Edebiyatı, C. 3, İstanbul: Türkiye Yayın Evi. Kaplan, Mehmet (1974). Dıranas’ın Şiirleri, Hisar dergisi, Sayı: 130, s. 5-6. –––––––––––––––––– (1980). Ayrılış, Hisar dergisi, Sayı: 273, s. 3-4. –––––––––––––––––– (1990). Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Ankara: Kültür Bakanlığı. Karaalioğlu, Seyit Kemal (1986). Resimli Motifli Türk Edebiyatı Tarihi 5 (Çağdaş Edebiyat), İstanbul: İnkılâp Kitap Evi. Kerman, Zeynep (1992). Tanpınar’ın Mektupları, 2. basım, İstanbul: Dergâh Yayınları. Kırcı, Mustafa (1997). Ahmet Muhip Dıranas Hayatı, Fikirleri, His Dünyası, Ankara: Akçağ Yayınları. Köklügiller, Ahmet (1980). Ahmet Muhip Dıranas, Varlık, Sayı: 875, s. 4. Külebi, Cahit (1999). İçi Sevda Yolculuk, 2. basım, İstanbul: Adam Yayınları. Kurdakul, Şükran (1992). Çağdaş Türk Edebiyatı 3, Cumhuriyet Dönemi / 1 -Şiir-, Ankara: Bilgi Yayın Evi. Moran, Berna (2000). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, 3. basım, İstanbul: İletişim Yayınları. Mutluay, Rauf (1977). Bende Yaşayanlar, İstanbul: İş Bankası Yayınları. Necatigil, Behçet (1980). Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul: Varlık Yayınları. Ocaktan, Mehmet (1990). Dıranas’ı Nerede Aramalı, Yönelişler, Sayı: 49, s. 39-40. Oktay, Ahmet (1993). Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı 1923-1950, Ankara: Kültür Bakanlığı.

Ozansoy, Halit Fahri (1970). Edebiyatçılar Çevremde, Ankara: Sümerbank Kültür Yayınları. Öz, Erdal (1980). Dıranas’la 1962 Yılında, Milliyet Sanat, Yeni Dizi: 7, s. 47-55. Özcan, Hidayet (2001). 1901-1935 Yılları Arasında Gelişen Türk Şiiri, Hece dergisi, Türk Şiiri Özel Sayısı, Sayı: 53-55, s. 65-73. Özdemir, Emin (1980). Türk ve Dünya Edebiyatı, Ankara: A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları. Öztop, Şener (1986). Ahmet Muhip Dıranas Üzerine Sohbet, Türk Edebiyatı, Sayı: 157, s. 63-67. –––––––––––––––––– (1988). Ahmet Muhip Dıranas’ı Anmak, Türk Edebiyatı, Sayı: 178, s. 51-54. Parla, Jale (2001). Don Kişot’tan Bugüne Roman, 3. basım, İstanbul. Pastoureau, Michel (2005). Mavi, Bir Rengin Tarihi, Çev. İnci Malak Uysal, Ankara: İmge. Sazyek, Hakan (1999). Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Garip Hareketi, 2. basım, Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Sinop Valiliği (1990). 1. Ahmet Muhip Dıranas Sempozyumu (21 Haziran 1989), kitapçık- , Sinop: Sinop Valiliği Yayını. Tanpınar, Ahmet Hamdi (1994). Beşşehir, İstanbul: MEB Yayınları. –––––––––––––––––– (2000). Edebiyat Üzerine Makaleler, hzl. Zeynep Kerman, 6. basım, İstanbul: Dergâh Yayınları. –––––––––––––––––– (2002). Türk Edebiyatında Cereyanlar, Türkler, C. 18, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. Tekin, Talât (1986). İslâm Öncesi Türk Şiiri, Türk Dili, Sayı: 409, s. 3-42.

Tevfikoğlu, Muhtar (1990). “Ahmet Muhip Dıranas Üzerine”, 1. Ahmet Muhip Dıranas Sempozyumu (21 Haziran 1989), Sinop: Sinop Valiliği Yayını. Tuncer, Hüseyin (1996). Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı I, İzmir: Kanyılmaz Mat. Turinay, Necmettin (1990). “Haşim «Sosyal Şiir» ve Dıranas”, I. Ahmet Muhip Dıranas Sempozyumu (21 Haziran 1989), Sinop: Sinop Valiliği Yayını. Uyar, Turgut (1983). Bir Şiirden, İstanbul: Ada Yayınları. Ünlü, Mahir; Özcan, Ömer (1988). 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı 2 (1923-1940), İstanbul: İnkılâp Kitap Evi. Yaşın, Mehmet (2002). Kozmopoetika, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Yıldız, Saadettin (1997). Arif Nihat Asya’nın Şiir Dünyası, İstanbul: MEB Yayınları.

EKLER

1. A. Muhip Dıranas’ın Yabancı Dillere Çevrilmiş Şiirleri 1.1. İngilizceye Çevrilmiş Şiirleri 1.2. Fransızcaya Çevrilmiş Şiirleri 2. A. Muhip Dıranas’ın Yabancı Dillerden Çevirdiği Şiirler 3. A. Muhip Dıranas’ın Kitabına Girmemiş Şiirleri 4. A. Muhip Dıranas’ın Şiirlerinin Yayın Tarihleri

1. A. MUHİP DIRANAS’IN YABANCI DİLLERE ÇEVRİLMİŞ ŞİİRLERİ 1.1. İngilizceye Çevrilmiş Şiirleri

HAVE AND HAVE NOT (VAR-YOK*)

Two trees by an odd creek that flows alone Stand young strong full-grown; They have something to say, they do, and yet, Dead or alive, they always keep quiet.

After sunset, under the stars, see the way The trees sway, Whatever they have to hold back or declare, Dead or alive, it is all laid bare.

By the creek two desolate trees stand Pegged on to the ground; They have something to say, they do, and yet, Dead or alive, they have said it or not.

Çeviren: Talât Sait Halman (Hisar, S. 87, Mart 1971, s. 20) * Şiirler kitabında “İki Yalnız Ağaç” adıyla yayımlanmıştır (s. 201-202). SAILING ON AND ON (VE BÖYLE BİTEVİYE)

Time must be running short, -With a shudder in my heart I say:Time must be running short.

In an uncertain climate -At my window I often sit Vaiting for the daySpring might break out.

I have boarded a galleon -And sailing on and on I go awaySomewhere there must be a port.

Çeviren: Talât Sait Halman (Hisar, S. 141, Eylül 1975, s. 22)

OBLIVION (OLVİDO)

Twilight hours are always gruff and gory; When the day departs beyond its glory, Loneliness attacks and souls surrender As colors and shriek in the garden; Then a hand unloads our heavy burden Of dark despair that smells of lavender. Twilight hours are always gruff and gory.

Remorse assaults like waves that beat the shore To force and fell oblivion’s brass door; An arrow-riddled soul, without hope, dies. Your’e home where you first saw the light of day Whose lamps and stairs now watch and ward your stay As cradles creak with muffled lullabies: Loved ones are lost or dead and hearts are sore.

So lovely is mute love in his true heart That the poet cuts his flaming lines short; With shutters now swung open on the breeze, The smell of rain along the rising sun,

The cloud at rest, the bird in gliht or gone, The rock you pick to eat your bread and cheese All come alive, for love invades your heart.

At summer’s end young lovers drift away Like girls in clusters in a dance of joy; Dragged along with the fugitive moonlight From lonely gardens of dead foliage, The merry skirts of some mad bygone age Condemn the weary ben to dreary night, Then again they flutters, woo and play coy. Deceived by false promises, the flower Waits in vain for her eternal lover Where spring will never dote upon the steppes. Now delusion sings life’s loveliest song. Give in! Forget that winter has come along Or that snow covers the lonely footsteps. Flowers dropped by lovers are gone forever.

Through twigs that sway or stir or twitter

You appear and vanish like a glitter. What is it you want of me at twilight? O woman dark and grim, without a smile, Looms deadthless in love’s mirror all the while. Fierce memories prey on my mind tonight As you stalk the trees that cringe and flutter.

Come oblivion, come shut your window. The oceon drags me into its depths now; Drowning my world in its dark destiny. Where old loves and wild adventures languish Hearts are sore again, aflame with anguish. Oblivion, unfurl your mihgt on me, Redeem me from all this pain and sorrow

Çeviren: Talât Sait Halman (Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 84-87; Hisar, S. 127, Temmuz 1974, s. 25) FOAM (KÖPÜK)

Our revels now are ended, and joy fades away; Eternal girls become mothers at the end of day. Don’t look in the mirrors: they breed cruelty, Plunge your mind into the everlasting sea; And if some day you recall my face and my hove, Then I could strip you naked like a dove. Now in the ship’s wake and its age-old foam Towards the sea’s fathomless tepths I roam.

Çeviren: Talât Sait Halman (Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 88-89; Hisar, S. 273, Ağustos 1980, s. 12)

1.2. Fransızcaya Çevrilmiş Şiirleri

RÊVE (RÜYA)

Les roses de ma table m’omnt inspiré ce rêve… Les remeaux bourgeonnaient, on était au printemps, On était au printemps, dans un pays étrange, Et sur un cheval brun, je galopais au vent.

Un palais m’attendait, c’était un grand palais, Avec une rivière d’argent tout autour. Ensuite, des légions d’affamés défilèrent, Et puis mes esclaves, et enfin mes armées.

Puis je vis une tente, faite de laine drue: Une hache sanglante y projeta som ombre, La tête du héros roula comme un soleil, Et ce que j’éprouvais n’était pas de la peur.

Un train courait, courait vers les plaines immenses, M’emportant, je ne sais en quels lieux inconnus.

Mon dernier espoir était en une colombe, Qui fût venue vers moi des rives de la mort.

Puis je me vis enfant, tout auprès de ma mère: Des lignes apparurent, soudain sur son visage. Puis, au bord des flots, me trouvais à genoux Le visage effleuré par la brise marine.

Çeviren: Nimet Borovalı (Tercüme, Cilt: 9, Sayı: 52, Mayıs 1951, s. 229)

SERENADE (SERENAD)

Jette-moi une rose de ta fenétre verte Que mon coeur se remplisse de clarté Comine une saison me voilà devant ta porte Des nuages dans mes yeux, sur mes cheveux des roséses.

Tu es une rose éclose en mille pétales De mon amour je t’apporte le printemps vert Je t’apporte des chansons des climats lointains Dont j’ai traversé les routes en poussiéres.

La tige se courbe sous le bouton lourd Qui frissonne la voilà en cristallines gouttelettes Pour toi l’éther s’infiltrant des branches Pour toi lle lis, le jasmin, la violette.

C’est un gazouillement qui sort de tes lévres Tes yeux, des narcisses ouverts dans les miens; L’aube, frémissant sur des acacias violets, D’un baiser de tes lévres ne différe en rien.

Quand tu me jettera sune rose de ta fenêtre

Mon coeur se remplira de clarté Comme une saison me voilà qui passe devant ta porte Des nuages dans mes yeux, sur mes cheveux des rosées.

Çeviren: Tahsin Saraç (Tercüme, Cilt: 18, Sayı: 86, Nisan-Haziran 1966, s. 85)

ANGOISSE INTERMİNABLE (BİTMEZ TÜKENMEZ İÇ SIKINTISI)

Dans le cocur un poignard planté éternellement Vides, toutes les coupes où se tendent les mains Courir aux fenêtres; à quoi bon, en vain Toujours le même soleil noir au firmament.

Le même soleil noir, le même noir Toujours la même soif, la même course, la même C’est toujours la même histoire, le même refrain, la même chose Toujours la même, la même, la même!..

Çeviren: Tahsin Saraç (Tercüme, Cilt: 18, Sayı: 86, Nisan-Haziran 1966, s. 85)

SALUT (SELÂM)

Les oiseaux de lumière d’un crépucscule du soir

Volent dans l’air d’un immmobile instant Au point où la nuit se fusionne avec le jour Se fait alors entendre la musique de tes pans.

On dirait qu’un âge d’or déploie ses ailes roses Sur mon horizon, tout mais tout largement C’est la beauté de la vie et de la mort qui commence Et le poème va chanter ses victories maintenant.

Salut, du jardin lumineux de l’infini Salut, au delà des années et des années Au plus aimé, au meilleur, au plus beau Dont le souvenir remplit le coueur en mille clartés.

J’ai le coeur près de retrouver un temps passé Ne tarderont pas à s’achever les rêves à l’abandon O mémoire, allaite-moi à ton sein fertile O printemps, verse tes couleurs riches à mon horizon.

Coulant encore une fois à grande eau, ces fontaines Vont-elles remplir par hasard cette coupe que l’on tend? Et les nuits aux lèvres débordant de baisers S’approchent, en dévoilant mon rêve graduellement,

Et ces chimères-là des soirs de pourpres

Les temps dont les beautés laissent insatisfait Les rêves de braise à l’oreiller d’un adolescent Les instants morts un jour dans notre coeur à jamais.

Au plus beau, au meilleur, au plus aimé Dont le souvenir remplit le coeur en mille clartés Salut, du jardin lumineux de l’infini Salut, au delà des années et des années.

Çeviren: Tahsin Saraç (Tercüme, Cilt: 18, Sayı: 86, Nisan-Haziran 1966, s. 87)

2. A. MUHİP DIRANAS’IN YABANCI DİLLERDEN ÇEVİRDİĞİ ŞİİRLER

ŞEN ÖLÜ (LE MORT JOYEUX)

Kendim bir çukur kazmak istiyorum bir yanda, Sümüklüböcek dolu cıvık bir toprakta ki, Yayıp rahatça kocamış kemiklerimi Uyuyayım, denizde balık gibi, nisyanda.

Vesiyetten de nefret ederim, mezardan da; Âlemden gözyaşı dilenmekten daha iyi, Kargaları çağırıp emdirmek iliklerimi İğrenç gövdemin her ucundan, yaşarken daha.

Bakın, önünüzde hür ve memnun bir ölü var; Ey kurtlar! kulaksız ve gözsüz kara yoldaşlar, Filozof hovardalar, çürüntüler âlemi,

Haydi, keder etmeden gezin şu harabemi, Ve deyin bana, var mı daha başka işkence Bu kart ve ölüler içinde ölü cesede!

Charles Baudelaire (Tercüme, Cilt: 2, Sayı: 8, Temmuz 1941, s. 121) DÜŞMAN (L’ENNEMİ)

Gençliğim bir karanlık fırtına oldu, Birkaç yerinde parlak güneşler açan;

Öyle harap çıktım ki bu fırtınadan, Bahçemde kızarmış tek tük meyve kaldı.

İşte fikirlerin güzüne ulaştım, Suyun mezarlar gibi çukur açtığı. Sel basmış toprakları durmayıp gayrı, Kürekler, tırmıklarla onarmam lâzım.

Boy atacak mı, sırrî gıdayı bulup, Hayal ettiğim yeni çiçekler acap Bu kumsal gibi yıkanmış topraklardan?

– Ey acı! ey acı! Zaman ömrü yiyor Ve kalmizi kemiren sinsi düşman Kaybettiğimiz kanla şişip büyüyor!

Charles Baudelaire (Tercüme, Cilt: 2, Sayı: 8, Temmuz 1941, s. 127)

3. A. MUHİP DIRANAS’IN KİTABINA GİRMEMİŞ ŞİİRLERİ

AFYON

Keder beni ne zaman bir deniz gibi sarsa Ne zaman zehir aksa içimde her damardan İçerim bir teviye, boğulmaktansa yasa Sararak cigaramı cebimdeki esrardan.

Korkarımdır sedirinde gömülerek atlasa Çubuk çeken bir Çinli gibi pıtırtılarla Her nefeste bir parça daha uçarken tasa Büyük şatolarımı yükseltirim buhardan.

Ruhum bir kartal gibi esîr üstünde yüzer İri kanatlarımı akik renkli güneşler Elmas uçurumların üzerinde sürürüm

Görürüm tüllerinden sıyrılan bir kadını Aşkı bilmeyen hoyrat sevgilimin görürüm O zaman kollarımda bana tapındığını.

(Milliyet Sanat, Yeni Dizi: 7, Ağustos 1980, s. 53)

Her Şairin Sonu*

Her şairin sonu bu: Filozofluk, Ölüm üstüne uslu deyişler

Gerçek odur ki yol bitti. Eğer Dinlenmek istiyorsan: İşte koltuk.

(Türk Kültürü, Mart 1982, Sayı: 227)

* Son şiiri olup 20 Kasım 1978’de yazılmış ve Türk Kültürü dergisinin 227. sayısında Mart 1982’de yayımlanmıştır. 4. A. MUHİP DIRANAS’IN ŞİİRLERİNİN YAYIN TARİHLERİ

Bir Kadına, Millî Mecmua, 15 Eylül 1926.

Köpek Ulumaları I, Benim Arkamdan, Serveti Fünûn, C. 64, 4 Teşrini Evvel 1928, s. 203. Köpek Ulumaları II, Cenaze Bekleyen, Serveti Fünûn, C. 64, 4 Teşrini Evvel 1928, s. 203. Hatıra, Varlık, Sayı: 1, 15 Temmuz 1933, s. 9. Bulutlar, Varlık, Sayı: 2, 1 Ağustos 1933, s. 21. Denizi Özleyen Çocuklar, Varlık, Sayı: 3, 15 Ağustos 1933, s. 43. Portre, Varlık, Sayı: 6, 1 Ekim 1933, s. 86. Kargalar, Varlık, Sayı: 7, 15 Ekim 1933, s. 103. Ve Böyle Biteviye, Varlık, Sayı: 9, 15 Kasım 1933, s. 133 Serenat, Varlık, Sayı: 18, 1 Nisan 1934, s. 12. Ayışığı, Varlık, Sayı: 20, 1 Mayıs 1934, s. 312. Ayrılış, Varlık, Sayı: 27, 15 Ağustos 1934, s. 39. Aydınlıklar, Varlık, Sayı: 28, 1 Eylül 1934, s. 55. Tamamlanmamış Portreler I, Varlık, Sayı: 29, 15 Eylül 1934, s. 67. Peyzaj, Varlık, Sayı: 30, 1 Ekim 1934, s. 83. Selâm, Varlık, Sayı: 31, 15 Ekim 1934, s. 101. Serçeler, Varlık, Sayı: 38, 1 Şubat 1935, s. 210. Fahriye Abla, Varlık, Sayı: 39, 15 Şubat 1935, s. 229. Rüya, Varlık, Sayı: 51, 15 Ağustos 1935, s. 35. Adamlar, Varlık, Sayı: 53, 15 Eylül 1935, s. 71. Sesler, Varlık, Sayı: 54, 1 Ekim 1935, s. 81. Gece, Ağaç, Sayı: 13, 27 Haziran 1936, s. 6. Köpük, Varlık, Sayı: 200, 1 Kasım 1941, s. 177. Dağdan Aşağı, Varlık, Sayı: 317, Aralık 1946, s. 3.

Her Günkü Şarkı, Varlık, Sayı: 319, 1 Şubat 1947, s. 4. Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı, Varlık, Sayı: 330, 1 Ocak 1948, s. 3. Devri Dilârayı Cumhuriyet I-II, Varlık, Sayı: 343, 1 Şubat 1949, s. 3. Rêve (Rüya), Çev. Nimet Borovalı, Tercüme dergisi, Cilt: 9, Sayı: 52, Mayıs 1951, s.229. Testi, Hisar, Sayı: 6, Haziran 1964, s. 5. Yağmur, Gül ve Eller, Hisar, Sayı: 9, Eylül 1964, s. 5. Oblivion (Olvido), Çev. T.S. Halman, Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 84-87. Sailing On and On (Ve Böyle Biteviye), Çev. T.S. Halman, Hisar, S. 141, Eylül 1975, s. 22. Foam (Köpük), Çev. T.S. Halman, Tercüme dergisi, C. 17, S. 83, Temmuz-Eylül 1965, s. 88-89. Bir Zamandı, Hisar, Sayı: 26, Şubat 1966, s. 5. Gün Ucunda, Parçalar, Hisar, Sayı: 28, Nisan 1966, s. 5. Serenade (Serenad), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, NisanHaziran 1966, s. 85. Angoisse Interminable (Bitmez Tükenmez İç Sıkıntısı), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, Nisan-Haziran 1966, s. 85. Salut (Selâm), Çev. Tahsin Saraç, Tercüme dergisi, Cilt: 18, Sayı: 86, Nisan-Haziran 1966, s. 87. Have and Have Not (Var-Yok), Çev. T. S. Halman, Hisar, S. 87, Mart 1971, s. 20. Afyon, Milliyet Sanat, Yeni Dizi: 7, Ağustos 1980, s. 53. Her Şairin Sonu, Türk Kültürü, Mart 1982, Sayı: 227.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->